Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

Kalbin Ürpermesi, Mü’minlerin Beş Vasfı ve Sûfîliğin Son Kalesi — 674. Dergâh Sohbeti

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: Kalbin Ürpermesi, Mü'minlerin Beş Vasfı ve Sûfîliğin Son…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Esselâmü aleyküm! Aleyküm selâm! Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmin. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Âmin. Hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, hakça yaşayan, batılı, batıl bilip, batılı karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışanlardan eylesin. Âmin. Nerede müslümanlara zulmediliyorsa, nerede müslümanların kanı, şerefi, haysiyeti, namusu, ayaklar altına alınıyorsa, Rabbim cümlesinden indikamımızı alsın. Âmin. Rabbim cümlemizi kendi emanına aldığı kullarından eylesin. Âmin. Bu akşamki sohbetimiz 35. Nasihat, Enfât Sûresi, âyet 2, bağlantılı olarak 3 ve 4. اَعُدُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْضَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ اِيمَانًا زَادَتْهُمْ اِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ اَلَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِنْ مَا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ لَا اِكَهُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِندَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقُ الْكَجِيمِ صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمِ اَنْفَلْ اَعَيْتِكِ مُؤْمِنْ لَلْا عَنْجَقُ اُوْ كِمْسَلَرْدِرْكِ Allâh zikredildiği zaman kalpleri ürperir.

Allâh’ın ayetleri onlara okunduğu zaman imanlarını artırır ve sadece Rablerine güvenirler. Enfal 3. Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allâh yolunda harcarlar. Enfal 4. gerçek müminler onlardır. Onlar için Rableri nezdinde dereceler, mağfiret ve güzel rızık vardır. Biz tabi asıl bu akşam Enfal 2. ayetin üzerinde duracağız. Müminler ancak o kimsellerdir ki Allâh zikredildiği zaman kalpleri ürperir ve Allâh’ın ayetleri onlara okunduğu zaman imanlarını artırır ve sadece Rablerine güvenirler. Ve buna 3. ve 3. ayeti de koyduğumuzda bir mümin tasviri, protipi çıkıyor. O zaman mümin, o kimse mümin denilince Müslüman değil. Müslüman kim? Bir kimse, normalde ben Müslümanım dediğinde Müslüman.

Mümin ise dini yaşayan insan. Bir kimse, Lâ ilâhe illâhe l-hamd ve Resûlullah der, Müslüman olur. Hadîs-i şerifte, Cibril hadîs-i şerifinde, Cebrail aleyhisselâm Duhye suretinde gördüğü sahâbeler geldi dedi ki İslam nedir, iman nedir? O da dedi ki Allâh’ın varlığına, birliğine, Allâh’ın var olduğuna, sonra meleklerine, sonra peygamberlerine, sonra kitaplarına, sonra hayrın ve şerrin Allâh’tan olduğuna, kadere ve cennetin, cehenneme, hesaba, kitaba, mizana sıraladı. Bunlara iman etmektir dedi. İslam nedir deyince kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek dedi. Ondan sonra ihsan nedir dedi. Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamandır. Sen onu göremezsen dahi onun seni gördüğünü hissederekten öyle yaşamandır dedi.

Sonra kıyameti sordu, sonra kıyamete lahmetlerini sordu uzun bir hadîs-i kudsiye. Şimdi böyle bakıldığında o zaman bu enfal ikinci ve üçüncü âyet-i kerimede müminlerin vasıfları, özellikleri neymiş? Allâh zikredildiği zaman kalbi ürperirmiş. Birinci vasıf. İkinci vasıf neymiş? Allâh’ın ayetleri onlara okunduğunda onların imanları arttırırmış. Üçüncü vasıf neymiş? Onlar sadece Allâh’a güvenirlermiş. Dördüncü vasıf neymiş? Namazlarını dosdoğru kılarlarmış. Beşinci vasıf neymiş? Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu rızıktan onlar ne yapıyorlarmış? Allâh yolunda harcıyorlarmış. Allâh yolunda. Buradaki ibaret o. Allâh yolunda harcarlar. Beş tane müminin vasıfı çıktı orta yere. Allâh zikredildiğinde kalbi ürpercek.


2. Bölüm

Allâh’ın ayeti okunduğunda onun imanını arttıracak. Üçüncü vasıf neydi? Allâh’a güvenecek. Üçüncü vasıf neydi? Allâh’a güvenecek. Dördüncü vasıf ne? Namazını dosdoğru kılacak. Beşinci vasıf ne? Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu rızıklardan, vermiş olduğu nimetlerden Allâh yolunda harcayacak. Müminlerin vasıfları. O zaman birinci derecede bizi ilgilendiren bu geceki konumuz ne? Allâh’ı zikir. Zikredildiğinde onun kalbi ne olacak? Ürpercek diyor. Bir ürperti. Heyecanlanacak. Bir kalbi titrecek onun Allâh’ı zikrederken. Çünkü o imanı kemale ermiştir. İhlas, samimiyet o kimsenin üzerine oturmuştur. Teslimiyet o kimsenin üzerine oturmuştur. Güven Allâh’a güven o kimsenin üzerine oturmuştur. Yerleşmiştir.

Artık o Allâh’la alışveriş halindedir. Burada tekrar edeyim kalbi ürperiyor. Bu kalbin ürpermesi manevi. Yoksa bildiğimiz bu kan dolaşımını sağlayan kalp değil. O maneviyatın merkezi hükmünde, batini olarak. Onun kalbi ne yapacak? O ürpertiyi yaşayacak. Allâh diye bir zikrullah duyduğunda o kimsenin kalbi ürpercek. Kendine gelecek. O böyle bir kalp, o zikrullahla hemhal olacak. O zikrullah o kalbe tecelli etmiş olacak. Ama bunun olması için o kimsenin imani ve İslami durumu farklı olmuş olacak. O takvaya erişmiş, o böyle ihlaslı bir kimse olacak. O yoksa eğer ki o böyle ben kendi nefsim için söyleyeyim bunu. Zikrullah halakasında harika derviş eve gidince kudurmuş. Yoldan çıkmış. Zikrullah halakasında harika bir şey.

Evde yanaş yanaşabilirsen, kadın erkek ama zikrullah esnasında burada evliya o kimse. Böyle tavırları davranışları harika, oturuşu kalkışı tam böyle baba derviş veya kadınlar için anne derviş. Damarına basınca göreceğiz onu. Ağzından küfür eksik olmuyor. Nasıl bir baba dervişse, nasıl bir anne dervişse ağzından bela eksik olmuyor. Nasıl bir baba dervişse çocuklarla arası bozuk. Nasıl bir anne dervişse eşiyle ve çocuklarla arası bozuk. Nasıl bir dervişlikse bu eğitimi bu öğretimi nereden alıyorlarsa ki şeytandan alıyorlar. Buradan almadıkları belli. Buradan almadıkları belli. Nereden alacak o zaman şeytandan alacak. Ya da şeytanlaşmış insanlardan alacak. Ya da heva ve hevesini ilah edinmiş. Bir de ona bir de dervişlik de süsü verir.

Harika bir şey olur. Çocuğuna zulmeden derviş baba. Çocuğuna zulmeden derviş anne. Eşine zulmeden derviş koca. Eşine zulmeden derviş kadın. Onun kalbi ürpermez. Onun kalbi ürpermez. Onun kalbinin ürpermesi için önce eşinin hakkını, hukukunu, çocuğunun hakkını, hukukunu koracak. Önce iyi bir baba, iyi bir anne olacak o. Daha evde imtihanı kaybetti o. O çalışanlarına iyi bir patron olacak. Orada kaybetti daha. Arkadaşlarının arasında iyi bir arkadaş, iyi bir dost olacak. Yoksa orada kaybetti. Onun kalbi ürpermez. Bakın kalbi ürpermez. Ürpermez. Siz belki de bu sohbetten kalp ürpertisinin tecelliyatını benden dinleyecektiniz. Yok, kalbi ürpermeyen bir kimsenin tecelliyatı dinlemeye de hakkı yok.


3. Bölüm

Sebep, önce kalbin niçin ürpermediğinin, ürpermediğinin heva, heves, nefis meselesini bilmesi lazım. Ele geleni yersen, dile geleni dersen böyle dervişlik olmaz demiş. Olmaz. Oysa mümin vasfı, Allâh’ın zikredildiğinde kalbi ürperen kimse. Kalp ürperir, Allâh sevgisinden ürperir. Kalp ürperir, Allâh’ın önünde utanmaktan ürperir. Kalp ürperir. Kalp ürperir. Hz. Muhammed Mustafa’nın yüzüne nasıl bakarım der, ürperir. Kalp ürperir. Allâh’ın haramlarından uzaklaşmaya çalışır. Ürperen kalp sahibi, haramdan uzak durur. Ürperen kalp sahibi, zulümden uzak durur. Ürperen kalp sahibi. Eşi ve çocukları ondan razıdır. Ürperen kalp sahibinden komşuları razıdır. Kardeşleri razıdır. Razıdır ondan. Ürperen kalp sahibidir o.

Ürperen kalp sahibi. Allâh da ondan razıdır. Ürperen kalp sahibi. Resûlullâh da, sallallâhu aleyhi ve sellem de ondan razıdır. Ürperen kalp sahibi. Üstadı da ondan razıdır. Ürperen kalp sahibi. O ürperiyorsa o zaman göz göre göre edebe mugayyir bir iş istemez. Göz göre göre harama elini dilini uzatmaz. Göz göre göre çocuklarına, eşine zulmetmez. Göz göre göre kadınsa kocasına zulmetmez. Kocasının hakkını, hukukunu korur. O göz göre göre erkekse eşinin ve çocuklarının hakkını ve hukukunu korur. Değerli kardeşler, derviş olmaya gayret ediyoruz. E bunun yolu güzel ahlak. Bunun yolu evine girdiğinde senin eşin ve çocukların mutlulukla seni karşılamalı. Bunun yolu eşin eve gelmiş, evinde mutlu olmalı.

E bunun yolu erkek eve girmiş, eşini ve çocuklarını mutlu etmeli. Arkadaşları ondan mutlu olmalı. Emin olmalı insanlar ondan. Emin olmalı. O zaman o kimsenin kalbi ürperir. O zaman o kimsenin kalbine zikrullah yerleşir. Kardeşlerin üzerindeki derdim zikrullah onların kalplerine yerleşsin. Zikrullah kalbe yerleştiği zaman vücut çünkü komple zikredecek. Kalbe yerleşince mana âlemi ayrı bir âlem olacak. O zikrullah kalbe yerleşmediği müddetçe yüzeysel kalacak bütün her şey. Derdim bu benim. Yoksa evdeki halleriniz filan bu fakiri bağlamaz. Ama üzülüyorum buradan insanlar yıkılınca. Ev üzülüyorum Allâh için üzülüyorum. Rüyada görmek dahi istemiyorum. Gözümün önünde dahi bir şey görmek istemiyorum.

Gördüklerinden soğurum diye korkuyorum. Bir kimseyi görürüm ondan soğurum diye korkuyorum. Açık açık söylüyorum. Ve kalbi ürpermiyorsa o kimse ve zikrullah o kimsenin kalbine oturmuyorsa o kimse kendi kendisine analiz etmesi lazım. Ben nerede yanlışlık yapıyorum demesi lazım. Önce kendisinde başlaması lazım. Evli ise ben eşime ne yapıyorum, nasıl zulmetiyorum ona bakması lazım. Çocuğuma ne yapıyorum ona bakması lazım. Annesi babası olanlar çocuklar kendilerini analiz etmesi lazım. Biz annemize babamıza nasıl davranıyoruz diye. Çünkü sûfîlik güzel ahlaktan geçer, iyi ahlaktan geçer, ince ahlaktan geçer. Kalbi ürperirse o kimsenin evet dinin hakikatini anlar. Kalbi ürperirse tabiri caizse Kur’ân’ın hakikatini anlar.


4. Bölüm

Kalbi ürperirse zikrullahın hakikatini anlar. o zikrullah o kimseyi değiştirmeli. Zikrullah o zaman yerli yerine oturmuştur. Zikrullah bir kimse bakın zikrullah kadar insanı değiştiren ve dönüştüren başka bir ibadet yoktur. Bir kimse zikir halakasına girdiği anda zikir onu değiştirir ve dönüştürür. O kimse günlük virdini çekiyorsa ve nafile olarak diyorum ya tevhide devam edin diye ve zikrediyorsa o zikrullah onu değiştirir ve dönüştürür. Eğer bir kimse değişip dönüşmüyorsa onun kendisinde problem var. O heva ve hevesini ilah edinmiş, o nefsini ilah edinmiş, o nefsine uyuyor, o nefis mücadelesini kaybetmiş. Nefis mücadelesini kaybetmiş. Yoksa otururuz biz burada güzel ahengde bir sohbet ederiz, güleriz, oynarız, bir daha ağlaşırız.

Bir daha ağlaşırız, o harika olur ama değil, yetişmez böyle bir derviş. O zikrullah onu değiştirmeli. Allâh’ın zikrinde kabahat olmayacağına göre kabahat bizde. Derya deniz duruyor orada. Sen derya deniz gözünün önünde sen atlamıyorsun kendini, atmıyorsun içine. Sen kenarında dolaşıyorsun. Kardeş at kendin içine. Zikrullah seni değiştirsin, dönüştürsün. Allâh’a teslim ol. Ve zikrullahı Allâh’ı unutma. Allâh’ı unuttundan dolayı nefsine uyuyorsun. Allâh’ı unuttundan dolayı zulmediyorsun ortalığa. Allâh’ı unuttundan dolayı sen yolun yamuk çarpık yürüyorsun yolda. Allâh’ı unuttundan dolayı yanlış işlere giriyorsun. Allâh’ı unuttundan dolayı beni kimse görmez diyorsun. Telefondan yapıyorsun yapacağını.

Allâh’ı unuttundan yapıyorsun. Oysa Allâh’ı unutmamış olsan sen dost doğru olacaksın. Yalnız kendi dost doğru olacaksın. Yalnız kendi. Ve tek başına kaldığında o telefonu kenara bırakıp Allâh’ı zikredebiliyorsan vallahi mücahit gibisin. Tek başına kaldın. İzliyorum aylardan beri insanları herkesin elinde telefon. Telefona ayırdığının %20’sini zikrullah’a ayırsa Allâh’a dost olacak insanlar. Telefona ayırdığının %20’sini eşine ayırsa, çocuklarına ayırsa dost olacaklar Allâh’a. Havaalanında bekliyorum. yanı başındaki kimseler var, etrafta insanlar var. Arkadaş, eş, meş neyse. Telefondalar, bakmıyorlar birbirlerine. Bir kişiye denk geldim havaalanına otobüsüne bindim. Ondan sonra sonradan öğrendim onu.

Onu dedim bu genç delikanlı dedim ya telefona sarılmamış. O da telefonun şarjına bağlamış. Tam ineceğim zaman gördüm şarjına bağladığını. Günahını almayayım yalnız. Yol boyunca sohbet ettik. Ticaretten, sanattan, ondan sonra siyasetten, her şeyden sohbet ettik. Çeye gidinceye kadar İstanbul havaalanına gidinceye kadar. Dedim içimden dedim ya dedim telefonla oynamıyor. Oynamıyor hocam birisi var yanımda. Telefonunu hiç çıkarmadı dedim ya. Dedim Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. genç bir delikanlı 30 yaşlarına yakın. Sonra en son inerken baktım ki bataryada şey telefon normalde, şarjda. Dedim olsun varsın şarjda bile bakardı gene dedim. O zaman dahi bakmadı dedim. Ve şuna inanıyorum telefona ayırdıkları zamanın yüzde yirmisinin Allâh’ı zikrar yırsalar.


5. Bölüm

Allâh’a dost olacaklar. Ve insanlar derviş kardeşlerimizi söylüyorum. Allâh’ı unutuyorlar. Ve gayri ahlaki senden bir şey sudur ediyorsa o senin gafletinden. Unuttuğundan dolayı Allâh’ı unuttun. Allâh’ı unuttundan dolayı gayri ahlaki davrandın. Allâh’ı unuttundan dolayı eş ve çocuklarına zulm ettin. Allâh’ı unuttundan dolayı komşularına, arkadaşlarına zulm ettin. O zaman kalbin senin ürpermiyor. Kalp kıpırdamıyor. Zikrullah kalbe inmiyor. Zikrullah dilde kaldı. Oturdun dersini çektin ve bitti. Dersini çektin bitti. Ve gün boyunca Allâh aklına gelmedi. Gün boyunca. Olmadı. Kaybedenlerden oldun. Bakın kaybedenlerden oldun. E bunu burada da kalmıyor tabi. O kimse o ihlasa erişince Kur’ân-ı Kerim ona okunduğunda onun imanı daha da artıyor.

Kemale eriyor. O kemal noktasına doğru koşuyor. O kemal noktasına doğru koştuğundan dolayı artık o böyle hadîs-i şerifteki ihsan noktasına doğru gidiyor. Ve o kimsede o iman kemale erdinden o Allâh’tan başka bir şeye güvenmiyor. Onun güvendiği nokta Allâh oluyor Celle Celaluhu. O siyasetçiye güvenmiyor. O bürokrata güvenmiyor. O ona buna güvenmiyor. O Allâh’a güveniyor. O Allâh’a yaslanıyor. O annesine babasına güvenmiyor. O abisine dedesine ninesine güvenmiyor. O Allâh’a iman etti. O Allâh’a güveniyor. Onun vekili Allâh. Hasbunallahu ve nimel vekin. Müminnin vasfı. Bir kimsenin direkt Allâh’a güvenmesi. Ama o Allâh’a güvenmesi kalbe oturacak. Dilde kalmayacak. Üçüncü adım o. Birinci adım ne?

Birinci adım o Allâh’ı zikredecek o kimse. Zikirden kalbi ürpercek onun. İkinci adım ne? İkinci adım ona bir âyet-i kerime okunduğunda onun imanı artacak. Çünkü Kur’ân ona maddi manevi şifa olacak. Maddi manevi ders olacak ona. Kur’ân’da bir peygamberin hikayesini okurken o peygamberin hikayesinin bu zamanda da gerçek olduğunu tecelli ettiğini idrak edecek. Tefekkür edecek. Ya bu Kur’ân’da bir hikaye deyip geçmeyecek. Geçmeyecek. O hikayenin bu zamanda bir iz düşümü var. Onu takip edecek. Ve onun imanı iyice kemal edecek. Ardından Allâh’a güven geliyor. Artık her şeyinde o Allâh’a güvencek. O toprağı ekcek ama Allâh’a güvencek. Diyecek ki yağmuru yağdıracak olan Allâh’tır. O işini görecek onun sonucu Allâh’a aittir.

Sonuçlandıracak olan Allâh’tır diyecek. Allâh’a güven imanın kemal noktası. Ve dördüncüsü ne? O kimseler namaz kılarlar. Bir de namazlarını dost doğru kılarlar. Dost doğru namaz kılmak zahirine göre baktığınızda tadeli erkana uymak. Bunun zahirine namazın tadeli erkanına uymak. Namazın dışında farzlar, içindeki farzlar, dışındaki sünnetler, içindeki sünnetler harika. Hoş biz bunları da şimdi bilmiyoruz. Bunları da unuttuk da. Biz bunları da bilmiyoruz şu anda. ne yazık ki Türkiye’deki Müslümanlar ve hatta dünya Müslümanları bunları da bilmiyor. Önceden bunları biliyorlardı, batınları yoktu. Şimdi zahirleri de yok. Namazı bozanı da, bozmayanı da bilmiyoruz biz şimdi. Namazın içindeki dışındaki farzları da bilmiyoruz. ülkede Harun Hoca’yla saydık bir ara. dört milyon insan var ülkede.


6. Bölüm

İmamat iblisi, ilahiyatçısı, diyanetçisi, mezun olanları, onları, bunları. Evet. bu dört milyon gerçekten tahkiki imana sahip olmuş olsa her sene bir kişi Müslüman etseler dört milyon sekiz milyon eder bir dahaki sene. Bir dahaki sene on altı milyon eder, bir dahaki sene otuz iki milyon eder, bir dahaki sene altmış dört milyon eder. Ulan ülke İslam olur. Ama yok. Bu acı bir şey. Bizim imanımız boğazımızdan aşağı geçmiyor. Çünkü boğazımızdan aşağı başka şeyler geçiyor bizim. Boğazımızdan aşağı başka şeyler geçtiğinden dolayı imana, İslam’a sıra gelmiyor. Rüşvet geçiyor, haram geçiyor, her türlü her şey geçiyor boğazımızdan. Gıybet, dedikodu, iftira, rüşvet, haram, ne varsa geçiyor boğazımızdan.

Ne varsa geçiyor. Çok affedersiniz, mide necaset çukuru oluyor. Necaset çukuru oluyor. Küfür etmek var, yalan söylemek var, gıybet etmek var, dedikodu etmek var. Gizliden gizli içki içmek var, gizliden gizli kumar oynamak var. Ümmet-i Muhammed bu halde. Ne tesettüründe hayır kaldı, ne mücadelesinde hayır kaldı. Hiçbir şeyde hayır kalmadı. Bunu da dış güçler yaptı. Biz her şeyde bir dış güç buluyoruz ya. Bunu da dış güçler yaptı. Bize rüşvet yiyin dediler, bize böyle ayırmacılık, kayırmacılık yapın dediler. Bize hırsızlık yapın dediler, bize ihalelerde yolsuzluk yapın dediler. Dış güçler yaptırdı bunları. Tabii faiz arttırın dedi, herkesi faizce ettiler. Dış güçler yaptı bunu. Ürperiyor içim.

Kayboluyoruz, eriyoruz. Ürperiyor, içim ürperiyor. Diyorum ki bu dervişler olarak bizler bu haldeysek bir başkasını tanımlamakta güçlük çekiyorum. Güçlük çekiyorum. Güçlük çekiyorum. bu gerçekten iç açıcı bir durum değil. Şeyh Efendi’nin oğlu telefonla, oğluyla telefonda görüştük. Bana dedi ki, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, senin seyresilik durdurmuş dedi. Elhamdülillah dedim ben de. Ne oldu dedi? Bir tarafım üzgün, bir tarafım hayret içinde dedim. Neden dedi? On bin tane derviş say dedim. Şeyh Efendi’nin. On bin tane dervişin içinden bir tane dedim, seyresilik olan varmış. Şeyh Efendi öyle demiş çünkü. Onu da demiş, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri durdurmuş.

İkincisi var mı dedim dergahta. Sustu. Ben o gün ona üzüldüm. Ben o gün ona üzüldüm. Dedim on bin tane derviş var, içinde seyresilik olan bir tane derviş var. Kendim olduğum için söylemiyorum onu. On bin dervişten bir tane. On binden fazladır Şeyh Efendi’nin dervişi. On binden bir tane. Allâh rahmet eylesin Şeyh Efendi, büyük oğlu Şeyh olsun diye çok uğraştıydı. Haddi manevi. orada kalsın görev diye çok uğraştıydı. İsmail’i rabıta ağacı yaptırdıydı Medine’de. Ha İsmail? Medine Eminevred’e her gün sana rabıta ettirdi değil mi? Sordurdu değil mi sana? Senden beklediği cevabı da alamadı. Kaldı. Hakkıdır bir şey demiyorum. Ama on bin tane de bir tane derviş. Bunun tekrar tecelli etmesini istemiyorum.


7. Bölüm

Diyorum ki arkadaşlar kardeşler yetiştirsinler kendilerini. Kalpleri ürpersin. Bunun için ciddi ciddi söylüyorum onu. Dervişlik öyle bir şeydir ki ve kalp ürperdiğinde öyle bir noktaya gelir ki kimse. Bütün dünyayı çıkılasalar senin bir eline verseler yemin ediyorum vallahi de billahi de tillahi de o dünya seni cezbetmez. O kalbin bir ürpermesine bütün dünyayı koyacaklar senin önüne değişmezsin dersin ki ben o ürpertiyi istiyorum. Ben o tecelliyatı istiyorum. Deseler ki sana bütün dünyanın zenginliği senin olacak o ürperti seni tabiri caizse cezbeye kaptırır seni cezbelendirir. Sen dönüp hiçbir şeye bakmazsın. Hiçbir şeye bakmazsın. O kalbin ürpertisi o kalbin kıpırdaması o kalbe tecelliyat.

O kalbe tecelliyat. Yemin ediyorum dünya ve dünyanın içindekinlerden daha evli hava daha kıymetlidir. Bir haldir o bakın bir haldir. Ama yemin ediyorum bu dünyaya dönüp bakmazsınız. Çünkü bütün dünya ve içindekinler dersin ki hakikat değilmiş hiçbirisi de bir gölgeden ibaretmiş. Bir gölgeden ibaretmiş. O zaman sana kim ne yapıyorsa yapsın yapılanın da yapanın da gölge olduğunu anlar yürür gidersin. O zaman siz dünyada bir ölü gibi yaşayın hadîs-i şerifi senin üzerinde tecelli eder. Kıymetli kardeşler evet zikrullah’a geliyoruz halakaya oturuyoruz af olmuş olarak kalkıyoruz. Hatta İmam-ı Ahmet’in nakline göre günahlarımız hayra çevrilmiş olarak kalkıyoruz. Çok büyük bir müjde. Harika bir müjde.

Harika bir müjde. Bu dahi bu zamanda bataklığın içerisinde gül misali olmak. Bataklığın içerisinde gül. Geldi Allâh’ı zikretti gitti. Bataklığın içinde gül bu. Bak bataklığın içinde gül. Muhteşem bir şey. Muhteşem bir şey. Kim cemaatle Allâh’ı zikretti geçmiş günahları hayra çevrilmiş olarak kalkınız. Bir diyorum melek, münadi bir melek. Seslenir der ki geçmiş günahlarımız hayra çevrilmiş olarak kalkınız, dağılınız. Harika. Biz hadislerin hepsine de iman ettik doğruluğuna. Ayırt etmiyorum ben. Ki imama Ahmet nakletmiş bunu ve bu hadîs-i şerifi Teymiye bile almış. Tefsir kitaplarına. İbni Teymiye bunlara karşıymış gibi gösterirler ya sonradan gelen teymiyeciler. İbni Teymiye ayrıdır, teymiyeciler ayrıdır.

Muhyiddin İbni Arabe ayrıdır. Vahdedi bücutçular ayrıdır. Hz. Mevlânâ ayrıdır. Hz. Mevlânâ ayrıdır. Biz Mevlânâ’nın torunlarıyız diyen çelebiler ayrıdır. Ayrıdır bunlar. bunlar normalde birleştirmek mümkün değil zaten. Dervişlik, sûfîlik ayrıdır. Mutasavvuflar ayrıdır. Bir mutasavvuftan derviş olmaz. Bir dervişten de mutasavvuf olmaz. Bir sûfî mutasavvuf olmaz. Mutasavvuf denilen insanlardan da sûfî olmaz. Sûfîlik kendine özgü bir şey. O makam, mevki, dünya, onu böyle çok bağlamaz sûfî. Dervişi bunlar bağlamaz. Yok o şu makamdaymış siyasi olarak, bürokrasi olarak. O buymuş, o şuymuş. Dervişi bağlamaz. O yüzden bir sufinin, bir dervişin bu tip işlerle de iş olmaz. Öyle olmayınca da o yüzden bir sufide mutasavvuf olmaz.


8. Bölüm

Bir sufiden mutasavvuf olmaz. Mesela bir sufiden bürokrasi, bürokrat zor olur. Yüksek bürokrat. Bir sufiden siyasetçi hiç olmaz. Altını tekrar çiziyorum. Bir sufiden siyasetçi hiç olmaz. Siyasetçiden sûfî olur mu? Olur. Tasını taranın siyasette bırakırsa olur. Tasını taranın siyasette bırakmazsa ondan da olmaz. Olmaz. Bugün Türkiye’deki siyaset demek, üç aşağı beş yukarı hepsini içine katmasak da, şeytanın borazancı başıları başka bir şey değil. Öyle olunca ondan sûfî de olmaz. Tasını taranı oraya bırakacak gelecek. O zaman sûfî olur. Öbür türlü ondan da olmaz. Allâh bizi affetsin. Şimdi kalbin ürpermesi konumuz buydu. O kalp ürpermediği müddetçe, evet biz geliriz buraya, Allâh’ı zikrederiz, günahlarımız sevaba çevrilmiş olarak kalkarız.

Bu zamanda çok büyük kâr mı? Evet. Ama ya mübarek insanlar, ne güzel tertemiz oldunuz. Buradan çıktınız. Bir daha aynı şeyleri yapmayın ya. Temiz tutmaya çalışın kendinizi. Temiz tutmaya çalışın. Anzala’nın var ya hikayesi, diyor ki biz senin yanından çıkınca, dünya şeytan bizi zapt ediyor. O da anlatıyor, buradaki halinizi korusanız diyor, meleklerin size selama durduğunu gördünüz. Ama ey Anzala diyor, bazen öyle, bazen böyle olur diyor. Bazen öyle, bazen böyle olur. Bazen öyle, bazen böyle olsun. Zararı yok. Ama böyle temelli öyle olmasın. Derdim bu. Temelli öyle olmasın. Buradan çıktıktan sonra temelli öyle olmayın. Bazen öyle, bazen böyle. İnsanız çünkü, hepimiz için geçerli bu. Mustafa Özbağa ben günah hiç sevmiyorum.

Böyle bir şey yok. Veyahut bizim şeyimiz günahtan uzaktır. Böyle bir şey yok kardeş ya. Yok böyle bir şey. Benim siyasetim güzeldi. Şeyh Efendi ile alakalı. Ben hiç şahit olmadım kardeş günah işlediğine diyordum. Bitti. Bu ayrı mesele. Bu günahsız görmek değil bu. Bu günahsız görmek değil. Ama normalde bazen öyle, bazen böyle olacağız. Olacağız. Ama biraz öyle olmayalım, böyle olmaya gayret edelim. Böyle olmak ne demek? Allâh’ı daim hatırlamak, Allâh’ı zikretmek. Sen normalde bir iş yaparken Allâh hatırına gelsin. Allâh hatırına gelsin. Allâh hatırına geldiği müddetçe, evet hep böyle olmaya devam edersin. Allâh hatırına gelmezse, yok öyle olursun. Çoğunluk öyle olmasın. Günlük hayatınızın çoğunluğu öyle olanlardan olmasın.

Namazı kılmak hatırlamaktır. Bir haramdan uzak durmak hatırlamaktır. Eşine, çoluğuna, çocuğuna iyi davranmak hatırlamaktır, zikirdir. E kardeşler yapmayın ya. Eş ve çocuklarınıza zulmetmeyin. Kadınlar erkekler yapmayın. Bunu bir derviş topluluğuna bunu söylemekten vallahi de billahi de utanıyorum. Yemin ediyorum, utana utana söylüyorum bunu. Yapmayın. Eş ve çocuklarınıza zulmetmeyin. Yapmayın. Allâh için, Allâh rızası için yapmayın. Duymak istemiyorum, görmek istemiyorum, işitmek istemiyorum. Gözümün önüne gelsin istemiyorum. Yalvarıyorum Allâh için. Daha ilerisini söyleyeyim, beni bu ızdıraptan kurtarın. Mustafa, Özba, bu ızdıraptan kurtarın. Görmek de, duymak da istemiyorum. Yemin ediyorum.


9. Bölüm

Yapmayın. Bir derviş, erkek, kadın, eş ve çocuklarınıza zulmetmez. Bir derviş, erkek, kadın, eş ve çocuklarınıza zulmetmez. Sinirliymiş, sinirini yiyeyim ben senin, benden daha mı sinirlisin? Duvara kafa atan adam var karşınızda. Benden daha mı sinirlisiniz? Allâh için söylüyorum, yapmayın. Bunu defalarca söylüyorum. Helallaşın, bugün gidin helallaşın. Eş ve çocuklarınız da, kadınlar, erkekler, helallaşın. Yapmayın. Koskoca kızı var, koskoca oğlu var. Daha böyle ona hakaret, buna hakaret edeceğim diye uğraşıyorlar. Kimisinin küçücük yavruları var, küçücük yavrularına uğraşacağım diye uğraşıyor. Yapmayın. Yapmayın. Gerçek sûfîlik, İslam’ın manevi olarak son kalesidir. Gerçek manada sûfîlik, İslam’ın bâtini olarak son kalesidir.

Bu son kale yıkılmasın kardeşler. Biz ahlakımızla, ihlasımızla, samimiyetimizle, muhabbetimizle, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye bağlılığımızla, örnek birer protip insan olalım. Eşimiz bizden memnun, çocuklarımız bizden memnun, arkadaşlarımız bizden memnun. Kayınvalidemiz, kayınpederimiz bizden memnun. Kardeşlerimiz bizden memnun. Biz öyle birer derviş olalım. Bakın bizler öyle birer derviş olalım. Biz öyle birer derviş olamazsak, evet, son kale sufiliktir. Gerçek sûfîlik, İslam’ın manevi olarak son kalesidir. Evet, son kale sufiliktir. Her şey yıkılır. Her şey tavr-ı mahredilir. Sufilerin gönül dünyası yıkılmaz. Eğer kalp ürperirse, o kalpler yıkılmaz. Eğer kalp ürperirse, o kalp etrafa ışık olur.

O kalp sahibi karanlığı aydınlatır. O kalp sahibi taşı eritir. O kalp sahibi dağları toz duman eder. O kalp sahibi güneşi bile gölgeletir. O kalp sahibi, o kalp sahibi ayı etrafında pervane döndürür. O kalp sahibi varlığa tamamen, varlığa tamamen şefkatini, merhametini akıtır. O kalp sahibi, o kalp sahibi, böyle bir bakmış olsanız, böyle bir etrafınıza bakmış olsanız, insanlardan milyonlarca kat fazla dünya üzerinde varlık vardır. Bitkisini, hayvanını koysanız sayamazsınız. O kalp sahibi bütün bu varlığın üzerinde, varlığın üzerinde rahmet gibi okunur. O kalp sahibi, insanların yedi katı melek vardır birinci kat gökte. Onların yaptığı ibadetten daha evla ibadet etmiş olur. Kalbin ülpermesi demek, o kalp sahibinin, meleklerden ve cinnilerden daha evla bir insan olduğunu gösterir.

Ve o kalp sahibi, o kalbi ülperdikçe, birinci kat gök, ikinci kat üç, dört, beş, altı, yedi, sonra birinci sema, ikinci sema, üçüncü sema başlar uruc etmeye. O kalp sahibi, o kalp sahibi, orada durduğu müddetçe, o kalbinin ülpertisinin tecelliyatına göre, evine merhamet olur, rahmet olur, çoluğunu çocuğuna rahmet olur, mahallesine rahmet olur, arkadaşlarına rahmet olur, ışık olur o. Ondan insanlar faydalanır, ondan insanlar fayda görür. Sizin en hayırlığınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır bu olur. Asıl fayda manadadır çünkü. Senin zahiri, tasarrufun, tasaddukun senin mananla alakalıdır. Sen beş kuruş, on kuruş verirsin, bu zahir değildir, o manayı tetikler. Asıl o kalp sahibi, Allâh’ın vermiş olduğu nimeti ne yapar?

Rızkı dağıtır. Bu nedir? Bu manevi ilimdir. O kendine bir şey saklamaz. O biriktirmez, dağıtır ne geldiyse. Bunun zahiri nedir? Zahiren o kimse zekatını verir. Zekat onun farzıdır. Bunun manası nedir? Mana olarak ihtiyaç sahibinin ihtiyacını görmektir. İhtiyaç sahibi zahir batın neyse onun ihtiyacını görmektir. Bu işin manasıdır. O yüzden kalpler ürpersin inşâAllah. Kalpler inşâAllah rahmet deryası olsun. Kalplerimiz inşâAllah Cenab-ı Hakk’ın tecelli gahı olsun. Hz. Muhammed Mustafa ile muhabbet eden kalpler olsun. Hz. Muhammed Mustafa ile muhabbet eden kalpler olsun. Üç ihlas bir Fâtiha-i Şerîfe. Âmîn. Eyâ Rabbi, hasıl olan sevabı Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmed el-Rifai, Seyyid Ahmed el-Bedevi, Seyyid İbrahim Dursekî, Şeyh Ebul Hasan el-Şazeli, Şah-ı Nakşibendli Muhammed-i Bahadîn, Şah-ı Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi, Şah-ı Hacı Bektaş veli, Şah-ı Hacı Bayram veli, Mehmet Muhittin Üftade veli, Veysel Karani, Muhittin Arabi Niyâzı Mısli, Ve bütün Pir ve Pir’an efendilerimizin ruhlarına ayrı ayrı hedeyledik Vasıl.

Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Âmîn. Haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Ey zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Eyâ Rabbi, hasıl olan sevabı geçmiş üstadlarımızdan Abdurrahîmet Tântavi, Abdurrahîmen Nişâvi, El-Hâç, El-Hâfız ve Dubekir Sıddîki Çorumi, Hacı Ali Haydar Efendi, El-Hâç Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi’nin, Kaçuni Dergâhı’nın, Kabbâişi Dergâhı’nın, Ve bütün geçmiş mürşid-i kâmillerin, velilerin, evliyaların, mürşid-i kâmillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına. Âmîn. Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayandırlı Hacı Mustafa Özba, Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine.

Âmîn. Cet ve Dadalarının ruhaniyetlerine. Âmîn. Yaşayan bütün mürşid-i kâmillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed’in ruhaniyetlerine. Âmîn. Âmîn. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Âmîn. Haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh, cemiyye-i enbiya-i ve-l mursaleen vel hamdü lillahi rabbil âlimin. El-Fâtiha. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin ve ala alimuhammed. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin ve ala alimuhammed. Âmîn. Ejmeyn. Destûr saleh.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı