Mesnevî 2208. Beyit Konu Başlığı Hatırlatması — Çalgıcı İhtiyâr Mezârlıkta, Hz. Ömer Radıyallâhu Anh’ın Rüyâda Görmesi
Malum bir hatırlatma olarak söyleyelim. Ne oldu? bir çalgıcı ihtiyar kendince tevbe edip mezârlığa git dedi. Bir mezârın kenarına yaslandı. Bundan sonra dedi ki, Rabbime döneceğim, ona çalacağım, ona söyleyeceğim dedi. Ve uyuyakaldı. O esnada Hazret-i Ömer radıyallâhu anh Hazretleri, onu rüyasında gördü. Cenâb-ı Hakk onun rüyasında onu ilhâm eyledi. Git dedi, orada bir tane dostumuz var, dostumuza para yardım eyle dedi. Kısaca özetlemek gerekirse buydu. Ömer’in, Allâh ondan râzı olsun, ihtiyar çalgıcının nazarını varlık âlemi olan istiğrâk alemine çevirmesi. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh Hazretleri o ihtiyarın nazarını varlık aleminden istiğrâk alemine doğru çevirecek. Varlık âlemi, malum bu komple mevcut olan, mevcudat olarak nitelendirilen eski dilde var olan her şeyin oluştuğu âlem varlık âlemidir.
Bakın, bir şey normalde var edildiyse, bu ister biz görelim, ister görmeyelim. Mesela cinnî tayfesi görmüyoruz ama var. Onlar da varlık aleminin unsurlardır. Melekler görmüyoruz, görenler vardır ama genel olarak toplumun büyük bir çoğunluğu görmez ama melekler vardır, varlık âlemidir. Cennet, cehennem varlık âlemidir. Levh-i Mahfûz, Kürsî varlık âlemidir. Çünkü bir şey kün var oluşa çıktı, var oluşa çıktıysa o varlık âlemi olarak onu nitelendirilir.
İstiğrâk Sûfî Istılâhı: Kendinden Geçmek; Varlık Âlemi (Cennet, Cehennem, Levh-i Mahfûz, Kürsî)
İstiğrâk ise bir sûfî terimidir. Sûfî terimine göre istiğrâk o kimsenin kendinden geçmesi. İstiğrâk hali, o kimsenin kendinden geçmesi ve tamamiyetle Allâh’a yönelmeyle alakalı. Ona biz istiğrâk hali diyoruz eski dilde. Ama onun yerine de yeni dil olarak koyabileceğimiz, benim bildiğim bir şey yok. Ama ancak istihrakı tarif ediyoruz. Bu direkt Allâh’a yönelme. O kimsenin Allâh’a yönelme noktasında kendisinden geçme. kendisinden geçme dediğimiz zaman pozitif akılla hareket etmeme. O yüzden istiğrâk âlemi dediğimizde bunun içerisinde birçok sûfî terimler girer. Cezbe gibi, hayret gibi, fena olmak ve fenadan bekaya geçmek gibi. Bunların hepsi de normalde istihrakla alakalıdır. Ama o kimsenin üzerindeki tecelliyata göre biz onu ayrı isimlendiririz.
Üzerindeki tecelliyata göre, onun durduğu perdeye göre yine istiğrâk halidir o. Ama onun ismi farklıdır. o kimse rüya görmüştür. Rüyayla alakalı, o rüyada kendinden geçmidir. Halde kendinden geçmidir. Veya da fena haline tutulmuştur, gelmiştir. Fena haline gelmiştir. Onların hepsi de bu normalde halle alakalı, rüyayla alakalı, ma’nevî tecelliyatla alakalı bütün hepsi de istiğrâk halidir. İstiğrâk hali. O yüzden normalde Hazret-i Ömer Radullah Han Hazretleri ona varlıktan istiğrâk haline geçmeyi, onu dillendirecek, onu anlatacak. O yüzden bir insanın dünyaya bakış tarzı, tavrı vardır. Ama o dünyaya bakış tarzından, tavrından, dünyayla alakalı, ilgi ve alakasından Allâh’a cezbeyle, aşkla yaklaşmayı öğretecek.
Hazret-i Ömer Efendimiz ona. Bunun üzerine Ömer çalgıcıya dedi ki, senin bu ağlaman aklının başında olduğuna delalettir. Senin ağlaman çalgıcı ne yapıyordu? Ağlıyordu, sızlıyordu, hatta çalgı aletini yere vurdu. Dedi ki, beni yıllarca oyalandıran sensin. Ben dedi, bu çalgı aletinin içerisinde, notaların arasında, şarkıların arasında ömrümü hevâ ettim dedi, ağlamaya başlamıştır. Bu gözyaşı, tabii çalgıcının bu döktüğü gözyaşı duygusallıktan değil artık.
İhtiyâr Çalgıcının Hakîkî Gözyaşı — Duygusal Ağlamadan Farkı, Bazılarının Ağlamasının Kendine Perde Olması
O derin bir idrâk içinde, o derin bir idrâk içinde olmakla alakalı farklı şeydir, duygusallıktan ağlamak farklı bir şeydir. Her ağlayan hakikat noktasında değildir. Her ağlayan haklı da değildir. O yüzden her gözyaşı doğru değildir. Bazı gözyaşı vardır tiyatrodur. Bazı gözyaşı vardır samimi değildir. Biz her gözyaşını samimi görürüz. Ama hakikati o kalplere tecelleden Allâh’tır. O yüzden normalde her gözyaşı doğru değildir. Hazret-i Ömer Efendimiz diyor ki, normalde ona da kendi tabiriyle diyor ki, sen ağlıyorsan o zaman sen akıllı bir kimsesin. bu normalde gözyaşı akılsızlıktan kaynaklanan bir şey değil o manada söylüyor. Aklının başında olduğuna işarettir. Şimdi o zaman genel olarak Allâh için ağlayan bir kimse bu hakikat noktasında ağlıyorsa gerçekten onun kalbinin dirgildiğine.
Bir kimse yalnız kaldı Allâh’ı zikrederken gözyaşı döküldü. O kimsenin kalbinin, ölü kalbinin dirildiğine işarettir. O yüzden normalde ölü kalb Allâh’tan haberi olmayan kişisinin kalbidir. Diri kalb ise Allâh’tan haberi olan, Allâh’a yaklaşma noktasında olan kimsenin kalbidir. Mesela Hadîs-i Şerîf’te Allâh’ı zikredenlerle zikretmeyenlerin arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Allâh’ı zikredenler diridir, Allâh’ı zikretmeyenler ölü gibidir diyor. O zaman bir kimse ağlayabiliyorsa Allâh için onun kalbi diri kalptir. Bir kimse Allâh’ı zikrediyorsa Allâh’ı zikrediyorsa Allâh’la bağ kurduysa o kimsenin o zaman kalbi diri bir kalptir. Ama yok o kimse günahını ağlayamıyorsa veya Allâh için ağlayamıyorsa o kimsede gözyaşı problemi var ise o zaman o kimseye bir kalbi ölü kalptir.
Veyahut da bazen ağlamak da insanı aldatır yalnız. İnsanı kendi kendini de aldatır. İnsan kendince o ağlamanın arkasına da saklanabilir. Her ağlayış doğru değildir çünkü. Bazılarının kendi ağlaması kendisini de aldatır. Hatta bazılarının ağlaması onun için kendince bir perde olur. Önünde perde olur. Ağlayabiliyorsam benim maneviyatım var da onun önünde perde bile olur. Allâh muhafaza eylesin.
Taberânî Hadîs-i Şerîfi: “Allâh’ı Çok Zikreden ve Çok Ağlayan Kalp İsteyin” — İstenen Hâl
O yüzden Taberânî’de geçen hadîs-i şerîfte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Allâh’ı çok zikreden ve çok ağlayan bir kalb isteyin der. Demek ki bir kimsenin istediği şey ne olacak? Allâh’ı çok zikreden, Allâh’ı çok zikreden ve çok ağlayan bir kalb isteyecek. Bakın kalbi bir mesele bu burada. Bugün internet ne oluyorsa oluyor bize her taraftan şey geliyor. Defans geliyor. Allâh iyilsin inşâallâh. Yok olanın yolu başka yoldur. Çünkü aklı başında olmak da başka bir günahtır. Burada aklı başında olmak dünyevi anlamda meseleye bakmamızı gerektirir. Aklı başında olmak o kimsenin normalde dünyevi olarak bakılacak olursa fasiletli bir kimsedir. Aklı başındadır ya. Almayı satmayı, vermeyi, gitmeyi, gelmeyi, dünyayı elde etmeli bir kimsede olabilirsiniz.
Aklı başındadır ya. Almayı satmayı, vermeyi, gitmeyi, gelmeyi, dünyayı elde etmeyi çok iyi becerir. Biz hatta deriz ki böyle malı mülkü çoğaldıysa ne akıllı adam deriz. Ama sûfîlik yolunda o kimse aklını ilahlaştırıyorsa onun için Allâh’a yaklaşmada ayrı bir engeldir, perdedir o akıl. Mesela o akıl kendince biz böyle sorguluyor her şeyi. Şimdi bu meşhur oldu ya insanların içerisinde. Sorgulacaksın azizim her şeyi. Neyi sorgulacaksın? Dinini sorgulacaksın en başta. Sorgulanmalı âyetler. Bak ayetleri anlamaya çalışalım demiyor. Ayetleri sorguluyor. Hadisleri anlamaya çalışmıyor. Hadîs-i Şerîfleri sorguluyor. Bak sorguluyor. Çok akıllı çünkü. Çok akıllı olunca vahyi sorguluyor. Çok akıllı. Aklı ilahlaştırmış vahyi anlama noktasında yürümüyor.
Vahyi sorgulama noktasında yürüyor. Ve biz de böyle tabiri caizse aval aval dinliyoruz. Ne zeki adam ya. Adam koca profesör ya. Ya bu zeki dedin adam koca profesör dedin adam ayetleri sorguluyor. Anlamaya çalışmıyor. Tabi olmuyor. Ya âyet sorguluyor. Hatta sonra birisi ne dedi? Böyle Allâh’ın âyeti olmaz dedi. Sorgulamanın neticesi bu.
Tevbe Sûresi’nin Son İki Âyetini Reddetme — Sorgulamanın Aklı İlâhlaştırması, Sûfî Yolunda Negatif Perde
O dedi ki bu Allâh’ın kelâmı olamaz. Veya sorguluyorlar ya. Tevbe Sûresi’nin son iki âyeti âyet olamaz diyor. Bunlar Hazret-i Peygamber kendi nefsinden kattı diyor. Sorgulamanın neticesi bu. Tabi olmak değil. Ya onu kabullenmek değil. Böylece onlar ne yapıyorlar? Aklı ilahlaştırıyor. Aklı ilahlaştırınca sûfî yolunda ona negatif perde oluyor. Engel oluyor o akıl ona. O yüzden normalde ama genel olarak sûfîlerin en fazla hataya düştüğü yer orasıdır. Aklını ilahlaştırmasıdır. Vahiy teslim olmayı, anlaşılmayı ister. Mesela biz Kur’ân’ı sorgulansın diye indirdik demiyor. Biz Kur’ân’ı anlaşılsın, yaşansın diye indirdik. Kur’ân sorgulansın diye indirilmedi. Kur’ân’ı anlamak ve anladığınızı yaşamak için duâ edeceksiniz.
Çabanız o olacak. Ama yok biz Kur’ân’ı dini dolayısıyla sorgulayacağız. Akıl çünkü onda ne yaptı? İlahlaştı. Allâh muhafaza eylesin. Yok olmak ise onun yolu ayrıdır ya yok olmak. fena haline gelmektir. Fena haline gelmek ise o kimsenin kendi benliğini terk etmesidir. Fena haline gelmek o kimsenin dinin hükümlerinin önünde boynuna eğmesi, ona teslim olmasıdır. Fena haline gelmek Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal boyutlarında kendisinin üzerinde, sıfatlarının karşısında kendisinden hiçbir noktanın kalmamasıdır. O sıfatlarda fena olmaktır. Yok olmak, orta yerden kaybolmak demek değildir. Bir sufinin yok olması demek kendince kendi hevâ ve hevesini terk edip benlik dediğim o benim. Heva ve hevesini terk edip her şeyiyle Allâh’a yönelmesi, Allâh’a teslim olmasıdır.
Her şeyiyle. Hayatını, gününü, ayını, yılını, ömrünü komple yaşarken her şeyiyle Allâh’a yönelmesi ve kendi hevâ ve hevesinden, kendi nefsinden bir şey yapmamasıdır. o esnada o kimse Allâh’ın sıfatlarında yok olur. Ve normalde bu yol, Allâh’ta fena olmanın yolu ilahi aşktır. Bu ilahi aşka giden yol ise zikirdir, tövbedir, güzel ameller işlemektir, Allâh’a teslim olmaktır. Çünkü o aşıklığa giden, o fena giden yol ancak bununla kurulur. O kimse Kur’ân Sünnet-i Seniyye dâiresinde zikirle, ibadetlerle, amellerle, hayırlı amellerle Allâh’a yaklaşmanın yolunu arayacak, o yolda yürüyecek.
Mevlânâ: “Aşk Geldi mi Akıl Gider, Aklın Gidişiyle Sırlar Açılır” — Allâh’a Yaklaşma Yolu Aşıklıkla
Ve ancak o zaman o kimse yok olmanın yolunu bulur. Çünkü Hz. Mevlânâ başka bir beytte aşk geldi mi akıl gider, aklın gidişiyle sırlar açılır der. Demek ki o kimse âşıklık noktasına geldiğinde ona ilâhî sırlar açılmaya başlar. Ona ma’nevî perdeler açılmaya başlar. Bu akılla açılmaz ama bu zikirle, tefekkürle, bu ibadetle, Allâh’ı çok sevmekle bu ilâhî sırlar ona açılır. O kimse Allâh’ı çokça zikretmiyorsa, edebini, adabını, erkanını Kur’ân ve Sünnet’e uydurmuyorsa, o yoldaki yürüyüşünü Kur’ân’a, Sünnet’e, Üstâd’ın nasihatlerini uydurmuyorsa o kimse fena haline yaklaşamaz bile. O çünkü aşıklığı da yaşayamaz. Aşıklığı yaşayabilmesi için o kimsenin fena haliyle hallenmesi lazım. O yüzden Hz. Mevlânâ’nın o yok olanın yolu dediğimizde bu normalde kendi nefsini ortadan çıkarıp benliğini kendisiyle alakalı hiçliği yakalamasıdır.
O yüzden o normalde hiçliği yakalamadıkça kendi nefsini önde tutuyorsa o kendini nefsini önde tutunca o ancak nefis sarhoş olur. Kendi nefsini önde tutan ancak dünya sarhoş olur. Kendi nefsini önde tutan hevâ hevesinin sarhoş olur. O ilahi aşka ulaşamaz. O ilahi sarhoş diye ulaşamaz. O yüzden o mesela yok olmadan olmaktan bir parmak dudağına çalınan, bir parmak dudağına çalınan Hallâc-ı Mansûr, bak bir parmak dudağına çalınmış. O ne diyor? Normalde enel hak dediğinde kendi nefsini ortadan kaldırdığını gösteriyor. Hak esmasının tecelliyatıdır. Kendi nefsini ortadan kaldırdığını gösteriyor. Ve o normalde bunu sen bu hale nasıl ulaştın diye sorulduğunda Hallâc-ı Mansûr’un cevabı çok muhteşem. Diyor ki aklımın beni terk ettiği yerde onu buldum.
Bakın aklımın beni terk ettiği yerde onu buldum. kendince aklımın beni terk ettiği yerde o kendisi aklını terk etmemiş, akıl onu terk etmiş. Bu ilahi bir ikram. Sûfîler kendilerince vahyin karşısında aklını öne sürmezler. Vahyin karşısında bence böyle olması demez. Bir kimse vahyin karşısında bence böyle olmalı. Veya da sünnet-i seniyyenin, hadîs-i şeriflerin karşısında bence böyle olmalı. Veya da üstadın nasihatinin karşısında bence böyle olmalı. O kimse aklını öne sürüyor. Sûfîler aklın padişahlığını orta yerden kaldırmak için, yıkmak için uğraşırlar. Bu uğraşı sen verirsin ama Hallâc-ı Mansûr’da ilahi bir el yordamı, onun aklı onu terk ediyor. Bu muhteşem bir lütuf, muhteşem bir ikram. O yüzden diyor ki aklımın beni terk ettiği yerde onu buldum.
Ben onu buldum. Akıl onda durduğu müddetçe onu bulmayacak. Akıl onu terk edince evet onu buluyor. Bunun gibi normalde aklı başında olmak başka bir günahtır ifadesi. Hallacı’nın bu sözüyle günâh gibi görünüyor. o bir sûfî kendince vahyin veya Kur’ân ve sünnetin önünde kendi akıl umdelerini öne sürmeyecek. Bir sûfî kendi akıl umdelerini Kur’ân ve sünnetin önünde bence böyle olmalı. Bu âyet böyle Allâh’ın kelâmı olamaz gibi vahyin karşısına çıkıyorsa o zaman o kimsen henüz daha aklının ilahlından kurtulamamış. Rabbim bizleri kurtarsın inşâallâh. Dolayısıyla aklın günahtan arındırıcı değil, perdeleyici olabileceği. akıl çünkü normalde perdeleyici olur bu noktada.
Aklın Perdeleyici Tehlikesi — Akıl Dışarı Görür, Kalb İçeri; Varlık Âleminin İçini Görmek
Çünkü aklın gözü genelde hep dışarı görür, içeri görmez. Kalp ise içeri görür. Sen akılla baktığında hep dışı göreceksin. Ama gönül gözü açılmadıysa içi göremeyeceksin. Ama önemli olan hem kendi içini görmen hem de bu varlık aleminin hakikatine erişmen. Öyleyse sen bunu akılla metafizik noktasında ötelere doğru kanat çırpamazsın. Biz şehadet ederiz. İmanla alakalı Allâh’ın varlığına birliğine. Şehadet ederiz meleklerin varlığına. Şehadet ederiz peygamberlerin peygamberliklerine. Şehadet ederiz kitaplarının indirildiğine. Şehadet ederiz ahiretin varlığına hesaba kitaba. Şehadet ederiz cennetin ve cehennemin varlığına. Şahidiz deriz. İman öyledir çünkü. Şahidiz deriz. Gördün mü cenneti cehennemi?
Görmedin. Eee? Ahireti yaşadın mı? Yaşamadın. E şahidiz dedin. Hesaba kitaba çekildin mi? Çekilmedin. E şahidiz dedin. Demek ki bu şehadet taklidi. E öyle olunca o kimsenin ma’nevî gözü açılacak ki. Manevi gözü açılacak ki. İman noktasında şehadet ederim dedi. Şahidim dedi. E şeyleri görsün. Çünkü Hazret-i Ali Efendimiz görmedim Allâh’a ibâdet etmem dedi. Görmedim Allâh’a ibâdet etmem dedi. Bakmayın siz bu son dönem Allâh’ın görülmez denilenlere. Ya biz Allâh görünür dedik bir de mahkemeye çıktık. Dediler ki Allâh’lık iddia ediyor. Hala da video dolaşıyor ya ortalıkta. Videonun çözünürlüğünde böyle hiçbir şey yok. Ama Diyânet mahkemeye verdi Allâh’lık iddia ediyor diye. Biz de dokuz sayfa ben de cevap yazdım Allâh’ın görülebileceğine dair.
Hadislerle. Diyanetin kendi İslâm ansıklopidesinden alıntılarla. Bir daha hakim edeyim Diyânet kendi bastırdığı kitaptan haberi yok dedim. Kendileri oturup kendi bastırdıkları dedi. Müftüler kendi bastırdıkları kitabı bile okumamışlar dedi. Kendi bastırdıkları kitapları okumuş olsalar dedim böyle bir şey yapmazlar. O yüzden zahir akıl bir müddet sonra o kimsede perde olur. Sufilik yolunda. Bir kimse sûfîlik yolunda değilse o zahir aklıyla önebilir. Akıl da onda çelik çomak oynar zaten. O çok akıllıdır. O aklını daha da artırır o. Aklı artırçıda şirke artar. Aklı artırçı küfrü artar. O kendince başlar o zaman Kur’ân’ın sünneti sonra Allâh’ı bile sorgular. Allâh muhafaza eylesin. Ama o normalde kalbi, aklı çalışmış olsa kalbin çalışması demek bu akılsız demek değil.
İnsanoğlunda iki akıl vardır. Bir akıl normal bildiğiniz yemeği ağzınıza götürmeye yarayan akıldır. Bir kimse yemeği ağzına götürüyorsa, ensesine götürmüyorsa akıllı hükmündedir. Bir kimse suyu burnundan içmeye kalkmıyorsa akıllı hükmündedir. Bir kimse çorbayı kulağına götürmüyorsa koklasın diye akıllı hükmündedir. Akıl budur. siz en deli gibi görünen kimsenin çorbayı kulağına götürdüğünü gördünüz mü? Görmediniz. Ben en delinin önüne çorba kâsisi koyuyorum. İç, çorbayı ağzına götürüyor. Bu mu diyorum deli olan? E diyorlar bu. E bu diyorum neden kulağına götürmedi? Çorbayı da ağzına götürdü. Çorbayı koklamak için kulağına götürmüyor.
Akıllı İnsan Tanımı — Çorbayı Ensesine Götürmemek, Tuvâletini Bilmek; Çağdaş Müslümânın Amelsizliği
Ağzım ensemdedir deyip çorbayı ensesine de götürmüyor. Akıl var demek ki. Az çok onda akıl var. Tuvaletini yapıyor mu altına yapmıyor. Akıl var o zaman onda. Akıl yoksa o tuvaletini de o zaman daha henüz daha yapmayacak. tuvalete ihtiyacı hissetmeyecek. Ne geldiyse salacak dışarı. Akıl var demek ki. O tuvaletini de gidiyor. Bir dediğimiz akıl bu akıl. O kimse adresini buluyor mu? Buluyor. Evine gidiyor mu? Gidiyor. Eşini tanıyor mu? Tanıyor. Andesinin babasını tanıyor mu? Tanıyor. Akıllı. Akıllı. Bu normal bildiğimiz akıl. Bir de kalbi akıl var bilmediğimiz. Bilmediğimiz yer burası bizim. Kalbi akıl. Buna aklı maat derler. Maat. Aklı maat. Kalbi akıl. Cenâb-ı Hakk kalpleri var görmezler. Bakın kalpleri var görmezler.
Kalpleri var duymazlar. Kalpleri var duymazlar. Aaa kalpleri var. Demek ki kalb görüyor. Allâh kendisi âyeti kerimesinde kendisi söylüyor. Kalpleri var ama akıl etmezler diyor. Kalpleri var ama akıl etmezler. Neden? Kalbi, aklı çalışmıyor çünkü. İnsanda en önemli merkez kalptir. En önemli merkezdir. İnsanın merkezi kalbidir. Dünyanın merkezi insandır. İnsanın merkezi de kalbidir. İnsanın kalbidir. Kalp iyi olursa bütün vücut iyi olur der hadîs-i şerifte. Akıl iyi olursa demez. Kalp iyi olursa bütün vücut iyi olur. Kalp kötü olursa bütün vücut kötülüğe çalışır. O zaman o kimsenin kalbi aklının çalışması önemli. Ve kalbi mekanizması önemli. Kalbi mekanizma çalışıyorsa o zaman hiçbir yere sığmadı mü’min kulumun kalbine sığdım.
Gönlüne sığdım. Çünkü kalbin bu noktada sınırı yok. Gönül dediğimiz o ma’nevî metafizik olgunun sınırı yok. Bildiğimiz zahiri kalbin sınırı var. Ama o kalb dediğimiz, gönül dediğimiz, sufice konuştuğumuz onun sınırı yok. Çünkü Allâh sınırsız. Sınırsız olan Allâh mü’min kulunun kalbine tecellî ediyor. Ve hatta diyor ki ben hiçbir yere sığmam, oraya sığarım diyor. Oraya sığarım diyorsa o zaman onun başlangıcı ve sonu yok. Ve o kimse ancak bu dediğimiz zikrullâh ile teslimiyet ile tevbe ile o kalbi aklı çalışır. Kalbi aklı çalıştıran en önemli unsur Allâh’ı zikirdir. Ve tövbedir o kimse için. En önemli unsur odur. O tevbe eden hiç günâh işlememiştir gibidir inşâallâh. Tövbesiz sahih ise. Ve Allâh’ı zikreden Allâh’ı zikreder ayetle sabitler.
O zaman hatta başka bir ayette de Cenâb-ı Hakk der ki Allâh’tan hakkıyla korkarsanız o size iyiliği de kötülüğü de ayırt edecek. Bakın iyiliği ve kötülüğü ayırt edecek bir anlayış verir. Ona normalde anlayış derken feraset deriz ya biz ona. O iyiliği ve kötülüğü ayırt edecek Allâh sizin gönlünüze bir feraset nuru verir. bazen okumayı önde tutarlar. Yok cânım kardeşim sen Allâh’la bağını sağlam kur. Allâh senin bilmediklerini öğretir. Siz bildiklerinizle amel ederseniz Allâh size bilmediklerinizi öğretir diyor. Biz bildiklerimizle amel etmeden habire daha okuyacağız diye uğraşıyoruz. Çok özür dilerim bunu Yahudiler için söylenmiş bu âyet-i kerim ama eşek kitâb yüklü eşekler olmayınız demiş. şu anda Müslümânlar kitap yüklüler eşek diyemem Müslümânlara ama kitap yüklüler ve okuduklarıyla öğrendikleriyle amel etmiyorlar.
Eğer Müslümânlar okuduklarıyla öğrendikleriyle amel etmiş olsa tırnak içerisinde ülke bu halde olmaz. Tırnak içerisinde Müslümânlar bu halde olmaz. Tırnak içerisinde dünya bu kadar zâlim olmaz. Ama Müslümânlar bütün her şeyi okuyorlar senden benden çok iyi biliyorlar her şeyi ama yaşamıyorlar.
Müslümânların Eleştirilmesi — Okuyup Bilen Çok, Amel Eden Az; Ülke ve Dünya Bu Hâlde Olmazdı
Müslümanları eleştirmek hiç hoşuma gitmiyor ama velakin bu hale geldik. Kalbimiz çalışmıyor çünkü öğrendiklerimizle amel etmiyoruz. Âyet-i kerime Cenâb-ı Hakk’ı sabah akşam Allâh’ı zikredin. Sabah akşam biz Allâh’ı zikretmiyoruz. Namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı çokça zikredin. Âyet-i kerime biz böyle zikretmiyoruz. Böyle zikretmeyince biz normalde ne yazık ki kalbimiz kalbi akıl çalışmıyor. Günahlarınızla tevbe ediniz. Bizim tövbemiz dilimizde. Biz tövbeyi de düzgün yapamıyoruz. Öyle olunca zahir akıl genel olarak hesap kitap ediyor hep. Genel olarak nefsani düşünüyor, dünyevi düşünüyor. Zahir aklın işi bu ve ma’nevî olarak yol gidecek olanın da önüne bu engel.
Bu şu demek değil. Sakın böyle bir şey algılamayın. Dünyayı terk edeceksiniz. Dünyalık işiniz olmayacak. Onu söyleyenlerden değilim. Dünyaya âşık olmayacaksınız. Vahye tabi olacaksınız. Nefsinizle tabi olmayacaksınız. Kur’ân ve sünnete tabi olacaksınız. Kur’ân ve sünnete teslim olacaksınız. Bu demek değildir ki dünyevi işleriniz olmayacak. Dünyayı boşaltıp bırakacaksınız. Bu değil benim demek istediğim. Burada normalde o kimse aklını sûfîlik yolunda aklın haddini bilecek. Aklın haddini bilip diyecek ki burada âyet var buna teslim ol. Aklın haddini bilmesi bu konuda hadîs var burada buna teslim ol. Sûfî ise onun haddini bilmesi üstadın bu noktada nasihati var bunu dinle. Kur’ân sünnet tarihindense aklın normalde hududu bu.
Ama aklın bu hududunu aşıyorsak o zaman aklı biz ilahlaştırmış oluyoruz. Allâh muhafaza eylesin. aklın kılavuzluğunu inkar etmiyorum. Aklın kılavuzluğunu inkar etmiyorum. Burada mesele yanlış anlaşılmasını istemem. Akıl kılavuzdur eyvallâh. Ama aklımız ilahımız değildir. Aklı kılavuz gibi kullanmak farklı bir şeydir. Ama aklı ilahlaştırmak farklı bir şeydir. Allâh bizi affetsin. Aklı başında oluş geçmişleri hatırlamaktan ileri gelir. Geçmişin de Allâh’a perdedir geleceğin de. Hazret-i Pîr burada telleri yakıyor bizim hepimizin de. Her ikisini de ateşe vur. Bu ikisi yüzünden ne vakte kadar ne gibi boğum boğum alacaksın. Tekrar okuyayım bu beytleri. Tam tell yakma. Aklı başında oluş geçmişleri hatırlamaktan ileri gelir.
Geçmişin de Allâh’a perdedir geleceğin de. Her ikisini de ateşe vur. Bu ikisi yüzünden ne vakte kadar ne gibi boğum boğum alacaksın. Cenâb-ı Hakk her an yeniden bir yaratılıştadır. Her an yeni bir iştedir. Her an yeni bir tecellî üzerinedir Cenâb-ı Hakk. Rahmân Sûresi âyet 29’da da o her an bir iştedir der. Cenâb-ı Hakk’ın en küçük zaman birimi dahi demeyeceğim. Burada an olarak nitelendirilmiş. Her an Cenâb-ı Hakk bütün sıfatlarıyla bir iştedir. O Cenâb-ı Hakk her an yeni bir yaratılış üzerindedir. Her şeyi yeniden yaratır. Seni, beni, âlemi, kâinâtı her şeyi. Bu aklın alacağı bir şey değil ancak kalbi aklın tecelliye taramı olursa anlayabileceği bir şeydir. Böyle olunca Sûfîler bu âyeti her an Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal tecelliyâtlarına râm ol.
Rahmân 55/29 “Her An Bir İştedir” — Sûfîlerin Sıfâtî Tecelliyâta Râm Olarak Seyretmesi
Tabiri caizse bunu seyret, bunu gör. Her an yeni bir yaratılış üzerine bütün varlık. Bundan kendince bir tefekkür çıkar. Bundan kendince bir zevkini bul bunun. O yüzden normalde geçmişte kalan geçmişte kaldı. Gelecek ise henüz daha gelmedi. Sûfîler anı yaşarlar. Onlar için önemli olan andır. Geçmişe takılıp kalan perdedir. Allâh’a yaklaşamaz. bazen insanlar günahlarını düşünürler o günâhları onda perde olur. O günahlarını düşünürken Allâh’a yaklaşamazlar. Geçmiş onda ayrı bir perde olur. Oysa Hazret-i Pîr dün dünde kaldı cancazımda. Bugün yeni bir şeyler söylemek lazım der. Dün dünde kaldı. Dünde takılıp kalma ey Sûfî kardeş. Dün dünde kaldı. Ne işlediyse ne yaptıysan o dünde kaldı o. Sen yıllar öncesini bugününe taşıma.
İnsanların yaptığı en büyük gafletlerden birisi bu. 20 yıl öncesini 20 yıl sonrasını taşıyacağım diye uğraşıyor. 30 yıl öncesini 30 yıl sonrasına taşıyacağım diye uğraşıyor. Sen daha nişanlıyken bize böyle böyle yaptın. Kaç yıl olmuş evleneni 35 yıl olmuş. 35 yılı taşıyor. Yük yapmış üzerine. Geçmişini kendisine yük yapmış. Geçmişini Allâh’ın önünde Allâh’ın önünde perde oluşturmuş kendince. Kendisini perdelemiş. Dün şöyle bir hayat yaşadıydım eyvahlar olsun. Dünün ateşiyle yanıp tutuşuyor. Dün onda perde. Bir kısmında da gelecek perde. Yarın benim durumum ne olur? Yarın iflas edersem, yarın işsiz kalırsam, yarın eşsiz kalırsam, yarın çocuksuz kalırsam, yarın malsız mücksüz kalırsam, yarın parasız kalırsam, yarın gelmedi daha.
Yarının ateşiyle yanıp tutuşuyor. Gelecekle alakalı yanmış. Gelecek kaygısı. Psikolojisini bozuyorlar insanların. Geçmiş kaygısı ve gelecek kaygısı insanların psikolojilerini bozar. Geçmiş kaygısıyla gelecek kaygısı insanın Allâh’la arasını da bozar. Geçmiş kaygısı o kimseyi yer bitirir. Geçmişini düşünmek o kimseyi yer bitirir. Canım kardeşim geçmişinde ne yaptın sen yaptın, tevbe ettin döndün geri. Cenâb-ı Hakk sen tevbe edip geri döndün sen geçmişte yaptıklarını hayra çevirdi. Bırak ya geçmişini. Bırak takılıp kalma orada. Etraf takılıp kalacak zaten sende. Oho sen geçmişinde neler yaptıydın. Hepsini hayra çevirdi Allâh de. Onlar kafayı yesin. Onlar telleri yaksınlar. Çünkü o Allâh’ı öyle bilmiyor.
Ama sen biliyorsun sufisin. Sen tevbe ettiysen Cenâb-ı Hakk günahlarını affetti senin. Ne geçmişe takılıp kaldın. Kalma bırak. Geçmişte kumarda oynadın içki değiştin, fuhuşta yaptın, şunu da yaptın, bunu da yaptın. Her türlü melaneti yaptın. Yaptın ya. Oturdun zikir alakasına Allâh’ı zikrettin bir üstada bağlandın. Senin geçmiş günahların hepsini hayra çevirdi. İman et vahye tabi ol. Hadîs-i Şerîf Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kim cemaatle zikrullâh yapar ise geçmiş günâhları hayra çevirmiş olarak kalksın dedi.
İmâm Ahmed b. Hanbel’in Hadîsi: “Geçmiş Günâhları Hayra Çevrilmiş Olarak Kalksın” — Vahy ile Gelmiş
Peygamber söyledi. Mustafâ Özbağ sözü değil. İmâm Ahmed b. Hanbel naklediyor hadîs-i şerifi. Ben o peygamberin peygamberliğini îmân ettim. O hevâ vevesinden konuşmaz âyet-i kerime var. O Allâh’ın vahyiyle yaptığı ne yaptıysa. Şimdiki düzenbazlar gibi o da günâh istemiştir diyen çok affedersiniz sütü bozuk kanı bozuklardan değilim. O ne yaptıysa vahyiyle yaptı. O ne yaptıysa vahyiyle yaptıysa bu söz de vahyi. O zaman zikrullâh yaptık az önce üç devit okuduk. Geçmiş günahlarınız af olmuş olarak buradan kalkacak. İsterse birisi buraya temaşa etmeye, seyretmeye gelsin. Ve hatta ya ben Cafer oradadır, Cafer’i görmeye geldim desin. Üç devidi burada orada affoldu. Çünkü hadîs-i kudside diyor ki, Melekler dediler ki filanca oraya temaşa için gelmişti.
Veya filanca diyor orayı normalde seyretmeye gelmişti. Cenâb-ı Hakk cevap veriyor. Ey melakelerim şahit olun. Orası öyle bir meclistir ki orada bulunanlar affetmemek Allâh’ın şadına yakışmaz. Allâh’la kim ortak olacak? O zaman geçmişini bırak, geçmişin seni yakmasın. Gelecek kaygısı da seni yakmasın ya. Seni bu yaşa getiren Allâh bundan sonra da götürür ya. Seni bugüne kadar ayakta tutan bundan sonra götürür. Seni ne zorlukların içerisinden, ne sıkıntıların içerisinden çıkarmış. Merak etme, geleceğin de aydınlık olur. Ne gelecek ümitsizliği yaşıyorsun ki? Allâh var gam yok. Sen gelecek kaygısıyla kendini helak etme. Ve dünya için değmez zanki. Dünya dediğin oyun oynaştan başka bir şey değildir.
O zaman gelecek kaygısı dünyevi bir kaygıdır. Şeytanın vesvesesidir. Nefsin hevâ ve hevesidir bu gelecek kaygısı. Hiç gelecek kaygın olmasın. Tevbe ettin, döndün, zikrullâh lakasına oturdun. Geçmiş kaygısından kurtul. Geçmişin ne ki? Allâh muhafaza eylesin. Kirmizi de geçiyor. Sabah olduğunda akşamı düşünme. Akşam olduğunda da sabahı düşünme. Sen Allâh’a yönel. Sen Allâh’a teslim ol. Senin anne karnında rızkını nasıl verdiyse, dünyada bir anne karnı merak etme. Senin rızkını verecek ya. Anne karnında seni bütün tehlikelerden nasıl koruduysa, seni koruyacak, dünyada da koruyacak. Sen Allâh’a teslim ol. Sen ona teslim olmazsan, o zaman bütün kaygılardan psikolojim bozulacak.
Evde Rûh Gibi Dolaşan Dervîşlere Antidepresan Yerine Tehdîd Çekme: “Şeytân Senin Uykunu Getirecek” Tedrîsi
Sonra gideceksin bir psikiyatriye, diyeceksin ki şöyle oluyorum, böyle oluyorum, al bu hapı diyecek. İyice psikolojini bozacak. Çünkü bütün psikiyatri haplarının hepsi de psikolojiyi bozmak için. Siz Dünya Sağlık Örgütü denilen o sağlıksız vahşi örgütün insanlara faydalı bir şey mi yaptığını zannediyorsunuz? O Dünya Sağlık Örgütünün sattırdığı hapları, ilaçları, iğneleri size çok faydalı bir şey mi zannediyorsunuz? Hepiniz de müşterisiniz. Ben Dünya Sağlık Örgütünün müşterisiyim. Şeker hastasıyım, habire boyuna hap yut. Tedavi oluyor mu? Hayır. Müşterisin. Ne var? Tansiyon var. Boyuna hap yut. Ne var? Müşterisin. Müşterisin. Bugüne kadar normalde kim biliyordu psikiyatri haplarını, antidepresanları, kimse bilmiyordu.
Şimdi ülke antidepresan bahçesi. Önüne gelen bir antidepresan atıyor. Kadınlar, erkekler evde ruh gibi dolaşıyorlar. Gidiyorlar bir psikiyatri, al bir tane antidepresan git. Geceleri uyuyamıyorum de. Ulan ben de uyuyamıyorum yıllardan beri. Bana telefon atıyorlar. Ya ben uyuyamıyorum. Ben yıllardan beri uyumuyorum diyorum ya. Uyuma dahi Allâh’a çok zikredersin diyorum. Kalıyor. Diyorum tehdîd çek. Şeytan senin uykunu getirecek diyorum. Sonra sabah arıyor. Vallahi efendim tehdit çekmeye başlayınca ne asıldı uykum geldi? Öyle şeytanın işi ne? Sen otur gece namaz kılacağım. 50 rekat de vallâhi de billâhi de horol horol uyursun. Daha ikinci, dördüncü rekat da daha dört rekat bitmez. Ne oldu? Ne uykum geldi?
Tabi gelecek. Nefis bırakır mısın? Şeytan bırakır mı? Gece ibâdet edeceksin. Ne? Hazret-i Ömer efendimizin oğlunun oğlu neydi? Selim miydi? Şimdi ismi aklıma gelmedi. Abdullah’ın oğlu. Hz. Resûlullâh diyor ki Abdullah için. sallallâhu aleyhi ve sellem’in hazretleri. Abdullah iyi adamdı ama bir de gece namaz kılmış olsa diyor. İyi insan ama gece namaz kılsa. Sonra diyor bu sözü duyunca babam her gece uzun uzun namaz kılmaya başladı. Ondan sonra az uyumaya başladı diyor. iyi insan ama gece de namaz kılsa. Sen şimdi bir de gece de namaz kılsa. Sen iyi sufisin. Güzel. Çok tatlı. Harika. Sıkıntı yok. Bir de gece namaz kıl. Bak nasıl uykun gelecek senin. Sen uyuyama. Al tespih elini. Uyuyamıyorsun.
Otur koltukta. La la ilallah. La la ilallah. La la ilallah. Başla. Ben uyuyamıyorum diye. Ne? Gece de diyorum 10.000 tevhid çek. Ertesi günler diyor beni. Vallahi çekemedim efendim. Ne oldu? Uyudun mu? Ben uyudum diyor. uyuyamıyordun. Nefis insan öyle yapar. Sen gece oturun 20.000 tevhid çekeceğim diye. Bakın nasıl horul horul uyguluyorsunuz. Sabah namazını bile kaldırmaz size. Hatta kulağını fısıldar. Seni gece ben alt edemedim. Sen 10.000 tevhid çektin. Şimdi sabah namazını vaktinde kılmasan da olur. Bak vücudunda kalkmıyor zaten. Bir de şekerlisin. Bak kafanda bulanıyor. Ee biraz daha yat ya. Kalktığında kılarsın. Şeytan üfler böyle ince ince. Bak dün çok yoruldum bir de. He. Ya biraz yat ya. bir de sahâbe varmış ya. gece fırıncılık yapıyormuş sabah namazına kalkamıyormuş.
Allâh Resûlü demiş ya ona. sen kalktığında kıl. Ee senin de fırıncıdan eksik yanın mı var ya? Sen de gece ne o internette dolaştın. Ne o? Youtube’da dolaştın. Ondan sonra Instagram’da dolaştın. Bir de ona buna çattın. O kafirde o münafıktı. Paylaşımlar yaptın. Bütün milleti uyandırdın ya. Cihâd ettin. Ee ya sabah namazını yatıver biraz ya. Şeytanın işi ne? O yüzden şeytân o vesveseyi verir. Buradan psikolojik olarak uyuyamıyorum diyenlere nasihatım. Oturun otuz bin tevhid çekeceğiz bu gece değil mi? Bak nasıl uykunuz geliyor. Allâh bizi affesin. O yüzden normalde kalb, kalb gelecek kaygısıyla, geçmiş kaygısıyla Allâh’a, Allâh’a perdelenir. O kaygıyı at. Rabbim bunlardan eylesin. O yüzden geçmiş gitmiştir.
Geleceğiniz daha gelmedi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin hadîs-i şerifi muhteşem Müslim’de geçiyor kalbin perdelenir.
Hz. Peygamber’in Günde 70 Defa İstiğfâr ve 100 Defa Tevbe Hadîsi — Geçmiş Hatâlardan Ümîdsizlik Yasağı, 2210. Beyit Önsözü
Bu yüzden her gün yetmiş defa istiğfâr eder. Başka bir hadîs-i şerifte de diyor ey insanlar Allâh’a tevbe edip ondan af dileyiniz. Zira ben ona günde yüz defa tevbe ederim. İkisi de Müslim hadîsi bunlar. Tevbe et. Kalbin bu noktada devamlı olarak çalışsın durmasın durduğu yerde. Rabbim dizleri perdelenmiş kalpler huzuruna çıkarmasın. Bir de bu geçmişle alakalı ümitsizliğe düşme. Bu normalde hadîsi kutsi şimdi devamlı sizler biliyorsunuz bunu. Hep böyle bunu derslerde söylerim okurum her neyse. Bu hadîsi kutsi hepimizi ümit var eden hadîsi kutsi. Bir kul günâh işlediğinde Allâh’ım günahımı bağışla derse Allâh’ın günâhı bağışlayacak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi der.
Sonra kul tekrar günâh işler. Rabbim günahımı bağışla der. Allâh da kulun günâhı işledi veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi der. Sonra kul tekrar günâh işlediğinde Rabbim günahımı bağışla der. Allâh da kulun günâhı işledi ve günâhı bağışlayacak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi der. Ben seni affettim artık dilediğini yap buyurur. Siz yapmayın öyle de. Bizim dervîşler çünkü bu tip şeyler aaa dilediğini yap dedi hadîsi kutsi var. Nasıl olsa her perşembede zikrullâh gidiyoruz. Derslere de gidiyoruz. Eee vur patlasın çal oynasın ya. Hadîs-i Kudsî de var. Biz zaten tevbe ediyoruz her gün yüz sefer. Sübhânallâh ve bihamdihi, subhanallahil azim ve bihamdihi estağfurullahil azim.
Kim bunu günde yüz sefer söylerse deniz köpükleri kadar günâhı olsa Allâh onu affeder. Müjde müjde üzerinden o zaman kaydırıyor ağabey taraftan. Allâh muhafaza eylesin. Ben yapayım da siz yapmayın. öyle bazen kaydırıyoruz biz böyle Allâh bizi affetsin. O yüzden ümitsizliğe düşme. Tevbe, tövben de samimi olarak kal. Merak etme Cenâb-ı Hakk senin günahlarını hayra çevirir. Ney gibi boğum boğum olmak öyle dedi ya ney gibi boğum boğum olmak. Bu da neyin içi boş olursa güzel ses çıkarırsın. Bunu neyden daha iyi bilirsin. Neyin içerisinde güzelce temizlemen lazım. Neyin içerisinde o boğumlarında hiçbir pürüz kalmayacak. Eğer boğum boğum olursa güzel ses çıkmaz ondan. Net ses çıkmaz, kaliteli ses çıkmaz.
Hem neyin kargısı düzgün olacak böyle dük düzgün olacak ve içindeki boğumları güzel temizlenecek. İçindekileri boğumlar güzel güzel temizlenirse o zaman güzel bir ses çıkar. Şimdi burada boğum boğum olmasını Hz. Pîr diyor ki sen diyor normalde ney gibi boğum boğum olacaksın bu ikisi yüzünden. sen bu gelecek ve geçmiş kaygısı yüzünden ney gibi boğum boğum olacaksın. senden düzgün ses çıkmayacak. gelecek ve geçmiş kaygısıyla sen Allâh’ın dili olamayacaksın. Sen ma’nevî bir dil olmayacaksın. Manevi bir kalb olmayacaksın. O perdelemiş bir kalbe sahip olacaksın. Boğum boğum Allâh muhafaza eylesin. 22.49 burada bırakayım mı? Aslında sohbet de çok hoştu ama neyse ben bitirmiş olayım. Neyde boğum bulundukça sırdaş değildir.
Dudağın sesinin mahremi olamaz. Buradan devam edeceğiz. Hz. Pîr telleri yakmaya devam ediyor. Bizi hayretten hayrete geçiriyor.
Kaynakça
- Mesnevî 2208. Beyit Konu Başlığı Hatırlatması — Çalgıcı ve Hz. Ömer: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter “Çalgıcı Kıssası” 1900-2210. beyitler — klasik şerh: Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi 1/580-650; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 1/580-625; Reynold A. Nicholson, The Mathnawí of Jalálu’ddín Rúmí; klasik kıssa-i evliyâ — Ferîdüddîn-i Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; Hz. Ömer’in mezârlıkta çalgıcı ile rüyâ-ilhâm hâdisesi — klasik tasavvufî menkıbe edebiyâtı; Sülemî, Tabakātü’s-Sûfiyye; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde tedrîs.
- İstiğrâk Sûfî Istılâhı; Varlık Âlemi (Cennet, Cehennem, Levh-i Mahfûz, Kürsî): İstiğrâk (kendinden geçmek/dalmak) — İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, “İstiğrâk” bâbı; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Vecd ve İstiğrâk” bâbı; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “İstiğrâk” bâbı; «Levh-i Mahfûz» — Burûc 85/22 («Bel hüve Kur’ânün mecîd, fî Levhin Mahfûz»); «Kürsî» — Bakara 2/255 (Âyetü’l-Kürsî); klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât; Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; klasik tasavvuf — Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl; «kün fe-yekûn» — Yâsîn 36/82; Bakara 2/117; Âl-i İmrân 3/47.
- Hakîkî Gözyaşı — Duygusal Ağlamadan Farkı: «Allâh korkusundan ağlama» — Tirmizî, “Cehennem” 9 (Hadîs no: 2580, «Lâ yelicü’n-nâra raculün bekā min haşyetillâhi hattâ ye’ūdü’l-lebenu fi’d-dar’»); Buhârî, “Ezân” 36 (gölgelenecek yedi sınıf); klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/200-225 (“Havf ve Recâ”); Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; «duygusal ağlamanın perde olması» — İbn Atâullâh, Hikem; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde idrâk-duygu farkı tedrîsi.
- Taberânî Hadîsi: “Allâh’ı Çok Zikreden ve Çok Ağlayan Kalp İsteyin”: Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr ve el-Mu’cemü’l-Evsat‘ta benzer hadîs-i şerîfler («Es’elü’llâhe kalben ẑâkiren ve aynen demū’a»); Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân; klasik şerh — Münâvî, Feyzu’l-Kadîr; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ; klasik fıkıh — İmâm Nevevî, el-Eẑkâr; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/259-340 (“Ẑikr”); 4/200-225 (“Havf ve Recâ”).
- Tevbe Sûresi’nin Son İki Âyetini Reddetme — Aklı İlâhlaştırma: Tevbe 9/128-129 («Le-kad câ’eküm resûlün min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm») — son iki âyet; bazı modernist çevrelerin «bu âyetler Hz. Peygamber’in kendi kelâmından eklendi» iddiâları — eleştirel mukābele: Süleyman Ateş, Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsîri; Mehmet Okuyan tartışmaları; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Kurtubî; İbn Kesîr (mütevâtir senedle Hz. Peygamber’e nisbeti); klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât; «aklı ilâhlaştırma yasağı» — Furkān 25/43; Câsiye 45/23; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/65-95.
- Mevlânâ: «Aşk Geldi mi Akıl Gider, Aklın Gidişiyle Sırlar Açılır»: Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter «aşkın akıldan üstünlüğü» beyitleri (1925-1965, 3265-3300); klasik şerh — Konuk; Tâhirü’l-Mevlevî; «aklın hudûdunun üstünde aşk» tedrîsi — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Aşk” bâbı; Fusûs, “Hikmet-i Vahdâniyye”; klasik tasavvuf hâli «vecd, sekr, hayret» — İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, “Sekr ve Sahv” bâbı; «Allâh’a yaklaşma yolları (zikir, ibâdet, amel-i sâlih)» — Mâide 5/35 («Yâ eyyühe’lleẑîne âmenû ittekullâhe vebteğū ileyhi’l-vesîleh»); klasik tefsîr — Râzî; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/267-280 (“Mahabbet”).
- Aklın Perdeleyici Tehlikesi — Akıl Dışarı, Kalb İçeri Görür: «Akıl-kalb tefriki» tedrîsi — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/3-25 (“Acâ’ibü’l-Kalb”: kalp – rûh – akıl – nefs ilişkisi); klasik tasavvuf — Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «kalb gözü-firâset» — Tirmizî, “Tefsîr Sûretü’l-Hicr” 6 (Hadîs no: 3127, «İttekū firâsete’l-mü’min, fe-innehû yenẓuru bi-nûrillâh»); klasik tedrîs — İmâm Rabbânî, Mektûbât; Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl.
- Akıllı İnsan Tanımı ve Çağdaş Müslümânın Amelsizliği: «Akıllı insan tanımı (mecnûn-âkıl ayrımı)» — klasik fıkıh: Kâsânî, Bedâi’, “Akıl” bâbı; Serahsî, el-Mebsût; Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn; «ilmi ile âmil olma» — Mü’minûn 23/1-11; Asr 103/1-3; Buhârî, “İlim” 24-35; Müslim, “İmâret” 152; klasik fıkıh — İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/22-50 (“İlm-i Nâfi’-İlm-i Zarar”); İmâm Şâfi’î, Risâle; modern okuma — Yûsuf el-Kardâvî, el-İlm.
- Müslümânların Okuyup Amel Etmemesi — Toplu Eleştiri: «Bilen amel etmeyen tehlikesi» — Saff 61/2-3 («Yâ eyyühe’lleẑîne âmenû lime tekūlûne mâ lâ tef’alûn»); Bakara 2/44; Buhârî, “Bedü’l-Halk” 10 (Hadîs no: 3267, «Yu’tâ bi’r-raculi yevme’l-kıyâmeti fe-yulkā fi’n-nâri fe-tendelıku akbâbü batnih»); Müslim, “Zühd” 51; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/22-50 (“Âfâtü’l-İlm”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; klasik fıkıh — Şâtibî, el-Muvâfakāt; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Rahmân 55/29 «Her An Bir İştedir» — Sıfâtî Tecelliyâta Râm Olma: Rahmân 55/29 («Yes’elühû men fi’s-semâvâti ve’l-arzı, külle yevmin hüve fî şe’nin»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 29/108-115; İbn Kesîr 4/272-275; Kurtubî 17/164-170; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Şuûnât-ı İlâhiyye” bâbı; Fusûsu’l-Hikem; Sadreddîn Konevî, Miftâhu’l-Gayb; «her an yeni bir yaratılış» tedrîsi — İbn Arabî, Fütûhât, “Halk-ı Cedîd fî Külli Nefes” bâbı; klasik tasavvuf — Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl.
- İmâm Ahmed b. Hanbel’in Hadîsi: «Geçmiş Günâhları Hayra Çevrilmiş Olarak Kalksın»: Hadîs-i şerîf — Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/333; Tirmizî, “Daavât” 21; Ebû Dâvûd, “Eymân” 8; Tabarânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr; klasik şerh — Münâvî, Feyzu’l-Kadîr; «hevâ-vu hevesinden konuşmaz» — Necm 53/3-4 («Ve mâ yentıku ani’l-hevâ, in hüve illâ vahyün yûhâ»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde sünnete ittibâ’ tedrîsi.
- Evde Rûh Gibi Dolaşan Dervîşlere Tehdîd Çekme — “Şeytân Senin Uykunu Getirecek”: Antidepresan-psikiyatri yerine zikir tedrîsi — klasik tasavvuf: «Allâh’ı zikreden kalbin huzûru» — Ra’d 13/28 («Elâ bi-ẑikrillâhi tetma’innü’l-kulûb»); klasik tefsîr — Râzî; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/259-340 (“Ẑikr”); İbn Kayyim, el-Vâbilü’s-Sayyib; «şeytâna tehdîd çekme» tedrîsi (uyku problemi için zikir vesîlesi) — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi; modern okuma — Mehmet Yaşar Soyalan, İslâm’da Tedavi; klasik tasavvuf hâli — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb.
- Hz. Peygamber’in Günde 70 İstiğfâr ve 100 Tevbe Hadîsi — Ümîdsizlik Yasağı: «Günde 70 defa istiğfâr» — Buhârî, “Daavât” 3 (Hadîs no: 6307, «Vallâhi innî le-estağfirullâhe ve etûbü ileyhi fi’l-yevmi ekserü min seb’îne merrah»); Tirmizî, “Daavât” 98; «Günde 100 defa tevbe» — Müslim, “Ẑikr” 41-42 (Hadîs no: 2702, «Yâ eyyühe’n-nâs, tûbû ile’llâh, fe-innî etûbü ileyhi fi’l-yevmi mi’ete merrah»); Ebû Dâvûd, “Salât” 361; Nesâî, “Sehv” 99; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/3-65 (“Tevbe”); İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn; «ümîdsizlik yasağı» — Zümer 39/53 («Lâ taknetū min rahmetillâh»); Yûsuf 12/87; klasik tefsîr — Râzî; bu sohbet 15.05.2025 Mustafa Özbağ Efendi Mesnevî 2208. beyit dersi (2210. beyt’e geçiş öncesi) — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Bekā, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı