Âşıklığın Zirve Noktası — Aracısız Vuslat
Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri Mesnevî’sinde buyurur: «Deryâ! Benim sevgiliyle öyle bir hâlim vardır ki, bu hâle ne bir melek, ne bir peygamber araya girer.» Bu hâlde artık sâdece ve sâdece Allâh vardır. İşte bu, tasavvufta «tevhîd-i şuhûdî» denilen âşıklığın zirve noktasıdır. Hiçbir aracı, hiçbir perde, hiçbir ayırıcı kalmamıştır.
Aracısız Vuslat — Tasavvufun Hedefi
Tasavvufun hedefi aracısız vuslata ulaşmaktır. Yolun başında aracılar vardır: Kitap, sünnet, mürşid, ibâdet. Bunlar gereklidir; ama yolun sonu değil, başıdır. Yolun sonunda mürîd, doğrudan Allâh ile karşılaşır; aracılara ihtiyâç duymaz. Bu, hayâlî bir karşılaşma değildir; kalbî bir tecrübedir. Velîler bu tecrübeyi yaşamışlardır; ve Mevlânâ bu tecrübeyi anlatıyor.
Meleğin Bile Aracılığı Yok — Yüksek Mertebe
«Ne bir melek araya girer» derken kasdedilen, meleklerin aracılığının bile bu hâlde olmadığıdır. Melekler Allâh’ın elçileridir; Allâh ile kul arasında çoğunlukla aracılık ederler. Cebrâîl peygamberlere vahiy getirir; rahmet melekleri mü’minlere ilhâm verirler. Ama âşıklığın zirvesinde melek aracılığı bile kalkar; mü’min doğrudan Allâh ile muhâtab olur. Bu mertebe, Hz. Peygamber’in Mîrâc’taki son anına benzer: Cebrâîl Sidretü’l-Müntehâ’da kaldı; Hz. Peygamber yalnız geçti.
Peygamberin Bile Aracılığı Yok
«Ne bir peygamber araya girer» derken kasdedilen, peygamberlerin aracılığının da bu hâlde kalktığıdır. Peygamberler ümmetlerine Allâh’tan haber getirirler; aracıdırlar. Ama âşığın zirve hâlinde, kul Allâh’a doğrudan ulaşır; peygamberin aracılığı bile gereksiz olur. Bu, peygamberi küçük görmek değildir; tam aksine, peygamberin getirdiği yolu sonuna kadar yürümektir. Çünkü peygamberin amacı kulu Allâh’a ulaştırmaktır; ulaştığında peygamber kenara çekilir.
Sâdece ve Sâdece Allâh — Tevhîd-i Şuhûdî
«Sâdece ve sâdece Allâh» — tevhîd-i şuhûdî denilen hâl. «Tevhîd-i şuhûdî» — şuhûdda (tanıkta) birlemek. Yâ’nî gördüğün her şeyde sâdece Allâh’ı görmek. Sıradan insân çokluğu görür: Şu insân, şu eşyâ, şu manzara. Tevhîd-i şuhûdî ehli ise hepsinde Allâh’ı görür. Çokluk perdesini kaldırmış; arkadaki birliği görmüştür. Bu mertebe, âşıklığın zirvesidir.
Aşkın Sonsuzluğu — Mertebede Hep Bir Üst Var
Âşıklığın zirvesi diye söylenir; ama gerçekte aşkın zirvesi yoktur. Çünkü Allâh sonsuzdur; ve Allâh’a yöneliş sonsuz mertebe içerir. Mevlânâ’nın «zirve» dediği, kendi mertebesinin tepesidir; ama onun da üstünde başka mertebeler vardır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in mertebesi en üsttür; ve O bile «Yâ Rab, seni tanıdığım gibi tanıyamadım» derdi. Bu, sonsuz mertebenin alâmetidir. Allâh muhâfaza eylesin; bizi de aşkın derinliklerine sebâtla yürüten kullardan eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Tevhîd, Vuslat, Mevlânâ. → Tasavvuf Sözlüğü