Genel anlamda ehl-i sünnetin siyasi tecrübeyi siyaset doktrinine ya da kelami bir siyaset doktrinine dönüştürmesi ve siyasetin olması ge-reken hukuki çerçevede yeterince ele alınmamasını araştıralım. Konu başlığı bu.
Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hayatta iken dini ve dünyevi işleri yürütmek üzere yerine herhangi bir kimseyi imam/halife olarak bırakmadı.
Doğru değil. Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri sefere çı-kacağı zaman, Medine-i Münevvere’den dışarı çıkacağı zaman yerine bir halife atıyordu. O yüzden bu eksik bilgi. Mesela atanan halifelerden birisi: Ümmü Mektûm. Yani âmâ olan Ümmü Mektûm bir de. Yani onun âmâ ol-masını, kendisinden sonra Medine-i Münevvere’de halifelik yapmasını, valilik
yapmasını, orada idare etmesini herhangi bir şey demedi. Ümmü Mektûm’u halife olarak atadı, hatta bir sefer cihada giderken de komple sadece Medine için değil, kendisinden sonra bütün her şeyden sorumlu Hazreti Ali radiyal-lahu anh hazretlerini atadı. Hatta Hazreti Ali Efendimiz cihada gitmek istedi. Ona dedi ki: “Musa’nın Harun’u neyse sen de benim için öylesin.” dedi. Dik-kat edin, Musa’nın Harun’u ne ise. Hani Musa aleyhisselam da Tûr-i Sinâ’ya gidiyordu, Tûr-i Sinâ’ya gidince Cenâb-ı Hakk’a yalvardı dedi ki: “Benden sonra bir halife, benim kendimden bir halife tayin et, benden sonra birisini tayin et.” Harun’u istedi Cenâb-ı Hakk’tan. Cenâb-ı Hakk da Harun aley-hisselamı ona halife olarak verdi, peygamberlik halifesi olarak. Sonra Harun aleyhisselama da peygamberlik verildi. O yüzden Musa’nın Harun’u ne ise sen de benim için öylesin, dedi.
Hemen ben paragrafa girdim. “Hayatta iken dini ve dünyevi işleri yü-rütmek üzere yerine herhangi bir kimseyi imam, halife olarak bırakmadı.” Sözü doğru değil, mesela bir hadis-i şerif daha var. Hazreti Peygamber sallal-lahu aleyhi ve sellem hazretleri bir kavim veya bir köy, kasaba İslam olunca oraya bir tane nakîb atıyordu. Hadis-i şerifte nakîb olarak geçer ve sufile-rin organizasyonu, sufilerin teşkilatlanmasının temelidir bu. Sufilerde de nakîb denilir çünkü. O beldede ders yaptıran, o beldede şeyhin adına, şey-hin adına ders yaptıran, şeyhin adına orada zikrullah yaptıran; orada in-sanlara dini, İslam’ı, sufiliği öğreten kimsedir nakîb. Nakîb atardı Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri. O nakîbler ay boyunca çalışırlar, herhangi bir meselede ne yapmaları gerekiyorsa yaparlar, her ay bazı rivayet-lerde kırk gün Medine-i Münevvere’de toplanır, onların başına da bir tane adı nakîbü’n-nükabâ, -hadiste de nakîbü’n-nükabâ olarak geçer- bir nakî-bü’n-nükabâ atıyordu. O nakîbü’n-nükabâ bütün nakîblerden almış olduğu bilgileri ne yapıldığı, ne yapılmadığı, ne edildiği, ne edilmedi hepsini de ra-por ediyorlardı nakîbü’n-nükabâya. Nakîbü’n-nükabâ da Hazreti Peygam-ber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine rapor ediyordu. Henüz daha vali tayin edilmezden önce bunlar. Sonradan siyasi teşkilat veya devlet teşkilatı olarak nitelendireceğimiz vali atamaları var.
Ehli sünnetin siyaset anlayışının kelami temelleri sorununa geçmeden Kur’an da din-siyaset ilişkisi açısından bazı tespitler yapalım. Din-siyaset ilişkisinde en çok gündeme getirilen halife ve imam kavramları iddia edil-diği gibi Kur’an’da siyasi erki elinde tutan kimse anlamında kullanılma-maktadır ve bu ayetlerden hilafetin Kur’an’ın bir emri olduğu sonucunu da çıkarmaz. (Prof. Sönmez Kutlu, Ehli Sünnet Siyaset Anlayışının Dini Te-mellerinin Sorgulanması.)
Bakara 30, En’am 165? Bakara 30’la En’am 165’e döneceğiz.
138 | Çağdaş Siyasal İslam
Şimdi böyle söylemiş buradaki Profesör Sönmez Kutlu ama ben hemen kalbime gelini söyleyeyim. Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer burada hilafetle alakalı bir şeyin konuşulup konuşulmaması değil. Burada Müslümanların kendilerinden olan bir emire itaatleri var. Yani bir emir var, kendisinden. Başka bir hadis-i şerifte ise: “Si-zin başınıza kulağı kesik, kulağı kesik bir emir tayin edilirse ona itaat edin.” der. Başka bir hadis-i şerifte onun derisinin rengini de söyler: “Kara derili bir kimse de size emir olarak tayin edilse ona itaat edin.” der. Öyle olunca Müslümanlar için halife söz konusu değil, Müslümanlar için imam söz ko-nusu değil, demek doğru olmuyor. Ben kardeşin yazılarından, Hakan’ın ya-zılarına güvenmediğimden değil. Alıntı yapıyor çünkü o. O alıntı yapılanları özellikle dikkat çekmek istiyorum, o alıntıları görmek istiyorum.
