Allah’ın Her Yarattığını Sevmek
Dördüncü Kapı, Kırkıncı Makam
Giriş
Dinî Yaşamda Toplumsal Baskı ve Sevap
Sûfî Yolda Evlilik ve Edep
Yaratanı Severiz Yaratandan Ötürü – Vasiliye Giden Yollar
Sevgi Çeşitleri
Yaratılanların Çeşitliliği ve Sevme İlkesi
Mükemmel Yaratışın Tandığı ve Tevhîd Münhal
Dane ve Çekirdeğin Paradoksu: Yaratışın İnce Detayları
Hz. Peygamber’in Serçe Hadisesi
Tüm Yaratılmışlar Birer Ümmet
İhram Disiplini
Yumuşaklığın Önemi ve Uygulaması
Heyeti Sevme ve Yanlış Anlamlar
İlâhî Merhamet ve Uygulaması
Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Sözü
Kapanış
Kaynaklar
Selamünaleyküm duası ardından, dinleyicilerden Allah’ı söylemeyi, doğru yolu takip etmeyi, ve batılı reddetmeyi talep etmektedir. Îmânın bir niteliği olarak kınamaktan korkmamak üzerinde vurgu yapmaktadır. Çünkü Allah Teâlâ, kula “Biz onlardan sonra sizi değiştiririz” sözüyle eğer kınamaktan korkarsa îmânını kaybedeceğini bildirmiştir.
İnsanın dini yaşarken toplumsal baskıdan ibaret olmamak, yapabildiği iyilikleri yapmaması halinde bile sevap kazanacağını öğretir. İnsan yapabilme gücüne sahip olduğu eylemleri yapmadığında sevap kazanmaktadır.
Örneğin, genç bir erkek harâma düşme kabiliyetine sahipken onu işlemediğinde, hiçbir insanın görmeyeceği bu intinab fiili de Allah tarafından ödüllendirilir. Aynı şekilde birisine karşı intikam almaya gücü yetse de yapmaması, bir kimseye vurmaya muktedir olup vurmaması, cömert davranması, zikrullah yapması gibi tüm bu eylemler, yapabildiği halde yapmadığından sevap kazanmış olur.
Sûfî yolda evlilik meselesi önem taşır. Dinleyicilerin talebi, Sûfî bir eşle evlenme arzusu, dua talep etmek şeklinde ifade edilmektedir. Ancak pratik bir örnek vermektedir: evlilik kararı çoğunlukla medeni işlemlerle, aileler arasında yapılan anlaşmalarla netice bulur. Sûfî davranış, ve edebi bu sürecin sonunda ortaya çıkar, başında değil.
Hacı Mehmet örneğini kullanarak itaat, ve hizmetin önemini göstermektedir. Hakî Mehmet, Şeyh Efendi’nin söyleneni yapması halinde yapacağı işi sorgulamadan yürütür. Bu, “Rab’bim sizden razı olsun” duasıyla sonlandırılan mübarek bir örnektir.
Sûfî yolda lider-mürid ilişkisinde söz konusu olan edep, ve mahremiyetin korunması esastır. Telefon görüşmelerinde, başkaları tarafından duyulmaması için birkaç adım geride durulması, sır sahibinin mahremiyeti korunması gibi detaylar anlatılmaktadır.
Günümüzde “yaratılanı severiz yaratandan ötürü” sözünün tahrif edildiğini ifade etmektedir. Çünkü bu kelime, tasavvufta kişinin Sûfî tavır takınarak sevgiyi göstermeleri, fakat hakîkatte farklı düşündükleri haliyle istismar edilmektedir. Efendi’nin tanımına göre, Allah’ın yarattıklarını sevmek, Cenâb-ı Hak’ın tüm yaratılmışlara karşı muhabbet beslemektir.
Sevgi, insani hayatın temelini oluşturan en önemli duygulardan birisidir. Biz bu sevgi duygusunu aile bağlarında, dostluk ilişkilerinde, komşuluğunda, ve tüm insani münasebetlerde yaşarız. Yaratılmışlara duygusal bağlılığımız çeşitli seviyelerde tezahür eder.
İlk olarak insani sevgi vardır: ana, baba, eş, çocuk, akraba, dost, ve komşu. Bunun, yanı sıra mülkiyet sevgisi de vardır; insanın araba, ev, arsa, tarla, ve işini sevmesi tabidir.
Bir de dinî sevgi kısmı bulunur: Allah’ı severiz, Peygamberimizi sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretlerini severiz, üstadımızı severiz, müminleri severiz. İlaveten millî, ve vatanî sevgiler de vardır. Kendi vatanını, şehrini, mahallesini, sülalesini sevmek fitridir. Çünkü Allah bu sevgi duygularını yaratılışın içerisine yerleştirmiştir.
İnsan, bu sevgi yumağına bakarak yaratıcının kendisi üzerinde ne kadar ince, ve detaylı bir şekilde eğildiğini anlayabilir. Sevgi, yaratıcının insanın üzerindeki en büyük mucizelerinden birisidir.
Yaratılanlar denilince akla ilk olarak insan gelir. Ancak bu anlayış genişletilmektedir. Yaratılanlar denildiğinde, Cenâb-ı Hak’ın “Kun (ol)” dediğinden itibaren yaratmış olduğu tüm varlık âlemi kastedilmektedir.
Bizim gözümüz görmediği, kulağımız işitmediği, kalp hissetmediği pek çok varlık vardır. Gözümüzün gördüğü, kulağımızın işittiği, ve kalbimizin hissettiklerinden sorumluyuz. Ancak yaratılmışların tamamını görmemiz mümkün değildir.
İslâm’ın ilimler tarafından belirtilen yaratılmışlar çeşitli: İnsan, cinli, melekler, şeytanlar, ve çeşitli perdelerde yaşayan sayısız varlıklar. Kur’ân, bize kafirleri, minleri, münafıkları, ve melekleri haber vermektedir. Cenâb-ı Hak yedi kat göğü, yeri, ve Samanyolu’nu yaratmıştır. Arş, Kürsü, Levh-i Mahfuz gibi ilâhî makamları yaratmıştır. Kâlem, ve akıl da yaratılmışlardır.
Bu sonsuz varlıklar içinde yaratılmışları saymak imkânsızdır. Sûfî toplumu olarak, yaratılanları sadece insanlar açısından düşünürsek yetersiz kalırız. Seyri sülükün yolunda bir derviş, değişik perdelerde farklı yaratıklarla karşılaşacaktır.
Temel vurgu şudur: yaratma fiili tamamen, ve münhasıran Allah’a aittir. Şeytanın hiçbir şey yaratamadığını, meleklerin yaratamadığını, peygamberlerin yaratamadığını, velilerin, ve cinlilerin yaratamadığını biliyor olmalıyız.
Yaratma kudretinin, kuvvetinin, kadir olmasının, ve hikmetinin sahibi yalnızca Allah’tır. Her ne yaratmışsa, onu hesap, ve kitap üzerine, mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Yaratmadaki herhangi bir eksiklik, herhangi bir noksanlık görmek, müteemmil ilkesinin dışına çıkmak anlamına gelir, ve bu da kişiyi küfre düşürür.
Allah, yarattığı her şeyi güzel kılmıştır, hatta mükemmelden öte, güzellik de ilave etmiştir. Yaratılmış olan herhangi bir şey, yapı itibariyle eksiklik, yahut noksanlık ihtiva etmez; mükemmelden, ve güzelden ibarettir.
Dünyada veya başka bir alimde hikmeetsiz, boş yere, eksik, yahut çirkin yaratılan hiçbir şey yoktur. Bu varlıkları tevhide çalıştıran değerlerdir.
İlk olarak düşüncemizi şu üç ana unsura yerleştirmeliyiz: Birincisi, her şeyi Allah yaratmıştır. İkincisi, Allah her şeyi mükemmel yaratmıştır. Üçüncüsü, Allah her şeyi güzel yaratmıştır. Bu ilkeleri sadece insanlara değil, hatta bitkilere, ağaçlara, suya, ve havada yaşayanlara, yer altında yaşayanlara her şeye uygulamalıyız.
Kur’ân’ın bildirdiğine göre, Allah dane, ve çekirdeği çatlatıp bitki çıkartmaktadır. Bu açıdan dünya üzerindeki hayvanlardan tutun, bitkilere, hava akışına, yüzünde yaşayanlara, ve görünen ile görünmeyenlerin tamamına baktığımızda, üç ana unsuru asla unutmamamız gerekir:.
İlk olarak yaratan Allah’tır, ve Allah’tan başka yaratan yoktur. İkinci olarak, yarattığı her şey bir düzen, bir hesap, bir kitap üzerine yaratılmıştır, ve mükemmel yaratılmıştır. Üçüncü olarak, yarattığı her şey güzeldir.
Sûfî olarak yaratılmış bir şeyi çirkin görmek, eksik görmek, noksanlık görmek, fazlalık görmek, ve “bunu neden yarattı?” demek sizi küfre götürür. Böylelikle gizli küfüre, hatta gizli şirke sürüklenmiş olursunuz.
Böceğe baktığımızda olsun, hayvana baktığımızda olsun, uçanlara baktığımızda olsun, yürüyenlere baktığımızda olsun, yüzenlere baktığımızda olsun, hakîkatte hiçbir şey çirkin yaratılmamıştır. Hiçbir şey eksik, yahut noksanlık içinde yaratılmamıştır.
Yani bu dünyada veya başka bir dünyada hikmeetsiz, boş yere, noksanlık içinde, yahut çirkinlikte yaratılan hiçbir şey yoktur. Bu anlayış tevhide götüren esası oluşturmaktadır.
Hz. Muhammed Mustafa, ashabı kirâmı ile yürürken herkesin bir hayvanı kokusundan ağzını, ve burnunu kapattığını görmesine rağmen, o hayvanın güzel taraflarını görüp “Ne kadar güzel işleri varmış!” demiştir. Oysa çoğu kişi bundan tiksinmektedir; hatta Araplar örtülerini burnunun üzerine kapatmaktadır. Ancak Hz. Peygamber, bu yüksek ahlâkın bir ifadesi olarak dişlerinin güzelliğine dikkat etmiştir.
Bu hadis-i şerif, bizim ne şeyi çirkin görme, ne şeyi keri görme noktasında olmadığımızı göstermektedir.
Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi bir ümmet olmasın. Levh-i mahfuzda hiçbir şeyi eksik bırakılmamıştır; sonra hepsi rablerinin huzurunda toplanacaktır.
Bu hadis bize yaratılanları yerli yerinde kullanmamız, zevkine hayvan öldürmememizi öğretmektedir. Yeryüzünde hiçbir inanç sistemi bulunmaz ki yeşili koparmak veya tohumu boşa harcamak yasaklanmamış olsun.
İhram haline girdiğimiz zaman, Medine-Hicaz bölgesinin yeşilini koparmamaız, hiçbir hayvanı öldürmememiz, hatta bir hayvanı işaret bile etmemiz yasaktır. “Burada hayvan var” diyebiliriz, fakat yerinin gösterilmesi yasaktır.
İhrama girdikten sonra, hiç kimseye kötü bir kelime söylemememeliyiz. Oruç tutarken de aynı disiplini takip etmeliyiz. Oruçluyken tartışa mıyız? Kavga eder miyiz? Kötü söz söyler miyiz? Kesinlikle söylemeyiz. Bu disiplin, çevremizdeki hiç kimseye karşı olumsuz davranış göstermememizi gerektirir.
Hz. Ayşe Annemiz hırçın bir kişi idi. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretleri ona “Ey Ayşe! Hayvana yumuşak davran; çünkü yumuşaklık nerede bulunursa orayı güzelleştirir; yumuşaklığın bulunmadığı her davranış çirkindir” demiştir.
Peygamberimiz kendi bileğine dahi yumuşak davranmayı tavsiye etmektedir. Sûfî kardeşler, ve Derviş kardeşler, kendi nefsiyle mücadele ederken bile yumuşak davranışı korumalıyız. Şöyle ki: yumuşaklık nerede varsa orayı güzelleştirir, yumuşaklığın bulunmadığı her davranış çirkindir. Allah’ın bizi yumuşak huylu kılmasını dua etmeliyiz.
Günümüzün tasavvuf söylemine karşı en ciddi eleştiri, “Biz bütün insanları seviyoruz, Allah Allah!” şeklindeki boş söylemleridir.
Bir kişinin Allah’ı sevmediği şeyleri sevmesi nasıl mümkün olabilir? Allah zalimlerı sevmez; sen sevecek misin? Allah yaygınları sevmez; sen sevecek misin? Allah gıybetçileri sevmez; sen sevecek misin? Allah kâfirleri sevmez; sen seveceksin? Allah münafıkları sevmez; sen seveceksin?
Bu, “sevgi pıtırcığına” dönüştürülen boş söz kullanımıdır. Müminlerin kanını, canını, malını, ırzını, ve namusunu perişan edenleri sevecek misin? Bu nasıl bir sevgi, bu nasıl bir tasavvuf anlayışıdır?
Doğru yerde olmayan sûfîlik, Kur’ân’ın, ve Peygamberin ruhuna aykırıdır. Doğru yerde kullanılan sevgi ise, tevhide, adalete, ve Allah’ın rızasına dayanmalidir.
Müslîm, ve Tirmizi’de yer alan hadis-i şerifler, herhangi bir yaratılmışa öldürülmesi gerektiğinde bile bunun merhametli bir şekilde yapılması gerektiğini bildirmektedir. Kesme işi yapılacaksa, o da eziyet olmaksızın gerçekleştirilmelidir.
Bu işi yapacak kişi bıçağını iyice bilmiş, hayvanı acı çektirmemelidir. Bu detay, Kur’ân’ın arefesinde yer almış bir hadis-i şerifle desteklenmiştir.
Bu sebeple, normalde hiçbir şeye sert, ve kötü davranış göstermemeli, her şeye iyi davranma gayreti gösterelim.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri veciz sözü hatırlanmalıdır: “Güzel düşünen güzel görür; güzel gören hayatından lezzet alır.” İlaveten: “Gül düşünür gülistan olursun; diken düşünür dikenlik olursun.”.
Mevlevi geleneğinde belirtildiği gibi: “Düşünce ne olursa varlık da o olur.” Biz Gül düşünüp inşallah Gülistan olalım.
Haklarınızı helâl edin, Allah sizden razı olsun. Sabah, ve akşam derslerimize devam edeceğiz. Gelecek haftada dördüncü kapının hakîkat kapısı açılacak, ve tüm insanları bir görmek, yani bütün insanları Tevhid ilkesiyle sevmek konusu ele alınacaktır.
Hadis: Allah sevgiyi 100 kısma bölmüştür; bir kısmını yaratılmışlara, 99 kısmını kendi uhdesinde tutmuştur (Müslim, Tirmizi)
Hadis: O dane-i, ve çekirdeği çatlatmış yaratandır (Kur’ân 6:95).
Hadis: O herşeyi yaratandır (Kur’ân 59:24)
Hadis: Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi bir ümmet olmasın (Kur’ân 6:38).
Kur’ân: Hiç şüphesiz senin Rabbin, her şeyi mükemmel yaratan, ve her şeyi hakkıyla bilendir (Kur’ân 27:88).
Hadis: Hayvana yumuşak davran; çünkü yumuşaklık nerede bulunursa orayı güzelleştirir (Müslim, Tirmizi)
Hadis: Kesme işi yapılacaksa, o da eziyet olmaksızın gerçekleştirilmelidir (Müslim, Tirmizi)
Konuşmacı: Mustafa Özbağ Efendi | YouTube: UVaqi4leec0
Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=UVaqi4leec0
İlgili Sözlük Terimleri: Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Şeyh, Muhabbet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı