Cenâb-ı Hak Hikmeti Dilediğine Verir
Cenâb-ı Hak hikmeti dilediğine verir; bu, âyetle sâbittir. Bekâra Sûresi 269. âyette buyurulmuştur: «Allâh hikmeti dilediğine verir; kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir; ve bunu ancak akıl sâhipleri düşünürler.» İnsân bâzen sevmediği, küçümsediği bir kimsenin mânevî makâma yükseltildiğini görür; ve bunu kabûl edemez. Hâlbuki ilâhî feyz zamâna, mekâna, ve insanın zâhirine bağlı değildir.
Hikmet Allâh’ın Bir Lutfudur — Çalışmayla Kazanılmaz
Hikmet, sıradan bilgiden farklıdır. Sıradan bilgi okumakla, ezberlemekle elde edilir. Hikmet ise Allâh’ın bir lutfudur; doğrudan ilim elde etmekle değil, kalp tezkiyesiyle gelir. İnsân kalbini paklarsa, Allâh ona hikmet bağışlar. Bu yüzden bâzen okumamış, basit görünen kişilerden derin sözler çıkar; çünkü onların kalpleri paktır.
Beklenmedik Kullara Tecellî — İlâhî Hikmet
Allâh hikmeti bâzen beklenmedik kullara verir. İnsân «bu adam mânevî olarak yükselemez» dediğinde, Allâh ona yüksek bir makâm verir. İnsân «bu adam makâm sâhibi olmalı» dediğinde, Allâh onu indirir. Bu, ilâhî hikmettir; ve insânın aklını aşar. Çünkü Allâh kalplerin sâhibidir; ve kimin kalbinin pak olduğunu yalnız O bilir. Görünüş aldatıcıdır.
Sevmediğin Kimseyi Görmek — Nefsî İmtihân
Sevmediğin, küçümsediğin bir kimsenin yükseltilmesi, senin için bir imtihândır. Çünkü kabûl edersen, hased ettiğini yenmiş olursun. Kabûl etmezsen, hased kalbini yer. Bu mânevî mes’ele üzerinde durmak gerek: Senin sevmemen, onun aslî değerini değiştirmez. Allâh seviyorsa, sen sevmesen de o sevilen olur. Hased, mü’minin kalbini yiyen büyük günâhlardandır; ve onun ilk muharriki başkalarının yükselmesidir.
İlâhî Feyz — Zamâna ve Mekâna Bağlı Değil
İlâhî feyz, zamân ve mekân sınırlamasında değildir. Bir kişi sâbah müslüman olur, akşam velî olabilir; ya da bir kişi yıllarca dergâhta hizmet eder, ama velîliğe ulaşamaz. Bu farkın sebebi, Allâh’ın iradesidir; insânın hesâbı değil. Aynı şekilde mekân da fark etmez: Allâh kuluna nerede olursa olsun lutfunu verir. Köyde bir velî, şehirde bir velî, dergâhta veya iş yerinde bir velî olabilir.
İhsân — Hikmetin Pratik Tezâhürü
Hikmet, kendini ihsân olarak gösterir. İhsân, Hz. Peygamber’in tarîfine göre «Allâh’ı görüyormuş gibi ibâdet etmek»tir. Hikmet sâhibi, her ânında Allâh’ı görüyormuş gibi davranır; her sözünü O’nun rızâsına göre söyler; her hareketini O’nun emrine göre yapar. Bu hâl, kendini sıradan dış görünüşte göstermez; ama içte parlar. Dergâhlarda bu hâli yaşayanlar görülebilir. Allâh muhâfaza eylesin; bizi hikmet ehli kullardan eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Hikmet, İhsân, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü