Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #127: Mesnevî 2270-2275 — Tövbe 8-9 ve Sahte Önderlerin Süslü Dili

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #127: Mesnevî 2270-2275 — Tövbe 8-9 ve Sahte…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 2270 — Sahte Önderler ve Tövbe 8-9: Az Bir Pahaya Âyet Satmak

Beyitten devam ediyoruz. Aynı konu, normalde Ümmet-i Muhammed’in başına bela olan, başına müsibet olan sahte önderler, sahte şeyhler, sahte haccılar, hocalar, bunlarla alakalı bir Hazret-i Pîr’nin beytlerini okumaya devam edeceğiz kaldığımız yerden. Geçen hafta yoksulluk ve meşakatte bizim halimiz de böyledir. Bize aldanıp da hiçbir konuk gelmez. Buraya okumuştuk, buradan devam ediyoruz. On yıllık kıtlığı mücessem olarak görmedinse gözünü aç da bize bak. Görünüşümüz davacı adamların içi gibi gönlü kapkara fakat dili şağa şağalı. Sen hayatın boyunca hakiki önderlere gözünü dik. Ama siyasetçi ama bürokrat ama alim kisvesinde ama şeyh kisvesinde ama dervîş kisvesinde ama usta kisvesinde hayatın bütün alanında bunun normalde hakikatini yaşayan, bunu bilen bu dairede ehliyetli konusunda uzman insanlara bak.

Eğer söz konusu olan din ise tasavvuf ise o zaman Kur’ân ve Sünnet’e tabi olmuş. Kur’ân ve Sünnet yolunda mücadele eden, koşuşturan, bu noktada şatafattan, şataattan, gösterişten uzak duran ve Allâh yolunda Allâh’a dost olmuş. Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmış. Ölçüsünü Kur’ân ve Sünnet’ten alan kimselere bak. Yoksa eğer gözünü başka yerlere dikersen sen de per perişan olanlardan olursun. O gözünü Kur’ân ve Sünnet’e dikmeyen, Kur’ân ve Sünnet’e yaşamayan insanlara eğer tabi olursan hem dünyevi olarak hem de uhurevi olarak sıkıntıya ve meşakkatlere düşeceksin aşikardır. Ve o kimseler Tevbe 8’de ve 9’da şöyle anlatılıyor. Onlar size karşı ağızlarıyla hoş sözler söylerler. Fakat kalpleri söyledikleri söze karşıdır.

Çoğu da bu kimselerin fasıktır. Onlar az bir değer karşılığında Allâh’ın âyetlerini sattılar. Böylece insanları Allâh’ın yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları ne kötüdür. normalde sen Kur’ân ve Sünnet’e tabi olmuş, imâmların ictihâdına tabi olmuş kimseleri dinleme. Çünkü nefse ağır gelir. Sen bunları bıraktın ya sen normalde dünya olarak, dünyevi olarak ağzı iki süslü laf yapan ama Kur’ân ve Sünnet’in halinden, ahvalinden, ahvalinden uzak olan gösterişte şatahatlı şatafatlı, dilleri şatahatlı şatafatlı kimselerin peşinden gittin.


Dinin Reforma Sapkınlığı — TOKİ Faiz Fetvâsı, Hadîs İnkârı, Salât-Namaz Tartışması

Baktın ki oh cübbesi ne kadar şaşalı, kafasındaki takkesi ne kadar şaşalı, sözler edebi belagatlı. Sen o edebi belagatlı konuşanların peşinden gittin, onların da yolu çok kötü. Sebep, çünkü onların dilleri şaşalı, kalpleri değil. Onların dışları süslü içleri değil. Onların dışına bakarsan takvaymış gibi görünüyor ama onların içleri kapkara, ejderha. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi’nin bir sözü vardı. Dışı yeşil türbe içi estağfurullah tövbe derdi. dışı yeşil türbe. Baktığın zaman vay sakalı ne kadar sünnete uygun, sarı ne kadar düzgün, cübbesinde ne kadar düzgün konuşunca belagat akıyor. Ama kalbi onun kararmış, kalbi etrafındaki insanların parasını nasıl öterim, zamanını nasıl öterim, onun makamını nasıl kullanırım, onun zenginliğini nasıl kullanırım, onun mevkesini nasıl kullanırım diye o yolda gidiyor.

Veyahut da o normalde ayetleri üç kuruşa değiştirmiş. Az bir değer karşılığında. Allâh’ın âyetlerini sattılar. Makamı gördüler, Allâh’ın âyetlerini sattılar. Parayı gördüler, Allâh’ın âyetlerini sattılar. Mevkiyi gördüler, Allâh’ın âyetlerini sattılar. Şatı atı, şatafatı gördüler, Allâh’ın âyetlerini sattılar. Âyet bir şeyi haram ettiği halde onlar kendilerine çıkış yol aradılar. Veyahut da var ya günümüzde enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Veya var ya günümüzde TOKI’nın yaptığı faiz, faiz değildir. Bunları duyuyor muyuz? Evet. Var ya günümüzde dinin yeniden reforma edilmesi lazım. 1400 yıl önceki hukukla bu işler yürümez. Ya dinin 1400 yıllık hukukunu değiştirmemiz lazım. Bunlar sapkın fikirler.

Ve siz Kur’ân ve Sünnet’i bırakıp da bu sapkın fikirlilerinden peşinden gidersiniz. Onlar şeytanın askerleri, şeytanın dostları, şeytanın velileri ve sizin yolunuzu sattıracak olan kimseler. Ve siz muhakkak ve muhakkak onların yolundan gideceksiniz. Ama onların yolundan gidince onların yaptıkları kötü ve onlar normalde insanları sadece kendileri değil, kendisinin peşinden giden insanları da sapkınlığa sürükleyen insanlar. birisi çıkıyor kadere iman imandan değildir diyor. Birisi çıkıyor hadislerin hepsi de sahih değildir. O yüzden hadisler sahih olamaz. Veya birisi çıkıyor yedi tane sahih hadîs vardır diyor. Öbürü ki diyor ki otuz tane sahih hadîs vardır. Öbürü ki diyor ki kırk elli taneden fazla sahih hadîs yoktur.

Hangisine inanacağım bunların? Öbürü ki diyor ki bu âyet Allâh’ın ayeti olamaz. Ve bunları bizim Müslüman toplum bunları dinliyor. Bunları dinleyince de diyor ki evet bunlar haklı olabilir. birisi çıkıyor ya Kur’ân’da salat geçer namaz geçmez. Namaz geçmez o yüzden namaz diye bir ibadet yoktur. Bunu da söylüyor. Herkes de televizyondan bunları dinliyor. Bunlara laf söyleyemiyor zaten. Müslümanlar korkak, pısırık. Müslümanlar bunları tepki koyamazlar. Müslümanlar çünkü mutfakları kıymetli, arabaları kıymetli, malları, canları her şeyleri kıymetli. O yüzden onları böyle bir kenara atıp da bunları söyleyemezler. Allâh’tan onda ne bir korku var ne bir eser. Fakat davası şiddende ileri Adem’dende.

Bu çok özür dilerim ama bu böyle kemalâ ermemiş şeyhler, kemalâ ermemiş dervîşler, hocalar. Ehliyetli olmayan toplumun önündeki siyasetçiler. Ehliyetli olmayan toplumun önündeki bürokratlar. Bunlar Allâh’tan korkuları yok bunların. Bunlar gücü yettiğince hırsız gücü yettiğince haksız bunlar. Bunlar helaldi haramdı tanımıyorlar. Bunlar ümmetin parası mı kendi parası mı tanımıyorlar. Ne geldi ne verirsen seninle, ne elinle o gider seninle. Ver bunlara devamlı.


Manevî Makâm İddiâsı — «Şeyhim Beni Uyarırdı» Kibri

Devamlı bunları besle. Devamlı bunları ver. Bunlara verdikçe sen sen iyilerdensin. Bunlara vermezsen sen kötülerdensin. O kimseyi destekler sen müslümansın. O kimseyi desteklemezsen sen müslüman değilsin. Senin ne olduğun belli değil. Veyahut da sen bu tip kimselere zekatını akıtırsan, paranın pulanı akıtırsan sen iyisin. Ama yok akıtmazsan sen kötüsün hatta kâfir bile olabilirsin. Allâh muhâfaza eylesin. Bunlar aslında manevi olarak hiçbir yol almamalarına rağmen onlar kendilerinde manevi mertebe iddiasında bulunurlar. Sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun? Sen bizim ne olduğumuzu biliyor musun? Senin bizim maneviyatımızı anlamaya gücün yetmez. Biz bir hata yapmış olsak bize rüyamızda ikaz ederler.

Biz ne yapıyorsak maneviyatın emriyle yapıyoruz. Biz ne işlediysek maneviyatın emriyle işliyoruz. Bize muhakkak bir peygamber bu konuda uyarır. Bunlar benim duyduğum sözler. Ben bir şey yapmış olsaydım pire efendiler beni uyarırdı. Hanımına diyor ben hatalı bir şey olmuş olsaydım şeyhim şimdi burada beni uyarırdı. Kadın susuyor. Manevi makam iddia ediyor çünkü. Şimdi uyarırdı. Ha uyarılmadığına göre o adam haklı. O dervîş haklı. Ben de dedim sen gözünü kapattığında şeyhini gördün mü dedim. Hayır dedi. Neden böyle söyledin başka türlü işin içinden çıkamıyordum dedi. Başka türlü işin içinden çıkamıyor dediğini böyle yaptıracak kendisini haklı gösterecek. Allâh muhâfaza eylesin. Ama bunların kalbinde Allâh sevgisi yoktur.

Bunların kalbinde Resûlullâh sevgisi yoktur. Bunların kalbinde veli sevgisi yoktur. Bunların kalbinde mümin sevgisi yoktur. Bunların kalbinde eş sevgisi de yoktur. Çocuk sevgisi de yoktur. Anne baba sevgisi de yoktur. Bunlar çünkü sevmekten uzak. Kalbi katılaşmış kalbi kararmış kalbi şeytanlaşmış insanlardır. Çünkü bunlar din ve dinden olan şeyleri istismar ederler. Şimdi bir kimse sarhoştur. Allâh’a karşı olan inancı samimidir. Onun yanında ne Allâh’a sövbilirsin ne kitaba ne peygambere. Perişan edersin. Ama öbür kü sanki Allâh yolundaymış gibi görünür. Ama kalbi mühürlenmiştir. O çünkü Allâh’ı, Resûlullâh’ı, Üstad’ı yolu istismar ediyordur. Asıl kalbi kararmış olan onlardır. Bir kimse günah işlemiştir, günahkardır.

Ama istismar etmiyordur. O kimse istismar ederse o içki içenden daha kötü hale gelir. Veyahut da o kumar oynayandan beğenmediğiniz içkiden kumardan şundan bununla ilgilenenden daha kötü hale gelir. Neden? O çünkü dini istismar ediyor ve aynı zamanda da arkasındaki kitleleri Allâh’ın yolundan uzaklaştırıyor. Gerçek dinin hükmünden, gerçek dinin hukukundan uzaklaştırıyor. Onun açmış olduğu yara, onun vermiş olduğu zarar, öbür içkiydi, kumardı bunların vermiş olduğu zarardan daha fazla. Bizler Ümmet-i Muhammed olarak bizim bu noktada perdeliyiz. Biz bir günahı açıktan işleyen kimseyi kötüleyebilecek cahillikteyiz. Asıl gizli şeytanın, gizli şeytani yolları ve gizli şeytanın askerlerini tanımaktan uzağız.

Bakın bir kimse bir günahı günahtır, günah olarak bilir, işler onu. Bu ayrı bir şeydir.


Dini İstismârın İçki ve Kumar’dan Beter Hâli — Toplumun Aldatılması

Ama bir kimse, bir kimse dini istismar ederekten Allâh yolundan uzaklaştırması, toplumu Allâh yolundan uzaklaştırması onun günahından milyon kat fazladır. O kimsenin kalbi mühürlenir. Sebep o çünkü Allâh’ın âyetlerini küçük bir paraya menfaate, küçük bir değere sattı. Herhangi bir şeye sattı. Rahatına sattı, keyfine sattı, paraya sattı, makama sattı, mevkiye sattı, eşine sattı, annesine babasına sattı. Şimdi nasıl sattı? Eşi böyle bir şey söyledi, Kur’ân ve Sünnet’in dışında ona itiraz etmedi. Eşinin aramı bozulmasın dedi. çocuğu bir şey söyledi, aman çocuğumla benim aramı bozulmasın dedi. Çocuğun Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki bir isteğine veya davranışına göz yumdu. Çocukla arası bozulmasın diye âyetlerini sattı Cenâb-ı Hak’ın.

Eşiyle arası bozulmasın diye ayetleri sattı. Annesiyle babasıyla arası bozulmasın dedi ayetleri sattı. Çocuklarımla aram bozulmasın dedi ayetleri sattı. Başındaki müdürle, amirle, şefle aram bozulmasın dedi ayetleri sattı. Başındaki siyasetçiyle aram bozulmasın dedi ayetleri sattı. Başındaki hacısıyla, hocasıyla, şeyhiyle, aman benim bununla aram bozulmasın dedi ayetleri sattı. Asıl tehlikeli olan Müslümanların içerisinde bu insanlar. Asıl tehlikeli olan bunlar. Çünkü bunlar insanları yoldan sattıran kimseler. Sizden dinden bahseder gibi bahsediyor öyle değil mi? Mesela Cuma gün hutbeyi dinliyorum. Hutbe, Ankebût âyet 45. Ondan sonra namaz sizi kötülüklerden alıkoyar. Ardındaki âyet-i kerîme ne?

Allâh’ı zikretmek en büyük iştir. Cuma hutbesinde, Diyânet bunu böyle söyleyemiyor. Allâh’ı zikretmek en büyük iştir diyemiyor. Çünkü Allâh’ı zikretmek deyince bildiğiniz zikir akla gelecek. Zikir akla gelmemesi lazım. Zikir akla gelmemesi lazım. Bakın meallere hepsi de şunu der. Allâh’ın zikirle alakalı anmak, dua etmek, yalvarmak, ondan sonra iyilik yapmak. Ya âyet-i kerimenin metninde zikir geçiyor. Neden zikir olarak söylemiyorsun? Zikir olarak söyle. Hayır, zikir olarak söylemezler. Zikir olarak söylemezler. Mesela zikir geçiyor orada değil mi? O zikri normalde cümlenin geçtiği yere göre birkaç yerde Cenâb-ı Hak’ın Kur’ân’ını beyan eder. O da zorlamayla beyan eder. Kur’ân’dan Cenâb-ı Hak Furkan olarak söyler.

Kitab olarak söyler. Ama o zikir kelimesini bu topluma unutturacaklar. Bakın zikir kelimesini topluma unutturacaklar. Sebep o kimse Allâh’ı çok zikrederse, çok zikrederse, kalbi açılır, hakikati görür. Hakikati görürse şeytanı şeytan olarak görür, meleği melek olarak görür. Kalbi ilham alır onun. Kalbi ilham alınca kötüyü kötü olarak görür, iyiyi iyi olarak görür.


Cuma Hutbesi ve Saklanan «Zikir» Kelimesi — Ankebût 45 Bağlamı

Bunun bilinmemesi lazım. Ümmet-i Muhammed’in aldanması lazım. Toplumun aldanması lazım. İnsanlar câmie gidip câmide aldanması lazım. Tarikata girip tarikatta aldanması lazım. Cemaate gidip cemaatte aldanması lazım. Partiye gidip partide aldanması lazım. Siz buraya geldiyseniz burada aldanmanız lazım sizin. Evet. Sebep nemâlanacak. Ahir zaman. O bir şeye ulaşmak istiyor. O bir şeyleri basamak ederekten ulaşacak. Allâh muhâfaza eylesin. Bunların öyle bir durumları var ki, kalpleri mühürlenmiş, kararmış olduğu halde, bunlar Adem’den ileri dava sahipleri. Şitten de ileri gösteriyorlar kendilerini. Bakara âyet 9. Allâh’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa yalnız kendilerini aldatırlar da farkında olmazlar.

Hadîs-i Şerîf kimin ameli onu geri bırakırsa, nesabı onu ileri götüremez. Şimdi bunlar toplumu aldatmaya çıkmışlar. Kendilerini aldatıyorlar. Ama aldatırlarken argümanları var. Benim dedemin kim olduğunu biliyor musun? Hayırdır kim? Benim dedem filanca Şeyh Efendi. Benim dedemin babası varmış hocam. Evet vardır muhakkak. Benim dedemin babası mübarek bir şeyhti. Sen? Sen nesin? Bizim sülalemiz şeyhler sülalesidir. Maşallah. Sülale şeyhler sülalesi. Sen? Namaz yok. Onunla aldatıyor. Biz nereye bağlı olduğumuzu bilmiyorsun sen. Ben öğrenmek istemiyorum. Teşekkür ederim. Cevabım bu şimdi. Nasıl merak etmedin mi? Hayır Allâh razı olsun merak etmedim. Biz işimize bakalım. Yok onu söyleyecek nereye bağlı olduğunu. oradan kendisine bir değer çıkaracak çünkü.

Kendisine bir değer çıkaracak. Kendisine orada pozitif bir şey çıkaracak. Artı bir şey çıkaracak kendisine. Oysa Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki Ne sebebi onu ileri götürmez. Sen istersen seyyid torunu ol istersen seyyid ol. Senin ameline bakacağız biz. Sen bir seyyid sülalesindesin. Maşallah Allâh mübarek etsin. Eee karşı çıktığın şey ne? Zikir. Karşı çıktığın şey zikir. Söylediği şey şu. Biz seyyid sülalesiyiz biz yapmıyorsak siz ne yapmaya yapıyorsunuz? Bu zamanda yapılmaz. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Ve insanlar enteresan. Enteresan şite benzemek istiyor. Adem’e benzemek istiyor. O kimseler Geylânî Hazretlerine benzemek istiyor. Rifâî Hazretlerine benzemek istiyor.

Böyle onun benzediğini söylüyor. Hatta biraz daha sen dinlersen ileri gidiyor. Geylânî Hazretleri bu zamanda yaşasaydı bizim elimizi öperdi diyor. Evet. Ben duyduklarımı söylüyorum. Ben zamânın İmâm-ı A’zam’ıyım dedi. Ben duyduklarımı söylüyorum. İnsan sattı mı dervişin şeye benzerdi.


Sülâle Övünmesi ve Hallâc-ı Mansûr Küstahlığı — Râbiatü’l-Adeviyye Hırsız Hâdisesi

Ben şeyh olsaydım böyle yönetmezdim. Tamam. Ya ne dedi birisi? Hallâc-ı Mansûr ile ben karşılaşmış olsaydım. Hallâc-ı Mansûr ile ben karşılaşmış olsaydım. O benim elimi öperdi dedi. Böyle kaldım. Benden teyit bekliyor. Demeseydin iyiydi dedim. Neden Mustafâ Efendi dedi? Her gece 100 rekat namaz kılardı dedi. Kaldı. Günlük 70 bin tevhid çekmeden dışarı çıkmazdı dedi. Bunlar abartılar dedi. Sen günde 70 bin tevhid hiç çekmemişsin o zaman dedi. Kaldı. Günlük dedim bir günden bir güne ömrü hayatında 70 bin tevhid çekseydin abartı demezdin dedim. Sebep dedi eğer uyanıp kalırsan 16 saatte bitiyor çünkü dedim. O yüzden Hallâc-ı Mansûr gecede 70 bin tevhid çekerdi dedim. 16 saat tutar 15 saat tutar dedim. 100 rekat da namaz kılar dedim.

O da en az 3 saat tutar dedim. Etti 18 saat. 6 saatte günlük işlerine ve ondan sonra uyumaya kalıyordu dedim. Sen ömrü hayatında 70 bin tevhid hiç çekmemişsin. Ömrü hayatında gece namazı kılmamışsın. Hallâc-ı Mansûr zamanımızda olsaydı elimi öperdi deme. Küstahlığına erişmişsin sen dedim. Evet bunlar aldattırlar insanları. Etrafındaki insanlar da onu böyle büyük bir hayretle dinlerler. Hayretle. Şeyhin sohbetine gittim bir şeyler anlattı. Bu da Râbiatü’l-Adeviyye’dendi dedi. Râbiatü’l-Adeviyye ona söyledi o da aktardı. Herkes bir huu hay bir karıştı ortalık. Bizim Seyit Taş da yanımda. Bu pezeye ne diyor dedi. Hacı sus dedim gidelim. Dedim sus. Şimdi o onu etrafa böyle lans ediyor. ona Râbiatü’l-Adeviyye tecelli etti.

Kalbine o söyledi o da onu aktardı. Hareket bu. Bunlar çünkü normalde kendilerini olduğundan fazla gösterme dertleri vardır. Bu böyle bir erkek düşünün bir kızı aldatacak ya onunla evlenmek istiyor. Kız ondan yüksek o kızdan daha yüksek tutmaya çalışır kendini. Aldatacak. Veya bir kız bir erkekle evlenmek istiyor. Aslında erkek ondan yüksek kız da kendini yüksek gösterme sevdasındadır. Real değil yani. Veya da ticaret yapacak bir kimse kendisini zengin gösterir. Mal alacak ya kendisini zengin gösterirken karşısındakini avlamaya çalışıyor. Katlılar uvan. Lafın arasında söyle. Geçenlerde arabayı değiştirmeye kalktım. Ya 12 milyar istediler sıfırına. Baktım benimki kaç para yapar 10 milyar. Değer mi değmez mi diye öyle kendi kendime düşündüm. diyor ki bende 10 milyarlık araba var.

Bana malı ver. Değerli olanlar değersizleşir. Ahir zaman alameti değersizler değerlenir. Değerli olanlar değersizleşir. Değerliler değersizleşir. Toplum önünde ha insanların önünde. Değerlidir o kimse ama toplum önünde değersizdir o. Bir kimse değersizdir. Söylediği süslü sözlerle değerli insanlar kategorisine girer. Allâh muhâfaza eylesin. İbn-i Kesîr’den bu. Hakiki alimler, şeyhler, siyasetçiler. Allâh’ın her şeye kadir olduğunu bilen ona hiçbir şeye ortak koşmayan, helal kıldığını helal, haram kıldığında haram olarak kabul eden, Allâh’ın emir ve tavsiyelerine uyan, ona kavuşacağına ve ilminin hesabının sorulacağına yakinen inanan kimselerdir.


İbn Kesîr Ölçüsü — Şeytân Kimlere Musallat Olur, Kimlere Olmaz?

O zaman hakiki önderler, toplumun her kesiminde, Allâh’ın her şeye kadir olduğunu bilen, ona hiçbir şeye ortak koşmayan, Cenâb-ı Hak’ın helal kıldığını helal, dinin helal kıldığını helal, dinin haram kıldığında haram kabul eden, Allâh’ın emir ve tavsiyelerine uyan, ona kavuşacağına din gününe, mahşere inanan ve ilminin hesabının sorulacağına yakinen inanan insandır. Bu kimseler ancak gerçek dosttur, gerçek önderdir, gerçek alimdir, gerçek şeyhtir. Diğerleri onlar ayetleri çok az bir pahaya, değere satan insanlardır. Hatta Hazret-i Pîr devam ediyor. Bu arada şunu da söyleyeyim, kimsenin şeyhiyle, siyasetçisiyle, devlet başkanıyla, başbakanıyla, alimiyle, zalimiyle işimiz yok. Biz Hazret-i Pîr’in beyitlerini okuyoruz, beyitlerini okurken de benim sözüm bu, beyitleri Kur’ân Sünnet dairesinde ve ışığında şerh etmeye çalışıyoruz.

Beni ilgilendirmiyor hiç kimsenin şeyhi. Beni ilgilendirmiyor hiç kimsenin hacısı, hocası, alimi, zalimi. Beni ilgilendirmiyor. Ben kendi dairemde Kur’ân ve Sünnet’i anlatmaya gayret ediyorum. Kendi gördüğüm, kendi bildiğim hakikatleri anlatmaya çalışıyorum. Evet, hatta ona şeytan bile kendisini göstermez. Böyle olduğu halde o biz aptallardanızdır. Hatta daha ileriyiz der durur. Kendisini adam sansınlar diye dervîşlerin bir hayli sözünü çalmış çırpmıştır. Bu beyit çok hoşuma gidiyor benim. Kendisini adam sansınlar diye dervîşlerin bir hayli sözünü çalmış çırpmıştır. o eski sûfîlerin sözlerini, eski dervîşlerin hallerini, eski dervîşlerin başlarından geçen olayları, menkıbeleri bir kısmını sanki kendisi yaşamış gibi gösterir.

Söyle. Sanki onu o yaşamış. Öyle anlatır. Bir kısmında, çok özür dilerim ama, papağan gibi ezberler o menkıbeleri anlatır. Onun yanına gittiğinde, sana öyle bir dervîşlik taslar, öyle bir alemlik taslar, öyle bir şehlik taslar ki, sen dervîşliğinden utanırsın. Menkube üzerine menkıbe söylüyor. Abi dedim ya, bu kadar güzel menkıbeler söylüyorsun, iyi güzelsin de dedim ya. Bu faizi ne yapacağız dedim ben? Yüzü değişti. Bana dedi ki hocam, sen faiz almıyorsun böyle, batarsın dedi. E dedim abi batalım. Dedim batalım, sıkıntı değil. Sıkıntı değil. Ama dedim böyle menkıbeleri söyle, ondan sonra kolu çevir. Kaldı. Aramız bozuldu tabi. Ama bunlar, bu tip insanlar menkıbe ağacı gibi. Bir doğru onlardır.

Anlatırlardı anlatırlardı. Halbuki şeytan onlara kendisini gösterme. onlarla uğraşma zorluğuna bile düşmez. Şeytan onunla ilgilenmez bile. Şeytanın ilgilenmediği insanlar vardır. Bu insanlar şeytandan daha şeytandır çünkü. Şeytandan daha şeytan olunca o kimseyle şeytan bile uğraşmaz. Şeytan der ki benim onunla uğraşmamak gerek yok, o benden daha şeytan zaten der. Hatta ben öyle kimseler için derim ki şeytan onu gördüğünde, Üstad hoş geldin der, düğmesini likler. Sebep o şeytandan daha şeytan çünkü. Şeytan kime musallat olur? Şeytan peygamberlere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Allâh dostlarına velilere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Dervişlik yolunda, hakiki dervîşlik yolunda yürüyenlere musallat olur.

Şeytan kime musallat olur? Ben dini yaşayacağım, yaşatmaya çalışacağım diyenlere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Tesettürüne dikkat eden kadınlara musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Harama bakmamaya çalışan erkeklere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Ama ben saçımın bir teli dahi görünmesin diyen kadına musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Aman ya erkeklere de normalde tesettür farz, benim kıyafetlerim daracık olmasın, benim oran buramda görünmesin, normalde benim de kıyafetlerim erkek olarak daracık olursa, benim de kıyafetlerim tesettüre uygun olmaz diyen erkeklere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Kur’ân sünnet dairesinde yürümeye çalışan, Kur’ân ve sünneti yaşayacağım, yaşatacağım demeye çalışanlara musallat olur.

Şeytan kime musallat olur? Allâh yolunda koşturacak olana musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Ben zikrullâh’a gideceğim diyene musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Dikkatle şeyhini dinlemeye çalışan kimseye musallat olur. Yanındaki der bak şimdi de öyle yapar. Şeytan ona musallat olur. Şeytan sohbeti disiplini bir şekilde dinlemeye çalışana musallat olur. Şeytan böyle sohbet esnasını yanındakinden muhabbet eden musallat olmaz. Zaten o gitmiş gideceği yere. Şeytan disiplini bir şekilde Kur’ân ve sünneti seniyyeyi yaşayacağım diyene musallat olur. Şeytan Kur’ân ve sünnetten uzaklaşana musallat olmaz. Şeytan cimriye neden musallat olsun? Şeytan neden böyle har vurup harman savurana musallat olsun?

Şeytan neden küfürbazı musallat olsun? Şeytan neden teşhircilik yapan kadına musallat olsun ki? Şeytan neden teşhircilik yapan bir erkeğe musallat olsun ki? O zaten yoldurmuş göğsünü açmış da göbeğine kadar gömleğinin düğmesini öyle yürüyor. Şeytan ona neden musallat olsun ki? O zaten kafir cinliler göğsünde toplanmışlar. Kafir cinliler onun göğsünü okşayıp duruyor. Ne musallat olsun ki şeytanına? Şeytan kendince tesettüre riayet etmeyi bırakın. Teşhircilik yapan kadına ne musallat olsun?


Zuhruf 36-37 ve Ebdâl Hakîkati — Mehdî Beklentisi Sapkınlığı

Kafir cinliler toplamış kimisi saçını elliyor, kimisi göğsünü elliyor, kimisi orasını burasını elliyor. Görse kadın onu vallâhi de billâhi de tillâhi de ömür var uyuyamaz. Ama şeytan ona neden musallat olsun ki? Şeytan eteğini kısaltan bir kimseye biraz daha kısalt diyor. Şeytan ona söylüyor. Kısaltın biraz daha kısalt, aç biraz daha aç. Şeytan tesettürü riayet eden kimseyle ne işi var? Tam bir dostsa şeytan ona dokunamıyor. Tam bir mümin ise, tam bir mümine ise şeytan ona dokunmuyor. Çünkü âyet-i kerimede iman edenler, sen diyor iman eden dostlarıma bir zarar veremezsin. Ama öbür türlü Allâh muhâfaza eylesin. Âyet-i kerime Zuhruf 36-37 Âyet-i kerime Zuhruf 36-37 Şeytanın fısıltısına kanmakla kalmaz.

Onun yolunu yol edinirsin. Onun ilahını ilah edinirsin. Kendince şeytanı ilahlaştırırsın. Sende ilahlaşmış huy ve düşüncelerini senin orta yere çıkarır. Şüphesiz ki bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyar. Onlar da kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar. Ve şeytan onların göbeğine oturur. Şeytan onların kalbine oturur. Şeytan onların aklına oturur. Ve onları bir de hidayette olduklarına dair fısıldar. Allâh’ın ayeti bu. Sen zikrullâh yapmaz isen kalbine şeytan oturur. Ve sen kendini hidayette görürsün. Sen kendini doğru yolda görürsün. Şeytanlaşmış ne varsa hepsini icra edersin. Ve kendini de doğru yolda görürsün. Neden? Şeytan sana o vesveseyi verir. Şeytan sana o vesveseyi verdiği zaman sen kendini herkesten fazla doğru yolda görürsün.

Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Bu tip insanlar şeytanın yoluna düşen insanları şeytan kendi yoluna davet etmez zaten. Onlar o yolda. Şeytan Kuran Sünnet yolunda gidenleri kendi yoluna davet edecek. Örürkünlerini davet etsin ki Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. En güzeli biz Abdallardanız hatta daha ileriyiz der durur. Abdâl hadîs-i şeriflerde de ebdâl olarak geçer. Eyle okunur. Bizim Anadolu’da Abdâl denir. Yalnız çalgıcı Abdâllar değil. Kırşehir bölgesinde, Ankara’nın kazalarında falan Abdâllar derler ya. Mesela bizim meşhur Neşet Ertaş Abdâllar sınıfındandır. Onlar böyle kendilerince hem çalarlar hem mani söylerler. Onlar şiirde okurlar. Kendileri şiirde yazarlar. Kimisine aşık Abdâl denir onlara.

Bizim dediğimiz Abdâl o değil. Zaten o Elif A ile E’nin arasında okunuyor. İnceltilmiş Allâh Abdâl. Cenab-ı Hakk’ın seçkin kulları, Cenab-ı Hakk’ın seçilmiş kulları, yeryüzünün manevi direkleri bunlar. Abdâl denilince. Bunu birkaç sohbettir söylüyorum. Kütüb-i Sitte’te deccâliyet ile, fitnelerle alakalı bölümde var. Orada Abdâl kısmı var. Bütün arkadaşlar Kütüb-i Sitte’e çok rahat ulaşabilirler. Hemen hemen hadîs kitaplarında böyle orada burada geçen değişik hadîs kitaplarında geçen hadîsleri Kütüb-i Sitte sahibi hepsini bir yere hemen hemen toplamış. Çok güzel açıklama oradan bulabilirsiniz. O yüzden bu normalde Abdâl bu sohbetin burası oradan alıntı yapma. Bedel kelimesinin cemidir. Dilimizde Abdâl şeklinde kullanılır. en-Nihâye’de şu açıklama yapılır.

Bunlar evliyâlar ve abitlerdir. Bedelin cemidir. Abdâl diye isimlenmişlerdir.


Sufî Menkıbelerini Çalan Papağanlık ve «Tatlı Dilenci» Faiz Hîlesi

Çünkü her ne vakit bunlardan biri ölecek olsa bir başkası onun yerini alır. en-Nihâye’de geçiyor bu. Tekrar buranın altını çizerekten okuyayım. Bunlar normalde çünkü her ne vakit bunlardan biri ölecek olsa bir başkası onun yerini alır. bu Abdâl’lar dünya üzerinde eksik olmazlar. Benim şeyhim son Mürşid-i Kamil’di ondan sonra Mürşid-i Kamil gelmeyecek diyen kimse bu konuda cahilin ta dibidir. Son Mürşid-i Kamil bizim şeyhimizdi vefat etti. Ondan sonra Mürşid-i Kamil gelmeyecek o cahilin dibidir. Buna inanarak söylüyorsa ve hakkında hadîs olduğunu da biliyorsa Hazret-i Peygamber’in hadîs-i şerifini inkar ettiği için küfre bile girebilir. Hatta velilerle alakalı âyet-i kerimeyi de inkara girer bu.

Çünkü Allâh’ın el veli isminin tecelli ettiği veliler vardır. Âyet-i kerime de onlar dünyada da ahirette de mahsum ve mahcup olmayacaklardır der. O zaman o âyet-i kerimeyi de inkar etmiş olur. Küfre girer. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Ali İbn-i Mâlik Taberânî’deki rivayeti şöyle Malik’in. Ebdâller Şam ehli arasındadır. Onlar sebebiyle yardım görürler. Onlar sebebiyle rızka mazhar olurlar. Hazret-i Ali Efendimiz’in rivayeti. Ebdâller Şam’dadır. Onlar kırk erkektir. Bunlardan biri öldü mü Allâh yerine birini koyar. Yağmur onlar sebebiyle sular. Düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir. Şam ehlinden azap onlar sebebiyle bertaraf edilir. Bu son iki rivayet Hassandır. Bu şeyden Kütüb-i Siddeden alıntı burası.

Yine Kütüb-i Siddeden alıntıya devam ediyorum. Hilyetü’l-Evliyâ’da Ebû Nuaym’ın İbn-i Ömer’den rivayeti şöyle. Her nesilde ümmetimin en hayırlıları 500 kişidir. Ebdâller da 40 kişidir. Ne 500ler için ne de kırklar için eksilme vardır. Bunlardan bir kimse ölünce Allâh yerine birini alır. Kırklara koyar. Yanındakiler ey Allâh’ın Resulü bize onların amellerini söyle dediler. Buyurdu ki onlar kendilerine zulmedenleri affederler. Kendilerine kötülük yapanlara iyilik yaparlar. Allâh’ın kendilerine verdiği şeylerde başkalarına pek cömert davranırlar. Bunlar ebtallarla alakalı. Allâh’ın dostlarıyla veya bazı kitaplarda rical-ül gayb erenleriyle, bazı kitaplarda kutuplar dediklerimiz. Kırkların içerisinde üçler, beşler, yediler bunlar kutup.

Kırkın içinde bunlar. Bunlar eksilmez der. Kıyamete kadar bunlar var olacak. bizim şeyhimizden sonra şeyh gelmedi. Otur câhil adam, cühelâ adam. Bir de öyle diyorlar. Biz Mehdî’yi bekliyoruz. Bekle. Ben de bekledim. Ben Gazzâlî’nin kıyamet elametlerini okudum yeni İslam olunca. Ben her sabah bekledim dedim ki Güneş bu sabah doğudan doğabilir. Çünkü o Gazzâlî’nin kıyamet elametlerini oku. Oku diyorsun ki şu 100 yıl önce görüldü, bu 300 yıl önce görüldü, şu zaman görüldü, bu zaman görüldü. yedi tane, on tane büyük kıyamet elameti var. Onları bekliyorsun. Veya Mehdî’yi bekliyoruz. Bütün ehli tasavvufun böyle bir yanılgısı var. Yakında çıkacak. Hatta bir ara ne diyordu birisi, Mehdî kendinden habersiz İstanbul’da dolaşıyor.

Bir de böyle avare gibi dolaşıyor. Ben de sohbette cevap verdim. Madem kendinden habersiz İsa nerede dedim. Hatta birisinin Mehdî olduğu söylendi. Dedim İsa aleyhi’s-selâm nerede? Adı ne? Adı ne? Çünkü hadîs-i şerte Mehdî’nin adı benim adımdan, annesinin adı da benim annemin adından olacak diyorum. adı diyelim ki Ahmet, Muhammed, Mustafa, onun isminden olacak. Ama annesinin adı da Hazret-i Peygamber’in annesinin adından olacak. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bunlar kendilerini ne görüyorlar? Abdâllardan görüyorlar. velilerden görüyor. Hatta kendisini onlardan da üstün görüyor. Rabbim muhafaza eylesin. Ve bu kimseler dervîşlerin bir hayli sözünü çalmış çırpmıştır. bu kimseler ne yapıyorlar?

Dervişlerin sözlerini geçmiş evliyâlarının menkıbelerinin sözlerini çalıyorlar. Papağanlık yapıyorlar. Oysa o kimse Allâh doğuşu dostuysa veliyse papağanlık yapmasına gerek yok. Cenâb-ı Hak onun kalbine muhakkak ilham eder. İlham ederse o kimse de oturduğu yerden spontane şekilde şiir söyleyecekse şiir söyler, sohbet edecekse sohbet eder. O bir yerden çalıntı bir şey söylemez. Hz. Piri diyor ki, diyor ya bugün yeni şeyler söylemek lazım. O zaman yeni şey söyleyecek. Allâh muhâfaza eylesin. O eski sûfîlerin, dervîşlerin, şiirlerini, nasihatlerini, deyişlerini kimisi sanki kendisininmiş gibi söyler. Şimdi ben desem ki beni candan usandırdı, cefâdan yarı usanmaz mı? Herkes biliyor. En azından sizler biliyorsunuz.

Fuzûlî’den. Bilmeyen bir yere gitti, orada böyle bir dörtlük okudu. Oh, herkes onu kendinden zannetti. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden o tip insanların sözleri insanların hoşuna gider. Gerçekten insan nefsi o böyle tatlı hoş ne kadar tatlı hoş sohbet ya. Kur’ân Sünnet anlatırsa tatlı hoş sohbet değil. Kur’ân Sünnet insanın nefsine acı gelir. Hakikat insanın nefsine acı gelir. O kimse normalde o hakikati dinlemek ve duymak istemez. Nefsi ona çünkü patlar o noktada. bu bir an önce bir sohbet bilse de gitsek der. Bir an önce şu ona zulüm gibi gelir. Sohbete gittim, bir daraldım, bir daraldım. Daraldın tabi Kur’ân Sünnet ağır geldi sana. Daraldın tabi, harama haram diyoruz ya. Daraldın. Hocam geldim ama sohbetinize, çok daraldım.

Evet dedim, kalbiniz daralır bizde dedim. Nefsiniz daralır dedim. Neden dedi? E dedim biz Kur’ân Sünnet’i anlatıyoruz dedim. O yüzden nefsi ağır gelir dedim. Tabi ona şu lazım, cıstıkı cıstıkı cıstık. Oo Mustafâ Özbağ efendiler hoş geldiniz. Tabi. Değerli misafirler aramızda Mustafâ Özbağ de katıldı. Tabi yürücen böyle orada salına salına. O nefse tatlı geliyor. Tabi. Burada herkes yerde oturuyor ya. Sen ne olursan o geleceğim burada yerde otur. Sen ne olursan o geleceğim burada yerde otur. Nefse tatlı gelmiyor. Bir de haram böyle helal böyle. Şunu yapma, bunu yapma, şöyle yapma, böyle yapma. Ya biz ne sohbetine geldik dedik? Ee, Hz. Mesnevî sohbetine geldik. Mevlânâ’nın Mesnevî’sini böyle yiyelim içelim hoş geçelim.

Öyle bir şey zannediyorlar. Hz. Mevlânâ en ağır meseleleri böyle menkıbelerle anlatmış, şiirle anlatmış, anlatmış. Bakın 740 yıl önce sahte önderlerin hallerini anlatıyor bize. 740 yıl önce. Onun da başı dertli bunlarla. 740 yıl önce bak onlar anlatıyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden hakiki önderler, hakiki önderler. Onlar normalde hakkı, hakikati saklamazlar. Eğriyi doğru göstermeye çalışmazlar. Onlar Kur’ân, Sünnet, imamların ictihâdı neyse onu söyle. Onu anlatır. İlk sûfîlerin yolunu söyle. Bana söyler misiniz? Bâyezîd, Bistâmî dilendi mi dervişlerden? Para mı topladı? İbrâhîm Edhem tahtı tacı bıraktı. Para mı topladı? Râbiatü’l-Adeviyye’nin evine hırsız girdi. Râbiatü’l-Adeviyye’nin evine hırsız girince parmağınla gösterdi.

Şurada şu var, parmağından bir ışık çıktı, nur çıktı. Hırsızla dedi ki burada şu var, burada şu var, burada şu var, burada şu var. İhtiyacın olanı al dedi. Hırsız imana geldi, tövbe etti. Hırsız imana geldi, tövbe etti. Ahmed er-Rifâî Hazretleri öldüğü zaman bilmem kaç milyon dolar bırakmadı geriye. Ben şeyhim örnek alıyorum. Benim şeyhim öldüğü zaman arkasından çocukları, dervişleri kavga çıkarmadı. Bu ümmetin parasıydı da, bu bizim paramızdı da, bu başkasının parasıydı diye.


Şeyh Efendi’nin Sade Vasiyeti ve İngiliz/Mossad/CIA Dergâhları

Ben bazen diyorum ya, ben taksim ettim malını. Arkasından hiçbir kavga çıkmadı. Millet birbirini mahkemeye vermedi. Londra’da da mallar çıkmadı. Hiçbir yerde malı mülki çıkmadı. Ben biliyordum Mustafâ Efendi, oğlum müsait misin? Müsaitim efendim. Yarın gel dedi, şu dedi malları bir taksim et bizim çocukların arasındadır. Emredersiniz. Ben de bir şey dedim. Çok eskiler bilir, Hüseyin Ali bilir, eski dergahı biliyorsunuz siz. Onun yanında bir arsa vardı, bir de ev vardı. Normalde arsayı İstanbul’daki kızına verdik. Yanındaki, pardon, evi İstanbul’daki kızına verdim. Yanındaki dergâh gibi kullanıp, evi İstanbul’daki kızına verdim. Evi İstanbul’daki kızına verdim. Bir de evi İstanbul’daki kızına verdim.

Yanındaki dergâh gibi kullanılan yeri arsa gibi tek kattı böyle. İçinden su çıkıyordu. Onu da Nevşehir’deki kıza verdim. Ben tığattım. Onun oturduğu evi de normalde iki oğlanın üzerine yaptım. Bu kadardı malı. Oğlanların üzerine yaptım, bir de onlardan borç senede aldım. Ölüm var kalın var efendim dedim. Oğlanlar kızdı bana. Malı bu kadardı. Arkasından kavga gürültü çıkmadı hiç. Yukarıda câmi vardı. Caminin başında bir ev vardı. Bana söylediği o ev oydu. Evin yarısı senin diyordu bana. Ne oldu öldükten sonra bilmiyorum. Allâh muhâfaza eylesin. Onlar hakikati anlatırlar. Onlar Kur’ân ve Sünnet anlatırlar. Onlar takvaya anlatırlar. Onlar insanların dünyalıklarını gözünü dikmezler. Onlar dilenmeye çıkmazlar.

Hiçbir şeyin dilencisi değildir onlar. Onlar yönlerini Allâh’a çevirirler. Allâh’ı anlatırlar, Resûlullâh’ı anlatırlar, yolu anlatırlar. İnsanların cebine gözlerini dikmezler. İnsanların malının gözünü dikmezler. Senin kurtuluşa ermen için bu evi bana vermen lazım. Adam İstanbul’dan beni arıyor. Telefonumu bulmuş. Benim şeyhim böyle dedi diyor. Dedim şeyhim demeseydin dedim iyiydi. O dedim dünyaya döndürmüş yönünü dedim ya. O dünyalık topluyor dedim. Dedim bana neden soruyorsun? Bir bizim arkadaşlardan birisi onun arkadaşıymış. Söylemiyor da ismini. Dedim dövmeyeceğim, söylemeyeceğim ya önemli değil dedim. Ondan sonra şeyhi adamın evini istiyormuş ya. İki tane kadın gelmişti şuraya dergahı. Dediler ki biz sana intisâb etmek istiyoruz.

Dedim nereden geldiniz, nesiniz, necisiniz? Anlattı şu İnegöl yolunda bir köy varmış orada bir tane de şeyh varmış. Köyün ismini de söylemişlerdi. Bunları getirin beş bin lira getir on bin lira getir yirmi bin lira telefon açıyormuş. Yoksa helak olursunuz. En son kadın evi satmış evin parasını da götürmüş ona vermiş. Kadınların ikisi de böyle ağladı sızladı anlattı iki kardeş. Adam hala da bunlardan istiyormuş bir şeyler. Bunlar duymuşlar gelmişler bana danışıyorlar. Dedim yok böyle bir şey yok. Dedim ne yapayım? Dedim hiçbir şey vermemeliyiz lazım. Ne amma verdiniz dedim. verdik de şöyle oldu böyle oldu şu oldu bu oldu. Dediler ki biz şimdi sohbeti dinledik burada evet. Bu sohbette o zaman istememek adına filan bir şeylerdi.

Biz senden ders almak istiyoruz. Dedim gidin bizden ders almayın siz dedin. Zaten verilecek bir şeyiniz kalmamış dedim. Bir de siz bizi bozarsınız dedim. Biz böyle şeyler alışkın değiliz. Allâh yolunuza çık gelsin. Hocam ne olursun ders ver. Yok dedim ben size ders vermem. Allâh yardımcınız olsun gidin önce evinizi kurtarın. Bir daha gelmediler. O yüzden normalde bu tip toplumun önüne geçen insanları aldatmaya mütalik hareketler eden insanların dilleri süslüdür. Elbiseleri süslüdür. Kendileri süslüdür. Süslüdür. Çok belâgatli konuşurlar. İnsanları aldatmak için birebirdirler. Ve bunlar tatlı dilencidir. Tatlı dilenci. Hatta şunu bile diyebilirim ben senden bir şey istemedim ki. Tatlı dilencidir ama şunu der.

Ya bize bundan lazım ama nasıl yapalım bilmiyorum. Ya bize bundan lazım ama nasıl yapalım bilmiyorum. Bu ne demek bunu al demek. Ben şunu diyeceğim arkadaşlar: «Buranın da kirası ödenecek ama» — bu ne demek? Buranın kirasını ödeyin demek. Tatlı dilenci bunda. O yüzden size küçük nasîhat olsun benden. Bir kimse tatlı bir şekilde dileniyorsa ondan uzak dur. Bir kimse tatlı bir şekilde dileniyorsa ondan uzak dur. Bu kim olursa olsun. Tatlı bir şekilde dileniyorsa, istiyorsa Tatlı bir şekilde dileniyorsa, istiyorsa Senin cebindekine senin altındaki arabana Senin malına gözünü dikiyorsa Uzak dur Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bu tip insanların kalpleri hem karışıktır hem karanlıktır. Kalpleri hem karışıktır hem karanlıktır.

Bunların Görüşleri bulanıktır. Bunların duyuşları da bulanıktır. Bu tip insanların yanında A desen o B dedi de. Sen C desen o der ki H dedi de. Bunların duyuşları da bulanıktır. Bunların görüşleri de bulanıktır. Gerçekten kalbi kararmış olan bir kimsenin çıplak gözle bakışında da bulanıklık vardır. Çıplak kulakla, duyuşunda da bulanıklık vardır. Bunlar tabirci aise kalbi mühürlenmiş insanlardır. Rabbim muhafaza eylesin. Âmîn. Size lazım olan ölçü bütün insanlara bütün Müslümanlara lazım olan ölçü Kur’ân, Sünnet, imâmların ictihâdları. Bu sonradan gelen imamların değil. Bu sonradan İngiliz soytarısı olmuş, Mossad soytarısı olmuş, CIA soytarısı olmuş, Masonların soytarısı olmuş. Afgânîci olmuş, Hâricî olmuş, bilmem ne oldukları belli değil.

Bunlar değil. Bunların yetiştirdiği beslemeler değil. Mossad’dan nemâlananlar değil, CIA’dan nemâlananlar değil. İngiliz uşağı olanlardan değil. Siz ilklerin yolunu seçin. Bu da hadiste sabit. İlklerin yolunu seçin. İngilizler geldiler bu Anadolu’da dergâhlar kurdular, tekkeler kurdular. Başlarına yetiştirdikleri şehirleri koydular. Evet. Bazen diyorlar ya dergâhlar tarîkatlar kapansın diye, evet İngilizlerin kurduklarını da kapatın hadi. Hadi Mossad’ın kurduklarını da kapatın. Hadi Mossad’a çalışanları tespit edin kapatın. Hadi CIA çalışanları kapatın. Hadi Fransızlarla iş birliği yapan dergâhları da tekkeleri de kapatın. Hadi İngilizlerle beraber çalışanları da kapatın. Kapatın bunları. Mason derneklerini de kapatın, Lyon’s derneklerini de kapatın.

Onlar da tekke gibi, tarîkat gibi çalışıyorlar. Onların kökleri içeride de değil. Kapatın. Ama yok, onların dertleri Kur’ân ve Sünnet’in yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden çalışan dergâhlar, tekkeler. Onların dertleri o, başka bir şey değil. O yüzden ölçü Kur’ân ve Sünnet’tir. İmamların ictihâdıdır. Sünnet dediğimizde yelpaze geniştir. Bütün hadîs-i şerifleri ben, ben hadîs-i şerifleri malum ayırmıyorum. Bu sahih’ti, bu değildi diye. Hadis kitablarına geçen bütün hadîsleri sahih olarak görüyorum. Benim haddime değil bu zayıftı, bu hasendi, bu haberi vahitti. Bu benim haddime değil. Ben hadîs kitablarına geçen bütün hadîsleri sahih olarak kabul ediyorum. O yüzden kim Kur’ân’a uymuyorsa, kim Sünnet-i Seniyye’ye uymuyorsa, kim imamların ictihâdına uymuyorsa, kim sûfîlik yolunda, ilk sûfîlerin yoluna uymuyorsa o kimse sapıktır, sapkındır.

O kimse, Allâh muhâfaza eylesin. Durduğu konuma göre, duruma göre ya kâfirdir, ya münafıktır, ya mürtettir. Rabbim cümlemizi onlardan muhafaza eylesin. Âmîn.


Kaynakça

  • Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter, Beyit 2270-2275 — Sahte Önderlerin Yoksulluk Görünümü: «On yıllık kıtlığı mücessem olarak görmedinse gözünü aç da bize bak; görünüşümüz davacı adamların içi gibi gönlü kapkara fakat dili şağa şağalı» — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter beyt 2270-2280; klasik şerhler — İsmail Ankaravî, Mecmûatü’l-Letâif; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; modern okuma — Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Tövbe 9/8-9 — Az Bir Pahaya Âyet Satanlar: «Yerdûneküm bi-efvâhihim ve te’bâ kulûbühüm ve ekserühum fâsikûn. İşterav bi-âyâti’llâhi semenen kalîlen fe-saddû an sebîlih, innehüm sâ’e mâ kânû ya’melûn» (Onlar size karşı ağızlarıyla hoş sözler söylerler ama kalpleri inkârcıdır, çoğu da fâsıktır. Onlar Allâh’ın âyetlerini az bir değer karşılığında sattılar ve böylece insanları Allâh’ın yolundan alıkoydular; yaptıkları ne kötüdür) — Tövbe 9/8-9; tefsîr — Taberî 10/91; Râzî 16/9; İbn Kesîr 4/108; modern tedrîs — Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili 4/2447; Said Havvâ, el-Esâs fi’t-Tefsîr.
  • Bakara 2/9 — Münâfıkların Aldatma Çabası: «Yuhâdiûna’llâhe ve’llezîne âmenû ve mâ yahdeûne illâ enfüsehum ve mâ yeş’urûn» (Allâh’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar, oysa farkında olmadan kendilerini aldatırlar) — Bakara 2/9; «kimin ameli onu geri bırakırsa, neseb ve haseb onu ileri götürmez» — Müslim, Sahîh, “Zikr ve Du’â” 38; klasik tedrîs — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; modern okuma — Bediüzzamân, Mektûbât 26. Mektub.
  • Zuhruf 43/36-37 — Zikrden Yüz Çevirene Şeytan Musallat: «Ve men ya’şu an zikri’r-Rahmâni nukayyıd lehû şeytânen fe-hüve lehû karîn, ve innehum le-yasuddûnehüm ani’s-sebîli ve yahsebûne ennehüm mühtedûn» (Kim Rahmân’ın zikrinden gözlerini çevirirse, ona bir şeytanı musallat ederiz; o şeytân onun yakın arkadaşı olur ve onları yoldan saptırırlar; oysa kendilerini hidâyette zannederler) — Zuhruf 43/36-37; tefsîr — Taberî, Râzî, İbn Kesîr; modern okuma — Said Havvâ, el-Esâs fi’t-Tefsîr; Bediüzzamân, Lem’alar 13. Lem’a.
  • Ebdâl Hadîsleri — Yeryüzünün Manevî Direkleri (Kütüb-i Sitte ve Hilyetü’l-Evliyâ): «el-Ebdâlü fî Şâmin, hum erbe’ûne recülen, küllemâ mâte minhum recülün ebdele’llâhu mekânehû recülen, yüskâ bihimu’l-gays, ve yünsaru bihim ale’l-a’dâ, ve yüsraf bihim ani’t-türâk» (Ebdâl Şam’dadır; onlar 40 erkektir; bunlardan biri ölünce Allâh yerine birini koyar; yağmur onlar sebebiyle yağar, düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir, azap onlar sebebiyle bertaraf edilir) — Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/112; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr; «Ümmetimin her nesilde 500 hayırlısı vardır, ebdâl 40 kişidir, kırklar eksilmez» — Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 1/8-10; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/9; ricâlü’l-gayb tedrîsi — İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye 2. Cilt; modern okuma — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü (“Abdâl, Kutb, Üçler, Yediler” maddeleri).
  • Hz. Bâyezîd-i Bistâmî, İbrâhîm Edhem ve Râbiatü’l-Adeviyye — İlk Sufîlerin Sade Hayâtları: Bâyezîd-i Bistâmî (188-261/804-874) — fakr ve nüzhet imâmı; Sülemî, Tabakâtü’s-Sûfiyye 67-74; İbrâhîm b. Edhem (ö. 161/777-78) — Belh sultânlığını terk eden zâhid; Ebû Nuaym, Hilye 7/367-395; Râbiatü’l-Adeviyye (ö. 185/801) — Basra ârifesi, hırsız hâdisesi rivâyeti — Sülemî, Tabakâtü’n-Nisâ’; Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; Hallâc-ı Mansûr (ö. 309/922) — gece namâzı ve günlük 70 bin tevhîd zikri rivâyeti — Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 8/112; modern tedrîs — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Klasikleri.
  • Tövbe 9/24 ve Sebe 34/35 — Toplumun Tehdit Algısı, Korkak Müslümanlık: «Kul in kâne âbâüküm ve ebnâüküm ve ihvânüküm ve ezvâcüküm ve aşîretüküm ve emvâlün-ıkteraftumûhâ ve ticâratün tahşevne kesâdehâ ve mesâkinu terdavnehâ ehabbe ileyküm mine’llâhi ve resûlihî ve cihâdin fî sebîlih, fe-terabbasû hattâ ye’tiya’llâhu bi-emrih» (Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabânız, kazandığınız mâllar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticâret ve hoşunuza giden meskenler size Allâh’tan, Resûlünden ve Allâh yolunda cihâddan daha sevimli ise, Allâh’ın emri gelinceye kadar bekleyin) — Tövbe 9/24; tefsîr — Taberî, Râzî, İbn Kesîr; modern okuma — Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân.
  • Hutbede Saklanan «Zikir» Kelimesi — Ankebût 29/45 Bağlamı: «Utlü mâ ûhiye ileyke mine’l-Kitâbi ve ekımi’s-salâte, inne’s-salâte tenhâ ani’l-fahşâ’i ve’l-münker, ve le-zikrullâhi ekber, va’llâhu ya’lemu mâ tasna’ûn» (Sana vahyolunan Kitâbı oku, namazı kıl; gerçekten namaz fahşâ ve münkerden alıkoyar; Allâh’ın zikri en büyüktür) — Ankebût 29/45; tefsîr — Taberî 20/52; Râzî 25/77; İbn Kesîr 6/277; «zikrullâh ekber» tefsîri — Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr; klasik tedrîs — Gazzâlî, İhyâ 1. Cilt (“Edhâr ve Da’avât”); modern okuma — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Cemâleddîn Afgânî, Hâricîlik ve Modern Reformist Akımlar — Anadolu Müslümanlığına Tehdit: Cemâleddîn Afgânî (1838-1897), İngiliz Mason locası mensûbu — Sadık Albayrak, Türkiye’de Din Kavgası; Necip Fâzıl Kısakürek, Doğru Yolun Sapık Kolları; Ahmed Davudoğlu, Dini Tâmir Davasında Din Tahripçileri; Hâricîlik tehlikesi — Buhârî, “İstitâbe” 6 (“Şuhûr-i Şi’âr el-Müslimîn”); Müslim, “Zekât” 142-150; klasik fıkıh — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ; modern tedrîs — Ekrem Sağıroğlu, Cumhuriyet Türkiye’sinde İslâmî Yayınlar; M. Ertuğrul Düzdağ, Yakın Tarihimizde Gizli Çeteler.
  • Karabaş Silsilesi ve 2024 Tedrîsi: Halvetî-Şa’bânî kolu — Şeyh Şabân-ı Velî (Kastamonu, ö. 976/1568); Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685, Üsküdar — Karabaş Tekkesi); Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi → Hâcı Haydar Baba ve Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi; bu sohbet — Mesnevî 2270-2275 şerhi: sahte önderlerin tatlı dili, Tövbe 8-9 ölçüsü, ebdâl hakîkati ve İngiliz/Mossad/CIA dergâhları uyarısı; Karabaş tasavvuf usûlü — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; modern Karabaş tedrîsi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı