Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette ümmeti Muhammed'in içine sızmış bulunan, sûretâ «şeyh», «âlim», «mürşid» gibi görünüp aslında ne ehli sünnet i'tikâdına ne de Resûli Ekrem efendimizin sünneti seniyyesine sâhip çıkmayan kimseleri sert bir lisânla îkâz etmektedir. «Gelin ey ümmeti Muhammed'in şeyh gibi âlim gibi görünenleri, nefesiniz vardır ki Hak yolunda Hak için olsun!» sözü, sahte mürşidlerin, sahte âlimlerin, ve dînî mevki kullanarak halkı saptıranların bir tahliyye da'vetidir. Mustafa Özbağ Efendi, dîni ticârete âlet edenlerin, makâmı şeyhlik kazanmak için her yola başvuranların, fetvâ verirken hevâya tâbi olup ehli sünnetten ayrılanların, ve halkın saâdetini değil kendi nefsî menfâatini düşünenlerin nasîhatini tek tek sıralar. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin emaneti ümmete bırakılmıştır; bu emanete ihânet edenler hem dünyâda halkın la'netine, hem de âhirette Cenâbı Hakk'ın azâbına dûçâr olurlar. Bu sohbet âlim ve şeyh kisvesindeki herkes için ciddî bir muhâsebe vesîlesidir.
Sahte Şeyh ve Âlim Olgusu
Tasavvuf târîhinde sahte şeyh ve sahte âlim olgusu yenisi değildir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz hadîsi şerîfte «Bu ümmet üzerine öyle bir zaman gelecek ki, âlimler kötülüğün anahtarı, sultânlar zulmün kaynağı, ve halk fitnenin batağında olacaktır» (İbn Mâce) diye haber vermiştir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette sahte şeyhin ve sahte âlimin alâmetlerini tek tek sıralar: o kişi makâmını, mevkîsini, ve mertebesini Allâh celle celâlüh için değil, kendi nefsî menfâatleri için kullanır. Halkı kendi etrâfında toplar, fakat onları Hakk'a değil kendisine bağlar. Tarîkat, makâmı şeyhlik, ve âlimlik onun için ticâret aracıdır. Bu kişiler ümmetin başına bela'dırlar; ve onlardan uzak durmak her mü'minin vazîfesidir.
Mürşidlik ile Ticâreti Karıştırmak
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette sahte mürşidlerin en büyük alâmetlerinden birinin dîni ticârete âlet etmek olduğunu beyân eder. Resûli Ekrem efendimiz dünyâya tenezzül etmemiş, en mütevâzî hayât sürmüş, ve sahâbei kirâm onun yolundan yürüyerek dünyâ hırsından uzak durmuşlardır. Lâkin sahte mürşidler dînî hizmet kisvesi altında çok büyük servetler biriktirir, lüks içinde yaşar, ve dervîşlerden hiç bitmek bilmeyen para talebleri yaparlar. Mustafa Özbağ Efendi, «Bir kişinin elinde tesbîh, dilinde zikir, kalbinde ise dünyâ hırsı varsa o gerçek bir sûfî değildir» demektedir. Mürşidlik makâmı bir emânettir; ve bu emânetin nişânı, dervîşi Hakk'a yaklaştırmak, dünyâya bağlamamak, ve nefsî hesâpları sıfırlamaktır.
Sahte Fetvâ ve Hevâya Uydurma
«Âlim» sıfâtı taşıyan kimi kişiler ise fetvâlarında ehli sünnet çizgisini terk edip kendi hevâlarına uydurma yoluna giderler. Bir konuda ehli sünnet imâmları açıkça hüküm vermişken, sahte âlim «çağdaş yorum» veya «günümüzün şartları» bahânesi ile dînin hükmünü değiştirmeye çalışır. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette «Cenâbı Hakk'ın koyduğu hükümler kıyâmete kadar bâkîdir; bunları değiştirmeye kalkmak Hakk'ın hükmüne karşı durmaktır» demektedir. Şarâbı, fâizi, riyâyı, fuhşu, ve günâhı meşrû göstermeye çalışan her âlim, aslında ümmete ihânet etmiştir. Onların verdiği fetvâlar, ne dünyâda mu'teber sayılır, ne de âhirette kabûl edilir. Mü'minlere düşen, böyle âlimlerden uzak durmak ve ehli sünnet imâmlarının çizgisinde kalan müctehidlerin fetvâlarına tâbi olmaktır.
Halkın Saâdeti Değil Kendi Menfâati
Gerçek bir mürşid veya gerçek bir âlim, halkın saâdetini düşünür; halkı dünyâda istikâmete, âhirette saâdete kavuşturmak için kendi nefsini fedâ eder. Lâkin sahte mürşid ve sahte âlim halkın saâdetini değil, kendi nefsî menfâatini düşünür. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Bir kişinin halka faydası olmuyorsa, kendisini hiç ümmete âlim veya şeyh diye takdîm etmesin» demektedir. Resûli Ekrem efendimiz «İnsânların hayırlısı, insânlara faydalı olanıdır» (Taberânî) buyurmuştur. Bir kişinin makâmı yüksek olabilir, kıyâfeti şâşalı olabilir, etrâfında insânlar olabilir; lâkin halka faydası yoksa o kişi sadece bir tabela'dır. Gerçek mürşid ve gerçek âlim, halkın yaralarını sarar, dertlerine derman olur, ve onları Hakk'a yaklaştırır.
Hak Yolunda Olan Nefes
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbetin başlığını teşkîl eden «Nefesiniz vardır ki Hak yolunda Hak için olsun!» sözünü çok büyük bir emânet olarak îzâh eder. İnsân Cenâbı Hakk'ın verdiği nefes ile yaşar; ve her bir nefes Hakk'ın hediyesidir. Lâkin bu nefes ne için kullanılıyor? Hak yolunda mı, yoksa nefsî hesâplar için mi? Şeyh kisvesi taşıyan, âlim olarak halk arasında bilinen bir kişinin nefesi, mutlakâ Hak yolunda kullanılmalıdır. Onun her sözü, her tasarrufu, her hareketi Cenâbı Hakk'ın rızâsı için olmalıdır. Mustafa Özbağ Efendi, «Sen ki sıradan bir mü'min değilsin, sen ki şeyh-âlim sıfâtı ile kendini takdîm ediyorsun, senin nefesin de hesâbın da daha ağırdır» demektedir. Hesâbın ağırlığını taşıyamayanın bu makâma çıkmaması ehli sünnetin tavsîyesidir.
Halvetiyye Yolunun Edebi ve Tavsîyesi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun edebi son derece sade ve halis'tir: tövbe, ihlâs, riyâzet, halvet, ve teslîmiyet. Bu yolun büyükleri kendi nefislerini ortaya koymamış, kendilerini takdîm etmemiş, halkın saâdetinden başka bir gâye gütmemişlerdir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette dervîşlerine, «Bu yolda yürürken sahte mürşidlerden uzak durun, ehli sünnet imâmlarından ayrılmayın, ve gerçek âlimlerin kapısını çalın» diye nasîhat eder. Gerçek mürşid o kişidir ki, kendisini gizler, dervîşlerini Hakk'a bağlar, ve onları kendi şahsiyetine değil Cenâbı Hakk'a yöneltir. Mustafâ Özbağ efendi de sohbetlerinde bu edebi günümüze taşıyarak, «Hakk'a hizmet eden, hakkıyla bilinmiş olur; halka hizmet eden, hak ettiği yerde durmuş olur» demektedir. Halvetiyye yolunun edebi, dervîşin asıl mîrâsıdır.
- Kur'ânı Kerîm: Bakara 2/79; Âli İmrân 3/77; Tevbe 9/34; Ahzâb 33/72.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Cilt 1, Kitâbü'l-İlm.
- İmâm Gazzâlî, Eyyühe'l-Veled, mürşid târîfi.
- İbn Receb el-Hanbelî, Câmi'u'l-Ulûm ve'l-Hikem.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn, ihlâs ve riyâ bahsi.
- İmâm Şâtıbî, el-İ'tisâm, bid'atmürşidlik bahsi.
- Mustafa Özbağ Efendi, Şerhi Virdi Settâr, mürşid edebi bahsi.
- Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî-i Ma'nevî, sahte sûfî uyarıları.
- Sülemî, Tabakâtü's-Sûfiyye, gerçeksahte sûfî ayrımı.
- Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, mürşid sıfâtları.
- Hucvirî, Keşfü'l-Mahcûb, sûfî makâmları ve âdâbı.
- İbnü'l-Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, irşâd makâmları.
- Şâbânı Velî Hazretleri, Hâlvetiyye Virdi Şerîfi.
- Aziz Mahmûd Hüdâyî, Câmi'u'l-Fadâ'il ve Kâmi'u'r-Rezâ'il.
- Hüseyin Vassâf, Sefînei Evliyâ, Halvetiyye silsilesi.
- Niyâzî-i Mısrî, Dîvânı İlâhiyât, sahte mürşid uyarıları.
- Yûnus Emre Dîvânı, gerçek dervîşlik şi'irleri.
- İmâm Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân, ihlâs ve niyet bahsi.
- Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi, sahte mürşid remzleri.
- Mustafa Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Mürşid ve Âlim Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet sahte şeyh ve sahte âlim olgusunu, dîni ticârete âlet etmenin tehlikesini, sahte fetvâ-hevâya uydurma sapmasını, ve gerçek mürşid edebini Halvetî-Şâbânî-Karabaşî yolu içinde tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Mürşid ve Âlim Sohbetleri