Âşıkların Bir Kısmı Kahrı da Lutfu da Hoş Görmüşler
Âşıkların bir kısmı kahrı da lutfu da — iki zıddı — birleştirmişler, her ikisini de hoş görmüşlerdir. Âşıklar kendi içlerinde ikiye ayrılırlar: Birincisi âşık-ı zât, yâ’nî doğrudan zâta âşık olanlar; ikincisi âşık-ı sıfat, yâ’nî sıfatlara âşık olanlar. Âşık-ı zât kahır ve lutfu eşit görür; âşık-ı sıfat ise lutfu sever, kahırdan kaçar.
Âşık-ı Zât — Doğrudan Zâta Yönelik
Âşık-ı zât, doğrudan Allâh’ın zâtına âşık olanlardır. Onlar sıfatlara takılı kalmazlar; sıfatları aşıp zâta ulaşırlar. Bu mertebede kahır ve lutuf farkı kalkar; çünkü her ikisi de aynı zâttan gelir. Allâh kahrediyorsa zâtından kahrediyor; lutfediyorsa zâtından lutfediyor. Âşık-ı zât bu hakîkati bildiği için, her iki hâlde de Allâh’ı sever; ikisini de hoş görür.
Âşık-ı Sıfat — Sıfatlara Yönelik
Âşık-ı sıfat, Allâh’ın sıfatlarına âşık olanlardır. Onlar er-Rahmân, el-Kerîm, el-Vedûd gibi Cemâl isimlerine yönelirler; ve onlardan zevk alırlar. Ama el-Kahhâr, el-Cebbâr gibi Celâl isimlerine yaklaşmak istemezler. Onlardan kaçarlar. Bu, eksik bir aşktır. Allâh hem Cemâl hem Celâl sâhibidir; her iki sıfatı da sevmek gerek. Cemâl âşığı, Celâl’i de kabûl etmediği sürece tam tevhîde ulaşamaz.
İki Zıddı Birleştirmek — Mertebeli Bir Hâl
Kahır ve lutfu — iki zıddı — birleştirmek, ileri bir mertebedir. Sıradan insânın aklı bu birleşmeyi yapamaz: «Kahır kötü, lutuf iyi; ikisi nasıl bir olabilir?» Aklın sınırı budur. Ama aşk akıl-üstüdür; ve aşk bu birleşmeyi yapar. Çünkü aşk iki zıddın da arkasındaki tek hakîkati görür: Allâh. İkisi de Allâh’tan; ikisi de aynı muhabbetle gönderilmiş. Bu yüzden ikisi eşittir.
Eyyûb Aleyhisselâm’ın Örneği — Kahırda Bile Aşk
Hz. Eyyûb aleyhisselâm âşık-ı zâta örnektir. Yıllarca hastalık çekti; ama Allâh’tan şikâyet etmedi. «Yâ Rab, bu da senden, ben razıyım» dedi. Çünkü hastalığın da Allâh’tan geldiğini biliyordu; ve Allâh’tan gelen her şey kıymetliydi. Eyyûb’un hâli, âşık-ı zâtın hâlidir. Modern mü’min ondan bu dersi almalı: Her hâlimizde Allâh ile râzı olmak.
Velâyet Mertebeleri — Sıfattan Zâta Geçiş
Velâyet bir gelişim sürecidir. Sâlik önce âşık-ı sıfat olur; lutfu sever, kahırdan kaçar. Sonra ilerler; kahrın hikmetini anlamaya başlar. Daha sonra âşık-ı zâta dönüşür; ikisini de eşit görür. Bu dönüşüm uzun yıllar alır; ve mürşid rehberliği gerektirir. Mürşid mürîdine kahrın da bir lutuf olduğunu öğretir; ve âşık-ı zât olmaya hazırlar. Allâh muhâfaza eylesin; bizi de âşık-ı zât mertebesine nâil eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Âşık-ı Zât, Âşık-ı Sıfat, Velâyet. → Tasavvuf Sözlüğü