Gazâlî’nin Bağdat’ı Terk Etmesi Vazîfeden Kaçış Değildi
İmâm Gazâlî hazretlerinin Bağdat’ı terk etmesi vazîfeden kaçış değil; her sınâmadan geçmiş olmak içindi. Gazâlî dönemin en büyük üniversitesi Nizâmiye’de baş müderristi; sözü dinlenen, kitapları okunan bir âlim idi. Ama bir gün dîvit-i kalemini bıraktı; vazîfesinden ayrıldı; tasavvuf yoluna girdi. Bu, kaçış değildi; kemâle ermek için bir gerekti.
Gazâlî’nin Bağdat Dönemi — Zirvede
Gazâlî’nin Bağdat dönemi zirvedeydi. Nizâmiye Medresesi’nde başmüderris; binlerce talebeye hocalık ediyor; halîfeler ve sultanlar ona danışıyor; eserleri Arap dünyâsında okunuyor. Bütün dünyevî makâmlar onun ayağındaydı. Ama Gazâlî hâlinden memnûn değildi; içinde bir boşluk hissediyordu. Bu boşluk onu sorgulamaya itti.
Niyetin Sorgulanması — Krizin Başlangıcı
Gazâlî bir gün kendine sordu: «Ben bu ilmi Allâh için mi yapıyorum, yoksa şöhret için mi?» Bu soru onu krize soktu. Çünkü cevap belirsizdi. Belki Allâh için başlamıştı; ama şimdi şöhret de karışmıştı. Bu niyet bulanıklığı onu rahatsız etti. Sonunda Bağdat’ı terketmeye karar verdi.
Bağdat’ı Terk — Hicret
Bağdat’ı terketmek bir hicret idi. Gazâlî herşeyi geride bıraktı: Makâm, talebeler, eserler, şöhret. Şâm’a gitti; orada bir minare odasında inzivâya çekildi. Yıllarca tasavvufla meşgûl oldu. Bu süreç onun nefsini terbiye etti; ihlâsını saflaştırdı; kalbini açtı. Sonra geri döndü; ama farklı bir Gazâlî olarak.
«Vazîfeden Kaçış» Yargısı — Yanlış
«Vazîfeden kaçış» yargısı yanlıştır. Çünkü Gazâlî vazîfeyi terk etmedi; vazîfesini değiştirdi. Müderrislik vazîfeden çekildi; tasavvuf vazîfesine girdi. İhyâ’yı yazdı; ümmete daha büyük hizmet etti. Eğer Bağdat’ta kalsaydı, sâdece müderris olarak kalırdı; İhyâ’yı yazamazdı. Hicret ona yeni bir vazîfe açtı.
«Her Sınâmadan Geçmek» — Tasavvufun Sınâması
«Her sınâmadan geçmek» — tasavvufun sınâmasıdır. Mü’min ilim sınâmasından geçer, makâm sınâmasından geçer, mal sınâmasından geçer, şöhret sınâmasından geçer. Gazâlî bu sınâmaların hepsinden geçmek istedi. Çünkü her sınâmadan geçmeden kemâl olmaz. Bağdat’ı terk — şöhret sınâmasından geçmekti.
İhyâ’u Ulûmi’d-Dîn — Hicretin Meyvesi
İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn hicretin meyvesidir. Gazâlî inzivâda iken bu büyük eseri yazdı. İhyâ — dînin ihyâsı, diriltilmesi demektir. Bu kitap 900 yıldır okunmakta; milyonları etkilemekte. Bu eser Bağdat’ta yazılamazdı; çünkü orada başka düşünceler vardı. Hicret onu özgürleştirdi; ve eser çıktı.
Niyâz — Gazâlî’nin Yolundan
Niyâz: «Yâ Rab, beni Gazâlî gibi niyetini sorgulayan bir kul eyle. Şöhret, makâm, mal sınâmalarından geçmemi nasîb et. Eğer gerekirse benim Bağdat’ımı terketmeyi göze almamı sağla. Hicretin getirdiği bereketi yaşamamı; İhyâ gibi kalıcı bir eser bırakmamı nasîb et.» Allâh muhâfaza eylesin; bizi sınâmadan geçen kullardan eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Gazâlî, İhlâs, Hicret. → Tasavvuf Sözlüğü