Menfaatleri Yüzünden Methiyeler Düzenler — Senden Umduklarını Alamayınca İftirâya Geçerler
Sûfîlik yolunda iki yüzlü bir hâdise vardır: Bâzı kimseler, sûfînin etrâfında dönerler; methiyeler düzenler; «ne büyük insânsınız, ne âlî vasıflarınız var, ne nâdîde bir şahsiyetsiniz!» derler. Ama bu methiyenin altında bir menfaat yatar. Senden bir şey beklerler — bir mevkî, bir maddî yardım, bir referans, bir tanıtım, bir kapı açma… Ne zamân ki bekledikleri menfaati alamadılar, hemen tersine döner; methiyeleri iftirâya çevirir.
Hz. Yûsuf’a Zelîhâ’nın Tutum Değişikliği
Bunun en bâriz misâli Hz. Yûsuf aleyhisselâm ile Zelîhâ kıssasıdır. Zelîhâ, Yûsuf’tan beklediği şehvet emeline ulaşamayınca, hemen Yûsuf’a iftirâ atmıştır: «O bana sarıldı» demiştir. Hâlbuki Yûsuf masûmdur, mâsûm bir peygamberdir. Ama nefsin emeline ulaşamayan kimse, en kolay yolla — iftirâ ile — intikâm almaya çalışır. Bu, târîh boyunca tekrârlanan bir hâdisedir: Menfaati elde edemeyen, methiyeden iftirâya geçer.
Sûfîye Tavsiye: Methiyeye Sevinme, İftirâya Üzülme
Sûfîye tavsiye olunan, kendisine yapılan methiyeye sevinmemesidir. Çünkü o methiye genellikle bir menfaat tâlebinin önündeki süs kapağıdır. Methiye yapanın eli bir taraftan üstâdı methederken, öbür eli kendisi için bir kapı çalmaktadır. Aynı kimse, beklediği kapıdan giremeyince, hemen iftirâya geçer: «O üstâd değilmiş; o şöyleymiş, böyleymiş, ben yıllarca yanında durdum, görüyorum…» Sûfî bu döngüyü bilir; ne methiyeye sevinir, ne iftirâya üzülür.
Hak Sevgi Menfaate Bağlı Değildir
Hak sevgi, hak bağlılık, hak muhabbet menfaate bağlı değildir. Sûfî, üstâdını Allâh için sever; üstâdından bir dünyâ menfaati beklemez. Üstâd ona maddî bir kazanç sağlasa da, sağlamasa da; bir mevkî açsa da, açmasa da; bir tanıtım yapsa da, yapmasa da — üstâda bağlılığı aynı kalır. Çünkü bağlılığı dünyâ menfaatine değil, âhirete, Allâh’a, peygamber sevgisine, sahâbe edebine dayanır.
İftirâcı Kendi Kalbini Karartır
İftirâ atan kimse, üstâda zarar veremez. Üstâdın değeri Allâh katındadır; halkın methiyesi ya da iftirâsı ile büyümez ya da küçülmez. Asıl zarar görenler, iftirâ atanlardır. Çünkü iftirâ, kalbi karartır; nûru söndürür; insânı şeytâna yaklaştırır. Mahşer günü gelirgider, fakat iftirâ atanın yakası iftirâ ettiği kimsenin elindedir. Sûfî, bu yüzden hem methiyeyi hem iftirâyı dış kabuk olarak görür; kalbini bunlarla meşgûl etmez; istikâmetinden ayrılmaz.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: İftirâ, Menfaat, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü