En Büyük Âşıkta O, En Büyük Maşûkta O — Allâh Her An Dînini Yeniler
Allâh dînini yeniletir. Her dönemde, her yüzyılda bir müceddid göndererek dînini idâre eder. Peygamberlerden sonra velîler gönderir; velîlerle dînî anlayışı yenilenir. Allâh, dünü bugüne taşır; ve her ân yeniden yaratır. En büyük âşıkta O görülür; en büyük maşûkta da O görülür. Çünkü hem âşıklığın hem maşûkluğun arkasında tek bir hakîkat vardır: Allâh.
Müceddid — Dîni Yenileyen Velî
Müceddid, dîni yenileyen velîdir. Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: «Allâh her yüzyıl başında bu ümmete dînini yenileyen bir müceddid gönderecektir.» Bu hadîs, ümmet târîhinde devâmlı tezâhür etmiştir. Birinci asırda Hz. Ömer bin Abdülaziz; ikinci asırda İmâm Şâfîî; üçüncü asırda Ebu’l-Hasan el-Eş’arî ve İmâm Mâturidî; ve daha sonraki asırlarda imam Gazzâlî, İmâm Rabbânî gibi büyük zâtlar müceddid kabûl edilmişlerdir.
Dînin Yenilenmesi — Anlamlandırılması
«Dînin yenilenmesi» hükümlerin değişmesi değildir; hükümler kalıcıdır. Yenilenen, dînin anlamlandırılması, yorumlanması, ve yaşanmasıdır. Her çağda yeni problemler çıkar; yeni sorular doğar. Müceddid bu sorulara dînin perspektifinden cevap verir; ve yaşayan bir dîn ortaya koyar. Donmuş, durağan bir dîn yenilenmemiş bir dîndir. Allâh hep canlı bir dîn ister.
Velîler — Müceddidlerin Adayları
Velîler, müceddidlerin adaylarıdır. Her büyük velînin biraz müceddid yönü vardır; o çağa yeni bir mâneviyât getirmiş, anlam katmıştır. Abdülkâdir Geylânî kâdirîlik geleneğini kurarak hicrî 6. asırda mâneviyâta yeni soluk verdi. Mevlânâ 7. asırda Mevlevî yolunu kurdu; mâneviyâtın evrenselliğini Anadolu’da yaydı. İmâm Rabbânî 11. asırda Hindistan’da mâneviyâtı yeniden kurdu. Bu zâtlar, her biri müceddiddir.
«Her Ân Yeniden Yaratır» — İlâhî Tecellînin Sürekliliği
Allâh her ân yeniden yaratır. Tasavvufta «teceddüd-i emsâl» kavramı vardır: Allâh her ânda kâinâtı yeniden yaratır. Bir ânlık kâinât yok olur, yeni bir ân ile yeniden yaratılır. Bu, sürekli bir akıştır. Aynı şekilde dîn de her ân yenilenir; mü’minlerin kalpleri her ân yenilenir; aşk her ân yenilenir. Bu sürekli yenilenme, hayâtın özüdür.
En Büyük Âşıkta O — Aşk Asıl Sâhibi
«En büyük âşıkta O» derken, aşkın asıl sâhibinin Allâh olduğu söyleniyor. Aşk insân kalbinde tezâhür eder; ama asıl Allâh’tadır. Allâh kendi kendine âşıktır; ve bu aşkı bâzı kullarına yansıtır. Yansıtılan kullar «âşık» olurlar; ama aşkın aslı Allâh’tadır. Bu yüzden en büyük âşık Allâh’tır. Mecnûn’un Leyla aşkı bile, Allâh’ın kendi kendine olan aşkının bir yansımasıdır.
En Büyük Maşûkta O — Sevilmeye Lâyık Tek O
«En büyük maşûkta O» derken, sevilmeye lâyık tek varlığın Allâh olduğu söyleniyor. Mahlûklar sevilmeye lâyıktırlar; ama sınırlı olarak. Allâh ise sınırsız olarak sevilmeye lâyıktır. Çünkü O mutlak güzeldir; mutlak cömerttir; mutlak merhametlidir. Bütün maddî güzelliklerin kaynağı O’dur. Bu yüzden gerçek mü’min, sevgisinin tamamını O’na verir. Allâh muhâfaza eylesin; bizi de O’na lâyık âşıklardan eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Müceddid, Tecellî, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü