Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Hal ·

Dervişlerde kabz hali

Kardeş bir an için. Aklını başına al sende de her an. Hazan ve. Bahar var gönül bahçesinin yemyeşil ter ü taze goncalar güller serviler ve. Yaseminler le dolu olduğunu gör. Hazan sonbahar demek başka ...


Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde dervîşlerde kabz hâli mevzûsunu Hazreti Pîr'in «Kardeş bir an için aklını başına al; sende de her an Hazân ve Bahâr var» sözü çerçevesinde tafsîl eder. Hazân: sonbahârsararıp solma; bahâr: yenilenmetâzelenme. Sufîler kabz ve bast hâlini ölünceye kadar devâm edeceğini söylerler — bu doğru değildir. Kabz ile bast tâli avâm Müslümânlar veya belli bir makâma gelememiş Müslümânlar için söz konusudur; belli bir noktaya gelen kimse de kabz hâli görünmez. Mustafa Özbağ Efendi bizim kardeşlerimizde kabz hâlinin yaşanmadığını, ama bunun yerine günâhı kebâir işleyen ve tövbe etmeyen kardeşlerin kalbinde «Darlık» hâsıl olduğunu, lâkin bunun gerçek kabz olmadığını izâh eder; gerçek çözüm: kalbi kırılana hemen helâllik almak, iki rek'at namâz kılıp tövbe etmek. Sohbet günâhı kebâirden hâsıl olan darlığın kabz zannedilmesi, dervîşlerin başkasına haksızlıkkibrlilikdeccâliyet pompalaması, «Şeyhin öven direği gibi bile değil» tâbîri, Geylânî hazretlerinin bir mürîdin elinden tutup perdeleri tanıtması misâli, ve dervîşin Gönül Bahçesi'nin sonbahârdan kışdan kurtulup gül-Yâsemin-Servimelek-Cemâl tecellîyâtı bahçesine erişmesi bahisleri ile tafsîl olunur. Kemâle eren dervîşin geri dönüşü hep bahârdır, hep gül bahçesidir, hep Cemâlî tecellîyâta gark olmaktır.

Hazreti Pîr'in Tâbîri: «Sende de Her An Hazân ve Bahâr Var»

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: Hazreti Pîr Mevlânâ Celâleddîni Rûmî hazretleri buyurur: «Kardeş bir an için aklını başına al; sende de her an Hazân ve Bahâr var; gönül bahçesinin yemyeşil, ter ü tâze goncalar, güller, serviler ve yaseminler ile dolu olduğunu gör.» Hazân: sonbahâr demek; başka bir anlamı sararmışsolmuş demek. Hazân gibi olmuş yüzü, yüzü Hazân gibi, yüzü Hazân olmuş insâna söylediğinde, e biz bağbahçeye söylediğimizde sonbahâr demek, sararıp solmak. O kimsenin normâlde sararıp solması. İşte Hazreti Pîr diyor ki kardeş bir an için aklını başına al; sende de her an Hazân ve Bahâr var, sende de her an solmayeniden yeşillenme var. Bunu çok farklı manâlarda anlamamız mümkün: her an sonbahâr var; her an sende ölümle karşılaşıyorsun; ya'nî her nefeste Cenâbı Hak senin nefesini alıyor, her nefeste yeniden veriyor; sen nefesi verdiğinde senin canını veriyor, canını alıyor; sen nefesi aldığında yeniden cân veriyor; her an seni öldürüp her an seni diriltiyor — sen bunun farkında değilsin.

Kabz ve Bast: Kemâle Ermemiş Müslümânların Hâli

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: hazânı ve bahârı yaşamak tâm olarak kemâle ermemiş olan Müslümânlarınmü'mînlerin hâlidir. Çünki kemâle ermemiş olan bir Müslümân kabz ve bast hâlinde yaşar: kabz hâli onun için ölüm, ya'nî hazân; bast hâli ise onun yeniden dirilmesi gibi, yeniden ferâha kavuşması gibidir. Bu ne zamana kadar? Tâ kemâle erinceye kadar böyle devâm eder. Bir kısım ehli sûfî bu kabz ve bast hâlinin ölünceye kadar devâm edeceğini söyler — böyle değildir. İşin doğrusu, işin hakîkati nedir? Kabz ve bast tâli avâm Müslümânlar için veya belli bir makāma gelememiş Müslümânlar içindir. Eğer belli bir noktaya geldiyse o kimse de, o kimsede kabz hâli görünmez; kabz hâli görünen kimse eksiktirnoksandır; eksik ve noksanlığından dolayı kabz hâli yaşar.

Sûfîler Sülûkta Kabz Yaşar mı? Mustafa Özbağ Tâbîri: «Bizde Yaşanmaz»

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hâlî kâideyi tafsîl eder: sûfîler kabz hâli yaşar mı? Seyrü sülûkta sûfîler kabz hâli yaşarlar — biraz şat olacak burası ama, hamdolsun bizde yaşanmaz, hiç kimsede — bizim kardeşlerimizde kabz hâli yoktur. Bizim kardeşlerimizde kabz hâlinin olmayışı farklı bir sebebidir; o da şathiyye gireceği için susayım. Ya'nî bizim kardeşler kendi kendilerine «Ben kabz hâlindeyim» zanneder; kendi kendine zanneder. O da böyle bir günâh işlemiştir, hatâ işlemiştir, yanlışlık yapmıştır; o günâhtanhatâdankusurdan dolayı «Kabz hâlindeyim» diye görür. Hâlbuki hatâsındangünâhından dolayıdır; kabz hâli manevî bir şeydir, bir perdede kalmakla alâkalıdır. Ya'nî o kimse belli bir perdeye geldi, emmârelevvâmemülhimeye geldi, mülhimede kaldı, mülhimede kalınca kabz hâli yaşadı — herkes bunu böyle anlatır, böyle değildir bizde, bunun altını çizeyim biraz.

Günâhı Kebâir Darlığı Kabz Sayılmaz: Helâllik Al, İki Rek'at Kıl

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: bizde günâhı kebâir işleyen, tövbe etmeyenlerin içine darlık gelir — bu kabz hâli değildir. Bir kimse 4 esmâya gelir, orada beşe çıkmak için mücâdele ediyordur, kabz hâli yaşamaz, 4 makāmın hâlini yaşar; o kabz hâli değildir. Bir kimse günâhı kebâire düştü, onu bizim kardeşlerimiz onu kabz hâli olarak görür; bir günâhı kebâir işledi, kalbinde bir darlık hissetti, gönlünde bir darlık hissetti; farkında yapmış olduğu hatânın, yapmış olduğu yanlışlığın farkında. Onu düzeltmenin yolu çok basit: ya'nî kime karşı yaptı? İlhân'a karşı yaptı; İlhân'ı gördüğünde hemen İlhân'a diyecek ki: «İlhân, hakkını helâl et; ben sana karşı yanlış davrandım, eksik davrandım, kusura bakma, hakkını helâl et» bitecek orada o mes'ele. Ve hemen anında yol olsun bu, anında Allâh rızâsı için iki rek'at namâz kıl, tövbe et, Allâh'a yalvar, gözyaşı dök — bitti, bakın bitti. Ama sen bunu böyle yol hâline getir, dediğimde tövbeyi yol hâline getir; günâh işlemeyi değil!

Başkasına Haksızlık-Kibirlilik: Deccâliyet Pompalanan Kapı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir terbiye kâidesini tafsîl eder: yine yaptın bu, bir insânın kendi kendine yaptıkları var, bir de başkasına yaptıkları var; başkasına yaptıkları çok sıkıntılı, dervîşi engelleyen, dervîşin önünü tıkayan, başkasına yaptıkları: eşine, çocuğuna, arkadaşına, dervîş kardeşine, iş yaptığın insânlara, etrâfa, yoldatrafikte hiçbir şeyden haberi olmadan gidipgelene, etrâfındaki insânlara yaptıklarından buradan dervîşler kaybediyor. Ve bu bütün dünyâya kibirlilikdeccâliyet pompalıyor; bütün dünyâya, hıristiyânayahûdîyedînsizine ne, Müslümâna da kibirlilik akıp gidiyor insânlarda. Bakın, ben görüyorum böyle kibirlilik akıyor insânlarda — buradan çok dervîşlerin önünü kesiyor. Kibirlenme kardeşim ya, git helâlleş, git özür dile, git kendini haklı göreceğim diye uğraşma; bu dünyâ haklı göreceğim yeri değil sûfî için, dervîş için. Ya'nî bakıyorsun şimdi insânlara: annesine karşı haklı, babasına karşı haklı, zâkire karşı haklı, şeyhine karşı haklı; biraz daha küstâhlaşmak: neden bunu böyle yapmış ki?

Şeyhin Öven Direği Gibi Bile Değil: Şeyhi Dürtükleyen Sopa

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hâtırâyı tafsîl eder: yapmış olduğu o ama fikrî günâhlar, ama amelî günâhlar onun önüne çıkıyor. O da kendi kendine bir şey zannediyor: «Kabz hâl oldum herhâlde» diyor. «Ben» diyor «Yâ sen ne günâhı kebâiri kabza bağladın ki?» Ama o «Babâ-dervîş ya, o kabz hâline girdi, ben bu ara kabz hâlindeyim» estağfirullâhe'lazîm bunu konuşuyor ya, bu da küstâhlık — kendi kendine hükmetti. Çünki «Tâbî, ya, senin başındaki şeyh mi câ'nım, öven direği gibi değil; öven direği bile bir işe yarıyor, öven bilir misiniz?» Siz bilmiyor mu nedir, kimse ya, hayvanları çok affedersiniz dürtüklemek için kullanılan bir sopa; hani senin şeyhin de öyle, işte öven direği gibi bir şey. Öyle ya, «O kabz hâlinde, şeyhi anlamadı onun kabz hâlinde olduğunu; ha çok o, fazla maneviyâtlıydı ya, bir anda o geldi tıkandı bir yerde, vah vah vah; şeyhi de onun tıkandığını görmedi, o orada kabz hâlinde kaldı bir çıt daha ileri; beni husûsî kabz hâlinde bırakıyor; ben yetişirsem şeyh olacağım diye korkuyor!» Bak bu muhabbet!

Geylânî Misâli: «Senin Elinden Tuttu Mu Birinci Semâya Çıkardı mı?»

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hâtırâyı tafsîl eder: Şeyh Efendi'nin zamânında bir çıt daha bizim zamanımızdan birisiyle alâkalı. Şeyh Efendi'nin zamânından örnek vereyim. Bunu bir de bana söylüyor. «Ne oldu?» dedim «Sen ya'nî zikrullâhda Geylânî hazretleri senin elinden tuttu da farklı bir perdeye götürdü de şeyhin senin önüne mi geçti?» dedim. Bu kaldı şimdi ben öyle deyince. «Ne oldu?» dedim «Yâ'nî Geylânî hazretleri senin elinden tuttu, perdeden perdeye geçiriyordu, tanıtıyordu sana: bak evlâdım burası birinci semâdır, burada filânca peygamber yaşar, burada filânca melekler yaşar, bunların esmâları şudur, bunun şu katındaki melekler şu iş yapar, esmâsı budur, dinle bak esmâlarını — bunları mı yaşadın?» dedim, ses yok. «Ağabey bunlar mı yaşanıyor?» dedi. «Günaydın!» dedim. «Sen daha bunları yaşamadan hangi kabz halinden bahsedeceksin, hangi kabz hâlinden bahsedeceğiz?»

Hazân-Bahâr Dervîşin Hâlidir: Tecellîyâta Mahzar Olmak ve Kapanmak

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: işin bir de tâbî bu tarafı var. Ya'nî normâlde Hazreti Pîr burada «Sende de her an Hazân var, sende de her an Bahâr var» dediğinde, normâlde dervîşlerin hâlini anlatıyor herhâlde Allâhu a'lem. Çünki neden? Her an Hazân ve Bahârı yaşayan o kimse aslında tâm olgunlaşmamış bir sûfîyi anlatıyor; onun kalbinde her an Hazân ve Bahâr var. Ya'nî canını sıkan bir şey oldu, Hazân oldu; sevindiği bir şey oldu, Bahâr oldu; ve'yâhud da bir böyle tecellîyâta mazhâr oldu, Bahâr oldu, tecellîyât kesildi, Hazân oldu. Ya'nî işte rü'yâsı açıktı onun için Bahâr oldu; rü'yâ kapandı, onun için Hazân oldu; hâli açıktı onun için Bahâr'dı, hâli kapandı Hazân oldu. Hattâ namâza böyle bir coşkuyla kılıyordu, o coşkuyu kaybetti, Hazân oldu. Şimdi dervîşler böyle hâlden hâle geçerler mi? Hâlden hâle geçerler.

Kemâle Eren Dervîşin Gönül Bahçesi: Sonbahâr-Kış-Kar Yok, Hep Bahâr

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bahâr oldu o oruçtan zevk aldıtat aldı, oruca oruç eklemek istiyor, bundan tat aldılezzet aldı, bahâr oldu; namâza namâz katmak istiyor, bundan lezzet aldıtat aldı; oy zikrullâhdan hiç ayrılmak istemiyor, böyle gündüz, gün ışımasını bile istemiyor — neden? Ne güzel tevhîdi yakalamış gidiyor: lâ ilâhe illa'llâh, lâ ilâhe illa'llâh, lâ ilâhe illa'llâh; gidiyor o gün ışısın dahî istemiyor — bahâr oldu. Bakın bahâr oldu. Bunların hepsi de dervîşlerin üzerinde yaşayabileceği hâller. Ve böyle olunca da ne oldu? Onun gönül bahçesi buradan kurtuldu; bakın bunlar bitti, artık onun gönül bahçesine Hazân hiç uğramadı. Kemâle erdi; kemâle erince onun gönül bahçesi gül bahçesi oldu — orada sonbahâr yok, orada kış yok, orada kar yok, orada Tûfân yok, orada goncalar var, orada güller var, orada serviler var, orada melekler dolaşıyorlar, orada peygamberler dolaşıyor, orada Cenâbı Hakk'ın Cemâl sıfatının farklı farklı tecellîyâtı var. Hazreti Muhammed Mustafâ ile dostluk kurulmuş, peygamberlerle dostluk kurulmuş; onun gönül dünyâsı artık hep tâze bahâr; gönül dünyâsı ona kabz yok, ona sonbahâr yok — o sonbahârlığı bitirdiyaşadı, o kışı yaşadı, o sonbahârı da kışı da yaşadı, o bahâra ulaştı.

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Hazreti Pîr Mevlânâ'nın «Sende de her an Hazân ve Bahâr var» sözünü, kabz ve bast hâlinin kemâle ermemiş Müslümânlara mahsûs olduğunu, kemâle eren kimsede kabz hâlinin görünmediğini, günâhı kebâir darlığının kabz hâli ile karıştırılmamasını, kalbi kırılana hemen helâllik almak ve iki rek'at namâz tövbesini, Geylânî misâli ile semâ perdelerinin tanıtılmasını, ve kemâle eren dervîşin gönül bahçesinin sonbahârsızkışsız hep bahâr ve gül bahçesi oluşunu idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.

  • Kur'ânı Kerîm: Rahmân 55/29 (her an bir şe'n); Hadîd 57/3; A'râf 7/180.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'r-Rikāk; Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Birr.
  • İmâm Mâlik, Muvatta; İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Kabz-Bast bahisleri.
  • İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Kabz-Bast-Heybet bahisleri.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
  • İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
  • Hazreti Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî-i Şerîf, Dîvânı Kebîr (Hazân-Bahâr beyitleri).
  • Şeyh Abdülkādir Geylânî, Fütûhu'l-Gayb.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.

Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti Hazreti Pîr Mevlânâ'nın «Sende de her an Hazân ve Bahâr var» sözünü, her nefeste Cenâbı Hakk'ın insânı öldürüp dirilttiğini, kabz ve bast hâlinin kemâle ermemiş Müslümânlara mahsûs olduğunu, kemâle eren kimsede kabz hâlinin görünmediğini, günâhı kebâir darlığının kabz hâli ile karıştırılmamasını, hemen helâllik alıp iki rek'at namâz tövbesi yolunu, başkasına yapılan haksızlıktan kibrlilikdeccâliyet pompalanmasını, «Şeyhinin öven direği gibi bile değil» tâbîrini, Geylânî hazretlerimürîd misâli ile semâ perdelerinin tanıtılmasını, dervîşin tecellîyâta mahzar olunca bahârtecellîyât kesilince hazân yaşamasını, ve kemâle eren dervîşin gönül bahçesinin sonbahârsızkışsızkarsız hep bahârgülyâseminservimelek-Cemâl tecellîyâtı bahçesi olduğunu tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri