Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
zikrullah ·

Kur’an ve sünnetin hükümlerine uymazsanız şeytanın adımlarını takip edersiniz

Mücadele Suresi ayet 19. Şeytan onları kaplamış ve Allah'ı zikretmeyi unutturmuştur. İşte onlar şeytanın taraftarlarıdır. İyi bilinmelidir ki şeytanın taraftarları mutlaka hüsrandadır. Şeytan sonuç it...

Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Mücâdele 19, Bakara 168 ve 208, Niså 38, 117, 120, Hicr 40 ve Zührüf 36 âyetlerini sıralayarak; Kur’an ve sünnetin hükümlerine uymayanların otomatik olarak şeytånın adımlarını takip ettiğini, mü’min ile şeytån taraftarı arasında orta olmadığını, Bakara 168’de Cenåbı Hakk’ın “Şeytånın adımları ardınca gitmeyin” emrinin tek çıkış kapısı olduğunu, Niså 38’de şeytånı arkadaş edinenin fenâ bir arkadaşa düştüğünü, Niså 117’deki “dişi isimli putlara tapma” âyetinin geçicifânî ilåhlarırabıtaları mefhumuyla açıklanması gerektiğini (eril ilåh: kalıcı, dişi ilåh: geçici), Hicr 40’ta Cenåbı Hakk’ın “ihlasa erdirilmiş kullarımı azdırmaya gücün yetmez” beyånını — ihlasın edirilmek kalıbı — Hak’tan ihsån olduğunu vurgulamış; ortası olmayan iki cephe (zikr-Hak ile zikrsizşeytån) arasındaki tercihin hüsranı belirlediğini tafsîl ile beyån etmektedir.


Mücâdele 19: Şeytånın Kaplaması ve Hüsrandaki Taraftarlar

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete Mücâdele sûresi 19. âyetin tam metnini okuyarak başlar: “İstahveze aleyhimü’ş-Şeytånu feensåhum Zikrallåh. Ulâike hizbu’ş-Şeytån. Elâ inne hizbe’ş-Şeytåni hümu’lhâsirûn”“Şeytån onları kaplamış ve Allåh’ı zikretmeyi unutturmuştur. İşte onlar şeytånın taraftarlarıdır. İyi bilinmelidir ki şeytånın taraftarları muhakkak hüsrandadır.”

Âyetin istahveze kelimesi önemlidir. Hâveze kökünden gelen bu fiil “sahip oldu, hüküm altına aldı, kapladı, kontrolüne aldı” manalarına gelir. Yani şeytån vesvese ile değil, doğrudan kapsama ile o kimseyi hüküm altına almıştır. Bu kapsama ne kadar beliz olur? Ardından gelen feensåhum Zikrallåh ifadesi açıklar: o kadar belizdir ki kişi Allåh’ı zikretmeyi unutmuştur.

Efendi hazretleri sohbette tasavvufî bir tesbît yapar: “Şeytån sonuç itibariyle genel olarak insanları etkileyen bir varlık. Şeytånın insan üzerinde değişik tecellîyâtları var. Etki gösteren etki alanları var.” Yani şeytån her insana aynı şekilde gelmez; herkesin etki alanına göre değişik tecellîler ile gelir. Bu sebepten Kur’anı Kerîm’de şeytån hakkında pek çok âyet vardır — her biri bir farklı etki alanını ifşa eder.


Bakara 168 ve 208: Şeytånın Adımlarını Takip Etmemek

Efendi hazretleri Bakara sûresi 168. âyetin emrini hatırlatır: “V-elâ tettebiû huduvâti’ş-Şeytån. İnnehu lekum aduvvun mübîn”“Şeytånın adımları ardınca gitmeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.”

Efendi hazretleri âyetin tatbiki ahkamını açar: “Cenåbı Hak şeytånı takip etmeyin, şeytånın adımlarını da takip etmeyin. Çünkü şeytånı takip ederseniz — yani Kur’an ve sünnetin hükümlerini, Kur’an ve sünnetin ahkâmını, ahlâkını, Kur’an ve sünnetin bizim üzerimizde istediklerini bırakırsanız — şeytånın adımlarını takip edeceksiniz. O zaman da diyor ki: o sizin için apaçık bir düşmandır.”

Aynı emir Bakara 208’de tekrar gelir: “Yå eyyühe’llezîne âmenû’dhulû fi’ssilmi kâffeten velâ tettebiû huduvâti’ş-Şeytån. İnnehu lekum aduvvun mübîn”“Ey iman edenler! Topyekün İslâma girin ve şeytånın adımları ardınca gitmeyin; çünkü o size apaçık bir düşmandır.”

Efendi hazretleri bu âyetlerden önemli bir hakîkat istinbât eder: “Bakın ardı ardına Cenåbı Hak Bakara sûresinde şeytånın adımlarının takip edilmemesini söylüyor. Yani o kimse Kur’an ve sünneti takip etmiyorsa şeytånı takip ediyor. Ortası yok.” Bu, ders niteliğinde bir tesbîttir:

  • Mü’min ya Kur’an ve sünneti takip eder, ya da şeytånı takip eder.
  • Bir hareketinizde, bir fiiliyatta, bu söz davranış her ne olursa olsun — ya haktan yanasınız ya da şeytåndan yanasınız.
  • Ortası yok.

Bu keskin ayrım tasavvufi nazariyenin temel ilkelerindendir. Mü’min hayatını siyahbeyaz bir ahkâm cetveli ile yaşar; gri tonlar şeytån cetvelidir.


Niså 38: Şeytån Arkadaş Olarak Fenâdır

Efendi hazretleri Niså sûresi 38. âyetinden bahseder: “V-emen yeküni’ş-Şeytånu lehu karînen fesåe karîn┓Bir kimsenin arkadaşı (karîni) şeytån olursa, o ne fenâ bir arkadaştır.”

Âyetin karîn kelimesi yakın arkadaş, ayrılmaz refik, daimî yoldaş manalarındadır. Efendi hazretleri bu yakınlığın nasıl oluştuğunu izah eder: “O zaman bir müddet sonra o şeytånın yolunu takip etmeye başlayınca artık o şeytånla dost oluyor. Şeytånla arkadaş oluyor.” Yani:

  • İlk başta kişi şeytånı düşman bilir, ondan kaçar.
  • Sonra Kur’an ve sünnete uymamaya başlar.
  • Bu uyumsuzluk şeytånın adımlarını takip etmektir.
  • Adımlar takip edildikçe şeytån karîn — ayrılmaz dost — haline gelir.
  • Artık kişi şeytånı düşman olarak da göremez; onu kendi arkadaşı bilir.

Bu, Zührüf sûresi 36-38. âyetlerinde de teyid edilen bir hakîkattir: “Kim Rahman’ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytån musallat ederiz; o, onun yakın arkadaşı olur. O şeytånlar onları yoldan saptırır, onlar ise hidayette olduklarını sanırlar.” İşte en tehlikeli çizgi: kişi sapmıştır ama hidayette olduğunu sanar.


Niså 117: Dişi İlåhlar — Tasavvufî Yorum

Efendi hazretleri Niså sûresi 117. âyetin sırrını açar: “İn yedûne min dûnihi illâ inâsâ ve in yedûne illâ Şeytånen merid┓Onlar Allåh’ı bırakıp kendilerine dişi isimler verdikleri putlara taparlar. Böyle yapmakla aslında başkasına değil, ancak hayırsız ve azgın şeytåna tapmış olurlar.”

Efendi hazretleri âyetteki inâsâ (dişiler, kadınlar) kelimesinin tasavvufî manasını açar — cinsiyet kategorisi değil, varlıkmantık kategorisi: “Buradan dişilikten kasıt sakın cinsiyet olarak algılamayın. Benim buradan anladığım şey: ilahî dişil. Yani o kimsenin tapındıklarının, o ilah olarak kabul ettiğinin veyahut da Kur’an ve sünnetin hükmünün dışında bir şeyi kabul ettiyse, o eril değil. Yani o kalıcı değil. O devamlı değil. Boyle, gelip geçici, kalıcı bir ilåhe değil.”

Bu, çok orijinal bir tasavvufî istinbâttır. Dil&-î-arabide eril (müzekker) ve dişi (müennes) sıfatlar mevcuttur. Tasavvufta:

  • Eril (müzekker) ilåh: Allah Subhânehu ve Teålâ — kalıcı, devamlı, hakîkî, mutlak.
  • Dişi (müennes) ilåh: Sahte ilâhlar — geçici, kalıcı değil, fânî, yansıma.

Yani bir kimse parayı, makamı, şehveti, kendi nefsini ilåh gibi görüyorsa o dişi ilåha tapmıştır — geçicifânî bir şeye. Hakîkî ilåh ancak Kur’an ve sünnet hudutları içinde tanînan Allah’tır. Bu hududu aşan kim olursa olsun, bir dişi ilåha yani şeytåna ibadet etmiş sayılır.


Niså 120: Şeytån Boş Vâadlerle Aldatır

Efendi hazretleri Niså 120. âyeti hatırlatır: “Yeiduhum ve yümennîhim. V-emâ yeiduhumu’ş-Şeytånu illâ ğurûr┓Şeytån onlara birtakım vâadlerde bulunur ve onları boş ümitlerle oyalar. Zaten şeytånın onlara olan vâadı boş bir aldatmadan başka bir şey değildir.”

Efendi hazretleri bu âyet ışığında şeytånın taktiki mahsusåsını açar: “Şeytån o kimsenin üzerinde artık boş våadlerle onu kandırıyor, aldatıyor.” Şeytån vâdleri tipik olarak şöyledir:

  • “Sonra tövbe edersin” — tövbeyi öteleyerek şu anda günåhı işletir.
  • “Allah affedicidir, önemi yok” — istidracî rahmet ile kibir besletir.
  • “Hayatın daha çok yaşanacak” — ölüm hatırını söker.
  • “Bu insanlar ne anlar bunlardan” — ucb ve riyâ kapısı açar.
  • “Sen oğullukların gibi olmazsın” — gönlü hidayetin sıkı duygusundan ayırır.

Bütün bunlar ğurûr — aldanma — ile başlar. Âyetin son cümlesi nettir: “Şeytånın våadı boş bir aldatmadan başka bir şey değildir.” Mü’mine düşen, bu vaadleri tanîyîp def etmektir.


Hicr 40: İhlasa Erdirilmiş Kullar — Şeytånın Tek Acziyeti

Efendi hazretleri sohbetin müjdeli âyetini zikreder. Hicr sûresi 39-40’ta İblîs Cenåbı Hakk’a yemininin sonunda bir istisnâ getirmek mecburiyetinde kalır: “Kåle Rabbi bimâ ağveytenî leuzeyyinenne lehum fi’larzı veleuğviyennehum ecmaîn. İllâ ibâdeke minhumu’lmuhlasîn”“Rabbim, beni saptırdığın için ant olsun ki yeryüzünde [her şeyi] onlara süsleyip göstereceğim, hepsini azdıracağım. Ancak içlerinde ihlasa erdirilmiş kullarının müstesna.”

Efendi hazretleri âyetin gramerine dikkati çeker: “İhlasa erdirilmiş olanları gücü yetmiyor. İhlasa ermiş olan değil. İhlasa erdirilmiş. Yani kulun burada kendi çabası muhakkak var. Ama onu ihlasa erdiren Cenåbı Hak.”

Bu, tasavvufun en derin mes’elelerinden biridir: ihlas, kulun çabasıyla başlar ama Hakk’ın ihsånıyla tamamlanır. Muhlas kelimesi ihlasa erdirilmiş manasındadır — failin Hak olduğu pasif kalıp. Muhlis ise ihlas eden manasındadır — failin kul olduğu aktif kalıp. İkisi farklıdır:

  • Muhlis (ihlas eden): Kulun çabası — namaz, oruç, zikir, mucâhede; Hakk’a doğru yürüyen.
  • Muhlas (ihlasa erdirilmiş): Hakk’ın ihsånı — peygamberler, veliler, evliyalar; şeytånın gücü yetmediği makam.

Efendi hazretleri ekler: “Yani bir kimse ihlasa erdirildirse — peygamberler, veliler, evliyalar, bunlar sufîler — ihlasa erdirilmiş, o zaman o şeytån ona ne diyor? Şeytån: ‘Onları azdırmaya benim gücüm yetmez’ diyor.” İhlasa ermenin yolu kulun mucâhedesiyle başlar; ihlasa erdirilmenin sonu Hakk’ın lutfu ile gelir. Tarîkatı âliyenin maksadı bu ihlasa erdirilme makamına ulaşmaktır.


Zührüf 36: Zikre Yüz Çevirenin Şeytån Karîni

Efendi hazretleri sohbeti Zührüf sûresi 36. âyet ile bitirir: “Vemen ya’şu an Zikri’r-Rahmâni nukayyıd lehu Şeytånen fehuve lehu karîn”“Kim Rahman’ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytån musallat ederiz; artık o, onun yakın arkadaşı olur.”

Efendi hazretleri sohbet boyunca dolaştığı bütün âyetlerin ortak noktasına işâret eder: “Bu şeytånın adımlarını takip edenler, şeytånın izinden gidenler bir müddet sonra Allah’ı zikretmeyi unutuyorlar, ve onlar Allah’ı zikretmemeye başlıyorlar. Allah’ı zikretmeyince de onlar şeytånın taraftarı oluyor. Bir kimse ya Allah’ı zikrediyor ya da zikretmiyor. Zikrediyorsa Allah’ın taraftarı, zikretmiyorsa şeytånın taraftarı — ortası yok.”

Sohbetin nihayetinde mü’mine düşen vazife: “Şimdi böyle bir kendi kendinize analiz edin. Tefekkür edin. Toplumu da tefekkür edin. Kendinizi de tefekkür edin.” Etrafınızda zikri unutan, zikre düşman olan kim varsa — eş, çocuk, annebaba, akraba, patron, işçi, komşu — ne olursa olsun, hepsi şeytån taraftarlığı kategorisindedir. Bunu görmek mü’minin manevî basîretinin alâmetidir.


Bibliyografya

  • Kur’ânı Kerîm: Mücâdele 58/19 — “Şeytån onları kapladı, zikri unutturdu; onlar şeytån taraftarları, hüsrandadırlar”
  • Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/168 — “Şeytånın adımları ardınca gitmeyin”
  • Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/208 — “İslâma topyekün girin, şeytånın adımları ardınca gitmeyin”
  • Kur’ânı Kerîm: Niså 4/38 — “Karîni şeytån olan ne fenâ bir arkadaşa düşmüştür”
  • Kur’ânı Kerîm: Niså 4/117 — Dişi isimli putlara tapma; tasavvufî yorumla geçicifânî ilåhlar
  • Kur’ânı Kerîm: Niså 4/120 — Şeytånın boş våadleri ve ğurûr
  • Kur’ânı Kerîm: Hicr 15/39-40 — “İhlasa erdirilmiş kullarına azdırma gücüm yetmez”
  • Kur’ânı Kerîm: Zührüf 43/36-38 — Zikre yüz çevirene şeytån karîn olur
  • Kur’ânı Kerîm: A’râf 7/16-17 — İblîs’in dört cihetten saldırı yemini
  • Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/152 — “Beni zikredin, Ben de sizi zikredeyim”
  • Kur’ânı Kerîm: Sâd 38/82-83 — “Senin ihlasa erdirilmiş kulların müstesna”
  • Hadîsi Şerîf: Buhârî, Bed’ü’l-Halk 11; Müslim, Selâm 23 — “Şeytån insanın damarlarında dolaşır”
  • Hadîsi Şerîf: Buhârî, Deavåt 66; Müslim, Zikr 79 — “Zikreden ile zikretmeyenin misali, diri ile ölü gibidir”
  • Hadîsi Şerîf: Tirmizî, Tefsîr 83 — Günåhın kalp üzerine bıraktığı kara nokta
  • Hadîsi Şerîf: Müslim, İmån 147 — Kibrin tarifi: hakkı reddetmek ve insanları küçümsemek
  • Hz. Mevlânâ Celåleddîni Rûmî: Mesnevî-i Şerîf — Şeytån adımları, ihlasa erdirilmek
  • Hz. Yûnus Emre: Dîvån“İhlas ile et tâat / Çıkar Allah’a yüz görünç”
  • Şeyh Necmüddîni Kübrâ: Fevåtihu’l-Cemâl — Mühlas mertebesi ve şeytån acziyeti
  • Şeyh Şihåbüddîn Sühreverdî: Avårifu’l-Maårif — İhlås ve riyânın tefrîki
  • Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî: Fütûhâtı Mekkiyye — Muhlis-Muhlas farkı; ilåhlıkeşyånın hakîkatleri
  • İmam Gazzålî: İhyåu Ulûmi’d-Dîn — Kitåbu’l-İhlås ve’n-Niyye
  • İmâmı Rabbånî Ahmed Sirhindî: Mektûbåt — İhlås makamına eriştirilmenin ihsånı
  • İbn Kayyim el-Cevziyye: İğåsetü’l-Lehfân — Şeytånın boş våadlerinden kurtulma
  • Tefsîr: Fahreddin Råzî, Mefâtîhu’l-Gayb — Mücâdele 19, Hicr 40, Niså 117 tefsîri

Sohbetin Tasnîfi

Bu sohbet bir şeytån cephesizikrullah cephesi tektekilliyeti sohbetidir. Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Mücâdele 19 ile başlayıp Bakara 168 ve 208, Niså 38, 117, 120, Hicr 40, ve Zührüf 36 âyetlerinin bir zincirini oluşturarak; mü’min ile şeytån taraftarı arasında ortası yok tesbîtini ders niteliğinde ortaya koymuş; Niså 117’deki dişi isimli putlar ifadesinin tasavvufî manasını geçicifânî ilåhlar olarak istinbât etmiş; Hicr 40’ta İblîs’in “ihlasa erdirilmiş kullarımı azdırmaya gücüm yetmez” beyanından muhlismuhlas farkını ortaya koymuş; mü’mine düşenin tefekkür ile kendini ve toplumu yargılaması gerektiğini söylemiştir. Sohbet baştan sona ya zikr-Hak ya zikrsizlikşeytån ekseninde mü’mine bir basîret aydınlatan derstir.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı | Video: YouTube’da izle | Seri: Zikrullah Sohbet Serisi