Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #118 — Zâriyât 51/55: «Sen Yine Zikret, Zikir Mü’minlere Fâidedir»

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #118 — Zâriyât 51/55: «Sen Yine Zikret, Zikir…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Zâriyât 51/55 Girişi — «Vezekkir Fe-İnne’z-Zikrâ Tenfeu’l-Mü’minîn»

Sadekallâhü’l-Azîm. Âmîn. Âyet-i Kerîm’de Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine hitap et. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki, sen yine de zikret. Çünkü zikir müminlere fayda verir. Bunun normalde meallerine bakarsanız, bu zikri meallerde genelde öğüt ver manasında almışlar. Ama ben biraz bu konuda meallere bakmıyorum. Âyet-i Kerîm’in kendi aslına baktığımızda, âyet-i Kerim’in aslında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine hitaben, sen yine de zikret. Zikir kelimesi geçiyor. O yüzden normalde vezzzikrir, zekir olarak geçiyor başında da. O yüzden sen yine zikret. Çünkü normalde devam ediyor. Zikir müminlere fayda verir. Bu her ne kadar Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin şahsına münhasırmış gibi görünse de, bu normalde bütün müminleri, bütün îmân eden, bütün herkesi bağlayan bir âyet-i Kerim’e sen zikret. o yüzden bu bir emir.

Bunu Hazret-i Peygamber’e söylerken bütün Müslümanlar için bu bir emir. Çünkü bu Kur’ân hem maddeye hem manaya hitap eder, hem Peygambere hem geçmiş Peygamberlere hitap eder, hem de kendisinden sonra gelecek olan bütün kıyamete kadar bütün insanlığa hitap eder.


«Sen Yine Zikret» Emri — Hz. Peygamber’den Bütün Ümmete; Gafletten Kurtulma

Böyle olunca bütün insanlığa verilmiş bir manevi emirdir. Bir zahiri emirdir. O yüzden bütün herkes normalde zikretmeye mecburdur, zikretmekle emrolunmuştur. Böyle olunca o normalde zikir tabii kalbi ölü olanların kalplerini diriltir. normalde bütün insanlar bu noktada büyük bir gafletin içerisine düşerler. Günlük hayatlarında veya ömürlerinde o gafletten kurtuluşun yegane tek yolu Allâh’ı zikretmektir. O insan zikrederse gafletten kurtulur, zikrederse o kimse öğüt alır, zikrederse o kimsenin kalbi çalışır, zikrederse o kimsenin kalbinde Allâh sevgisi oluşur. O yüzden normalde zikrullâh yapan bir kimsenin kalbi ölüm uykusundan kurtulur. Eğer o kimse zikrullâh yapmazsa o kimsenin kalbi ölüm uykusundan kurtulmaz. bugün veya dün de öyleydi insanların kalpleri genel olarak ölüm uykusundadır. o kalbi kararmıştır, kalbi katılaşmıştır, kalbi körleşmiştir.

Onu normalde günlük olarak harekete geçirecek olan Allâh’ı zikirdir. O yüzden zikir bir taraftan hatırlamaktır, bir taraftan zikir öğüttür, bir taraftan zikir manevi diriliştir. O manevi dirilişi, o manevi öğütü alabilmek için o kimsenin muhakkak zikrullâh etmesi lazım. Ve zikrullahla onun kalbi mutmain olacak çünkü o zikrullâh olmazsa onun kalbinde mutmainlik oluşmayacak. Mutmainlik oluşmayınca da Allâh’a, peygambere, dine hep böyle kendince tam anlamıyla bağlı kalamayacak, tam anlamıyla berrak bir şekilde imanın kemaline ermeyecek. O yüzden normalde insanın kendi varlık amacından uzaklaşmış olacak. Oysa Cenâb-ı Hak insanları kendisini tanısın, kendisini bilsin diye yarattı. Ve kendisini tanısın, kendisini bilsin diye yaratırken de kendi ruhundan üfledi insanlara.

Kendi ruhundan üfleyince normalde kendisine yarattı. İnsan bütün mahlukat, bütün varlık insana yaratılmıştır, insan da Allâh’a yaratılmıştır. İnsanın yaratılışı Allâh’ın kendisinedir. Sizi varlığa yaratmadı. Varlığı size yarattı. Öyle olunca sen Allâh’a aitsin.


İnsân Allâh İçin Yaratıldı — Halîfe-i Rûh; Tecellîgâh Aynası Tedrîsi

Allâh seni kendisi için yarattı, halifem dedi. O zaman senin kalbin mutmain olacak ki, o normalde sen o aslına dönüşü gerçekleştiresin. Sen özüne dönüşü gerçekleştiresin. O sâfiyâne, âdemiyeti bulabilesin. Eğer normalde zikretmezsen sen o safiliyi yakalayamayacaksın. O âdemiyeti yakalayamayacaksın. Ademiyeti yakalarsan o zaman bütün esma sıfatların senin üzerinde maddi manevi, zâhirî bâtınî tecellî ettiğini göreceksin. Bunu idrak edeceksin. Yoksa sen idrak etsen de etmesen de maddi manevi bütün sıfatlar senin üzerinde tecellî ediyor. Sen aslında kendi kıymetini bilmeyensin. Neden? Sen heva hevese düşüp, gaflete düşüp dünyanın debdebesine aldanıp kendini ne için yaratıldığının farkında değilsin.

Unutuyorsun, gaflete düşüyorsun ve normalde böyle olunca da seni Cenâb-ı Hak kendisi için yarattı. Sen bundan uzak oluyorsun. Oysa sen sıfatlar noktasında tecellî gahsın. aynasın. Cenâb-ı Hak sana baktıkça kendi sıfatlarının tecelliyatını görüyor. Ama senin aynan kirli, tozlu, pisli. O yüzden kirli ve tozlu olduğu için sen kendi aynanda kendini veyahut da kendi aynanda onun sıfatsal tecelliyatını görmekten uzaksın. Çünkü sen ölülerdensin zikretmeden için. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadîs-i şerîfinde diyor ya sizleri ölü ile diri arasında farkı söyleyeyim mi?


«Allâh’ı Zikredenler Diri, Zikretmeyenler Ölü» Hadîsi; Zikirde Nasîhat Vardır

Söyle ya Resulallah. Allâh’ı zikredenler diri, Allâh’ı zikretmeyenler de ölü gibidir. O zaman sen zikret. Çünkü zikirde nasîhat vardır. Sen zikret. Zikirde hayır vardır. Şimdi diyeceksiniz ki zikirde nasıl nasîhat olur? Sen Allâh’ı çokça zikredersen Cenâb-ı Hak senin o parlak olan gönlüne ilhâm eder. âyet-i kerîme mucibince vahy eder. Biz onu normalde hep o ilhâm olarak nitelendirmişler. Âyet-i kerimelerde vahy olarak geçer. Nasıl öğüt olur? Cenâb-ı Hak senin kalbine ilhâm eder. İyi, doğruyu, güzeli senin kalbinde gösterir onu. Senin kalbin başlar çalışmaya. Senin kalbin çalışmaya başlayınca Allâh’a yakinlik iyice artar. İyice artınca senin Cenâb-ı Hak bilmediklerini sana öğretir. Bakın bilmediklerinizi size öğretir.

Allâh’ı zikredene öğretir. Senin kalbine ilhâm eder. Ve sen Allâh’a hakkıyla kulluk edersen Cenâb-ı Hak seni kendi emanen alır. Kendi lütfu ilahisi ile, ikramıyla senin kalbini ihya eder. Senin kalbini parlatır ve kendi sevgisi ile doldurur orayı. Ve sen öylesine bir hale gelirsin ki Allâh’ı zikrettikçe Allâh’ın seni zikrettiğini işitir hale gelirsin. Allâh’ın seni zikrettiğini normalde görür hale gelirsin. Ve bütün o mükavanatın zikrine ortak olmuş olursun. Ve mükavanatla beraber sen de o zikir senfonisine katılırsın ilk önce. Ama sonradan bütün mevcûdât senin zikrinin senfonisine katılır. artık sen hangi esmayı çekiyorsan o mükevvenât etrafındaki senin etkalının senin esmanı söylemeye başlar.

Önce sen etrafın esmasını söylersin ama sonra etraf senin esmanını söylemeye başlar. o zaman sen adım adım artık o zikrullahın perdesinde halden hale geçer. Zikrullahın perdesinde zikret dinle baş başa kalırsın. O yüzden Hz. Peygamberin üzerinden söylüyor. Sen zikret. Evet senin dışında bir sürü olaylar olacak. Senin üzüleceğin, incineceğin olaylar olacak. Senin başına bir sürü imtihanlar gelecek, sıkıntılar gelecek. Her yerden bir sıkıntı yaşayabilirsin. Ama Cenâb-ı Hak Peygamberinin üzerinden diyor ki sen zikret. Peygamberine de diyor sen zikret.


Peygamberlerin Mücâdelesi — Nemrûd-Fir’avn-Eşcinseller; «Sen Zikret»

Seni dinlemeyecekler. Sen tebliğ etmeye gideceksin. Seni dinlemeyecekler. Sen Allâh yolunda koşmaya çalışacaksın. Senin ayağına çelme takmaya çalışacaklar. Seni durdurmaya çalışacaklar. Nasıl Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile alay ettilerse seninle de alay edecekler. Nasıl onu dinlemedilerse seni de dinlemeyecekler. Nasıl geçmiş Peygamberlerin eşleri, Peygamberlere, kocalarına îmân etmediyse Peygamberlik noktasında. Nasıl geçmiş Peygamberlerin çocukları kendi babalarına Peygamberlik noktasında îmân etmedilerse. Nasıl Peygamberlerin akrabaları, akrabaları onların Peygamberliğini kabul etmediyse, onların nasîhatlerini kabul etmedi. Onlara bir çok zorluklar çıktı. Nemrûd ile uğraştılar, Fir’avn ile uğraştılar, eşcinseller ile uğraştılar, haksızlıklarla, uğursuzluklarla, hırsızlıklarla uğraştılar, düzenbazlarla uğraştılar, uğraştılar da uğraştılar.

Kavmiyetçilerle uğraştılar, bütün hepsine uğraştılar, hepsiyle de savaştılar, hepsiyle de didiştiler. Tabiri caizse Peygamberlik zamanlarında bir berrak bir gün yüzü görmediler. Ömürleri mücadele ile geçti ve Peygamberin üzerinden Cenâb-ı Hak bütün Peygamberleri ve bütün müminlere hitap ediyor. Sen zikret, senin başında ne olursa olsun, sen neyle uğraşırsan uğraş, neyle uğraşırsan uğraş. Hangi halde olursan ol, hangi durumda olursan ol. İster mürid adayı ol, ister derviş adayı ol, ister sufî adayı ol, adına ne derlerse desinler.


«Hangi Haltı İşlediysen İşledin, Sen Allâh’ı Zikret» — Topluluk İçinde Zikrullâhın Bereketi

İster şeyh ol, ister mürşid-i kâmil ol, sen ister havada uç, ister denizin üzerinde yürü, sen istediğin kadar mana ehli ol, istediğin kadar keramet sahibi ol, istediğin kadar senin üzerinde bütün her şeyi tecellî etsin. Sen istediğin kadar yerin dibinde gir, istersen göklerde seyran eyle. Ne halde olursan ol, ister günâhkâr ol, ister münâfık ol, ister kafir ol, ne olursan ol, hangi haltı işlediysem işte. Nefsime söylüyorum bunu. Hangi günahı işlediysem işte, hangi haltı işlediysem işte, sen ama Allâh’ı zikret. Çünkü Allâh’ı zikredersen Allâh da seni zikretecek. Çünkü Allâh’ı zikredersen, hele topluluk içerisinde zikredersen, Cenâb-ı Hak senin günâhlarını hayra çevirecek. Seni kendi rahmet deryasına alacak, kendi lütuf deryasına alacak, kendi ikram deryasına alacak.

Çünkü zikret müminlere fayda verir zikrullâh. Zikret sadece sana fayda değil, sen zikretmeye başladığında müminlere de fayda olacak. Neden? Sen zikrediyorsun, mü’minler seni görünce Allâh hatırlarına gelecek. Sen zikrediyorsun, insanlar sana bakınca mü’min ise Müslüman ise Allâh hatırına gelecek, zikretmeye başlayacak. Sen öyle zikret ki senin dolaştığın yerde bütün mü’minler heyecanlansın, kalpleri pırıldasın. Çünkü kalpler mümini görünce sevince boğulur. Kalpler mümini görünce, zikrullâhı duyunca, o frekansı yakalayınca kalpler dirilir. Bütün kalpler dirilir. Bir sufînin kalbinden dolaştığı, gezdiği yerde etki alanına göre oradaki müminlerin kalbi dirilir, kalbi heyecana geçer, onlar da zikrullâh yapmaya başlar.

En büyük nasîhat Allâh’ı zikirdir. Çünkü Ankebût 29/45’te en büyük ibadet Allâh’ı zikirdir demiştir. O yüzden sen zikret ve sen zikredersen o zaman normalde sadece kendini kurtarmayacaksın. Sen zikredersen faydası sadece sana değil, müminlere de fayda verecek. Sadece sana fayda vermeyecek, müminlere de fayda verecek. Ve seni gören mü’minler Allâh’ı hatırlayacak. Seni gören mü’minler onlar da zikrullâh’a başlayacak. Seni gören seni hisseden o frekansda duran kalpler seni hissedip zikrullâh’a başlayacak. O yüzden sen zikret. Sen zikredersen ağaçlar, hayvanlar, böğürtü, böcek, deniz, kum bütün her şey seni gördüğünde zikrullâh’ı gördüğünde heyecanlanacak.


Mevcûdâtın Cebrî Zikri — Ağaç-Hayvan-Melek-Hücre; Sen Zikrettiğinde Etrafının Esmaya Katılması

Daha bakacaksın daha heyecanlanacak. Ağaça bakacaksın ağaç heyecanlanacak. Çünkü sen zikredersen sendeki o zikrullâh’ın nuru etrafı ihada çek. Bu özel çünkü ağaç kendi başına kendi iradesiyle zikretmez. Ağacın zikrullâh’ı iradesizdir. Otun çöpün zikrullâh’ı iradesizdir. Hayvanın zikrullâh’ı iradesizdir. Normalde göklerin zikri iradesizdir. Arş-ı halyanın zikri iradesizdir. Meleklerin zikrullâh’ı iradesizdir. Onlarda cüz’î irâde yoktur. Kendilerince oturup huzizi Allâh’ı zikretmen gibi bir dertleri yoktur. Onların zikrullâhı cebrîdir. Bir kuşun zikrullâhı cebrîdir. Sizin hücrelerinizin zikrullâhı cebrîdir. Sen Allâh’ı zikretsen de zikretmesen de senin hücren zikreder. Buradaki önemli husus şu.

Sen hususi manada Allâh’ı zikredersen ve o zikrullâh sende ihata olursa oturursa senin bütün hücrelerin o esmayı söylemeye başlar. Bunlar seyre sülükte görülen şeylerdir. Normalde sen oturursun, üstadın sana bir esma vermiştir. Sen o esmaya devam ederken bakarsın ki bütün vücut o esmayı söylüyor. Bakarsın ki masa o esmayı söylüyor, çiçekler o esmayı söylüyor, içtiğin su o esmayı söylüyor, aldığın nefes o esmayı söylüyor, verdiğin nefes o esmayı söylüyor. Bakarsın ki o esma her yerde tecellî ediyor. Senin yediğinde o esma var, içtiğinde o esma var. Bütün esma bütün normalde senin etrafına yayıldı. O yüzden sen zikre senin etrafında nurlanacak o zikirle. Bakın senin etrafında nurlanacak.


«Allâh’ın Zikrine Düşman Kâfirin Tâ Kendisidir» — Sabataist-Hristiyan-Mürted Ayrımı; Eşler Tecdîd-i Nikâh

Senin normalde eşin, çoluğun, çocuğun eğer mü’min iseler o zikrullâh’tan nasiplerini alacaklar. Ve o zikrullâh’tan nasiplerini almıyorlarsa o zaman eşinde, çoluğunda, çocuğunda sıkıntı var. Sen gerçekten Allâh’ı zikrediyorsan senin etrafında o zikrullâh senfonisine katılması lazım. O zikrullâh senfonisine katılmayanlar var ise o zaman normalde onlarda sıkıntı vardır. O yüzden zikredenleri ancak mü’minler sever. Zikredenleri mü’minler sever. Zikredenlere ancak kafirler düşmandır, münâfıklar düşmandır, mürtetler düşmandır zikredenlere. Allâh’ın zikrine ve zikredenlere düşman olan bir tek kafirler, münâfıklar, mürtedlerdir. Bir kimse Allâh’ın zikrine düşman ise, karşı ise ya kâfirdir ya münafıktır ya mürtettir o.

Ya gizli Hristiyan’dır ya gizli Sebateisttir ya gizli Ermenidir ya gizli Katoliktir ya gizli Ortodoksdur ama adı Türk adıdır adı böyle Müslüman adıdır. Yakup olmuştur gibi bir şeydir. Allâh’ın zikrine karşı gelenler bilin ki katıksız kâfirdir. Katıksız kâfirdir. Bunları böyle cesaretli bir şekilde söylememişler. Söylemeyince de Allâh’ın zikrine düşman olanları biz dost görmeye çalışmışız. Allâh’ın zikrine düşman olana dost olursan sen de kafir olursun. Allâh’ın zikrine düşman olana sen dost olursan sen de kafir olursun. Çünkü Allâh’ın zikrine düşman olan kafirin ta kendisidir. Kafirin ta kendisidir. Şimdi diyeceksin benim annem düşman yok benim babam düşman yok benim eşim düşman yok benim çocuğum düşman beni ilgilendirmiyor.

Ben Allâh’ın dini beni ilgilendiriyor. Kim Allâh’ın zikrine düşman ise kafirin ta kendisidir. Namaz da kılsa oruç da tutsa namaz da kılsa oruç da tutsa bin sefer hacca da gitse o kimse Allâh’ın zikrine düşman ise kafirin ta kendisidir. Son nefesinde küfür ehli olarak göçer gider bu dünyadan. Bunda şeyh şüphe yok. Bunda şeyh şüphe yok. Allâh’ın zikrine düşman olana sen dost olamazsın. Ona tebliğ edebilirsin. Ona nasîhat edebilirsin. Ona söyleyebilirsin. Kardeş yapma etme Allâh’ın zikrine düşman olursan bak küfre düşmüş olursun. Evliler eğer eşlerden birisi Allâh’ın zikrine düşman ise nikahları düşmüştür.


Toparlayış — «Zikir Mü’minlere Fâidedir, Meallerin Tahrîfâtı»; Hâtime Niyâzı

Tecdidi îmân tecdîd-i nikâh gerekli. Eğer o tecdîd-i nikâh tecdîd-i îmân olmaz size ondan doğacak olan çocuk annesi babası belli veled-i zinâdır. Sen zikret. Zikir müminlere faydalıdır. Âyet-i Kerîme bu. Sen zikret. Zikir müminlere faydalıdır. Zâriyât 51/55. Bunu meancılar sen nasîhat et olarak bunu değiştirmişler. Rabbim bizlere âyet-i kerîmeleri eğip bükenlerden olmasın. Cenâb-ı Hak kendisini zikrettirdiği kullarından eylesin. Her dâim onu zikreden, her dâim ona muhabbet besleyen, onu seven kullarından eylesin. Heva ve hevesini ilah edinip zikrullâhdan geri dönen ve şeytana kulluk eden kimselerden eylemesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Zâriyât 51/55 — «Vezekkir Fe-İnne’z-Zikrâ Tenfeu’l-Mü’minîn»: «Vezekkir fe-inne’z-zikrâ tenfeu’l-mü’minîn» (Sen yine de zikret/öğüt ver; çünkü zikir/öğüt mü’minlere fayda verir) — Zâriyât 51/55; Tûr 52/29 (fezekkir femâ ente bi-ni’meti Rabbike); A’lâ 87/9 (fezekkir in nefe’ati’z-zikrâ); Taberî, Câmiu’l-Beyân 27/5; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 28/233; «zikir-tezkir kelimesinin Mekke döneminde inzâl olması» — bk. M. Fuâd Abdülbâkî, el-Mu’cemu’l-Müfehres; modern okuma — Bediüzzamân, Sözler 24. Söz.
  • Allâh İnsânı Kendisi İçin Yarattı — Halîfe-i Arz: «Ve mâ halaktü’l-cinne ve’l-inse illâ li-ya’budûn» (Cinleri ve insânları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım) — Zâriyât 51/56 (bir önceki âyetin devâmı); «Halîfe-i Arz» — Bakara 2/30; «kendi rûhumdan üfledim» — Hicr 15/29, Sâd 38/72; «emânet âyeti» — Ahzâb 33/72; modern tedrîs — Bediüzzamân, Sözler 24. Söz; Lemalar 30. Lema (esmâ-i hüsnâ bahsi).
  • «Diri ve Ölü Misâli» Hadîsi: «Meselü’llezî yezkurullâhe ve’llezî lâ yezkurullâhe meselü’l-hayyi ve’l-meyyit» (Allâh’ı zikredenle zikretmeyenin misâli, dirinin ve ölünün misâli gibidir) — Buhârî, Daavât 66 (6407); Müslim, Müsâfirîn 211 (779); Tirmizî, Daavât 8 (3380); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/255; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Ankebût 29/45 — «Le-Zikrullâhi Ekber» (Zikrullâh En Büyük İbâdettir): «Ütlü mâ ûhiye ileyke mine’l-Kitâbi ve ekımi’s-salâte, inne’s-salâte tenhâ ani’l-fahşâi ve’l-münker, ve le-zikrullâhi ekber» (Allâh’ı zikretmek elbette en büyük ibâdettir) — Ankebût 29/45; Bakara 2/152; Râ’d 13/28; «zikrin diğer ibâdetlerden üstünlüğü» — Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn «Kitâbu’d-Daavât»; İbn Atâullah, el-Hikem hikmet 196; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Mevcûdâtın Tesbîhi — İsrâ 17/44 ve Cebrî Zikir: «Tüsebbihu lehu’s-semâvâtü’s-seb’u ve’l-ardu ve men fîhinne, ve in min şey’in illâ yüsebbihu bi-hamdihî velâkin lâ tefkahûne tesbîhahum» (Yedi gök, yer ve içindekiler O’nu tesbîh eder; her şey O’nu hamd ile tesbîh eder, fakat siz onların tesbîhini anlamazsınız) — İsrâ 17/44; Hadîd 57/1; Cum’a 62/1; Saff 61/1; «cebrî-ihtiyârî zikir tasnifi» — Bursevî, Rûhu’l-Beyân; modern tedrîs — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Peygamberlerin Mücâdelesi — Nemrûd ve Fir’avn: Hz. İbrâhim aleyhisselâm — Nemrûd kıssası — Enbiyâ 21/68-71; Sâffât 37/97-98; Hz. Mûsâ aleyhisselâm — Fir’avn kıssası — Tâhâ 20/57-79; Şuarâ 26/10-67; «Lût aleyhisselâm-eşcinseller» kıssası — A’râf 7/80-84; Hûd 11/77-83; modern tedrîs — Bediüzzamân, Sözler 23. Söz.
  • «Tövbe + Zikrullâh = Geçmiş Günâhı Hayra Çevirir» Hadîsi: «Mâ ce’lese kavmun yezkurûnallâhe illâ haffethümü’l-melâiketu ve ğaşiyethümü’r-rahmetu ve nezelet aleyhimü’s-sekînetu ve zekerahümullâhu fîmen indehû» (Allâh’ı zikrederek bir mecliste oturanları melekler kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekîne iner ve Allâh onları indindekilerin yanında zikreder) — Müslim, Zikr 38 (2700); Tirmizî, Daavât 7 (3378); Ebû Dâvûd, Vitr 14 (1455); İbn Mâce, Mukaddime 17 (225); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Allâh’ın Zikrine Düşman Kâfirdir» Tedrîsi ve Tecdîd-i Nikâh: «Lâ tecidu kavmen yu’minûne bi’llâhi ve’l-yevmi’l-âhiri yuvâddûne men hâdda’llâhe ve Resûlehû» (Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden bir topluluğun, Allâh’a ve Resûlü’ne karşı çıkanlarla dostluk kurduğunu göremezsin) — Mücâdele 58/22; «kâfirler birbirinin velîsidir, mü’minler birbirinin kardeşidir» — Enfâl 8/73; Hucurât 49/10; «tecdîd-i nikâh-tecdîd-i îmân» fıkhî tedrîsi — Bursevî, Rûhu’l-Beyân; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr (riddet bahsi); modern fıkıh — Hayrettin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku; «veled-i zinâ» tahrîci — Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî.
  • Karabaş Silsilesi ve «Zâriyât 51/55 — Sen Yine Zikret» Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hâcı Haydar → Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş «sen yine zikret» tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Ruh, Kalb, Şeyh, Halife, Silsile, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı