Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #121: Sahte Şeyhler ve Mürîdin Niyeti — Ameller Niyetlere Göredir

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #121: Sahte Şeyhler ve Mürîdin Niyeti — Ameller…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Hazret-i Pîr’in Tespitleri: Liyâkatsiz Önderler ve Sahte Şeyhler

Hazret-i Pîr’in tespitleri. Bundan 750 yıl, 780 yıl önce de bu tip şeyler yaşanmış. Liyakatli olmayan bu Âdem’den i‘tibâren bu insanoğlunun en büyük problemidir. Liyakatsiz insanların devlet başkanı olması, kral olması, liyakatsiz başbakanlar, liyakatsiz bakanlar, komutanlar, liyakatsiz din adamları, liyakatsiz şeyhler, alimler bunlar bütün Âdem’den i‘tibâren insanlık tarihi bunlarla doludur. Hazret-i Pîr de kendi zamanından ışık tutuyor herkese, o liyakatsiz insanları tarif ediyor bize. Sonra şimdi bu beyitten sonra da bir kimse liyakatsiz bir üstade bağlandı. Öyle ya. Şimdi onların hallerini anlatıyor bize. Bazen bir mürîd davacı ve yalancı bir şeyhe adamdır diye sadakatle inanır. İtikat eder.

Bu itikat yüzünden öyle bir makama erişir ki şeyhi o makamı rüyada bile görmemiştir. Bazen insanlar o davacı dediği iddia ediyor. bir kimse ben şöyle şeyhim, ben böyle liderim, ben böyle devlet başkanıyım, ben şöyle bir parti başkanıyım, ben şöyle bir müdürüm, ben şöyle bir bürokratım, ben şöyle bir mimarım, ben şöyle bir ticaret adamıyım, ben şöyle bir şöyle şöyle şöyleyim. Bu normalde insanlık tarihinde bütün insanlarda vardır bu. Hazret-i Ali radıyallâhu anh hazretleri cenke çıkar, karşıdaki kimse araplarda bu meşhurdur. Kendi soyunun kahramanlıklarını ve kendi kahramanlıklarını savaş meydanda bağıra bağıra bütün ordu dinler onu. Hazret-i Ali efendimizin karşısında böyle söylenince Hazret-i Ali efendimiz de kendi kahramanlıklarını ve soyunun kahramanlıklarını başlar haykırmaya.

Haykırınca arkadan Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki eğer savaşta olmasaydı Ali helak olduydu. Savaşta olmasaydı Ali helak olduydu. Bu aynı şey İbn-i Revaha’da da vardır sahâbelerin içerisinde. İbn-i Revaha durur, en böyle savaş heyecanlanır, savaş kızışır, kızıştığı zaman İbn-i Revaha’ya bakar sahâbe. O ne zaman ki üzerindeki sarıkla ağzını burnunu kapattı öyle bir cank meydanına böyle haykırarak çıkar ve kendi kahramanlıklarıyla ecdatlarının kahramanlıklarını anlatı anlatı haykırı çıkar. Allâh Resûlü onun arkasından da söyle der ki İbn-i Revaha eğer ki bunu bu meydanda söylememiş olsaydı helak olurdu der. İbn-i Revaha bir de çok Allâh’ı zikreden ve sahabeyi böyle zikrullâh’a götüren hemen her zaman sahabeyi hemen zikrullâh’a davet eden.

Çünkü Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e şikayet ediyorlar. Diyorlar ki İbn-i Revaha bizi tutuyor hemen zikrullâh alakasını tutturuyor, hemen zikrullahı tutturuyor bize. Allâh Resûlü diyor ki İbn-i Revaha’nın meclisi ne güzel meclistir. İbn-i Revaha böyle Allâh’ı çokça zikreden, zikir konusunda çokça böyle gayretli olan ama aynı şekilde de savaşta da çok gayretli olan bir kimse. Şimdi bir kimsenin savaş meydanında kendisini ve kendisinin kahramanlıklarını anlatması cevaz görülüyor. düşmanın gözünü korkutmak için, düşmanı bir sıfır psikolojik olarak yenmek için, beş sıfır yenmek için. Diğer bir zamanda bir kimsenin kendini meth etmesi, kendini övmesi ve kendisini böyle bir şeyde dava gütmesi kendisini meth etme açısından uygun görülmemiş.

Hele ehli tasavvuf, hele ehli tasavvuf ben şeyhim bile dememişler, ben dervîşim dememişler, ben sûfîyim dememişler. Her biri şunu söylemiş, biz dervîş adayı olursak ne âlâ, biz dervîş adayı olursak ne âlâ, biz bu dergâh bizi kabul etsin, biz burada dervîşlik yapmaya gayret edelim, bizim için ne âlâ.


Sûfîler ’Oldum’ Davâsı Gütmez — Şeyhliği Ticârete Çevirenler

Hani hep alamadık demişler ya, gerçek sûfîler oldum davası gütmezler. Gerçek bir şeyh de, bir mürşid-i kâmil de oldum davası gütmez. Bu sûfîlik yolunda genel kaydedir. Eğer bir kimse oldum davası güdüyorsa o olmamıştır. Oldum davası güdüyorsa bir kimse o olmamıştır. Burada davacı ve yalancı bir şeyh adamdır diye sadakatle inanır. Bunun örneklerini çok gördüm ben. bir kimsenin bir böyle icazeti olmayan, maneviyeti olmayan, o konuda liyakat sahibi değil, ehliyet sahibi değil ama çıkmış meydana milleti toplamış. Ben o dervişlerle karşılaştığımda onlara söylediğim şey şuydu, Allâh’ı çokça zikredim, Allâh’ı çokça zikredim. Cenâb-ı Hak muhakkak sizin zikirlerinizi boşa çıkarmayacak. Ben buna çok inanırım.

Sen dost doğru bir yolda gidiyorsan ve sen de dost doğrulsan Allâh seni boşta bırakmaz. Cenâb-ı Hak senin yolunu düzeltir, senin istikametini düzeltir. Sana layık bir mürşid-i kâmil sana buldurur. Sen yeter ki çok çalış. Sen yeter ki onun canı gönülden iste, onun mücadelesini ver. O yüzden mürîdler genelde dervîş adayları, mürîd adayları samimidirler ve aynı zamanda böyle tabiri caizse böyle safiyane bir halleri vardır. Kalpleri temizdir. Bu yola gitmek isteyenler, bu yolda yürümek isteyenler kendilerince manevi bir yol bulup da orada yürümek isteyenlerin genel halleri, büyük bir çoğunu saf temiz insanlardır. Böyle kendilerince bir art niyet düşünmezler. o öyle miydi, böyle miydi diye düşünmezler.

Ben böyle genel olarak karşılaştığım insanlar bu tip insanlardı. Bazıları ise bir menfaat için oraya gitmiştir. Onlar bellidir zaten. Onların bakışları, davranışları, tavırları, onlar böyle orada bir şey elde edecek onlar. Bir makam elde edecek, bir mevki elde edecek. Onların orada bakış açıları, düşünceleri farklıdır. Ben burada zakir olayım, şunu olayım, bunu olayım, şeyh olayım bir şey olacak o. Veyahut da şöyle yapalım, böyle yapalım. Kimisi koopet herif kurmaya geldi bize. Koopet herif kurmaya gelmiş. Bunca kalabalık ya. Kimisi market kurmaya gelmiş. Diyor ki market kuralım. Bana geliyorlar bunlar. Mesela market kurmak isteyenler, koopet herif kurmak isteyenler, hac ömre işi yapmak isteyenler.

Bunların bu sûfîlik hayatımız boyunca bunları gördük hep. Hala daha gelirler böyle. Hazır müşteri var ya burada. Ben hepsini, devşireceğim onlara. Diyeceğim ki ben yiyemedim alın siz yiyin tabiri caizse. Bunlar saf bunlar. Ben bunların paralarını ütemedim. Gel sen üt diyeceğim ona. Adam bir hayal satıyor sana. Bir hayal satıyor. böyle bir yol yordam görmemiş olsan, biraz da maneviyatın olmamış olsan arkasına takılır gidersin. Öyle. Bunlar başka dergahlarda da görüldü ama. Bir baktın market açtılar. Sonra ne market kaldı ne para kaldı. Veya bir koopet herif kurdular. Ne koopet herif kaldı ne para kaldı. Veya orada adamın şeyhi demiş ki bana 500 bin dolar getir. Adam 500 bin dolar götürmüş ona.

Bir de geliyor diyor ki bana bir esma ver. Ben bu 500 bin doları nasıl alayım. O esmayı bilsem dedim. Benim dedim o zaman için normalde dışarıda bir milyon dolar alacağım var dedim. Baktı baktığımız zaman bir milyon dolardan fazladır dolar olarak hesaplasam. Ben çünkü üç sefer iflas ettim. Benim normalde üç iflasım da devletle alakalı. Bir son iflasım 28 Şubat’la alakalı devlet beni iflas ettirdi. Ondan önce de devlet iflas ettirdi. Bir çek kanunu çıkardılar bütün çekler gümledi bizim. Ondan önce de Tansu İçiller zamanında bir devalüasyon oldu bitti benim işim. üç batışımın üçü de devletle alakalı. Şimdi adam diyor ki bana bir esma ver 500 bin dolarımı kurtarayım dedim. Ben o esmayı bilsen önce ben kendime okuyacağım dedim.

Benim bir milyon doların üzerinde hala da alacağım var. Benim normalde eskiyi yeniyi toplasam ticaretten kalan bir buçuk iki milyon dolar benim alacağım var. Kimisi çekip patlattı, kimisi dolar patlattı. Patlatan önüne gelen patlattı bize. Sıkıntı yok şikayetim yok. Şimdi 500 bin doları getir demiş bir de fabrika kurmuş 500 bin dolarla onu da muhasebeci yapmış orada. İyi dedim paranın başına koymuş seni hiç olmazsa dedim.


Mürîdin Niyeti Sâfîdir — Para İsteyen Şeyhe Esmâ Verme Hâdisesi

Orada maaşla çalışıyor. Salih de bakıyor öyle. Bu kadar olur mu diyor. O yüzden mürîdler genelde safiyane bir şekilde bir şeyhe bağlanır. Böyle ya da oradan başka bir beklentileri vardır öyle gelir bizden geldikleri gibi gidiyorlar. Bakıyorlar burada ekmek yok, burada öyle bir şey yok. Ne o? Ümreye gideceğimiz zaman adam gelmiş maa ile seni misafir edeceğiz diyor. Dedim maa ile ben çok kalabalık emrin olur benim senin diyor. Senin emrin olur diyor. Neden 220 kişi ömreye gidecek? Biner dolardan 220 bin dolar, 1500 dolardan 300 kusur bin dolar. Bunu ben şimdi konuşmak istemezdim. Ömreye gideceğimiz firma dahi tereddütle baktı. Bu kadar para toplanır mı acaba diye. O dahi tereddütle baktı. Baktım tereddüt ediyorlar.

Ne kadar tutuyor toplam hesap dedim ben. Şu kadar tutuyor dediler. Çok özür dilerim. Ahmet Acar’dan da helallık alırım. Şimdi onlar benim ciddiyetimi de bilmiyor. Tanımıyorlar ya. Ahmet Acar arkadaşlar nasıl kabul ediyorlarsa çek kes dedim çeklerini. Tamam baba dedi ondan sonra. Uygun mu dedim ben şirket sahiplerine? Tabii dediler. Ahmet Acar’ın çekini alır mısınız dedim. Ne demek dediler. Rahatladı bunlar. Ahmet Acar’ın çeki deyince. Şimdi bir Ahmet Acar’a bakıyorlar bir bana bakıyorlar. Ahmet Acar bunu nasıl kabul etti gibisinden. Kolay değil. Bir esnaf içinde zor bir para o zaman için. 360-370 bin dolar mı ne tutuyordu. Ahmet Acar sen kes çeklerini ver arkadaşlara dedim. Tamam bitti orada pasaportların içerisinde geçmiş gün şimdi 50’ler dolar mı 100’ler dolar mı ne var onları düştüler.

Sonra Ahmet Acar İstanbul’a gidince bunların çeklerini kesmiş bunlar rahatladı bunlar. E tabii biz paraları topladık Ahmet Acar’a götürdük verdik dedik Ahmet Acar al. Ondan sonra ama ondan önce adam diyor ki maa aile sizi Ömre’ye götüreyim. 15 gün benim misafirim ol. Neden? Şu 350 bin doları ben bir alayım. Sonra zaten Ömre’ye gittiğimizde o şirket götürememiş kimse silkelemiş herkesi. Şimdi bu tip şeylerde insanlar safiyane olur. Mesela ben hep arkadaşlara derim arkadaşlar hareketlerinize dikkat edin. Tavır ve davranışlarınızda dikkat edin. Buraya gelen kimse sanki böyle oraya gideceğim kuğular gibi dolaşacağım orada böyle hiçbir olumsuz bir şeyle karşılaşmayacak. O düşünceyle gelir. O da safiyane o düşünceyle gelir.

Ona desen ki buradan kalk buraya git alınır o hemen. Bizim dervîşler bile alınır. Böyle bir alınkanlık benden kaynaklanıyor. Ben çok alınkanım ya bütün dervîşler alınkan bizde. birine öte git desen Anasettin Hoca gibi İzmir’den selam verecek daha gidelim mi diye. Siz bu hikayeyi bilmiyorsunuz tabi. Anasettin Hoca’ya hanımı demiş ki yatakta yatarken bey biraz öte git demiş afyon’dan haber göndermiş daha gideyim mi diye. Hanım öte git demiş ya. Diyor mu bize öte git deseler ne afyonu biz İzmir’den ayda Yunanistan’a fethetmeye gideriz. Daha gidelim mi diye sorarız. Bize öte git diye hiç kimse demesin. Git kelimesinin gs’ini dahi kullanmasın bize. Gs’inin noktasını kullansa anlasak yandı keten helva giyip gelme g ile başlıyor ya bunların hepsi.

Bizim için büyük handikap. Şimdi dervîşler de şimdi buraya gelen de aynıdır safiyane gelir ona desen ki ayağını topla ben gittim oraya bana ayağını topla dediler. Ulan nerede diyecekler sana burada diyecekler. Sebeb burası terbiye yeri. Burada ayağını toplayacaksın. Burada iki dizinin üzerine oturacaksın. Burada yeni bir dervîş gelmiş sen kalkacaksın onu tutturacaksın. Örnek normalde o mürîdler bu safiyane düşünceyle gelirler. Ve o bir de şeyhim diyenin şeyhim diyor ya o kimse onun ölçüsü o kimse için hep zahiri. Neden zahiri o bakacak sakalına ay sakalı güzel kafasındaki takkesi güzel cübbesi sırmalı. Gömleğin yakaları düğmeleri bilmem nereden kumaşı bilmem nereden öyle havalı böyle olacak.

Öyle olunca harika böyle cübbesiyle dolaşacak sarıyla dolaşacak absürt şeyler konuşacak. Millet bunları istiyor öyle olunca mürîd o kimseye de ihlas ve samimiyetle bağlanır.


Mürîd Zâhire Bakar — Bayındır’daki Sahte Şeyh ve Rüyâ Hikâyesi

Bunların adam bana rüya anlatacağım diye uğraşıyor Bayındır’da esması ne mesela La ilâhe illallah mübarek bir rüya gördüm dedim dur rüyanı anlat dedim ne bana anlatıyorsun. Bayındır’ın yukarıda Yörükköy var yukarıda dağda orada şeyh varmış haberimiz yok bizim diyor benim şeyhim Filancaköy’den diyor dağ köyü orası dedim ben ismini bile bilmiyorum. Dağ köyü değil mi orası dedim ben evet dedi ne arıyor orada dedim aha mübarek orada bizim dedi halbuki o musgacıymış sonradan öğrendik. Bu şimdi rüya anlatamıyor ona rüya anlatınca benim dersimi çoğaltacak yine diyor ömrü böyle devamlı la ilâhe illallah bir sürü esma vermiş ona her rüya anlattığında bir esma daha vermiş bir zekir vermiş dedim kaç saat sürüyor dedi yetiştiremiyorum dedi 23-24 saat sürüyor dedi.

Kafayı yiyeceksin sen böyle giderse dedim ama bak ona gidip rüya anlatamıyor size anlatmışımdır ben bunu daha önce. Sebeb yine dersimi arttıracak benim diyor halbuki onun rüyasını devlet varsa bir esması esmasını söyle yürü git terbiye etmeye çalış. Öyle değil o yüzden mürîdler bu noktada bir üstada bağlanırken art bir düşüncesi yoksa cin fikirli değilse şeytani bir kalbe sahip değilse samimi bir şekilde o şeye bağlanır normalde ve mürîd eğer orada iyi çalışırsa Hz. Pîr’in dediği bu bakın kime intisâb ettiğiniz önemli ama velev ki bir mürşid-i kâmile intisâb etmediniz eğer iyi çalışırsanız çalışırsa o kimsenin Cenâb-ı Hak onun da kalbini açar. Onun da kalp perdesi aralanır çünkü hadîs-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki ameller niyetlere göredir.

O kimsenin niyeti samimi ise niyeti ihlaslı ise o kimsenin o zaman kalp perdesi açılır ve normalde yanlış bir şeyhe intisâb etmiş olsa bile o niyeti Allâh içinse Allâh onu yükseltir manevi olarak derecesini ve normalde o kimse bu sefer gerçek bir mürşide gider mi evet? Hakiki bir mürşidi rüyasında görür mü evet ve normalde o aslında mürîdin o dervîş adayının o safi niyeti o dervîşe hazine gibidir safi niyeti. Bakın şunu hiç unutmayın hep niyetinizi temiz tutun bu Müslümanı Müslüman eden insanı insan eden adamı adam eden kadını kadın eden dervîş adayını dervîş eden en önemli şey niyetin temiz olmasıdır. Niyetin düzgün olmasıdır. Eğer senin niyetin temiz ise niyetin düzgün ise merak etmeyin sonucu muhakkak ve muhakkak hayır olur.

Ama senin niyetin temiz değil ise hedefin şaşkın ise senin hedefin şaşkın olmak ne demek Allâh için orada değil Allâh rızası için orada değil o kimsenin hedefi şaşkın. Şimdi gerçek bir mürşid-i kâmilin dergahında senin hedefin şaşkın ise seni orada da duramazsın hedefin şaşkın. Senin ayağına bir şey dolanır senin gönlüne bir şey dolanır seni orada devam edemezsin. Çünkü senin hedefin bozuk senin niyetin bozuk senin için bozuk. Sen gerçek bir mürşid-i kâmilin dergahında layık değilsin o yüzden sen baybay ettin oradan. Şimdi de bu tarafı var. Eğer gerçekten niyetin temiz ise Cenâb-ı Hak seni gerçek bir mürşid-i kâmile ulaştırır. Sen gerçek bir mürşid-i kâmilin dergahına ulaştın niyetin temiz değil ise kalbinin istikameti şaşkın ise sen orada da duramazsın.

Şimdi de bu tarafı var. Çünkü Allâh’a rahmet eylesin. Şeyh Efendi’den itibaren hem kendi dergahımızda hem başka dergahlardan tecrübelerle konuşuyorum bunu. O yüzden normalde ya mürşid-i kâmilin dergahındaki safiyet bakın bir mürşid-i kâmilin dergahında da safiyet vardır. O safiyet de hazine gibidir orada. Sen oradaki safiyeti bozmaya kalkarsan o safiyet seni dışarı atar. O safiyet seni orada kaldırmaz. O safiyet seni orada toler etmez bir yere kadar eder. Bir yerden sonra Geylân Hazretleri kulandan tuttuğu gibi fıydırır atar seni.


Mürîdin Sâfiyeti Hazînedir — İmâm-ı A’zam ve Ameller Niyetlere Göredir

Veya Pir Efendilerden birisi kulandan tutar atar. Şimdi hem mürîdin safiyeti hazinedir hem de dergâhın safiyeti hazinedir. İki hazine birbirinin içerisine karıştı mı muhteşem bir şey çıkar ortaya. Çünkü mürîd safiyeni safi dergâh da safiyeni safi muhteşem bir iş çıkar ortaya. Ama mürîd safi ne? Mürşid gerçek manada mürşid değil ehliyetli değil. O dervîş çalışırsa gayret ederse Cenâb-ı Hak onu bir mürşid-i kâmile ulaştırır. O dervîşin çalışmasıyla alakalıdır. Ben bu safilik halakasını perdesini manevi hazine olarak görüyorum. Çünkü Hazret-i Peygamber’in hadisi mûcibince ameller niyetlere göredir. Hadisini İmam-ı Azam hazretleri fıkhında zirve yaptırmıştır bu hadisi. Bütün her şeyi niyete bağlı İmam-ı Azam.

Sufilik de niyettir çünkü. Senin niyetin ne? Senin hedefin ne? Senin maksadın ne? Ben zakirim deyip kendine ev aldırmak mı? Ben nakibim deyip de kendine para toplamak mı? Ben nakibim deyip de dervişlerden ticaret yapmak mı? Senin niyetin ne? Senin niyetin ne? Ben şeyhim deyip de dervişleri bir akçeye bağlamak mı? Senin niyetin ne? Burada niyet çok önemli çünkü. Eğer niyeti bozuksa kimsenin o eninde sonunda yıkılmaya mahkumdur. Yıkılır. sûfîlerde bir ibare vardır. Testi de ne varsa sızan doğdur dışarı. Testi o kimsenin gönlüdür. Senin gönlünde ne var ise senin dilinde de o vardır. Kalp dükkandır, dil tüccardır. Senin gönlünde kibir varsa dilinde de kibir vardır, gözünde de kibir vardır. Senin gönlünde kendini beğenmek varsa gözünde de dilinde de kendini beğenmek vardır.

Senin gönlünde çıfıt çarşısı varsa senin dilinde gözünde çıfıt çarşısıdır. Senin gönlünde mal sevgisi varsa senin dilinde de mal sevgisi vardır. Senin gönlünde ne var ise dilinde ve gözünde o vardır. Bu kaçınılmaz bir şeydir. Gönlünde Allâh olanın dilinde de Allâh olur. Gönlünde Allâh var ise dilinde de onun Allâh vardır. Onun gönlünde ne var ise hangi sevgi gönlünde yüksekse dilinde o vardır. Şimdi benim unutamadım esnantelenlerden birisidir. Bizim Hüseyin Ağa’nın kayınpederi Ahmet Duran ağabeyi şikayet ediyor. Sivas’ın tavuşları, nakipleri Ahmet Duran ağabeyi şikayet ediyorlar. Gözümün önünde olan hadise bu. Diyor ki oradaki zevatın birisi. Efendim diyor. Ahmet Duran diyor, aynen böyle Ahmet Duran diyor.

Bir kimse bir zakiri için ismiyle Ahmet Duran diyemez. Ahmet Duran ağabey diyecek ona. Yaşı kaç olursa olsun. Bakın yaşı kaç olursa olsun. Bir kimse Zakir mi Zakir? Bayansa abla diyecek ona. Ona ismiyle hitap etmeyecek. Ona erkekse ağabey diyecek ona. Yaşı önemli değil. Sufilin kaidesi budur. Bu kaide çiğnenmez. Diyor ki Ahmet Duran içimden dedim eyvah gitti bu adam dedim içimden. Sen yılların Zakiri çorum Hacı Mustafa Efendi’den. Ve Şeyh Efendi intisâb edeceği zaman ben size intisâb ederim ama benim bir i’tikâfa girmem lazım. Benim itikafımı idare edebilirseniz ben sizden ders alacağım diyen kimse. Benim dervişliğimin ilk aylarında şahit oldum bir şey bu. Abdullah Efendi diyor ki aynı dergâhın insanı bakın bunlar.

Ahmet Duran ağabeyin önünde Hacali ağabey var Sivas’ın Zakiri ama Ahmet Duran ağabey de o Sivas’ın Zakiri nakibi Nugabba. Ahmet Duran ağabey de nakip çorum Hacı Mustafa Efendi’den nakip. Diyor ki ben i’tikâfa girersem itikafımı idare edersen ben ders alırım senden. Ahmet Duran ağabey öyle boş bir kimse değil Allâh rahmet eylesin. O da diyor ki buyur gir. O da giriyor. Şimdi bizim dergâhda bir dervîşin i’tikâfa böyle bir maneviyatı açık olan bir kimse i’tikâfa girdiğinde onun itikafını idare etmek öyle normal zahire göre i’tikâfa girmek gibi değil. İtikafta bir sürü haller yaşayacak. İtikafta bir sürü hadiseler yaşanacak. O şey orada Allâh’ın izniyle hazır nazır olacak. Öyle i’tikâf öyle i’tikâf değil.

Öyle camide elli kişi girmişler herkes layla ölüm yapıyor orada şarkı türkü söylüyor. Öyle i’tikâf değil. Şeyh Efendi bu fakire i’tikâfa katardı. Ne o sıralıyor yağlı yemek yok tuzlu yemek yok hayvan salgıda yemek yok et yemek şunun yamak. Televanda durdum ilk i’tikâfa gireceğim. Ben de benim kalbime gelen oldu. Hiçbir şey yemeyeceğim yani.


Mustafâ Anvarî Efendi’nin Verdiği İ’tikâf Dersi: 70 Bin Tevhîd

Tamam mı Mustafa Efendi tamam efendim. Öyle şeyhe bir şeyi iki sefer anlattırmak mümkün değildir adatta. Şeyh sormayacak yaptın mı diye. İkinciyi anlatmayacak sana. Bizim öğrendiğimiz edeb buydu. Sıraladı ben şoktayım zaten. Ben i’tikâfa kim girecek diye sormak için anladım. Sen giriyorsun dedi bana. Ben de orman işletmesinde çalışıyorum ya. memur gibiyiz. Sen gireceksin dedi emredersiniz efendim ne yapacağım dedim. Normal günlük dersini çekeceksin. Genlük üç gün dedi 70 bin çekeceksin. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görürsen dördüncü gün 10 bin salavât-ı şerîfe çekeceksin. Sonra 100 bin lafza-i celâl çekeceksin. Sonra bir tevhîd bir lafza-i celâl. Bir tevhîd bir lafza-i celâl. 100 bin 70 bin.

Öyle bitireceksin. Başladı sıralama yağlı yemeyeceğim şunu yemeyeceğim bunu yemeyeceğim bir sürü şey aklımda tutmam benim biraz zor oldu. İçim kalbime gelen hiçbir şey yemeyeceğim dedim. Bitti. İtikaf öyle intikaf ediyoruz biz. Ben Allâh beni affetsin ilk itikafımda üç dilim ekmek aldım yanıma. Birinci gün bir dilim ikinci gün bir dilim üçüncü gün bir dilim. Dördüncü gün ekmek yok su yok hiçbir şey yok. Zeytin aldım yanıma bir üç beş tane bir de çay. Dördüncü gün bir lokma yemek yok. 5 6 7 8 9 10 bir lokma yemek yok. Bir tek çay içiyorum geceleri. Oruç devam ediyor. Ben beşinci gün geldiğinde bir baktım benim yanaklarım çökmüş gözlerim çökmüş aynaya ilk defa baktım. İtikaf mahallinden dışarı çıkarken kafamı bir tane örtü örtüyorum güneşe bakmak yok güneşi görmek yok aydınlıkta durmak yok dışarıda vakit geçirmek yok.

Tuvalete gidiyorsun tuvalette bir şey çıkmıyor zaten normalde vesvese olmasın diye gidiyorsun çıkıyorsun abdest alıyorsun kafamda kocaman örtü var. Direkt i’tikâf mealine giriyorsun dünya kelamı konuşmak yok. Herhangi bir kimseyle görüşmek konuşmak yok. Ramazanın son on günü. Bizim daireden müdür mürdür yarıncısı şefler camiye gelmişler basmışlar teravide demiş ya ben onun müdürüyüm demişler ne iyi olursan o görüşmek yasak görüştüremeyiz. Ahmet Duran abi de böyle i’tikâf yapmış. Tabi i’tikâfta bir sürü haller rüyalar onlar bunlar anlamsın ağlayan şeyefendi gidiyor ben sana intisâb etmeye geldim deyince diyor ki çık seyahate gördüklerinin hepsini de diyor seyahate anlat. Bu işler öyle ilk geldiği yer tire bize haber gönderdiler dediler ki dışarıdan bir misafir var bu akşam gelin.

Ben gittim Ahmet Duran abi o zaman tanıdım ağlayan ağlayan itikraftaki yaşadığı halleri anlatıyor. Şimdi bir mürşid-i kâmilin dergahı böyledir. Ağlayan ağlayan anlatıyor Ahmet Duran abi bakıyorum böyle onun o sonu daha ben itikafı bilmiyorum ya diyorum garibim atmışlar içeri diyorum aç susuz bırakmışlar. Ramazanına Mustafa Özbağı garibi garip olan oldu. Benim ikinci i’tikâfta ben bir dilim ekmek götürdüm yesen ne oluyor yemesen ne oluyor dedim. Birinci gün bir lokma ikinci gün bir lokma üçüncü gün bir lokma. Bunu kendimi met etmek için söylemiyorum o i’tikâf böyle bizde çatırtılı geçiyor. Sonra bizim bir imam vardı onu kattık i’tikâfa. Tabi ben gidiyorum birinci gün sordum hoca bir şey var mı yok dedi ikinci gün sordum bir şey var mı yok.

Üçüncü gün Oktay da yanımda. Oktay ile beraber girdik odaya tekrar. Hoca bir şey var mı yok benim içime daraltı girdi. Bayındır’da birisi i’tikâfa giriyor ve üçüncü gün tevhîdleri çekiyor daha peygamber efendimizi görmüyor. İmam benden alim. Kur’ân’ı, Mur’an’ı her şey çok güzel. Bu nasıl olur gençlik öyle bir şey hemen ayağa kalktım ben. Oktay da ayağa kalktı o da ayağa kalktı. Başladık tevhîd ayakta. La ilâhe illallah. Allâh dedi attı kendini imam bizim. İçimden dedim ki tamam perde açıldı. Mustafa kardeş gördüm elhamdülillah gördüm elimi tutmuş benim elime bir çek bırak dedim elimi. Dedim şey efendinin himmeti o dedim. O adam dahi gitti dergâhta. Şimdi bu manevi şeyler farklı şey o yüzden.

Şeyhler bir vesiledir. Vesile. Sen çalışacaksın sen koşturacaksın. O yüzden ama bir mürşid gerçekten bir mürşid-i kâmil değil ise o dervişini yetiştiremez.


Şabân-ı Velî Türbesinde Halifelerin İmtihânı — Kabirden Ders Yapan Zât

Yükseltemez onu. O dervişlerin manevi halleri açılmaz onlar manevi kör olurlar. Ama o öyle çalışır öyle gayret eder şeyhi ona hayret eder. Şeyhi ona hayret eder. Bolu’da şeyhler toplantısı var. Orada şeyh Şabân-ı Velî’nin makamı ve haziresi var ya şeyhler orada toplanmışlar. Şeyh Efendi dedi önce oğlum dedi makamı ziyaret edelim. Biz gittik o makamı ziyarete bizim arkamızdan halifeler koşa koşa geldi. Orada üç tevhîd okuduk ondan sonra orada şeyhler sıralı. Onun başında üç tevhîd okuduk Şeyh Efendi vurdu. Aaa ne gördün dedi. şu oldu bu oldu efendim şuradaki dedim zât var bunun yanındaki. O dedim halakaya katılmadı dedim. Orada bulunduğu yerden dedim kabirden ayağa kalktı orada dedim ders yaptı dedim.

Şeyh Efendi baktı nâz etti dedi. Bu dedim zât efendim dedim ismini söylemeyeyim şimdi filanca efendinin babasıymış dedim. Nasıl biri dedi ben şimdi onun kıyafetleriyle gözümün önüne geldiği kıyafetleriyle tarif ettim biri ağlıyor yanımda. Onun başına geçtik üç tevhîd onun başında okuduk. Aaa ne oldu gönlü oldu mu dedi oldu efendim tebessüm etti sarmaştı dedim. Senle de benle de hepimizde sarmaştı dedim. Aaa iyi oldu o zaman desene dedi iyi oldu efendim dedim. Şimdi öbür halife diyor ki o benim şeyhimdi diyor. Sen onu rüyanda mı gördün? Hayır şimdi gördüm dedim. Hayır şimdi gördüm dedim. Böyle oluyor mu dedi. Oluyor neden olmasın sizde olmuyor mu dedim. Yok dedi. E dedim bizde dedim yolda giderken dahi görürsün dedim normal bizde dedim.

Allâh Allâh dedi ya tarif etmeseydin inanmazdım dedi. E dedim böyleydi. Aynı şeyi mü’essir yaşattı dedi bize şeyde. Suriye’de koca mezarlık emevi mezarlığı. Mezarlığın içerisinde mü’essirin şeyhinin mezarını arıyoruz. Şeyh efendi üç tevhîd okuttu. Dedim efendim şurada dedim ileride tepenin oradan dedim. Ayağa kalktı dedim orada dedim. Müessirin şeyhinin şeyhi. İlerideki tepede oradan kalktı dedim oradan zikrullaha katıldı. Buraya da gelmedi dedim. Müessir soruyor nasıl birisiydi? Dedim başında beyaz sarık vardı üzerinde kaput gibi bir şey vardı. Böyle dedim kravize kaput giymiş dedim. şöyleydi böyleydi ince yüzlüydü sakalı şöyleydi. Müessir evet evet ne yapayım diyor. Baktım mü’essirin imtihanına giriyoruz.

Bir anda adamın gözlerinin gözümün önüne geldi mü’essirin göz renginden. Müessirin gözlerine böyle iki parmağımı uzattım. Tak gözünün önünde durdu. Gözlerin rengi de bunun gözlerin renginden dedim mü’essir bıraktı kendini. Başladı avlamaya. Ondan sonra da yolda dönüşte bizim Nevşehir’den hoca vardı Nuri. Nuri’ye diyor ki Nuri şeyh Nuri. O da Nuri uyuklamalı ben arabayı kullanıyorum. Diyor şeyh Mustafa’ya söyle benim kızımı ona vereyim diyor. Nuri de hım yapıyor şimdi ben ne dediğini anlıyorum. Nuri’ye döndüm. Lan Nuri dedim ben buyur abi dedim oğlum sen kimden yanasın lan dedim ben şimdi. Böyle durdu oğlum dostum mütercimlik yapacaksan yap dedim. Ne söylemiyorsun dedim bana ne söylediğini. Ya abi kafeyi yemiş ya dedim.

Ne demek lan kafeyi yemiş dedim. Ne söylemiyorsun bana dedim benim kızımı nikahlayalım diyor dedim. Ne söylemiyorsun bana sen dedim. Abi anladın mı Allâh senin iyiliğine versin dedim. o zannediyor ki ben onu anlamayacağım. İmam kafası. O da imamdı. Dedim ne demiyorsun bana dedim. Ya bu kafeyi yemiş abi ya diyor. Oğlum ne kafeyi yemiş dedim. Adamı biliyor dedim. Adamı tanıyor dedim. Adam dedim adamı tanıyor. Ne yapman söylemiyorsun sen dedim. Şakalaşıyorsun tabii. Şimdi şeyh efendi de sanki bilmiyormuş gibi. Mustafa Efendi ne oldu Nuri ile diyor. Dedim bu kime çalıştı belli değil efendim bunu dedim. Ne oldu dedi dedim böyle böyle dedi bana dedim tercüme etmiyor dedim. Nuri sen de bunu anlamayacağını mı düşündün diyor.

Gülüyor şeyh efendi. Tabi paçayı zor yırttık oradan biz. Bir gidip iki gelecektik neredeyse. Şimdi dervîş çalışırsa onu görür. Gerçek bir mürşid-i kâmil değilse başındaki gerçek bir mürşid-i kâmile yolu açılır onun. Yeter ki dervîş çalışsın. O yüzden o dervîşin makamı yükselmez diye bir şey yok. Makamı yükselir. Bir küçük kısa.


Muhyiddîn İbn Arabî ve Çoban: ’Kuru Çiçek Dahi Olsa Çalışırsan İstikâmete Götürür’

Hani bir Muhyiddîn İbn Arabî Hazretlerinin zamanında bir çoban var ya. Arabî anlatır bunu da. Çoban demiş ki ya herkesin bir şeyhi var. Şu demiş çiçek çok güzel. Dağda bu çiçek de demiş benim şeyhim olsun. Oturmuş her gün Allâh çiçeğin önünde. Son bağır gelmiş bir rüzgar çiçek önünde dervîş arkada çiçek önünde dervîş arkada Muhyiddîn İbn Arabî Hazretleri Şam’daki dergâhın önünde çiçek sükûm bulmuş. Arabî içeriden bağırmış gel çoban efendi demiş. Sen şeyhini demiş kuru bir çiçek mi zannettin? Sen çalış. O kuru bir çiçek dahi olsa seni istikamete götürür. Sen çalışmazsan orada kalırsın. Orada kalırsın. Yol yürür müsün? Hayır. Orada kalırsın ama. Allâh bizi affetsin. O yüzden çalışmak lazım. Bu suretle mürîde su ve ateş bile zarar vermez.

Halbuki şeyhe zararlıdır. Fakat bu nadirdir. Fakat nadir olarak talibin itikadındaki parlaklık yüzünden şeyhin yalanı talibe faydalı olur. Bakara âyet 286. Allâh kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez. Senin gücünden fazlasını sana yüklemez. Sen normalde eğer samimi mürîd yanlış şeyhe düşse dahi onun için bir imtihan olur ama onun ihlasıyla o yükü taşır o dervîş. Cenâb-ı Hak ona bir fazladan yük yüklemez. Bir mürşid-i kâmile Cenâb-ı Hak fazladan yük yüklemez. Dervişler der ki şeyhin yükü çok ağır. Ona ağır gelmez o. O karşıdan bakana ağır gelir. Cenâb-ı Hak hiçbir varlığı zulmetmez. Hiç kimseye gücünün üstünde bir güç yüklemez. Bir kimse vardır. 100 kişiyi idare edebilecektir. Orada 101.si dervîş olmaz.

Sebep o zakirin kalbi, gönlü, maneviyatı 100 kişilik. 101 olacaksa oradaki zakir değişmesi lazım. Evet. Gücü yetmiyor ona. Bir çavuşun 5 tanedir gücü, 10 tanedir, 20 tanedir. Gücü yetmezse onu değişir orada. O çavuş da kendini geliştirecek. O da çalışacak ki onun dervişleri de çoğalacak. Çavuşluğu genişleyecek. Onun zakirliği genişleyecek. Dervişler genişleyecek. Bu sefer onun nakipliği gelecek. Nakipliği gelince oradaki dervîşler çoğalacak. Sonra nikah balığı gelecek. Dervişler çoğalacak. Onun normalde hepsi de orantılı. Orantısız bir şey yok. O yüzden bir kimse samimi bir mürîd yanlış bir şeyhe düştü. Çalışırsa Cenâb-ı Hak onu oradan başka yere sevk eder. Efendim ben filancı yerde derviştim ve hep rüyamda sizi görüyordum.

Bana da diyorlardı ki sen bizim geçmiş şeyhlerimizi görmüşsündür. Değil. Ama sizmişsiniz. O ister Amerika’da olsun, ister Çin’de olsun, ister Japonya’da olsun, ister Rusya’da olsun. Derviş çalışıyorsa gerçek bir mürşidi Kamil’i Cenâb-ı Hak buluşturur ona. O yüzden o böyle Cenâb-ı Hak fazladan yük yüklemez hiç kimseye. Zulmetmez. Senin kaldırabileceğini verir. Bu kadındır, bu çocuktur, bu iştir, bu aştır, bu derviştir, bu dergattır. Senin götürebileceğini verir Cenâb-ı Hak. Ha sen hem çalışırsın kalbini değiştirirsen. Sen kendini değiştirmedikçe o seni değiştirmez. Sen kendini değiştirirsin o seni değiştirir. Sen kendini değiştirirsin o seni değiştirir. Sen kendini değiştirmezsen o seni değiştirmez.

Sen karınca tabiatlısın, karınca tabiatlı gidersin. Değiştirirsen kendini deve tabiatlı olursun. Bir karınca devenin gücüyle çeker mi çeker manevidir bu işler. Allâh ona güç verir, değiştirir onu. Ha sen değiştirmezsen o da seni değiştirmez. Sen kendince kendini terbiye edeceksin değiştireceksin. Kendini genişleteceksin kendini derinleştireceksin. Allâh’ı zikredeceksin, ahlakını düzelteceksin. O yüzden normalde mesela şey Yunus Sûresi var ya Allâh dostlarına korku yoktur. Allâh dostlarına onlar mahsum da olmayacaklar mahcup da olmayacaklar diye mahsum ve mahcup olmayacaklar. Cenâb-ı Hak o dostunu mahcup etmez onu genişletir o dostsa. O Allâh’ın dostuysa onun kalbine ilham eder. O Allâh’ın dostuysa sen ona sor sor canı.

Cenâb-ı Hak onu mahsun eylemez mahcup eylemez ortada. Allâh onu ortada bırakmaz. Bakın Allâh onu ortada bırakmaz. Onu kaldıramayacağı bir yük yüklemez ona. Mürid adayına, müridine, zakirine, çavuşuna, nakibine, nükabbasına, halifesine kaldıramayacağı bir yük yüklemez. Ama insanlar heva ve heveslerini ilahi denirlerse kaybederler.


’Yolumuzda Mücâhede Edenlere Yollarımızı Açarız’ — Gayretsiz Dervîşlik Olmaz

Bu ayrı bir mesele. Sana samimi bir niyetle çalışmak düşer. Sana samimi bir niyetle gayret etmek düşer. Sana samimi bir niyetle yol yürümek düşer. Geri kalan Allâh’ın işi. Sen yürüdüm deme ama. Allâh’tan yardım dile. Cenab-ı Hakk’a boynunu bük. Koşacağım diye niyet et. Sen çık koşmaya. Senin yardımcın Allâh’tır. Senin vekilin Allâh’tır. Yolumuzda mücadele edenlere yollarımızı açarız. Sen mücadele edersen senin yolun açılır. Sen mücadele etmezsen senin yolun açılmaz. Sen mücadele edersen hakikati bulursun. Sen mücadele etmezsen hakikati bulmazsın. Hepsi de gayrete tabidir. Gayretsiz olmaz. Alın terinsiz olmaz. Evde yataraktan dervîşlik olmaz. Keyfini düşünerekten çavuşluk, zâkirlik olmaz. Keyfini düşünerekten nakîblik, nükebâlık, halifelik, şeyhlik olmaz.

Olmaz. Bakın olmaz diye altını çizerekten, direterekten söylüyor. Hepsi de gayrete tabidir. Hepsi de iyi niyete tabidir. İyi niyet ve gayret. O zaman normalde herkes niyetinin karşılığını bulur. adamın birisi Müslüman bir kadına aşık olmuştu da o da hicret etti. Allâh Resulüne sordular dediler ki Ya Resulallah o da hicre sevabı alacak mı? Dedi ki niyet, niye niyet ettiyse onun sevabını alır. Kadına niyet eden kadını bulur. Metaya, dünyaya niyet eden dünyayı bulur. Allâh’ı niyet eden Allâh’ı bulur. Hicret. Sen niyetin ne? Mal satmak. Çıkarsın malını satarsın. Hicret ettin. Sen evinden, barkından, işinden, aşından, eşinden, sevdiklerinden ayrıldın. Hicret ettin. Niye? Ticarete. Senin o ticaretin bereketli olur merak etme.

Niyetini sağlam tutama. Kimseye aldatma, aldanmada, aldatmak için de yola çıkma. Senin ticaretin bereketli olur. Niyetin ne? Çoluğuna çocuğuna helal rızık. Sen niyetin ne? Temiz ticaret. Merak etme. Cenâb-ı Hak senin niyetini boşa çıkarmaz. Sen niye çıktın yola? Tertemiz bir evlilik yapmak için çıktın. Vallahi Cenâb-ı Hak senin tertemiz bir evlilik yaptırır. Niyetin oysa. Senin niyetin ne? Sen evlilikten Kur’ân ve Sünnet dairesinde bir evlilik, Kur’ân Sünnet dairesinde evladı yal düşündün. Evet Allâh sana onu verir. Niyetin o senin. Allâh onu sana verir. Olmadıysa sen yalancısın o zaman. Niyetinde sıkıntı var senin. Senin niyetin sahih değil. Sen yola dervîşlik için çık. Temiz bir dervîşlik için çık.

Cenâb-ı Hak senin niyetini tesis edecek. Merak etme. Daha az önce arkadaşlara dedim. Ben yola çıktım da dedim. Ulan bu hayyıl, harara, gürrere kurtulayım. Kenara geçeyim dervîşlik yapayım diye yola çıktım ben dedim. Benim niyetim buydu. Ben çok hareketli bir hayat yaşadım o zamana kadar. Dedim ben sükunete ereyim, bir dervîş olayım, böyle bir kenara çekileyim, dervîşlik yapayım dedim. Biz kaynar kazanın içine düştük. Kaynar kazan da değil. Kocaman bir okyanus fokur fokur kaynıyor. Onun içine düştük biz. Ben kendi nefsim için. Ne zâkirlik, ne nakîblik, ne çavuşluk, ne şehlik. Hiçbir şey bilmiyorduk. Hâlâ da bilmiyorum ben. Ben hâlâ da bilmiyorum. Daha benim ağzımdan kimse duymamıştır ben şunu oldum diye.

Veya Şeyh Efendi Allâh affetsin. Efendim bana şunu verin. Ağzımdan çıkmamıştır. Dilim kopsun çıktıysa. Ben hiç kimseden hiçbir şey istemem. Kolay kolay. Şimdi millet bana mesaj atıyor, telefon atıyor. Bana icâzet verebilir misiniz? Halifelik verebilir misiniz? Şehirlik verebilir misiniz? Hayret ediyorum ben. Allâh bizi muhafaza eylesin. Âmîn. Niyetin temiz olsun. O niyetinin karşılığını bulacaksın. Dervişlikse tertemiz bir dervîşlik yaşa. Niyetin bu olsun. Ticaret, tertemiz bir ticaret yap. Merak etme. Senin ticaretin ayağa kalkar. Karşınızda üç sefer iflas etmiş insan var. Hem böyle beş lira on lirayla değil, milyon dolarlarla iflas etmiş insan var. Ben hep şuna inanırdım. Ben bu parayı kumarda, kadında, kızda, barda, pavyonda yemedim.

Ben israf edip gösterişe şata ata şatafatı düşüp de yemedim. Benim paramın nereye gitti belli. Allâh beni ayağa kaldıracak diyordum. Ben buna inanıyordum ve diyordum ki göreceksiniz ben bütün borçları ödeyeceğim ve Mustafa Özbağ olarak dimdik ayakta duracağım. Beni seyretceniz. Beni diyorum seyretceniz ve pişman olacaksınız. Biz bu yanlışlığı neden yaptık? Neden buna bu kötülüğü yaptık? Neden bunu arkadan hançerledik? Neden hainlik yaptık diye pişman olacaksınız diyordum ve mahşerde sizin boğazınızdan tutacağım Allâh’a hesap vereceksiniz diyordum. Evet hesap verecekler. Arkamdan iftira edenler, yalan söyleyenler, gıybetimi edenler, olmayan şeyler olmuş gibi gösterenler. O yüzden bakın şu hadîs-i şerîfi kendinize ilke edin.


Ameller Niyetlere Göredir — İftirâ, Yalan ve Gıybet Edenlere Mahşer Uyarısı

Ameller niyetlere göredir. Ameller niyetlere göredir. Bütün hadislere ulaşamamış olsaydık şu hadîs bize ışık tutmaya yeterdi hayatımıza. Ameller niyetlere göredir. Ve şunu unutmayın herkes niyet ettiğini görür karşısında elinde önünde. Herkes her kim olursa olsun ameller niyetlere göredir ve onun önünde elinde arkasında göreceği şey niyetler. Niyet ettiğidir başka bir şey değildir. Bakın başka bir şey değildir. Bunu bir kendinize bir hayat ilkesi bir distur olarak alın ve niyetinizi temiz tutun. Bazen şatat gibi gelir arkadaşlara kardeşlere. Ben kendimi bildim bileli. Cenâb-ı Hak hamdü sena olsun. Ben birisine kötülük düşünmemişimdir hiç. Kendimi böyle sınıyorum kendimi bildim bileli. Hiçbir kimseye düşmanım dahi olsa ben ona kötülük düşünmemişimdir dervişlikten önce de.

O kadar çok sıkıntı yaşadım ki ben etrafımdan yakınlarımdan her taraftan babam öldükten sonra ben hiç kimseye kötü bir şey düşünmedim. Kötü bir şey tasarlamadım. Birine kötülük yapmayı düşünmedim hiç. Ben bugüne kadar birinin parası karısı kızı evladı malı mülkü beni hiç ilgilendirmez hiç kimseye. Yok. Niyet benim için zirve bir şeydir. Zirve. Zirvedir bu. Benim niyetim ne? Ben ona bakarım. Başka bir şey yaşanmış olabilir yaşanır ben niyetime bakarım. Benim niyetim ne? Allâh bizi niyetini bozanlardan eylemesin. Âmîn. Son nefesimize kadar niyeti temiz olanlardan eylesin. Âmîn. Böyle olunca bir kime bağlanırsan bağlan niyetin temiz ise sen merak etme. Cenâb-ı Hak seni naçar bırakmaz. Meydanda bırakmaz.

Sen ne yaparsan yap niyetin temiz ise merak etme. Amelin temiz ise merak etme. Sen yıkılmazsın. Fatihlerimin bir tabiri var ya biz bitti demeden bitmez. Kendisinden çok hoşlanmam ama sözü düzgün söylüyor. milli takım için söylüyor ya biz bitti demeden bitmez. Hep de bizi ipe götürür. Hiç baştan bir şey olmaz yani. Biz hep telaş ederiz son dakika biz bir yere gideceksek son dakikada gideceğiz. Bizim kaderimiz bu demek ki şimdi gene. Değil mi milli takım öyle mi olacak gene? Öyle olacak değil mi yine? Öyle uzaktan izliyorum ama yine son dakikaya gidiyoruz biz değil mi? Evet. Bizim Türk milletinin kaderi bu. Biz bir şeyi son dakikada halletmeye çalışırız. Son dakikaya gelinceye kadar yaparız ya.

Olur ya. olur ya ne değişecek kimlikler değişecek. Biz son gün gideriz. Eğiliyetler değişecek. Son gün yürüyor bir ay daha izin veriyorlar. İki ay daha izin veriyorlar. Bir de ne diyoruz biliyor musunuz? Ya muhakkak müsaade edecekler bir ay daha ya boş ver ya. Tabi. Biz son dakika bir milletiz gerçekten. Biz böyle bıçak kemiğe dayanmadıktan sonra biz harekete geçmiyoruz. Bizim harekete geçmemiz için bıçak kemiğe dayanması lazım. O zaman da önümüzde kimse durmuyor bizim. Hiç kimse durmuyor. Biz son dakika insanız. O yüzden niyetlerinizi son dakikaya kadar hiç bozmayın. Niyetlerinizi son nefesinize kadar temiz tutun. Son nefese kadar zikrullâh halakasında daim durun. Ve inanın ki Cenâb-ı Hak’ın cemaliyle cemallenip bu dünyadan göçüp gideceğimize ben inanıyorum siz de inanın.

Ben o inançta yaşıyorum. Diyorum ki hatta Cenâb-ı Hak’ın vermiş olduğu nimetlere nankörlük değil bu. ya Rabbi diyorum son nefesimde de benim. Bana o kadar çok nimet bahşetmişsin ki. Cenâb-ı Hak hamd olsun. Ben bana benim üzerimde vermiş olduğu nimetlerin zerresine daim hamdine yapabilecek bir kimse değilim. Zerresine. Maddi manevi. Maddi manevi. Cenâb-ı Hak o kadar lütfetmiş, o kadar ikram etmiş, o kadar ihsan etmiş ki saymamış. Saymamış. Sonsuz hamd-ı sena ediyorum. Hiç kimseye boyun bükmeden, muhtacı eylemeden 64 yaşıma getirmiş beni. Elhamdülillah.


Dik Duruşun Mîrâsı: Babadan Öğrenilen Boyun Bükmeme Edebi

Ve dimdik yaşatan Rabbim’e hamd olsun. Dimdik yaşattı beni bugüne kadar. Ben ne bir bürokrat tanırım ne siyasetçi tanırım ne gizli odaklar tanırım. Hiçbir şey tanımam. Hiç kimseye boyun bükmem. Dik bir insanımdır, geçimsiz bir insanımdır, agresif bir insanımdır. Evet öyleyimdir. Rabbim öyle beni lütfetmiş, ailede öyle yetiştirmiş. Babam da öyle çok dik bir insanlığı. Babam da öyle boyun bütmesini bilmezdi. Anne avrası söver geçerdi. Bu adam silahını çıkarır, annıma dayar hiç aklına bile gelmezdi. Ben içimden diyordum ki şimdi bu adam silahını çekecek, dangadak vuracak daha onun üstüne üstüne gidiyordu. Adam defolup gidiyordu. Ondan öğrendik biz. Boyun bükmemeyi babam öğretti bize. Kadınmış evlatmış, dedem de dahil buna babam için söylüyorum.

Babaymış. Hiç hiç. Dedeme de boyun bükmüyordu. Saygısızlık yapmıyordu, boyun da bükmüyordu. Ben bazen anlatıyorum ya, ben anne dedemin evinde bir lokma yemek yediğini görmedim babamın. Bayrandan bayrama gider, bir kahve içer, bayramı mübarek olsunlar çıkar. 15 dakika. 15 dakika, 16 dakika yok. Çok dik bir insandı. Ben Rabbim’e hamd ediyorum. Cenâb-ı Hak beni de dimdik yaşattı bugüne kadar. Ben bütün dervişlere de bunu tavsiye ederim. Ben Oktay’a bile dedim. Oktay ölümün buradan yavrum. Hiç kimse yok. Ölümün buradan. Ama senin dimdik ölümünü istiyorum dedim. Seni gömerken de mezarına dimdik gömeceğim dedim. Öyle öleceksin. Sana yakıştığı gibi öleceksin. Boynunu bükmeden öleceksin dedim. Boynunu bükmeden öldü Oktay.

Ben Seyit Taş’a da aynı şeyi söyledim. Seyit o hastalığın buradan dedim. Ölümün de buradan. Buradan mı dedim? Buradan dedim. Senin yüzüne söylüyorum dedim. Ben adamın yüzüne söylerim söyleyecek olduğumu. Senin yüzüne söylüyorum dedim. Ölümün buradan. Ama dedim dimdik öleceksin. Sen Mustafa Özbağ’ın arkadaşısın dostusun dedim. Dimdik öleceksin dedim. Dilim tevhidle dimdik öleceksin dedim. Hamdolsun dimdik öldü. Bu dergâhın kadını erkeği dervişleri dimdik yaşayıp dimdik ölecek. Bunu kendinize hedef seçeceksiniz. Eğilmeden bükülmeden bulanmadan. Hazreti Bir diyor ya her gün bir yerden bir yere göçmek ne güzel. Her gün bir göçtüğün yerden tekrar göçmek ne güzel. Eğilmeden bükülmeden bulanmadan. Evet.

Eğilmeden bükülmeden bulanmadan. Bir yerden bir yere göçeriz. Göçeriz. Göçebiyiz. Eğilmeyi bilmeyiz, bükülmeyi bilmeyiz, bulanmayı bilmeyiz. Sevdik mi tabirimi hoş görün Allâh’ına kadar severiz. Sevgimize dayanacak olan dağlar bile yoktur. Sevdiğimizi severiz. Sevmedik mi de sevmeyiz. Yüzüne de söyleriz. Seni sevemedik kardeş. Sen kendine bir şey ara. İlk görüşte aşka inananlardanız baktık gördük sevdik mi bitmiştir mesela. O bizim elimizi bırakmadığı müddetçe biz onun elini bırakmayız. O bizim elimizi bıraktıysa da ebediyle dönüp bakmayız ona. Ebediyen dönüp bakmayız. Bu fakiri böyle tanıyın. Dönüp bakası olmayan bir insanım. Ben yolda yürürken daya arkama bakmam tanıdık bir kimse gelsin de beni alsın diye düşünecek diye.

Arkaya bakmak yoktur. Buzalı inek değilim. Habire arkaya bakacak. Dimdik yürürüm. Sevdiysem sevmişimdir. Günahsa günahtır. Benim günahımdır. Bu konuda da çok netimdir. Kusursa benim günahımdır. Özür dilemesini de biliriz. Af dilemesini de biliriz. Ama boynumuzu bükmeyiz. Kırılır o boyun bizde ama bükülmez. Kırılır eyvallâh. Kıranı da alkışlarız. Helal olsun deriz. Bir delikanlı çıktı. 64 yıldan sonra boynumuzu kırdı deriz. Onun delilini öperiz. Eğer nefesimiz kalırsa ama boynumuz kırıldıysa nefesimiz bitmiştir. O nefes durduğu müddetçe de boynumuz kırılmaz Allâh’ın izniyle. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun. Rabbim niyetlerini temiz tutanlardan eylesin. Hatırlamıyorsun.

Sen de mi kaybettin kendini?


Kaynakça

  1. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf, II. ve III. Cilt — sahte mürşid ve liyâkatsiz şeyh tespitleri.
  2. Buhârî, Sahîh, “Bedü’l-vahy” 1; Müslim, Sahîh, “İmâre” 155 — “Innemâ’l-a’mâlü bi’n-niyyât” hadîs-i şerîfi.
  3. İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ekber ve fıkıh usûlünde niyet ehemmiyeti.
  4. Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye — çoban ve kuru çiçek temsîli, dervîşin samîmî gayreti.
  5. Şeyh Şabân-ı Velî Hazretleri (Kastamonu, ö. 976/1568) — Halvetî-Şa’bânî silsilesi.
  6. Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685) — Karabaş Tekkesi ve Şa’bânî sülûku.
  7. Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî (Mustafâ Efendi) — Karabaş silsilesindeki dedelerinden, i’tikâf dersinin kaynağı.
  8. Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi — Karabaş silsilesinde Mustafâ Anvarî’nin halifesi.
  9. Hâcı Haydar Baba ve Hâcı Bekir Baba — Mustafâ Özbağ Efendi’nin Karabaş silsilesindeki üstadları.
  10. Mustafâ Özbağ Efendi, 2024 Karabaş Sohbetleri — sahte şeyh, mürîdin niyeti ve ameller-niyet bahsi.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Zikir, Tevhîd, İhsân, Sülûk, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı