Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mürşid-i Kamil ·

Muhyiddini Arabi’de İnsan ve İnsan-ı Kamil-1

ilk Günahkar olarak görürler neviler de ilk Günahkar olarak görürler iseviler bunda daha ileri giderler O yüzden doğmuş olan çocuklarının Günahkar doğduklarını düşünerekten onları vz ederler temizlerl...


Muhyiddîn İbn Arabî’de İnsan ve İnsân-ı Kâmil — Tasavvufî Antropoloji

Muhyiddîn İbn Arabî kuddise sırruh, tasavvufun en büyük teorisyenlerinden biridir. «Şeyhü’l-Ekber» (en büyük şeyh) lakabı ile anılır. «El-Fütûhâtü’l-Mekkiyye» ve «Füsûsü’l-Hikem» eserleri tasavvuf düşüncesinin zirveleridir. İnsan ve insân-ı kâmil konusunda derin tahlilleri vardır. İnsân-ı kâmil — Allâh’ın halîfesi olarak tam olgunlaşmış insan. Bu, tasavvufun nihâî hedefidir. Mü’min bu mertebeye doğru yola gitmelidir.

Muhyiddîn İbn Arabî — Şeyhü’l-Ekber

Muhyiddîn İbn Arabî (1165-1240) Endülüs’te doğdu; Şam’da öldü. Hayâtı boyunca tasavvuf üzerine yüzlerce eser yazdı. En önemli iki eseri: «Fütûhât» — 37 cilt; tasavvufun ansiklopedisi gibidir. «Füsûs» — 27 bölüm; her peygamberin hikmetini açıklar. Bu iki eser İslâm düşünce tarihinde benzersizdir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in vârislerinden biri sayılır.

İnsan — Allâh’ın Halîfesi

İnsan — Allâh’ın halîfesi. «Şüphesiz Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım» (Bakara 30). Bu âyet insanın asıl mâhiyetini açıklar. İnsan Allâh’ın temsîlcisi olarak yaratılmıştır. Bu büyük bir şereftir; ama büyük bir sorumluluktur. İnsan bu sorumluluğa lâyık olmalıdır. Bunun için nefsini terbiye etmeli; mâneviyât kazanmalıdır.

İnsân-ı Kâmil — Tam Olgun İnsan

İnsân-ı kâmil — tam olgun insandır. İbn Arabî’ye göre, Allâh’ın isim ve sıfatlarının mükemmel tezâhürü insân-ı kâmilde olur. Bu mertebedeki insan, Allâh’a en yakın olan kuldur. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem en yüksek insân-ı kâmildir. Sonra dört halîfe; sonra büyük velîler; sonra tasavvuf büyükleri. Mü’min bu mertebeye doğru yol almalı.

Hz. Muhammed — Hakîkat-i Muhammediyye

Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem — tasavvufî gelenekte «hakîkat-i Muhammediyye» (Muhammedî hakîkat) olarak ifâde edilir. O, yaratılışın amacı; Allâh’ın ilk yaratıkıdır mâna olarak. «Ben olmasaydım âlemler yaratılmazdı» (kudsî hadîs). Bu makâm İbn Arabî’nin eserlerinde derin biçimde tahlil edilir. Mü’min O’na ittibâ ederek insân-ı kâmile doğru yol alır.

Vahdet-i Vücûd — İbn Arabî’nin Görüşü

«Vahdet-i vücûd» — varlığın birliği — İbn Arabî’nin meşhûr görüşüdür. Yalnız Allâh gerçekten vardır; diğer her şey O’nun tecellîsidir. Bu görüş İslâm’ın temel tevhîd akîdesi üzerine derinleştirilmiş bir bakış açısıdır. Bâzı âlimler bu görüşü kabûl etmiş, bâzıları eleştirmişlerdir. İmâm-ı Rabbânî «vahdet-i şuhûd» (görme birliği) ile bunu düzeltmiştir. Mü’min bu konularda âlimlerin görüşlerini dikkatle değerlendirmeli.

İnsân-ı Kâmilin Sıfatları

İnsân-ı kâmilin sıfatları İbn Arabî’ye göre şunlardır: 1) Allâh’ın isim ve sıfatlarının tezâhürü. 2) Yaratılışın gâyesi. 3) Aşk ve marifetin zirvesi. 4) Şerîat, tarîkat, hakîkat, marifet — dördünün birleşimi. 5) Allâh ile âlem arasında köprü. Bu sıfatlar sıradan insanda yoktur; ama mü’min bu sıfatlara doğru yol alabilir.

Mü’minin Yolculuğu — İnsân-ı Kâmile Doğru

Mü’minin yolculuğu insân-ı kâmile doğrudur. Mü’min başta sıradan insandır. Yıllarca tezkiye, mücâhede, riyâzet ile yetişir. Sonunda insân-ı kâmilin alt mertebelerine ulaşır. Tam mertebesine ancak peygamberler ve büyük velîler ulaşır. Ama mü’min de yolda olur; her kazanç bir adımdır.

Niyâz — İnsân-ı Kâmile Doğru Yol Almak

Niyâz: «Yâ Rab, beni insân-ı kâmile doğru yol alan bir mürîd eyle. Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in örneğini izlemeyi nasîb et. Muhyiddîn İbn Arabî gibi tasavvuf büyüklerinden istifâde etmeyi nasîb et. Vahdet-i vücûd görüşünü doğru anlamayı sağla. Beni Allâh’ın halîfesi olarak yetiştir.» Allâh muhâfaza eylesin; bizi insân-ı kâmile doğru yol alan kullardan eylesin.

Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: İbn Arabî, İnsân-ı Kâmil, Vahdet-i Vücûd. → Tasavvuf Sözlüğü