Dünyâ Nimetlerine Mazhar Olunca Allâh’a Yakın Olmayı Bıraktın
Dünyâ nimetlerine mazhar olunca Allâh’a yakın olmayı bıraktın. Bu, müslüman ümmetinin bir derdidir. Dert günlerinde Allâh’a yalvarır; rahata kavuşunca unutur. «İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, yana üstüne yatarken, otururken, ayakta dururken bize duâ eder. Fakat biz onun sıkıntısını kaldırdığımızda, sanki dokunan sıkıntı için bize hiç duâ etmemiş gibi geçer gider» (Yûnus 12). Bu âyet, insanın bu çelişkili davranışını anlatır. Mü’min bunun farkında olmalıdır.
Dert Vaktinde Allâh — Modern İnsanın Tutumu
Dert vaktinde Allâh’a yönelmek modern insanın tipik tutumudur. Hastalık geldiğinde câmiye koşar; sıkıntı çıktığında duâ eder; tehlike yakında gördüğünde namaz kılar. Ama dert geçince, eski hâline döner. Bu, Yûnus 12’deki âyetin tam tezâhürüdür. Bu tutum samîmî bir kulluk değildir; menfaatçi bir yaklaşımdır. Mü’min hem dert hem rahat zamânlarında Allâh’a aynı şekilde yakın olmalıdır.
Nimette Şükür — Mü’minin Sınavı
Nimette şükür, mü’minin asıl sınavıdır. Çünkü dert vaktinde herkes Allâh’a yönelir; bu zorlamadır. Ama nimet vaktinde Allâh’a yönelmek, irâdedir. Hz. Süleymân aleyhisselâm büyük bir saltanata sahipti; ama «Bu, Rabbimin lütfundandır. Beni denemek içindir; şükredecek miyim yoksa nankörlük mü edeceğim?» (Neml 40) buyurmuştur. Bu örnek, nimette nasıl davranılacağını gösterir.
Nimet Allâh’tan — Unutmamak
Nimet Allâh’tandır; bu unutulmamalıdır. Mü’min «ben kendi çabamla kazandım» derse, hata eder. Kendi çabası bile Allâh’ın verdiği kabiliyettir. Sağlık, akıl, zaman, fırsat — hepsi Allâh’tan. Kâzanılan para Allâh’tan rızıktır. Tâkdîr edilen başarı Allâh’ın lütfudur. Bu farkındalık, mü’mini kibirden korur; ve şükre yöneltir.
Nimete Mazhar Olunca İhmâl — Tehlikeli Bir Hâl
Nimete mazhar olunca Allâh’ı ihmâl etmek tehlikeli bir hâldir. Çünkü nimet, Allâh’ın bir lütfudur; ve şükür ile karşılanmazsa, ele geçirilebilir. «Eğer şükrederseniz, mutlaka size nimetimi arttırırım. Ama nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir» (İbrâhîm 7). Bu âyet, nankörlüğün sonucunu net bildirir. Mü’min nimetten dolayı daha çok şükretmeli, daha çok kullanmalı; az değil.
Şükrün Üç Boyutu — Dil, Kalp, Amel
Şükrün üç boyutu vardır: 1) Dil ile şükür — «Elhamdülillâh» demek, hamd-ü senâ etmek. 2) Kalp ile şükür — nimetin Allâh’tan olduğunu bilmek, sevmek. 3) Amel ile şükür — nimeti Allâh’ın rızâsı uğruna kullanmak. Bu üç boyut bir arada olmalıdır. Sâdece dil ile «şükür ya Rabbi» demek yetmez; kalp ve amel de katılmalıdır. Üç boyut birleştiğinde, tam şükür olur.
Karun Örneği — Nimete Mazhar, Allâh’a Uzak
Karûn, Kur’ân’da geçen ünlü bir örnektir. Çok zengindi; o kadar ki hazinelerinin anahtarlarını taşımak için kuvvetli adamlar gerekiyordu. Ama bu nimet karşısında Allâh’a uzaklaştı; «Bu bana kendi ilmim sayesinde verildi» dedi. Sonra Allâh onu yerle birlikte yutturdu. Bu, nimete kibirlenmenin sonudur. Mü’min Karûn’un örneğinden ibret almalı; nimette Allâh’a daha çok yaklaşmalıdır.
Niyâz — Nimette Allâh’a Yakın Olmak
Niyâz: «Yâ Rab, hem dert hem nimet zamanımda Sana eşit yakın olmamı nasîb et. Nimete mazhar olduğumda Seni unutmayı yasak kıl. Hz. Süleymân aleyhisselâm gibi nimetin bir sınav olduğunu hatırlamamı nasîb et. Dil, kalp ve amel ile şükür eden bir mü’min eyle. Karûn’un sonundan beni koru.» Allâh muhâfaza eylesin; bizi nimetinde şükredici, bizi sıkıntımda sabırlı mü’minler eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Şükür, Nimet, Dünyâ. → Tasavvuf Sözlüğü