Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette Cenâbı Hakk'ın «Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim» (Bakara 2/152) emrinin farz olmasına rağmen, Müslüman görünümündeki bâzı kimselerin Allâh'ı zikre ve Allâh'ı zikredenlere düşmanlık ettiklerinin acı vakıasını tafsîl eder. Resûli Ekrem efendimiz kendi sağlığında zikir meclislerini ve Allâh'ı zikredenleri övüp, sahâbeden bâzılarının olumsuz mütalâ'asını da susturur idi. Cenâbı Hak âyetlerinde kâfirlerin Allâh'ı zikretmeyi sevmediğini açıkça beyân eder; lâkin Müslüman görünümündeki kendisini âlim, fazîl kişi gören bilirkişiler oturmuşlar ehli zikre savaş açmışlar. Sohbette aynı zamanda zikrullâhın ehli münâfığı, fâsıkı, ve müşriği ayrıştırma vasfı, Hz. Hüseyin'in kayınpederi Ahmed Duran abinin Sivas'taki istişâre hâdisesi, ve 28 Şubat sürecinde münafıkların gerçek yüzlerinin meydana çıkışı tafsîl edilmektedir.
Resûli Ekrem Efendimiz Zikir Meclislerini Övdü
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kendi sağlığında dîni Allâh'ın emriyle vahyi ile oturtururken zikir meclislerini ve Allâh'ı zikredenleri överken, sahâbeden bâzılarının «Bunların böyle olmaması lâzım» dediğinde onları susturur idi. Cenâbı Hak âyeti kerîmelerde kâfirlerin Allâh'ı zikri sevmediklerini, Allâh'ı zikirden nefret ettiklerini söylemiştir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Yalnız Allâh anıldığı zaman, âhirete inanmayanların yürekleri burkulup duraklar; O'ndan başkaları anılınca da hemen yüzleri güler» (Zümer 39/45) buyurmuştur. Bu âyeti kerîme zikrullâhın hak ile bâtılı ne kadar net ayırdığını ortaya koyar.
Zikrullâh Farzdır ve En Büyük Ameldir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hakîkati vurgular: Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim» (Bakara 2/152) buyurmuş; ve zikrullâhı en büyük iş, en büyük amel olarak göstermiştir. Cenâbı Hak Allâh'ı zikri namâzdan da, oruçtan da, Kur'ân okumaktan da büyük olarak göstermiş; Allâh'ı zikri daha fazîletli göstermiş, Kur'ân okumaktan da fazîletli göstermiştir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Allâh'ı zikretmek elbette en büyüktür» (Ankebût 29/45) buyurmuştur. Resûli Ekrem efendimiz hadîsi şerîfte «Sizin amellerinizin en hayırlısını, sahîbinizin katında en sâf olanını, derecelerinizi en yüksekleştirenini, sizin için altın ve gümüş infâkından daha hayırlı, düşmanınızla karşılaşıp boyunlarını vurmanızdan daha hayırlı olanını size haber vereyim mi? Allâh'ı zikretmektir» (Tirmizî, Da'avât 6) buyurmuştur.
Müslüman Görünümündekiler Zikre Savaş Açmışlar
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir teşhîs koyar: işin en acı tarafı şudur — Müslüman görünümündeki kimseler Allâh'ı zikre ve Allâh'ı zikredenlere düşmandırlar. Müslüman görünümündeki kendisini âlim gören, fazîl kişi gören, bilirkişi görenler oturmuşlar elbirlik Allâh'ın zikrine savaş açmışlar; zikredenlere de savaş açmışlar. Çünki İslâm dünyâsında Müslümanları istediği gibi idâre etmek isteyenler, Müslümanları kendi hevâ ve heveslerine kurban etmek isteyenler, Müslümanların mesâisini, parasını, pulunu, malını, mülkünü, oyunu almak isteyenler, ehli zikre düşman olmuşlardır. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Allâh'ın mescidlerinde O'nun isminin zikredilmesini engelleyen, ve onların yıkılmasına çalışandan daha zâlim kim vardır?» (Bakara 2/114) buyurmuştur.
Profesör Var: Böyle İbâdet Yok Diyor
Mustafa Özbağ Efendi sohbette muazzam bir misâl verir: bir «büyük profesör» çıkıyor: «Böyle ibâdet yok» diyor. Halbuki âyeti kerîme açıktır: «Beni zikredin» — «Allâh'ı zikretmek elbette en büyüktür.» Profesör'ün te'vîli «Kur'ânı Kerîm'de namâzı kasdediyor orada» diyor. Halbuki zikr ayrı, namâz ayrıdır; namâz kelimesi salâttır, zikir farklıdır. Dil farklı, kelime farklı. Lâkin profesör onu bilir, sen bilmezsin diyor. Onun kalbindeki çatallık, kalbindeki münâfıklık zikrullâh ile meydana çıkıyor. Allâh'ı zikredenler ne yazık ki mü'mîni münâfığı, fâsıkı, kâfiri ayırt ediyor — çünki bir şey çok kuvvetli ise ayrıştırır.
Zikrullâh Bir Yüksek Oktanlı İbâdettir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir teşbîh kullanır: bir şey kuvvetli olunca o ayrıştırır her şeyi. Misâl: bir kimse çok iyi sûfî, âşıktır; ayrıştırır. Hatta öbürküler ona gıbta ile bakacaklarına kıskançlıkla bakarlar. Hz. Hüseyin'in kayınpederi rahmetli Ahmed Duran abi Sivas'taki istişârede bunu yaşadı: bir kimse Ahmed Duran abiyi şikâyet ediyordu, «Benim şeyhim zamanın kutbudur» diye haber verdiği için. Şeyh Efendi orada bunu sürekli anlamamış gibi davranıyor; sanki Ahmed Duran abinin yanlış olduğunu söylüyormuş gibi konuşuyor. Halbuki bu hâl münafıkların kalplerindeki nifâkı dökmesi için gizli bir tertîptir. Sonra mes'ele Ahmed Duran abinin aleyhine döndü; lâkin Ahmed Duran abi sustu çünki söylenmesi gereken zâten görülüyordu. Bu hâl zikrullâhın yüksek oktanlı ibâdetinin ayrıştırma vasfının tezâhürüdür.
28 Şubat ve Münafıkların Gerçek Yüzü
Mustafa Özbağ Efendi 28 Şubat sürecindeki muazzam tezâhürü de tafsîl eder: 28 Şubat'ta insanların gerçeği ortaya çıktı. «Ben işimden mi olacağım, Mustafâ abi bizi topluyor; biz atılırsak memûriyetten biz ne yapacağız? Mustafâ abi mi bizim evlerimize bakacak? Biz içeri atılırsak bizim çeklerimi Mustafâ abi mi ödeyecek?» gibi sözlerle dervişler arasında telâş yaşandı. Bunlar Şeyh Efendi'ye söyleniyordu. «Burada baskı var, dersleri tatil edelim mi?» diye telefonlar geliyordu. Halbuki dersler devâm ediyordu; ve polisler kapının önünden geçtiğinde de devâm ediyordu. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Andolsun ki size ufak bir korku, biraz açlık, mallardan, canlardan, mahsûllerden eksiklik ile imtihân ederiz; sabredenleri müjdele» (Bakara 2/155) buyurmuştur. Zikrullâh bu imtihânlarda mü'mînin kim olduğunu meydana çıkarır.
Hendek ve Bizans: Sahâbeden Bile Ayrıştırma
Mustafa Özbağ Efendi tarîhî bir misâli de tafsîl eder: Hendek savaşında insanlar ne yapacaklarını bilemediler. Çok cesâretli görünüyorlardı, lâkin Bizans seferinde Resûli Ekrem efendimiz savaşa çıkınca kimisi hurmalı düşündü, kimisi hâtununu düşündü, kimisi havanın çok sıcak olduğunu söyledi, kimisi «Ölmeye mi gidiyorsunuz?» dedi. Onlar geride kaldılar. Bunlar münafıklardı; ve büyük bir savaş onların gerçek kimliğini meydana çıkardı. Münafıklar savaşa katılmadılar; ne zaman zorlu bir savaş çıksa o münafıklar gitmediler. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Onlardan birçoğunu (münafıkları) seninle berâber savaşa çıkmaktan engelledik» (Tevbe 9/46-47) buyurmuştur. Yüksek oktanlı bir ibâdet münafıkların gerçek mâhiyetini ortaya çıkarır; ve zikrullâh da yüksek oktanlı bir ibâdet olduğu için aynı işlevi yapar.
- Kur'ânı Kerîm: Bakara 2/152; Ankebût 29/45; Bakara 2/114; Bakara 2/155; Zümer 39/45.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'd-Da'avât.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'z-Zikr.
- Süneni Ebû Dâvûd, Kitâbü'l-Vitr.
- Süneni Tirmizî, Kitâbü'd-Da'avât 6, en hayırlı amel hadîsi.
- Süneni Nesâî, Kitâbü's-Sehv.
- Süneni İbn Mâce, Kitâbü'l-Edeb.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, zikir bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâm Kuşeyrî, Risâle, zikir bahsi.
- İbn Acîbe el-Hasenî, Mi'râcü't-Teşevvüf.
- Mustafa Özbağ Efendi, Şerhi Virdi Settâr.
- Aziz Mahmûd Hüdâyî, Câmi'u'l-Fadâ'il.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Farzlar Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet Resûli Ekrem efendimizin zikir meclislerini övdüğünü, zikrullâhın farz ve en büyük amel olduğunu, Müslüman görünümündekilerin zikre savaş açtığını, profesör örneğindeki te'vîl yanlışını, zikrullâhın yüksek oktanlı bir ibâdet olarak münafığı ayrıştırmasını, 28 Şubat sürecindeki tezâhürünü, ve Bizans-Hendek seferindeki tarihî misâli tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Farzlar Sohbetleri