Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde sûfîlik yolundaki bütün menzillerin ve hâllerin gelip geçici olduğunu, kalıcı olanın Cemâlullâh'ta fenâ olmak olduğunu tafsîl eder. Cevr-İhsân-Mihnet-Neşe gelip geçicidir; gelip geçerlerse ölürler, Hak onlara vâris. Bütün İhsân mertebesi-Mihnet-Neşe-Gam-Keder hepsi de gelip geçici, ama o hâl gelip geçici değildir — çünki o hâl değildir, artık o makāmdır. Hazreti Pîr Mevlânâ Celâleddîni Rûmî hazretleri bu manâda buyurur: «Sen varlığını Hakk'ın Cemâl'inde fânî kılan ve vehim ve hayâlden kurtulan mürşidi kâmilin hâlini, Hakk'ın Cemâl'inden uzak, kendi varlığının da ne olduğunun farkında olmayan, kendi hevâ ve hevesinin nefsinin icâd ettiği enâniyetkibregevşekliğe düşmüş, maneviyâttan haberi olmayan nâkıs insânların görüşleri ile kıyâs etme.» Hz. İbrâhîm aleyhisselâm yıldızları gördü «Benim Rabbim budur» dedi; ama yıldızlar kaybolunca dedi ki «Ben kaybolup gidenleri sevmem» (En'âm 6/76). Bütün hâller, sûfîlik yolundaki menziller gelip geçicidir; çünki kalıcı olan Cemâlullâh'ta fenâ olmaktır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri bütün dervîşleri yazdırmadı, sadece Hüsâmeddîn Çelebi'ye Mesnevî'yi yazdırdı — çünki insanlar dinlemiyordu, hayalden ve vehimden kurtulamamıştı. Bu sohbet hâllerin geçicimakâmların kalıcı oluşu, kıyâs hatâsı, Hz. İbrâhîm'in «Sevmem kayboluvereni» tercîhi, ve velînin yüzüne bakınca aklın Allâh'a gelmesi hadîsi bahisleri ile tafsîl olunur.
Cevr-İhsân-Mihnet-Neşe Gelip Geçicidir, Hak Vâristir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: Cevr-İhsân-Mihnet ve Neşe gelip geçicidir; gelip geçerlerse ölürler, Hak onlara vâris. Bütün ihsân mertebesi, bütün Mihnet-Neşe-Gam-Keder hepsi de gelip geçici; ama o hâl gelip geçici değildir, çünki o hâl değildir, artık o makāmdır. O yüzden Hazreti Pîr bu manâda bizlere dediği şey şu: bizim hâlimizi, bizim coşkunluğumuzu, bizim durgunluğumuzu, bu sûfîlik yolu ile alâkası olmayan insânlara kıyâs etme. O bizim coşkunluğumuzu anlamaz, o bizim durgunluğumuzu anlamaz, o bizim hâlimizi anlamaz, o bizim hayâtımızı anlamaz, o bizim yolumuzu da bilmez.
Bizim Yolumuz Allâh'a Âşık Olma Yoludur
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bizim yolumuz Allâh'a âşık olma yolu; bizim yolumuz Allâh'ı sevme yolu; bizim yolumuz her şeyinden geçip Allâh'a teslîm olma yolu. Bu yol böyle gevşekliğe de gelmez, bu yol böyle gülmeye de gelmez, bu yolu anlatana da gülmeye gelmez. Bu yol öyle ince bir yol ki, aslında belki de sizler, belki de bizler bu yola lâyık değiliz; ama Allâh lutfetmiş, ikrâm etmiş, ihsân etmiş, o yolun içine koymuş; o yolun içinde durmanın ehemmiyetini de farkında değiliz; yolda bizi tutanın da ehemmiyetini farkında değiliz; lâyloymla gelmişiz, lâyloymla gidiyoruz. Biz küçük işlerle uğraşıyoruz: o ona bunu dedi, bu bunu, şunu dedi, o onu öyle yaptı, bu bunu böyle yaptı — mes'elenin özünden uzağız.
Hazreti Pîr'in Mesnevî'yi Hüsâmeddîn Çelebi'ye Yazdırması
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hâtırâyı tafsîl eder: ben inanıyorum Hazreti Pîr'i de zamanında böyle maval dinler gibi dinlediler. O yüzden Hazreti Pîr kendini kapattı, oturdu Hüsâmeddîn Çelebi'yi anlattı, dervîşlerin hepsini anlatmadı, oturdu Hüsâmeddîn anlattı, Hüsâmeddîn yazdırdı — haddim diyorum onun tâbîriyle söylüyorum — Hüsâmeddîn Çelebi hazretlerine, çünki hem dervîşi hem halîfesi. Posta oturdu, düşünebiliyor musunuz, o kadar dervîşi varken Hüsâmeddîn Çelebi hazretlerine yazdırdı Mesnevî'yi. Yazdırırken de kitapmitap yok, neden? Avâm! Çünki sohbet ederken de o herkes kendiyle haşır neşir oluyordu, çünki onu dinlemiyorlardı. Dinleseler, zâten hakkında dedikodu yapmazlardı; dinleseler de hakkında dedikodu yapanları da dinlemezler. Düşünün Hazreti Mevlânâ gibi koca pîr oturuyor Hüsâmeddîn Çelebi'ye yazdırıyor bütün Mesnevî'yi.
İnsanların En Büyük Problemi: Hayâl ve Vehimden Kurtulamamak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bütün Mesnevî, sebep çünki insânlar gelip geçici şeylerle uğraşıyor; çünki insânlar hevâ-heveslerine zûn olmuş; çünki insânlar dünyâperest olmuş Hakperest olacaklarına; nefsleri ile mücâdele edeceklerine hevâ ve heveslerine uymuşlar. O yüzden koskoca pîr Hüsâmeddîn Çelebi'ye anlatmış. Hayâlden ve vehimden kurtulamamış insânlığın en büyük problemi bu. O yüzden diyor: «Sûfîlik yolu ile alâkası olmayan insânlara kıyâs etme. Sen varlığını Hakk'ın Cemâl'inde fânî kılan ve vehim ve hayâlden kurtulan mürşidi kâmilin hâlini, Hakk'ın Cemâl'inden uzak, kendi varlığının da ne olduğunun farkında olmayan, kendi hevâ ve hevesinin nefsinin icâd ettiği enâniyetkibregevşekliğe düşmüş, maneviyâttan haberi olmayan nâkıs insânların görüşleri ile kıyâs etme. Bu kıyâs ve boş akılla bir mürşidi kâmilin menzilinimakāmınıhâliniahvâlini, durduğu manevî perdeyi kendi dünyevî perden gibi düşünme» diyor Hazreti Pîr.
Hz. İbrâhîm: «Ben Kaybolup Gidenleri Sevmem»
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kıssayı tafsîl eder: Allâhu a'lem İbrâhîm aleyhisselâm ne demişti? Demişti ki: «Ben kaybolup gidenleri sevmem» (En'âm 6/76). Neden demişti? Yıldızları gördü; yıldızları görünce: «Benim Rabbim budur» dedi; ama yıldızlar kaybolunca dedi ki: «Ben kaybolup gidenleri sevmem» dedi. Bütün hâller, bütün sûfîlik yolundaki menziller gelip geçicidir; çünki kalıcı olan Cemâlullâh'da fenâ olmaktır. Bu hâl ile hâllen bir kimsenin hâlini bir başkasının anlaması da mümkün değildir. Çok zordur; anlamadığını ona anlatsan dahî ona ağır gelir; ağır gelince de atar rolantiye, «Edeple oturayım, dinleyeyim» de demez, «Edeple, ya'nî anlamadığım hâlde ben itaat edeyim» demez, edeple de dinlemez. Bir de kendini yakın görür üstâda; o çok yakın ya, o yüzden yanındakiyle de görüşe bir şey olmaz. Pîr dikkat dinleyeyim diye düşünmez o, çünki üstâda çok yakın hâlini anlamaz. Allâh bizi affetsin, âmîn.
Cemâlullâh'ta Fenâ: Peygamberlerden Sonra Hakk'ın Hakîkî Vârisleri
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: işte Hazreti Pîr diyor ki bu hevâ-hevesine gidenler, ve'yâhud da bu gelip geçici hâllere takılanlarla bunu kıyâs etme. Çünki o Cemâlullâh'da fenâ olan mürşidi kâmiller gerçek manâda Hakk'ın vârisleridir. Peygamberler Hakk'ın vârisleridir; peygamberlerden sonra, peygamberlerden sonra o Cemâlullâh'da fenâ olanlar gerçek manâda Hakk'ın vârisleridir gerçek manâda. O yüzden hani var ya: «Allâh'ın velîleri ile alâkalı korku yoktur; onlar üzülmeyecekler; onlar îmân edip takvâya ermişlerdir; onlara dünyâda da âhirette de müjdeler vardır» (Yûnus 10/62-64) dediği şey, Allâhu a'lem o velînin dünyâdaki müjdesidir Cemâlullâh'da fenâ olmak. O velî için, o mürşid için daha büyük bir müjde — bunun üstünde bir müjde düşünülemez. Bunun alt versiyonları vardır: nedir o velînin, o mürşidin kendi görmüş olduğu rü'yâlar ve'yâhud da o mürşidio velîyi görenlerin rü'yâları — eyvallâh, bunlar alt kademedeki ne, o müjdeler. Asıl müjde Allâh'ın Cemâlullâh-Cemâl sıfatında fenâ olmadır.
Velînin Yüzüne Bakınca Aklın Allâh'a Gelmesi Hadîsi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsî kâideyi tafsîl eder: o yüzden hani başka bir hadîsi şerîfte de eee bu Allâh'ın dostları nasıl tanınır dendiğinde, diyor ya: «Siz onların yüzlerine baktığınızda aklınıza Allâh gelir» (İbn Mâce, Zühd 4; Ahmed, Müsned). Bakın, yüzlerine baktığınızda aklınıza Allâh gelir — çünki o kimse Cemâlullâh'ta fenâ olmuştur; fenâ olunca onun yüzüne bakınca, eğer mü'mîn ise o kimse, aklına Allâh gelir.
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Cevr-İhsân-Mihnet-Neşe'nin gelip geçici oluşunu, Hakk'ın bunlara vâris olmasını, hâllerin geçicimakāmların kalıcı oluşunu, sûfîlik yolunun Allâh'a âşık olmaher şeyden geçip teslîm olma yolu olduğunu, Hazreti Mevlânâ'nın Mesnevî'yi Hüsâmeddîn Çelebi'ye yazdırmasının insânların hayâl ve vehimden kurtulamamasıyla irtibâtını, kıyâs hatâsından kaçınmayı, Hz. İbrâhîm aleyhisselâm'ın «Sevmem kayboluvereni» tercîhini, kalıcı olanın Cemâlullâh'ta fenâ olmak olduğunu, peygamberlerden sonra Cemâl'de fenâ olanların Hakk'ın vârisleri oluşunu, Yûnus 10/62-64'ün velîlere dünyâ-âhiret müjdesi olmasını, ve velînin yüzüne bakınca aklın Allâh'a gelmesi hadîsini idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: En'âm 6/76 (sevmem kayboluvereni); Yûnus 10/62-64 (Allâh dostlarına korku yok); Hadîd 57/3; Rahmân 55/29.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'r-Rikāk; Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Birr.
- Süneni İbn Mâce, Zühd 4 (yüzleri Allâh'ı hatırlatanlar).
- İmâm Ahmed, Müsned (velîlerin tanınması).
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Tevhîd-Fenâ-Bekâ bahisleri.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Hâl-Makām-Fenâ-Bekâ bahisleri.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, Fenâ Fillâh bahisleri; Fusûsu'l-Hikem.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
- Hazreti Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî-i Şerîf (Hüsâmeddîn Çelebi'ye yazdırma); Dîvânı Kebîr; Fîhi Mâ Fîh.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti Cevr-İhsân-Mihnet-Neşe'nin gelip geçici hâl olup makām olmadığını, kalıcı olanın Cemâlullâh'ta fenâ olmak olduğunu, sûfîlik yolunun Allâh'a âşık olma yolu oluşunu, Hazreti Pîr'in Mesnevî'yi Hüsâmeddîn Çelebi'ye yazdırmasının insânların hayâlvehmden kurtulamaması ile irtibâtını, kıyâs hatâsının nâkıs insânların görüşleri ile mürşidi kâmilin hâlini ölçmeye kalkmasını, Hz. İbrâhîm aleyhisselâm'ın «Sevmem kayboluvereni» tercîhini, peygamberlerden sonra Cemâl'de fenâ olanların Hakk'ın vârisleri oluşunu, Yûnus 10/62-64'ün velîlere dünyâda-âhirette müjdesi olmasını, ve velîlerin yüzlerine baktığında aklın Allâh'a gelmesi hadîsi şerîfini tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri