Allah’ín cemâli ile vechi arasíndaki fark, tasavvufî bir tahkimdir; cemâl, Allah’ín lütüf, merhamet ve güzelliği sífatlarínín tecellisini ifade eder; vech ise Allah’ín yüzünü, zatınín mütecelliyetini, kudretinin mütezahirinî ifade eder. Bu sohbette üstâd, cemâl ile vech arasíndaki manevî ayírdí tahkim ederek, bu iki kavramín tasavvuf yolunda salikin sülûkündeki yerini izah etmektedir.
Cemâl ve Vech Kavramlarínín Mahiyeti
Cemâl, Allah’ín lütüf, merhamet, güzellik ve sevgi sífatlarínín tecellisini ifade eder. Bu, Allah’ín nice ismine ait bir tecellidir: Rahmân, Rahîm, Vedûd, Latîf, Halîm, Karîb gibi. Vech ise Allah’ín yüzü, zâtını’n mütecelliyeti, kudretinin müteza˙hirî demektir. Allah Te’âlâ Kur’ân-í Kerîm’de “Allah’ín vechinden başka her şey helak olucudur” (Kasas 28/88) buyurmuştur. Bu âyet, vech kavramíní tüm varlíşa tezahür eden Ílâhî hakikat olarak ifade eder. Cemâl ise vechîn bir tezahürüdür; varlíşa güzellik ve lütüf olarak yansír. Sufiler, bu iki kavram arasíndaki ince farkí tahkik etmişlerdir. Ímâm Gazzâlî “Mişkâtü’l-Envâr”da bu farkí ayríntílí açíklamíştır. Salikin manevî tahsi’lînde, Allah’ín cemâl tecellisini yaşamak ile vech tecellisini yaşamak farklí mertebelerdir.
Cemâl Tecellisinin Sülûktaki Yeri
Cemâl tecellisi, salikin sülûk yolundaki belirli bir mertebede tezahür eden bir manevî hâlîdír. Salik, nefsi levvâme veya nefsi mülhîme mertebelerinde Allah’ín lütüf ve merhametini kalbinde müşahede etmeye başlar. Bu hâlî, Allah’ín cemâl tecellisidir. Salik, bu hâlde nice manevî sevinç ve inşirâh yaşar; namazín lezžeti, zikrin sürûru, sohbetin huzuru kalbinde tecellîye başlar. Karabaş Velî hazretleri “Cemâl tecellisi, salikin manevî tahsi’lînín bir mukaddim mertebesidir; salik bu hâlde cesaret bulur ve daha yüksek mertebelere yükselmek için âzim ile çalışır” buyurmuştur. Ne var ki cemâl tecellisi salikin nihaî gayesi deşildir; çünkü bu tecellinin üstünde vech tecellisi vardír. Salik, cemâl tecellisini yaşadíktan sonra mürşidin tevçihiyle vech tecellisine ulaşmaya çalışır.
Vech Tecellisinin Üst Mertebesi
Vech tecellisi, salikin sülûk yolundaki en üst mertebelerde tezahür eden bir manevî hâlîdír. Salik, nefsi mutímainne, nefsi râ’dîye, nefsi merdîye, nefsi sâfîye mertebelerinde Allah’ín vech tecellisini yaşar. Bu hâlde salik, kendi varlíşínín Allah’ín vechinden başka bir şey olmadíşíní, tüm varlíşín O’nun tecellisi olduşunu müşahede eder. Bu hâl, «Vahdetü’lvücûd» mertebesidir ve salikin manevî tahsi’lînín nihaî mertebesi olarak tahkik edilmiştir. Şeyh Muhyiddin Arabî “Fütûhât-í Mekkiyye”sinde bu mertebenin tahkimini yapmíştır. Salik, vech tecellisini yaşadíşínda, varlığın Ílâhî bir tecelli olduşunu içsel olarak müşahede eder. Karabaş Velî hazretleri “Salikin nihaî mertebesi, Allah’ín vechîne kavuşmaktír; bu, salikin sülûkünün nihaî gayesidir” buyurmuştur.
Cemâl ile Celâl Tezahürü
İlâhî tecellinin iki büyük mertebesi cemâl ve celâl olarak ifade edilir. Cemâl, Allah’ín lütüf, merhamet ve güzellik sífatlarínín tezahürü; celâl ise Allah’ín kahr, gazab ve yücelik sífatlarínín tezahürüdür. Allah Te’âlâ hem Cemâl sífatí ile hem Celâl sífatí ile tecelli eder. Allah’ín esma’ülhusnâsı arasında hem cemâl sífatlarí (Rahmân, Rahîm, Vedûd, Latîf) hem de celâl sífatlarí (Kahhâr, Cebbâr, Müntakim) vardír. Mü’min, Allah’í her iki tecelli ile tahkik eder; korkar ve ümit eder, çekinir ve sever. Bu denge, mü’minîn imanının kemâle ermesinin alâmetidir. Hadisi şerîfde “Allah’ín rahmeti gazabíndan ileride dir” (Buhârî, Tevhîd 22) buyrulmuştur. Bu, Allah’ín cemâl sífatínín celâl sífatínín üstüne çíkíşíní ifade eder. Salik, bu dengeyi gözeterek manevî tahsi’lîne devam eder.
Mürşidin Tevçihiyle Tecellinin Ídrâki
Salikin Allah’ín cemâl ve vech tecellilerini idrâk etmesi, mürşidi kâmilin tevçihiyle mümkün bir hâlîdír. Mürşid, salikin kalbini bu tecellilere hazírlar; nefsini tezkiye eder, kalbini tasfîye eder, sırrını telvîn eder. Bu üç manevî tahsil tamamlandığında, salik Ílâhî tecellileri kalbinde müşahede etmeye başlar. Mürşidsiz bu tecellilere ulaşmak nadir görülen bir hâlîdír; çoşu salik mürşidin tevçihiyle bu mertebelere ulaşır. Ímâm Rabbânî hazretleri Mektubat’índa “Salikin manevî tahsi’lî, mürşidin tevçihiyle gerçekleşir; mürşidsiz tasavvuf, gemisiz denizcilik gibidir” buyurmuştur. Salik, mürşide ihlasla intisâb ederek manevî tahsi’lîne devam eder ve Ílâhî tecellileri yaşamaya başlar.
Vahdetü’l-Vücûd ve Vech Tecellisi
Vahdetü’lvücûd, Şeyh Muhyiddin Arabî’nin tahkim ettişi bir tasavvufî mertebedir; bu mertebede salik, kendi varlíşínín ve tüm varlığın Allah’ín vechinden başka bir şey olmadíşíní, hepsinin O’nun tecellisi olduşunu müşahede eder. Bu, salikin nihaî mertebesi olarak tahkim edilmiştir; ne var ki bu mertebeyi yanlış anlama˙nín nice tehlikesi vardír. Bazıları “ben Allah’ím” gibi sözler söyleyerek şerî’ata mâli olmuşlar; bazıları ise hayatíní ihmâl ederek «her şey Allah’ín tecellisidir» bahanesiyle şerî’attan užaklaşmışlardır. Asıl Vahdetü’lvücûd, şerî’ata sımsıkı sarılan, sünnete ittibâ eden, mürşidin tevçihiyle yola devam eden bir manevî mertebedir. Karabaş Velî hazretleri “Vahdetü’lvücûdun asıl alâmeti, şerî’at ve sünnete sımsıkı sarílmaktír; aksi halde bid’at olur” buyurmuştur.
Bibliyografya
- Kasas sûresi, 88. âyet (Allah’ín vechînden başka her şey helak olucudur).
- Bakara sûresi, 115. âyet (her nereye dönerseniz Allah’ín vechî vardír).
- Rahmân sûresi, 27. âyet (Rabbinin vechî bâkîdir).
- A’râf sûresi, 180. âyet (esma’ülhusna).
- Buhârî, Sahîh, Kitâbü’t-Tevhîd 22, Allah’ín rahmeti gazabíndan ileri.
- Müslim, Sahîh, Kitâbü’z-Zikr, esma’ülhusna.
- Tirmizî, Sünen, Kitâbü’d-Daavât, esma’ülhusna.
- İmâm Gazzâlî, Mişkâtü’l-Envâr, Ílâhî tecelli bahsi.
- İmâm Gazzâlî, el-Maksadü’l-Esnâ, esma’ülhusna şerhi.
- İbn Arabî, Fütûhât-í Mekkiyye, vech ve cemâl bahsi.
- İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem, Ílâhî tecelli.
- İmâm Rabbânî, Mektûbât, vahdetü’lvücûd ve vahdetü’ş-şuhûd.
- Cüneydi Başdâdî, Resâil, Ílâhî tecelli bahsi.
- Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, salikin tecelli yaşamasí.
- Mevlânâ, Mesnevî, V. Defter, “Vechi Hak” beyitleri.
- Mevlânâ Hâlid el-Başdâdî, Mektûbât, Ílâhî tecellinin idrâki.
- Karabaş Velî, Mîzân Şerhi, cemâl ve vech bahsi.
- Niyâzî-i Mısrî, Dîvân, “Vechi Hak” beyitleri.
- İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Kasas 88 tefsîri.
- Abdülkerim Cîlî, el-İnsânü’l-Kâmil, Ílâhî tecelli bahsi.
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet, Allah’ín cemâli ile vechi arasíndaki fark, cemâl tecellisinin sülûktaki yeri, vech tecellisinin üst mertebesi, cemâl ile celâl tezahürü, mürşidin tevçihiyle tecellinin idrâki ve Vahdetü’lvücûd ile vech tecellisi gibi mevzuları ihtiva etmektedir. Halvetî-Şabânî-Karabaşî tarikatínín Ílâhî tecelliler üzerine tahkimini ifade eden bu sohbet, salikin manevî tahsi’lînín nihaî gayeleri mevzuínda kıymetli bir kaynaktır.
Kaynak: Mustafa Özbaş Hocaefendi Sohbetleri | Video | Seri: Cemâl ve Vech