Rüya: Mana Âlemine Açılan Kapı — Sema’nın Hakikati ve Âlemin Suret Oluşu
Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi, Sema’nın yalnızca ehli tasavvufa helâl olduğunu, câhillerin Sema etmesinin haram olduğunu Cüneyd-i Bağdâdî’den İmam-ı Gazâlî’ye uzanan risalelerle ortaya koyar. Ardından rüyanın mana âlemine açılan bir kapı olduğunu, Hz. İbrahim ve Hz. Yûsuf’un rüyalarıyla temellendirerek anlatır. Sohbetin zirvesinde “âlem suretten ibarettir” tezini sinema film şeridi benzetmesiyle açar ve İbn Arabî’nin ontolojik felsefesine bağlar.
1. Sema’nın Hakikati — Ehli Tasavvuf İçin Helâl, Câhiller İçin Haram
Sema’nın kendi içerisinde dereceleri yoktur; ancak Sema eden kimsenin nefis mertebesine ve seyr ü sülûkteki yerine göre hâli olur. Sema ancak ehli tasavvufa mübarek olur — tasavvuf yolunda olmayan bir kimsenin Sema etmesi haramdır, Sema ile iştigal etmesi de haramdır.
Bu hükmün kaynakları sırasıyla: Cüneyd-i Bağdâdî’nin Sema risalesi, Kuşeyrî’nin Sema risalesi, İmam-ı Gazâlî’nin risalesi, Hz. Mevlânâ’nın açıklamaları ve Hacı Bektâş-ı Velî’nin risalesidir. Hepsinin ortak noktası şudur: Sema kendi âdâbı, erkânı ve terbiyesi içerisinde olduğu müddetçe söylenecek bir söz yoktur; fakat bu çerçevenin dışına çıktığında fitne olur.
2. Karı-Koca Küslüğü ve Hz. Abdullah b. Ömer’in Dersi
“Eşimle aynı evde bir buçuk yıldır küsüz, nikâh düşmüş müdür?” sorusuna Efendi Hazretleri Kerbelâ sonrası bir hadiseyle cevap verir: Hz. Hüseyin Efendimiz ve yetmiş iki şühedâ şehit edildikten sonra bir grup Müslüman, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’a “sinek öldürmek ihramı bozar mı?” diye sorar. Abdullah’ın cevabı ibretliktir: “Siz koca Peygamberin biricik torununu katlettiniz, şimdi sineğin kanını mı soruyorsunuz?”
Aynı mantıkla: bir buçuk yıl aynı evde küs duran birinin nikâh sorusu sorması yerine barışması gerekir. “Mü’minin mü’mine üç gün küs durması haramdır” — kadın-koca üç saat bile küs durmamalıdır. “Bir kimse haklı dahi olsa davasından geri dönerse cennet ona vâcip olur.” Birbirinizden özür dileyin, barışın — bu Müslümanlara yakışır.
3. Rüya — Mana Âlemine Açılan Kapı
Eşyanın hakikatine vâkıf olma rüyalarla başlar. Sûfîler rüyayı çok önemser — onlar için rüya hakikate açılan kapıdır. Hz. İbrahim gördüğü rüyanın üzerine İsmail’i kurban etmeye gitti; Hz. Yûsuf rüyasında yıldızları ve ayı gördü. Her şey başlangıçta sembol olarak kılınır ve rüya bu sembollerin mana âleminden gelen işaretleridir.
“Rüya peygamberliğin kırk altıda biridir.” Hz. Peygamber buyurur ki âhir zamanda ümmetinin sâlihlerinin gördüğü sâlih rüyalar müjdecidir — mübeşşirâttır. Buradaki müjde, o kimsenin manaya açılmasıdır. Oysa ahmak sûfîler rüyayla kiminle evleneceklerini, ne kadar kâr edeceklerini görmeye çalışırlar. Gerçek sûfî ise mana denizine dalmayı, mana âleminde bir mana olmayı ister.
“Rüya mana âleminden açılan bir kapıdır. Rüya mana denizine daldırılmış bir kovadır. Rüya bu âlemin dışında başka âlemlerin var olduğunu gösteren bir penceredir. Rüya ruhun varlığına delildir. Rüya mana âleminin var olduğuna delildir.”
4. Âlem Suretten İbarettir — Film Şeridi Benzetmesi
Bu âlem suretlerden ibarettir — ister hayal deyin, ister resim deyin, ister enerji deyin. Sizin bir tane suretiniz yoktur; suretler film şeridi gibi hızla geçer. Sinemada saniyede 24 fotoğraf geçtiğinde siz onu hareket ediyor görürsünüz — gözünüz tembel olduğundan bu kardeşin sureti hiç değişmedi zannedersiniz. Oysa her an ona yeni bir suret giydirilir, her an ona yeni bir elbise giydirilir.
Hz. Mevlânâ Mesnevî’de der ki “bu hayat nehir gibi akıp gitmekte” — Hz. Peygamber de “dünya hayatı nehir gibidir” buyurmuştur. Nehir gibi akıp giden suretlerin arkasında bâtın olan hakikat vardır. Mana âleminden bir penceresi açık olmayan kimse dünyayı kendisine ilâh edinecektir — her ne kadar “Müslümanım” dese de iman sahibi değil, inan sahibidir.
5. Kemâlat Yolunda “Yarım Kalmak” — Hallâc-ı Mansur ve Hz. Ebû Bekir
Mana âleminde gözünün gördüğü ne varsa onları da açacaksın — açamazsan kemâlat noktasından sana bir pâye yoktur, yolda kalanlardan olursun. Şems-i Tebrîzî, Hallâc-ı Mansur’a “yarım kalır” demiştir. Öyle bir makama gelir ki o kimse, Mecnûn’un kumda oynadığını görür; Ferhâd’ı elinde çapayla görür; Hallâc’ı oynarken görür. Sonra Hz. Mevlânâ gibi “benden önceki ve sonraki âşıkların aşkı benim aşkıma muhtaçtır” der.
Hz. Ebû Bekir öylesine zikreder ki kıtlık zamanında evinden ciğer kavurulması kokusu gelir. Sahâbîler Hz. Peygamber’e şikâyet ederler. Gidip bakarlar ki Ebû Bekir hasıra sarılmış, üzerinde hiçbir mal yok, sadece “Allah” demektedir. Âleme böyle hizmet eden kimse ertesi gününe kendine bir akçe ayırmaz — ertesi güne beş kuruş koyuyorsa o kimsenin kemâlâtla ilgisi yoktur.
6. İbn Arabî’nin Ontolojik Felsefesi — Allah Bâtındır
İbn Arabî’nin felsefesi ontolojiktir. İslâm’da genellikle ön planda gelen Allah kavramı bile burada ikinci plana gelmektedir — çünkü Allah, başlangıçta mutlak varlığın (vâcibü’l-vücûd) zâhir bir sureti ve bir tecellisidir. Allah bu manada bâtındır; bâtın olduğundan görünen bu şey bâtını saklar ve gizler. Dolayısıyla görünen âlem, bâtın olanın perdesidir.
Kaynakça
Hadîs-i Şerîfler
- “Rüya, peygamberliğin kırk altıda biridir.” — (Buhârî, Ta’bîr, 2; Müslim, Rü’yâ, 6) Rüyanın nübüvvetle irtibatı.
- “Âhir zamanda ümmetimin sâlihlerinin gördüğü sâlih rüyalar mübeşşirâttır (müjdecilerdir).” — (Buhârî, Ta’bîr, 5) Sâlih rüyanın manaya açılma işareti oluşu.
- “Mü’minin mü’mine üç günden fazla küs durması helâl değildir.” — (Buhârî, Edeb, 57; Müslim, Birr, 23) Küslüğün haramlığı.
- “Bir kimse haklı dahi olsa davasından geri dönerse cennet ona vâcip olur.” — (Ebû Dâvûd, Edeb, 82) Barışmanın fazileti.
- “Dünya cifedir (leştir), onu isteyen de köpeklerdir.” — (Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân) Dünya sevgisinin mana âlemine göre değersizliği.
- “Nefsini bilen Rabbini bilir.” — (Men arafe nefsehû fekad arafe Rabbehû) Marifetullahın temel ilkesi.
Tasavvufî Kaynaklar
- Cüneyd-i Bağdâdî — Sema risalesi. Sema’nın ancak ehli tasavvufa helâl oluşunun ilk kaynaklarından.
- Kuşeyrî, er-Risâle — Sema bâbı. Sema’nın âdâb ve erkânına dair hükümler.
- İmam-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn — Sema ve vecdin şartları; câhillerin Sema etmesinin yasaklanması.
- Hz. Mevlânâ, Mesnevî — “Bu hayat nehir gibi akıp gitmekte.” Suretlerin geçiciliği ve mana âleminin hakikati.
- Muhyiddîn İbnü’l-Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye — Ontolojik felsefe: Allah mutlak varlığın (vâcibü’l-vücûd) zâhir sureti ve tecellisidir; bâtın olan hakikat görüneni gizler.
- Şems-i Tebrîzî, Makālât — Hallâc-ı Mansur’a “yarım kalır” demesi; kemâlat yolunda tamamlanma meselesi.
- Hacı Bektâş-ı Velî — Sema risalesi. Sema’nın kendi çerçevesi ve terbiyesi içinde kalması gerektiği.
Sohbetin Özü
- Sema yalnızca ehli tasavvufa helâldir; tasavvuf yolunda olmayanın Sema etmesi haramdır.
- Rüya mana âlemine açılan kapıdır — Hz. İbrahim ve Hz. Yûsuf’un rüyaları eşyanın hakikatine vâkıf olmanın başlangıcıdır.
- Ahmak sûfîler rüyayla gelecek görmeye çalışır; gerçek sûfî mana denizine dalmayı ister.
- Âlem suretlerden ibarettir — sinemada saniyede 24 fotoğraf geçer, gözümüz tembel olduğundan hareketi “gerçek” zannederiz.
- Hz. Mevlânâ: “Bu hayat nehir gibi akıp gitmekte” — her an yeni suret giydirilir.
- Mana âleminden penceresi açık olmayan kimse dünyayı ilâh edinir — iman sahibi değil, inan sahibidir.
- Kemâlat yolunda yarım kalan yolda kalır — Şems-i Tebrîzî, Hallâc-ı Mansur’a “yarım kalır” demiştir.
- İbn Arabî’nin ontolojik felsefesinde Allah bâtındır; görünen âlem bâtını saklar ve gizler.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Nefs, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı