Münafıklığın Alâmetleri
“Münafıklar Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar; namaza kalktıklarında tembel kalkarlar ve insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı pek az zikrederler.” (Nisâ, 4/142). Münafıkların alâmetleri Bakara’da ve Nisâ’da açıktır: îmân edenleri aldatmaya çalışmak, Allah’a tuzak kurmak, oruçlu görünüp oruçlu olmamak, derviş yanında derviş numarası yapmak. Allah’la oyun oynanmaz; tuzak bozucuların en kuvvetlisi O’dur. Münafığın içi sarığı, sakalı, cübbesiyle çelişir; ümmet dışarıdan yenilmez — içten oyulur. Münafıkların en zorlandığı namaz yatsı ve sabah namazlarıdır; o ikisindeki sevabı bilselerdi emekleyerek bile gelirlerdi.
Allah’ı Az Zikretmenin Tehlikesi
Allah’ı az zikreden kimsenin üzerinde dedikodu, gıybet, iftira ve zulüm birikir. Az zikrettiği için diline şeytan hâkim olur, kulağına, gözüne, kalbine hâkim olur. Az zikrettiği için feraset kalmaz; deccale karşı savunmasız olur. Allah’ı çok zikredense kalbine bir bekçi yerleştirir; o bekçi onu sevk ve idare eder, doğruya yönlendirir. “Allah’ın zikrinden kalpleri katılaşmış olanların vay haline; onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Zümer, 39/22). Zikrullahı terk edip de geri dönersen bil ki kalbin katılaşmaya başlamıştır. Allah muhafaza eylesin.
Sûfî Vaktin Çocuğudur
Hz. Mevlânâ buyurdu: “Sûfî vaktin çocuğudur.” Her vaktin kendine ait kıymetli bir ibadeti vardır. Düşman kapıya dayanmışsa o anda cihat etmek kıymetlidir; birisi Allah’a hakaret ediyorsa onunla mücadele etmek kıymetlidir; birisi günah işliyorsa o günah için tövbe etmek kıymetlidir. Kişinin kendi pozisyonuna ve etrafının durumuna göre en kıymetli ibadet değişir. Feraset ister; bu feraset harâmlardan uzak durup Allah’ı çok zikretmekle elde edilir.
Sevgi: Kur’ân ve Sünnet Ölçüsü
Sevmek her insanın harcıdır; ama sevgiye ulaşmak herkese nasip olmaz. “Allah’ı seviyorsanız bana uyun” (Âl-i İmrân, 3/31) emri ölçüdür. Kur’ân ve sünnetin dışındaki bir sevgi heva ve hevesdir; kafasına göre oluşturulan bir “Allah sevgisi” de heva olur. Sevgiyi heva ve hevesten ayıran; şerîat-ı garrânın dairesinde kalmak, nefsi terbiye etmek, Habibullahın ahlâkıyla ahlâklanmaktır.
Acziyet ve Mahviyet: Allah’a Tevazu ile Yönelmek
Sûfînin hali: acziyet, mahviyet, fakr — bunlar elden bırakılmaz. Kendini Allah’ın önünde aciz gören, fakir gören kimse sıkıntısını küstahça değil tazarruyla arz eder. Aşığın halinde Allah’a karşı küstahlık olmaz. O harabiyet der ki: “Benim aklım ne ki Senin katında? Benim vücudum ne ki?” Aklı harap eder, vücudunu harap eder; ortada yalnız Hak kalır. Mahviyet budur. Kaldıramayacağın yükün altına söz verme; önce Rabbini bil, sonra haddini öğren.
Kaynaklar
Âyet: “Münafıklar Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar… Allah’ı pek az zikrederler.” — en-Nisâ, 4/142
Âyet: “Allah’ın zikrinden kalpleri katılaşmış olanların vay haline.” — ez-Zümer, 39/22
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin 439. Dergah Sohbeti’nden derlenerek düzenlenmiştir.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Nefs, Sünnet, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı