Mustafa Özbağ Efendi bu uzun sohbette vahyin üçüncü şeklini — Cenâbı Hakk'ın bir elçisiyle peygamberlerine ve kullarına vahyetmesini — Cebrâîl aleyhisselâm'ın peygamberlere ilâhî kitâbları getirmesi misâliyle tafsîl eder. Vahyin bir okunan kısmı vardır: ilâhî kitâblar — Hz. Âdem aleyhisselâmdan Hz. Muhammed Mustafâ'ya kadar gelmiş bütün peygamberlerin kitâbları, suhuf ve son kitâb Kur'ânı Kerîm. Bu üçüncü vahy hâlinde Resûli Ekrem efendimize peygamberlik verilmezden önce 6 ay rüyâ ile vahyedildi; ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem peygamberlik tebliğ edilmeden önce de varlığın bütün mertebelerinde Hz. Muhammed Mustafâ'ya salâtselâmlar getirilirdi. Cebrâîl aleyhisselâm Hira dağında ilk vahyi getirdi; lâkin Hz. Peygamber zâten Cebrâîl'i tanıyordu. Onun titremesi vazîfenin ağırlığıyla alâkalıdır. Hz. Mevlânâ Celâleddîni Rûmî hazretleri «Bana yürürken rüyâ gören gerek» der; bu yakaza hâli mü'mîn velînin manevî mertebesidir.
Vahyin Üçüncü Şekli: Elçi Üzerinden
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel mevzûyu ortaya koyarak başlar: üçüncü vahy türü ne? Cenâbı Hakk'ın bir elçisiyle peygamberlerine ve kullarına vahyetmesi. Elçi üzerinden. Peki bu kim peygamberler? Ne yaptı? Cebrâîl aleyhisselâm'ı elçi olarak peygamberlerine ilâhî kitâbları vahyetti. İlâhî kitâblar vahyetti. Vahyin bir bu mânâda okunan vardır. Vahyin okunanı nedir? İlâhî kitâblardır. Hz. Âdem aleyhisselâmdan Muhammed Mustafâ'ya kadar gelmiş bütün peygamberlerin içerisinde — bâzen suhuf, bâzen 10 sayfa, bâzen 30 sayfa, bâzen 40 sayfa, bâzen 100 sayfa — okunmuş vahiyler. Okunacak vahiyler kitâblaştırılmış son kitâb Kur'ânı Kerîm.
Hz. Peygamber'e 6 Ay Rüyâ ile Vahy
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tarîhî hakîkati tafsîl eder: bunun gelmesini işte daha öncesinden tâbii. Bundan öncesinden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine 6 ay rüyâ ile vahyedildi. 6 ay. Ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik gelmezden önce — buralar önemli, bunları normâlde yazmazlar söylemezler — varlık Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin son peygamber olduğunu ona dile getirirdi. Taşlar ona peygamber muâmelesi yapardı; taşlar onu metheder, taşlar onu ta'zîmde bulunurdu. Ağaçlar, yapraklar, çiçekler, mevcûdât onun peygamberliği henüz dahâ ilân edilmezden önce onun peygamberliğini kabûl edip onun geçtiği yerlerde Hz. Peygamber'e temennâ ederlerdi.
Mevcûdâtın Salât-Selâmları
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: o henüz dahâ ergenlik çağına gelmemişti ki varlığın bütün mertebelerinde Hz. Muhammed Mustafâ'ya salâtselâmlar getirilirdi. Hz. Muhammed Mustafâ da o salâtselâmları işitirdi. Hz. Muhammed Mustafâ peygamber olmazdan evvel — peygamberlik ona tebliğ edilmezden önce — yiyecek dile gelir, hangisini yiyip hangisini yememesi gerektiğini ona söylerlerdi. Bütün taş, bütün nebât, bütün hayvanât, bütün varlık Hz. Muhammed Mustafâ'nın peygamber olacağı kendilerine vahyedildiğinden, ve onun çevresinde yaşayan, hatta dünyânın arzı, göktekiler, gökte yaşayanlar — Hz. Muhammed Mustafâ'nın peygamberliğini bildiklerinden dolayı bütün göğün katlarında o doğduğundan itibâren salâtselâmlar okunurdu, methiyeler düzülürdü, duâlar edilirdi.
Peygamberlik Tebliğ: Fizikî Görev Başlangıcı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: elçiyle peygamberliğin ona tebliğ edilmesi mes'elenin fizikî olarak görev başlangıcıdır. Yoksa o zâhirî olarak dünyâya geldiğinde zâten peygamberdi. Aslında dünyâya gelmezden önce de o peygamberdi. Hattâ Âdem su ve çamur arasındayken de o peygamberdi (Tirmizî, Menâkıb 1). Henüz dahâ hiçbir varlık âlemine sudûr etmemişken de o peygamberdi. Bu üslûp Hz. Muhammed Mustafâ'nın peygamberliğinin ezelden gelen bir hakîkat olduğunu, ve dünyâdaki tebliğ'in sâdece fizikî olarak görevinin başlangıcı olduğunu ortaya koyar.
Hadîs İnkârcılarının Akıbeti
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sert tepki gösterir: o yüzden o peygamberin şânını, şerefini, mukaddesatını, mucizelerle donatıldığını görmeyenler — hadîslerini komple reddedenler küfür ehlidir. Hadîsleri komple reddedenlerin nikâhları düşer; hanımlarıyla zinâ etmiş olurlar. O peygamber ki varlığın sebebidir. İşte Cebrâîl aleyhisselâm ona Hira dağında ilk vahyi getirdi; ama o zâten Cebrâîl'i tanıyordu. O Cebrâîl'i tanımamış bir kimse değildi. O yüzden Cebrâîl aleyhisselâm'ı gördüğünde namütenahi herhangi bir şey yaşamadı. Onun oradaki titremesi vazîfenin ağırlığıyla alâkalıdır.
Cebrâîl Bile Onun Maneviyatını Tâm Göremez
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: Cebrâîl aleyhisselâm onu gördüğünde tirtir titrer. Eğer Cebrâîl aleyhisselâm onun maneviyâtını tâm olarak görseydi Cebrâîl diye bir kalmazdı; yanardı. Ama Hz. Muhammed Mustafâ'nın maneviyâtının nûrânî rûhâniyetinin o zirve noktasını bilmeyen, tanımayan körler ne yazık ki onu «postacı» seviyesine indirmeye çalışıyorlar; hadîslerini inkâr ediyorlar. Dünkü çocuk hadîs inkâr ediyor. Şimdi dünkü çocuk hadîslerin hepsini reddediyor şu anda; ne yazık ki ümmeti Muhammed'i bu hâle getirdiler. Allâh onların burunlarını sürsün.
Vahy ve İlhâm: Uyku-Yakaza Farkı
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir tasavvufî netîceyi tafsîl eder: vahy bu mânâda ne demek? İlhâm ettirmek, bildirmek, bir şeyi işâret etmek, gizliden ihbâr etmek. Hiç kimse duymuyor, hiç kimse bilmiyor; ama senin kalbine ilhâm geliyor, vahy ihbâr geliyor: kalbine bunu yapma, bunu yap, bunu etme, bunu et, buradan git, buradan gitme — bu da nedir? İhbâr, ve vahy. İster ilhâm noktasında olsun (ehli sünnet çizgisinde durayım), ister ilhâmın üst derecesinde olsun. Ne uykuya bakar ne uyanıklığa bakar; uykuda da gelir, uyanık da gelir. Hz. Mevlânâ Celâleddîni Rûmî hazretleri Mesnevî'sinde der: «Bana yürürken rüyâ gören gerek.» Yürürken rüyâ gören. Bu nedir? Bizim hâl dediğimiz. Hepsi de rüyânın içindedir; çünki hepsi de rüyânın içindedir. Bize şunu öğrettiler: «Rüyâ sâdece uyuduğunuzda görülür» — değil; rüyâ uyanıkken de görülür. Uyku ile uyanık arasında yakaza halindeyken de görülür. Hele o yakaza hâli bambaşkadır; tadından yenmez. Otur koltuğa «Lâ ilâhe illallâh…» — gitti. Y kaza hâlindeki gör göreceğini, yaşa yaşayacağını, duy duyacağını. Söyleme, anlatma, deme — içinde tut. Çıkamadığın bir şeyi üstâdına sor; yol bilmez kelâm bilmezlere anlatma. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni vahyilhâm farkına vâkıf, yakaza hâline aşinâ, ve manevî tecellîlere açık kılmak üzerine kuruludur.
- Kur'ânı Kerîm: Şûrâ 42/51-52; Necm 53/3-18; Â'lâ 87/6-9; Cum'a 62/2-3; Bakara 2/97.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü Bed'i'l-Vahy.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî, Kitâbü'l-Menâkıb 1.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, vahy ve ilhâm bahisleri.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- Hz. Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf.
- İbnü'l-Arabî, Fütûhâtı Mekkiyye.
- İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Vahiy Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu uzun sohbet vahyin üçüncü şeklinin elçi üzerinden olduğunu, Hz. Peygamber'e 6 ay rüyâ ile vahyi, mevcûdâtın salâtselâmlarını, peygamberlik tebliğ'in fizikî görev başlangıcı oluşunu, hadîs inkârcılarının akıbetini, Cebrâîl bile onun maneviyâtını tâm görememesini, ve vahyilhâm uykuyakaza farkını tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Vahiy Sohbetleri