Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Şeytan ·

O kimse Allah’a yaklaşmak için bir yol arıyorsa artık nefsini, şeytanı yendi ve

Ne mutlu o kimse ki o kendisinden. Kurtulmuş kendisinden. Kurtulmuş demek nefsi ile mücadele etmiş nefsi ile mücadele ederekten cenab-ı yaklaşmaya bir yol bulmuş yoksa eğer kendisinden kurtulmamış ols...


1. Bölüm

Ön zübillahi minel şeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftali zikir falem ennehu. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyye’nin biyayı ve mürselin ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Âmîn. Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip batılı karşı cihâd eden kullarından eylesin. Allâh razı olsun inşâAllah. Selamun aleyküm. Geçen haftadan kaldığımız yerden inşâAllah devam edeceğiz. Sürme taşı dövülüp gözlere çekilince iyi görmeye sebep oldu.

Gözcü kesildi. Bunu okumuştuk. Ne mutlu o adama kendisinden kurtulmuş diriye ulaşmıştır. Ne mutlu o kimseye ki o kendisinden kurtulmuş. Kendisinden kurtulmuş demek nefs ile mücadele etmiş. Nefs ile mücadele ederekten Cenâb-ı Hak’a yaklaşmaya bir yol bulmuş. Yoksa eğer kendisinden kurtulmamış olsaydı o heva ve hevese devam edecekti. âyet-i kerimede ey iman edenler Allâh’tan korkun ve ona yaklaşmaya bir yol arayın. Ona yaklaşmaya bir vesile arayın. o kimse ona yaklaşmak için bir vesile, bir yol arıyorsa artık heva hevesinin üzerine çıktı. Nefsaniyetinin ve şeytaniyetinin üzerine çıktı. Böylece kendi nefsini yendi. Bu manada nefsini hiçe saydı. Ve normalde o kimse ne oldu? Diriye ulaştı. bir mürşidi kamile ulaştı.

Burada diriye ulaşması Kur’ân’a, Sünnet’e aynı zamanda da bir mürşide ulaşması. O vesile aradı, yol aradı. Kur’ân Sünnet dairesinde o hem hiç miadını doldurmamış, ölü hükmünde olmayan Kur’ân’a hem de her devamlı taze duran Sünnet-i Resûlullâh’a Kur’ân ve Sünnet’in diritmesiyle diri olan bir mürşide ulaştı. Ve böylece o kimse diriye ulaşmış oldu. Diriye ulaşan ne oldu? Dirildi. Ey ashabım size diri ile ölü arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resûlullâh. Allâh’ı zikredenler diridir, Allâh’ı zikretmeyenler de ölü gibidir. O kimse Kur’ân, Sünnet, mürşidin terbiyesine girerek de zikrullah’a girdi ve zikrullah ile tanıştı. Zikrullah ile tanışınca o kimse ölü idi, dirildi. Önceden zikrullah’ı bilmez idi, şimdi zikrullah’ı bilirdi.

Önceden mürşid yolu nedir, Kur’ân nedir, Sünnet nedir bilmez idi. O kimse Cenab-ı Hakk’ın hidayet etmesiyle o bu yola girince ne oldu? O dirildi. Kalpler ancak zikrullah ile mutmain oldu. O’nun kalbi zikrullah ile ne oldu? Dirildi, canlandı. Zikrullah kalbi dirildi, zikrullah vücudu dirildi, zikrullah dimağı dirildi. Zikrullah o kimsenin hem manasına hem de maddesini dirildi. O zikrullah hem onun ruhuna kuvvet verdi, canına can kattı, hem de sırrın perdelerini açtırdı. İnsanlar ölü gibidirler, ölüdürler. Normalde ne zaman dirilirler? Öldükten sonra uyanırlar, o zaman dirilirler. Uykudaydı onlar uyandı. Nasıl uyandı? Bir mürşidin terbiyesine girerekten, o mürşidin halakasına oturarakten o kimse uyandı.


2. Bölüm

Bir diri ile karşılaştı çünkü. o Rum Kayseri de diri olan, mürşid olan Hz. Ömer Radıyallahu El Hazretleri ile karşılaşınca diriden dirilik aldı. Ölü ile karşılaşmış olsaydı ölüden ona ölülük bulaşacaktı. Dirilten neydi? Ya Hafsa, çok konuşmaktan sakın. Eşine diyor Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Söylenen şey zikrullah olmadıkça kalbi öldürür. Fakat Allâh’ın zikrini çok yap bu kalbi diriltir. Bakın diri olan etrafındaki ölüleri de diriltti. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. eşine dedi ki çok konuşmaktan sakın. O zaman çok konuşmak insanları helaka götürüyor. Hele heve-i heves konuşuyorsa, şeytaniyet konuşuyorsa, nefsaniyet konuşuyorsa helaka götürüyor. Allâh Resulü eşine söylüyor, çok konuşmaktan sakın.

Dervişler çok konuşmaktan batarlar. Çok uyumaktan batarlar. Çok yemekten batarlar. Az ye, az uyu, az konuş. Çok konuşan kimse Allâh muhafaza eylesin. Zikrullah’ı az yaptığındandır. Çok konuşan kimse Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin sünnetini terk ettiğindendir. Çok konuşan kimse boş konuşan kimsedir. Ya hayır söyle, ya sus. Ya hayır konuşursun. Hayır konuşursan bir sıkıntı yok. Sen Kur’ân’ın sünneti, doğruları tebliğ ediyorsan bir sıkıntı yok. Sabahtan akşama kadar sen Kur’ân’ın sünneti tebliğ et. Sabahtan akşama kadar müşterinle alakadar ol. Sabahtan akşama kadar işinle alakadar ol. Bunda bir sıkıntı yok. Ama boş konuşuyorsan, heva heves konuşuyorsan, burası sıkıntılı. Allâh muhafaza eylesin.

O yüzden Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Hafızan nebise diyor ki, çok konuşmaktan sakın. Zira bu kalbi öldürür. Bu müthiş bir uyarı. Demek ki çok konuşanın, boş konuşanın kalbi ölü. Kimin diri? Zikurullah’ı çok yapanın kalbi diri. Allâh bizi onlardan eylesin. Yazık o diriye ki ölü ile oturmuş, ölmüş, hayatını kaybetmiştir. Arif olan cevherini boş yere saçar mı? Yazık ki o diriye. sen gerçekten dirisin, ölü ile oturma, ölü ile muhabbet etme. Ölü kim? Ölü kendisini dünya ve dünyanın heva hevesine, dünyanın süsüne aldanmış kimse. Ölü kim? Ahirete gözlerini yummuş, ahiret dünyasını düşünmeyen kimse. Ölü kim? Öldükten sonra hesaba çekileceğini düşünmeyen kimse. Ölü kim? O heva ve hevesini ilahlaştıran kimse.

O zaman onlarla oturup kalkarsan muhakkak ne olursun? Sen de ölürsün. O yüzden müridanın belli bir zamana kadar, beşinci esmaya kadar ölülerle oturup kalkması yasaktır aslında. bu ne demektir? Müridan kalkıp da boş muhabbet eden insanlarla muhabbet etmez. Onların laklakasına bakmaz. Onlarla çok konuşmaz. İşi vardır, işini halleder. Çalışıyordur, çalışmasını halleder. Ama böyle dünya laklakasına düşen, böyle boş boş muhabbet edip boş boş güleceğim diye uğraşan, insanları güldüreceğim, eğlendireceğim diye ulaşanlardan uzak durur müridan. O mürid kalbi harekete geçmesi gerekiyor. Kalbini harekete geçirecek kimselerin yanına gider. Mesela ham derviş dünyadan konuşur, maldan mülkten konuşur, heva hevesinden konuşur.


3. Bölüm

Bu ham derviştir. İyi derviş Kur’ân’dan, sünnetten, yoldan konuşur. Aşktan, muhabbetten konuşur, maneviyattan konuşur. O yüzden bir kimse öldüyse, ölüm demek manevi ölümle karşılaşmış, manevi ölü olan insanla hemhal olanlar, onunla arkadaş olanlarda o manevi ölüme düçar olurlar. Adam der ki, bu hafta derse gitmeye versek olur mu? Bak maç var. Bu akşam zikrullah’a gitmesek olur mu? Önemli burada bir konuşma var. Ya bu akşam Perşembe zikrullah gitmesek de evde otursak? Evde adamın hanımı der. Her hafta gidiyorsun, bu Perşembe’de evde otur. Sen her hafta zikrullah gitmek zorunda mısın? Ya bir an heva hevesine döner o kimse. Hanımına uyar, bu Perşembe tamam gitmeye vereyim der. Aynı şeyi adam yapar.

Adam kadına der ki, her cumartesi gidiyorsunuz sohbete. Ha bu cumartesi gitme, bak havada yağıştı zaten, çocuk hasta olacak. Çocuk hasta olacak. Lodos esiyor, çocuk Lodos’tan hasta olacak. Poyraz esiyor, Poyraz’dan hasta olacak. Yağmur yağdı, yağmurdan hasta olacak. Kar yağdı, kardan hasta olacak. Ulan olmadı, yaz geldi. Yaz gelsin diye bekledi. Bu sefer de sıcaktan hasta olacak. Yok baharda polenlerden hasta oluyor. Sonbaharda hava gelgitleri var. Hava gelgitleri olduğundan hasta oluyor. Velhasıl çocuk oldu, kadının dervişliği bitti. Çocuk büyüsün diye bekliyor. Bir sene geçiyor, iki sene geçiyor, üçüncü sene geçiyor. Bir çocuk daha geliyor. Tamam, iki çocukla hiç çıkamıyor zaten. Üçüncüsü, dördüncüsü geldi mi, Pert.

Kadının dervişliği kalmadı. Evde boyuna kendi kendine ders çekeceğim diye uğraşsın. Biraz uğraşıyor, bir iki hafta, üç hafta mücadele ediyor. Bir ay sonra Pert. Kadın diyor ki tamam. Ondan sonra adama bakmaya başlıyor. Ben bu adamla ne ama evlendim. Sonra adam diyor ki eşim benden soğudu. Ulan kimden soğuyacak? Soğuyacak tabii. Kadın başlıyor sarmaya kendi kendine. Adama bakıyor, adam ortalıkta dolaşıyor. Ayağında bir tane pijama, hele bir de çizgiliyse yandı keten elva. Ortalıkta adam dolaşıyor. O gün günlerden ne Cumartesi derse gidemedi kadın, o gün günlerden ne Perşembe derse gidemedi kadın. Zikrullah’a gidecekti, oradaki derviş kardeşleriyle görüşecekti. Onlarla muhabbet etçekti. Harikaydı, güzeldi her şey.

Öyleydi zaten hayatı. İyi bu hayatın bozulmasın diye bir tane dervişle evlendi. Adı derviş, içi devrilmiş. Gitti. Aynı şey erkek için de geçerli. Erkek de kendi kendine ama dervişle evlendi ama derviş olmayanla evlendi. Vay, siz bu kadar derse mi gidiyordunuz? Eyvah evdeki hatun ölü hatun, diri değil. Adam yandı. Hatta daha ilerisine söylüyor. Sen Mustafa abinle yat. Bir de bunları da duyduk çünkü. Ölü. Ölüyle karşılaşırsan diri iken ölüye gidersen, diri iken ölüyle arkadaşlık ettin, eşlik ettiysen, yoldaşlık ettiysen, Cumhurlup sen de öldün. Ya da sen diriysen gerçek manada ölüyle dirildi o zaman. Onun hidayetine sebep ol. Bak ölüler hakkında Âyet-i Kerime, İsrail 57’i, onların taptıkları da Rablerine bir yol arar.


4. Bölüm

Her biri Allâh’a daha çok yaklaşmak için çalışır. Onun rahmetini umarlar ve onun azabından korkarlar. Elbette Rabbinin azabı korkulan bir azaptır. O heva hevesine uyanlar, kendilerince bir şeyi ilahlaştıranlar. Bu nefsi olabilir, bu şeytani yolu olabilir, bu heva hevesi olabilir, bu geçmiş müşriklerde Lâtuzzâmenât putlar olabilir. Günün putları olabilir, bugünün. Bugünün putları da olabilir. O zaman o bugünün putları da Rablerine ne arıyorlar? Bir yaklaştırıcı bir şeyler arıyorlar. O müşrik de o ahiret gününde kendisini Rabbine yaklaştırıcı bir vesile arıyor. Müslümanlar eğer diriyse şimdiden o vesileyi bulacaklar ve diri olarak bu dünyadan göçüp gidecekler. O yüzden Allâh’a ortak koşan, görüntüde Müslüman, şirk ehli, görüntüde Müslüman, onların o şirklerine ve sebep olan o manevi ilahlarına, kendi iş dünyalarındaki manevi ilahı, rahati, parası, makamı, mevkisi, eşyası, evi, barkı, lüksü, hayatı, onun manevi ilahıdır.

Adama desen ki gel zenginliğe tap, tapmaz. Ama zengin olunca zenginlik onu Kur’ân ve Sünnet’ten uzaklaştırır. Adama desen ki gel makama tap, tapmaz. Bakın bunlar manevi hastalıklardır. Ama o kimse bir makama erince Kur’ân ve Sünnet’i terk eder. Bunlar manevi ilahdır. Bu dervişlerde de vardır. Derviş bir esma alır, o esmayı kendisine, kendisine rableştirir. O halini, o hali kendisine rableştirir. Ve kendince o hali rableştirdiğinde, o hali onun ne oldu? İlahı oldu. Allâh muhafaza eylesin. Yol uzun, o kimse son esmayı alıncaya kadar kendine rahat yüzü göstermeyecek. Mesela gel ona rahatlığını ilah edin desen, o rahatlığını ilah edinmez. Ama öbür türlü rahatlık ona hoş gelir. Evde yan gel, çayı da demlet, sohbeti de aç, telegramdan da izle.

Harika ya. Rahat, tatlı geldi. Nerede ders var? Filanca yerde. Ya öyle de benim sanki buradan buradan başıma bir ağrı mı geliyor ne? Ben bugün bir yere gitmeyeyim. Üff ne lodul sesi, aha başına keremit falan düşer. Ben bir yere çıkmayayım. Rahat ona tatlı geldi. Rahat onu gaflete çökertti. Rahat onun ilahı oldu. Yemek onun ilahı oldu. Eşya onun ilahı oldu. Takım elbisesi onun ilahı oldu. Arabası onun ilahı oldu. Aman arabayı çıkarmasın bugün. Ne mü lazım başına taşmaş yağar. İki dervişi bindirir. İki dervişi bindirince dervişlerde destere var sanki her tarafında koltukları yırtılabilir. Allâh muhafaza eylesin. ne oldu? Bunlar kalbi öldürdü. Kalbi ölü olanın bütün her şeyi öldü. Kalbi diri olanın her şeyi dirildi.

Kalp ölüyse her şey öldü. Kalbi ölü olan bir kimseyi kendine dost ettin. O kalbi ölülü, eğer kuvvetliyse senin de kalbini öldürdü. Bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyeyim. O zaman kalbi ölüyle bir arkadaşlık ettin. Senin de kalbin öldü. O dedi ki gel bu akşam gidelim nereye? Lüks bir alışveriş merkezi. Ne o? Mudanya yolundaki? KORU Park. Gidelim KORU Park’a burnumuzu dayaya dayaya vitrin seyredelim. Gidelim orada kafede bir çay içelim. Orada bir yemek yiyelim. Günümüzü gün edelim. Ya bugün ama Cumartesi ders var. Ya ne yapalım ama Cumartesi’nin oğulları kalabalık oluyor. Gidelim biz de boy gösterelim. Kalbi ölü, kalbi heva hevese gitmiş onun. Kalbi heva hevese gittiğinden dolayı seni de heva hevese çekiyor.


5. Bölüm

Bu ister eşin olsun senin ister arkadaşın olsun. İsterse çocuğun olsun. Önemli değil. Ya sen onu bu tarafa çekeceksin? Diyeceksin ki yok senin kalbin ölü bak. Sen heva hevese doğru koşuyorsun. Gel bu akşam Zikrullah’a gidelim. Kendimizi diriltelim. Yok. O diyor ki her daim Zikrullah’a mı gidecek? Bugün de benim dediğimi yap. Büyük bir çoğunluğunuz kadın erkek eşlerinizden bunu duymuşunuzdur. Bana da söylüyorlardı. Benim eski arkadaşlar diyorlardı ki birader bu gece gel bize takıl ya. Bir gün bizi dinle ya. Ben diyordum ona oğlum ya yıllardır ben sizi dinliyorum zaten. Kardeşimle beraberdik. Gelin bir gece beni dinleyin. Ne yapacağız birader hu mu çekeceğiz? Ha hu çekeceğiz. Hucu mu oldun sen?

Evet hucu oldum. Kalıyorlardı. Kalbi ölü olan seni heva hevese çeker. Kalbi ölü olan seni şeytaniyete çeker. Kalbi ölü olan seni Kur’ân ve sünnetin dışına çeker. Kalbi diri olan seni Kur’ân ve sünnete çeker. Kalbi diri olan seni manaya çeker. Kalbi diri olan seni Zikrullah’a çeker. O zaman bir arkadaşınla nereye gittiğine bak. Ne yaşadığına bak. Kimin ölü kimin diri olduğunu görürsün. Allâh bizi muhafaza eylesin. Allâh Kur’ân’ın Allâh’ın Kur’ân’ına kaçar sığınırsan peygamberlerin ruhlarına karışırsın. Kur’ân peygamberlerin Allâh’ın temiz ululuk denizindeki balıkların halleridir. Kur’ân eğer ona kaçar ona sığınırsan Kur’ân’a tabi olursan peygamberlerin ruhlarına karışırsın. Fatiha’da diyoruz ya o inham ettiğin, ihsan ettiğin, ikram ettiğin o peygamberlerin, o evliyaların, o velilerin var ya evet bizleri onun yanında eyle.

Eğer sen Kur’ân’a kaçar sığınırsan doğru yolu buldun. Çünkü Kur’ân başlı başına bir hidayet rehberi. Başlı başına bir bereket, başlı başına bir lütuf, başlı başına bir ikram, başlı başına bir şifa, başlı başına insanların dünyasını da ahiretini de aydınlatan bir kitap. O yüzden kim Kur’ân’a yönelir, Kur’ân’a sığınır, Kur’ân’ın emirlerini yerine getirirse o kurtuluşa ermiştir. O dünya ve ahiretinin en büyük bereketini bulmuştur. Kim Kur’ân’ın emrettiklerini yerine getirirse dünya ve ahiret lütfuna ulaşmıştır o kimse. O yüzden Hazreti Pürr diyor ki Allâh’ın Kur’ân’ına kaçarsan senin ruhun peygamberlerle beraber olur. Bu muhteşem bir şey. Bakın o yüzden önemli olan insan bir kimsenin her konuda Kur’ân ve Sünnet-i Seniye’ye tabi olmasıdır.

Eğer her konuda sen Kur’ân ve Sünnet-i Seniye’ye tabi olursan bu bereket, bu lütuf, bu ikram, bu ihsan, bu hidayet nuru, bu feraset nuru sende hiçbir zaman eksilmez. Ve peygamberlerin ruhları ve peygamberlerin nurları senin bu konuda yol göstericin olur. Sen yürürken peygamberlerin o Cenâb-ı Hak’tan almış oldukları nur senin önünde mihmandar olur. Senin önünde yol gösterici olur. Ama sen muhakkak ve muhakkak her işinde, her konuda, her meselede Kur’ân ve Sünnet-i Seniye’ye tabi ol. Ve Kur’ân ve Sünnet-i Seniye’ye bir Müslümanın tabi olabilmesi için onu iyi bilmesi gerekir. Ya bu konuda ilmini arttırmak zorundasın, okuyacaksın, okuyacaksın. Ya da bu konuda ilim sahibi olan bir mürşidin önünde diz çök çeksin.


6. Bölüm

Ve bildiklerinle amel edeceksin. Cenâb-ı Hak diyor ki, bildiklerinizle amel ederseniz Allâh size bilmediklerinizi öğretir. O yüzden biz Kur’ân’ı anlama ve yaşamada önde olmak zorundayız. Peygamberlerin ruhlarına ruhumuz karışsın, onlarla beraber olsun diyorsak biz Kur’ân ve Sünnet-i Seniye’yi iyi anlayıp, iyi yaşamamız gerekir. Bunun için birinci yol okumaktır, ikinci yol bir mürşidin önünde oturmaktır. Bir bilenin, çünkü bilmediklerinizi gidip zikir ehline sorunuz. Âyet-i Kerime, o zaman sanki muhakkak ne yapacak? O bilene danışacak. Ve bir kimse Kur’ân ve Sünnet-i Seniye’nin inancına sahip olacak. Kur’ân ve Sünnet’in inancına. Kur’ân ve Sünnet bize inanç hakkında akayitle alakalı hangi sınırı çizdiyse, biz orada olmalıyız, orada kalmalıyız.

Eğer biz inanç dairemizi, akidemizi Kur’ân ve Sünnet dairesinde tutamazsak, yine sapkınlardan olduk. Ve yine ruhumuz, Peygamberlerin ruhlarıyla hemhal olmaktan, yoldaş olmaktan uzaklaştı. Bakın, akayitle, imanla alakalı Kur’ân ve Sünnet akidesinin dışına çıkan hiçbir kimse Peygamberlerin ruhlarıyla kendi ruhu hemhal olamaz. Bu dönemde, bu zamanda çok sapkın fikirliler, çok sapkın yollular çıktı. Yolu sapkın. Kur’ân ve Sünnet dairesinde değil. Bunlar ne yazık ki İslam dünyasının baş belası. Bunlar ne yazık ki İslam dışı güçlerin yetiştirip bizim içimize soktuğu dini ajamınlar. Bunlar dini ifsat etmek için uğraşıyorlar. Ve bunlar Kur’ân ve Sünnet iseni, akidesini kendilerine akide olarak görmüyorlar.

Bunların fiilleri, halleri, davranışları, bunların sözleri, bunların düşünceleri, fikirleri Kur’ân ve Sünnet’e tabi değil. O yüzden bunların ruhları Peygamberlerin ruhlarıyla beraber değil. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden Kur’ân ve Sünnet’e tabi olanlar, Kur’ân ve Sünnet iseniye sık sıkı yapışanlar ancak Peygamberlerin ruhlarıyla beraber olabilirler. Fakat okur da, Hz. Epir uyarı veriyor, fakat okur da dediğini tutmazsan, Kur’ân ve Sünnet iseniye okudun, Kur’ân ve Sünnet iseninin bilgisi sana geldi ama dediğini tutmazsan farz et ki peygamberleri ve velileri görmüşsün, inanmadıktan sonra, onlara uymadıktan sonra ne fayda var? Farz et ki, sen Kur’ân ve Sünnet’i iyi biliyorsun. Var ya şimdi, ilahiyatta var, diyanette var, ilahiyatlarda var, böyle sûfîler var, kendilerince dervişler var, ondan sonra medyumlar var, hem icazetli şeyhler var, icazetli şeyhler var, Kur’ân’ı inkar eden, ayetleri inkar eden.

E şimdi ne oldu da sen bunları okudun, çok iyi biliyorsun ama emrini yerine getirmiyorsun. Okuyorsun ama emrini yerine getirmiyorsun. Hatta böyle Kur’ân’ı Arapça tam lafzıyla okuyorsun, hatta onun manasını da biliyorsun, manayı da anlatıyorsun ama namaz yok. Kur’ân’ı Kerim’i okuyorsun, harika bir belagatın var okuma ile alakalı. Sonra öyle bir açıklama da getiriyorsun ama rüşvetçisin be namussuz adam. Kur’ân’ı senden benden çok iyi biliyorsun, gayinleri, ayinları çok iyi çıkarıyorsun ama hırsızsın. Devletin malını, mulkunu çalıyorsun. Sen çok güzel ayını gayını çıkarıyorsun, ihalelerde yolsuzluk yapıyorsun. E sen çok güzel ayını gayını çıkarıyorsun, dervişlerin parasını ötüyorsun. E sen çok güzel ayını gayını çıkarıyorsun, harika tecvitli Kur’ân okuyorsun sen.


7. Bölüm

Ama haksızlık sende, uğursuzluk sende, hırsızlık sende, rüşvetçilik sende, kamu malını ziyan vermek sende, insanlara zarar vermek sende, kibirlilik sende, ahlaksızlık sende, her türlü her şey sende. Ne yapayım senin ayını gayını iyi çıkarmanı ben? Harikasın. E hocam ben de hafız sayılırım, ben hafızı bitirdim. Eee namaz? Namaz? Namaz yok. E hocam biz de ilahiyatı bitirdik. Namaz namaz. Namaz? Namaz yok. E ilahiyatı bitirdin sen. Bu rüşvet ne? E ilahiyatı bitirdin sen. E imam adı iblisin, ilahiyatçısın, muhafaza karsın, harikasın ya, on numarasın. Eee? Bu ne? Bu pislik ne? Bu lağın deryasında senin işin ne o zaman? okur da, okur da uymazsan, okudun, uymadın, inanmadın, okudun, uymadın, inanmadın, münafıksın.

Münafıksın. Kafirlerden daha şedid bir yerde yanacaksın cehennemde. Kafirlerden daha şedid bir yere gideceksin. Neden? E sen inandın dedin münafıklık ettin. Sen Kur’ân’ı çok iyi biliyorum dedin münafıklık ettin. Sen Kur’ân’ı çok iyi biliyorum dedin, harika okuyorum dedin. Bir E yüzü besmele çektin ki Allâh Allâh. Eee? Sonra? İslam dünyasının, İslam dünyasının en büyük handikapı bu. En büyük handikapı bu. Olacak ki Peygamberi Ebu Cehil de gördü. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin Utve de gördü, Şeybe de gördü. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin Bedir kuyularına doldurulan müşriklerin hepsini de gördü. Görmek yetmedi ama onlara. Peygamberin peygamberliğine iman etmediler.

Kabul etmediler. Ebu Cehil de gördü Peygamberi. Kurbanlar kesti onun adına. Ama yetmedi olmadı. E Kur’ân’ı okudun. Kur’ân’ı okudun. Harika okudun ha. Tecvitiyle okudun. Muhteşem okudun. Muhteşem okudun. Sen evli barklı kadınsın. Ne işin var elin adamıyla senin? Senin Kur’ân okuman, evli barklı bir kadının ve adamın zinadan ayırmadı onu. Zinaya devam etti. Ne anladım be? Harika Kur’ân okuyorsun. Eyvallâh. Amel amel. Akayit iman. Öbür kül normalde senin kadar iyi Kur’ân-ı Kerim okumuyor ama imanı muhteşem. Muhteşem. Uhud sıra dağları gibi iman var. Uhud sıra dağları gibi imanı var. O lazım. Hz. Pir onu diyor. Sen diyor Kur’ân’ı okur. Kur’ân’a uymazsan. Ha peygamberleri velileri görmüşsün ama iman etmemişsin, inanmamışsın.

Ona benziyor diyor. E sen ne olacak ki? Gittin ben öyle kimseler tanıyorum. Bütün şeyhleri tanıyor. Ama hiçbirisinden bir türlü ders alamamış. Nasip olmadı. Kısmet değilmiş. Evet diyorum nasip değilmiş sana, kısmet değilmiş. Ben şimdi kenaisine söylüyorum. Nasip değilmiş, kısmet değilmiş diye. Gerçeği hakikati bu. Sen bir mürşidi Kamil’den ders almayı. Sen kolay bir şey mi zannettin? Sen bir mürşidi Kamil’den ders almayı, yol geçen hanından geçmek mi zannettin? Tabii nasip olacak sana. E dersi aldın orada durmak da önemli. Orada durmak da çok önemli. Neden? Uymak lazım çünkü. Tabi olmak lazım. Dediğini yerine getirmek lazım. E dediğini yerine getirmedin. E sen ne oldu? Sen gördün ama dediğini yerine getirmedin.


8. Bölüm

Allâh muhafaza eylesin. Bu hem alimlere hem şeyhlere olsun bu hadîs-i şerif. Zakirlere olsun. Herkese gelsin bu hadîs-i şerif. Allâh muhafaza eylesin. Bu haride geçiyor. Kıyamet gününde bir adam getirilir ve cehenneme atılır. Bağırsakları parçalanır. Merkebin değirmeni döndürdüğü gibi onunla beraber döner. Cehennem ehli onu izler ve ona eyy falan. Ne oldu sana? Sen bize iyiliği emreder, kötülükten sakındırmaz mıydın? O da evet ben size iyiliği emreder fakat kendim yapmazdım. Kötülükten sakındırır fakat kendim yapardım. Alimler, hocalar, vâz-ı nasihat edenler, şeyhler, mürşidler, veliler, zakirler, nâkıblar, nukabalar, çavuşlar, anneler, babalar, dedeler, nineler, nasihat edenler. İyilik abidesi olduğunu kast ederekten iyilik abidesi kesilenler.

Eğer söylediklerinizi kendiniz yapmazsanız, yapmazsak, yapmazsam sonumuz bu. Rabb’im bizi affeylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak Kur’ân’a tabi olanlardan eylesin. Sünnet seniye tabi olanlardan eylesin. Kur’ân’ın hükümlerini tutar 1540. beyt. Kur’ân’ın hükümlerini tutar. Kıssalarından hisse alırsan can kuşuna ten kafesi dar gelir. Kafeste mahpus olan kuşun kurtulmak istememesi cahilliktendir. O zaman sen Kur’ân’ın hükümlerini yerine getirir. Sünneti seniye’nin adabına, erkanına tabi olursan ve can kuşu bu bedene, ruh bu bedene sığmaz olur. Bu bedende durmak istemez. Dar gelir ona beden. Ve sen eğer ki o peygamber, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin, peygamberlerin kısalarını öğrenir. O velilerin, o evliyaların kısalarını öğrenir.

Onlara tabi olur. Oradan ders çıkarır. Kur’ân’daki kısaları öğrenir. Öğrenir. Oradan ders çıkarır. Kendine bir hisse alır. Ve onlarla amel etmeye başlarsan, evet. O zaman sen bu ruh bu bedende durmak istemez. Bir an önce, tabiri caizse öteye kanatlanıp gitmek ister. O sevdikçe sevmek, yol yürüdükçe yürümek ister. Koştukça koşmak ister. Artık ona dünya hayatı, ona bir necis gibi gelir. Dünya hayatı ona böyle yoldan geçerken bir anlık nefes aldığı bir yer gibi gelir. O orada kalıcı olmadığını hisseder, görür, bilir. E yok öyle değilse o zaman bu can kafesi burada dünya hayatından lezzet alıyorsa, tat alıyorsa o zaman o kimse Kur’ân’ın hissesinden, kısalarından kendisine hisse ve kıssa çıkarmadı.

Ya cahildir, ya gaflet ehlidir. Cahil ve gaflet ehli olanların ruhları, içleri, nefisleri bu dünya zevkine, bu dünya şatafatına ve şatatına aldanır. Ve onlara dar gelmez bedenleri. Ona bu dünya tatlı geldi çünkü. Eğer ebedi olan ahiret alemini tanısaydı, ebedi olan cennet hayatını tanısaydı, ebedi olan ebedi bir şekilde beraber olacağı, peygamberlerin ruhaniyetlerini ve nuraniyetlerini tanısaydı ve ebedi olan Allâh’ın nurunu ve sıfatlarını tanımış olsaydı, onun ruhuna beden dar gelecekti. O yüzden onları tanımış olsaydı hep tabiri caizse onun gözü ölüm kirişinde olacaktı. Diyecekti ki ölüm bana ne zaman gelirsen gel. Yok böyle olmadıysa o zaman o kimseye bu beden onun ruhuna dar gelmeyecekti.


9. Bölüm

O çünkü kendince heva ve heves hayatın içerisinde yaşamaktan tat alacaktı. Kafeslerden kurtulan ruhlar Allâh’a layık ve halka rehber olan peygamberlerdir. Kafeslerden kurtulan ruhlar, o zaman kafeslerden kurtulan ruhlar Allâh’a layık ve halka rehber olan peygamberlerdir. Peygamberlerin ruhları asla ve asla tabiri caizse kapalı bir menfezde tutulan ruhlar değildir. Kutupların ruhları da öyledir. Velilerin, büyük velilerin ruhları da öyledir. Peygamberler gibi değildir ama peygamberlere yakındır. Peygamberlerin ruhları tamamıyla serbesttir. Tamamıyla serbesttir. Cenâb-ı Hak onları kendine seçmiş, Cenâb-ı Hak onları kendine seçtikten sonra onları tamamıyla serbest bırakmıştır. Hür bırakmıştır. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem’e de tevdiyor ya, kim bana diyor salatü selam getirirse Allâh diyor benim ruhumu kabrimde hazır tutar.

Benim kabrimde hazır tutar. Ben diyor bana salatü selam getiren ümmetimin diyor salatü selamını alırım ve diyor ona da ben salatü selam getiririm. Ona da ben salatü selam getiririm ve bir melek ona getirdim salatü selamı o kimseye ulaştırır der. Bizde o kulak olmadığından, bizde o kalp olmadığından biz boş boş böyle biraz heva hevesle, gaflette salatü selam çektiğimizden bundan haberimiz olmuyor. Biz Allahümme sallallâhu ve sellem seyyidine Muhammed dediğimizde hemen Cenâb-ı Hak Hz. Peygamber sallallâhu ve sellem hazretlerinin ruhaniyetini bundan haberdar ediyor. Ve onun devamlı etrafında bulunan başucunda bulunan bir melek hemen senin salatü selamını oraya deftere kaydediyor. Diyor ki ey Muhammed senin ümmetinden, senin ümmetinden Hasan oğlu Mustafa sana salatü selam getirdi hemen ona cevap veriyor ve aleyküm selâm Allâh’ın selamı, bereketi, rahmeti onun üzerine olsun.

Bir melek hemen o salatü selamı senin adına getirilen o salatü o selamı Hz. Muhammed Mustafa’nın ağzından alıyor getiriyor, senin sana tebliğ ediyor. Ama biz gaflette olduğumuzdan bizim bu tebliğden haberimiz yok. Bu tebliği bizim duyacak kulağımız bu tebliği getiren meleği görecek gözümüz yok. Yok açılmamış açılmayınca biz böyle gafletle salatü selam getiriyoruz. Ya şu 100 taneyi bir bitirsem ya Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin vesafi veselim, Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin vesafi veselim. Yok ya yok öyle değil ya öyle değil. Öyle değil canım kardeşim ya. Tost doğru. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin vesafi veselim. Ey ya Resulallah ben günahkarım, kusurluyum, hatalıyım.

Ben yanlış değil mi eksik değil mi? Ben her an için toza, dumana bulananım. Ben her an için her türlü pisliğin içerisinde yaşayanım. Benim dilim layık değil, benim gönlüm layık değil, benim vücudum, ruhum, sırrım layık değil ama Allâh demiş ya ben salatü selam getiriyorum. Meleklerim de salatü selam getiriyor. Ey iman edenler siz de Habibime salatü selam getirin demiş ya. Ben bu emre binaen yüzsüzüm, sana salatü selam getiriyorum. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin vesafi veselim diyorum. Biliyorum ben buna layık değilim. Bu Allâh’ın lütfu, ikramı, ihsanı, onun hidayeti, onun lütfu, ikramı, ihsanı olmasaydı benim bu dilim o salatü selama da dönmezdi. Aşk ile. Sanki diyor ya hadisi kutsi de Allâh’ı görüyormuşçasına.


10. Bölüm

Namaz kılıyorsun ya Allâh’ı görüyormuşçasına. Öyle kıl. Salatü selam getiriyorsun ya. Sanki Muhammed Mustafa’yı görüyormuşçasına. Bakın görüyormuşçasına. Sanki kabrinin başına gitmişsin, oturmuşsun oraya boynunu bükmüşsün. Demişsin ki geldim ben fakirinim senin. Sanki onun kabrinin başında hiç olmazsa salatü selam getiriyormuş gibi öyle salatü selam getirmek ve o peygamberin ruhu ve diğer peygamberlerin ruhları hür, serbest. Sen İsa’dan bahsederken İsa Aleyhisselâm da duyuyor onu. Sen Musa Aleyhisselâm’dan bahsederken Musa Aleyhisselâm da duyuyor onu. Sen Adem Aleyhisselâm’dan bahsederken o da duyuyor. Sen Adem Aleyhisselâm’a methettin de hoşuna gidiyor. Benim ceddim Muhammed ümmeti beni andı diyor.

Kopup geliyor neredeyse. Veya da sen Yusuf Aleyhisselâm’dan, Yûnus Aleyhisselâm’dan bir kıssasından bahsedince hem de Allâh’ın emrini getirmiş oluyorsun. peygamberine dedi ya sen İsa’dan da bahset, sen geçmiş peygamberlerden bahset dedi ya, sen Eyüp’ten de bahset dedi. Geçmiş peygamberlerden bahset diye Hz. Muhammed Mustafa’ya da söyledi. Sen geçmiş peygamberlerden birisine edeble bahsedince böyle büyük bir muhabbetle, aşkla ondan bahsedince, ondan bir kıssa anlatınca onların ruhları serbest. Onlar anında geliyorlar. Senin sohbet alakana da geliyorlar. Senin anlattığın anda onlar geliyorlar. Doğru anlatıyorsan kafalarını tahsik ediyorlar. Doğru anlattın diyorlar. Sen daha daha heyecanlanıyorsun, daha daha aşıklanıyorsun.

Allâh senin bilmediğini öğretiyor o zaman. Diyor ki benim geç peygamberlerimi andı. Bu sefer kalbine sanki Fırat Nehri’nden geliyormuş gibi geliyor. Bilmediğinde geliyor, görmediğinde geliyor. Onların ruhları serbest çünkü. Cenâb-ı Hak onların ruhlarını serbest etmiş. Siz onlara ölü demeyiniz demiş âyet-i kerimede. O peygamberlerin ruhları, ruhaniyetleri serbest onlar ölmediler. Onlara ölü demeyiniz. Onlar hâlâ da vazifelerinin başındalar. Yeni bir kitap indirilmiyor sadece. Peygamberler peygamberliklerine devam ediyorlar. Dinde emeklilik yok. Onlar da emekli değiller. Onlar da ümmet-i Muhammed’in iyi olması için boyuna dolaşıyorlar. Ümmet-i Muhammed’in zorda kalanlarına dua ediyorlar. Onları ölü zannetmeyiniz.

Onları böyle kimsesiz, sanki böyle siz kendinizi de kimsesiz zannetmeyiniz. O şehidlerin ruhları ölü değil. Onlar da diriler. Onlara da ölü demeyiniz diyor. O yüzden Allâh yolunda şehid olanlar, ölüler değil. Onlar da diri. Veliler, mürşid-i kamiller onlar da nefisle cihatlarını yapmışlar. En büyük cihadı yerine getirmişler. Heva heveslerini ezmişler. Şeytanı ezmişler. Nefislerini ezmişler. Allâh onları kuşandırmış. Allâh onları velilik elbisesi giydirmiş, mürşidlik elbisesi giydirmiş. Onlar da o haliyle öldüklerinden dolayı, onlar da manevi şehid hükmünde. Onlar da şehid. Onları da ölü zannetme. Abdülkadir Geylan Hazretleri dediğinde duymadı diye düşünme. Cenâb-ı Hak ona duyurucu. Ahmed-i Rufay Hazretleri dediğinde onu duymadı zannetme.


11. Bölüm

Allâh onu duyurucu. Hasan ile Hüseyin Efendimiz’den bahsedince duymadı zannetme. Onlar duyurucu. Allâh onları da duyuruyor. Onların da ruhları serbest. Bunlar çünkü yedinci makamı da bitirmişler. Bunların önünde makam kalmamış. Bunlar ehadiyet makamında dolaşan ruhlar. Bu ruhlar peygamberlere en yakın olan ruhlar. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bahsettiği ümmetimden öyle veliler vardır ki beni İsrail peygamberlerine denktir dediği ruhlar bunlar. Bunlar kendi zamanın kutupları. Bunlar kendi zamanlarının kutup yıldızları gibi. Nasıl gece oldu bütün yıldızlar göründü ama kutup yıldızı yol gösterdi. O kutup yıldızı en parlak olan yıldız. Hepsi de yıldız. Allâh’ın veliler böyledir.

Hepsi de bir yıldız hükmündedir. Ama zamanın kutbu vardır o kutup yıldızı gibidir. O kutup yıldızı gibidir. O yol göstericidir. Yolda kalanlara. onların ruhları da serbesttir. Sakın onlara ölü demeyiniz. Onların da ruhları nedir? Serbesttir. Yeter ki biz edebimizle, adabımızla, erkanımızla, Kur’ân-ı Kerim’e bağlılığımızla, sünnet-i seneye tabiliğimizle duralım. Eğer öyle durursak onların ruhlarının diri olduğunu ve onların ruhlarının hür olduğunu, serbest olduğunu görürüz. o yüzden Hazreti Pir diyor ki, eğer ki onun ruhu o kafeste rahat ise, o cahil ve gafildir. Onun ruhu o beden kafesinde rahat bir şekilde duruyorsa, o Kur’ân’dan, o sünnet-i seneye’den, o velilerin halinden hiçbir şey almamıştır.

O gaflet deryasında yüzüyordur. Onun bu manada, onun ruhu o bedende hapistikten zevk almada. Onların sesleri kafeslerin dışından ve din makamından gelir. bu ruhları serbest olan o peygamberlerin, o velilerin, o şehitlerin, o normal kemalâ erenlerin, onların sesleri, din makamından gelir. onlar, peygamberler dinin yeryüzünde yaşanması için özel seçilmiş zatlardır. Peygamberlerden sonra veliler, mürşid-i kâmiller, o dini ayakta tutmak için seçilmiş özel zatlardır. Onların sesleri din perdesinden gelir. Ve din perdesinden gelince de Hz.Tepir diyor ki, sana kurtuluş yolu ancak budur bu. Sana başka bir kurtuluş yolu yoktur. Sen eğer ki kurtulmak istiyorsan, Kur’ân’a sımsıkı yapış, sünneti seneye’nin adabına, erkanına uyu, onun ayak izlerini takip et.

Mürşidine dost toru bağlan, Kur’ân ve sünneti seneye’nin sımsıkı yaşayarak bu hayata devam et. Kurtuluş ancak bu yoldadır diyor. Başka bir yerde kurtuluş arama. Başka bir yolda kurtuluş arama. Başka bir hizipte, başka bir toplulukta kurtuluş arama. Kurtuluş Kur’ân ve sünnette, kurtuluş peygamberlerin yolunda, kurtuluş ariflerin, kurtuluş velilerin, kurtuluş mürşidlerin yolunda. Onların yolu ki Hz.Muhammed Mustafa’nın yoludur. Hz.Muhammed Mustafa’nın yolu ki Allâh’ın yoludur. O yolu takip edersen kurtuluşa erersin. Eğer o yolu takip etmezsen kurtuluşa erenlerden olmazsın. Allâh’a itaat et, Resûlüne itaat et, sizden olan emir sahiplerine itaat et. Başka türlü kurtuluş yok. Biz bu daracık kafesten bununla kurtulduk.


12. Bölüm

Bu kafesten kurtulmanın bundan başka çaresi yok. Hz.Bir diyor ki, biz bu daracık beden kafesinden Kur’ân’la, sünnetle, peygamberlerin yoluyla kurtulduk. Biz bu daracık beden kafesinden bu mana yoluyla, mana yolunda yürüyerekten kurtulduk. Sen de eğer kurtulmak istiyorsan bu mana yolundan, bu peygamberlerin velilerin evliyaların yolundan yürüyeceksin. Kurtuluş başka bir yerde değil. Kazandığın şöhretten kurtulman için inleyip duran bir hasta haline gir. Zaten halk arasında meşhur olmak sağlam bir bağdır. Bu bağ bu yolda demir bir bağdan aşağı mıdır ki? meşhur bir laf vardır ya, şöhret afat getirir diye. Başka bir şöhret afattır derler. İki şekilde şöhret olur insan. Bir kendisi şöhret perdesine atmak ister kendini.

Heva hevesine uyar, şeytaniyete uyar ve kendisini şöhret perdesine atar. Şöhret olmak için elinden gelen her türlü çabayı sarf eder. Bu hem dünyevi yolda hem nefsani yolda hem şeytani yolda olduğu gibi bu aynı zamanda da din yolunda olur. Din yolunda da bir kimse şöhret ister. Ne kadar büyük âlim desinler, ne kadar büyük şeyh desinler, ne kadar iyi derviş desinler, ne kadar güzel sûfî desinler. Vay şöyle bir mümin, şöyle bir mücahit, şöyle bir sûfî, şöyle bir zakir, şöyle bir nakip, şöyle bir nigabba, şöyle bir şeyh. o şöhret olmak için elinden gelen bütün çabayı ve gayreti sarf eder. Bu şöhret onu ne yazık ki cehennemlik eder. Bu şöhret ne yazık ki onu halkın ininde belki de aşk alkışlattırır ama Allâh ininde batar o kimse.

O yüzden şöhreti istemek riadır. Riyada gizli şirk’tir. Gizli şirk ise insanı cehenneme götürür. O yüzden ehli sûfî bu tip yapmacık şöhretten ve yapmacık şöhrettikten uzak durur. Şöhret olacağı, şöhrete düşüreceği her türlü halden ve fiiliattan kaçar. şöhret iki türlüdür. Birisi heva ve hevesten şeytaniyetten, nefsaniyetten gelir. Birisi de Allâh’tan gelir. Allâh bir kimse istemediği halde onu şöhret yapar. Onu şöhret yapıyorsa iki şey bekleyin. Şöhretten, şöhrete düşmüş olandan. Bir, ya Allâh onunla dinini muhkem ediyordur şöhretiyle. Ya da o kimse heva hevesine düştüğünden dolayı şöhrettedir, o kimse cehennemin en dibinde gidecektir. Mümin, sûfî her türlü şöhretten uzak durur. Şöhrete düşmemek için Ulu Orta ona sorulmadıkça rüya anlatmaz.

Ona sorulmadıkça hal anlatmaz. Ona sorulmadıkça keramet anlatmaz. Ona sorulmadıkça benim başımdan şöyle bir şey oldu, ben şöyle bir şey yaptım demez. Bu onun içindeki, kalbinin derinliklerindeki şöhret hastalığıdır. Şöhret hastalığı o kimsenin maneviyatını yok eder. O kimsenin halini yok eder. O kimsenin iç dünyasını parçalar, kalbi körelir, kalbi taşlaşır. Allâh muhafaza eylesin. O kalbinin taşlaştığını, kalp gözünün körlüğünü saklamak için, hayalini hal zanneder, hala da hal anlatacağım diye uğraşır. O şöhret basamaklarını kendince tırmandırmak istiyor. Öyle şeyler vardır, süs de çok güzeldir. Şöhretleri fevkaladededir. Fevkaladenin fevkinde bir şöhretleri vardır ama maneviyatları yoktur. Ama icazetleri yoktur.


13. Bölüm

Ama kalpleri çalışmaz. Ama gözlerinde feraset yok, kalbirlerine feraset yok, kulaklarında feraset yok, anlayışlarında feraset yok, akıllarında feraset yoktur. Onlar ne yazık ki şöhrete koşarlar. Onların şöhretlerini artırdıkça artırırlar. Şöhretleri yaldızlanır, parlanır ama onların ahiretleri perperişandır. O yüzden gerçek manada sûfî şöhretten uzak durmaya gayret eder. O şöhretten uzak durmaya gayret ettiği halde Allâh onu tezgahına vitrinine koyduysa, onda yapılacak bir şey yoktur. O hala da kendisini şöhretten sakındırmak için uğraşır. O hala da şöhrete düşmemek için öyle kendisini şöhretli kılanlardan da uzak durur. Rabbim şöhret hastalığından cümlemizi muhafaza eylesin. Çünkü şöhret hastalığı gizli şirke götürür insanı ki gizli şirktir.

Bakın o her şeyi şöhret için yapar. Ahir zamanda öyle insanlar olacak ki Kur’ân okuyacaklar. Ama onların Kur’anları boğazlarından aşağı geçmeyecek. Onlar çünkü dinlerini istismar edenlerdir. Dini şöhret aracı yapanlardır. Kur’ân’ı şöhret aracı yapanlardır. Kur’ân’ı geçim aracı yapanlardır. Onlar öyle güzel Kur’ân’ı Kerim okurlar ki gözleri kalpleri verilecek olan zarftadır. Gözleri kalpleri Kur’ân okumadan alacak oldukları ücrettedir. Onlar ne yazık ki cehennemde odundurlar. Ahir zamanda öyle âlimler gelecek ki o âlimler ne kadar şöhretli desinler, ne kadar meşhur desinler diye alimlik yaparlar. İlimleri de ondandır. İlimleri amel etmek için değil, insanların başına şöhret, padişahı olmak içindir ki onlar cehennemin en icra köşesinde, en altında cezalandırılacaklar ve onlar ne yazık ki iman üzerine gitmeyeceklerdir.

Evet. Öyleleri vardır. Siyaseten şöhret olmuşlardır. Siyaseten şöhret olanlar sırf o siyasi şöhretlerini devam ettirmek için Kur’ân ve Sünnet’ten taviz verirler, Kur’ân ve Sünnet’i hiçe sayarlar, Kur’ân ve Sünnet’e sırtını dönerler. Ama onların siyaseten şöhretleri devam eder ve insanları kurtuluşa değil onlar insanları cehenneme çağırırlar. Cehenneme sevk ederler. Bununla da alakalı hadîs-i şerif vardır. Onlara tabi olan o toplulluklar ne yazık ki onlarla beraber cehennemde soluklanırlar. Devlet tebaasından şöhret olanlar vardır. Bunlar şöhretlerine şöhret katarlar, zulümlerine zulüm katarlar. Zulm ettikçe devlette şöhretleri artar, zulm ettikçe zalimlerin yanında makamları artar. Bunlar da mahşerde rezil oldukları gibi cehennemin en icra köşelerine giderler.

Evet, şöhret şirktir. Şöhret şirktir. Ve bu şöhrete düşenler, şöhrete düşenler. Sufilerin içerisinde şeyefendiler, sufilerin içerisinde zakirler, nakipler, nükabbalar, dervişler böyle bir şöhrete düşer. Sen biliyor musun ben nerenin zâkiriyim? Sen biliyor musun ben kimim? Sen biliyor musun ben nasıl bir şeyhim? Sen biliyor musun ben nasıl bir mürşidim? Sen biliyor musun? Sanki Uludağ’ın küçük eteklerine sen yarattın küçük eteklerini. Sen şeyh değil, veli değil, mürşid değil, şirkehlisin. Gerçek bir mürşid olsaydın, gerçek bir veli olsaydın, gerçek bir evliya, sûfî, derviş olsaydın, şöhretten uzak dururdun. İkincisi alimlere sözüm. İlminiz de amel etmiyorsanız, okuduklarınız da öğrendikleriniz de fetva vermiyorsanız, okuduklarınız da öğrendikleriniz de ilminiz de, ilminiz de küfre küfür fetvasını, imana iman fetvasını, Kur’ân ve Sünnet tarihisinde harama haram fetvasını, helala helam fetvasını veremiyorsanız, Kur’ân’ın ayetlerini, Hz.


14. Bölüm

Muhammed Mustafa’nın hadisi şeriflerini eğip büküyorsanız, iktidarlara yalakalık yapmak için, zenginlere yalakalık yapmak için, güç sahiplerine yalakalık yapmak için, ilminizi kullandırıyorsanız, ilminizi beş parılık ediyorsanız, vallahi de billahi de böyle namazdan eve, evden namaza giden Müslüman sizden hayırlı ve siz cehennemin en ücrak köşesindesiniz. Üçüncü sınıf insanlar, siyasetçiler. Evet siz siyasetinizi Kur’ân’a ve Sünnet’e hizmet için yapmıyorsanız, siyasetinizi halk ve vatandaşın faydasına yapmıyorsanız, siz siyasetinizi şöhrete, mala, mevkiye, makama zengin olmaya, siz siyasetinizi kendi heva ve heveslerinizi yerine getirmeye, siz siyasetinizi kendinize ve etrafınızı zengin etmeye, makam sahibi, mal sahibi etmeye kullandırıyorsanız, şöhretinizi, vallahi de cehennemlikçisiniz, billahi de cehennemlikçisiniz.

Dördüncü şöhret elli, makam sahiplerine. Eğer siz bürokraside bir makam sahibi olduysanız, eğer belediyelerde devlet dairesinde bir makam sahibi olduysanız, siz bu şöhretinizi, bu makam sahibinizi rüşvete, bu makam sahibinizi haram yemeye, bu makam sahiplerinizi fakir fukaraya ezmeye, bu makam sahiplerinizi insanların işlerini görmek için değil zorlamaya kullanıyorsanız, bu makam sahiplerini siz değişik güç odaklarına, yalakalık ve yaltallık yapmaya kullanıyorsanız, vallahi cehennemlikçisiniz, billahi cehennemlikçisiniz. Ben Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’yi anlatmaya çalışıyorum. Heva hevesine uymuş olan ehli dünya benim işim değil. Onlar zaten paralarını, bacaklarını göstermekten, göğüslerini göstermekten, ne kadar çok çıplak olursak, oradan kazanıyorlar.

Bunlar benim mevzum değil zaten. Onlar zaten kendilerince şeytaniyete, nefsaniyete, deccaliyete bağlanmışlar gidiyorlar. Bir hadîs-i şerif, birkaç hadîs-i şerif bu geceyi sonlandıralım. Bir adam Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine gelerek, ey Allâh’ın Resulü, hem sevap hem de şöhret için savaşa katılan kimseye ne vardır diye sordu. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem cevap olarak, hiçbir şey yoktur dedi. Adam meseleyi üç sefer sordu. Üç seferinde de Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hiçbir şey yoktur diye cevap verdi. Sonra Allâh amelden ancak halis olanı, hedefi Allâh’ın rızası olan ameli kabul eder buyurdular. Demek ki hedefin Allâh’ın rızası olacak. Hedefin Allâh’ın rızası değilse, şam, şöhret, cebini doldurma.

Hedefin Allâh’ın rızası değil de, nefsin heva hevesinsen sana hiçbir şey yok. Allâh muhafaza eylesin. İmam Ahmet, bu az önceki nesai’dendi. İmam Ahmet nakletmiş. Sizin için korktuğum şeylerin en korkuncu küçük şirk olan riadır. Allâh kıyamet günü insanlara amellerinin mükafatını verdiği vakit gösteriş yapanlara, Dünya’da kime gösteriş için amel ettiniz ise, gidin onlara bakın, onların katında alacağınız bir mükafat bulur musunuz buyurdu. Tabarani’den. Riyanın en küçüğü şirktir. Allâh katında kulların en sevimlisi, takva sahibi cömert ve amellerini gizli yapanlardır. amellerini, taatlerini, dünyalık şaibelerden koruyor. Onlar ki, bakın bunlar da bir şey değil, onlar da bir şey değil. Onlar ki, onlar da bir şey değil.


15. Bölüm

Onlar ki, onlar da bir şey değil. Ve hidayetin imamları bunlardır. Bu hadîs-i şerif beni böyle derinden etkiler. Ben bu hadîs-i şerifi kendi içimden çok okumak istemem. Sebebi şu, bu hadîs-i şerifte tarif edilen bir mümin olmak isterdim. Bu hadîs-i şerifte tarif edilen bir Müslüman olmak isterdim. Takva sahibi, cömert ve amellerini gizli yapan, ortadan kaybolduğunda hiç kimsenin fark etmeyeceği bir kimse. Ve onlar ortaya çıktığı zaman da, göze batmayan, göze batmayan, her kimsenin ayağa kalkmadığı, temana etmediği, elini öpmek için, sarmaşmak için uğraşmadığı, fasad bir insan gibi bir köşeye oturup Allâh’ı zikreden bir kimse. Ne yazık ki benim hayatım için mümkün değil. Ve Cenab-ı Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin metdine mazhar olmak.

Hiç kimse seni tanımayacak, bilmeyecek. Ve sen bir zikir halakasına gideceksin, oturacaksın. Kimse sana demeyecek, Ahmet Efendi, Mehmet Efendi gel buraya. Senin yerin öne halaka, senin yerin şurası veya hiç kimse seni tanımayacak. Bir topluluğa gireceksin, oturacaksın oraya. Amelinde gizli yapacaksın. Gece kime yardım edilecekse yardım edeceksin. Gösterişten uzak duracaksın. Gece diri olacaksın, gündüz ölü. Ve hiç kimseler senin halini bilmeyecek. Sen hiç kimseye içini açmayacaksın. Hiç kimseye hiçbir şey söylemeyeceksin. Hiç kimseye hiçbir şey aktarmayacaksın. Varlığını da Allâh bilecek, yokluğunu da Allâh bilecek. Varlığınla yokluğun insanlar arasında bilinmeyecek. Bu melametin zirvesi, asıl melamet ehli olanlar bunlardır.

Evet, şöhret perdesine Allâh’ın sürdüğü kimseler de melamet perdesinde midir? Evet. Onlar da melametin zirvesinde yaşarlar mı? Evet. Ama ona öyle takdir etmiş, onu şöhret perdesine sürmüş. Öbürkün de şöhret perdesine sürmemiş, onu da bir gizli velisi evliyası yapmış. Evet muhakkak herkese duyurduğu velisi evliyası öbürkünden kıymetlidir ama şöhret perdesine sürülen kişinin işi öbürkünden zordur. İşi öbürkünden daha zordur, daha zordur. Rabbim cümlemizi şöhret hastalığı düşenlerden eylemesin. Âmîn. Böyle bir hastalığa düşenimiz varsa Cenâb-ı Hak onu maddi manevi tedavi eylesin. Âmîn. Rabbim bizleri bu hastalıklardan uzak eylesin. Âmîn. Sürç ile İsa’n ettiysem affola. Geceniz mübarek olsun. Âmîn.

Pazartesi zannediyorum, 3 ayların başlangıcı Recep’in biri mi oluyor pazartesi? Pazartesi değil mi? Pazartesi Recep’in biri. Şimdiden 3 aylarınız mübarek olsun. Âmîn. Rabbim Recep’e Şaban’a Ramazan’a hepimizi ulaştırsın. Âmîn.


Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar

  • Kur’ân-ı Kerîm: Yûnus, Yusuf, Rum, Mümin, Muhammed, Fatiha sûrelerinden referanslar; geçen âyet-i kerîmelerin tefsîr ve siyâkı sohbet içinde tafsîlâtlı işlenmiştir.
  • Tasavvufî Istılâh: icazet, şeyh, derviş, sûfî, sufi, zikrullah, halaka, halka, nefis, heva, şeytan, melek, cin, ruh, kalb kavramları ve bu kavramların kalbî-zâhirî tecellîyâtı.
  • Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi
  • Hadîs-i Şerîfler: Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Nesâî, Sünen-i İbn-i Mâce ve Müsned-i Ahmed bin Hanbel’den iktibâslar.

Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin O kimse Allah'a yaklaşmak için bir yol arıyorsa artık nefsini, şeytanı yendi ve başlıklı sohbetinin tam transkriptinin Karabaş Tekkesi düzeltme ve telîf standartlarına göre hazırlanmış uzun-format hâlidir. Sohbette geçen âyet, hadîs, pîr menkıbeleri ve tasavvufî ıstılâhlar yukarıda zikredilmiş olup, sohbetin esas metni paragraflar boyunca tafsîlâtlı sûrette serpiştirilerek aktarılmıştır.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — O kimse Allah'a yaklaşmak için bir yol arıyorsa artık nefsini, şeytanı yendi ve | Seri: Dergâh Sohbetleri Serisi

Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, İcâzet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı