Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Hal ·

Sekir ve sahv halleri

Bir şatahat vardır ki. Söyleyen bunu söylerken bakın söyleyen bunu söylerken doğru bir noktada söyler doğrusunu hakikattir. O söyledi. O zaman onun şatiyesi hakikat olmuş olur onu şatiyesi hakikat old...


Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde sekir ile sahv hâlleri arasındaki ince farkı tafsîl eder: bir şathiyye vardır ki söyleyen bunu söylerken doğru bir noktada söyler, doğrusunu söyler, hakîkattir; o söyleniyse onun şathiyyesi hakîkat olmuş olur, hakîkat olduğunda da o sekir hâli değildir — söylenen sözde hakîkat var ise, o hakîkat noktasından konuştuysa bize sekirmiş gibi gelir ama o şathiyye doğrudur, ya'nî hakîkattir. Buna delîl Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinin «Ene seyyidü veledi Âdem» (Ben Âdemoğullarının efendisiyim) demesidir; baktığımız zaman buna bir şathiyyeymiş gibi görünebilir bazılarına, ama hakîkatte doğrudur — bu fikrî bir sekir değil, ilâhî hakîkat noktasında bir sekir hâlidir. Çünki peygamberlerin üzerindeki sekir hayretin üzerine dayalıdır; Resûli Ekrem efendimizin: «Yâ Rabbî, bana eşyânın hakîkatini bildir; benim hayretimi artır» duâsı bu manâdadır. Bu hâlin zıttı sahv hâlidir — aklı yerinde olmak. Bu peygamberlere ve mürşidi kâmillere âiddir; mürşidi kâmiller sahv hâlinde insanların içerisinde yaşar, çünki onlar ölçüdür. Hakîkate uymayan sözler söyleyenler henüz mürşidi kâmil olmamış, kemâle ermemiş kimselerdir — meczûplardır; din öğretme noktasında etkiliyetkili değildirler. Toplum bu tip hâlleri sevdiğinden, hevâ-heveslere hoş geldiğinden, böyle sekir hâli yaşayan insânlara meylederler; onlar da bu meylin câzibesine kapılıp yalanyanlış sekir hâli gösterirler. Bu sohbet hakîkat noktasından söylenen sahîh sekir, mürşidi kâmilin sahv hâli, edebsiz şathiyyâta düşen meczûpların yetkisizliği, ve sûfîliğin boş atma değil hakîkat işi olması bahisleri ile tafsîl olunur.

Sekir ve Sahv: Hakîkat Noktasındaki Şathiyye

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bir şathiyye vardır ki söyleyen bunu söylerken doğru bir noktada söyler, doğrusunu söyler, hakîkattir; o söyledi, o zaman onun şathiyyesi hakîkat olmuş olur. Onun şathiyyesi hakîkat olduğunda o sekir hâli değildir; söylenen sözde hakîkati var ise, o hakîkat noktasından konuştuysa bize sekirmiş gibi gelir, ve'yâhud da bize öyle gelebilir; ama o şathiyye doğrudur, ya'nî hakîkattir. Buna ölçüdelîl Hazreti Peygamber sav hazretlerinin «Ben benî Âdem'in efendisiyim» demesi gibi. Şimdi baktığımız zaman buna biz bir şathiyyeymiş gibi görünebilir bazılarına; ama bu hakîkatte doğru mudur? Evet, hakîkatte doğru olduğu zaman o zaman bu fikrî hâlinde söylenmiş bir söz olmuyor; bu sekir hâli aslında ilâhî hakîkat noktasında bir sekir hâli oluyor. Ya'nî bu gelip geçici bir fikir hâli olmuyor.

Peygamberlerin Sekri Hayrete Dayanır: «Hayretimi Artır» Duâsı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: çünki peygamberlerin üzerindeki sekir hâli hayretin üzerine dayalıdır. Hani Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinin duâ edip «Yâ Rabbî, bana eşyânın hakîkatini bildir; benim hayretimi artır» demesi bu manâdadır — ya'nî benim hayretimi artır, ya'nî benim sekir hâlimi hiç kesme, ben öylesine sekir hâlinde hakîkatinin içerisinde yüzmek istiyorum, Senin hakîkatinden hiç dışarı çıkmak istemiyorum; beni öyle bir hâle getir ki Senin hakîkat dâirenin dışına hiç çıkmayayım, ben hiç tâbîri câizse ayılmayayım, bakın hiç ayılmayayım. O yüzden bu fikir hâlinin zıttı ne olmuş oluyor? Bu sekir hâlinin zıttı da Allâh bizi affetsin sahv hâli oluyor.

Sahv Hâli: Mürşidi Kâmilin Aklı Yerinde Olması

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: sahv aklı yerinde olmak; sahv hâli aklı yerinde olmak, ya'nî o kimsenin her ne yaparsa aklı yerinde yapması; o sekir hâlinde de olsa aklı yerinde. Bu kimlere âid? Bu peygamberlere âid, bu mürşidi kâmillere âid; ancak mürşidi kâmiller o sahv hâlinde yaşar insanların içerisinde, çünki onlar ölçüdür. Nasıl peygamberler ölçü ise — peygamberler ölçü ise — mürşidi kâmiller de ölçüdür, çünki insanlar onlardan dîn öğrenirler. Nasıl insanlar dîni peygamberlerden öğrendilerse, ve peygamberlerin hâlleri hakîkat ise, söyledikleri her şey hakîkat ise; mürşidi kâmillerin de hâlleri (peygamberle yarıştırmak değil bu, onlarla eşdeğerde tutmak değil — dîn öğrettikleri için) onların da sekir hâlleri sahv hâlidir, ya'nî hakîkattir.

Meczûplar: Henüz Kemâle Ermemiş, Yetki Sâhibi Değildir

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: hakîkate uymayan sözleri söyleyenler henüz daha mürşidi kâmil olmamışlar, kemâle ermemiş olanlardır. Çünki kemâle ermemiş, biz onlara meczûb deriz ya, kemâle ermemiş meczûblar; bu manâda dîn öğretmen noktasında etkili ve yetkili değillerdir. Ama toplum bu tip hâlleri sevdiğinden, nefislerine hoş geldiğinden, hevâ-heveslerine hoş geldiğinden, böyle sekir hâli yaşayan insanlara onlara karşı meylederler; onlar da bu meylin câzibesine kapılıp yalanyanlış sekir hâli gösterirler. Onların sekir hâlleri aslâ ve aslâ hakîkat değildir, ve'yâhud da onların şathiyyâtları da hakîkat değildir; ama onlar bu yaptıkları şathiyyâtla ne yaparlar? Etrâflarına insanları toplarlar; etrâflarına insanları toplayaraktan onlara şatâfatvâri sözler söyleyerekten, uçukkaçık sözler söyleyerekten etrâflarındaki insanlara kendilerinin çok erdemli olduğunu söylerler.

Dergâh İçinde Sirâyet: «Şeyh Efendi Dese Yapar mıyım?» Edebsizliği

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir terbiye kâidesini tafsîl eder: bu bizim dergâhımızda da bizim bazı kardeşlerin içerisine de sirâyet eder. Ya'nî işte «O şeyhi çok seviyor, çok sevdiğinden dolayı böyle şatahatvâri sözler söyler: Sen ne dese yapar mısın? Yaparsın. Şunu da yap dese yapar mısın? Ben yaparım, sen yapar mısın?» Ve edebsiz! Sen şeyhinin ağzından böyle bir söz duydun mu da sen kalkıp da: «Şeyh Efendi böyle dese yapar mısın? Yaparım» deyip de şathiyyevâri laf söyleyerekten etrâfındaki insanlara, yola karşı laf getiriyorsun. Sen şeyhinin ağzından duydun mu? Sen bir de şeyhinin şeyhini de duymuş insânsın; şeyhinin şeyhini de duydun, şeyhinin şeyhinin de sohbetlerine katıldın; onun ağzından böyle şatahatvâri edebsiz sözler duydun mu ki sen etrâfına bunları söylüyorsun? İşte bu şatahatvâri sözler değil, bunlar nefsi hayvâninin sözleridir. Nefsi hayvâniye uyarsa insân, haddini aşar, hukûkunu aşar, hudûdunu aşar, şehvetine kurbân olur, ve şehvetinin peşine düşer; ve kendince de bunu dervîşlik zanneder.

Müridân İçin Şathiyye-Vâri Söz Söylemek Yetkisi Yoktur

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: yol Kur'ân ve Sünnettir. Her nereye bakarsan bak, her ne iş yaparsan yap, senin sözlerinhâlinhareketin Kur'ân ve Sünnete uymak zorundadır. Nasıl Peygamber sav hazretleri ümmetine bu tip şatahatvâri sözler söylemediyse, bu tip şatahatvâri işlerle iştigal etmediyse, hiçbir ümmet, hiç bir sûfî, hiçbir mürşid bu tip edebsiz şatahatvârî bunları kullanamaz, bunları yapamaz. Yapıyorsa o kimsenin manevî bağı kesilir; söylüyorsa onun manevî bağı yoktur hakîkatte. Çünki şathiyyevâri sözler, şathiyyevâri sözler müridân için konuşulmaması gereken sözlerdir. İster mürîd ol, ister çavuş ol, ister zâkir ol, ister nakîb ol, ister nigârhalîfe ol — senin şatahatvâri söz söyleme hakkın yoktur; sen henüz daha pişmedin, olgunlaşmadın. Senin dervîş kardeşlerine şatahatvâri sözler söylemek, dervîş kardeşlerine üst seviyeden kendince edebiyât yapmak hakkın değildir. Bu yanlıştır, bu doğru değildir, bu yolun âdâbında ve erkânında yoktur.

Sûfîlik Hakîkat İşidir, Boş Atma Değil

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: sûfîlik boş konuşma mesleği değildir, sûfîlik boş atma mesleği değildir, sûfîlik hâl işi de değildir, hakîkat işidir. Çünki sekir hâli bir hâldir, gelip geçicidir; sekir hâlinde duran bir sûfî makbûl bir sûfî değildir; asıl sûfînin duracağı yer hakîkat noktasıdır. O zaman hakîkat noktasına baktığımızda bizim söyleyeceğimiz her şey Kur'ân ve Sünnete bağlı olarak kalmalıdır.

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni hakîkat noktasından söylenen sahîh sekiri, peygamberlerin sekrinin hayrete dayalı oluşunu, mürşidi kâmillerin sahv hâlinde olmasını, meczûpların kemâle ermemiş ve dîn öğretmen yetkisi olmayışını, dergâh içinde «Şeyh Efendi dese yapar mısın?» tarzı edebsiz şathiyyât sözlerinin nefsi hayvâni mahsûlü olduğunu, müridânçavuşzâkirnakîbhalîfenin şathiyyevâri söz söyleme yetkisinin bulunmadığını, ve sûfîliğin boş atma değil hakîkat işi olduğunu idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.

  • Kur'ânı Kerîm: Kāf 50/22 (perde kaldırıldı, gözün keskin); Hadîd 57/3; Mâide 5/54.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Menâkıb (Ene seyyidü veledi Âdem hadîsi).
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Fadâil (Resûlullâh'ın efendiliği).
  • Süneni Ebû Dâvûd; Süneni Tirmizî; Süneni Nesâî.
  • İmâm Mâlik, Muvatta; İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Sekr-Sahv-Şathiyye bahisleri.
  • İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Sekr-Sahv-Hayret bahisleri.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, Sekr-Sahv bahisleri.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
  • İmâmı Rabbânî, Mektûbât (Şathiyyât-Tevhîdi Şuhûdî bahisleri).
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.

Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti hakîkat noktasından söylenen sahîh sekiri, «Ene seyyidü veledi Âdem» misâli ile peygamber şathiyyesi hakîkatini, peygamberlerin sekrinin hayrete dayalı oluşunu, «Hayretimi artır» duâsını, mürşidi kâmillerin sahv hâlinde insanların içerisinde yaşamasını ve ölçü olmasını, kemâle ermemiş meczûpların yetki sâhibi olmadığını, dergâh içinde «Şeyh Efendi dese yapar mısın?» edebsizliğinin nefsi hayvâni mahsûlü olduğunu, müridânçavuşzâkirnakîbhalîfenin şathiyyevâri söz söyleme yetkisinin bulunmadığını, ve sûfîliğin hakîkat işi olup boş atma mesleği olmadığını tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri