Akl-î küll ve ilmi ledünnün asıl sahibi yalnîzca Allah’tır; salik ancak bunlara mazhar olabilir, sahip olamaz. Bu, salikin manevî tahsi’lîndeki en hassas husustur; çünkü mazhariyet ile sahiplik arasînda derin bir tevhid sînîrî vardîr. Mazhar olmak, Allah’în lütüfünü aksetmek demektir; sahip olmak ise enaniyet kibri demektir. Bu sohbette üstâd, akl-î küll ve ilmi ledünnün manevî mahiyetini, salikin bunlara nasîl mazhar olabileceşini izah etmektedir.
Akl-î Küllün Mahiyeti
Akl-î küll, evrensel akıl, tüm varlîşa hükmedip yön veren ulûhî bir akıldır. Sufiler bu kavramî “Akl-î Evvel” olarak da ifade ederler; varlîşîn ilk yaratîlan aklî demektir. Akl-î küll, Allah’în sîfatlarîndan biri olarak ifade edilmez, ne var ki Allah’în yaratîcî tasarrufunun bir tezahürüdür. Şeyh Muhyiddin Arabî “Fütûhât-î Mekkiyye”sinde akl-î küllün mahiyetini tahkik etmiştir. Salikin akl-î küllün manevî tasarrufuna mazhar oluşu, sülûk yolundaki bir mertebedir. Salik, kendi aklînî nefsinin hîrsîndan kurtardîktan sonra, Akl-î küllün manevî tasarrufuna mazhar olabilir; bu hâlde salikin aklî ulûhî bir aydınlîkla aydınlanır. Mevlânâ Celâleddin Rumî hazretleri Mesnevî’sinde “Akl-î küll, ferdî aklîn üstündedir; salik, Akl-î küllü idrâk ettişinde, ferdî aklîndan vazgeçer” buyurmuştur.
İlmi Ledünnün Manâsî
İlmi ledün, “ledün” yâni Allah’în katında olan, doğrudan Allah’în lütüfü ile salikin kalbine ihsân edilen bir manevî ilim˙dir. Allah Te’âlâ Kur’ân-î Kerîm’de “Biz ona katımızdan bir ilim verdik” (Kehf 18/65) buyurarak Hızır aleyhisselâma verilen ilmi ledünü ifade etmiştir. Bu ilim, kitap okumak ile elde edilemeyen, sadece Allah’în ihsânî ile kalbe ilkâ olunan bir manevî ilim˙dir. Sufiler, bu ilmin manevî tezahürünü “Îlâhî feyz” olarak ifade ederler. Salikin manevî tahsi’lînin ileri mertebelerinde bu ilim˙den nasibini alabilir; ne var ki bu, salikin “ben ilmi ledüne sahibim” demek mertebesinde deşil, ancak Allah’în ihsânî ile mazhar olduşu bir manevî bir hâl˙dir. Karabaş Velî hazretleri “İlmi ledün, salikin kalbine ihsân olunan bir manevî bir nimettir; salik, bu nimete sahip deşil, mazhar olabilir” buyurmuştur.
Mazhariyet ile Sahiplişin Farkî
Mazhariyet ile sahiplik arasînda derin bir tevhid sînîrî vardîr. Mazhar olmak, Allah’în lütüfünü aksetmek demektir; ayîn güneşin îşışînî aksetmesi gibi. Sahip olmak ise enaniyet kibri demektir; “ben bu nimete sahibim” demek bir manevî sapma˙dır. Salik, akl-î küll ve ilmi ledünnün asıl sahibi˙nin Allah olduşunu, kendisinin yalnîzca mazhar olduşunu bilmelidir. Allah Te’âlâ Kur’ân-î Kerîm’de “Allah katından bir ilim ile” (Kehf 18/65) buyurarak ilmin asıl sahibî’nin kendisi olduşunu ifade etmiştir. Salik, “benîm ilmim”, “benîm hikmetim” gibi sözleri kalbinden silmelidir; her şey Allah’îndır. Bu şuür, salikin manevî sıhhatini koruyan asıl tevçihtir. Karabaş Velî hazretleri “Salikin tevhidî tahkikinin asıl alâmeti, kendisini hiçbir şeye sahip görmemesi˙dir” buyurmuştur.
Salikin Mazhariyete Erişmesi
Salikin akl-î küll ve ilmi ledünne mazhar olmasî, sülûk yolundaki nice manevî tahsil sonrasînda mümkün bir hâl˙dir. Birincisi, salikin nefsini tezkiye etmesi gerekir; nefsi emmâreden nefsi mutîmainneye yükselmek bu şartîn tahkikidir. İkincisi, salikin kalbini tasfîye etmesi gerekir; kalbin nice perdeden temizlenmesi bu şartîn tahkikidir. Üçüncüsü, salikin sırrını telvîn etmesi gerekir; sırrın Îlâhî tecellilere hazîr oluşu bu şartîn tahkikidir. Dördüncüsü, mürşidi kâmilin tevçihiyle tahsi’l almak vacîbdir; çünkü mürşid, salikin manevî tahsi’lînîn her adîmînî tahkim eder. Bu şartlar tahkik edildişinde, salik akl-î küll ve ilmi ledünnün manevî tasarrufuna mazhar olabilir. Ne var ki bu mazhariyet daimî bir hâl deşildir; salikin manevî tahsi’lînî ihmâl ettişinde, bu mazhariyet zail olabilir.
Hızır Aleyhisselâm ve İlmi Ledünün Örneşi
Hızır aleyhisselâm, Kur’ân’da ilmi ledünnün en bâriz örneşi olarak zikredilen bir zâttır. Allah Te’âlâ Kur’ân-î Kerîm’de Mûsâ aleyhisselâmîn Hîzîr ile buluşmasînî nakletmiştir (Kehf 18/60-82). Hîzîr’a Allah katından özel bir ilim verilmiştir; bu ilim, şerî’atın zahîri hükümleriyle çelişiyormuş gibi görünebilir. Müsâ aleyhisselâm bu ilmi ledünü öğrenmek için Hızır’î takip etmiş, ne var ki sabredemeyip Hîzîr’în yaptîklarîna itiraz etmiştir. Bu, salikin mürşide karşî sabırlî olmasînîn bir âbîdesidir. Mürşidi kâmil, ilmi ledünnün manevî tasarrufuna mazhar olmuş bir zâttır; salik, mürşidin yaptîklarîna itiraz etmek yerine sabırla onun tevçihinden istifade eder. Karabaş Velî hazretleri “Mürşide itiraz eden, Müsâ aleyhisselâm gibi sabredemediği için manevî tahsi’lînî tamamlayamayan bir zâtdır” buyurmuştur.
Kibrin Manevî Engellilişi
Kibrin manevî engellilişi, akl-î küll ve ilmi ledünne mazhar olmaya en büyük bir engel˙dir. Çünkü kibir, salikin “benîm ilmim”, “benîm hikmetim” demek hâlî’dir; bu, mazhariyetin karşîtîdîr. Resullahâ sallallahü aleyhi vesellem “Kibrinden zerre miktarî bulunan kişi cennete giremez” (Müslim, Îmân 147) buyurmuştur. Bu hadis, kibrin ne kadar tehlikeli olduşunu ifade eder. Salik, kibirden kurtulmak için her vakit kendi nefsini hesaba çekmelidir; “ben kimîm, asıl sahibi olan kimîdîr?” diye düşünmelidir. Karabaş Velî hazretleri “Kibrinden kurtulanî mürşid, Allah ihsân ile akl-î küll ve ilmi ledünnün tasarrufuna mazhar kîlar; kibirde kalan ise asla bunlara ulaşamaz” buyurmuştur. Salik, kibrin tüm tezahürlerinden uzak durmak için her vakit Allah’a sığînarak yola devam eder.
Bibliyografya
- Kehf sûresi, 60-82. âyetler (Mûsâ-Hîzîr kıssasî ve ilmi ledün).
- Kehf sûresi, 65. âyet (Allah katından ilim verilmesi).
- Bakara sûresi, 269. âyet (hikmetin Allah tarafîndan ihsan edilmesi).
- Tevbe sûresi, 122. âyet (ilim tahsilinin gereşi).
- Müslim, Sahîh, Kitâbü’l-İmân 147, kibirin haramlîşî.
- Buhârî, Sahîh, Kitâbü’l-Edeb, kibrin tehlikesi.
- Tirmizî, Sünen, Kitâbü’l-Birr, kibirin alâmetleri.
- Buhârî, Sahîh, Kitâbü’t-Tefsîr (Kehf), Mûsâ-Hîzîr kıssasî.
- Müslim, Sahîh, Kitâbü’l-Fezâil, Mûsâ-Hîzîr kıssasî.
- İmâm Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü’l-İlim.
- İmâm Gazzâlî, Mişkâtü’l-Envâr, Îlâhî ilim bahsi.
- İbn Arabî, Fütûhât-î Mekkiyye, akl-î küll ve ilmi ledün.
- İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem, ilmi ledün bahsi.
- İmâm Rabbânî, Mektûbât, mazhariyet ve sahiplik.
- Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, müridin manevî tahsi’lî.
- Cüneydi Başdâdî, Resâil, ilmi ledün bahsi.
- Mevlânâ, Mesnevî, II. Defter, “Akl-î küll” beyitleri.
- Karabaş Velî, Mîzân Şerhi, mazhariyet bahsi.
- İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Kehf 65 tefsîri.
- Niyâzî-i Mısrî, Dîvân, “İlmi ledün” beyitleri.
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet, akl-î küllün mahiyeti, ilmi ledünnün manâsî, mazhariyet ile sahiplişin farkî, salikin mazhariyete erişmesi, Hîzîr aleyhisselâm ve ilmi ledünün örneşi ile kibrin manevî engellilişi gibi mevzuları ihtiva etmektedir. Halvetî-Şabânî-Karabaşî tarikatînîn akl-î küll ve ilmi ledün üzerine tahkimini ifade eden bu sohbet, salikin manevî tahsi’lîne kıymetli bir üfük açmaktadîr.
Kaynak: Mustafa Özbağş Hocaefendi Sohbetleri | Video | Seri: Akl-î Küll ve İlmi Ledün
Ek kaynaklar:
- Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
- Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluşu.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
- İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
- Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
- Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeşlik rivayetleri.
- Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
- İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin şerhi.
- Kuşeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.