Kimse Dervîşliğini, Yolunu İstismâr Etmeyecek
Kimse dervîşliğini, yolunu istismâr etmeyecek; biz böyle bir yol değiliz. Bu, sahih tasavvufun temel prensiplerinden biridir. İstismâr — dervîşliği bir araç olarak kullanmak — kişisel çıkar elde etmek için tasavvufa sığınmak. Sahih yolda istismâr yoktur; dervîş kendi mâneviyâtı için çalışır, kendi çıkarı için değil. Bu prensip tasavvufun îtibârını korur.
İstismâr — Tasavvufa Aykırı
İstismâr tasavvufa aykırıdır. Bâzı kişiler «ben dervîşim» kimliği ile insanları kandırır; para toplar; siyâsî nüfuz ister; sosyal statü elde etmek için tasavvufu kullanır. Bu, sahih tasavvufa aykırı. Sahih dervîş tasavvufu hayatına amaç olarak alır, araç olarak değil.
Mâlî İstismâr — En Yaygın Türü
Mâlî istismâr en yaygın türüdür. Sahte «dervîşler» insanlardan para toplar; «dergâh için», «hayır işleri için», «mâneviyât için» bahaneleriyle. Halbuki toplanan para kendi cebine gider. Bu, hem dînî hem hukûkî bir suçtur. Sahih dervîş asla para istemez; tam tersi, kendi malını dağıtır.
Sosyal Statü İstismârı — İkinci Tür
Sosyal statü istismârı ikinci türdür. Bâzı kişiler dervîşliği şöhret için kullanır; tv programlarına çıkar; takipçi toplar; ünlü olmak ister. Bu da istismâr. Sahih dervîş şöhretten kaçar; tanınmamayı tercih eder; sessiz çalışır. Hz. Peygamber’in en sevgili kullarından bahsetmiştir: «Saçı dağınık, kapı önünde önemsenmeyen ama duâsı kabûl olunan kişi.»
Siyâsî İstismâr — Üçüncü Tür
Siyâsî istismâr üçüncü türdür. Bâzı kişiler dervîşliği siyâsete âlet eder; bir partiyi destekler, bir lideri savunur, oy toplar. Bu da yanlış. Sahih tasavvuf siyâsete âlet edilmez; siyâsetin üstünde durur. Dervîş mâneviyât öğretir, siyâset değil. Eğer siyâsete giriyorsa, dervîşliğini bırakmış olur.
«Biz Böyle Bir Yol Değiliz» — Sahihlik İddiâsı
«Biz böyle bir yol değiliz» — sahihliğin iddiâsıdır. Sahih tarîkat istismârın olmadığı yer. Mürşid mürîdden hiçbir şey istemez; sâdece mâneviyâtını yükseltmesini ister. Mürîd mürşide hediye verir; ama beklenen veya zorunlu değil — gönüllü. Bu temiz ilişki sahih yolun alâmeti.
İstismârcının Akıbeti — Hüsrân
İstismârcının akıbeti hüsrândır. Dünyâda da olsa, âhirette mutlaka. Çünkü tasavvufu kötüye kullanan Allâh’ın bir nimetini suistîmal etmiş olur. Allâh bu suistimâli affetmez. Tarihte bunun nice misalleri vardır. Sahte şeyhler bir süre yükseldi; sonra rezîl oldu. Mü’min bu sondan ders almalıdır.
Niyâz — İstismârsız Bir Yol
Niyâz: «Yâ Rab, beni dervîşliği istismâr etmeyen bir mü’min eyle. Mâlî, sosyal, siyâsî istismâr tuzaklarından beni koru. Tasavvufu amaç olarak yaşayan, araç olarak kullanmayan bir dervîş yap. İstismârcıların tuzağına düşmememi nasîb et. Sahih yolu, sahih mürşidi bana göster.» Allâh muhâfaza eylesin; bizi sahih yolda yürüyen mü’minler eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Dervîş, İstismâr, İhlâs. → Tasavvuf Sözlüğü