Hac/Ömre Beyânı + Mesnevî Sahte Şeyh Tedrîsi Devâmı — «Şeyhi Can Sanır, Cesed Çıkar»
Öyle olunca zamanın nasıl geçtiğini bilemedik. Biraz eskilerden, biraz yenilerden. Tabiri caizse muhabbetin belini kırdık. Öyle diyorlar ya. Geciktiğimiz için özür diliyoruz. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Helal etmeyen varsa söylesin. Ona göre hesaplaşalım. Sıkıntı değil. Hoş en baştan da dedim ben. Ben artık bundan sonra özgürüm. Ne zaman saat kaçta gelirsem, gerçeğim benim böyle saat, gündü o tip şeylerin, zorunluluğum kalmadı benim artık. Bitti. Ya yaş 64 oldu bu saatten sonra artık benden çok zorunluluk beklemeyin. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Normalde neydi bu hikaye sahte önderler, şeyhler, âlimler bunlarla alakalıydı. Buradan devam ediyoruz. İşte, beyt şuydu fakat nadir olarak talimin itikadındaki parlaklık yüzünden şeyhin yalanı talibe fayda olur.
Buraya okuduk. Buradan devam ediyoruz. Şeyhi can sanır. Ceset çıkar ama talip kendi iyi niyeti yüzünden öyle bir makama erişir ki hali tıpkı gece ortasında kıble arayana benzer. Kıble bulunmasa bile namazı caizdir. o talip o böyle kendisine can suyu arayan, kendisine mürşid arayan, kendisine böyle önder arayan ama siyasetçi olsun, ama şeyh olsun, ama âlim olsun, ama bir cemaatin başındaki o hoca olsun. Bu normalde bu tip şeyler illa ki şuna denecek noktada değil. Bunu komple toplumun önüne geçmiş veya bir cemaatin önüne geçmiş, bir tarîkatın önüne geçmiş kimselerle alakalı. o kimse, o şeyhi veya o alimi veya hatta o cemâat önderi bunun her yerde ismi farklıdır ya hocadır, abidir, üstattır, siyasi liderdir, başkandır.
Ona ne derseniz değil. Onu can sanır. Ceset çıkar ama can sandı ama ceset onu diri bir şey zannetti. Ceset dedi ölü çıktı. Ama kendi iyi niyeti yüzünden öyle bir makama erişir ki hali tıpkı gece ortasında kıble arayana benzer. Kıble bulamasa bile namazı caizdir. o kimse, o talip Allâh’a yönelmede niyeti sâlihdir, iyi niyetlidir. Ve o kimse ihlasla o topluluğa veya o şahsa intisâb eder, bağlanır. o mesela bir siyasi liderdir. Onun ülkeyi kurtaracağına inanır. Onun hatta biraz muhafazakar kesimse onun üzerinden İslâmî bir sistemin geleceğine inanır. Var ya şimdi mesela birçok da değişti, el kaideydi, şuydu, buydu çıkıyor. Millet toplanıyor orada İslami devlet kuracağız diyorlar. Sonra bombalanıyorlar, komple top yükün yok oluyorlar.
«Yalancı Mehdîler-Deccâller-Âhir Zamân Âlimleri Çıkacak» Hadîsi; Suriye-El-Kâide Bahsi
Bunun gibi hatta onu kuranlar bir bakıyorsun mosatajlanı çıkıyor, bir bakıyorsun. Siyonî ajanı çıkıyor, bir bakıyorsun. Amerika diyor ki onu biz yetiştirdik Siyonî öyle dedi. Onu biz yetiştirdik dedi. Kimle alakalı? Şu anda Suriye’de devlet başkanı yapanla alakalı. Onlar da ne için uğraşıyorlardı? İslâm için çalışıyorlardı. Ama Siyonî açıkladı onu biz yetiştirdik dedi. o kimse samimiyetle o kimseye intisâb eder, bağlanır. Bu hocadır, bu alimdir, bu şeyhtir, bu siyasi liderdir, önderdir, bu ne bileyim bir teşkilatın başındaki kimsedir. Ona intisâb edenler, ona bağlananlar kendilerince derler ki biz buradan muradımızı alacağız ve ihlasla, samimiyetle ona bağlanırlar. Buradaki ihlas ve samimiyet bağlanan kimsede aranılan özellik ihlas ve samimiyet.
Zaten ihlaslı ve samimi olan insanları aldatırlar, istismar ederler. Bir kimsenin kafasında fitne ficir varsa, tilkiler dolaşıyorsa, sorguluyorsa onun bağlanması çok zordur. Ama öbür türlü o kimse kendince bir yol arıyor, kendince bir şey arıyor. Aman muhakkak bir şeyhi intisâb etmesi lazım. Muhakkak bir cemâate girip kurtuluş ermesi lazım. Veya hatta muhakkak şu A partisinin peşinde gidip veya B partisinin peşinde gidip hem İslami bir diriliş olması lazım. Hem de memleketin kurtulması lazım. Ama öyle değil. burada Hazret-i Pîr uyarıyor, bu yolcuları uyarıyor. Diyor ki yanlış kapıya gitme, ömrünü ziyan etme diyor. Mesnevî de geçiyor bu. Yanlış kapıya gitme, ömrünü ziyan etme. Yanlış kapıya gidersen ömrün ziyan olacak.
Bakın yanlış kapıya gidenin ömrü ziyan olacak. Hep böyle o kendince doğru yolda olduğunu zannetecek. Ama onu doğruyu anlatmayacaklar ona. Veya hatta o onunla kurtuluşa erileceğini düşünecek. Ama onunla kurtuluşa erilmeyecek. Hadîs-i Şerîfte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kıyametten önce yalancı mehdîler çıkacak. Yalancı deccâller çıkacak örnekliyorum bunu. Yalancı âhir zamân âlimleri çıkacak. Yalancı âhir zamân siyasetçileri çıkacak. Bunlar hadisle sabit. Bunlar halkı cehenneme sürükleyecekler.
İbn Mes’ûd: «Eski Âlimlerin Kitaplarını Değil Kur’an’a Bakın»; Köhnemiş Sistemler
Peşine takılan insanları cehenneme sürükleyecekler. Ama o peşine takılanlar kendilerince doğru yolda gittiklerine inanıyorlar. Mesela adam ne diyor? Şeyhi vefat etmiş. Onun himmeti, hizmeti, onun her şeyi devam ediyor. Ee biz zâkirlerle bu yola devam edeceğiz. Allâh Allâh. Bir önceki Şeyh Efendi neden zâkirlerle devam ettirmedi de intisâb edin bana dedi. Ondan önceki neden demedi, ondan önceki neden demedi. Ama o zâkir etrafında insanlar kaybolmasın diye bakıyor. Veyahut da aynı şey. Çıkıyor bir lider ölmüş. Zamanında liderlik yapmış. Biz hala da onun peşindeyiz diyor. Ya zaman değişmiş, her şey değişmiş, insanlık değişmiş, teknoloji değişmiş, bilgi değişmiş, her şey değişmiş. O diyor ki biz onun peşindeyiz.
Geçen bir hadîs kitabından bir şey gördüm. İlk defa gördüm onu tabarhanede. İbn Mes’ûd’un sözü. insanlar âlimlerin kitaplarını okuyorlarmış. Demiş ki bu âlimlerin kitaplarını okumayın, siz Kur’ân’a bakın demiş. bakın İbn Mes’ûd diyor bunu, kendi zamanında söylüyor. Çünkü o âlimlerin din hakkındaki görüşleri eskidi. Sen Kur’ân’a bak. Kur’ân’ım, Kur’ân her ana her çağ hitap eden kitap. Sünnet-i Seniyye her ana her çağ hitap eden hadisler. O zaman sen yeniye bak, yenile kendini. Öyle olunca şimdi insanlar kendilerini yenilemekten uzak. İmdarlar da kendilerini yenilemekten uzak. Sufîler de, ehli tarîkat da, cemâatler de kendilerini yenilemekten uzak. Müslümanlar da kendilerini yenilemekten uzaklar.
Böyle olunca köhlemiş bir din düşüncesi, köhlemiş bir siyaset, köhlemiş bir devlet, köhlemiş bir hukuk, köhlemiş bir ekonomi sistemi. İslâm dünyasının en büyük handikaplarından bunlar en büyük handikapları. Sistemler köhlelemiş, köhleleşmiş sistemler. Siyasetçiler köhleleşmiş devlet sistemleri, ekonomi, aile, sosyal hayat onlar köhleleşmiş. Bir ilerleyiş yok, bir değişim yok. Dindarlar da bunun içinde. Bakın dindarlar da bunun içinde. Dindarlar da kendilerini yenileyemiyorlar. Bakın geçmiş ümmetler de bu hatayı yaptılar. Mûsevîler bu hatayı yaptılar. Kendilerini yenileyemediler.
Mûsevîler-Îsevîlerin Otoriteyi Yıkamaması; Tarîkatların-Cemâatlerin Yenilenememesi
Îsevîler kendilerini yenileyemediler. Ve Îsevîler veya Mûsevîler kendilerince eski âlimlerin kurmuş olduğu otorite de kaldılar. O otoriteleri yıkamadılar. Hahamlık otoritesini yıkamadılar. Papazlık otoritesini yıkamadılar. Yıkamadılar bu otoriteleri. Tarikatlar şehlik otoritesini yıkamadılar. Tarikatlar da bunu yıkamadı. Cemaatler hocalık, molalık otoritesini yıkamadı. Bu otoriteler kendilerini Kur’ân ve Sünnet’ten besleyemediler. Bizim şeyhimizin şeyhinin şeyhi böyle yapardı dediler. Bizim alimlerimiz böyle yapardı dediler. Bizim önceki genel başkanımız böyle yapardı dediler. Bizim bir devlet geleneğimiz var dediler. Osmanlı’nın da yıkılış sebeplerinden birisi bu. Bütün devletlerin yıkılış sebeplerinden birileri budur.
İşletmelerin yıkılış sebepleri budur. Ailelerin yıkılış sebepleri budur. Bir bakmışsın aile de olmuş. Aile kendisini yenileyemiyor. Yenileme noktasında anne baba bu işin ölçüsünü olması gerekirken yenilenmeye karşı olan anne baba oluyor. Veyahut da bir şirkette yenilenmeye kendisini yenileyemeyen patron oluyor. Bir iş yerinde patron kendisini yenileyemiyor. Bu sefer iş yeri batıyor. Bütün bu normalde Allâh muhafaza eylesin. Aile de baba, aile de anne kendisini yenileyemiyor. Aile arkasından gelenlerin görüş ve düşüncelerini kale almıyor. Biz babadan böyle gördük diyor gidiyor. Allâh muhafaza eylesin. Oysa bir tuşla şimdi bütün işleri hallediyor. Ben bundan 15 yıl önce, bunu övünmek için söylemiyorum.
Züccaciye dükkanı açarken firmanın programcısına çağırdım.
Züccaciye Programı Hâtırâsı — Yenileme Olmayan Sistem Batar; Yanlış Kapı Ömür Ziyânı
Dedim gel ben istediğimi sana söyleyeyim. Dedim buraya bir tane mal girse buradan internet üzerinden göreceğim. Mal çıksa göreceğim dedim. Günlük satışı göreceğim. Neler satıldığını göreceğim. Kimlerin malı olduğunu göreceğim dedim. Adam böyle baktı bana. Bana böyle bir program hazırla getir dedim. Ben su tohumu orada göreceğim dedim. Bundan 15 yıl önce. Kimin malını sattım, kimin malından ne kadar kar ettim onu da göreceğim dedim. Bir tuşla hepsini görüyordum akşam olunca. Bir tuşla. Şimdi değişti mi? Sistem değişti. Orada kara deftere yazmak yok. Sen elindeki malı bileceksin her gün, günlük. Örnek, bu değişimi bu yenilemeyi gerçekleştiremeyenler batıp gidecekler. o bu liderler, bu şehirler, bu üstâdlar aslında ehliyetli değil.
Aslında kendi oturdukları makamın temsilcileri değil. Ama onlara intisâb edenler, onların peşinden gidenler. İhlaslı ve samimi ise. Çünkü o zaman o kimse o ihlas ve samimiyetiyle kendini kurtaracak. Ama ömrünü ziyan edecek. Hazret-i Pîr başka bir beyette diyor ki, yanlış kapıya gitme, ömrünü ziyan etme. Yanlış kapıya gittiğinde ömrünü ziyan ediyorsun çünkü. Gittiğin kapı eğer bir sufî topluluksa o şeyhin bu konuda etkinliği ve yetkinliği var mı? O şeyhi kim şeyhliğini ilan etmiş? Toplanmış 3-5 kişi sen bizim şeyhimiz mi ol demiş? Veyahut da onun şeyhi mi ilan etmiş onu? Elinde icâzeti var mı? Bunu sor, sorgula bunu. Onun daha önceki beyitlerde vardı ya, onun süsüne aldanma. Onun yaldızlı sözlerine aldanma.
Siyasetçiyse onun yaptıklarına bak, söylediklerine bak, yaptıklarına bak. Söyledikleri ve yaptıkları birbirini tutmuyorsa bırak onun peşini. O kimse hala da köhnemiş bir sistemi, köhnemiş bir kurguyu ayakta tutmak için mi uğraşıyor? Yoksa yenilemeci mi? Yeniliyor mu? Yenilemiyorsa ve o köhnemiş sistemi hala da devam ettiriyorsa ondan hayır gelmez. Veyahut da o âlim denilen kimse hala da yeni normalde âyet ve hadislere bakaraktan dini yaşanır hale getirecek ictihâdlar etmiyorsa o da köhnemiş. Allâh muhafaza eylesin. Evet, buradan bir kimse kendince kendisine bir paye çıkarıp ameller niyetlere göredir hadîs-i şerîfince oradan kendisini düzeltebilir mi? Evet. Oradan yol gidebilir mi? Eyvallâh. Onun şeyhe bağlanması Allâh içinse evet belki de oradan kendine bir yol bulacak.
Ama Allâh bizi affetsin bu noktada başarıya ulaşan insanları çok az gördüm. Çünkü o günün müritleri de önceki zamanların müritleri de çalışkan değiller. Vazifelerini çok iyi yerine getirmiyorlar. Kendi nefislerini terbiye etmek için uğraşmıyorlar. o kimse heva hevesinden, kibrinden, gösterişinden, şatıatından, şatafatından vazgeçmiyor. Ona Kur’ân ve Sünnetin doğrularını anlatsan dahi o heva ve hevesini ilah edinmiş. Nefsini ilah edinmiş, kibrini ilah edinmiş, gösterişini ilah edinmiş. Onda devam ediyor. Şeyhine bakış açısı öyle, hocasına bakış açısı öyle, zâlimine bakış açısı öyle. Öyle olunca o derviş yetişmiyor. Özür dilerim. O sufî yetişmiyor. Onun manevi hali açılmıyor. Manevi hali açılmış olsa o başındaki üstadını görmeyecek.
Başka bir üstâd görecek. Hatta kimisinde öyle hamagatlık var. Bir yerden ders almış ama başka bir şeyhi görüyor. İlk yerden ders almış ama rüyasında başka bir şeyhi görüyor. Oraya gidip anlattığında da sen bizim eski şeyhleri görmüşsündür diyor. O dervişte de böyle bir hamagatlık oluyor. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden ama o kimse ihlaslı, samimi gitti bir yere intisâb etti. Biz şimdi onu Allâh’ın izniyle yine Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin hadîs-i şerifiyle kurtaralım.
İbn Mâce Hadîsi: «Hata-Unutma-Zorlama Kaldırıldı»; Bursa Baraj-Su Krizi
İbn Mâce’de geçiyor bu. Ümmetimden hata, unutma ve zorlama ile yapılan şeyler kaldırılmıştır. Bir kimse hata yaptı. O kimsenin nasıl bir kimse olduğunu tespit edemedi. Ictihâd noktasında hata yaptı. O Mürşid-i Kâmil değil mi? Mürşid-i Kâmil mi? Bunu tespit edemedi ve gitti ona intisâb etti. Bunu tespit edemedi, intisâb etti, ona hata yaptı. Veya bir şeyde unuttu. Unuttuğundan da sorumlu değil. Veya zorlama ile bir erkek eşini boşadı. Bunu hanefiler kabul etmemiş. Hanefîler demişler ki zorlama ile de olan boş ama boşamadır. Korkutma ile de olsa boş ama boşamadır. Ama bu hadîs-i şeriften bazı mezhep imamları bu zorlamadan dolayı bunu normalde caiz görenler var. Şimdi böyle olunca o mürîdin yanılması, o mürîdin hata yapması mazur görülebilir.
Ben hepsini şimdi gömmeyeyim çünkü bu tip şeyleri. Allâh için gidiyor bir yere. Ve intisâb ediyor o kimse. o kimsenin gerçekten bir Mürşid-i Kâmil mi değil mi olduğunu analiz edebilecek. Veya hatta o kimse bunu tespit edebilecek ilmine, zahiri ilmine. Veya hatta bu manevi ilme sahip olması düşünülemez bir derviş adayının. bu şuna benziyor. susuzluktan dolayı su biraz bulanık ama içiyorsun. şu anda Bursa’da sular kesiliyor boyuna. Siyasetçilerin aimazlığından, işbilmezliğinden, körlüğünden dolayı. Düşünebiliyor musunuz Bursa’nın halini? Bakın bu kör siyasetçiler böyle insanları ne yazık ki zorluğa götürüyorlar. Bursa’ya iki yıl hiç yağmur düşmese yetecek su var. Yukarıda bir baraj var. O barajın suyunu şu anda Bursa kullanamıyor.
Ve Bursa sessiz sakin hayatına devam ediyor. bu susuz kalmanın hesabını soramıyor. Kim olursa olsun. Düşünebiliyor musunuz? Duyarsızız, duyarsız. Bu ülkenin vatandaşlarının vergisiyle yapılmış bir baraj var. O barajın suyunu bu insanları dağıtamayan köhnemiş, köhnemiş, iş görmez bir sistemin kurbanı bütün insanlar. Ne yazık ki bu insanlar suskun. Bu insanlar buna bir şey diyemiyor. Bir şey söyleyemiyor. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu bir hata değil, bu bir unutma da değil. Bu körlük, aymazlık. Allâh muhafaza eylesin. mürîd de bilmeden, vatandaşlar da bilmeden, veya hatta iyi niyetiyle. Çünkü biz onları yaşadık. Kurtar bizi baba. Elinde bir fötür şapkası. Herkes kurtaracak bizi deyip, hürah peşinden gitti.
Daha perişan oldu. Sonra anamız çıktı bizim. Kurtar bizi ana dedik. Bir gece de iflas ettim ben. Ne kurtaracak babamız bitiyor, ne de kurtaracak anamız bitiyor bizim. Herkesi de kurtarmak için geliyorlar. Biz dağda batıyoruz, dağda batıyoruz, dağda batıyoruz. Borcumuz aşağı ince ne, dağda yükseliyor bizim ülke borcumuz. Faizler aşağı ince ne, dağda yükseliyor. Enflasyon aşağı ince ne, dağda yükseliyor. Biz bir türlü kurtulamıyoruz. Biz kurtuluşu şunda ararken, bunda ararken Allâh hatırımızdan çıktı bizim. Biz kurtuluşu Allâh ve Resul’ün arayacağımıza, biz Ahmet’te Mehmet’te aradık. O siyasi partide, bu siyasi partide aradık. Kurtuluşa bunlar erdirecek derken batırdılar bizi. Fuhuş arttı, içki arttı, kumar arttı, her türlü namussuzluk arttı, her türlü suç arttı.
Faizci Tuzağı; Lütfü Usta Kaportacı — İşin Erbâbı/Ehlîyetsizlik Misâli
Cezaüleri yetmiyor ülkede. Suç yaşı indi 12’ye 13’e. Çocuk yaşta çeteler oluştu. Uyuşturucu indi 12-13 yaşına. Fuhuş indi 12-13 yaşına. Bu ülkede Fuhuş 12-13 yaşa indi. Uyuşturucu ilkokullara indi. İlkokulların önünde uyuşturucu satılıyor Bursa’da. Gazeteler yazdı, basına düştü. Biz kurtulacağız derken batıyoruz. Gelen faizleri yükseltmekte buluyor çareyi. Faiz faiz üstüne, faiz faiz üstüne. Biz kurtuluşu faizde aradığımız müddetçe kurtulamayacağız zaten. Allâh bizi muhafaza eylesin. Allâh bizi muhafaza eylesin. Allâh bizi muhafaza eylesin. Allâh bizi muhafaza eylesin. O yüzden mürîdin yanılması mazur görülür. Veya toplumun yanılması mazur görülür. Halkın aldanması, aldatılması, halkın aldanması mazur görülür. derler ya o kimse ateşe düşmüş.
Ona derler ki buradan kurtulacaksın kendince başka bir alternatif göremez. Şaşkınlaşır, sarhoşlaşır, batar o. gelir böyle ordalıkta dolaşan faizciler vardır. Onların bir de ayakçıları vardır. Seninle arkadaşmış gibi davranır. Sen dertleşirsin ya sorma şu kadar çekler var gelecek ama şu anda çok sıkıntılıyım. Der ki ya sıkıntı yapma benim tanıdığım bir arkadaşım var. Ben sana kefil olayım, ben sana yardımcı olayım. Onlar sana para verirler, çeklerini kırırlar. Seni faize alıştırır. Sen kurtuluş ümidiyle o faizciye yapışırsın yapıştığın anda battığının işaretidir. Perişan eder seni. Şimdi insanın bu noktada yanılması, Kur’ân Sünnet’i bilmiyor çünkü. İşin hakikatini bilmiyor. Yanılması mazur görülür.
Bunu mazur, Hz. Pîr çok güzel bir örnek vermiş. mazur görülürken normalde o hak ararken sahte bir şeyhe düştü. O hak bir şey arıyordu. Hak bir siyasetçi arıyordu. Hak bir âlim arıyordu. Ama o samimiyetle arıyor ya o samimiyetle ararken işin sahtesine düştü. Ehliyetsiz olana düştü. o kimse ameliyat olacak ameliyat cerrah arıyor. Ama ehliyetsiz ve hatta o kimse işinin çok ehli değil. Ehli olmayınca masada kaldı. Ömrü bu kadarmış. Demedi ki o neşteri kaçırdım damarı patlattım.
Rüya Yorumu Mürşid-i Kâmilin Vasfıdır; Hz. Peygamber-Çihâr Yâr-ı Güzîn Tâbiri
Ömrü bu kadarmış. Veyahut da şimdi Lütfü ustayı görünce aklıma kaporta geldi. o kimse ehliyetli değil gitmiş o da kaportacı. Ama benim gibi ehli çekiş tutuyor mu tutuyor. Ondan sonra o çekişte düzelecek olan yeri getir oğlum oradan balyozu dedi kalsın abi dedim ben. Kalsın. Daha Lütfü ustayla tanışık değiliz biz. Veyahut bir tane kaportacı tanıyorum. Benim tanıdığım bir dostumun arabasını yapıyor. Altı aydır araba öyle duruyor. Tanıyor Lütfü ustanı. Duruyor. Bir de entelektüel takılıyor. Bir tek flora eksik. Filar var ya o eksik. Adam o kendini çok iyi kaportacı görüyor. Ama bir de işin ehli var ustası var. O bir normalde kendi yapmış bir arabayı götürmüş adam. Ne diyorlar ona ekspere. Eksper demiş ki bunda değişen yok.
Lütfü usta yırtıyormuş kendini. Ben değiştirdim diyormuş ya. Ben diyormuş ki ben değiştirdim ama eksper tespit edemiyor o değişikliği. İşin uzmanı, işin erbabı onu öyle yapıyor. Onu inceleyecek olan kimse yok yok bu orijinal diyor. Bu değişmemiş diyor. Erbabına denk gelirsen orijinal iş yapar sana. Ama onun nazını çekmek zor. Yok usta sana taş atmıyorum şimdi. Bir işin erbabı varsa, evet onlarda enteresan bir şey nazlı oluyorlar. Ona bugün ver yarın al Mustafâ Özva ait o. Öbür türlü yok. O işin erbabı o. O yüzden onun o noktada nazını çekcen. O hemen efendim bir rüya gördüm. Tevhili nedir? Dün bir, bugün iki senin karşında yapay zeka yok. Hemen taklak anında cevap verelim. Beni yapay zekayla karıştırma.
Oho ben normalde keyfim gelecek, günüm gelecek, saatim gelecek. Afyonum patlayacak. Bakayım ki neler yazmışlar. Bakacağım ondan sonra. Yok en yakınındaki telefon açıyor. Selamun aleyküm, aleyküm selâm. Bir rüya yazdı. Yazmışındır ne yapayım şimdi? Ne yapayım? Anında cevap bekliyor. Yok kardeş öyle değil. Hatta millet öğreniyor ya böyle. Dışarıdan selâmün aleyküm, aleyküm selâm. Ben filanca yerden dersliyim. Böyle böyle rüya gördüm. Ben cevap onu okuduktan sonra. Üstadınızı yazabilirsiniz. Edebin üstadınızın şey yapması lazım. Ne o? Tevil etmesi lazım. Cevap şu. Üstadımız rüya yorumu kendisinde olmadığını söyledi. Ben cevap yazıyorum. Bir mürşid-i kâmili de rüya yorumunun olması lazım. Rüyayı yaramıyorsa o dervişin hali ne olacak?
Nasıl değiştirecek? Nasıl esması değişecek? Hangi esmayı alacak? Hangi esmadan düştü aşağı? Bunu nasıl tespit edecek? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem rüyayı yorardı. Ondan sonra Hazret-i Ebû Bekir Ömer Osman Aleyhisselâm Osman Ali bunlar rüya yordular. Eğer o kimse mürşid ise, mürşid-i kâmil ise onda rüya yorumunun olması lazım. Cevap yok. Veyahut da bazısı dayanamıyor. Yine de benim rüyamı yorar mısınız? E yok diyorum artık bu tamam. Tamam, buna yapacak bir şey yok diyorum. Yoruyorum rüyasına zamanım var ise. Ehliyetli değil. Ona açıklıyorsun, söylüyorsun. Ama o mürîd adayı, şeyhine karşı olan ihlasından ve samimiyetinden dolayı onu eksik ve nakıs görmüyor. Hadîs-i şerîf aklıma geliyor.
Sevinin gözü kör, kulağı sığar. O üstadını sevmiş çünkü. Şimdi böyle olunca, normalde o karanlıkta kalmış.
Bakara 2/115 — «Doğu da Batı da Allâh’ındır»; Karanlıkta Kıble Sahâbe Hâdisesi
Hz. Pîr çok hoşuma gitti bu benzetmesi. Diyor karanlıkta kalan bir kimse kıbleyi nasıl diyor kendi kalbinize bir yöne yöneldi. Onun namazı tamam mı? Tamam. diyorum bir mürîd adayı da o esnada bilemedi, tanıyamadı. Ve o kimse bir yere döndü ve oraya intisâb etti. E mürîd belki de elinden geleni tam anlamıyla yapmadı. Çok araştırmadı, çok bakmadı. Ama normalde o kimsenin niyeti sâlih, niyeti sâlih olunca o kimsede bir yere döndü namazını kıldı. Namazı namaz mı? Evet. O zaman âyet-i kerîme böyle sahâbeler kendilerince böyle bir şey yaşamışlardı. Gece karanlığında herkes kendince bir kıble tayin etti. Herkes kendince bir kıble tayin edince namazını o kıbleye doğru eda etti. Eda ettikleri yönü bellilik koydular tabiri caizse.
Sabah oldu, sabah olunca kimisinin kıblesi doğru, kimisinin kıblesi doğru. Kimisinin kıblesi doğru değil. Ondan sonra normalde Allâh Resûlü’ne sallallâhu aleyhi ve sellem’e bu meseleyi aktardılar. Dediler ki ya Resulallah böyle böyle biz gece karanında yasir namazı kılmak için bir türlü bir tespit edemedik kıbleyi. Tespit edemeyince karanlıkta hepimiz farklı farklı yönlere yöneldik namazımızı eda ettik. Sonra sabah olduğunda baktık ki bir kısmımızın kıble niyetiyle döndüğü yer kıble değilmiş. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir an duraklıdı. Tabiri caizse benim tabirimle şakka vahiy geldi. Bakara 2/115, doğu da Allâh’ındır batı da. Nereye dönerseniz dönün Allâh’ın vecih oradadır.
Âyet-i kerîmede vecih olarak geçiyor.
Nisâ 4/100 — «Allâh Yolunda Hicret Edenin Mükâfâtı»; Niyet Hadîsi (Buhârî)
Ben onu zat olarak görüyorum. Nereye dönerseniz dönün Allâh’ın vecih oradadır. Bu âyet-i kerîme geldi. O zaman kıble karanlıkta kalan bir kimse için yanlış dahi olsa Allâh için niyet ettiğinden dolayı onun namazı namaz. O yüzden yolda kalmış bir kimse, karanlıkta kalmış bir kimse bir kimseyi Şeyh âlim önder olarak gördü. İhlaslı ve samimi bir şekilde onun peşinden gitti. Evet belki de zamanı ziyan oldu ama o kimse ihlas ve samimiyetinden dolayı sevap aldı. Sevap aldı ve o kimse elindeki imkanlarla, bilgisiyle yola çıktı çünkü. Ben o yola çıkmayı tabiri caizse bir kimsenin bir böyle üstada intisâb edip yola çıkmayı kendimce hicret olarak düşünürüm. Bağdaştırırım onu. Ve Nisâ 4/100. Kim Allâh yolunda hicret etmek üzere evinden çıkar da sonra da ölüm ona yetişirse artık onun mükafatı Allâh’a ettir.
O kimse Allâh için yola çıktı çünkü. O kimse Allâh için yola çıktı. Allâh için yürüyor. O kimse Allâh için yürüyor. O kimse Allâh için konuşuyor. Allâh için sohbet ediyor. Allâh için koşuyor. Bir mürşide intisâb etti. Allâh için intisâb etti. Bir cemâat, bir tarîkat, bir oluşum. O normalde önüne geldi. Allâh için ona bağlandı. Allâh için orada yol yürüyor. O zaman o kimse niyeti samimi, ihlaslı, temiz, farklı bir amacı yok. Farklı bir amacı yoksa o hicret ettiği şeyi bulacak. hadîs-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri neye hicret ederseniz onu bulursunuz dedi. Devam ettirdi hadîs-i şerifte. kadına hicret eden kadını bulur. Dünyaya hicret eden dünyayı bulur. Allâh için hicret eden de Allâh’ı bulur.
O zaman bu mesele de ne içindi? Mekke’den Medîne’ye hicret edilirken bir müşrik erkek de hicret etti. Bir Müslüman kadına aşıktı. Bir Müslüman kadına aşık olunca o da hicret etti. O hicret edince sahâbe dedi ki ya Resulallah. biz Allâh için hicret ettik. O dedi kadın için hicret etti. Dedi ki kadın için hicret eden kadını bulur. Sonra Müslüman oldu gerçekten o kadınla evlendi. Dedi ki dünya için hicret eden dünyayı bulur. Ben hep derim ki dışarı mal satmaya gidenler var ya. Mal satmaya gidiyor, tahsilata gidiyor, ürün pazarlamaya gidiyor, hicret ediyor. Evinden, eşinden, çoluğundan, çocuğundan ayrılıyor. O kimsenin ticareti düzelir. Ama almaya gidiyor ama satmaya gidiyor. Şeyh Efendi’nin meşhur bir sözü vardı.
Bana söylerdi. Mustafâ Efendi, gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır oğlum diyordu. Gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır. Hicret etmek. o kimse dünya için hicret ediyor. Mal alacak, mal satacak. Başka bir beldeden, başka bir şehirden gerçekten çok bereket bulur. Gerçekten iyi iş yapar. Tembel insan oradan alıp oradan satacağım diye uğraşır. Oradan alıp oradan satmakla, oradan aldığın yeri biliyor çünkü herkes biliyor. Gider oradan alır. Sen ondan kar edemezsin. Sen hicret edeceksin. Başka şehirden bir mal alıp kendi şehrinde satacaksın. Hicret edeceksin. Başka bir ülkeden mal alıp ülkende satacaksın. Ya da hicret edeceksin. Ülkende yetişen bir ürünü başka bir ülkeye satacaksın. Hicret edeceksin.
Allâh için hicret edeceksin. Bir yandaki evi davet edeceksin ya da sen ona gideceksin. Dolaşacaksın. Allâh’ı anlatacaksın, Resûlullâh’ı anlatacaksın. Üstadımın yoluydu. Gezerdi, dolaşırdı, anlatırdı insanlara. Herkes zannederdi ki oh ne kadar keyifli bir iş. Ben içimden derdim ki gelin bir dolaşın bakalım. Bir 15 gün evinizden uzak durun. Bir yerde de değil. Üç günden fazla bir yerde kalmaz. Daha oranın havasına alışamadan ertesi gün 3 gün sonra başka yere gidiyorsun. Üç gün sonra başka yere gidiyorsun.
«Neye Hicret Edersen Onu Bulursun» — Mustafâ Özbağ’ın Sohbet Seyâhatleri Hâtırâtı
Çıkıyoruz, Kayseri’de duruyoruz, Kayseri’den Sivas’a geçiyoruz. Sivas’tan Tokat’a geçiyoruz, Tokat’tan Ankara’ya geçiyoruz. Bazen Ankara’dan İstanbul’a geçiyoruz. Hadi gel yap. Yaşın 60’ın üstünde olsun bir de. Gittiğin yerde de durmak yok. Gecesine sohbet var, gündüzüne bayan sohbet var. Ertesi günü sabah kahvaltıda sohbet var. Çünkü bitireceksin orayı. Ondan sonra ertesi gün Kayseri, Kayseri gündüz sohbet, akşam sohbet. Bazen kalmayız, gece yola çıkarız Sivas’a. Sivas’la ertesi gün gündüz sohbet, akşamın erkek sohbet, ertesi gün gündüz büyük kadın sohbeti. Ertesi gün akşam gece erkek sohbeti, ertesi gün Tokat. Tokat’ta gece gündüz sohbet, ardından Ankara. Ankara’da gece gündüz sohbet, ardından İstanbul’a dönerdik.
Hicret, Allâh için hicret. Bana vasiyeti de oldu. Mustafâ Efendi, oğlum ben vefat ettikten sonra devam et dedi. Dervişler boş bırakma. Emredersiniz efendim. Oğlum dedi, erkekler gelirler giderler de kadınlar dedi gelip gidemezler. Kocaları izin vermez, paraları olmaz. Çocukları olur, soğuk olur, sıcak olur. Kaynananları kayınpederleri bırakmaz. Nereye gidiyorsunuz der. Oğlum sen boşlama iyi mi dedi. Sehat et, dolaş onları. Emredersiniz efendim. Hatta şunu derdi, bir derviş en fazla 45 gün üstadını görmeden durabilir. Ayda bir üstadını görmesi lazım. Onun sohbetine, onun zikrine katılması lazım derdi. Ayda bir. Ayda bir. O yüzden oğlum dervişlerin parası olur, parasızlığı olur. Genelde dervişler fukara olur.
Onun sözüyle bu. O yüzden Mustafâ Efendi sen gitmeye çalış. Emredersiniz efendim. Bu, Allâh için hicret eden Allâh’ı bulur. Bunu unutmayın hiç. Evinde yatan insandan mürşid-i kâmil olmaz. Onun hicreti olacak. Onun hicreti olacak. Hicretsiz bir mürşid-i kâmil olmaz. Üstadımın sözü. O bile hicret etti Konya’da bir yıl durdu. Öyle olmasına rağmen, dolaşmasına rağmen Konya’ya da hicret etti. Mustafâ Efendi bu da bizim hicretimiz oğlum dedi. O zaman Allâh için hicret eden Allâh’ı bulur. Dünya için hicret eden dünyayı bulur. Kadın için hicret eden kadını bulur.
«Ayda Bir Üstâdını Gör» Vasiyeti — Üstâdla Yolculuk Adâbı (Sessizlik-Tesbîh)
Erkek için hicret eden erkeği bulur. Ne niyetle hicret ediyorsa o kimse, hicret ettiği niyeti bulur. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin söylediği söz haktır. O heva ve hevesinden hiç konuşmadı. O yüzden de Nisâ 4/100 de kim Allâh yolunda hicret etmek istiyor. O yüzden de Nisâ 4/100 de kim Allâh yolunda hicret etmek istiyor. Nisâ 4/100 de kim Allâh yolunda hicret etmek üzere evinden çıkardı. O kimse Allâh yolunda hicret etmek için evinden çıktı. Sohbete gidiyor, zikrullâh’a gidiyor, tebliğe gidiyor, bir yere gidiyor. Allâh için Allâh yolunda hicret etmek üzere yola çıktı. Sonra ölüm ona yetişirse artık onun mükafatı Allâh’a aittir. Yolda öldü, mükafat ona ait. Hicrete çıkan kimse şehit hükmünde çünkü.
Ben şehit olayım, bas gaza 180’ine gidecek olan yerde 240’ta git, viraja da öyle git, güm öl. Yok öyle değil. Sen sebepler dairesinde olması gerektiği bir şekilde yürü. Yolda ölüm geldi sana eyvallâh. Şehit oldun veya Allâh için hicret ettin. Merak etme niyetin samimi ise, niyetin ihlaslı ise yola çıktığın anda bir bakmışsın ki şeyhin arabada. Bir bakmışsın ki pir efendiler arabanın üstüne oturmuş. Sen yalnız gittiğini zannediyorsun, bir bakıyorsun ki arkada üstadın oturmuş. Bir bakıyorsun ki arkada pir efendi oturmuş. Bir bakıyorsun ki o sahâbeler arkada oturuyorlar. Yalnız değilsin. Bu navuyasyondaki konuşan hatun değil. Sağa dön, sola dön değil. Yalnız değilsin. O yüzden bir üstadla yolculuğa çıktıysan fazla kelam konuşma.
Soru sorma yoldan. Allâh’ı zikret, rabıtanı kur. O boş bir yolculuk değil, Allâh için yola çıkılmış çünkü. Böyle bunlar tecrübe. Efendim sizi filanca arkadaş götürecek olur Mustafâ efendi. Buradan İstanbul. Şimdi onu da bana dedi ki Mustafâ efendi oğlum çok yoruluyor dedi. Buradan İstanbul’a döneceğimiz zaman, ben de İstanbul’a döneceğim. Şimdi onu da bana dedi ki Mustafâ efendi oğlum çok yoruluyor dedi. Buradan İstanbul’a döneceğimiz zaman bir arkadaş bana tahsis et oğlum dedi. sen artık böyle fazla getiriyorsun götürüyorsun. Olur efendim. Bir arkadaş tahsis ettik. Dedik ki sen götür. O şahsın kendisine dedi. Sen götür getir tek başına. O yanına birisini dağılmış. Tervişlik. Bunları görüyorsun.
O yanına birisini dağılmış. Ona söylemiş Şeyh efendi’yi ben götüreceğim diye. O demiş ya ben bir şey danışacağım görüşeceğim. Beni de götür yanında. Olur demiş. Onu dağılmış. Şimdi Şeyh efendinin yolculuk adabıdır. Gelir oturur araba önüne. Selamun aleyküm. Selamun aleyküm. Hayırlı yolculuk Mustafâ efendi. Allâh razı olsun efendim. Bu kadar. Bakın bu kadar. Tesbihini alır. Çat. Kalır. Bir müddet öyle durur. Ondan sonra çat. Durdu gene. Çat. Sen korna bile basmayacaksın o esnada. Arabayı sallamayacaksın. Ani fren yapmayacaksın. Ani gaza basmayacaksın. Ani gaza basmayacaksın. Böyle sükunetli gideceksin. Onun o halini bozmayacaksın. Ben dikkat ediyorum tam bunlara. kasise girmeyeceksin. Ne bileyim şunu yapmayacaksın.
Öksürmeyeceksin. Tinsirmeyeceksin. Müzik açmayacaksın. Her şey sessiz sakin. Böyle rolyantide olacak. Öyle zaman olur. Biz buradan İzmir’e çıkarız. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Hayırlı yolculuk. Allâh razı olsun efendim. İzmir’e yaklaşmışızdır. Allâh razı olsun. İyi gelmişiz. Elhamdülillah efendim. İmmetinizle iyi geldik. Bu kadar. Sonra İzmir’e yaklaşıyoruz. Mustafâ Efendi programımız ne oğlum? Efendim önce Bayındır’a gideceğiz. Veya önce şuraya gideceğiz. Önce şurunu yapacağız. Oradan buraya gideceğiz. Ağla. Sonra yine gittiğimiz yere kadar konuşmaz. Bir kişi verdik. O da yolda soracakları varmış ya. Efendim şu şöyle miydi? Efendim bu böyle miydi? Efendim şu şöyle miydi? İstanbul’da kızının evine götürülmüşler.
İndirmiş orada. Bir gün mü iki gün mü ne geçti? Ben bir gittim ziyarete. Oğlum geçen gönderdiğinin yanındaki kim dedi? Efendim ben yanında onun birisini göndermedim ki dedim. Onu sadece kendisine söyledim dedim. Sen götür dedim dedim. O yanında dedi birisini de getirdi oğlum dedi.
«Allâh İçin Hicret Eden Allâh’ı Bulur» — Hâtime; Önümüzdeki Hafta Yön Tâyini
İstanbul’a gelince kadar ne sorusu bitti ne bir sözü bitti dedi. Allâh Allâh. Efendim özür dilerim hakkınızı helal edin. Ben sadece o arkadaşa söylemiştim. Yaptı şey yapıyordu. Terbişler söz dinlemiyorlar oğlum dedi. Tabii ben o yanında götüren adamı bırakır mıyım öyle? Onu bırakırsan Mustafâ Özbağ Özbağlıktan çıkmıştır. Dedim gözüm görmeyecek seni bir daha. Bu senin yanında götürdüğünde dedim gözüm görmediği yerlerde oturun siz dedim. İkiniz de gözümün görmediği yerlerde oturun. Sizin dersinizi mersinizi alıp gönderirim. Bilmiş olun. Hala da ikisinde gözüm görmüyor. Evet. Şimdi Allâh için hicret eden kimse Allâh’ı bulur. Sen şeyhinle Allâh için hicret ettiğini düşün. Öyle tefekkür et Allâh’ı zikret.
Sessiz bir şekilde. Sen bir üstadı taşıyorsun. Sen o normal değil. O bir hicret ne için çıktı yola? Allâh için yola çıktı. Sen onunla ne yapıyorsun? Sen de onunla berabersin. Sen de hicret ediyorsun. Neden Allâh’ı zikretmiyorsun? Neden boş muhabbet yapıyorsun? Boş bağcılık ediyorsun? Edebe mu gayr hareket ediyorsun? Allâh muhafaza eylesin. O yüzden kim neye hicret ederse onu bulur. Rabbim bizi kendisine hicret eden kullarından eylesin. Âmîn. Evet bugün sohbeti bu kadarla kısayım. Hem daha fazla vaktinizi almış olmayayım. Hem de içeride misafirlerim var. Onları da çok fazla yalnız bırakmış olmayayım. Onlar da biraz telleri yanmış, karıştırmışlar kendilerini. Biraz onları da böyle Rölanti’ye getireyim.
Rabbim cümlemizin tellerini sağlam eylesin. Âmîn. Önümüzdeki hafta Allâh izin verirse inşâallâh davacı ve yalancı şeyhin can kıtlığı gizlidir. Fakat bizdeki ekmek kıtlığı meydanda. Niçin bunu davacı şeyh gibi gizleyelim? Neden fayda olmadığı halde utanıp arlanarak can çekişelim demiş.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 2380–2440 — Sahte Şeyh ve İhlâslı Mürîd: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Maʼnevî 1. Defter, beyt 2380–2440 (Veled Çelebi İzbudak terc.); Tahirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî c. 1, s. 720; Şefık Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi c. 1, s. 437; «yanlış kapıya gidenin ömrü ziyân olur» — Mesnevî 1. Defter beyt 2425; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
- «Yalancı Mehdîler-Deccâller-Âhir Zamân Âlimleri» Hadîsi: «Lâ tekûmu’s-sâatü hattâ yebese minkum ricâlün ehadün ve thelâsîne kezzâben kullühüm yez’umu ennehu Resûlullâh» (Yetmiş kadar yalancı çıkmadıkça kıyâmet kopmaz; her biri kendisinin Allâh tarafından gönderildiğini iddiâ edecek) — Buhârî, Menâkıb 25 (3609); Müslim, Fiten 84 (157); «âhir zamân âlimleri en şerli mahlûktur» — Beyhakî, Şuʻabuʼl-Îmân 2/284; Beyhakî, el-Medhal 369; «en hayırlı çağ benim çağımdır» — Buhârî, Şehâdât 9 (2652); Müslim, Fadâilü’s-Sahâbe 211 (2533); modern tedrîs — Bediüzzamân, Lemalar 13. Lema (deccâl risâlesi).
- İbn Mes’ûd Sözü ve Otoriteleri Yenileyememe: Hz. Abdullâh b. Mes’ûd radıyallâhu anh — Kur’an’a doğrudan dönüş — Sahâbe sözleri için bk. İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ 3/153; Hatîb Bağdâdî, el-Fakîh ve’l-Mütefakkih 2/172; «kendini yenileyememe» — Yahudî-Hristiyan otoritelerinin Tahrîfâtı — Bakara 2/79 (fe-veylün lillezîne yektubûne’l-Kitâbe bi-eydîhim); Mâide 5/13, 41; modern tedrîs — Mehmet Akif Ersoy, Safahat; Said Halim Paşa, Buhrânlarımız.
- «Hata-Unutma-Zorlama Kaldırıldı» Hadîsi: «Rufiae an ümmetî el-hatae ve’n-nisyâne ve mâ ustükrihû aleyh» (Ümmetimden hata, unutma ve zorlama ile yapılan şeyler kaldırılmıştır) — İbn Mâce, Talâk 16 (2043); Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 7/356; Hâkim, Müstedrek 2/198 (sahîh); «zorlama ile boşamanın hükmü» fıkhî tartışması — İbn Hazm, el-Muhallâ 10/202; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr 3/235; modern fıkıh — Hayrettin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku.
- Bakara 2/115 — «Nereye Dönerseniz Allâh’ın Vechi Oradadır»: «Velillâhi’l-meşrıku ve’l-mağrib, fe-eynemâ tüvellû fe-semme vechullâh, inna’llâhe vâsi’un alîm» (Doğu da Batı da Allâh’ındır; nereye dönerseniz Allâh’ın vechi oradadır; Allâh kuşatıcıdır, bilendir) — Bakara 2/115; «karanlıkta kıble» sahâbe rivâyeti — Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât (345); İbn Mâce, İkâmetü’s-Salât 3 (1020); Hâkim, Müstedrek 1/206 (sahîh); modern okuma — Bediüzzamân, Sözler 9. Söz.
- Nisâ 4/100 — «Allâh Yolunda Hicret Edenin Mükâfâtı»: «Ve men yühâcir fî sebîlillâhi yecid fî’l-ardi murâgamen kesîran ve seaten, ve men yahruc min beytihî muhâciren ila’llâhi ve Resûlihî, sümme yüdrikhü’l-mevtu fe-kad veka’a ecruhû ala’llâh» (Kim Allâh yolunda hicret eder, sonra ona ölüm yetişirse, artık onun mükâfâtı Allâh’a aittir) — Nisâ 4/100; «niyet hadîsi» — Buhârî, Bed’u’l-Vahy 1 (1); Müslim, İmâret 155 (1907); «kim neye hicret ederse onu bulur» — aynı hadîs lafızca devamı; modern tedrîs — Bediüzzamân, Sözler 17. Söz.
- «Neye Hicret Edersen Onu Bulursun» — Sufî Sohbet Seyâhati Geleneği: «Men kâne hicretühû ila’llâhi ve Resûlihî fe-hicretühû ila’llâhi ve Resûlihî, ve men kâne hicretühû li-dünyâ yusîbuhâ ev imreetin yenkihuhâ fe-hicretühû ilâ mâ hâcera ileyh» (Kimin hicreti Allâh’a ve Resûlü’ne ise hicreti Allâh’a ve Resûlü’nedir; kimin hicreti elde edeceği bir dünyâya veya nikâhlanacağı bir kadına ise hicreti hicret ettiği şeyedir) — Buhârî, Bed’u’l-Vahy 1 (1); Müslim, İmâret 155 (1907); «sufî sohbet seyâhati» — Esad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- «Ayda Bir Üstâdını Gör» Vasiyeti ve Üstâdla Yolculuk Adâbı: «Sevgili dostuyla nasîb almak» — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «mürşid-i kâmile ayda bir teveccüh» geleneği — Bursevî, Rûhu’l-Beyân; «sahâbenin Hz. Peygamberle yolculuk adâbı» — İbn Hibbân, Sahîh 3270; Buhârî, Edeb 92 (6135); Müslim, Hac 39 (1180); modern tedrîs — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Karabaş Silsilesi ve «Sahte Şeyh-Allâh İçin Hicret» Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hâcı Haydar → Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş «sahte şeyh-Allâh için hicret» tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Nefs, Ruh, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı