Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette Necm Sûresi 8-10. âyetlerinde «Allâh kuluna vahyetti» ifâdesini tafsîl eder. Bâzı meâlcilerin bu âyetteki vahy edenin Cebrâîl olduğunu söylemesi hatâlıdır; çünki âyette açıkça «Allâh kuluna vahyetti» buyurulmuştur. Vahy eden Allâh'tır, Cebrâîl değildir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve diğer insânlar Cebrâîl'in kulu değildir; biz Allâh'ın kuluyuz. O hâlde âyette geçen «Onun gördüğünü gönlü yalanlamadı» ifâdesi de Cenâbı Peygamber'in Allâh'tan gelen bir tecellîyi gördüğünü ortaya koyar. Bu hâli aklen ve mantıken anlatabilmemiz mümkün değildir; çünki Cenâbı Hakk'ın Resûlüne tecellîsi tarîf edilemez bir mâhiyettedir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yaratılmışların en şereflisi ve en mükemmelidir; Cebrâîl aleyhisselâm'dan daha şerefli, daha yüce, daha mukaddes, ve daha yüksek bir mertebede bulunmaktadır. O hâlde vahy âyetinde Hz. Peygamber'in mertebesini Cebrâîl'in altına indirmeye çalışmak büyük bir zulümdür.
Necm Sûresi: «Allâh Kuluna Vahyetti»
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel âyeti kerîmeyi tafsîl ederek başlar: Cenâbı Hak Necm Sûresi'nde buyurmuştur: «Sonra yaklaştı, derken sarktı; iki yay kadar, yâhut daha da yakın oldu. O vakit kuluna vahyedeceğini vahyetti. Onun gördüğünü gönlü yalanlamadı» (Necm 53/8-11). Burada vahy eden açıkça «Allâh»tır; ve vahy edilen kul Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizdir. Bu üslûp Mîrâc gecesinin mahremiyetini ve azametini ortaya koyar.
Bâzı Meâlcilerin Hatâsı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tespit yapar: bâzı meâlciler bu âyetteki vahy edenin Cebrâîl olduğunu söylemekte, ve âyetin manâsını saptırmaktadırlar. Hâlbuki âyette açıkça «Allâh kuluna vahyetti» buyurulmuştur. Vahy eden Allâh'tır, Cebrâîl değildir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve diğer insânlar Cebrâîl'in kulu değildir; biz Allâh'ın kuluyuz. O hâlde «kuluna vahyetti» ifâdesindeki kul Allâh'ın kuludur, ve vahy eden Allâh'tır. Bu hatâ Necm Sûresi'nin Mîrâc bağlamını idrâk edememekten kaynaklanmaktadır.
Hz. Peygamber Cebrâîl'den Şereflidir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akâidî hakîkati tafsîl eder: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yaratılmışların en şereflisi ve en mükemmelidir; Cebrâîl aleyhisselâm'dan daha şerefli, daha yüce, daha mukaddes, ve daha yüksek bir mertebede bulunmaktadır. Mîrâc gecesinde Cebrâîl Sidretü'l-Müntehâ'da kalmış; «Ben buradan ileriye gidemem, eğer bir adım daha atarsam yanarım» demiş; ama Hz. Peygamber Cenâbı Hakk'ın huzûruna varmıştır. Bu hâl Hz. Peygamber'in Cebrâîl'den daha yüksek bir manevî mertebede bulunduğunun en büyük delîlidir.
Hz. Peygamber'in Mertebesini İndirme Zulmü
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tespit yapar: vahy âyetinde Hz. Peygamber'in mertebesini Cebrâîl'in altına indirmeye çalışmak büyük bir zulümdür. Çünki Cebrâîl Hz. Peygamber'in altındadır; vahy hâdisesinin merkezi Hz. Peygamber'in Cenâbı Hak ile mülâkâtıdır. Bu Mîrâc Gecesi'nde olmuş, ya da husûsî bir vahy tecellîsinde gerçekleşmiştir. Allâh muhâfaza, Hz. Peygamber'in azametini idrâk edemeyenler bu âyetleri yanlış yorumlamaktadırlar.
Tarîf Edilemez Manevî Tecellî
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: bu hâli aklen ve mantıken anlatabilmemiz mümkün değildir; çünki Cenâbı Hakk'ın Resûlüne tecellîsi tarîf edilemez bir mâhiyettedir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «O'nun benzeri hiçbir şey yoktur» (Şûrâ 42/11) buyurmuştur. Hz. Peygamber'in Cenâbı Hak ile olan münâsebetini herhangi bir dünyevî argümanla tarîf etmek imkânsızdır. Bu hâli ancak Cenâbı Hakk'ın bildirdiği kadarıyla, ve Hz. Peygamber'in îzâh ettiği şekilde kabûl ederiz.
«Onun Gördüğünü Gönlü Yalanlamadı»
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: âyeti kerîmede «Onun gördüğünü gönlü yalanlamadı» (Necm 53/11) buyurulmuştur. Yâni Cenâbı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz bir şey görmüş, ve gördüğü her şey Allâh'tan olduğu için gönlü onu yalanlamamıştır. Bu hâl Hz. Peygamber'in kalp gözünün, basîretinin, ve manevî idrâkinin azametini ortaya koyar. Mü'mîn de Hz. Peygamber'in bildirdiklerine teslîm olur, ve Cenâbı Hakk'ın tecellîlerini idrâkin sınırlarının ötesinde olduğunu kabûl eder. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Hz. Peygamber'in azametini idrâk etmeye, ve Cenâbı Hakk'ın tarîf edilemez tecellîsine îmân etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Necm 53/8-18; Şûrâ 42/11; İsrâ 17/1; Bakara 2/285.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü't-Tefsîr, Necm Sûresi.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü Bed'i'l-Halk, Mîrâc bahsi.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân, Mîrâc bahsi.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî, Tefsîr.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Necm Sûresi tefsîri.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân, Necm Sûresi.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, Necm Sûresi tefsîri.
- İmâm Mâturîdî, Te'vîlâtü'l-Kur'ân.
- İbnü'l-Arabî, Fütûhâtı Mekkiyye.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Vahiy Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet Necm Sûresi'nde «Allâh kuluna vahyetti» âyetini, bâzı meâlcilerin hatâsını, Hz. Peygamber'in Cebrâîl'den şerefli oluşunu, mertebesini indirme zulmünü, tarîf edilemez manevî tecellîyi, ve «Onun gördüğünü gönlü yalanlamadı» ifâdesini tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Vahiy Sohbetleri