Kur’an’daki zikir ayetlerini neden değiştiriyorsunuz?
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette mealcilerin ve bazı tefsircilerin Kur’ân-ı Kerîm’de geçen zikir âyetlerini özgün manası dışına çekme çabasını eleştirir. Ahzab 41-42, Bakara 152, Ra’d 28, Cum’a 10 gibi zikrin açıkça emredildiği âyetlerin çağdış meallerde «anıp hatırlamak», «düşünmek», «tefekkür etmek» gibi yumuşatıcı ifadelerle gevezleştirilmesi sufi geleneğin tarihsel manasına ihanet sayılır. Kur’an’daki zikir kelimesi yalnızca akılda tutmak değil, dilde söylemek, kalpte çekmek, halakai zikriyye ile cemaat halinde tereddüt etmek anlamını ihtiva eder. Karabaşı Velî sohbetlerinin manevî havzasından geçen mürid, zikrin lafzını lugavi olarak dağıtan modern teviller karşısında klasik tefsir ve tasavvuf ittifakına sadık kalır.
Zîkir kelimesinin lugavi tahlili: zhkr kökü
Zîkir kelimesi Arapça «zkr» kökünden türemiş olup, «anıp söylemek, hatırlamak, ders olarak kabul etmek, dile getirmek» anlamlarını ihtiva eder. Müfredât-ı Râgıb sahibi İmam Râgıb el-İsfahânî bu kökün iki ana şubesinin olduğunu beyan eder: birincisi kalbin hatırlaması, ikincisi dilin söylemesi. Lisânu’l-Arab’da İmam İbn Manzur zîkir kelimesinin tüm küllî manalarını sıralar; bunlardan en kıymetlisi «tilavet etmek», «dile getirmek», «halaka kurarak tekrarlamak» manalarıdır. Tâcü’l-Aruğs sahibi Zeybîdei lugatında yine zîkir kelimesinin açıkça dile getirme manasına geldiğini, zihinde tutmanın bunun bir şubesi olduğunu vurgular. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette çağdış bazı mealcilerin zîkir kelimesini sadece «tefekkür etmek» veya «hatırlamak» manasına çekerek dilin tekrar ettiği lafzı manasından koparmaya çalıştıklarını izah eder; böylece sufi geleneğinin halakai zikriyye uğraşını mekrun bir kabuk haline dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Kâşife’de «Zîkir lisân ve kalp ittifakının iki kanadıdır; ikisinin biri kesilirse zîkir uçamaz» vechiyle bu hakikati tarif etmiştir.
Ahzab 41-42: zikrin sınırsız emri
Allah Teâlâ Ahzab suresinin kırk birinci ve kırk ikinci âyetlerinde «Yâ eyyühellezîne âmenü ezkürullahe zikran kesîra, ve sebbihühu bukreten ve asîlâ» (Ey iman edenler, Allah’ı çokca zikr edin, sabah ve akşam onu tesbîh edin) buyurarak müslümanlara sınırsız bir şekilde zîkir emri verilmiştir. Bu âyetin önemi «zikran kesîra» (çok zikir) ifadesinin Kur’an’da sadece bir yerde geçmesidir. Diğer ibadetler için «kılın» veya «tutun» emirleri verilirken zikre «çokca» (kesîra) emri verilmiştir. Tefsir âlimleri bu çokluk emrinin manasını tahlil ederken, kalîl (az) zikrin yalnızca münafıklara mahsus olduğunu (Nisa 142) hatırlatmıştır. Demek ki bir müslüman yalnızca beş vakit namazından sonra kısa ezgülî bir tesbîh ile yetinemez; mü’minin günlük vird programı sürekli zikir üzere kurulmalıdır. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette çağdış mealcilerin Ahzab 41’in «ezkürullah» emrini «Allahı anın» şeklinde gevezeleyerek «dileyin, hatırlayın» manasına inğar etmek istediklerini, fakat klasik tefsir literatüründe Tabari’den, Razi’den, Kurtübî’den, İbn Kesîr’den gelen ittifakla bu emrin tüm uzuvlarla yapılacak günlük bir vird dersü olduğunu izah eder.
Bakara 152 ve Cum’a 10: karşılıklı zikir muhaberesi
Allah Teâlâ Bakara suresinin yüz elli ikinci âyetinde «Fezkürunî ezkürküm» (Beni zikr edin ki ben de sizi zikr edeyim) buyurarak zikirin ilâhî bir muhabere olduğunu ortaya koyar. Bu âyetin güzel manası tasavvuf erbabınca sıkça anlatılmıştır: «Sen Allahı zikrettiğinde, Allah da seni meleklerin huzurunda zikreder; sen onu kalbinde zikrettiğinde, o seni kendi katında zikreder». Cum’a suresinin onuncu âyetinde «Vezkürullahe kesîren lealekum tuflihün» (Allah’ı çokca zikr ediniz ki felaha eresiniz) buyurularak müslümanın felahı (kurtuluşu) ile zikrin çokluğu arasındaki bağ ortaya konulur. Bu âyet çağdış bazı mealcilerin «Allahı anın, hatırlayın» gibi yumuşatıcı ifadelerle anlamını inğar etmek istemelerine rağmen çok açık bir ders verir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müridine bu âyetlerin orijinal manasını klasik tefsirlerle birlikte okumasını tavsiye eder. Karabaşı Velî hazretleri Halvetîye tarikatının müridine her sabah beş vakit namazından sonra Bakara 152’yi okuyarak «Yâ Rab, ben seni zikrediyorum, sen de beni zikret» niyâzı ile virde başlamasını öğretmiştir. Cum’a 10’dan ise «kesîren» (çokca) emri her müridin gündelik vird programının yedi yüz, bin, iki bin tek tek sayıya kadar uzanması gerektiği hakikati çıkar.
Ra’d 28: kalbin huzuru zikirle
Allah Teâlâ Ra’d suresinin yirmi sekizinci âyetinde «Ellezîne âmenü ve tatmağinnu kulübuhum bizikrillah, elâ bizikrillahi tatma’innu’lkulüb» (İman edenlerin kalpleri ancak Allah’ı zikretmekle huzura kavuşur. İyi bilin ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzura kavuşur) buyurarak kalbin manevî tatmîn yolunun zikrullah olduğunu ortaya koyar. Bu âyet çağdış mealcilerin «Allahı anıp hatırlamakla huzura kavuşurlar» gibi yumuşatıcı ifadelerle anlamını gevezeleyemediği bir âyettir; çünkü âyette kalbin huzura kavuşmasının tek manevî sebebi olarak zikrullah ortaya konulmuştur. Sufi tefsirinde bu âyet «elmahabbeti’lilâhiyye» (ilâhî sevgi) ile manevî bir bağla düğümlenmiştir; kalp Allahı sevince zikrullahı arar, zikrullah ile huzur bulur, huzur içinde manevî mertebeleri yürür. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müride bu âyetin pratik tatbikini izah eder: mürid güne tevhid kelimesi ile başlar, gün boyunca kalp zikrini sürekli kılar, akşam namazından sonra halakai zikriyye veya tek başına vird ile manevî sigortayı tamamlar, böylece kalbi huzursuzluktan, korkudan, gamından, depresyondan, modern hayatın verdiği bütün manevî gerginliklerden arınır. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Tasavvüf’te «müridin kalbi sadık bir çift saati gibidir; her saatte zikrin bir nağmesi ile vurur» vechiyle bu dengeyi tarif eder.
Klasik tefsir ittifakı: Tabari, Razi, Kurtübî, İbn Kesîr
Klasik tefsir literatürü mü’minin Kur’an üzerine yaptığı manevî yürüyüşte en sağlam haritalardan biridir. İmam Tabarî rahmetullâhi aleyh Cami’u’l-Beyan eserinde zikir âyetlerini çeşitli sahabe ve tabiîn rivayetleriyle açıklar; ittifak öyle bir noktadadır ki zikir âyetlerinin manası sadece dilde söylenen lafz, kalbinde yer alan hatıranın birleşmesidir. İmam Fahruddîn er-Razi Mefatihu’l-Gayb (Tefsiri Kebir) eserinde zikir âyetlerini aklî ve nakli delillerle tahlil eder; sonuçta zikir kelimesinin bir manevî vird vasfı taşıdığı sonucuna varır. İmam Kurtübî rahmetullâhi aleyh el-Cami’ li-Ahkami’l-Kur’an eserinde zikir hakkındaki fıkhi hükümleri ve manevî yönü birleştirir; müslümanın gündelik virdinde zikrin asıl olarak dilde tekrarlanması gerektiğini açıklar. İmam İbn Kesîr rahmetullâhi aleyh Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azîm eserinde zikir âyetlerini hadisi şerîflerle desteklemek suretiyle anlamlarını somutlaştırır. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müride çağdış tek başına bir mealden Kur’an okumayan, daima klasik tefsirlerle birlikte mukayese yapma sünnetini ders verir. Karabaşı Velî hazretleri Tarikatname’de «Klasik tefsir, Kur’anı anlamak isteyenin koltuk değneğidir; o değnek olmadan kim yola çıkarsa istikamet kaybolur» vechiyle bu ölçüyü tarif eder.
Modern teviller karşısında sufi mirası
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin son kısmında çağdış müslümanın karşılaştığı bir tehdide işaret eder: tasavvuf geleneğini tümüyle ğehre etmeye çalışan, halakai zikriyye, vird, hatmi hace, evrad-ı bahâiyye gibi pratikleri «bid’at» veya «sünnete aykırı» olarak damgalamak isteyen modern teviller. Bu yaklaşım sahipleri Kur’anın zikir âyetlerini «Allahı sadece akılda tutmak», «düşünce ile hatırlamak» gibi soyut manalara çekerek bin dört yüz yıllık sufi mirasını bir hamlede silmeye yeltenirler. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müride çağdış teviller karşısında iki silah verir: birincisi klasik tefsir literatürü, ikincisi tasavvuf mirası. Tasavvuf mirası sadece bir grup büyük zatın sözlerinden ibaret değildir; Hazreti Ebü Bekir Sıddık radiyallahu anhden, Hz. Ali r.a’dan, Hz. Salman Farisi’den başlayan bir manevî nesil zincirinin halifeleridir. Kâdirîye, Rîfâîye, Halvetîye, Sünbülü, Şabânî, Mevlevî, Nakşibendî gibi büyük tarikatlar bu manevî nesili devam ettirmişler ve hepsi de zikrin lafz olarak da yapıldığını ittifakla beyan etmişlerdir. Karabaşı Velî hazretleri Halvetîye tarikatının esas direklerinden biri olarak zikrin lafz olarak ister halakai zikriyye ister tek başına yapılması gerektiğini müridine ders olarak vermiştir.
Bibliyografya
- Kur’ân-ı Kerîm, Bakara süresi, ayet 152 (fezkürunî ezkürküm).
- Kur’ân-ı Kerîm, Ahzab süresi, ayet 41-42 (zikran kesîra emri).
- Kur’ân-ı Kerîm, Ra’d süresi, ayet 28 (kalpler ancak zikrullah ile huzura kavuşur).
- Kur’ân-ı Kerîm, Cum’a süresi, ayet 10 (kesîren lealekum tuflihün).
- Kur’ân-ı Kerîm, Nisa süresi, ayet 142 (münafıklar Allahı az zikrederler).
- İmam Tabarî, Cami’u’l-Beyan, Ahzab 41 tefsiri.
- İmam Fahruddîn er-Razi, Mefatihu’l-Gayb, Bakara 152 tefsiri.
- İmam Kurtübî, el-Cami’ li-Ahkami’l-Kur’an, Cum’a 10 tefsiri.
- İmam İbn Kesîr, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azîm, Ra’d 28 tefsiri.
- İmam Râgıb el-İsfahânî, Müfredâtu Garibi’l-Kur’an, «zkr» maddesi.
- İmam İbn Manzur, Lisânu’l-Arab, «zkr» maddesi.
- Zeybîde, Tâcü’l-Aruğs, «zkr» maddesi.
- İmam Gazzâlî, İhyâu Ulümi’d-Dîn, Kitâbu’l-Ezkar.
- İmam Ebü Tâlib el-Mekkî, Kütu’l-Kulüb, Zîkir mertebeleri.
- İmam Kuşeyrî, er-Risaletu’l-Kuşeyriyye, Bâbu’z-Zıkir.
- İmam Sülemi, Tabakatu’s-Süfiyye, Zîkir ehli bölümü.
- İmam İbn Kayyım el-Cevziyye, el-Vâbilu’s-Sayyib, Zîkrın yetmiş faydası.
- Mevlâna Halid Bağdadi, Mektubat-ı Mevlâna Halid, Hatmi Hace bahsi.
- Karabaşı Velî, Risalei Kâşife, Zîkir Mertebeleri bahsi.
- Karabaşı Velî, Tarikatnamei Halvetîye, Günlük Vird bölümü.
- Karabaşı Velî, Risalei Tasavvüf, Klasik Tefsir Önemi bahsi.
- Mustafa Özbağ Efendi, Halvetî-Şabânî sohbetleri, «Zîkir Âyetlerinin Tahrifi» faslı.
- Mustafa Özbağ Efendi, Karabaşı Velî tahlili sohbetleri (mustafaozbag.com arşivi).
- İrşad Dergisi, Tasavvuf Köşesi, «Modern Mealciliğin Tahrifleri» yazısı.
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi’nin Zikrullah serisinin sufi geleneğini modern tevillere karşı korumaya yönelik köşe taşlarından biridir; Kur’an’daki zikir ayetlerini neden değiştiriyorsunuz? başlığıyla zîkir kelimesinin lugavi tahlili, Ahzab 41-42’nin sınırsız zikir emri, Bakara 152 ve Cum’a 10’un karşılıklı muhabere yansıması, Ra’d 28’in kalbin tatmîni vurgusu, klasik tefsir ittifakı ve sufi mirasının modern tevillere direnci ekseninde işlenmiştir.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi Sohbet Kaydı | Video: YouTube | Seri: Zikrullah
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tefsir, Vird. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı