Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefis ve heva ·

Kur’an ve sünnet, heva ve hevesini ilah edinmiş kimselere acı gelir, tabi olmak

Oturun bütün haramları baştan aşağı doğru yazın bütün haramları büyük günahi kebairi baştan aşağı yazın bu bir insanın kendi nefsini ilgilendiren bir değildir. Mesela faiz sadece bir insanın kendi nef...


Kur’ân ve Sünnet Hevâ Hevesini İlâh Edinmiş Kimselere Acı Bir Hakîkattir

Oturun, bütün harâmları baştan aşağı yazın; bütün büyük günâhları, kebâiri baştan aşağı yazın. Bu bir insanın sâdece kendi nefsini ilgilendiren mesele değildir. Meselâ faiz sâdece bir insanın kendisini ilgilendirmez; fuhuş bir insanın kendisini ilgilendirmez; uyuşturucu bir insanın kendisini ilgilendirmez. Veyâhut insanın aklını yok eden her türlü içki ve uyuşturucu, sâdece insanın kendisini ilgilendirmez. Bunlar toplumu ifsâd eden, toplumu bozan, toplumu batıran, toplumu yerle yeksân eden şeylerdir.

Bireysel Günâh Mıdır? — Toplum İçin Felâket

Modern lâik anlayışta günâhlar bireysel sayılır: «Ben yapıyorum, kimseyi ilgilendirmiyor.» Bu yanlıştır. Faiz tek başına bir gelir değildir; ekonomik sistemi çürütür; fakir-zengin uçurumu açar. Fuhuş tek başına bir tercih değildir; aile yapısını parçalar; çocukları perişân eder; toplumu çürütür. İçki bir kişinin keyfi değildir; trafik kazaları, şiddet, suç oranı artırır. Uyuşturucu bir bağımlılık değildir; bütün nesli mahveder. Bu yüzden İslâm bunları toplumun da hakkını gözeterek yasaklar.

1928 Genelev Kanunu — Bir Yara

Türkiye’de 1928 tarihinde çıkan bir kanunla genelevler yasallaştırıldı. Bu kanunla kadınların genelevlerinde satılabilmesi için yasal zemin oluşturuldu. Bu, toplumun büyük bir yarasıdır. Kadın haklarından bahsedilirken, asıl yapılan şey kadınların ticârete konu edilmesidir. 1928’den bu yana bu kanun değişmedi. Kim bu kanunu okur? Çok az insan. Çünkü perdeyi kaldıran sıkıntı yaşar.

Muhteşem Süleyman Mîmârî Yapı — Ama Kanunu Değiştirmedi

«Bir elinde Kur’ân, bir elinde îmân» diyenlerin çoğu bu kanunu değiştirmedi. Adını Muhteşem Süleymân (33 dereceli mason olduğu iddiâ edilen) diye anan dahi değiştirmedi. Ondan sonrakiler de değiştirmedi. Hepsi bir tane beyaz takke ile câmiye gitti; mütedeyyin bir kimse gibi görüntü verdi; bir Yâsîn-i Şerîf okuduldı. Ama 1928 kanununu değiştiren olmadı. Bu, ümmetin trajedisidir.

Kütahya Valisi — Tek İstisnâ

«1415 yaşında ülkücülükle tanıştım, o tarihten itibâren bir tane genelevi kapatan Kütahya’daki vali çıktı. O valinin de başını yemezlerse» — yâ’nî tek istisnâ Kütahya valisiydi. O pavyonları kapattı; «pavyonlar suç yuvasıdır» dedi. Ama bu örnek nâdirdir; çoğu yönetici bunu yapmaz. Bu, sünnet-i seniyye’nin yaşatılmadığı bir toplumun belirtisidir.

Atatürk ve Devlet — Bir Eleştiri

«28 Şubat’ta beni sorguya çektiler. Komiser dedi: ‘Atatürk hakkında ne düşünüyorsun?’ Dedim ‘Cevap vereceğim, yazacak mısın?’ Baktı gözümün içine; ‘cevap vereceğim’ dedim. ‘Yazabilecek misin?’ Sustu. ‘Evet, cevap veriyorum’ dedim. ‘Genelevde nöbet tutuyorsunuz; Atatürk kerhâneci miydi?’ ‘Hayır.’ ‘İyi, yılbaşında sarhoşları taşıyorsunuz; Atatürk meyhâneci miydi?’ ‘Hayır.’ ‘Ne yapıyorsunuz? Atatürk’ün yolunda değilsiniz.’»

Zikrullâhı Basanlar — Çağın Münâfıkları

«Evet, ama zikrullâh’ı basıyorlar.» Polisler zikrullâh yapılan yerleri basıyorlardı. Bayındır’da mevlid okurken bastılar; Kadir abinin evi başlanmaya başlanmış; Kadir bağırmaya başlayınca biraz çekindiler gittiler. Ama zikrullâh olan yeri, sohbet olan yeri basıyorlardı. Halbuki genelev, pavyon serbestti. Bu, modern devletin önceliğini gösterir: Zikre düşman, fuhuşa açık. Bu, ümmetin uyanmasını gerektiren bir hâldir.

Kur’ân ve Sünnet — Hevâ Heveste İlâh Edinene Acı

Kur’ân ve sünnet hevâ ve hevesini ilâh edinmiş kimselere acı bir hakîkattir. Çünkü Kur’ân ve sünnet sınır koyar. Hevâ heveste sınırsız yaşamak isteyenler için bu sınırlar acıdır. Faizi haram der; içkiyi yasak eder; fuhuşa sınır koyar; uyuşturucuyu reddeder. Bunları seven kişi Kur’ân ve sünnete düşman olur; «benim hayâtıma karışıyor» der. Ama bu sınırlar olmadan toplum yıkılır. Mü’min Kur’ân ve sünnete bağlı kalmalıdır.

Topluma Karşı Mes’ûliyet — Bireysel Aşan

Topluma karşı mes’ûliyet bireyselin ötesindedir. Mü’min sâdece kendi günâhlarından sorumlu değildir; toplumdaki yanlışlara karşı da bir sorumluluk taşır. «Emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker» (iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak) farzdır. Modern müslüman bu sorumluluğu unuttuğu için, toplum bu kadar bozulmuştur. Tekrar uyanmak lâzımdır.

«Ben Allâh’ın Dînini Konuşuyorum»

«’Mustafa Özbağ siyâsete giriyor’ demesinler. Siyâset değil; ben Allâh’ın dînini konuşuyorum.» Bu mâhiyet farkı önemlidir. Mü’min dînî gerçekleri konuşurken siyâset yapmıyor; çünkü dîn siyâsetin üstündedir. Allâh’ın koyduğu sınırlar hangi partiden olursa olsun aynıdır. Hevâ heveste olanlar bu konuşmaları «siyâset» diye etiketler; ama gerçekte bunlar dîn söylemleridir. Mü’min farkına varmalıdır.

Niyâz — Kur’ân ve Sünnete Sımsıkı Bağlı Olmak

Niyâz: «Yâ Rab, beni hevâ hevese kapılarak Kur’ân ve sünneti acı bulanlardan eyleme. Sınırlarına bağlı, harâmları reddeden, helâli koruyan bir mü’min eyle. Topluma karşı sorumluluğumu hatırlatıp, emr-i bi’l-ma’rûf yapan bir kul eyle. 1928 gibi yara kanunların değiştirilmesini, ümmetin uyanmasını nasîb et.» Allâh muhâfaza eylesin; bizi Kur’ân ve sünneti sahiplenen mü’minler eylesin.

Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Kur’ân, Sünnet, Harâm. → Tasavvuf Sözlüğü