Bakara ayet 29: Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra göğe
yönelip onları yedi gök halinde düzenleyen odur. O, her şeyi bilendir.
Bakara 30: Hani Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife yara-tacağım.” demişti de melekler: “Biz seni hamd ile tesbih, takdis eder du-rurken yeryüzünde fesad çıkarıp, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?” demişlerdi. Allah da:” Sizin bilmediklerinizi ben bilirim.” buyurmuştu.
Tabi bu Bakara 30’da insanın halife olarak yaratılması var, bu manada si-yasi olarak değil. Ben şimdi soruları daha öncesinden okumadığımdan dolayı soruları spontane cevaplıyorum. Yoksa sorular elimde olmuş olsa ben bunla-rın karşı fikirlerini daha ayrıntılı bir şekilde anlatırım size, daha doğrusu top-larım, bu konuda bir sıkıntım olmaz ama böyle spontane bir şey olduğu için.
Yine 165. (En’am 165.ayet) Aynı manada: “Sizi verdikleriyle denemek için yeryüzünün halifeleri yapan ve kiminizi kiminize derecelerle üstün kılan odur. Şüphe yok ki o, Gafur’dur.” Buradaki bu iki ayet-i kerime siyasi ma-nada, bir halife noktasında değil. Bakın, buradaki iki ayet-i kerime. Ama az önce benim söylediğim Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Evet bu ayet-i kerimelerde bu manada kullanıl-mamış. Ama az önce söylediğim Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin, siz-den olan emir sahiplerine itaat edin. Bu Müslümanların siyasi olarak bakın; siyasi olarak bir halifeye, bir imama -bu manada- bağlanmaları gerektiğine dair ayet-i kerimedir. “Sizden olan emir sahiplerine…” Hatta Hanefi- İmam-ı Maturidi ekolünde cuma ile alakalı bir meselede geçer, içtihat noktasında. Yani cumayı kıldıracak olan bir kimsenin, bir halifenin veyahut da bir emi-rin -yani İslami bir noktada duran kimsenin, İslami bir emirin-cumayı kıl-dırması; eğer cumayı o kıldırmıyorsa onun tayin edeceği bir kimsenin kıldır-ması. Daha ileri, bundan da ilerisini söyleyeyim: Hanefiler cami yapımının dahi halifenin iznine bağlıdır, emirin iznine bağlıdır. Mesela cami ile mescit
hükmü farklıdır, mescit yapabilirsiniz dârü’l-harbte, (yani İslam hukukunun ve hükmünün geçmediği yerlerde) mescit yapabilirsiniz ama cami yapamaz-sınız. Cami yapabilmeniz için orada İslam emirinin veyahut da devlet başka-nının müsaadesi olması gerekir, müsaadesiz bir şekilde siz cami yapamazsı-nız. Yaptınız camiyi, müsaadesiz yaptığınız değil mi? Siz yine emir müsaade etmezse orada cuma kılamazsınız, bunu Hanefi’ye göre söylüyorum. O yüz-den halife öyle mi olacak böyle mi olacak noktası doğru bir şey değil.
Kur’an’ın siyasi ve hukuki konularda hakimiyet yetkisini tamamen in-sanlara bıraktığı ve topluma ait işlerin insani birikimin sunduğu imkan-lardan faydalanarak toplum tarafından düzenlenmesini ve yürütülmesini istediği çağdaş araştırmacılar tarafından da bilimsel olarak tartışılmak-tadır. (Ahmet AKBULUT, Kur’an’da Egemenlik Meselesi,1995.)
Zaten dünya üzerinde kıyametin koptuğu mesele: Siyasi ve hukuki me-selelerde dinin bu noktada etkinliğini, dinin bu noktada müdahalesini or-tadan kaldırmak. Yani bu şu demek: Kur’an ve sünnet bir şey haram etmiş ama onlar diyorlar ki din bizim dünya işlerimize karışmasın, bir şeyi haram etme veya helal etme noktasına durmasın veya din hukukla alakalı ilgilen-mesin. Zaten kıyametin kopma sebebi bu. Hukuku olmayan -tekrar söylü-yorum- hukuku olmayan, ahlaki kuralları olmayan, sadece vicdani ve ibadet noktasında duran bir din olarak istiyorlar. Zaten Müslümanlar eğer sadece ibadet ederler; sadece ibadet ederlerse dinin diğer ahkâmıyla alakalı, huku-kuyla alakalı, ahlakıyla alakalı veya siyasetiyle alakalı herhangi bir şeye ka-rışmazsa o zaman gayrimüslimler için veya dünyayı yöneten eperyalistler için bir sıkıntı yok. Müslümanlardan istedikleri şey şu asıl:
1- Siz İslam’ın hukukunun istemeyin.
2- Cihad anlayışınızı değiştirin.
Sıkıntı bu iki problem. Onların problem gördüğü şeyler bunlar, herhangi bir şeyi de siz din adına yasaklamayın. İçkiymiş, yasaklama, kumarmış, ya-saklama, zinaymış yasaklamayacaksın, karışmayacaksın. “Din bunu yasaklı-yor.” Sen yasaklamayacaksın, sen karışmayacaksın. Onu sadece kendi nefsine yasaklayacaksın, başka bir şeye değil, umuma ait bir şeyde yasaklamayacak-sın. Aynı Türkiye gibi yani. Türkiye’de haramlar yasak mı? Değil. Serbest mi? Evet. Bu Süleyman Demirel’in sözü: “Camiler açık mı? Açık.” diyor. Ya ne demek bu? Siz sadece ibadet etmek için camiye gidebilirsiniz, ibadetinizi edin. Sizin namazınıza karışan var mı? Yok. Bunun üstünde bir şey isteye-mezsiniz. Bakın, bunun üstünde bir şey istemeye kalkarsanız siz bu sefer tanrılara çatmış olursunuz, tanrılarla başınız derde girer. Ya nasıl? Basba-yağı. Her dönemin firavunları vardır, tanrıları vardır, her dönemin putları
140 | Çağdaş Siyasal İslam
vardır. Siz “la ilahe illallah Muhammeden Resulullah” der ve dinin emret-tiği gibi yaşayacağım, derseniz onlara çatmış olursunuz.
Şimdi size başka bir şey söyleyeceğim. Kıyametin koptuğu ayet-i kerime-lerden birisidir. Maide suresi ayet 38: Hırsız erkek ve hırsız kadının yaptıkla-rına karşılık Allah tarafından bir ceza olarak ellerini kesin ve Allah azizdir, hâkimdir. 39: Kim de zulmettikten sonra tövbe eder, düzelirse muhakkak Allah onun tövbesini kabul eder. Ayet 40: Bilmez misin ki göklerin ve yer-yüzünün mülkü Allah’ındır. Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Bakın bunlar hukukla alakalı, sıkıntıları bu. Ayet 49: Aralarında Allah’ın indirdi-ğiyle hükmet. Bakın, Maide ayet 49: Aralarında Allah´ın indirdiği ile hükmet. Onların heveslerine uyma. Seni Allah´ın sana indirdiğinden vazgeçirmelerin-den sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki bir kısım günahları yüzünden Allah onları cezalandırmak istiyor. Gerçekten insanların birçoğu fasıktır. Ayet 50: Cahiliyet hükmünü mü istiyorlar? Ama yakîa getiren bir kavim için Allah´-tan daha iyi hüküm veren kimdir? “Cahiliyet hükmü mü istiyorlar?” diyor. “Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet onların heveslerine uyma.” Şimdi burada Cenâb-ı Hakk Peygamberine diyor ki: “Allah’ın indirdiğiyle hükmet.” Maide suresi ayet 51: Ey iman edenler Yahudi ve Hristiyanları dost edinme-yin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden her kim ki onları dost edinirse o da onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez. 52: Kalblerinde hastalık olanların bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz, di-yerek onlara koşuştuklarını görürsen olur ki Allah fetih verir veya katından bir emir getirir de onlar, içlerinde gizlediklerinden dolayı pişman olurlar. 53: İman edenler derler ki: Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah’a yemin edenler bunlar mıdır? Amelleri boşa gitmiş ve hüsrana uğramışlardır.
Kısaca devlet ve siyasetin sosyal, hukuki ve beşeri bir olgu olması ve de-ğişmesi sebebiyle Kur’an doğrudan siyasi bir sistem önermez; siyasi bir ya-pılanmanın ayrıntısını ortaya koymaz ve siyasi erki elinde tutacak kişinin kimliği, özellikleri ve sorumlulukları üzerinde durmaz. Çünkü; Kur’an’ın ana gayesi ve esas ilgi konusu, siyasi oluşumlar ve bunların faaliyetleri değildir.
Katılmıyorum. Kur’an bir devlet sisteminin nasıl olması gerektiğini de önerir. Mesela hukuk öneriyor diyor ki: Eğer bir kimse hırsızlık yaptıysa ka-dın-erkek onun elini kesin, diyor. Bir kimse hırsızlığı kendisine, hırsızlığı kendisine meslek haline getirirse yalnız böyle baklava çalmış, ekmek çalmış, süt çalmış bi gitmiş oradan bir meyve çalmış, öyle değil. Hırsızlığı meslek etmiş, girmiş, adamın kasasını patlatmış, girmiş adamın dükkanının soy-muş, bunlarla alakalı bu. Hanefiler bunu ayırt etmişler, bu ciddi ciddi hır-sızlığı meslek edinenler için. Ne diyor? Elini kesin. Şimdi bunu vahşet olarak
görüyor bütün herkes. Öyle değil mi? Haşa. Kıyamet oradan kopuyor zaten, İslam’ın hukukuyla alakalı meselelerden çıkıyor ama şu anda dünya üzerin-deki emperyalistler diyorlar ki: İslam’ın hukuku uygulanması mümkün de-ğil, bundan biz feragat edelim, sizlerde feragat edin, hukuku rafa kaldırın. Bakın, hukuku rafa kaldırın. Zaten bir dini ayakta tutan bu şekilde, bu ma-nada hukukudur. Dinin hukuku yok ise dindarların ayakta durması müm-kün değildir. Kısasta hayat vardır, diyor ayet-i kerimede, kısasta hayat vardır. Siz; kısasta hayat vardır, deyince haksız yere bir kimse bir kimseyi öldürdü, onun öldürülmesi gerekir. Haksız yere öldürmüş onun öldürülmesi gerekir. Ya onu öldürmek demek, hapsetmek demek değil. Çünkü fiiliyatı öldürülmüş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bütün ayetleri, bütün ayetleri kendi sağlığında yaşamış ve yaşatmış. Yaşanmamış bir din yok eli-mizde, bütün ayetleri ile hukuku ile yaşanmış bir din var elimizde. Eğer ya-şanmamış dinin bir bölümü olmuş olsaydı diyecektik ki, ya burada Hazreti Peygamber nasıl hükmetti, bilmiyoruz. Mesela müteşabihlerle alakalı böyle bir mesele var. Ama müteşabihlerlerle alakalı deniliyor ki: Onların üzerine siz çok tartışma yapmayın. Herkes kendince algılayabilir onu, eyvallah ama hukukla alakalı öyle bir şey değil veya İslam’ın kendi içerisindeki devlet sis-temi ile alakalı öyle bir şey yok. Çünkü mesela İslam’da devlet başkanının İslam olması da önemli. Neden? Ya siz orada ana erksinizdir, ana toplumu-sunuzdur ya da değilsinizdir. İslam’da bir devlet başkanının nasıl olacağı dahi, nasıl olacağı dahi hükme bağlanmıştır. Birinci derecede mümin olması istenir, bir Müslüman’ın devlet başkanı ancak mümin olur, mümin olma-yan bir kimse Müslüman’ın devlet başkanı olmaz, İslam hukuku bu. Müslü-man’ın başındaki bir komutan ancak Müslüman olur. Müslüman’ın başın-daki komutan -askeriye olarak- müslim değil ise o komutan olmaz. Mesela örnek: Bir Müslüman orduda gayrimüslim unsur olmaz, gayrimüslim un-surlarla siz savaşa çıkamazsınız İslami bir orduda. Örnekliyorum aklıma ge-lenleri. Mesela bir İslam milletinde, devletinde gayrimüslim bir hakim, savcı olamaz; gayrimüslimler için olur. Bir Müslüman bir Müslüman’a hükmede-cekse o kimsenin Müslüman olması gerekir, Müslüman olmayan bir kimse bir Müslüman’a hükmedemez. Burada söylüyorlar ya: Kur’an’ın ana gayesi esas ilgi konusu siyasi oluşumlar ve bunların faaliyetlerinden değildir. Ne-dir Kur’an’ın ana gayesi o zaman? Yani yeryüzünde hukuka karışmayacak, devletin nasıl işlemesi gerektiğine karışmayacak, bir şeyi yaptırım uygula-mayacak, ne yapacak? Bunlar böyle süslü kelimelerle Müslümanların kafala-rını, akıllarını karıştıran şeyler; Müslümanların zayıflığından etkilenen şey-ler. Yani sizin başınıza bir devlet kuracaklar, bu devlet Türkiye Cumhuriyeti
142 | Çağdaş Siyasal İslam
Devleti’yle alakalı değil. Dünyayı oraya doğru götürmeye çalışıyorlar. Bü-yük global bir devlet kuracaklar, tek devlet, sömürecekler. İki bin tane, üç bin tane, dört bin tane, beş bin tane şirket toplanacak; büyük bir global dev-let kuracaklar; komple sömürmeye devam edecekler. Aslında o devlet, onla-rın hayalindeki devlet, İsa Mesih’in devleti onların inancına göre. Onlar bir İsa Mesih dünya devleti kurmaya çalışırlarken siz deccalsınız. Bunları böyle açıktan hiç kimse de konuşmaz. Onlar bir dünya devleti kurmak istiyorlar, o dünya devletin adı İsa Mesih devleti ve o devletin başına gelecek olan İsa Mesih, Hristiyanlar için. Yahudiler de onlar da bir dünya devleti kurmanın peşinde. Çünkü onlara vaadedilmiş topraklarda bütün dünya devleti kurula-cak bozuk Tevrat’ta geçen ve bütün dünya insanları onlara köle olarak yara-tıldı. Şimdi bir İsa Mesih devletini dünya üzerinde tartışan yok, vadedilmiş topraklarla alakalı bütün insanlığı köleleştiren bir Yahudi devletini tartışan yok ama bizim içerden ve dışardan tartışma şu: Kur’an’daki cihad ayetlerini, Kur’an’daki hukuk ayetlerini kaldıralım ve Kur’an size bir devlet sistemi öner-miyor. İsevi’ye öneriyor, Musevi’ye öneriyor, Müslüman’a önermiyor. İsevi’ye öneriyor. Ne diyor Irak Savaşı’nda? Bu bir haçlı savaşıdır, diyor. Ne diyor Ya-hudiler, İsrail devleti? Yahudiler demiyim, İsrail Devleti ve İsrail Devleti’nin felsefesidir bu. Yahudi felsefesi değildir, İsrail Devlet felsefesidir bu. Masum Yahudileri o yüzden ayırıyorum, masum Hristiyanları o yüzden ayırıyorum, yani onların bunda bir suçu yok. Ya bir Müslüman’ın birisi, -çılgın bir Müs-lüman- bir şey yapınca İslam’ın ve Müslümanların suçu olmadığı gibi. Aynı şey Hristiyanlar ve Yahudiler için de geçerli. İsrail Devleti’nin devlet politi-kası ve felsefesi: arz-ı mev’ud. Yani vadedilmiş topraklarda büyük bir İsrail Devleti kurulması ve bütün dünya insanlığının onlara köle edilmesi. Ya kö-leliğinizi kabul ederseniz ya da öldürülürsünüz, ikisinden biri. Şimdi karşı-mızda iki tane büyük felsefi ütopya var, felsefi ütopya. Bu ne? Büyük İsa Me-sih devleti ile büyük İsrail Devleti. Bunun karşısında bir büyük Müslüman devlet olarak çıkmıyorum, böyle bir şey değil, böyle bir şey değil ama İslam’ı bu noktada, daha doğrusu Müslümanları bu noktada -çok özür dilerim ama-kısırlaştırıyorlar. Yani sen benim dinim bana bir devlet modeli tayin etme-miş, o zaman hangi devlet modeli olursa olsun, önemli değil. Bize şimdi onu da söylemiyorlar mı? Hatta bir kısım aydınlarımız, bir kısım hocalarımız, hacılarımız, şeyhlerimiz, alimlerimiz -öyle görünenler- bu ülkede yaşanmaz deyip de Avrupa’ya, Amerika’ya gitmiyorlar mı; İngiltere’ye gitmiyorlar mı? Ve Amerika’dan bize -oradan- veryansın etmiyorlar mı, Almanya’dan ver-yansın etmiyorlar mı, İngiltere’den veryansın etmiyorlar mı? Bütün Müslü-manlar dini yanlış anlıyorlar, içinden birkaç tane soytarı çıkıyor, o soytarı
doğru anlıyor ve ordan ahkam kesiyorlar, bakın, oradan ahkam kesiyorlar. Şunu cesaretle söyleyemiyorlar, Müslümanların da kendilerine ait bir devlet sistemi vardır, Müslümanların da kendilerine ait bir hukuk sistemi vardır. Dinlerinin emridir, dinlerinin emri, bakın, dininizin emridir. Allah’a itaat edin. Allah’a itaat nedir? Kur’an’dır. Resulüne itaat edin, bu nedir? Sünnet-i seniyyedir. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin, itaat var burada. Zaten sizden olan emir sahipleri dendiğinde İmam-ı Azam’dan, İmam-ı Maturi-di’den aşağı doğru gelin istediğiniz kadar. Hangi büyük fıkıh kitabını açar-sanız açın hepsinde sizden olan emir sahipleri dendiğinde o emir sahiple-rinin özelliklerini görürsünüz. Mesela cuma bahsinde bunu görebilirsiniz, cuma bahsinde çok basit görürsünüz hem. Açın iki ciltlik fıkıh kitabı Ema-net ve Ehliyet. Emanet ve Ehliyet’i açın cuma bahsinde imamda olması gere-ken özellikler, Emanet ve Ehliyet’i açın devlet başkanınında olması gereken özellikler. Bulursunuz orada, çünkü cuma aynı zamanda siyasi bir ibadettir. Neden siyasi ibadettir? Evet, cuma Müslümanların özgürlüğü ile alakalıdır. Hanefi’ye göre baksanız İmam-ı Azam’a göre, İmam-ı Muhammed’e göre, İmam-ı Yusuf’a göre cuma kılınmayabilinir ülkede. Neden? E dârü’l-harb meselesi çıkıyor orta yere.
Aslında Hazreti peygamberin devlet başkanlığı misyonu ilahi-dini kay-naklı olmayıp tamamen içinde yaşanılan sosyal ve siyasi gelişmeler sonu-cunda elde edilmiştir. Burada önemli bir parantez açalım .
Peygamberimiz İslam toplumunun başkanı idi. Kendilerinden başkan ve İslam topluluğunun yöneticisi olarak sözler ve fiiller sadır olmuştur. Kâ-firlere, harici olan asilere… Peygamber(s.a.v.)hazretleri zamanında Harici yok ki daha. …Harici olan asilere ve savaşılmasına karar verilen kimseler üzerine ordular gönderilmesi, beytülmâlın malların mahallerine harcan-ması gelirlerinin de yerlerine toplanması, vali ve kadıların tayin edilme-leri, ganimetin taksimi ve başka fiiller…
Bir yere vali tayin edince devlet olmuyor musun? Bir yere ordu komu-tanı tayin edince devlet olmuş olmuyor musun o günkü manada? Bir yere kadı tayin ediyorsun hükmedecek. Onu oraya tayin edince devlet olmuş ol-muyor musun? Bir devletin devlet olması için başka ne lazım ki? Ama yok, illa ki onun devlet başkanlığını kabul etmeyecek. Yani onu Müslümanla-rın başında bir kimse, öyle göreceksiniz. E savaşa gönderdiği insanları -eski dilde- seriyyeye gönderdiklerini ne yapacaksınız? Savaşa gönderdiği o toplu-luğun başına bir tane komutan tayin etmesini ne yapacaksınız veya bir Müs-lüman’ı katletti Beni Kurayza Yahudileri, onun intikamını almak için asker gönderdi, onu ne yapacaksınız?
144 | Çağdaş Siyasal İslam
1- İmamet ve İslam topluluğunun başkanlığı görevi, peygamberlik ve
elçilik mefhumu içine girer mi?
Peygamberler Allah’ın tayin ettiği kimselerdir ve peygamberlik vazifeleri Allah’ın tayiniyle çizgisi çizilir, eğer sadece İslam topluluğunun başı olarak kabul edilmiş olsaydı Hristiyan ve Yahudilere hükmetmezdi. Medine-i Mü-nevvere’de bir tane Hristiyanların devlet başkanı, bir tane de Yahudilerin devlet başkanı olurdu veyahut da Medine-i Münevvere’de ayrı bir unsur ola-rak bir devlet başkanı olur, Müslüman topluluğun lideri bu, Hristiyan top-luluğun lideri bu, Yahudi topluluğun lider bu, denirdi. Bu, Müslümanların hükümünün geçmediği yerlerde Müslümanlar adına birisi imam olur. Bu var İslam fıkhında, bu Hanefilerde var, bu ama dârü’l-harb fıkhının içine giriyor. Orada Müslümanların bir devleti yoksa orada Müslümanların bir hukuku yok ise Müslümanlar kendi aralarında bir dârü’l-harb imamı se-çiyorlar, o dârü’l-harb imamı Müslümanlar adına yaşamış oldukları dev-letle pazarlık yapıyor, değişik haklar almak için mücadele ediyor ama orada Müslümanların bir devleti yok çünkü, devleti olmadığı için bir Müslüman topluluk liderliği altında toplanılıyor, bu dârü’l-harb fıkhının içerisinde var. Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini Mekke’de -orada- Mekke’nin kendi küfür meclisine onu davet ettiler. Dediler ki: Sen de gel, bizim meclisimize katıl. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem hazretleri eğer kendisini Müslümanların, Müslüman insanların bir top-luluk başkanı görmüş olsaydı o meclise gider, Müslümanların haklarını ko-rumak için orada dururdu ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke müşriklerinin hiçbir devlet toplantılarına katılmadı. Hatta Mekke müşrikleri toplantılar, dediler ki ona: eğer senin davan, senin mese-len devletse buyur; gel; devleti sana verelim; sen devlet başkanımız ol. Yok eğer senin meselen para ise gel hazinenin başına oturtturalım, senden daha emin bir kimse bulamayız. Yok mesele kadın ise Mekke’de hangi kadını be-ğeniyorsan -dikkat edin- Mekke’de hangi kadını beğeniyorsan eğer evli ise kocasına söyleyeceğiz, boşatacağız, onu alacaksın. Yok bekar ise zaten bir sı-kıntı yok, babasına söyleyeceğiz, sana onu alacağız. Bakın, Müslümanların vurulduğu üç nokta. Müslümanların vurulduğu üç nokta. Hazreti Peygam-ber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri:
1- Mekke müşrik devletinin başına geçmedi. 2- Mekke müşrik devletinin hazinesinin başına da geçmedi. 3- Mekkeli müşrik kadınlarını da kendine nikahlamadı. Cevap muhteşem: “Bir elime güneşi verseniz bir elime de ayı verseniz vallahi de billahi de ‘eşhehü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Mu-hammeden abduhu ve resuluhu’ demekten vazgeçmeyeceğim.” dedi. Bakın,
burada Müslüman’ın derdi müşrik bir devletin başında devlet başkanı ol-mak değildir, Müslüman’ın derdi müşrik bir devletin hazinesinin başına ge-çeyim, orada idarecilik edeyim, hazinedar olayım, demek de değildir, Müslü-manın derdi kadın da değildir. O zaman Müslüman kendi “la ilahe illallah” davasını: 1- Devletin herhangi bir kademesinde görev almak için satmaz. 2-Müslüman, hazinenin başına oturmadığına göre müşrik bir hazinenin ba-şına oturup o müşrik hazineyi yöneteceğim diye uğraşmaz. 3- Müslüman, kadına bozulmaz. Peki hadis-i şerifte ne dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri? “Ümmetimden korktuğum üç şey, dedi: dünya, para, kadın.” Başka bir hadis-i şerifte: “Makam, para ve kadın.” Başka bir hadis-i şerifte: “Ahir zamanda ümmeti bozacak olan üç şey: makam, para, kadın.” Bugün ümmetin bozulduğu üç şey: makam, para, kadın. Ümmetin bozulduğu üç şey. Bugün Türkiye’deki Müslümanların, Türkiye’deki Müs-lümanların en büyük imtihanı ve Türkiye’deki Müslümanların bozulduğu üç unsur makam. Bir makama gelsin de nasıl gelirse gelsin. Ehliyetli mi de-ğil mi önemli değil. Kimi torpil edeyim de bir makam sahibi olayım ve bir makam sahibi olunca da zulmetmeye, bir makam sahibi olunca da hırsızlık, arsızlık, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik ne ararsan var. Makam sahibi. Gösterişi, şatafatı, şatahatı ne ararsan var. Ne yazık ki Müslümanlar, ne ya-zık ki bu imtihanını kaybettiler. İkincisi ne? Para. Ne yazık ki Müslümanlar bunu da kaybettiler. Önceden ihale nedir bilmezlerdi. Adam kayırma, adam kandırma; oradan buradan 3 lira, 5 lira devşirmeyi bilmezlerdi, yok yoksul-luk içerisinde mücadele ederlerdi Kur’an ve sünnet dairesinde. Şimdi ne ve-rirsen elinle o gidiyor seninle. Herkes rüşvetin peşine düşmüş, haksızlığın peşine düşmüş, arsızlığın peşine düşmüş, paranın peşine düşmüş. Gösterişli arabalar, gösterişli villalar, gösterişli evler, gösterişli kafelerde gösterişli örtü-ler, gösterişli mantolar, gösterişli kılık kıyafet, takım taklavat. Gösterişli mi gösterişli, şatahatvari mi şatahatvari. Örtü Vakko’dan 5 bin lira, gözlük Guc-ci’den 5 bin lira, 5 milyon. Altında araba 6 trilyon, 7 trilyon. Evini siz he-saplayın. 30 trilyon, 40 trilyon, 50 trilyonluk evler. “Müslüman her şeyin en iyisine layık.” En iyisine layık ya gidin, sarayda yaşayın. Kaybettiler, kaybet-tiler. Çünkü cihad ruhlarını kaybettiler, parayı görünce bozuldular, ihaleleri görünce bozuldular, peşkeşleri görünce bozuldular, hak zannettiler, hep baş-kaları yedi ya, biz de yiyelim biraz ,dediler, yediler doymadılar. Yediler doy-madılar. Kapıyı tık tıklıyor kadın İstanbul’da, pencereyi tık tıkladı,ben bir şey lazım diye açtım. “Buyur bacı.” dedim. “Bir ihtiyaç var mı?” dedi. “Es-tağfurullah bacı, bir ihtiyaç varsa söyle, bir yere gideceksen.” Kinaye yapı-yor, zannediyorum ben. Arkaya döndü bağırdı: “Bu bildiğimiz hacılardan
146 | Çağdaş Siyasal İslam
değilmiş ya.” dedi. Bildiği hacılar var. Bildiği hacılar ne? Arabanın camını tık tıklayınca alıyor içeri. Kaybettiler Müslümanlar, kaybettiler. Evet, Tür-kiye’deki Müslümanlar kaybettiler. görmek istediğimiz fotoğraf bu değildi. Görmek istediğimiz fotoğraf bu değildi. Ben bazen -kendi kendime bile- en yakın arkadaşlara söylüyorum bazen, diyorum ki: Paramız yoktu, arabalı 3, 4 tane derviş vardı. Cafere dedim geçenlerde:” Cafer Kartal’dan kaç kişi in-diniz?” 16 kişi, dedi. Biz böyle derslere gidiyorduk. Biz böyle zikirlere gidi-yorduk. Yayan gidiyordum ben, cebimde para yoktu, Dikkaldırım’a derse gi-diyordum, çıkıyordum yayan, cebimde para yoktu, otobüse binecek biletim yoktu. Hiç unutmadığım bir gece var, ben karla Bursa’da tanıştım. Bir gün Dikkaldırım’dan -dersten- çıktım, kar yağıyor, cebimde para yok. Ben Dik-kaldırım’da dersten çıktım, kar yağıyor, ben o karın altında yürüyorum. Çe-kirge meydanına geldiğimde tutamadım kendimi, dedim ki: Mustafa Özbağ sabret. Gözümden yaş iniyor. Dedim, bu yol böyleymiş, sen dedim, yürü. Toparladım kendimi başladım Çekirge meydanından aşağı doğru gitmeye, yolda bilmiyorum çünkü. Başladım Allah, Allah, Allah, Allah. Çekirge’den Altıparmak’a doğru geldim. O meydanlık var ya. Ne meydanı? Altıparmak meydan, stadın üstü. Oraya geldiğimde nefes alamaz hale geldim. Bursa’da bu dergah öyle kuruldu. Evet. Şimdi insanlar iki dakikalık yere derse git-miyorlar. Eskiler burada. Sait var mıydı paramız? Hoca var mıydı paramız? Abdurrahim var mıydı yavrum? Biz hala daha aynıyız, ben kendimizin çok fazla değiştiğine inanmıyorum ama Müslümanlar kaybettiler.
Şimdi o gün için müşrik bir devletin başkanlığını kabul etmeyen Hazreti Peygamber, Medine-i Münevvere’de bir devlet başkanı mı atadı birisini? Hris-tiyanlardan bir devlet başkanı mı vardı, yahudilerden bir devlet başkanı mı vardı? Yoksa Hristiyan, Yahudi ve Müslümanların ortak seçtikleri bir devlet başkanı mı vardı? Hayır. Bizi aldatmasınlar, bizi kandırmasınlar, bizi süslü sözlerle uyutmasınlar. Uyumayacağız. Allah muhafaza eylesin.
Yani burada “peygamberin devlet başkanlığı misyonu ilahi- dini kay-naklı olmayıp tamamen içinde yaşanılan sosyal ve siyasi gelişmeler so-nucunda elde edilmiştir.” dediği doğru değil. Hepsi de içinde. Biz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin devlet başkanlığını ken-diliğinden oluşan bir şey, şartlar onu devlet başkanı yaptı, şartlar öyle olma-mış olsaydı devlet başkanı olmayacaktı. O bir peygamber, o vahiyle hareket ediyor. Şartlar onu o noktaya getirdi diyemeyiz, bu Onun peygamberliğinin üzerinde şüphe getirir bizde. Allah muhafaza eylesin. Sonra da diyor: “Pey-gamberimiz İslam toplumunun başkanı idi.” Hayır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri İslam Devleti’nin başkanıydı. Çarşıya
karıştı, alışverişe karıştı, İslam’ın hukukunu koydu, buğdaya elini attı, kal-dırdı altı yaş. “Aldatan bizden değildir.” dedi. O kimseyi çarşıdan çıkart-tırdı. Uyanık tüccarlar çarşının dışında durup insanların mallarını ucuza alıyordu, onları menetti, dedi ki: Çarşıya gelecek mal, dedi. Çarşıda uyanık insanlar, kendilerince bir sınıfsal olarak kendini üstün görenler çarşının içe-risinde belli merkezlere el koymaya çalıştılar; onları menetti, dedi ki: Kim er-ken gelirse o konacak buraya. Çarşıların erken açılmasının sebebi odur. Çar-şıda hiç kimsenin özel yeri yoktur aslında İslam hukukunda, kim erkenden gelirse orayı kaplar, oturur, kimsenin özel yeri yoktur. O yüzden çarşılar er-ken açılırdı önceden. Sonradan tabi herkes paraları bastırıp yerler sahibi ol-maya başladılar, filan fişman. Şimdi o yüzden sadece beytülmâlın mallarını dağıtan beytülmâl ne? Devletin parası, devletin parası, bir devlet var çünkü, bir hazine var. Hani geldi birisi dedi ki: “Ya Resulullah ben geçinemiyorum.” “Ne kadar maaş alıyorsun?” dedi. Bakın, memur var, maaş alıyor. Dedi ki: “5 dirhem alıyorum.” “Söyle, dedi hazineye, senin maaşını 3 dirheme indir-sinler.” O gitti hazinedara dedi: “Hazreti Peygamberin emri var, bana 3 di-nar ödeyeceksiniz.” Bir müddet sonra onunla karşılaştı, sordu ona: “Geçine-biliyor musun?” “Allah razı olsun ya Resulullah 3 dirhem olduğundan beri çok rahat geçiniyorum.” dedi. Biz de şimdi geçinemiyorum diyene biz 5 lira daha veriyoruz, geçinemiyorum, diyor 5 lira daha veriyoruz, geçinemiyor 5 lira. Bereket yok. Sünnet, geçinemiyorum deyince 5’ten 3’e indireceksin. Evet. Çocuğa harçlık veriyorsun. Örneğin aylık ne kadar? 200 lira, yetmiyor, 150 liraya düşüreceksin. Bu cimrilik değil, bu sünnet. Yetirecek, bereketlendire-cek, bereketini istesin Allah’tan.
2- Öyleki Peygamberimiz, şu fiilleri işledi veya şu sözleri söyledi, dedi-ğimizde onları peygamber ve resul olarak mı yapmıştır yoksa başkan ol-ması sıfatıyla mı yapmıştır? (Muhammed T. Tanci, İslam Mezhepleri Ta-rihi Ders Notları)
Evet, böyle ayrıştırmak istiyorlar. Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem hazretleri, onları peygamber ve resul olarak mı yaptı, yoksa başkan ol-ması sıfatıyla mı yaptı? Biz onu Müslümanların başkanı olarak kabul edersek onun arkasından bu gelecek. Yok değil. Biz onu her şeyle bir peygamber ola-rak kabul ediyoruz ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söz-lerini ve fiillerini hepsini de ilahi görüyoruz. Çünkü ayet-i kerimede: “O heva ve hevesinden hiçbir şey yapmadı.” diyor. Öyle olunca biz ilahi görüyoruz.
Halbuki Kur’an sen onların üzerinde zorba değilsin. (Gaşiye 22) Evet,
der ama bu o manada değil. Buradan devam edelim inşaallah.
148 | Çağdaş Siyasal İslam
Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Halife, Hamd, Tesbîh, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı