11 Ekim 2016 Tarihli Sohbet
Bu araştırmadaki her şey alıntıdır. Benim burada bir katkım ya da fikrimin olması benim haddime de değildir. Sadece karşıt görüşlerinde olduğunu bunlarında delilleri ya da dayanakları olduğunu bilmemizi istedim. Belki kızacaksınız, bu böyle değil diye düşüneceksiniz amacım kafamızdaki acabaları silmek ve bu akşamki sohbette doğruyu bulabilmek. Hakkınızı helal ediniz.
Sen yanmazsan, Ben yanmazsam, Biz yanmazsak, Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. N. Hikmet
“Hüküm yalnız Allah’ındır” (Yusuf/40)
“O, hükmüne kimseyi ortak etmez” (Kehf/26)
İslami ilimlerde görüşlerin, Kur’an ya da hadislere dayandırılması toplum açısından kabullenme şansını oldukça yükseltmektedir. Müslüman toplumlarda fikirler söylendikten sonra Hz. peygamber ya da Kur’an’a dayandırıldığı zaman tereddütsüz kabul görmekte ve ona muhalif fikir ileri sürmeye cesaret edilmemektedir. Bunu bilen bir kısım insanlar ondan faydalanmak isteyerek yapmak istediklerini Hz. peygamberin otoritesine dayandırmış ve bu amaçla rivayetler uydurmuşlardır.
Bunlardan bir tanesi: “Benden hakka uygun bir hadis rivayet ederseniz söyleyeyim ya da söylemeyeyim onu alınız.” İBNÜL-CEVZİ (Mevdûât 1/157) İBN HACER (Lisanül-Mizan 1/454)
Ancak İbn Hacer, Ebu Hureyre’den merfu alarak bu rivayetin münker
olduğunu belirtmiştir. İbn Hacer I/454
Ayrıca Hz. peygamberin mütevatir kabul edilen “Kim benim hakkımda kasten yalan söylerse cehennemdeki yerini hazırlasın.” El Buhari- Müslim- Ebu Davud. Hadisine ters düşer.
Hadis, lügatte söz, haber, sonradan vücuda gelen şey anlamındadır. Bu çalışmanın amacı Kur’an ile ilgili yanlış anlaşılmaları açıklamak ve
Kur’an’dan delillerle düzeltmektir.
Çoğunluk tarafından benimsenen ve belli çıkarlar gereği korunan bu yanlışlar Kur’an öğretileri ile gelen bu zindeliği pasifliğe çevirmekle kalmamış Müslüman hayat tarzını tamamen değiştirmiştir. Şu an Müslüman dünyaya egemen olan “PASİF İSLAM” Kur’an tarafından sunulan “DİNAMİK İSLAM” ile taban tabana zıttır.
İslam’ın düşmanı olanların İslam adına dine soktukları yanlışların bir sonucu olarak günümüzde Müslümanlar; peygamberin yok etmek istediği ağırlıkların baskısı altındalar.
FİRAVUNLAR yani politik istismarcılar,
HAMANLAR yani din ve bilgi sömürücüleri, KARUNLAR yani ekonomik sömürücüler Müslüman dünyada kontrolü ele
geçirmiş durumdalar.
Bundan kurtulmanın ve İslam rönesansını başlatmanın tek yolu, Kur’an’ın İslam ile ilgili konularda kesin otorite olduğunu ve onun Allah’ın yeryüzündeki eksiksiz ve değişmez TEK MESAJI olduğuna inanmak gerekmektedir. KASHİF AHMED SHEHZADE (1998)
Kur’an peygamberin gün içindeki olağan konuşmaları ile vahiy olarak ona
gönderilenler arasında net bir ayrım yapmıştır.
“Onlara bir ayet getirmediğinde ‘onu da şuradan buradan derleseydin ya’
diye konuşurlar.” (7;203)
Maide suresinin 48.ayetinde görüldüğü gibi peygamberin din alanında verdiği tüm hükümler Kur’an’a dayanmak zorundadır. Peygamber bu ayetlerden anlaşılacağı üzere dini anlatırken kendine ait hukukunu ya da öğretilerini değil Kur’an’ı anlatmak zorundadır. İnsanlar peygamberin kişisel fikirlerine ya da hukukuna değil Allah’ın yasasına boyun eğmelidir. Zaten elçinin anlamı da kendisine ait olmayan bir şeyi başkasına iletendir.
“Allah size kitabı ayrıntılı kılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir
hüküm koyucu mu arayalım?” (EN-AM 114)
Bakara suresi 129.ayette geçen “Kendilerine kitabı ve bilgeliği öğretecek, onları temizleyip arındıracak bir Resul” ifadesinde de anlaşılacağı gibi elçinin tek görevi insanlara Kur’an’ı okumak değildir. Ancak bilgeliği öğrenmek için birçok farklı mezhep tarafından oluşturulmuş ve peygambere atfedilen geleneksel kitaplardan faydalanma fikri temelsizdir.
Peki bu durumda elçi kitabın bilgisini nasıl öğretti? Biz bu açıklamaları
nerden bulabiliriz?
Kur’an şöyle diyor; Allah Kur’an’ın kendi kendisini açıklayan bir kaynak olduğunu söyleyerek Kur’an’ı anlamak için başka hiçbir geleneksel kaynağa ihtiyacımız olmadığını belirtiyor.
“Bak, iyice kavrayıp anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde
açıklıyoruz.” (6;45)
“BİZ KİTAPTA HİÇBİR ŞEYİ NOKSAN BIRAKMADIK.” (6;38) “BİZ ÖĞÜT ALACAK BİR KAVİM İÇİN AYETLERİ AYRINTILI OLARAK
AÇIKLADIK.” (6;126)
Devam edelim; Hz. Ebu Bekir hadisleri toplamaya kalkanları şirkle suçlayıp cezalandırdı ve kitaplaşan hadisleri yaktırdı ve peygamberin ölümünden sonra şöyle dedi “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşecek. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyin ki işte Allah’ın kitabı aranızda onun helalini helal kılın haramını haram görün.” Zehebi; Tarikatûl huffaz 1-3 Buhari cild 1
Hz. Ali de şöyle der;
“Yanında hadis sayfaları bulunan gidip onları yok etsin zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kur’an’ı terk etmeleridir.” İbn Abdülberr; camiûl beyanil ilm sa. 234
Şu anki Sünni mezheplerin dayanağı hadis kitapları peygamberin
ölümünden 2 asır sonra toplatılmıştır.
“Allahtan ve ayetlerinden sonra başka hadislere mi inanacaksınız?” 46/6 Son söz ALİ ŞERİATİDEN: “Dininizi iyi öğrenin yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz.” Biz gene gelelim ŞEYHİ EKBER’E; Arabî, fıkha karşı hadisi savunur fıkhın özellikle kıyas yoluyla dini hayatı
daralttığını düşünür.
Şeyh-i Ekber hadis için şöyle der Hz. Muhammed en azim meclâ-yı ilahidir ve onunla, evvelkileri ve
sonrakilerin ilimleri bilinir. Fütuhat II/171
Allah Resulü; Ben kıyamet gününde insanların seyyidi olacağım, dedi.
Bunun sebebi Onun kemal derecesidir ve devam etti:
Eğer Musa hayatta olsaydı bütün risaleti ve şeriatıyla beni takip etmekten başka çıkar yol bulamazdı. Çünkü bana verilen hassalar daha önce hiçbir peygambere verilmiş değildir. Her peygamber sadece kendi risaletleri döneminde peygamber olmuşken ben Âdem DAHA ÇAMUR İKEN PEYGAMBERDİM” buyurdu. Fütuhat III/141
İbn Arabî’ye göre sünnet Hakk’a götüren bir tariktir. Allah Resulü “hevadan konuşmayacağına” (Necm 53/3) göre Onun hükmü de HÜKMULLAHTIR. O, Allahtan nakleden ve Allah’ta gördüğünün tebliğcisidir. Allah sırat-ı müstakimdedir. (Hûd 11/56) sünnet tarikattır, yoldur. Yoldan murad ise kendisi değil götürmek istediği gayesidir. İşte böylece sünnet semavatta ve arzda ne varsa kendisine ait olan Allah’ın sıratı olmuş olur. “Şüphesiz bütün işler Allah’a döner.” (Hûd 11/23) demek ki sünnet sırattır ve o sıratın gayesi de Allah’tır. O halde Allah’a vasıl olmak isteyen salikin bu sırat üzere olması lazımdır. Lakin sırat bir vasıtadır. Mazharın kendi nefsinde olan istidadı vasıtasıyla o mazharın zahirdeki ismine hükmedilir. (El-Fütuhat II/472)
Nitekim İbn Arabî hadis ilmine çok önem verir. Hadis ehlinin faziletlerini bildiren rivayetleri kabul eder, rey ehline ve şahsi içtihatlarına karşı hadisi ve muhaddisleri üstün tutar. Yalnız!!********* Onun bu ilimle ilgili kriterleri zahir ulemasıyla bazı farklılıklar da taşır. Fütuhat’ta bu şöyle ifade eder. “Bu ümmetin başlıca evliyası, Hakk’ın onda tecelliyatını ve de Mazhar-ı Muhammed ile Mazhar-ı Cebrail-i ikame ettiği kişilerdir. İşte bu mazhardan onlar Hazreti. Muhammed’in ahkamı meşruasını dinlerler ve o dinleme sonra velinin kalbine iner. Sonra akl-ı veli bunu akleder. İşte bu veli bunu mazhar-ı Muhammed’den tıpkı ümmete yapılan tebliğde hazır bulunur gibi alır. Ve kendine intikal ettirir. Bu ilmin sıhhati ilme’l yakin değil ayne’l yakindir.
Burası çok daha önemli şeyhi dinlemeye devam
Ravileri arasında uydurmacı var diye amelden men edilen bir zayıf hadis belki de aynı zamanda sahih bir hadistir. Belki o uydurmacı bu hadiste uydurmacılık fiilini gerçekleştirmemiştir. Bu muhaddisin kullandığı bu gibi ölçütleri de kabul etmekle beraber bir veli Hakikat-i Muhammediye’den onun ruhuna ilka edilenden bunu dinler.
İşte bir veli ilka edici ruhtan bir hadisi dinlediği zaman tıpkı Hazreti. Peygamberin fem-i saadetlerinden bizzat kendi kulaklarıyla bunu dinleyen ve tabiatıyla ilmen ondan hiçbir şüphe duymayan sahabe gibidir. Ama tabiînin durumu böyle değildir. Çünkü o bu haberi zann-ı galib yoluyla almaktadır.
Ya da ravileri açısından bir hadis sahih sayılabilir ama aynı hadisi mükâşefe sahibi bir veli Mazhar-ı Muhammed’den gördüğü Hazreti. Muhammed’e (SAV) sorar o da bunu inkâr eder “bunu ne ben söyledim nede böyle bir hüküm verdim” derse o mükâşefe sahibi bu hadisin zayıflığına hükmeder ve her ne kadar ehl-i nakil rivayeti sahih olmasından dolayı bununla amel ederse o amel etmez. Bunun bir benzerini Müslim, Sahih’in başında zikretmiştir. Ayrıca bu mükâşefe sahibi kişi herkesin sahih zannettiği o hadisin senedinde uydurmacının da kim olduğunu suretiyle beraber görür ve bilir. El-Fütuhat II/356-362
Bu araştırmadaki her şey alıntıdır. Benim burada bir katkım ya da fikrimin olması benim haddime de değildir. Sadece karşıt görüşlerinde olduğunu bunlarında delilleri ya da dayanakları olduğunu bilmemizi istedim. Belki kızacaksınız, bu böyle değil diye düşüneceksiniz amacım kafamızdaki acabaları silmek ve bu akşamki sohbette doğruyu bulabilmek. Hakkınızı helal ediniz.
Baştan helal olsun. Sen yanmazsan, Ben yanmazsam, Biz yanmazsak, Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. N. Hikmet Bu biraz Hazreti Mevlâna’nın değil miydi ya? Hoş, Nazım Hikmet’te kendisi bir Mevlevi’dir, dedesi bir Mevlevi şeyhidir. Selanik Mevlevihane’sinin şeyhidir Nazım Hikmet’in dedesi. Sonradan şiirleri değişmiştir. Nazım Hikmet’in öyle güzel şiirleri vardır. Geçenlerde bir tane şiiri paylaşmıştım. “Hüküm yalnız Allah’ındır” (Yusuf, ayet 40) “O, hükmüne kimseyi ortak etmez” (Kehf/26) İslami ilimlerde görüşlerin, Kur’an ya da hadislere dayandırılması toplum açısından kabullenme şansını oldukça yükseltmektedir. Müslüman toplumlarda fikirler söylendikten sonra Hz. Peygamber ya da Kur’an’a dayandırıldığı zaman ileri sürmeye cesaret tereddütsüz kabul görmekte ve ona muhalif fikir edilmemektedir. Bunu bilen bir kısım insanlar ondan faydalanmak isteyerek yapmak istediklerini Hz. Peygamberin otoritesine dayandırmış ve bu amaçla rivayetler uydurmuşlardır.
Bunlardan bir tanesi
“Benden hakka uygun bir hadis rivayet ederseniz söyleyeyim ya da söylemeyeyim onu alınız.” İBNÜL-CEVZİ (Mevdûât 1/157) İBN HACER (Lisanül-Mizan 1/454)
Ancak İbn Hacer, Ebu Hureyre’den merfu alarak bu rivayetin münker
olduğunu belirtmiştir. İbn Hacer I/454
Ayrıca Hz. Peygamberin mütevatir kabul edilen “Kim benim hakkımda kasten yalan söylerse cehennemdeki yerini hazırlasın.” Buhari- Müslim- Ebu Davud. Hadisine ters düşer.
Hadis, lügatte söz, haber, sonradan vücuda gelen şey anlamındadır. Bu çalışmanın amacı Kur’an ile ilgili yanlış anlaşılmaları açıklamak ve
Kur’an’dan delillerle düzeltmektir.
Çoğunluk tarafından benimsenen ve belli çıkarlar gereği korunan bu yanlışlar Kur’an öğretileri ile gelen bu zindeliği pasifliğe çevirmekle kalmamış Müslüman hayat tarzını tamamen değiştirmiştir. Şu an Müslüman dünyaya egemen olan “PASİF İSLAM” Kur’an tarafından sunulan “DİNAMİK İSLAM” ile taban tabana zıttır.
Evet buna katılıyorum. Daha öncekilere katıldığım gibi benim can damarıma vurduğu için burası buraya daha fazla katılıyorum. Son iki yüz yıldır, yüzelli-ikiyüz yıldır, bazen derslerde üçyüz yıla çıkarırım ya ben bunu, üç yüz yıldan beri İslam dünyası pasiftir. Her alanda pasiftir. Bakın, her alanda pasiftir. Her alanda pasifize edilmiş ve her alanda o pasifize edilmişliği kabul etmiş İslam dünyası ve bu pasifize edilmişlikten bir türlü silkelenip kurtulamıyor ve silkelenip kurtulmayı ümid ederken, silkelenmeyi düşünürken, hem batı emperyalistleri hem de onların içlerindeki uzantılarıyla tekrar değişik dertlerle, sıkıntılarla, oyunlarla, galelerle uğraşıyor ve bu o kadar çok ince işleniyor, o kadar güzel işleniyor, o kadar biz fark etmeyecek şekilde işleniyor ki, bunu biz uyuşturulduğumuzdan dolayı anlayamıyoruz ve saf Kur’an sünnet ve imamların içtihadının dışına çıkarılıyoruz biz. Bu özellikle yapılıyor. Bakın bu özellikle yapılıyor. Mesela İslam dünyasında cihad kavramı diye bir şey kaldı mı? İslam dünyasında İslam hukuku diye bir kavram kaldı mı? İslam dünyasında İslami ölçütlere uygun ekonomi, siyaset, kültür, İslami ölçütlere uygun hukuk, İslam ölçütlerine uygun aile yaşantısı, sülale yaşantısı, devlet, din, toplum yaşantısı kaldı mı? Hayır. Evet, direkt pasifize bir Müslüman tipi var. Burada hani dinamik İslam’la bağdaştırmıyorum, direkt pasifize olmuş Müslüman topluluğu var. Direkt pasifize olmuşuz, uyuşturulmuşuz, uyuşturulmaya devam ediyoruz. Uyuşturulmuşuz, uyuşturulmaya devam ediyoruz ve bizim başımızı kaldırmamızı istemiyorlar. Buna müsaade etmiyorlar içerden ve dışardan. İçerden dışardan derken ülke bazında söylemiyorum bunu, İslam dünyası bazında söylüyorum. Bütün La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen toplulukların kendi başlarında duran devlet ve hükümetleriyle bağlantılı bu.
İslam demiş ya ben onu
İslam’ın düşmanı olanların İslam adına dine soktukları yanlışların bir sonucu olarak günümüzde Müslümanlar; peygamberin yok etmek istediği ağırlıkların baskısı altındalar.
FİRAVUNLAR yani politik istismarcılar,
HAMANLAR yani din ve bilgi sömürücüleri, KARUNLAR yani ekonomik sömürücüler Müslüman dünyada kontrolü ele
geçirmiş durumdalar.
Altına imzamı, mührümü değil, içimi dışımı basıyorum bunun. Bakın içimi dışımı basıyorum. Çok put vardır, Kur’an üç tane bize putu dillendirir: lat, menat, uzza. Çok put vardır, çok put ismi vardır müşrik Mekke’de ama Kur’an bize üç tane put ismi koyar: lat, menat, uzza. Menat: paradır. Ne diyor, karunlar yani yeni ekonomik sömürücüler. Bunların putu nedir? Menattır. Menata bakın, menat: Money, para. üç tane put, birisi firavunlar yani politik istismarcılardır, bu da nedir: lattır. Öbürkü ne? Hamanlar. Uzza. üç tane put ve üç tane şeytani güç. üç tane şeytani güç. Üçüyle alakalı lat menat uzzayla alakalı ayet-i kerime var ve üçüyle de alakalı hadis-i şerifler var. Ve ne yazık ki sadece Müslümanların problemi de değildir bu lat menat uzza, sadece firavunlar, hamanlar ve karunlar Müslüman dünyanın problemi değildir. Bu dünya insanlığının problemidir. Bu problem sadece Müslümanlara ait bir problem değildir. Siz Meksika’ya da gitseniz, Amerika’ya da gitseniz, Rusya’ya da gitseniz, Çin’e de gitseniz, Japonya’ya da gitseniz, dünyanın en ücra köşesindeki bir yere gitseniz sizin karşınıza üç tane güç çıkacaktır. Üç tane güç. Birisi siyasi güçtür. Siyasi güç. Hak ve hakikate dayanmayan, gücünü hak ve hakikatten almayan bir siyasi güçtür, zalimdir, firavundur. Bir siyasi gücün öyle ayakta durabilmesi için iki tane ayağa ihtiyacı vardır. İki tane ayağa. Bunun birisi paradır, birisi dindir. İnançtır yani. Bu iki inancın üzerine oturur siyasi güç. Bu iki ayağın üzerinde yükselir. Hangi siyasi zalim güce giderseniz gidin bir ayağı dindir. Amerikan devlet başkanı devlet başkanlığına yemin ederken İncil’e yemin eder ama İncil’in bir tane hükmünü uygulayamaz. Avrupa devlet başkanları devlet başkanlıklarının hepsinde de İncil’e yemin ederler ama bir tanesi İncil’in hükmünü yerine getiremez ama İncil’e yemin etmesi lazım ki Hristiyan dünya aldansın. İkinci, ekonomidir. Avrupa, batının ve doğunun liderleri iki ayağın üzerine çıkar, öbürküsü de ekonomidir. Para. Dünyayı elinde tutan paratörler ancak birisini başkan seçerler ve seçtikleri adamın neyle iktidara geldiği önemli değildir o paratörlerin dediği istikamette hükümet ederler veya devletlerini yönetirler. Bakın Obama sekiz yıl boyunca Amerika’da sosyal politikalarını yerine getirebildi mi? Hayır. Herhangi birini senatodan geçirebildi mi? Hayır. Amerika’da açlara yemek, evsizlere ev söz vererek seçildi öyle değil mi? Evet. Yapabildi mi? Hayır. Yapamaz. Dediler ki, sen parayı dağıtamazsın. Evet. Bütün dünyaya bakın, bir analiz edin. İslam dünyasında örneğin Türkiye’de Kur’an’a el basaraktan devlet başkanı seçilen var mı? Hayır. İyi ki öyle seçilmiyorlar. Evet. İslam ülkelerinde Kur’an’a el basaraktan devlet başkanı seçilen var mı? Bütün Hristiyan dünya üç aşağı beş yukarı İncil’e el basaraktan seçiliyor öyle değil mi? Evet ama İslam dünyasında inandıkları dine el basaraktan göreve başlama yok bakın. Dimi? Amma çifte standart değil mi? Kendileri İncil’e el basaraktan göreve başlıyor. İslam dünyasına giydirilen elbisede çünkü İslam dünyasının hiçbir devleti İslam dünyasındaki kimselerin kendi elleriyle kurmuş devlet değildir. Hepsi de kurdurulmuş devlettir. Kurdurulurken de onlardan taahhüt alırlar, böyle yapacaksınız böyle yapacaksınız diye.
Bundan kurtulmanın ve İslam rönesansını başlatmanın tek yolu, Kur’an’ın İslam ile ilgili konularda kesin otorite olduğunu ve onun Allah’ın yeryüzündeki eksiksiz ve değişmez TEK MESAJI olduğuna inanmak gerekmektedir. KASHİF AHMED SHEHZADE (1998)
Bir tek Rönesans denen şeyin altını çiziyorum. İslam Rönesans’ı denilen şeyin altını çiziyorum. Sebebi şu, eğer bu gayet makul malum gerçekten dini algıyı yenilemek ise buna katılıyorum. Ama rönesans malum Fransa’dan gelme bize, Avrupa’dan gelme. Rönesansta İslam’ın herhangi bir hukukunu değiştirmeye gücünüz yetmez ki. Onlar İncil’in belirli hükümlerini değiştirdiler, İncil’in hukukunu kaldırdılar örneğin. Sizin İslam’ın hukukunu kaldırma, sizin ayetleri ortadan kaldırma, ayetleri hukuksal açıdan başka bir yere çekme noktanız yok ki. Burada din tamamlanmış. Bugünkü Hristiyan aleminde papanın İncil’den herhangi bir hüküm kaldırmaya, herhangi bir hükmü değiştirmeye, İncil’in herhangi bir hükmünü geçersiz kılmaya hakkı var. İslam dünyasında bu hak hiç kimsede yok. O yüzden rönesans yapmanız mümkün değil. Kur’an’ı yeniden anlaşılır hale getirmek, yeniden içtihatlar çıkarmak müteşabihler üzerinde, mümkün ama hukukunu değiştirmeniz, hukukunu bu noktada ortadan kaldırmanız mümkün değil. Kaldı ki İslam hem akleder hem hükmeder hem de cezalandırır. Bunun üçünü de Kur’an kendi üzerinde toplar. Kur’an akletmeyi başkasına, hükmetmeyi başkasına, akledip hükmettikten sonra cezayı bir başkasına yönlendirmez. “Bugün dininizi tamam ettim” demiş, bugün dininizi tamam ettiyse siz, örnekliyorum bunu, evlenirken bir hükmü kaldırmanız mümkün değil, boşanırken bir hükmü kaldırmanız mümkün değil, mesela miras hukukunda bir değişiklik yapmanız mümkün değil, sizin İslam’ın içerisindeki genel hukuklarda bir değişiklik yapma imkânınız yok. Birisi Allah adına, Allah adına bir hükmü kaldırmaya, bir hükmü bu noktada yok etmeye hakkı yok. Bu yazının başındaki hüküm yalnız Allah’ındır sözü bütün her yerde önümüze gelir bizim. Birisinin kendi kafasından hükmedecek noktası yoktur çünkü, birisi “Bence böyle olmalı” diyemez, şöyle diyebilir kendince “Ben bu ayeti böyle anlıyorum” ama bu müteşabihler üzerinde olur. Sizin ibadetler üzerinde hükmetmeye hakkınız olmaz, namaz namazdır nesini değiştireceksiniz rönesans olarak? Secdeyi mi değiştireceksiniz, kıyamımı değiştireceksiniz, rükûumu değiştireceksiniz? Hayır. Çünkü İslam dünyasında rönesans hareketleri bunları getirdi bizim önümüze. O yüzden rönesansın altını çiziyorum. Eğer yok gerçekten Kur’an ve sünneti analiz etmek, bu noktada müteşabihlerle alakalı ve toplumla alakalı meselelere yeniden içtihat etmekse buradaki bu sözden ama rönesans kelimesi olmadı. Bir de işin en ilginç tarafı şu, şunun da altını çizmek istiyorum; İslami meseleleri İslami hadiselere çözüm getirirken İslam mütefekkirleri batıdan gelme, batıdan gelme, batı standlı termolojiyi kullanmaktan uzak durmaları gerekir. Sebebi şu: hastalığımız bize aittir, tedavisini de bizim oluşturmamız gerekir. Zaman üçyüz yıldan beri görüldü ki İslam dünyasındaki hastalıkların tedavisi ne yazık ki batından olmadı. Batı ve batıcı düşünce bizi tedavi etme yoluna gitmedi. Batı ve batıcı düşünce bizi daha da batırmaya, bizi daha fazla bu noktada emperyalist düşüncelerini bizim üzerimizde daha fazla etkili oldurmaya, daha fazla soymaya, daha fazla ütmeye daha fazla sömürmeye dayalı oldu. Mesela İslam dünyasında bütünüyle Kur’an ve sünnet
anlaşılmaz hale geldi. Anlaşılmaz hale gelmesinin sebebi İslam dünyasına dayatılan eğitim sistemidir. İslam dünyasına dayatılan eğitim sistemidir. Bunda İslam dünyasının kendi kabahati yok mudur? Birinci kabahati, en fazlası ona aittir. Siz üretemezseniz birilerinin ürettiği mala, birilerinin ürettiğine muhtaç olursunuz. Bu fikirde de aynıdır, bu teknolojide de aynıdır, bu tarımda da aynıdır, bu insanda da aynıdır. Hepsinde aynıdır. Siz uçak üretemezseniz birisinin uçağını alırsınız. Birisinin uçağıyla da kendinizi koruyamazsanız. Siz üretemezseniz birisinin tankını alırsınız. Birisinin tankını aldığınızda da o tanka bir tane çip koyarlar, istediği kimseyi vurursunuz, istemediği kimseyi vuramazsınız. Bir çiple sizin tankınızı bağlar. Adam Avrupa’dan nakış makinası getiriyor, çipi Almanya’da. Nakış makinası çipi Almanya’da. Arıza yaptığında Almanya’ya sinyal veriyor. Almanya’da bilgisayarın başındaki kimse arızayı gideriyor, senden arızayı giderince de parayı alıyor. Siz arızayı o fabrikadan olup olmadığını tespit edemiyorsunuz. Adam otursa kendince program yazmış olsa her makine belirli bir zamanda altı ay sonra, sekiz ay sonra, on ay sonra şu arızayı verecek diye o programı yüklese her makine o arızayı verecek. Siz üretmediniz ki. Sizde o makine arıza yaptığında firmaya sinyal gidecek firma sizi arayacak, mail atacak diyecek ki makinanızda arıza var ücreti bu kadar, siz o ücreti yatırıyorsunuz onların hesabına, adam oradan oturduğu yerden sizin makinanızı düzeltiyor. O para gitti. Siz Mercedes’in fişini takıyorsunuz, fiş Almanya’ya gösteriyor. Almanya’ya gidiyor bilgiler, online haberleşiliyor. Fikir de aynı. Siz üretmiyorsanız adam size paketlenmiş fikir üretmiş gönderiyor size. Siz diyorsunuz ki, ben bununla kurtulurum. Adamın işi yok sizi kurtarmak için size enteresan fikirler getirecek. Evet İslam rönesansının altını çizdik, geri kalanının evet, tek mesaj olduğuna inanıyoruz.
Kur’an peygamberin gün içindeki olağan konuşmaları ile vahiy olarak ona
gönderilenler arasında net bir ayrım yapmıştır. Eyvallah.
“Onlara bir ayet getirmediğinde ‘onu da şuradan buradan derleseydin ya’
diye konuşurlar” 7.sure, ayet 203
Maide suresinin 48.ayetinde görüldüğü gibi peygamberin din alanında verdiği tüm hükümler Kur’an’a dayanmak zorundadır. Peygamber bu ayetlerden anlaşılacağı üzere dini anlatırken kendine ait hukukunu ya da öğretilerini değil Kur’an’ı anlatmak zorundadır.
“O ne konuştuysa hevai hevesinden konuşmadı” ayet-i kerime. “O ne dediyse Allah’ın emrini dedi” ayet-i kerime. Burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin din adına konuştuğu her şey vahiy noktası.
İnsanlar peygamberin kişisel fikirlerine ya da hukukuna değil Allah’ın
yasasına boyun eğmelidir.
İnsanlar peygamberlerin kişisel hukukuna boyun eğmiyorlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktada kişisel hukuku yok. Allah peygamberi kendine seçmiş, dinin, İslam dinin üç tane merhalesi var diyelim: iman, ibadet, ahlak. Bunun üçüyle alakalı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözlerini baz almış İslam dünyası. Uygulanış sözlerini baz almış. Mesela biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin günlük yaşantısında örneğin, filancaya giderdi, bizde öyle filancaya gitmiyoruz ki. Gitmemiz mümkün değil.
Hadisleri böyle algılamamızda mümkün değil. İslam dünyasında hadisleri zaman zaman böyle algılayanlar olmuş ama genel yapı böyle algılamamış hiç. Mesela mezhepler incelendiğinde, ayakta duran mezhepler olarak söylüyorum, İmam-ı Azam’ı incelesek, İmam-ı Azam’ın bu noktada içtihatlarını incelemiş olsak, İmam-ı Şâfiî, İmam-ı Maliki’nin, İmam-ı Hambeli’nin içtihatlarını incelesek, iman-ibadet-ahlak noktasında, hepsi de bu hadisede kendilerine örnek aldıkları hadisleri Müsnedlerinde toplamışlar. Abdestle alakalı, namazla alakalı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin davranış biçimlerini bu Müsnedlerinde bulmanız mümkün ama bütün hadisleri göz önünde bulunduracak olursanız Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri elini yıkamış yemekten önce. Yemekten önce elini yıkamak sünnet olmuş. Yemekten sonrada elini yıkamış, görmüşler elini yıkadığını, o da sünnet olmuş ama bu dinin farzı olmamış. Buradan bir hüküm çıkmamış. Bakın buradan bir hüküm çıkmamış ama “Namazı kılacak olanlar yüzlerini yıkasınlar, kollarını yıkasınlar, başlarını mesh etsinler, ayaklarını da.” Ayet-i kerime bu ya “Ayaklarını da”. Burada “Başlarını mesh etsinler, ayaklarını da” kısmından mesh etmemiş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ayağını mesh etmemiş. Ya? Yıkamış. Şimdi bir kısım kendince hadisleri böyle karşı gelerekten, ben Kur’an’ı yaşarım sadece, diyenler ayağını mesh edecek hani çorabın üstüne de mesh ediyorlar ya veyahut ta adam işte ayakkabısının üstüne mesh ediyor veyahut ta ayağının üstüne mesh ediyor. Bir de bunu yaparken, ben Kur’an’a uyuyorum diyor. İyi, Kur’an’a uyduğunu söyleyen kimse, başında şapka varken mesh ediyor musun? Başında takke varken mesh ediyor musun? Başını çıplak mesh ediyorsun ayağını neden çıplak mesh etmiyorsun? Madem Kur’an’a uyacaksın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayağını yıkadığına uymayacaksın. Mütevatir, bütün ashap ayağını yıkamış. Peki sen Kur’an’a uyacağım derken başını mesh ettin, ayağını mesh ederken çorabını neden çıkartmadın? Kur’an da çorabın üstüne mesh edilir yok, Kur’an da ayakkabının üstüne mesh edilir yok, Kur’an da mestin üstüne mesh edilir de yok. Kur’an’daki tabir şu “Ellerini dirseklerine kadar yıkasınlar, yüzlerini yıkasınlar. Başını mesh edip ayaklarını da” diyor, orada kesiyor. İyi, ayağını mesh ediyorsun sivri zekâlı, çıkar çorabını da ayakkabını da mesh et. Yoksa Kur’an başınızı mesh edin dedi, başınızı. Takkenizi değil, sarığınızı değil, kafanızdaki örneğin poşunuzu değil. Başınız mesh ettin mi? Mesh ettin. Başını mesh ettin. Ayağını neden çorabın üstüne mesh ettin? Derdin Kur’an’a uymak değil, derdin senin nefsine uymak. Bakın burada özellikle var bu. Birileri çıkıyor Kur’an mesh edin dedi diyor, aslında “Başını mesh et ayaklarını da” diyor. Eyvallah. Burada Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin uygulaması: ayağını yıkamış. İyi, Kur’an bana yeter diyenler, ayağınızı çorabınızda çıkarın mesh edin. O zaman diyeceğim ki ben aaa tamam ya. Yok, onun derdi şu, çorabın üzerine mesh edecek, ayakkabının üzerine mesh edecek. Onun derdi bu. Hadi, Kur’an böyle diyor, çıkar çorabını da mesh et. Peki, mesh etmeyi nasıl mesh edeceksin? Ayağının altınımı mesh edeceksin? ayağının üstünümü mesh edeceksin? ayağından kasıt ne? Nereye kadar mesh edeceksin? Neresini mesh edeceksin? Birisi baş parmağına üzerine mesh ederse? Birisi altına mesh etti, birisi üstüne mesh etti. Biri dedi ki benim aklıma göre altına mesh etmemiz lazım, birisi dedi ki, yok üstüne
mesh etmemiz lazım, öbürkü dedi ki yok yanına mesh etmemiz lazım, öbürkü dedi ki yok içine mesh etmemiz lazım. Hangisi doğru? Başı mesh edecek, biri dedi ki başıma ben parmağımla bir tane ip çizdim mesh ettim, birisi dedi ki iki parmakla mesh ettim, birisi dedi ki üç parmakla mesh ettim, birisi dedi ki yok sizinkilerin hepsi de olmadı, ne oldu? Baş parmağınızla mesh edeceksiniz, öbürkü dedi yok kardeşim olur mu öyle şey beş parmakla mesh edeceksiniz, öbürkü dedi ki, olmaz kardeşim ne alakası var, iki elin var iki elinle birden mesh edeceksin, altı parmakla mesh edeceksin, öbürkü de dedi ki -9 un katı ya adam, vardı ya 19 un katları- öbürkü de dedi ki: 19 sefer mesh edeceksin. Çıkın hadi işin içinden. Çıkamıyorsunuz değil mi? Evet bunu kimse çıkamıyor. Adam gelmiş bana taslayacak ya “Ben mesh ediyorum” diyor, “Nereyi mesh ediyorsun?” dedim, “Nasıl yani?” dedi, “Basbaya” dedim “Nereyi ve nasıl ve nereni mesh ediyorsun?” Bu durdu. Ona birisi demiş ya, kulağına üflemiş: Sana Kur’an yeter hadislere gerek yok, zaten hadislerde sahih değil. Öyle diyenlerle hemen kafirlerle alakalı ayetleri indiriyorum ben onlara. Hadi savaşın, diyorum. Ayetler var savaşmakla alakalı. Kalıyor bu. Kardeş ayet bu, ne duruyorsun? Sana Kur’an yetmiyor mu? Evet. Hadi savaş. Çık yola. İman ettin mi bu kitaba? Ettin, bana Kur’an yeter deyip duruyor musun? Evet. Hadi kardeşim. Yok. Ne derdin? Ses yok. “Ben senin küfrüne fetva verir de seni öldürürsem beni durduracak olan kim şimdi?” “Nasıl?” dedi, “Basbaya” dedim, “Senin küfrüne fetva verip senin malına el koyarsam?” Çünkü ayette var. Ses yok. Neden? Peygamber’siz Kur’an’ı, Peygamber’siz Kur’an’ı anlamanız ve yaşamanız mümkün değil. “Bana göre böyle” Ya sana göre öyle olduktan sonra ben Peygambere göre yaşarım daha iyi. Neden sana göre yaşayayım? Bana göre de böyle. Senin aklın benden fazlamı o zaman?
İnsanlar peygamberin kişisel fikirlerine ya da hukukuna değil Allah’ın
yasasına boyun eğmelidir.
Eyvallah ama tekrar söylüyorum burada, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin lokmayı ağzında kaç sefer çiğnediğinden biz hüküm çıkartmıyoruz. Biz ne yemeği yerdi ondan hüküm çıkartmıyoruz. Hazreti Mevlâna’nın güzel bir sözü var ya, geliyor bir kimse diyor ki bir tek kuşağını öğreneceğim diyor, kuşağını nasıl sarardı? Diyor: Bütün her şeyimi Peygamber’e benzettim sallallahu aleyhi ve selleme, kuşağını nasıl sarardı? O da diyor ki: Sen onun sardığı gibi kuşağı da sararsan aynen ebu cehile benzersin diyor. Evet, önemli olan Peygamber’in hukukuna ve ahlakına bakmak.
“Allah size kitabı ayrıntılı kılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir
hüküm koyucu mu arayalım?” (EN-AM 114)
Evet. Allah size bir kitap göndermiş. Kitapla beraber bir peygamber, Bakara ayet 151. Peygamberle beraber bir hikmet göndermiş, Bakara ayet 151 “Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik” İçinizden bir peygamber gönderdik, “O size ayetlerimizi okuyor” O size ayetlerimizi okuyor yani Kur’an’ı okuyor, “Sizi temizliyor” Sizi temizliyor, “Size kitabı ve hikmeti öğretiyor” Size kitabı ve hikmeti öğretiyor “Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor” Üçüncüsü ne? Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor. Bakın dikkat edin: 1- Size kitabı öğretiyor 2- Size hikmeti öğretiyor 3- Size bilmediklerinizi öğretiyor. Dikkat edin. Kur’an’a uyuyoruz diyenler duyun. reddediyoruz diyenler duyun. Peygamber’e
tabi olmayacağız, hadislerini
Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dört tane vazifesi çıktı. 1- Size kitabı anlatıyor 2- Size hikmeti anlatıyor 3- Size bilmediklerinizi öğretiyor 4- Sizin arınmanızı ve temizlenmenizi sağlıyor. Peygamber bakın size sadece kitabı anlatmıyor. Peygamber sadece postacı değil, kitabı getirdi gidiyor. Öyle değil. Kur’an’a mı uyuyorsun? Evet kardeşim, gel bakayım buraya otur karşıma. Peygamberin üzerinde 4 tane vazife var: Sana Kur’an’ı öğretiyor 2- Ayetle sabit, sana hikmeti öğretiyor. Hikmeti. 3.sü: Sana bilmediklerini öğretiyor. Bugün konu çakıştı bugünkü sohbet konusu buydu, sana bilmediklerini öğretiyor. Kardeşim Kur’an meselenin anayasası. Senin bilmediklerin var? Senin bilmediklerin var. Ya bu Kur’an’ın dışında mı? Ya kardeşim bilmediklerin var. Bu Kur’an’la beraber, Peygamberle beraber gelmiş sana. Sana Peygamber bilmediklerini öğretiyor. Sen yemek yemezden önce ellerini yıkamayı bilmiyordun, bedeviydin, çöldeydin. Sen çok afedersin, devenin bokunu karıştırdıktan sonrada gidip yemek yiyordun, bilmiyordun ellerinin yıkanacağını. Sen bilmiyordun mescitte ibadetin nasıl yapılacağını. Sen çünkü bilmediğinden dolayı mescide geldin işedin. Bedevinin birisi geldi mescide işedi. Evet iman etmiş adam, Müslüman. Mescide işenmeyeceğini bilmiyordu. Geldi işedi adam. Ne yaptı? Ona gitti tebliğ etti hadisle sabit. Sen şimdi bu hadisi attın kenara mescitlere işenmeyeceğini bilmiyorsun gittin bir Hristiyan’ın kilisesine işedin. Bize Kur’an yeter kardeşim biz kiliseye işeriz. A yok ya bütün Müslümanların hepsi de entelektüel. Ne alakası var kardeşim cahil Müslüman yok mu? Var. Adam çok af edersiniz denize işiyor. Denize işenmeyeceğini kim söyleyecek bize? Bir göle işenmeyeceğini kim söyleyecek? Biz şöyle diyeceğiz şimdi, ya ne alaka bu insanlık değil mi? Kardeşim, insanlık değil mi deme. Millet havuza işiyor. Onu durduracak olan bir şey lazım. Polis mi koyacaksın? Bilmediklerini öğretiyor. Size basit gelebilir bunlar ama bilmediklerini öğretiyor. Bir kimse gitti, sahabe, adamın koyunlarına el koydu “Kafirsin sen” dedi. Adam “Ben Müslümanım” dedi onlar ısrar etti “Hayır siz kafirsiniz”. Koyunlarına el koyup geldiler. Adam koşa koşa geldi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki “Siz ticaretin dışında bir kimsenin malını yiyemezsiniz. Ya kendiliğinden verecek ya da ticaret edecek.” Gitti bir kimse, kafirin malı, dedi gitti el koydu. Kim durduracak bunu? Ayet yok bunu durduracak. Gayri Müslimlerin mal emniyetini sağlayacak ayet yok. Gayri Müslimlerin can emniyetini sağlayacak ayet yok. Hadislerle sağlanıyor bu. Bakara suresi 129.ayette geçen “Kendilerine kitabı ve bilgeliği öğretecek, onları temizleyip arındıracak bir Resul” ifadesinde de anlaşılacağı gibi elçinin tek görevi insanlara Kur’an’ı okumak değildir. Evet. Ancak bilgeliği öğrenmek için birçok farklı mezhep tarafından oluşturulmuş ve peygambere atfedilen geleneksel kitaplardan faydalanma fikri temelsizdir.
İyi, ne yapacağız şimdi? Otursun bütün İslam dünyası -gerçekten de buna ihtiyacı var- yeniden içtihat etsin, kabul ediyorum. İyi ama geleneksel kitaplardan faydalanmak derken hangi kitaplardan bahsetti? Geleneksel kitapların içerisine hadisleri de koyduysa ne yapacağız şimdi? Eğer geleneksel kitaplar dediği İmam-ı Azam’ın El-İhtiyar’ıysa, İmam-ı Şâfiî’nin mezhebiyse, İmam-ı Malik’in İmam-ı Hambel’in mezhebi öğretileriyse kabul ediyorum. İçtihat noktasından hepsinin de elden geçmesi lazım. Gerçekten geçmesi lazım. Bakın gerçekten geçmesi lazım ama
bu elden geçirilirken mezheplerin batılılaşma korkusu var bende. Yani bu elden geçirilirken yeniden içtihat edilirken emperyalist batının güdümünde bir içtihat olursa o zaman ne yapacağız? Onlar nasıl Tevrat’ı, nasıl İncil’i tahrif ettilerse İslam’ı da tahrif etme noktasında böyle davranırlarsa ne yapacağız? Önlem olarak ne alabiliriz? Bakın İslam dünyasında en büyük problemlerden birisi bu meseleleri konuşan insanların batı standında, batı standardında, batı medyasında, batı tarafında konuşmaları. Bizim yanımızda konuşmuyorlar bunları, bizle beraber konuşmuyorlar. Bunu örneğin fazlul rahmandan konuşuyorlar, örnekliyorum. Bu konuşanların hepsi de gidip batıya yerleşmişler. Hepsi de gitmiş kimisi Amerika’ya yerleşmiş, kimisi İngiltere’ye gitmiş yerleşmiş oradan gönderiyorlar bize. Yani, birebir bizim içimizde yaşayaraktan bizim içimizdeki çarpılıkları, sıkıntıları bizim içimizdeki yaşanmayanları, yaşananları bilmiyorlar ki. Bu insanlar ne yaşıyorlar, hangi baskı altındalar, hangi problemlerin içerisinde yaşıyorlar bilmiyorlar ki. Yani sırça köşkte oturup Amerika’da oturup Amerika’dan ilim tahsil edipte Amerika’dan ahkam kesmek kolay. Gel kardeş. Şuradaki ilahiyat fakültesindeki profesörler dahi bir geceden bir geceye gelip de ya burada bu millet toplanıyor burada bir şey yapıyorlar, ya bi gelelim inceleyelim araştıralım bir ne yapıyorlar ne ediyorlar bir araştırma konusu yapın. Verin talebelere bir araştırma verin. Böyle bir dertleri yok ki bunların. Bunlar oturdukları yerde sufilere laf söyle, cemaatlere laf söyle, tarikatlara laf söyle, şeyhlere laf söyle, oraya gidenlere laf söyle, herkese laf söyle. Bir tek kendileri doğru. Kendilerinden başka doğru yok. Diyanetçilerde üç aşağı beş yukarı öyle. Onlarında kendilerinden başka doğruları yok. Hiç bakmıyorlar ki biz çok doğruyuz da bizi neden dinleyen yok? Ona da bakmıyorlar. Bir hocanın birisine öyle dedim “Hocam her cumartesi gel sohbet ver bir yarım saat sen”, “Her cumartesimi?” “Her cumartesi”, “Her cumartesi gelemem” “Ya Allah rızası için gel” dedim “Ne var bunda?” Öyle bir şey yok ki. Bakıyor, para var mı? Gidiyor bir yerde konuşuyor yarım saat ne kadar para alacağını düşünüyor. Parasız konuşmuyorlar zaten. Hem para vereceksin hem gelecek seni dövecek. Durumları bu.
Peki bu durumda elçi kitabın bilgisini nasıl öğretti? Biz bu açıklamaları
nerden bulabiliriz?
Kur’an şöyle diyor; Allah Kur’an’ın kendi kendisini açıklayan bir kaynak olduğunu söyleyerek Kur’an’ı anlamak için başka hiçbir geleneksel kaynağa ihtiyacımız olmadığını belirtiyor.
“Bak, iyice kavrayıp anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde
açıklıyoruz.” (6;45)
“BİZ KİTAPTA HİÇBİR ŞEYİ NOKSAN BIRAKMADIK.” (6;38) Elhamdülillah hiç eksiklik noksanlık yok uymak isteyene. Hiç yok hem. Cenâb-ı Hakk ayetlerini o kadar açmış ki ancak kör olan göremez. Ancak körler göremezler. Ayetler çok açık. Cenâb-ı Hakk demiş “Allah’a itaat edin, resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin” Haydi. Ayet çok açık “Allah’a itaat edin” Ne anladınız? Kur’an. “Resulüne itaat edin.” Ne anladınız? Yok yanlış anladınız, eksik anladınız. Bu anlayışınız doğru değil. Ya? Ya Resulüne itaat edin dediği şey yani O size Kur’an getirdi ya, Resulüne itaat etmek demek Kur’an’ını getirmek demek. E
Allah’a itaat edin ne demek? Allah boş iş mi, boş kelam mı konuştu? Madem Allah’a itaat etmek Resulünün getirdiği kitaba itaat etmekse Allah’a itaat edine gerek yoktu o zaman Resulüne itaat edin. Ne getirdi Resul? Bir kitap getirdi. E anladık, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bu ne? Haydi bir şey daha çıktı, Allah’a itaat yetmedi, Resulüne itaat yetmedi, bir de sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Kim bu? Kitap apaçık, ayet apaçık. “Kim Allah’ın hükmüyle hükmetmezse kafirlerin ta kendileridir.” Kim bunlar acaba ya? Allah’ın hükmüyle hükmetmezse. Başka bir ayet-i kerimede “Zalimlerin ta kendileridir.” “Allah’ın hükmüyle hükmetmeyeneler zalimlerin ta kendileridir.” E “Allah’a itaat edin, resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin” Bu Allah’ın hükmü mü? Hükmü. Bu hükmü kabul etmeyen kafirin ta kendisi oldu mu? Oldu. Hadi “Resulüne itaat edin” bütün profesörler, bütün fazlul rahmancılar, 19 cular, 18 ciler, uçanlar kaçanlar, yan yatanlar çamura batanlar, gelin kardeş ya Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. 3 tane itaat noktası çıktı. 3 tane itaat noktası. Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler de kafirlerin ta kendileridir. Allah’ın ayet-i kerimesi. Hükmedin. “Resulüne itaat edin” den ne anlayacağız? Eğer derse ki bir kimse, öyle diyorlar ya, ya Resul işte kitabı getirdi, e Allah’a itaat edin ne oldu? Ben kendi kafamdan Allah’ı konuşturur da Allah’a itaat ediyorum deyip de senin boğazını sıkarsam ne olacak? Bakın ayet-i kerimeyi söyledik ne dedik: Allah’ın hükmüyle hükmetmeyeneler kafirlerin ta kendileridir, zalimlerin ta kendileridir. İyi kardeş kabul ettik ayet-i kerimeyi ne kadar güzel en baştaki söz “Hüküm yalnız Allah’ındır. O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.” O hükmüne kimseyi ortak etmez. Allah’a itaat emri verdi, resulüne itaat emri verdi, sizden olan emir sahiplerine itaat emri verdi. Emri O verdi, kimseyi kendine ortak etmedi: Onun hükmüyle hükmetmeyene de kafirin ta kendisi. Ayet bu. Bana “Resulüne itaat edin”i açıklasın bir kimse. Bana “Sizden olan emir sahiplerine itaat edin” i de açıklasın. Bir de oraya nokta koymuş “Sizden olan” Sizden olan. Sizden olan yani Allah’a itaat eden, Resulüne itaat eden. Bu ikisine itaat etmiş olacak sizden olması için. Eğer Allah’a itaat etmiyorsa Resulüne de itaat etmiyorsa bizden değil. Yürü git yavrum, çayda mı oynarsın, çıra mı oynarsın, kumda mı oynarsın bizi ilgilendirmiyor. Neden? Sen Allah’a ve Resulüne itaat edeceksin. Sen Allah’a ve Resulüne itaat edersen ben sana itaat edeceğim. Başka ayet-i kerimede de ne diyordu “O size Kur’an’ı anlatıyor, hikmeti getirdi, birde bilmedikleriniz öğretti” Sen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini nereye koyacaksın şimdi? Nereye koyacaksın? Batılıların işine gelmiyor bu, emperyalistlerin işine gelmiyor bu. Bu, dini yaşamak isteyemeyenlerin işine gelmiyor. Bu, sömürgeci firavunların, karunların işine gelmiyor. Bu işlerine gelmiyor çünkü. Resulüne itaat edin orda durduğu müddetçe dini eğip bükemeyecek çünkü. Resulüne itaat duruyor orda, sizden olan emir sahipleri duruyor orda. Neden rönesans diyor? Rönesans dediği ne biliyor musunuz, asıl bu ayeti değiştirecek. Asıl değiştireceği bu. Rönesans dediği, İslam’ın hukukunu değiştirecek. Çünkü zina haram orda duruyor, içki haram orda duruyor, uyuşturucu haram orda duruyor, eşcinsellik haram orda duruyor, hukuku da duruyor. Eşcinseller katledilir hukuku orda. Nasıl? Basbaya. Hazreti Ali Efendimiz katl fetvasını vermiş. Yok, geleneksel kitapları attık, ne yapacağız? Eşcinseli katletmeyeceğiz. Ne yapacağız?
Evlendireceğiz onları. İleri demokrasi bu çünkü. Bunun için ne yapmak lazım? Geleneksel kitapları atmamız lazım. Yani bütün kurul toplanmış sahabelerin hepsi de. Demişler ki kim içtihat edecek buna? Ne yapmamız lazım? Ayet-i kerimeye Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri mana veriyor. Diyor ki “Lut aleyhisselamın kavmini Cenâb-ı Hakk böyle cezalandırdı, eşcinsellerin de böyle cezalandırılması lazımdır” deyip hükmü veriyor. Bütün aleviler ayağa kalkıyorlar, Hazreti Ali böyle diyemez. Açın geleneksel kitapları okuyun. “Ben ilmin şehriysem Ali de kapısıdır.” O vermiş fetvayı. Ne yapacağız şimdi? İleri demokrasi lazım, ne yapmak lazım, Kur’an’da rönesans yapmamız lazım, İslam’da rönesans yapmamız lazım. Ne lazım? Ya bu hukuk olmuyor. Sen zinaya diyorsun ki, haram, eğer evli olursa recmedilir, bekar olursa seksen-yüz değnek vurulur, bunun Kur’an’da hükmü yok, biz zinayı kaldıralım. Ne yapalım? Yüz değnek vuralım. Hadi vurun. Sen dedin ki Kur’an’la hükmedeceğim, iyi hükmet kardeş, yüz değnek vur. Vur değnek yüz tane. Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendisidir. Bu memlekette genelevleri neden duruyor o zaman? Kim bunları ayakta tutuyor? Kim bunları çalıştırıyor? İçki içmek haram, sarhoş bir kimse dolaşırsa bilmem kaç değnek cezası var. Bu içkiyi kim üretiyor, kim tüketiyor, kim satıyor, kim bunlara cevaz veriyor, kim bunları açıyor? Kur’an’la hükmedin! Hadi. Bırakın milletin namazıyla uğraşmayın siz, abdestte altınımı mesh etmiş üstünümü mesh etmiş. Memleket uyuşturucu bataklığında. Hadi. Bununla uğraşan var mı? Yok. Memleket lutilik batağında, eşcinsel batağında, fuhuş batağında. Lüks otellerde, bir arkadaş söyledi, bir otelde bin beş yüz-iki bine yakın Rus kadın var dedi fuhuş için. Beş yıldızlı Antalya’daki otellerde. Kur’an’la hükmedin kardeşim fuhuş haram. Zina haram. “Ya katletmedi” iyi katletme ya, sen katletme, tamam ben katledilmesini savunayım, sende de ki biz Kur’an’la hükmediyoruz. Zina yapanı böyle cezalandır. Nereye cezalandıracaksın, devlet çalıştırıyor. Evet şu tespit çok güzeldi üç tane put vardı ya, firavunlar yani politik istismarcılar, siyaset istismarcıları, dini basamak olarak kullanan istismarcılar. Bu memlekette namaz kılana seslenen mi var, diyen istismarcılar, dini sadece namaza bağlayan, dini sadece camiye bağlayan istismarcılar. Dini sadece ve sadece vicdana bağlayan istismarcılar. Hadi gelin. Ey İslam alimiyim diyenler, profesörler, din adamları, diyanetçiler çıkın sokaklara, zina almış götürmüş kendini, sokaklara çıkın, insanlar zekatlarını uyuşturucu almış götürmüş çocukları, sokaklara çıkın, ödemiyorlar, sokaklara çıkın. Kapitalist sistem her tarafımızı sarmış, deccaliyet her tarafımızı sarmış, emperyalistler her tarafımızı sarmış. Haram oluk oluk akıyor. Sizin derdiniz Kur’an değil ki. Sizin derdiniz İslam değil, sizin derdiniz İslam’ın pak olarak anlaşılması değil. Ramazan’da ne sohbeti yapıyorlar? Oruç o zaman mı başlayacakmış bu zaman mı başlayacakmış, yok yarım saat öncemiymiş yok yarım saat sonra sonramıymış, yok o kadar mı yenecekmiş yok bu kadar mı yenecekmiş. Be kardeşim benim orucumla uğraşma sen. Ben onu ilmihalden okuyorum. Sen bağırsana zalim firavunların üzerine yürüsene sen. Desene kardeşim bu memleketin kadınlarını ne satıyorsunuz siz parayla, diye? Diyemezsin. Neden? O paradan maaş alıyorsun sen çünkü. O paradan maaş aldığın için dilin güdük çıkar senin, söyleyemezsin. Desene sen, siz neden içki üreten fabrikalara müsaade ediyorsunuz, içki satan yerlere müsaade ediyorsunuz, bu memleketin gençlerini neden
zehirliyorsunuz, kadınlarını zehirliyorsunuz, kızlarınızı zehirliyorsunuz. On üç yaşında, on iki yaşında, on yaşında kızlar uyuşturucuya düşürülüyor. Sizin derdiniz Kur’an sünnet bu memleket değil. Siz firavunların, karunların, hamanların adamısınız başka bir şey değilsiniz. Konuşamazsınız da. Yollara düşemezsiniz. Siz yataklarınızı terk edemesiniz, eşlerinizi terk edemezsiniz, cennet kokusu çocuklarınızı terk edemezsiniz siz. Terk edemesiniz. Size dünya tatlı çünkü. Allah’ın hükmü, ne diyor “Onlar eşlerine ve çocuklarına ve mallarına aldanırlar.” Siz o kokuyu terk edip Allah yoluna düşemezsiniz. Derdiniz o değil sizin. Derdiniz deccal emperyalistin emrini uygulamak. Deccal emperyalistlerin. Evet. Bak Müslüman topraklar kan ağlıyor. Dertleri Kur’an sünnet değil. Değil.
“BİZ ÖĞÜT ALACAK BİR KAVİM İÇİN AYETLERİ AYRINTILI OLARAK
Evet, öğüt alacak olanlara açıkladı. Kulağı perdesiz olanlara. Öğüt al kardeş. Öğüt almak istiyorsan öğüt al. Sözlerimde Kur’an’a ve sünnete aykırı bir söz bulursan gel de ki ya burada Kur’an’a ve sünnete aykırı konuştun sen. Kur’an’ın helal ettiğini haram ettin haram ettiğini helal ettin, de. De ki: sen Kur’an ayetini çarpıttın. Öğüt al. Kur’an öğüt almak için. Ne güzel söylüyor bize bak “Size içinizden bir peygamber gönderdim.” Yani bu peygamber insan. Bu, gökten indirilmiş melek değil. Bu Cebrail değil, Mikail değil, İsrafil değil, Azrail değil, herhangi bir melek değil. Ya? İçinizden bir insan. 1- Bizim kitabımızı, ayetlerimiz anlatır. 2- Size hikmeti öğretir. 3- Sizin bilmediklerinizi öğretir. 4- Sizin temizlenip arınmanızı ister. Öğüt al. Öğüt al. Sen dinlemezsin, öğüt almazsın diye başka bir ayette diyor ki “Allah’a itaat et, resulüne itaat et, sizden olan emir sahiplerine itaat et.” Dinle. “Kim Allah ve resulüne itaat ederse kurtuluşa ermiştir.” Hiç resulünü ayırmıyor. “O Allah ve resulüne iman edenler var ya, kurtuluşa erenlerdir.” Neden Peygamberini kattı araya? Neden Peygamberini kattı araya? Madem ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleri hiçbir işe yaramayacaktı neden Peygambere bize itaati koydu ki? Allah muhafaza eylesin. Öğüt alın. Bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini reddeden, reddeden, gözü kör, kulağı tıkalı, kalbi mühürlülerin peşine düşmeyin. “Ya siz milletin peşinden gidiyorsunuz” Kimsenin peşinden gitmiyoruz. Biz Allah ve Resulüne itaat ediyoruz, Ona itaat eden bizden olan emir sahibi varsa ona da itaat ediyoruz. Sen etme kardeş, ayet-i kerimeye uyma sen. Sen uyma ama uymazsan Allah’ın hükmüyle hükmetmediğinden dolayı kafirin ta kendisisin. Bu emri yerine getirecek her Müslüman. Her Müslümanın üzerine farz. Ne bu? Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bana söyle kardeş emir sahibin kim? Bana söyle. Ayet-i kerimenin hükmü var. Allah’ı itaati anladık, ne? Kitabını, resulüne itaati anladık, ne? Hikmet, sünneti. İyi, sizden olan emir sahipleri? Ayet-i kerime boşuna mı indi ya? O hiçbir şeyi boşuna indirmez. Onun hükmü tamdır ve kitapta hiçbir şeyi de noksan bırakmamış. Evet, noksan bırakmamış. Sizden olan emir sahibi. Göster bana. Ya yok. Ne demek ya, Allah olmayanı mı indirdi sana? Allah olmayanımı indirdi ya sana? Apaçık dedi, meydanda dedi. “Biz ayetlerimizi hem afakta hem enfüste açıklarız” dedi. Daha ne istiyorsun? Yok sizden olan emir sahibi. Ya sen Allah’la arana aracımı koydun? Ben koymadım kardeş, Kur’an diyor bunu. Ben arama aracı koymuyorum. Ben “Yarabbi beni affet” diyorum, ben aracı
koymuyorum ki ben Allah’ın emrini yerine getiriyorum. Ben Kur’an’ın emrini yerine getireceğim. Yok, işine gelmedi burası. Allah’a itaat et, resulüne itaat et, sizden olan emir sahibine itaat et. Hadis-i şerif “İtaat maruftadır” yani iyiliktedir. Hadis-i şerif “Elinizin altındakilerden sorumlusunuz” e hadis-i şerifleri kabul etmiyor. O zaman bana söyle kardeş, resulüne itaatten ne anlayacağım, sizden olan emir sahibine itaatten ne anlayacağım. Yoksa taslamana mı itaat edeceğiz biz? Bizden olan emir o mu? Örneğin.
Hz. Ebu Bekir hadisleri toplamaya kalkanları şirkle suçlayıp cezalandırdı ve kitaplaşan hadisleri yaktırdı ve peygamberin ölümünden sonra şöyle dedi “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşecek. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyin ki işte Allah’ın kitabı aranızda onun helalini helal kılın haramını haram görün.” Zehebi; Tarikatûl huffaz 1-3 Buhari cild 1
E atın bunları. Neden? Geleneksel kitaplardı, geleneksel kitapları atacak olan insanlar neden Hazreti Ebu Bekir Efendimizin sözüne yapışıyorlar ki? Madem geleneksel kitapların hepsi de atılacak Onun hükmünü neden aldın ki sen? Madem atılacakların içinde, Onun hükmünü neden aldın? İşte bu kafa böyle bir kafa. İşine gelen yeri cımbızla söküyor koyuyor oraya. Evet Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri fazla hadis nakletmemiştir, doğru. Çünkü Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri Peygamber’in dizinin dibinde durdu. Bütün her şeye vakıftı birisine bir şey sormaya ihtiyaç duymuyordu. Birisine bir şey sormaya ihtiyaç duymuyordu. Bu sözü kabul ediyorsanız benim söylediğimde kabul edeceksiniz şimdi, bu da o eski geleneksel kitaplarda yazıyor: Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yanında değilken bile Peygamber’i görüyordu ve konuşuyordu Onunla. Bunu kabul ettin mi? Geleneksel kitaplardan söylüyorum, benim bu dediğimi de kabul edeceksin. O çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kendisini o kadar raptetmişti ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu konuda ne dedi diye birisine sorma ihtiyacı duymuyordu. Sebep? Çünkü O fenafillah, beka billah noktasına gelmişti. O yüzden “Kim Resulullah öldü derse bu kılıcım onun hakkını verir” diyen Ömer’i durduran O’ydu. Dedi ki “Dur ya Ömer biz hiç ölmeyen diri olan Allah’a iman ettik. Her nefs ölümü tadıcıdır. Peygamber öldükten sonra siz topuklarınızın üstünden geri mi döneceksiniz?” Ne dedi Hazreti Ömer? Yine o geleneksel kitapta yazıyor, dedi ki “Hazreti Ebu Bekir Efendimiz konuşunca kalbimin içerisine bir sekine indi. Ipılık kalbime bir şey aktığını hissettim” İşte sizden olan emir sahiplerine itaat bu. “Kalbime ıpılık bir şey aktı ve kalbimin genişlediğini anladım.” Ne yaptı? Kendisinden olan emir sahibine itaat etti. İtaat etti bakın. İkincisi Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerinin bu sözü bütün imamlarca kabul edilmiş. Sebebi şu: Kur’an ayetleriyle hadislerin karışma korkusu var. Ne zamanki ayetler toplandı mushaf haline getirilmeye başlandı ardından Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri zamanında musaflaştı Hazreti Osman zamanında da yazılıp dağıtılmaya başlandı. Ondan sonra Müslümanlar hicaz bölgesinin dışındaki yerlere yürümeye başladılar. Öyle olunca Kuran-ı Kerim’i ilk
ağızdan dinleyen sahabeler de günden güne azaldılar. Nasıl hükmedeceklerdi? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleriyle.
Hz. Ali de şöyle der; “Yanında hadis sayfaları bulunan gidip onları yok etsin zira halkı helak
eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kur’an’ı terk etmeleridir.”
Evet hadislere uyaraktan bir kimse Kur’an’ı terk ederse sıkıntıya düşer. Hadisler, Kur’an’ın tefsiridir. Hadisler, Kur’an’ın tefsiridir. Şimdi bunları kabul edince, tekrar söylüyorum, diğer sözlerini de kabul edeceksiniz. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri de bu sözü söyleyebilir. Sebep ne? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Onun üzerindeki duası. “Yarabbi Ali’nin döndüğü yere hakkı döndür” O öyle bir Ali. E öyle olunca, Onun kalbinde ilim pınarı var, Onun kalbinde hakikat pınarı var. Onun ihtiyacı yok, e senin benim gibi körlerin ihtiyacı var. Var.
Şu anki Sünni mezheplerin dayanağı hadis kitapları peygamberin
ölümünden 2 asır sonra toplatılmıştır.
Eyvallah. Başlamış 80’lerde yani hicri 60’larda 70’lerde. Önceden herkesin hıfzında. Herkesin hıfzında. Yazılı sayfalarda var ama hıfzında genelde. O yüzden herkesin hıfzından nakledilmeye başlanmış.
Son söz ALİ ŞERİATİDEN: “Dininizi iyi öğrenin yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz” Alkışlıyorum sözü, dininizi gerçekten iyi öğrenin. Din: Kur’an, sünnet, imamların içtihadıdır. Din. Kendi kafanızdan bir din oluşturmayın. Birilerinin kendi kafasından oluşturduğu dinin de peşinden gitmeyin. Ya? Allah’a itaat edin, resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. İkincisi Cenâb-ı Hakk size bir Peygamber gönderdi. O Peygamberden size hikmet geldi ve o Peygamber size bilmediklerinizi öğretti. Dini böyle öğrenin. Yoksa kendi kendinize bakarsınız ayeti yüzünden okursunuz bir de meal okuyorlar ya bütün herkes, okusunlar ben sıkıntılı görmüyorum, bir de herkesin meali farklı ya, bir sürü de meal var yaklaşık 50’ye yakın 60’a yakın meal var. Herkes bir meal yazıyor yayınlıyor. Herkeste satın alıyor onu. Herkeste satın alıyor. Tabi bir de işin bu tarafı var 50-60 tane meal var. Ve bütün mealler üç aşağı beş yukarı birbirine yakın değil. Birbirine yakın değil. Bir de kimin mealini okuyor adam? Bir de bu çıkıyor şimdi işin içerisinden. Diyanetin dahi 3-4 tane meali var. Bir en son 4-5 tane profesöre yaptırdığı bir meal çalışması var, bi ondan önce yaptırılan meal var. Bir sürü meal var. Bir de mealler savaşı çıkacak yakında. Birinin mealinde kelime farklı, birinin mealinde kelime farklı. Birinde diyor ki Allah’ı çokça zikredin, öbürkünde diyor ki Allah’ı çokça anın. Birinde diyor ki faiz yiyenler şeytan çaptırılmış gibi kaldırılacak, öbürkünde diyor ki kat kat faiz yiyenler. Kat kat olmazsa şeytana çarptırılmayacak yani. Bakın ikisi de meal. Birinde diyor ki mealin birinde, kendim bakıyorum, ben bir mealin sağlamlığını, çürüklüğünü, çorbacı olduğunu oradan bakıyorum. Bakıyorum faizle alakalı ayet-i kerimeye. Birisi diyorsa kat kat faiz yemek. Yani kat kat dediği ne biliyor musun? Yani %7 alırsa o kat kat değil ama banka hesabı gibi atlamalı gidiyorsa bu haram. Ee? Katlamasız olursa, değil. Ayet belli. Ayet belli, faiz size haram kılındı. Bana söyleyin, bakın faiz size haram kılındı, bana söyleyin bankların bir tanesinin faizsiz işlem yaptığını. Allah’ın
hükmüyle hükmetmeyenler zalimlerin, kafirlerin ta kendileridir. Faiz haram. Ne işi var bu faizci bankaların Türkiye’de? Kim getirdi bunu? Bu faizci bankaları Türkiye’ye getiren kim? Firavun. Kimdi bu firavunlar? Dini siyasete alet eden firavunlar. Haydi, bu firavunu bulalım boğazını sıkalım. Bu firavunu bulalım denizde boğalım biz bunu. Kim bu? Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir. Birisi şimdi bu ayet-i kerimeden ayağa kalksa, dese ki faiz haram mı? Haram, bu haram bankalar burada var mı? Var. Haydi biz bunlarla savaşıyoruz bunları bir gecede talan edeceğiz, dese, kim durduracak bunu? Vay emperyalistler vay. İşte buradaki bu haramı kaldıracak. Kur’an’da reform dedikleri şey bu. Yani diyecekler ki faiz bugünkü dünya düzeninin değişmez bir parçası. Kardeşim bizim inancımız bu diyorsunuz faiz haram diyorsunuz ama dünya deccal sistemi faizin üzerinde dönüyor. Dünya deccal sistemi. Dünya emperyalist sistemi faizin üzerinde kurulu. Dünya bankası faizle devletlere para veriyor mu? Evet. İmf dünya devletlerine faizle para veriyor mu? Evet. Büyük şirketler, faktöringler, bankalar alıp dünya üzerinde bunlarla dünyayı sömürüyorlar mı? Evet. Bakın bu dünya sömürüsünün karşısında duran bir tek Kur’an var Kur’an. Bir tek Kur’an var. İlahi kitapların içerisinde bir tek Kur’an var. Faiz haram, yiyen şeytan çarpmış gibi kabirlerinden kaldırılacak. Kur’an var bir tek. İncil’de yok, Tevrat’ta yok, Zebur zaten ortada yok. Ne kaldı? Kur’an kaldı. Başka bir ayet-i kerimede “Allah’ın ayetlerini eğip bükenler, onlarda zalimdir.” Ayet-i kerimeyi eğip bükme, faiz haram mı? Haram. Yok, kat kat faiz yiyenlermiş. Otur oturduğun yere! Ayet-i kerimenin içerisine ne kat katı katıyorsun? Var mı televizyonlarda bunu konuşan? Yok. Ne konuşuyor? Dini reforme edelim. Nesini reforme edeceksin? Yok işte deve eti yemişte ellerini yıkamışta abdest almışta. Bırak oynama onlarla. Sen bizi gerizekâlı bir şey mi zannettin? Anlat kardeşim bize, Türkiye’deki bankacılık sistemini faizin ortasına gömen kim? Bu bankacılık sistemini ayakta tutan kim dünya üzerinde? Onu anlat bana. Bu bankaların faizleri, bizden aldıkları faizler hangi havuzda toplanıp nereye bomba olarak düşüyor onu anlat bana. Sana ne benim elimi kulağıma mı kaldırmışım başıma mı kaldırmışım sana ne? Sana ne kardeşim. Ayağımın altını da mesh ederim üstünü de meshe ederim, derdim bu değil benim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milleti bankalara borçlu. Faizle. Hadi kanun hükmünde kararname çıkartıp şu faizleri bir sıfıra indirin. Hadi kanun hükmünde bir kararname çıkarın şu bankacıların hepsini defedin şu memleketten. Amerikan merkez bankasında neden bizim 35-40 milyar dolarımız duruyor? Çok mu zenginiz? Bu sistem nerden çıktı ya? Orda duruyor, faizde de değil. Biz Amerikan merkez bankasına neden bu kadar biz dolar veriyoruz? Avrupa merkez bankasında neden bu kadar paramız duruyor? Memleketimi seven insanım ben.
Biz gene gelelim ŞEYHİ EKBER’E; Arabî, fıkha karşı hadisi savunur fıkhın özellikle kıyas yoluyla dini hayatı
daralttığını düşünür.
Sufiler böyle düşünürler. Sufiler o yüzden fazla böyle mezhepsel takıntıları yoktur ve Osmanlı Türklerde de böyle fazla mezhepsel takıntıları yoktu Türklerin. Türkler İslam’ı kabul ettiklerinde mezhepsel takıntıları yoktu. Osmanlının son ikiyüz yılına kadar mezhepsel takıntısı yoktu. Osmanlı kendi içtihadını kendisi verirdi Hanefi’den, Şâfiî’den, Maliki’den Hambeli’den duruma göre konuma göre kendi
içtihadını kendisi verirdi. Verirken hadis yelpazesini geniş tutardı ve bunu da aldığı ilham İmam-ı Azam’dı. İmam-ı Azam ne derdi “Biz bir meselede Kur’an’a bakarız, orda bulamazsak sünnete bakarız, orda da bulamazsak kendimiz fıkhederiz” derdi. Bakın bunun altına bütün varlığımla altına imzamı koyarım evet ama bu benden olan bir kimse içtihat edecek bunu. Benden olan. Ben onun samimiyetine inanacağım. Ben onun dini yaşama ve yaşatma azminde çalışmasında olduğuna inanacağım. O bir yerlerden işte bilmem ne demokrasi vakfından, Avrupa bilmene vakfından aylık yirmi bin dolar, otuz bin dolar maaşlı ilahiyat fakültesi profesörü, bilmem ne demokrasi vakfından her sene bilmen ne kadar para alan diyanette bilmem hangi vazifeliden istemiyorum bunu. Bunu ondan istemiyorum. İlahiyat fakültesinde ders notlarını parayla satan profesörün ilmine güvenmiyorum. İlahiyat fakültesinde kendi bastırdığı kitaptan bütün öğrencilerin almasını zorunlu kılan profesörün ilahiyat ilmine güvenmiyorum. Filanca kitabımdan soru soracağım, diyen fakültesinin profesörüne inanmıyorum. İnanmıyorum. Bunu o yapmayacak. Ona diyeceğiz ki, kardeş sen bir amelesin. Nasıl? Çalıştığının karşılığını alıyorsun. Amelesin sen. Sen Allah için ilim yapmıyorsun. Allah için ilim yapanın karşılığı Allah’tır. Para değildir. Ne vardı bir tanesi, karundu değimi? Dini ne yapıyordu, para için basamak yapıyordu. Birisi neydi, din adamı. Kimdi? Hamandı. Gerçek din için değil, Allah için değil, ya? Firavunun nesiydi? Yalakasıydı. O zaman dünya üzerinde siyasi bir firavun var. Onun yanında yalakaları da var. Ne oldu? Diyelim ki Mısır’da darbe oldu sisi indirdi oradaki cumhurbaşkanını, ezherin şeyhi de darbeye fetva verdi mi? Verdi. İlim ehli o değil demek. Ne yaptı dünya firavunu? Darbeye darbe diyebildi mi Mısır’da? Diyemedi. Ne yapıyor dünya firavunu bak, Türkiye’de de darbe yapmaya kalktılar birileri, onlara da darbe diyebildiler mi? Diyemediler. Neden? Demek ki dünya üzerinde siyasi bir firavunluk var. Bu siyasi firavunun nesi var: Bir ayağı din ayağı, hamanları var, bir ayağı ne? Ekonomi, karunları var, kocaman petrol şirketleri, enerji şirketleri, kocaman bankaları var. Karun. İşte sen inandım dediğinde hem firavuna hem hamana hem de karuna karşı çıkıyorsun. Bakın üçüne birden karşı çıkıyorsun. Gerçek iman sahibi bu. İşte o zamanda sıkıntı doğuyor zaten. O yüzden ben diyorum ki, bu üçünü dinlemeyen kimse lazım bana. Benim için ilim ehli o yani siyasi firavunları dinlemeyecek, hamanları dinlemeyecek, karunları dinlemeyecek. Üçünün emrinde olmayacak. Lat menat uzzaya tapanları ben ilim ehli olarak görmüyorum. Sırf Allah için dinin yaşaması ve yaşatılması için mücadele eden bir kimse olacak ve onlar bu noktada ayet ve hadisten içtihat ederlerse hiç sıkıntı yok.
Şeyh-i Ekber hadis için şöyle der Hz. Muhammed en azim meclâ-yı ilahidir ve onunla, evvelkileri ve
sonrakilerin ilimleri bilinir. Fütuhat II/171
Evet. Neydi, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri? Bilmediklerimizi öğretirdi. Biz geçmiş peygamberlerin hikayelerini bilmiyoruz, Ondan öğrendik. Geçmiş ümmetlerin hikayelerini bilmiyoruz Ondan öğrendik. Bilmediklerimizi Ondan öğrendik.
Allah Resulü; Ben kıyamet gününde insanların seyyidi olacağım, dedi.
Bunun sebebi Onun kemal derecesidir
Evet. O bütün insanların seyyidiydi. Hem kendisinden evvel insanların hem de kendisinden sonra gelecek olan insanların seyyidiydi o yüzden Allah ayette dedi ki “Resulüme itaat edin” Evvelkilerin ve sonrakilerin en eşref-i mahlukat olan, en yüksek kemal derecesinde olan ve hiçbir insanın o kemal derecesine ulaşamayacak olan bir peygamber olduğu için O, hikmetiyle beraber geldi. Onun bir elinde Kur’an bir elinde hikmetle geldi. Bir elinde Kur’an bir elinde hikmetle geldi. Hikmeti ne? Sünnet-i Resulullah. Bilmediklerimizi öğretti. Bu insanlık Onun nefesini kendisine nefes etse, Onun iziyle, Onun izinden Kur’an’ı anlasa, vallahi de billahi de hiçbir sıkıntı kalmayacak. Ne mezhep taassubu kalacak, buna katılıyorum bakın. İslam dünyasında aşırı derecede bir mezhep taassubu var. İslam dünyasında aşırı derecede, fanatikçesine, fanatikçesine şeyh taassubu, tarikat taassubu, cemaat taassubu, fanatikçesine mezhep taassubu var. Buna katılıyorum. Bu tehlikeli bir boyutta. Şu anda İslam dünyasında bu tehlikeli boyutta. Bunu kaşıyorlar, bunun üzerinde oyunlar oynuyorlar, Müslümanları Müslümanlara kırdırıyorlar ve ne yazık ki İslam dünyasının önce cahil bıraktılar, dinden uzaklaştırdılar şimdi yeni kendi çarpık dinlerini oluşturuyorlar. Çarpık dinlerini oluşturuyorlar ve çarpık dinleriyle insanları savaştırıyorlar ve insanların dinlerini gerçek dinlerini öğrenmelerine müsaade etmiyorlar. Ederlerse dünya sistemi değişecek. Gerçek dinini öğrenir ve yaşarsa insanlık dünya deccal sistemi çatırdayacak, gerçek dinine iman eder ve yaşarsa dünya ne yazık ki zalimlerin ve kafirlerin sonu gelecek. Bunu istemiyorlar. Bunu yaptırmıyorlar da.
Eğer Musa hayatta olsaydı bütün risaleti ve şeriatıyla beni takip etmekten
başka çıkar yol bulamazdı.
Hadis-i şerif. Eğer Musa sağ olsaydı bana tabi olmaktan başka bir şey
yapamazdı. Hadis-i şerif.
Çünkü bana verilen hassalar daha önce hiçbir peygambere verilmiş
Hadis-i şerif. Hatta “Beş hassa vardır” der bu hadis-i şerifin sonunda burada bir parçasını almış Arabî. “Bana bütün arz mescit ilan edildi. Ganimet bize helal kındı” diye beş tane özellik vardır. Bir tanesi de “Bana şefaat hakkı verildi” 3. Bir tanesi “benim peygamberliğim kavime değil, bütün insanlığadır” 4.sü de bu. Aklıma gelen.
Her peygamber sadece kendi risaletleri döneminde peygamber olmuşken
ben Âdem DAHA ÇAMUR İKEN PEYGAMBERDİM” buyurdu. Fütuhat III/141
Evet henüz daha Âdem çamur iken ben peygamber idim. İbn Arabî’ye göre sünnet Hakk’a götüren bir tariktir. Muhteşem. Sünnet, insanı Hakk’a götürür. Buradaki haktan kasıt sadece Allah manası değildir, seni doğruya, seni hakikate götürür. Sünnet seni doğruya ve hakikate götürür.
Allah Resulü “hevadan konuşmayacağına” (Necm 53/3) göre Onun hükmü
de HÜKMULLAHTIR.
Eyvallah, derdimiz bu, savaşımız bu. Onun hükmü hükmullahtır. O bir şeye hükmetti mi Allah hükmetmiştir. Çünkü O heva ve hevesinden konuşmaz. O “ayaklarınızı da” dediği ayet-i kerimede ayaklarını yıkadı ise sende yıkayacaksın
kardeşim. Kendi kafandan çorabın üzerine, ayakkabının üzerine mesh etmeyeceksin, kendi heva hevesine uymayacaksın. Ya? Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme uyacaksın. O hükmetti çünkü.
O, Allahtan nakleden ve Allah’ta gördüğünün tebliğcisidir. Eyvallah. O, Allahtan nakleden ve Allah’ta gördüğünün tebliğcisidir. Demek ki 1- Allahtan naklettiği var 2- Allah’ta gördüğü var. Dikkat edin. Onun ahlakı Allah’ın ahlakıydı çünkü. “Beni Rabbim terbiye etti ne güzel terbiye etti” Onu terbiye eden kim? O. O, Onun terbiyesindeydi.
Allah sırat-ı müstakimdedir. (Hûd 11/56) Cenâb-ı Hakk sırat-ı müstakimdedir ve insanların da sırat-ı müstakimde olmasını ister. Kim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uyarsa o da sırat-ı müstakimdedir. Özür dileyerekten bir şey söyleyeceğim şimdi, hani derim ya, bir meselede bir hadisenin temelinde Kur’an’dan ayet var ise veyahut ta temelinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinden, sünnetinden bir şey var ise o seni hakikate götürür. Mezhep imamları farklı bir şekilde almış olabilirler. Din yaşanmak için. Örneklendiririm ya, değişik mezheplerden değişik hadiseler alırım söylerim. Hadise uygun mu? Uygun. Hani, ayakkabıyla namaz kılmak gibi. Ayakkabıyla namaz kılmış mı? Evet. Sahabe ne diyor “Vallahi ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gördüm, ayakkabıyla namaz kılıyordu” İtiraz etme. Ayakkabının altı temiz ise namazını kılabilirsin. Hopluyor zıplıyor. Hoplayıp zıplama kardeşim hadis var. Mukim iken namazı cem etti. Mukim iken. Hadis var, öğle ile ikindiyi cem etti, akşamla yatsıyı cem etti mukimdi. Hadis var. Hoplayıp zıplama. Hanefiler kabul etmemiş, kabul etmemiş, Şâfiî kabul etmemiş, etmemiş, Maliki-Hambeli kabul etmemiş, etmemiş onu da biliyorum. Hakkında hadis var mı? Var. İmamların içtihadı kabul etmemişler, etmemişler, kabul ama öyle bir zamanda yaşıyor ki insanlar şimdi. Yaşıyorlar bunu. Namaz kılmaması daha mı iyi? Bırak kardeşim cem etsin adam yoksa hiç namazını kılmayacak. Elleme cem etsin. Ya sıkıştırmış bir zaman orda namazını kılacak, elleme kılsın. Neden? Temelinde hadis var. Bakın şu anda benim söylediklerim sizin geleneksel din algınıza ve yaşantınıza ters bir şey ama ben kendimce hadis var mı hakkında? Var. Bütün İmam-ı Azam, İmam-ı Şâfiî, İmam-ı Malik, İmam-ı Hambeli, hiç biriside bu hadis-i şerifi kendisine ölçü olarak almamış. Almamış. Hadis var kardeşim eğer ki namaz kılamayacak noktadaysan, korumasın, valisin, polissin, emniyet müdürsün, osun-busun, trafik sıkıştı, oraya gideceksin, buraya gideceksin, cem et kardeşim, namazı kılamamaktansa. Bakın ben Hanefi’yim kendimce, yapabildiğim kadar Hanefi içtihatlarını önemserim, İmam-ı Azam’ı önemserim. Burada derdim şu: Fanatikçesine bir mezhebi taklit etmeye kalkıp yaşanmaz hale getirmeyelim. Diş dolgusu var ya. İşte şüphe var İmam-ı Azam diş dolgusuna cevaz verdi vermedi, hiç önemli değil abicim sıkıntı yapma kendine. Neden? Bakın Hadis var: sahabeden bir kimse geldi savaşta burnu kesildi. Geldi dedi ki “Ya Resulullah benim hanımım genç ve güzel ben onu kaybetmek istemiyorum ama burnum kesildi görüntüm normal değil, ben bakırdan bir takma burun yaptırsam uygun mudur?” “Uygundur” dedi. Yaptırdı, geldi dedi ki “Ya Resulullah koku yapıyor, pas yapıyor, gümüşten yaptırsam olur mu?”, “Uygundur” dedi. Gümüşten yaptırdı geldi dedi ki “Ya Resulullah bu da
koku yaptı altından yaptırsam olur mu?” “Olur” dedi “Uygundur.” Altından bir takma burun yaptırdı dedi ki “Şimdi güzel oldu ya Resulullah problem bitti.” Bakın hadis. Hadis. İmam-ı Azam hazretleri diş dolgusuna cevaz vermemiş, öyle diyorlar. Kardeş, bak ben sana bir hadis söyledim sen bu diş dolgunu yaptır, kapama yaptırabilirsin, diş dolgusu yaptırabilirsin, bakırdan yaptırabilirsin, gümüşten yaptırabilirsin, altından da yaptırabilirsin. Böyle arada sırıtacaksın ya buradan altın diş görünecek ya seviyorsan yap ya. “Hanefi’ye göre…” Kardeş, hadis var. Hadis var. İmam-ı Azam hadisin önüne geçemez. Onu kendine ölçü almamıştır, eyvallah ama onun önüne geçemez. Bir şeyde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü var ise ve o söz de hadis kritercileri tarafından sahih olarak kabul edildiyse, bakın hadis kritercileri tarafından. Şimdikileri kabul etmiyorum. Hem diyecekler hadisler ikiyüz yıl sonra toplanmış, iyi, 1400 yıl sonra hükmedecek adam ona. İkiyüz yıl sonra toplanmış diyorsun, ikiyüz yıl sonra toplanana laf söylüyorsun, 1400 yıl sonra nasıl hükmedeceksin sen ona? Seksen senesinden, daha öncesinden itibaren hiç olmazsa Tâbiîn var orda, sahabeden ilmi öğrenenler var, sahabeden ilmi öğrenenler daha yakın daha, daha kokusu buram buram tütüyor. Sen 1400 yıl sonra çıktın. Sen dur kardeşim seni dinlemiyorum. Hadis-i şerifte yine diyor: Siz bir yol gidecekseniz öncekilerin yolunu takip edin. Öncekilerin yolunu. Evet o yüzden bir konuda hadis var ise ben o yüzden diyorum toplanın kardeşim, içtihat edin. Bizde o hadislerin içtihat ettiğiniz meselelerin üstüne, altına, yanına, neresine koyuyorsanız hangi ayet ve hadisi baz aldığınızı bize de oraya not düşün. Biz cahil adamlarız, biz bunun ilmini yapmış bir kimse değiliz. İnanalım. Deyin ki: Bu hadise göre Buhari’de, Müslim’de, Tirmizi’de şurada bu hadis var, açalım bakalım, bakın bir ayet var, açıktık baktık. Bunun gibi açalım bakalım. Bu ayıp değil günah değil, ilmi öğrenelim ama altında ayet ve hadis olsun.
Sünnet tarikattır, yoldur. Evet, İbn Arabî’nin çok hoşuma giden sözlerinden birisidir: sünnet tarikattır, yoldur evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti tarikatların en üstüne, yolların en faziletlisidir. Yolların faziletlisi. Gelin kardeşler, gerçekten, bakın bunun yıllardır bu fakir kendince mücadelesini veriyor. Bizim bağlı bulunduğumuz içinde bulunduğumuz bu yolda Sünnet-i Resulullah’ın dışında bir şey olmasın. Bunun mücadelesini verelim hep beraber. Bunda çok samimiyim. Bunda çok samimiyim. Mustafa Özbağ’ın ağzından, dilinden sohbet olarak Sünnet-i Resulullah’a aykırı bir şey çıkıyorsa bana tebliğ edin Allah için sizden istiyorum bunu. Deyin ki bu konuda sünnete uymadın sen, bunun hakkında bir hadis var anlatırken sen bu hadisi es geçtin. Ha, başka bir hadis söylediysem buna hakkınız yok ama bu konuda kendi hevam ve hevesimden bir şey dediysem, Allah için bunu söylüyorum size, bütün kardeşlere bütün herkse açık bu, ben bu yolda yürümek istiyorum, ben Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayak izine basmak istiyorum. Benim derdim bu. Benim derdim hadisleri inkâr edenlerle. O yüzden bu kadar şedit konuşuyorum. Benim derdim Kur’an’ı, İslam’ı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nefesinden tanımak. Benim derdim dini Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın nefesinden öğrenmek. Benim derdim bu. Benim başka yol olarak kendime bir yol görmüşlüğüm yok. Geri kalan usul, kaide. Bakın
geri kalan usul, kaide. Benim yolum Sünnet-i Resulullah. Geri kalan usul, kaide. Bir usul var o usul ayrı mesele. Temelinde ya ayet olacak ya hadis olacak ve bütün insanlar, bunu az öncede söylemiştim, Sünnet-i Resulullah’a uysa vallahi de billahi de hiçbir sıkıntı kalmayacak. Neden? Peygambere itaat ediyor ya bu kadar basit. Sen Peygambere itaat eden bir kimseye laf söyleyebilir misin? Peygambere her itaat ettiğinde aslında o, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde fena oluyor. Asıl fena budur. “Ey habibim de ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun.” Fena, Hazreti Muhammed-i Mustafa’ya uymaktır sallallahu aleyhi ve selleme. E kardeş yüzüğünün altına su değsin diye parmağını çıkarırcasına yıkaman güzel, Onun ahlakına neden uymuyorsun? Yüzüğünün altına su değmesine titizlendiğin kadar diline de titizlensen? Tavaf yedi şaft yapacağım diye sünnete uyacağın kadar birinin ayağına basmamaya da uysan? Birine böyle dirsek vurmamaya da uysan. Orda birisinin kalbini kırmamaya da uysan. Sakalını ne güzel hilalledin, harika, sakalını bu kadar hilalledin ya özen gösterdin ya eşinin yüzüne vurmamaya da özen göstersen. Eşine küfretmemeye de özen göstersen. Ağzını ne güzel abdestte çalkaladın, bir de gargara yaptın. Ne yaptı? Gargara yaptı, hadis-i şerife, sünnete uydu. O ağzınla gıybet, dedikodu, iftira, yalan, milletin namusuna dil uzatma, eşine küfretmeme, çocuklarına küfretmemeye de uysan. Yol, Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın yolu olsun. Çünkü O ne yaptıysa hevai hevesinden yapmadı. Bakın bize bilmediğimiz güzel ahlakı öğretti, bize hikmeti öğretti yani erdemli insan olmak, insan-ı kâmil olmayı öğretti. Allah bizi o yolda eylesin inşaallah.
Yoldan murad ise kendisi değil götürmek istediği gayesidir. Evet, yoldan murad nedir? Allah’a vuslat olmak, Allah’ın ahlakıyla
ahlaklanmak, Onun huyuyla huylanmak.
İşte böylece sünnet semavatta ve arzda ne varsa kendisine ait olan Allah’ın sıratı olmuş olur. Eyvallah. “Şüphesiz bütün işler Allah’a döner” Hûd ayet 23, demek ki sünnet sırattır ve o sıratın gayesi de Allah’tır. O halde Allah’a vasıl olmak isteyen salikin bu sırat üzere olması lazımdır.
Harika. Eğer bir yol gittiğiniz yol Kur’an ve sünnete uymuyorsa sapıklıktır. Eğer yaptığınız bir fiiliyat, yaptığınız bir iş Sünnet-i Resulullah’ın ölçüsünde değil ise sizi o Allah’a götürmez o ancak şeytanın yolu olur.
Lakin sırat bir vasıtadır. Mazharın kendi nefsinde olan istidadı vasıtasıyla
o mazharın zahirdeki ismine hükmedilir. (El-Fütuhat II/472)
Evet. Yani o bir sırattır, o bir yoldur ama o Allah’a götüren bir yoldur. Onun
bir de gayesine, maksadına uyacaksın. Maksadına uyacaksın.
Nitekim İbn Arabî hadis ilmine çok önem verir. Bütün sufiler hadis ilmine ve hadislere çok önem verirler, Sünnet-i Resulullah’a çok önem verirler. Onlar için imamların içtihadı çok af edersiniz ama yeni giren bir ehli tasavvuf, yeni giren bir kimsenin günlük ibadetlerini yapacak kadar öğrenmesidir. O yüzden mezhep lazımdır. Bir müddet sonra -mezhepsizlik değildir- o kimse her şeyde Sünnet-i Resulullah’ı aramaya başlar.
Hadis ehlinin faziletlerini bildiren rivayetleri kabul eder, rey ehline ve şahsi
içtihatlarına karşı hadisi ve muhaddisleri üstün tutar.
Evet, Arabî bu noktada hadisçidir, hadis ehlini çok ilerde görür, rey ehlini
yani kendince içtihat edenleri çok uygun görmez, kendine yakın görmez.
Yalnız! Onun bu ilimle ilgili kriterleri zahir ulemasıyla bazı farklılıklar da
taşır. Fütuhat’ta bu şöyle ifade eder.
Evet, ehli tasavvuf genel olarak zahir ilim ehliyle veyahut ta zahir hadis alimleriyle atıştıkları, tartıştıkları zaman olmuştur. Bilmiyorum belki de bunu almıştır şimdi aşağıda ben bir açış yapayım: Mesela zahir hadisçilerin zayıf hadis olarak nitelendiği bir hadisi sufiler sahih hadis olarak alırlar kendilerine. “Ölmeden önce ölünüz.” Hadisçiler bunu zayıf hadis olarak nitelendirir, sufiler bunu sahih olarak görürler. Sufilerin sahih olarak görmelerinin sebebi şudur: sözü manada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden dinlerler. Dinledilerse onun için o söz sahihtir. Bütün hadisçiler deseler ki zahir hadisçiler “Bu sahih değil” onlar için bu sahihtir. “Ölmeden önce ölünüz” gibi “Allah’la oturmak isteyen sufilerle otursun” sözü gibi.
“Bu ümmetin başlıca evliyası, Hakk’ın onda tecelliyatını ve de Mazhar-ı
Muhammed ile Mazhar-ı Cebrail-i ikame ettiği kişilerdir.
Bunlar zamanın kutuplarıdır. Bunlar hem Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetinden ve aynı zamanda Onun nurundan hem de Cebrail aleyhisselamın vahyinden, Onun nurundan alırlar ilmi. Bunlar iki merkezi birleştiren iki kutbu birleştiren kimselerdir.
İşte bu mazhardan onlar Hazreti Muhammed’in ahkamı meşruasını
dinlerler ve o dinleme sonra velinin kalbine iner.
Az önce dedim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden dinleme ya da Hazreti Cebrail aleyhisselamın veya herhangi bir meleği azam tarafından onun kalbine gelen ilham. Şimdi millet fırlayacak gene. Hoplayacak şimdi gene millet.
Sonra akl-ı veli bunu akleder. İşte bu veli bunu mazhar-ı Muhammed’den tıpkı ümmete yapılan tebliğde hazır bulunur gibi alır. Ve kendine intikal ettirir. Bu ilmin sıhhati ilme’l yakin değil ayne’l yakindir.
Bu ilmin sıhhati bir adım ileri hakke’l yakindir. Ayne’l yakin, başlangıcıdır. O kimse Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görür ama önceden şeyhini görür. Halde görür, rüyada görür, bu ayne’l yakinliğe doğru giden yoldur. Ondan sonra çevredeki pir efendilerden görmeye başlar onlardan ilim almaya başlar, kabri şerifin başına gider ondan ilim alır. Bu işin öğretme tarafıdır daha. Ardından büyük pirlerden, ardından sahabeyi görmeye başlar. O hala daha ayne’l yakin noktasındadır. Ardından eğer yolu devam ediyorsa ona geçmiş kitap ehli peygamberlerden bir peygamber vazifelenir. Burada kısa bir tüyo vereyim: İsa aleyhisselamdan öğrenenlerin yolu açıktır. Biraz o üst seviyeye gidecektir. Bu ayne’l yakindir daha. Ardından Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görmeye başlar. O halle, daha İsa aleyhisselamla veyahut ta başka peygamberle görüşmezden önce onu manen cennete katarlar. Bunlar size yol olarak kalsın. Bunlarla birilerini aldatırsanız size hakkım helal değil. Bu benim manevi olarak, manevi olarak anlattığım ölçülerle, manevi olarak koyduğum şerhlerle bunları dinleyenler başka yerlerde bu hal ile hallenmiş gibi insanları aldatmaya kalkarlarsa
tekrar söylüyorum bunu hakkım helal değil. Herkese hakkım helal, bu dünyada taş atana da hakkım helal, toprak atana da hakkım helal, namusuma, çoluğuma çocuğuma laf söyleyenlere de herkese hakkım helal. Herkese hakkımı helal ettim. İçimi kan ağlatsa da dışımı kan ağlatsa da ciğerimi yaksa da yarsa da bakın tekrar söylüyorum herkese hakkımı helal ettim. Bu dünyada kalıcı değil hiç kimse bende değilim. Bir tek hakkımı helal etmediklerim var. Bu da şunlar: Burada benim yol düsturu olarak, ölüm herkes için var, yetişeni olur yetişmeyeni olur, yolun sonunu bulan olur bulamayan olur, ben bu dünyaya bir dava için geldiysem benim davam Kur’an ve sünnet. Ben şeyhlik yapmak için uğraşmıyorum böyle bir derdim yok. Bir tek kimselere hakkım helal değil, burada manevi olarak anlattığım şerh düştüğüm şeyleri bir başkasını aldatmak için anlatana hakkım helal değil. Bunu ehli zahir reddeder, ehli zahir benim şirkime de fetva verir, küfrüme de fetva verir umurumda değil. Bir derviş şeyhiyle manen konuşur, şeyhini resmen görüyormuşçasına görür. Bu hal onda daha da ilerler. Benim kendimce, ben kendimden bahsetmek istemiyorum ama Sünnet-i Resulullah’a uymak kadar faziletli başka bir şey yoktur. Hayatınızı Sünnet-i Resulullah’a adayın, ahlakınızı Sünnet-i Resulullah’ın ahlakına bezeyin. Geçiyor hepsi de hayatta geçiyor ömür de geçiyor, yaptıklarınız da geçiyor, yapmadıklarınız da geçiyor. O kimse bir müddet sonra herhangi bir kabri şerifin başına gittiğinde ondan cevabını alır. Bana şeyhimin söylediğini söyleyeyim size “Mustafa Efendi oğlum seni Bursa’ya getiren Emir Sultan hazretleridir. Ne zaman başın daralır ne zaman başın sıkışırsa git Ona söyle” dedi “Ne zaman bir soru soracaksan ne zaman bir cevap almak istiyorsan git oğlum sor Ona” dedi. Şeyhimin bana söylediğini söylüyorum. Bana dedi ki “Oğlum ben öldükten onlara ilan et kim rüyasında görürse ona intisap etsin” “Efendim beni mazur görün ben bunu yapamam” dedim “Sen yapmana gerek yok Mustafa Efendi. Sen oğlum benim kabrime geldiğinde istediğini sor istediğinin cevabını alırsın” dedi. Bunu zaten daha önce Emir Sultan içinde söylemişti. “Senin ihtiyacın yok Mustafa Efendi” dedi daha ilerisini söyledi “Oğlum senin bir şeyhe ihtiyacın yok” dedi. Daha öncesinde “Beytullah sana ne diyor?” diye soran bir kimseydi çünkü. Bunların hepsi de ölçüdür. Beytullah dahi konuşur bir kimseyle. Buna doktor şizofrenik vaka der. Doğru, aldıkları eğitim bu ama bu, haldir. Bu bakın Beytullah’ın şekline şemaline şeytan giremez, hadis var. Beytullah’ın konuşması haktandır. O kendisine tavaf edenlerin dua ettiğini duyarsın orda. İnler. İnler. İnsan gibi inler. Kendisine tavaf edenlerin günahları için. İnsan gibi inler. Sızlanır. Onu duyarsın. Bakın onu duyarsın. Artık sende ayrı bir perde açılır. Sen artık hakikati anlarsın. Seni cennete katarlar. Cennet olduğunu görürsün, cennet olduğunu bilirsin, bütün vücudun, bütün aklın, kalbin, ruhun, sırrın cennete girdiğini görürsün. Cennete girmekle kalmaz, Cenâb-ı Hakk orda sana hitap eder. Hitap aldıysan, bunun da altını çizin, size ölçü kalsın, hitap aldıysan bil ki onun ilerisi gelecek. Bir ölçü. Nefsine uyma, sıkıntılara yenilme, dedikoduya yenilme. Cennete girer hitap alırsan ilk sana gelecek olan laf namusunadır. Buna sabırlı ol. Buna sabırlı ol. İlk önce seni hançerleyecek olan yakınındaymış gibi görünen arkadaşlarındır. Buna sabırlı ol. Sabırlı ol. Ve seni anlamayacak olan etrafında insanlar olacaktır. Bu eşin olabilir, bu çocukların olabilir, bu arkadaşların olabilir, bu etrafın olabilir. Sen yavaş yavaş yalnızlığa doğru yol
alırsın ama artık bundan sonra sen, sen değilsindir. Artık sen diye bir şey kalmaz. Sen Sünnet-i Resulullah’a uydukça her yerden mantar patlar gibi etrafın patlar. Patlar. Aman sabrını bozma, kendini bozma, kendini bozma. Ardından eğer İsa aleyhisselamı görürsen ve başlarsa sana mihmandarlık etmeye aman çok dikkatli ol. Bu arada da sakın ha Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görmediğini zannetme. Görürsün hep. Edebinden bir şey diyemezsin. Edebinden bir şey diyemezsin. Dilin lal olur, gözün lal olur, diyemezsin bir şey. Bir bakarsın ki arş-ı âlâ-ı alayı kaplamış, bir bakarsın ki gördüğün yeri kaplamış, bir bakarsın ki arzda arşta Ondan başka bir şey yok, bir bakarsın ki gördüğün her şeyde Onun nuru var. Konuşamazsın bile. Konuşamazsın bile. Ağzını açamazsın, aklından bir şey bile geçiremezsin. Artık öyle bir hal gelir ki öyle yediğin, içtiğin, gezdiğin, tozduğun her şeyde Onu görmeye başlarsın. Bu daha ayne’l yakin noktası işte. Bu 5.esmadan sonra cennete girdikten sonra da Cebrail aleyhisselamı da görürsün. Bakın bizim içimizde bu konuda bir tarafım çok mutlu. Kardeşlerimiz var Beytullah’la konuşan. Çok mutlu içim bir taraftan. Hem erkeklerden hem bayanlardan. Hem erkeklerden hem bayanlardan Cebrail aleyhisselamı gören, konuşan kardeşlerimiz var. Çok mutluyum. O kadar mutluyum ki kendimce diyorum ki Mustafa Özbağ ölür gidersen gözün arkada kalmasın. Hamdolsun. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görenler var, Onunla konuşanlar var. Bakmayın siz bize öyle çok dışardan laf söyleyenlere. Bundan laf söylerler bize. Bunlara erişiyorsa, ulaşıyorsa cemaat, ona taş atan çok olacaktır. İşte o kimse bir müddet sonra Cenâb-ı Hakk onun kalbine ilham etmeye başlar. Bu artık ayne’l yakinlikten çıkmıştır, hakke’l yakin noktasıdır burası. Fakat burada sufi, bununda altını çizin, edep edip sadece dinler. Edep edip sadece dinler. Sakın ha, bir laf söyleyip de edebi bozmayın.
Burası çok daha önemli şeyhi dinlemeye devam: Ravileri arasında uydurmacı var diye amelden men edilen bir zayıf hadis belki de aynı zamanda sahih bir hadistir. Belki o uydurmacı bu hadiste uydurmacılık fiilini gerçekleştirmemiştir. Bu muhaddisin kullandığı bu gibi ölçütleri de kabul etmekle beraber bir veli Hakikat-i Muhammediye’den onun ruhuna ilka edilenden bunu dinler.
Dinler. Eğer Sünnet-i Resulullah’a tabi olup Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hem zahiren hem batınen emrinden dışarı çıkmazsa dinler. Dinler. Onu dinliyorsa zaten çok şeyler de dinler. Taşı dinler, toprağı dinler, dinler. Kabirdekileri dinler, rüzgârı dinler, dinler. Duvarları dinler. Dinler. Bulutların arkasındakileri dinler. Dinler de dinler. Bir de öyle dineme haline gelince ona laf söyleyecek olan çok olur. Severler ya onu. Her gelen bir şey söyler ona. Hem yetiştirmek isterler. Evet dinler.
İşte bir veli ilka edici ruhtan bir hadisi dinlediği zaman tıpkı Hazreti. Peygamberin fem-i saadetlerinden bizzat kendi kulaklarıyla bunu dinleyen ve tabiatıyla ilmen ondan hiçbir şüphe duymayan sahabe gibidir. Aynen öyledir. Ama tabiînin durumu böyle değildir. Çünkü o bu haberi zann-ı galib yoluyla almaktadır. Evet o yüzden İmam-ı Azam hazretlerini çok severim. Hani alır Mebsud’unu eline, Mebsud’u eline alır tarihi bir şeydir bu. Yani içtihat ettiği bütün meseleleri neye dayandırdığına dair hadis metinlerini alır. Etrafında talebeleri vardır,
Medineliler toplanırlar koca imam gelmiş diye. Tarihi vakadır bu. Geçer kabri şerifin başına -bakın tarihi vakadır bu- başlar okumaya. Bütün hadisler de hıfzındadır. Bütün bakın içtihadına sebep olduğu, içtihadına ölçü aldığı hadisleri başlar kabr-i şerifin başında okumaya “Esselatu vesselamu aleyke ya Resulullah” hadisin metnini okur “Bu senin sözün mü ya Resulullah?” Bakın İmam-ı Azam’a dil uzatanların dili kurur bu yüzden. Tarihi vakadır. Bu böyle evliya menkıbesi değildir. Bir sürü de o esnada tarihçi kimseler vardır isimleri de bellidir bunların. Sorar hadisin Arapçasını metnini okuyaraktan “Bu hadis senin mi?” Kabirden ses gelir ve herkes duyar oradakiler “Neam, evet” işaret koyar talebeleri. Teker, teker, teker Mebsud’unu komple okur orda. Hepsinden neam, neam, neam, evet, evet, evet. Herkes duyar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat edeli ne zaman olmuş. Duyar. Siz onlara ölü demeyiniz. Onlar Hayy’dır. Siz onlara ölü demeyiniz. Siz onları ölü zannedersiniz. Siz onları, ölü olduğunuzdan ölü görürsünüz. Onlar Hayy’dır diridir. Başlar hepsini de tek tek tek elden geçirir. Tarihi vaka. Tarihi vaka. Geçenlerde bir sohbetimde İmam-ı Azam’ın içtihatlarında sünnete uymayan bir mesele getirin bana dememin sebebi buydu. Ya o İmam-ı Azam’ın içtihadı değildir sonradan gelenilerin içtihadıdır ama İmam-ı Azam’ın içtihadıysa o Sünnet-i Resulullah’ta vardır. Bakın o Sünnet-i Resulullah’ta vardır. Bu kadar kesin ve kati konuşurum. İmam-ı Azam hakkında konuşurum. Şâfiî, Maliki Hambeli hakkında değil, İmam-ı Azam hakkında söylüyorum. Bakın Maliki mezhebi de sırf Kur’an’a bakmadan hemen hemen sünnete dayalı bir şeydir onun için söylemiyorum bakın, İmam-ı Azam için söylüyorum bunu. Şimdi ne yazık ki İmam-ı Azam’a laf söyleyeceğim diye uğraşıyor insanlar. Buna üzülüyorum ve zalim bir sultanın emrine karşı gelerekten şehid olmuş bir kimse. Şehid olmuş. Şehid. Evet.
Ya da ravileri açısından bir hadis sahih sayılabilir ama aynı hadisi mükâşefe sahibi bir veli Mazhar-ı Muhammed’den gördüğü Hazreti Muhammed’e (SAV) sorar o da bunu inkâr eder “bunu ne ben söyledim nede böyle bir hüküm verdim” derse o mükâşefe sahibi bu hadisin zayıflığına hükmeder ve her ne kadar ehl-i nakil rivayeti sahih olmasından dolayı bununla amel ederse o amel etmez.
Evet. Sufilerin böyle bir özelliği vardır, herkesin zayıf dediği hadisi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından kendisi duyarsa onun için sahihtir. “Peygamber size bir haber getirdiğinde onu kabul edin.” Ayet-i kerime. “Peygamber size neyi emrettiyse alın, neyi nehyettiyse bırakın.” Bakın ayet. “Peygamber size neyi verirse alın.” Şimdi Peygamber hadislerini inkâr ediyorlar ya, bu ayeti ne yapacağız şimdi? “Peygamber size neyi verirse alın. Peygamber sizi neden nehyederse onu bırakın” Sufiler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini bu manada öldü demezler hiç. Asla. Derler ki bu dünyadan bu perdeden geçti. Ölmedi. Ben bu manada öldü diyemem. O ümmetinin başındadır. Ümmet gözünü gönlünü açsın Onun yoluna düşsün. Kendi heva hevesine, başkalarının heva hevesine -bu Mustafa Özbağ olsa dahi- başkalarının hevesine yani bu Mustafa Özbağ olsa dahi uymasın, Sünnet-i Resulullah’a uysun. İbadetiyle, ahlakıyla, İslam’ı anlama ve yaşamayla Ona uysun.
Bunun bir benzerini Müslim, Sahih’in başında zikretmiştir. Ayrıca bu mükâşefe sahibi kişi herkesin sahih zannettiği o hadisin senedinde uydurmacının da kim olduğunu suretiyle beraber görür ve bilir. El-Fütuhat II/356-362 Evet bir kimse bu noktaya geldiyse bunu görür ve bilir.
Nefes II — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı