Mesnevî Devâmı — «Kıble Bulamayan Adamın Namâzı» Sahâbe Hâdisesi; Şeyh Enflasyonu
Yani normalde o kimse bir üstade bağlandı. O üstad aslında ehil değildi. Mürşid-i Kâmil değildi. Bu konuda liyakatli bir kimse değildi. Ama derviş ona samimi bir şekilde intisabetle bağlandı. Çünkü bildiği şeyh oydu. İlmi o kadardı. Bilgisi o kadardı. Öyle olunca samimi bir şekilde bir üstada intisabetle samimi. Öyle olunca Hz. Pirden onu tarif ediyor. Diyor ki, en son burada kaldıydık. O kimsenin hali, onun sonu gece kıbleyi bulamayan, kıble yönünü tam tespit edemeyen, onun sonu kimsenin namaz kılması gibidir diyor. Onun namazı nasıl caiziyse, o da bir üstad bulamamış, tanıyamamış daha doğrusu. Üstad bulmuş da, onun mürşidi Kamil mi değil mi, bu konuda bir bilgisi yok. Zahiri ve manevi olarak.
Bu sefer bir üstada intisabetmiş. Onun bu noktadaki hali, karanlıkta kalan kimsenin kıble aramasına benzer diyor. Tabii bununla da alakalı, bilmiyorum geçen hafta anlattın mı, anlatmadın mı, sahâbeler gece namaz kılmak istiyorlar. Gece namaz kılmak isteyince, herkes kendi incinde bir kıble yön tayin ediyor. Ve herkes o yön tayin edince, oraya da bir işaret koyuyor. kim kıbleyi kestirebilmiş mi, kestirememiş mi. Sabah olduğunda bakıyorlar ki, herkes farklı bir yöne namaza durmuş. Öyle olunca bunu Hazret-i Peygamber’e söylüyorlar, sallallâhu aleyhi ve sellem’e. hangimizin namazı tamam oldu. Böyle bir namaz caiz olur mu kıbleye dönülmeden diye, bu sefer Âyet-i Kerîme iniyor. Ne tarafa yönelirseniz yönene, Allâh’ın vecih o taraftadır diye.
Ve böylece hepsinin namazı kabul olunmuş oluyor. Böyle bu noktada da bir kimse samimi, iyi niyeti bir üstada intisâb etti. Ama o üstad da isabet ettiremedi. şimdi önceden yasaktı ülkede her şey. Öyle olunca bir kimsenin kalkıp da ben şeyhim, ben üstadım demesi biraz yürek istiyordu. Böyle olunca da herkes pusuyordu yerinde. Şimdi tabi bu biraz serbest olunca, şeyh enflasyonu oldu ülkede. Herkes sabah erken kalkan ben şeyhim dedi. Veyahut da bir rüya gören veya kendince bir şey gören, herkes sabah ben şeyhim dedi, yürüdü. Hatta rüya görmesine bile gerek yok. İki üç kişi toplandılar, sen şeyhimiz ol dediler. O da ben tamam dedi, o da şeyhlik oldu. dört beş kişi toplandı, bir kurul oluşturdular.
O kuru bir tane şeyh tayin etti. Oldu onlar da şeyh. Bir kimse de gitti, şarkıcı, türkücü, defçi, dümbekçi bir kimseye şeyh diye intisâb etti. O kimse karanlıkta kaldı, hiç kimseden haberi yok. Hiç kimseden haberi yoksa o zaman ne oldu gitti ona intisâb etti sahi bir şekilde. Tabi Hz. Pîr’in bunu yazdığı zamanla bugünün arasında fark var. Neden fark var? o zaman için bir kimsenin herhangi bir böyle başka bir kimseden bir bilgi yok, bir haber akımı yok. Öyle olunca oradaki kimse bir kimseyi duydu, intisâb etti. Şimdi öyle değil tabi. internetten inen bir şey var. Normalde bütün herkes sohbetleri varsa orada, ne bileyim konuşmaları orada. bugün insanın bu noktada daha bilgiye çabuk ulaşabilecek noktada.
Davacı ve yalancı şeyhin can kıtlığı gizlidir. Fakat bizdeki ekmek kıtlığı meydanda. Niçin bunu davacı şeyh gibi gizleyelim? Neden fayda olmadığı halde utanıp arlanarak can çekişelim? davacı şeyhin can kıtlığı gizlidir. can kıtlığı gizlidir dedi o manevi bir yokluk yaşıyor, manevi bir kuraklık yaşıyor. Aslında manen onda herhangi bir şey yok. O yüzden normalde aslında can kıtlığı gizlidir dedi o gıdasız bu noktada böyle bir manevi bir boyutu yok.
«Davacı Şeyhin Can Kıtlığı Gizli» — Manevî Ölü Şeyh Tâbiri
Normalde manevi bir feyzi de yok. Öyle olması normalde o kimsenin kalbi uyanık değil. Kalbi dirilmemiş. Kalbi uyanık olmayınca, kalbi dirilmeyince ondan manevi bir bilgi akması, manevi bir terbiye olması, onun mesela nefis meraatimlerini kat etmesi veya kalbi meraatimleri kat etmesi, o şeyhin kat ettirmesi veya kendisinin de kat etmesi mümkün değil. Çünkü o nefis meraatimlerini bilmiyor, kalbi meraatimleri bilmiyor. Ama öyle olunca normalde bir dervişe böyle bir manevi bir eğitim verecek, manevi bir bilgi aktarımı yapabilecek şey değil. okurlarsa kitaptan okurlar, okuyamazlarsa konuşacakları bir şey yok. Çünkü kalplerinde ilm-i ledün tecelli etmemiş, kalplerindeki o perde kalkmamış, kalbi perdeli.
Öyle olunca gözü de perdeli, dili de perdeli, kulağı da perdeli. Öyle olunca normalde o kimsenin aklı da, kalbi akla tabi değil. O yüzden bunlar aslında kendince zahiren canlı ama manen ölü bu tip insanlar. Çünkü bir kimsenin kalbi harekete geçmediyse o kimse zahiren canlı gibi görünür ama manen ölüdür. Çünkü normalde onların hakikatten, marifetten konuşmaları da mümkün değildir. Ancak kitabi bir bilgiye sahip olabilirler. Kitabi bir bilgiye sahip oldukları için 500 yıl önceki bir kitabı okudularsa 500 yıl önceki kitabı bilgiye veya 1000 yıl önceki kitabı bilgiye sahipler. Oysa zaman değişmiş, insanlar değişmiş, algılar değişmiş, bakış açıları değişmiş. İnsanların bu noktada bilgiye erişmeleri daha kolay.
O yüzden ve hatta manevi hastalıklar değişmiş. Bölgeye göre değişir, şehre göre değişir, kazalara, köye göre, yaptığı işe göre o kimsenin manevi hastalıkları değişir. Ama velakin bu normalde canı kıt olan manen ölü olan bir kimsenin bunlardan haberi olmaz. Bunlardan haberi olmadığı için o normalde gizli bir kıtlık içerisindedir. Ona bir şey sorsan bana de sonra da. Ne desen sonra diyecek, ne sorsan sonra diyecek. Onun bu konuda bir etkinliği ve yetkinliği yok. Allâh muhafaza eylesin. Çünkü bu konuda bu meseleler iddia edilecek bir mesele de değil. Çünkü bu Cenab-ı Hakk’ın kendi zat-ı uluhiyetinde var olan bir şey. Bunu bir kimsenin ulufe dağıtır gibi dağıtması da mümkün değil. A’râf 7/178-179. Allâh kimi hidayetine erdirirse muhakkak ki o doğru yolu bulmuştur.
Demek ki normalde Cenab-ı Hakk’ın hidayete erdirdiği olacak o kimse. Ve Allâh hikmeti dilediğine verir. Başka bir âyet-i kerîme. O kimse Cenab-ı Hakk’ın hikmet verdiklerinden olacak. Önce ki ne olacak? Hidayete erdirdiği kimse olacak. Ardında ne olacak? Hikmet verilen kimse olacak. Ama yok, hidayete erdirilmemiş, o kimseye hikmet verilmemişse o zaman o sapkınlardan oldu. Sapkınlardan ve sapıklardan oldu. Kimi de saptırırsa, onlar hüsrana uğramış kimselerdir. o kimse saptıysa olmadan oldum dediyse, bilmeden bildim dediyse, kendi heva ve hevesini ilah edindiyse, kendi nefsinin doğrultusunda yürüyorsa, koşuyorsa, onların kalpleri vardır fakat anlamazlar. Bakın kalpleri vardır anlamazlar. Âyet-i kerîme.
Kalpleri vardır anlamazlar. algılacak olan, anlayacak olan kalp.
A’râf 7/178-179 — Hidâyet-Hikmet Verilmeyen Kalbi Kör; Hayvândan Daha Aşağı Sapkınlar
Yani kalbi aklın çalışması gerekir. Kalbi aklın çalışmazsa o kimsede o zaman o kalbi körlerden olur. Fakat anlamazlar. Gözleri vardır, görmezler, kulakları vardır, işitmezler. onlar hayvan gibidir hatta daha sapıktırlar. O kimse kalbi körlük yaşıyor, o kimse kalbi perdeleri açılmamış. Ama o kimse, bir kimse açılmamış kendince o müritlik yapma, mürit olma noktasında. O kendisinde böyle bir şeyin olmadığını biliyor, bir üstad bulmuş. O üstada intisâb etmiş ama intisâb ettiği üstad kalbi var ama kalp kör, kalp perdelenmiş, kalp kararmış anlaması mümkün değil. Çünkü sapkınlardan olmuş ve normalde gözleri var görmezler. o kalbin de bir gözü var ama kalbin gözü kapalı. Neden? O kimsenin kalbi çalışmadığından dolayı manevi gözü kapalı.
Kalbi çalışmadığından dolayı manevi kulağı da kapalı. Onu normalde manevi olarak da işitmesi mümkün değil. bazen size anlatırken diyorum ya sen oturursun zikrullâh’a Allâh’ı zikretmeye başlarsın. sen onu mevcut kulağınla duydum zannedersin. Bir ıslık duyarsın, bir ses duyarsın. Bakınırsın etrafa ses yok. O senin manevi kulağının açılmaya yön tuttuna işaret. Ondan korkma. Veya hatta biz diyoruz ya o kimse hal gördü veya yakaza oldu. O kimse uyar uyu uyanıklık arasında zikrullâh yaparken gözünün önünde bir şeyler cereyan etti. Onun kalp gözü açılma safhasında. Bakın onun kalp gözü açılma safhasında. O zaman kalpleri vardır onlar görmezler noktasından çıkıyor o derviş. Ve kulakları vardır duymazlar o derviş o halden çıkıyor.
Eğer kalbi mühürlendiyse sapkınlardan olduysa onda bu tip tecelliler yok ve onlar hayvan gibi. bir kimsenin böyle kalbi çalışması yok ise çünkü kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur. Âyet-i Kerîme bu. O kimse Allâh’ı zikretmiyor. Allâh’ı zikretmediği için kalbi mutmain olmuyor. Allâh’ı zikretmediği için kalbine şeytan yerleşiyor. Kalbine şeytan oturuyor. Kalbi ihata eden şeytan. Böyle olunca o kalbi bir körlük yaşıyor. Kalbi bir körlük yaşayınca o kimsenin manevi gözü açılmıyor. O kimsenin manevi kulağı da açılmıyor. Ve o kimse bu halinden haberdar olsa oturacak iman edecek. Hidayete ermesi için duâ edecek. Allâh’ı zikretcek ibadet edecek. Ve bu noktada kalbi anlayışa açılacak. Kalbi perdesi kalkacak onun.
Ama bunun da farkında değil. Böyle olmasına rağmen bir cemaatın başına geçmiş kendince şehlik yapıyor. Dervişleri ütüyor. Etrafına zarar veriyor. Etrafına faydalı olacağına etrafına zarar veriyor. o sapkınlardan oldu ve hayvandan daha aşağı var.
«Sapkınlarla Aynı Toplumda Yaşamak Kabir Azâbıdır» — Çıplaklar Kampı Bahsi
Ya düşünebiliyor musunuz? Herhangi bir Müslüman için de geçerli bu. O kimse Müslüman ama o kimsenin normalde kalbi aklı çalışmadı. Kalbi idraki yok. Kalbi feraseti açık değil. Onun kalbinde ferâset nuru ihvata etmemiş. Açılmamış. Onda basîret olmamış. Bu sefer o kimsenin manevi gözü de kapalı. O kimsenin manevi kulağı da tıkalı. Allâh muhafaza eylesin. O kimse heva ve hevesini ilah edinmiş. Heva ve hevesini ilah edindiği için o sapkınlardan oldu. Hayvandan daha aşağı bir varlık oldu. Hayvandan daha aşağı bir varlık oldu. Bazen bu âyet-i kerîmeyi okuduğumda Cenab-ı Hakk’a sonsuz hamd ediyorum. Sonsuz şükrediyorum. Bizi bir mürşid-i kâmille buluşturmuş, tanıştırmış. Bizi zikrullâh halakasında buluşturmuş, tanıştırmış.
Ve zikrullâh halakasında bu seneye kadar bizi, beni kendim için söyleyeyim, zikrullâh halakasında devam ettirmiş. Bu sonsuz bir lütuf, bu ikramı, bu ihsanı görmemek, bu Cenab-ı Hakk’ın lütfunu, ihsanını görmemek gerçekten körlüktür. Cenab-ı Hakk’a hamd ediyorum ki bizi hayvanlıktan kurtarmış. Diğerleri hayvan hatta daha sapıktırlar. hayvandan daha sapık, hayvandan daha aşağı. İmandan haberi yok, hidayetten haberi yok, İslâm’dan haberi yok, Kur’ân’dan haberi yok. Hatta düşman. Sapkın, bu sefer hayvandan daha aşağı bir varlık. Veyahut da zikrullâh’a düşman, tarikata düşman bilir bilmez. O kimse zikrullâh’a düşman, hayvandan daha aşağı varlık. Bakın hayvan değil, hayvandan daha aşağı bir varlık.
Ve insanlar bu hayvandan daha aşağı varlık olan insan görünümündeki sapkınlarla aynı toplumda yaşıyor. Bu normalde dünya olarak baktığımızda kabir azabı olarak bir müslümana bu yeter. Sapkınların arasında yaşamak, çıplakların arasında yaşamak, her türlü mel’anetin yaşandığı bir toplumda dinini muhafaza edip, imanı muhafaza edip orada yaşamaya çalışmak samimi söylüyorum kabir azabı gibi. bugün kendini bilen bir müslümanın sokakta yürümesi zor. Kendini bilen bir müslümanın bir alışveriş merkezinde yürümesi zor. Çarşıda yürümesi zor. Orada burada yürümesi zor. Ve dışarı çıktığında kendini bilen bir müslüman sanki çıplaklar kampına girdi. Çıplaklar kampında dolaşıyor sanki. kadınların yatak odasında kocalarına giyecek olduğu kıyafetlerle şimdi insanlar dışarıda dolaşıyor özgürlük adına.
Bunun da adına özgürlük denmiş. Teşhirciliğin, pornogrofenin adı özgürlük oldu ülkede. Bildiğiniz porno. Teşhir de değil artık bunlar. Bildiğiniz porno. Dışarıda porno izliyorsunuz. Millet otobüste sevişiyor, trende sevişiyor, yolun kenarında sevişiyor, yolda sevişiyor, banklarda sevişiyor. Pastanelerde sevişiyor, ticaret hanelerde sevişiyor. Ne bileyim o alışveriş merkezlerinde sevişiyor. Bildiğiniz porno, pornografi izliyoruz. Teşhiri geçti. Ya bana görünüyor bunlar? Ben sokağa çıkamıyorum. Nasıl çıkıyor insanlar bilemiyorum. bir elli adım, yüz adım bir yere gidecek oluyorum. Kafamı nereye çevireceğimi şaşırıyorum. Bunlar evet bu hidayetten nasibi olmayan, imandan nasibi olmayan ve İslâmî bir hayattan İslâmî bir tesettür sisteminden haberi olmayan. porno sanatçısı gibi dolaşan sanatçı da diyemeyiz onlara.
Bugün şarkıcılarımız, türkücülerimiz, türkücüler demeyeyim de orta yerde konsere çıkanlar belli. Bikiniyle konsere çıkıyorlar ve bunu özgürlük diyorlar ve bu Müslüman halkın çocukları da ne yazık ki onlara gidiyor. Artık onlar da nasıl gidiyorsa bu son dönemlerde örtülü kadınlar da kızlar da gitmeye başladı. Porno izlemeye gidiyor herkes ve hiç kimse de buna bir şey demiyor. bir çarşaflı bir kadın yolda yürüyünce herkes ona hakaret ediyor. İnsanlar ona hakaret gözüyle bakıyor. Hakaret bakışlarının altında yürüyor. Sakallı bir kimse, böyle kadınlar belli böyle seslerini duymuyorum. Zahiren sakala laf söylüyorlar, laf söylüyorlar. Erkekler laf söylüyor. Kendi içlerinden laf söylüyorlar. Ve sakallı, cübbeli veyahut da örtülü, tesettürlü bir kadına bildiğiniz saldırı var.
Manevi olarak da, zahiri olarak da. Ve herkes suskun ama bir kendisini sanatçı adı takılan porno, pornografi elemanı şarkıcıyım de çıkıyor.
«Kimi Seviyorsan Osundur» — Allâh’ı Zikredeni Sevmek Allâh’ı Sevmektir; Şehîdler Diridir
Ona hiç kimse bir şey demiyor. Ve izleyicisi çok düşünebiliyor musunuz? Satın alanı çok. Allâh muhafaza eylesin. Bunlar sapık, bunlar sapkın ve bunlar hayvandan daha aşağı bir varlık. Değer verenler, kıymet verenler hayvandan daha aşağı bir varlığa kıymet verdiklerinden dolayı kendileri de aynı sıta öde. Siz sapkın bir kimseye değer verirseniz siz de sapkınlardansınız. Kumarbaza değer verirseniz siz de kumarcılardansınız. Siz ayyaş bir kimseye değer verirseniz siz de ayyaşlardansınız. Siz Kur’ân’a küfreden bir kimseye değer verirseniz siz de aynısınız. Siz Kur’ân’a karşı gelen bir kimseye değer veriyorsanız siz de aynısınız. Değişen bir şey yok. Siz Allâh ve Resulünle dost olan bir kimseye dost olduysanız Allâh’a dostsunuz.
Siz Allâh ve Resulünü çok seven bir kimseyi siz de sevdiyseniz evet siz de Allâh’ı çok sevdiniz. Bunun karşılığı Allâh ve Resulüne düşman olana sen dost olursan sen Allâh’a düşman oldun. Sen Allâh’a düşman oldun. Sen Allâh’ı zikredene dost olursan Allâh’a dost oldun. Sen Allâh’ı zikredene düşman olana dost olursan sen Allâh’a düşman oldun. Düşünebiliyor musunuz evimizde, çarşımızda, iş yerimizde, memleketimizde dolaşan insan kimle dostsun, kimi seviyorsun, kimi seviyorsun, sevdiğin nerede dolaşıyor, neyi seviyorsun, Hz. Pîr başka bir mesleminin meyitinde neyi seviyorsan osundur der. sen kafiri seviyorsan kafirsin. Sen mümini seviyorsan müminsin. Sen Allâh dostunu seviyorsan Allâh dostusun. Başka bir şey değil.
Allâh muhafaza eylesin. bu kimselerin dışları canlı içleri ölü. Biz o insanlara bakarken bu canlı diri diye görüyoruz ama değil bunlar ölü. Çünkü normalde başka bir hadîs-i şerifte hep söylerim ya, ey ashabım size ölüyle dirinin arasında söyleyeyim mi söyle. Allâh’ı zikredenler diri, Allâh’ı zikretmeyenler ölü gibidir. Allâh’ı zikredenler diridir. Allâh’ı zikredenler o zikirle ölürse mezarlarında bile diridir. Onlar kabirlerinde de diridir. O yüzden Allâh yolunda ölenlere siz ölü demeyiniz. Âyet-i kerimesi onlar için de geçerli. Onlar nefisleriyle mücadele ettiler. Onlar heva ve hevesleriyle mücadele ettiler. Allâh yolunda durmak için, o hidayet dairesinde durmak için her şeylerini feda ettiler.
Ve dilleri zikrullâh ile ıslak olarak ve son nefesleri tevhid ile, zikrullâh ile öldüler. Onlar toprakta da diriler, mahşerde de diriler. Onlar kabirde de diriler, her yerde diriler. Çünkü Allâh’ı zikirle hemhal olan dilinde ve kalbinde zikrullâh ile vefat eden bir kimse diri. Ebediyen diri hem de.
Bakara 2/273 — «Nice Fakîr İffet Sahibi»; Sufî Dilenmez; Hz. Ömer Hâdisesi
Ama öbür kür zikrullâhdan uzak zikrullâh’a düşman diriymiş gibi görünse de o ölü. Hz. Pîr devam ediyor. Bizdeki ekmek kıtlığı meydanda, bizdeki ekmek kıtlığı meydanda şimdi fukarâ dergâh. Ekmek kıtlığı dergâh fukarâ. Orada normalde lüks yemekler yok, ihtişamlı sofralar yok. Orada böyle şatahat yok, şatafat yok Hz. Pîr’in sofrasında. Ve normalde bizdeki diyor durum meydanda bizdeki durum ne? Ekmek kıtlığı. Öbür künde durum ne? Onda manevi kıtlık var. Ama dergahta ne var? Orada ekmek kıtlığı var. zahiri kıtlık var. Evet sen normalde dergâh gittin bir çorba verirlerse içeceksin. Veyahut neyse yemek o günkü onu içeceksin varsa, yoksa o da yok. Hz. Pîr diyor ki bizdeki kıtlık meydanda ne bu? Ekmek kıtlığı.
Ama o fukarâlık normalde çünkü normal sufî topluluklarda sufî dergahlar çok zengin değildir. Zahir olarak. Sebep onlar dilenmezler, onlar istemezler, onlar halka el açmazlar. Aman yok tekke yapacağız, para toplayalım, şunu yapacağız, para toplayalım, şuyumuz yok para toplayalım. Bunlar istemezler. İstemeyince de insanlar onlara vermez zaten. Gider gösteriş yapan, şatahat yapan, şatafat yapan veya orada saygınlık kazanacağını düşündüğü yerlere insanlar verir. Ama öbür türlü fukarâbî dergâhı, fukarâbî yer insanlar oraya vermezler. Orada bir gösteriş yok, şatahat yok, şatafat yok. Oraya bir para verince oradan demeleri lazım. Oo filancı efendi hoş geldiniz onu şuraya başka şey alalım. Oo fişmanca hoş geldin seni şöyle alalım.
Öyle olması lazım. Bizimkinde öyle değil, bizde diyorlar ki oradan kalk buraya otur kıyamet kopuyor. Öyle para verenler bir yerde, yüksek memurlar bir yerde, onların dersleri bir yerde. Tabi ya öyle olması lazım. Burada herkes yere oturmuş ne olursan ol, kim olursan ol. E böyle olunca tabi zenginler tercih etmiyor. kendisini zengin gören fukaralar tercih etmiyor. Öyle olunca Hz. Pîr’in dergâhı da aynı. O da fukarâ. Diyor ki bizdeki ekmek kıtlığı meydanda. Ama Bakara 2/273 ne diyor? Nice fakir vardır ki kendilerini iffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. Nice fakirler vardır iffetlidir. O iffet abidesi gibidir. Hiç kimseye el açmaz. Hiç kimseden hiçbir şey istemez. Ama fukaradır. Fukarâ olduğu halde herkes onu zengin zanneder.
Allâh onu zengin gösterir. Allâh onu zengin gösterir. Oysa yoktur onda. Ama herkes onu zengin zanneder. Neden? Bakarından dolayı. Neden? Iffetinden dolayı. Neden? Dilenmediğinden dolayı. Neden? Kendisinin ihtiyacı varmış gibi göstermediğinden dolayı. Çünkü sufî ihtiyaç sahibi olduğunu göstermez insanlara. bazen sohbetlerde derim ya, Sen kazancının %10 fazlasından giyin. İyi giyin. Neden? Seni bu derviş, bu fukarâ bu istemeye gelmiş, dilenmeye gelmiş demesinler. Yoksa dervişlerin adını çıkarmışlar ya sufilerin adını. Dilenen, istenen, zayıf, vur ensesine, or hakir gör. Ona kibirlen, öyle görmüşler. Hatta sen sufiyim deyip de kibirlenince bir salak oluyorlar. Beklemiyor. Hep Müslümanları böyle zayıf, kimliksiz, kişiliksiz.
Böyle istediği gibi, böyle şamar olanı gibi şamarlayacak. Öyle görüyor. Ama karşısında vakârlı, heybetli, vakârlı, heybetli ne yaptığını bilincinde o kimse mü’min, sıra dağlar gibi metin duruyorsa bu sefer pusuyor. Hayırdır, ne kardeş? Kilon kaç para senin deyince duruyor. Beklemiyor öyle bir şey. Ama Müslümanlar, mü’minler ne yazık ki kendi üzerlerinden İslâm’a kötülük yapıyorlar. Dilenerekten. Dilenmek yok İslâm’da. Kim dilenir? Bir günlük yiyecek ekmeği olmayan bir kimse dilenir. O da ne kadar? Bir öğünlük dilenir. Bir öğünlük yemeği bulduysa onun dilenmesi caiz değildir. Bir öğünlük yemeği buldu, onun dilenmesi caiz değildir. Hazret-i Ömer efendimiz’e şey’enillah dedi bir kimse. Baktı, sırtında torba var.
Torbasındaki buğdayı, arpeyi ne varsa kendi devesinin önüne attı. Onu o zaman bir akçe verdi. Şimdi senin dilenmen caiz dedi, bir akçe verdi. senin bir günlük ekmeğin varsa dilenemezsin. Sufî bir günlük ekmeği olmasa dahi dilenmez. Onun dileneceği bir tek yer vardır Allâh. O başka bir yere dilenmez. O Ya Rabbi der. Oturur Allâh’ı zikreder.
Yâsîn 36/21 ve Zümer 39/52 — «Sizden Ücret İstemeyenin Peşinden Gidin»; Hz. Peygamber’in Eşleri Olayı
Ve Cenâb-ı Hak onun ihtiyacı olan şeyi neyse ayağına getirir. Ayağına getirir. Senin dilenmene ihtiyacın yok. Otur Allâh’ı zikret. Ne ihtiyacın var ise Cenâb-ı Hak senin ayağına getirecek. Ne ihtiyacın varsa az zikredersen olmaz. Sen Allâh’ı zikret. Hatta daha ileri boyut. Eşse eş, çocuksa çocuk, malsa mal, paraysa para, arabaysa araba, katsa kat, yatsa yat. Allâh senin önüne getirecek. Allâh’ın vadi haktır. Cenâb-ı Hak hadisi kutsi de Allâh’ı zikrettiğinden dolayı kendi ihtiyaçlarını dile getiremeyenin bütün ihtiyaçlarını Allâh görür diyor. Buna iman et. Ne ihtiyacın varsa Allâh senin ihtiyacını görecek. Sen yeter kaldığı zikret. Sen Allâh yolunda koş. Senin ihtiyacını görecek olan Allâh. Çünkü bütün peygamberlerin dilinden bizim ücretimizi verecek olan Allâh, bizi doyuracak olan Allâh.
Peygamberlerin dilinden. Tebliğden dolayı sizden bir ücret istemiyoruz. Peygamberlerin dilinden. Peygamberlerin dilinden. Yâsîn 36/21. Sizden ücret isteyenlerin peşinden gitmeyin. Sizden hiçbir şey istemeyenler var ya evet onlar hidayete erdirilmiştir. Sizden bir şey istemeyenlerin peşinden gidin. Birisi sohbet ediyorum, zikrullâh yapıyorum, yok şunu yapıyorum, yok bunu yapıyorum. Sizden bir ücret istiyorsa, sizden bir yardım talep ediyorsa o hidayete erdirilmiş değil. O Allâh’a güveni olmayan bir kimse. O Allâh’a yaslanmayan bir kimse. O Allâh’tan dilenmeyen bir kimse. Yok hayır. O başka bir yola çıkmış. Allâh muhafaza eylesin. Zümer 39/52. Allâh’ın rızkı genişletip daraltması bir imtihandır.
O zaman senin rızkının daralması ve genişlemesi senin imtihanındır. Sen ona buna saldırma, ona buna yüklenme. Rızkı genişleten de daraltan da Allâh. Sana parayı genişleten de daraltan da Allâh. Kapitalist sistem gibi düşünme. Sen çalış gayret et. Seni genişliğe ulaştıracak olan Allâh. Senin daraltını alacak olan Allâh. Sana lütfetecek, ikram edecek, ihsan edecek olan Allâh. Senin derdine derman olacak olan Allâh. Senin darlığını genişletecek olan Allâh. Senin sıkıntını ortadan kaldıracak olan Allâh. Senin başındaki belayı, müsubeti ortadan kaldıracak olan Allâh. Sen Allâh’ı zikret. Allâh’la hemhal ol. Sen merak etme Allâh’a güven. Allâh’a dayan sen. Sen merak etme. Senden bir şey kopar giderse Allâh daha iyisini, daha yenisini sana verecek.
Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin eşleri dünyalık istediler. Hazreti Resûlullâh’tan, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den. Allâh Resûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri onlarla tartışmadı, bir şey yapmadı. Evinin damına çıktı. Birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün evinin damında yaşıyor. Hz. Ebû Bekir Efendimiz geldi, Hz. Âişe Annemize. siz Allâh Resulüne bir şey mi dediniz? Hazret-i Ömer Efendimiz geldi Esmâ’ya. Siz ne yaptınız Peygamber’e? Dama çıktı, damda yaşamaya başladı. Ve Cenâb-ı Hak üçüncü gün âyet-i kerimesini indirdi. Ey Habibim hepsini de boşa, Allâh sana daha iyisini daha yenisini verecektir dedi. Hatta Hz. Âişe Annemiz dedi ki Allâh Muhammed’e çok cömert. Bu ayette sonra.
Bu âyet-i kerîme geldi herkes tuz buz oldu ortalıkta. Allâh sana daha iyisini daha yenisini verecek dedi. Evet, kadın erkek, sen Allâh’ı zikret. Ve senden bir şey gittiyse, kadındır, çocuktur, maldır, paradır, puldur, dosttur, arkadaştır. Senden bir şey gitti. Vallahi de billahi de tillahi de. Allâh sana daha iyisini daha yenisini verecek. Sen Allâh’ı zikretmeye devam et. Sen Allâh’ı zikretmeye devam et. Sen o zikrullâhı kendine tac eyle. Kendine mihmandar eyle. Kendine yol eyle. Ve zikrullâhı kendi kalbine oturtmak için uğraş. Gerçekten Cenâb-ı Hak ihya edecek seni. Herkes dağıldı derken Allâh seni toplayacak. Herkes yerli yeksan oldu derken Allâh seni diriltecek. Herkes tozu dumanı kalmayacak derken Allâh senden kocaman bir çınar ağacı yapacak.
Ve seni terk edenler, ve sana sırtını dönenler, ve seni böyle dudağının ucuyla küçük görenler şaşırıp kalacaklar. Allâh seni çünkü mihmandar eyleyecek. Allâh seni aziz edecek. Sen Allâh’ı zikret. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder. Sen zikretmeye devam et.
Curûf Metaforu — «Demir Ateşte Saflanır»; Zikrullâhın Etrafındakileri Temizleme Gücü
Ve senin üzerinde sana yara açmayanlar dökülüp gidecek. Senin üzerinde sana layık olmayanlar senin üzerinden ve etrafından dökülüp gidecek. Sen Allâh’ı zikretmeye devam et. Bakın bu ister eş olsun, ister çocuk olsun, ister mal olsun, ister araba olsun, ister para olsun. Ne olursa olsun sen Allâh’ı zikretmeye devam et. Ve sen Allâh’a yaslan, Allâh’a dayan. Yemin ediyorum ne kadar senin etrafında ve sende curûf var ise o curûflar seni terk edip gidecek. Dökülecekler senin üzerinden. Çünkü nasıl bir demiri sen bir ocakta kızdırırsan demirin üzerindeki curûflar dökülür ise, ben metal işlerinde okudum. Demiri atarsın ocak, körüyü de basarsın. Körü basınca demirin üzerindeki curûflar dökülür. Böyle kırmızıdan sarıyor denen bir renk alır demir.
Ve öyle olunca ona istediğin şekli verirsin. Ona istediğin şekli verirken altında ör, elinde çekic. Üstadın elinde hem çekic vardır hem örç vardır. Sen o ateşin içerisine girince manevat sana şekil verir. Yeni bir kimlik verir. Ve üzerindeki curûflar gider. Her imtihan senin üzerindeki curûfların dökülmesine sebep olur. Sen öf bile deme. Allâh’ı sabret, Allâh’ı zikret ve mücadele ne devam et. Sen ister senin kendi şahsi üzerinde olsun. İsterse bulunduğun dergâhda, toplulukta olsun. Nerede olursa olsun, isterse ailende olsun. Ne kadar curûf var ise etrafında onlar dökülüp gidecektir. Çünkü o ateşe dayanamayacaktır. Birey olarak sen o zikrullâh’a devam et. Senin etrafındaki veya sendeki curûflar da dökülüp gidecektir.
Takva bozacaktır etrafındakileri. Allâh sevgisi bozacaktır etrafındakileri. Onlar çünkü Allâh’ı hakkıyla sevmiyorlar. Allâh’a hakkıyla kulluk etmiyorlar. Sen takvâ sahibi olunca dökülecektir etrafındaki curûflar. Senin istenmeyen adam istenmeyen kadın olabilirsin. Neden? Takvandan dolayı. Neden? Allâh’a olan yakınlığından dolayı. Çünkü sen ibadet düşünüyorsun, zikrullâh düşünüyorsun, sohbet düşünüyorsun. Allâh yolunda koşuşturmak düşünüyorsun. Öbür gün gezmek düşünüyorsun. Öbür gün ne düşünüyorsun?
«Varlığımızı Saklamayız» — Sufî’nin Şeffâflığı; Bursa Kasap Hikâyesi
O heva ve hevesini ilah edip, o kendisinin nefsi bir keman çalıyor. O kemanın önünde oynamak istiyor. Nefsi zurna’ya geçiyor, o zurna’nın önünde oynamak istiyor. Nefsi neyi istiyor? Saz, denbek, dünbek istiyor. O onun önünde oynamak istiyor. Ama sen zikrullâh yapmak istiyorsun. O dökülüyor etrafından. Üzülme. Mahzun dolma. Allâh seninle. Bırak. Giden nereye gidiyorsa gitsin. Hatta ne diyorum ben? Biz iyice yayı gereriz. Daha uzağa gitsin. Bizden uzak olsun. Evet. Cüruf çünkü. Allâh muhafaza eylesin. Bizler bu sufî ate sözüdür. Biz fukaralımızdan, biz ekmek kıtlığımızdan, bizim bu noktada zahir olarak herhangi bir eksikliğimizden utanmayız. Tüccarların arasında meşhur sözdür bu. Varını veren utanmamış.
Varını veren utanmaz. Bizim o yüzden bu noktada hamd olsun bir sıkıntımız yoktur. O yüzden bizim normalde asıl utanacağımız şey bizim, asıl utanacağımız şey manevi olarak bizde hazinenin olmaması. Hazine boş manevi olarak. Asıl utanmamız gereken bu. Kalp çalışmıyor. Asıl utanmamız gereken yer bu. Manevi gözümüz açılmamış. Asıl utanmamız gereken yer bu. Manevi kulağımız açılmamış. Asıl utanmamız gereken yer bu. Kalbimizde basîret nuru harekete geçmemiş. Asıl utanmamız gereken yer burası. Biz fukaralımızdan utanmayız. Bizim şatahatımız yok, şatafatımız yok. Utanmayız bundan. Biz arkadaşlara özel yemekler veremeyiz. Utanmayız bundan. Bizim derviş yemeği, bir çorbamız olur. Derviş yemeği, bir pilavımız olur bizim.
Bu kadar. Bundan da utanmayız. Neden biz sadece pilavda oturuyoruz? Utanmayız bundan. Varını veren utanmamış. Cenab-ı Hakk’a müdür olsun. Asıl utanılacak olan şey o kimsenin kalbi ilimlerden uzak olması. Asıl utanılması gereken şey onun kalbi harekete geçmemiş. Kalbi harekete geçmediğinden dolayı ilm-i ledün onda olmamış. Asıl utanılması gereken bu. Hazret-i Pîr devam ediyor. Niçin bunu davacı şeyh gibi gizleyeyim? biz fukaralığımızı, ekmek fukaralığımızı, yemek fukaralığımızı veya tabi bir kimsenin bizim bu noktada belli halimiz. Bundan dolayı biz neden gizleyelim ki bunu? Bundan dolayı biz gizlemeyiz. Bundan bir sıkıntımız yok. Bizim normalde gösterişe de, riyae de ihtiyacımız yok. Olduğumuzdan fazla göstermeye de ihtiyacımız yok.
Aman bizi zengin görsünler, böyle bir derdimiz yok. Aman bizi paralı görsünler, böyle bir derdimiz yok. Aman bizi bürokrasi, bürokrasiye kul köle olalım. Böyle bir derdimiz yok. Aman bunların dostları var. milletvekili yok, meclis başkan yardımcısı yok. Cumhurbaşkanlığında onun böyle danışman var orada. İşlerini onlar görüyor. Yanımızda Cumhurbaşkanı’ndan danışman validir, savcıdır, hakimdir. Bizim böyle bir şeylerimiz yok. Biz fukaral insanlarız. Bizim bürokraside de öyle tanıdığımız falan kimse yok. Bizim öyle siyasette de tanıdığımız kimse yok. Bizi de çok sevmezler zaten. Hatta büyük bir çoğunluğu hiç sevmez. Bundan bir gocunduğumuz bizim bir şeyimiz yok. Neden gizleyelim bunu? Bazen kardeşler telefon açıyorlar.
Belediye de tanıdık var mı? Vallahi yok diyorum ben. İnanamıyor hiç kimse. Kimisi telefon açıyor, beni bir şey zannediyor. Diyor ki bir milletvekili tanıdık olsa bu işimiz çözülecek. Yok diyorum hiç, kimseyi tanımıyorum ben diyorum. Bizi hiç kimseyi tanımıyoruz biz. Ne milletvekili, ne bürokrat, ne belediye başkanı, ne yancısı, ne rüşvetçisi, ne bilmem nesnesi. Tanımıyoruz hiç kimseye. Millet de böyle vardır tanıdığı diye. Hatta biri söyle dedi. Aa Mustafâ hocam dedi. Senin hiç kimse tanıdığın yok mu dedi. Yok dedim ben. Ya dedi baya baya yok diyorsun dedi. E var yokken dedim var mı diyeyim, yalan mı söyleyeyim dedi. Bizim böyle bir yoksa yok bizde. Bu konuda da bir riakallık yapmaya da ihtiyacımız yok.
Saklamaya da ihtiyacımız yok. O yüzden normalde bizim bu noktada hiçbir derdimiz yok. Biz o yüzden gizlenecek bir şeyimiz de yok bizim. Ne gizleyelim ki? Biz ortadayız. Sohbetlerimiz de ortada. Yaptıklarımız da ortada. Bizim durumumuz da ortada. Biz öyle millet de ama Cenâb-ı Hak nice fukaralar vardır. Herkes onu zengin zanneder diyor ya. Dışarıdan öyle görünüyoruz ama. Gerçekten öyle görüyor. Annem bile inanmadı benim iflas ettiğimi. Dedim ya ben iflas ettim. Bir milyon dolar borcum var dedim. Durdu böyle sen halledersin dedi bana. Ulan dedim ya insanın anası inanmayınca kim inanacak dedim. Hatta ben iflas ettim diyorum. Bazıları diyor ki böyle çok samimi geliyor. Abi nereye kaçırdın paraları diyor.
İnanmıyor adam baktım böyle. Dedim yok ya iflas ettim ya dedim. Borcum var nereye? Millet gitmiş birilerini bulmuş. Yok İstanbul’dan mülk mü aldı? Yok başka yerlerden nereye gidiyor? İstanbul’a sohbete gidiyorum. İstanbul’dan mülk aldım zannetmişler. Tapudan elemanlar bulmuşlar. İstanbul’da benim adıma mülk varıyorlar. Bulursanız söyleyin dedim ya. Satayım oraya borçlarımı ödeyim dedim. dışarıdan tabii çok parlıklı görünüyoruz elhamdülillah. Daha parlıklı demeyeyim. Zengin. Çünkü zenginlik ayrıdır varlık ayrıdır. Zenginlik parayladır. Varlık tapuyladır. Dışarıdan bakıldığında demek ki ben öyle görünüyorum. Sıkıntı yok. O da Bakara âyetleri var ya Bakara. Sen nereye gidersen git herkes seni böyle zengin, cavcaflı bir şey zanneder.
Elhamdülillah ben bundan bir sıkıntım yok haberim. Tabii problem yok. Ben bir de şatahat yapıyorum ya hepinizden en zengin benim diyorum. Aslında ben onu manevi olarak söylüyorum. Ama maddi manevi ikisini de söyleyeyim. Ben hepinizden de zenginim elhamdülillah. Varsa benden daha fazla zenginim diyen bu gece çökerteyim onu. Onu bizim eski dükkanın üstünde kasap Mustafâ vardı. Fidekızıklı. Öyle bir mevzu oldu.
Heybet, Vakâr ve Derviş Yürüyüşü — «Sümsük Salaktan Derviş Olmaz»
Böyle baktım. Dedim öksüz. Bursa’nın en zengin adamı benim dedim. Böyle baktı şimdi. Varsa benden daha zengin dedim. İsim söyle bu gece çökeceğim dedim ona. Bu kaldı. Bu öbür tüketlerden bir şey oldu. Bu kaldı. Bu öbür taraftaki esnaflara demiş bu demiş mafya babası be. Çökeceğim diyor demiş ortalığa. Oradan üst taraftaki komşu geldi. Ne dedin öksüz’e ne demişim dedim. Senden için mafya babası diyor dedi. O öyle görmüş demek ki dedi. Söyleyecek bir laf yok. O yüzden şimdi insanlar böyle karşıdaki kimse de Allâh onu gösteriyor. Seni çok güçlü gösteriyor. Bunda bir sıkıntı yok. Bakara âyet tecelli ediyor. Öyle değilim deme sakın ha. Öyle dersen Allâh’ı yalancı çıkarırsın. Şimdi de bu tarafı var.
Var elhamdülillah diyeceğim. Allâh öyle göstermiş seni çünkü. Bu muhteşem bir şey. Eşine öyle gösterir çocuklarını öyle gösterir. Arkadaşlarını öyle gösterir. Etrafı öyle gösterir. Sen sakın o elbiseyi çıkaracağım diye uğraşma. Allâh sana öyle bir elbise giydirmiş. Seni herkese zengin gösteriyor. Daha ne istiyorsun? Allâh seni herkese varlıklı gösteriyor. Bırak Allâh’ın işine karışma sen. Yok ben öyle değilim deme. Bırak sal yakasına. Allâh sana nasıl bir elbise giydirdiyse o elbiseyle dolaşacaksın. Allâh dilediğini aziz eder çünkü. Allâh dilediğini aziz eder. Dilediğine hikmet verir. Dilediğini vakârlı gösterir. Sen kafanı önde gidersin heybet verir sana. Sen kafanı öyle yürü yolda. O sana heybet verir.
Heybet. Yol açılır sana. Senin kafanı kaldırmana gerek yok. Ama böyle saf salaklar gibi etrafına bakılır. Giderken o heybet olmaz. Sen çarşıya gir Allâh’ı zikrederekten yürü. Yol açılır sana. O zikrullâh sana heybet verir. O zikrullâh sana vakâr verir. O zikrullâh sana adamlık verir. O zikrullâh sana kadınlık verir. O zikrullâh sana efelik verir. O zikrullâh sana öyle bir heybet verir. Yol açılır sana. Sana bakan bir ürker. Sen dosta güven düşmana kahır olursun. Bir yürü meydana adam görsün. Bir yürü meydana kadın görsün. Bir yürü meydana derviş görsün. Öyle yürü. Böyle sümsük salaklar gibi derviş olmaz. Derviş Allâh’ı zikreder Allâh’ı zikrederekten yürür. Vakarlı yürür o. Öyle yürü. Yürüdüğün zaman.
Millet baksın direği görmesin. Çarpsın direklere. Direkte fotoğrafı çıksın onun. Kim toparlıyorsa toparlasın onu. Sen öyle yürü. Ama sen böyle sümsük salaklar gibi yürürsen o dervişlik değildir. Derviş vakarlıdır. Derviş heybettedir. Dervişin başı diktir. Dervişin göğsü ilerdedir. Derviş kafirlerin içerisinde sümsük salak dolaşmaz. Burada o boynunu mükçen. Dervişler dergahta horoz dışarıda tavuk. Dervişler burada horoz dışarıda sümsük salak gibi dolaşıyorlar. Yok öyle dervişlik yok. Derviş dervişliğin heybetini üzerinde taşıyacak. Yürüdüğün zaman alem yürüyecek arkandan. Melekler yolaşacak sana. Öyle Allâh’ı zikredeceksin içinden. Gümdür gümdür zikrullâh edeceksin. İçinden öyle zikrullâh yapacaksın.
Sümsük salaklar gibi tesbih elinden. Öyle dervişlik yok. Derviş dediğin vakâr abidesidir. Derviş dediğin heybet abidesidir. Derviş dediğin bakışları keskin.
Nisâ 4/142 — «Gösteriş Yapanlar Münâfıklık Alâmeti»; Az Zikir → Gösteriş Eğilimi
Sümsük salaklık yok öyle. Benim bildiğim dervişlik o. Yürüdüğün zaman alem yürür arkandan. Yürüdüğün zaman yollar açılır sana. Yürü sen Allâh’ı zikret yürü. Nereye gidiyorsan git. İstersen beş bin kişinin arasına gir. Yürü sen Allâh’ı zikret yürü. Nereye gidiyorsan git. Beş bin kişinin arasına gir. Beş bin kişiye bir tane derviş yeter. Beş bin kişiye bir derviş yeter. Bize farklı bir müminlik, farklı bir müslümanlık, farklı bir dervişlik anlatmışlar. Yok öyle bir şey. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Haç’ta ne yaptı? Kafirler kendileri ince bak bunlar zayıflamışlar. Bunlar güçsüz deyince hemen açıverdi omuzunu. Başladı böyle heybetli yürümeye. Heybetli yürümeye başlayınca bütün kafirler sustu.
Herkes bustu. O zaman derviş kafirlere karşı heybetli yürür. Münafıklara karşı heybetli yürür. Pornocılara karşı heybetli yürür. Heva ve hevesini ilah edinmişlere karşı heybetli yürür. Derviş sümsük salak değildir. Allâh onun üzerine dervişli gelbi sezi giydirdiyse onda heybet de vardır, onda vakâr da vardır, onda cesaret de vardır, onda hidayet de vardır, onda basîret de vardır, onda ferâset de vardır. Derviş odur. Sümsük insandan derviş olmaz. Sümsük kadından derviş olmaz. Derviş her şey ile derviştir. O yüzden o dervişlik o kimsenin üzerine durur. Dervişlik saklanmaz çünkü. Dervişlik saklanmaz. Dervişlik saklanmaz. Dervişlik saklanmaz. Dervişlik saklanmaz. O kimsenin derviş olduğu yürüyüşünden, heybetinden, vakarından belli olur o.
Derler ki ya bu adam derviş belli. Evet. Bu adam derviş belli. Abim yere göğe anlatıyor. Biz şişli de yürüyoruz. Kadın bana baktı önündeki direği görmedi. Güğm vurdu direği ben vakarımla devam ediyorum. Abim dedi ne yaptın ya? Dedim ne yaptım? Dedi ya kadın direğe vurdu dedi. Vurmasın dedim ya. Ne yapsın adam dedim. Ömrü hayatında bir adam gördü fela şaştı dedim. Evet. Kibirlenmek yok. Sen öyle yürü. Allâh’ı zikret ama. Allâh’ı zikretmezsen olmaz. Bu ancak zikir insana heybet verir. Sen Allâh için Allâh’ı zikret. Merak etme o senin elbiseni giydirecek. O senin elbiseni giydirecek. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden gösteriş yok. Şatat yok. Şatafat yok. Ne var? O Allâh için yürümek var. Eğer öbür türlü olursan gösteriş yok.
Şatafat yok. gösteriş için yapanlara da şey koyuyor. Şerh düşüyor. bir kimse iyilik yapıyor gösteriş için. Zikrullâh yapıyor gösteriş için. Bir kimse dervişlik yapıyor gösteriş için. Yok. O gösterişin sebebi Allâh’ı az zikretmesinden. Az zikrederse bir kimse gösterişe düşer. Az zikrederse bir kimse şatata şatafata düşer. Az zikrederse bir kimse heva ve hevesini temizlet çıkarır. Allâh muhafaza eylesin. Nisâ 4/142 iyiliği gösteriş için yaparlar ve Allâh’ı çok azanarlar. Bu münafıklık elametidir. Allâh muhafaza eylesin. Münafıklık elameti yok. Biz olduğumuz gibiyiz. Riya yok. Gösteriş yok. Olduğumuzdan fazla göstermek yok. Olduğumuz gibiyiz. Rabbim bizi onlardan eylesin. O yüzden Sufî Sufî Kendi farkını gizlemeye çalışmaz.
Bir gerçek veli, bir gerçek mürşid-i kâmil kendi farkını gizlemez. Onu örtmez. O elbise Allâh’ındır çünkü. O yüzden Allâh’ın girdi elbiseyi örtmeye çalışmaz. Bize fukarâ elbisesi giydirmiş eyvallâh. Bize zenginlik elbisesi giydirmiş eyvallâh. Bize vakâr elbisesi giydirmiş eyvallâh. Bize hidayet elbisesi giydirmiş eyvallâh. Bize basîret elbisesi giydirmiş eyvallâh. Bize ferâset elbisesi giydirmiş eyvallâh. Bize dervişlik elbisesi giydirmiş eyvallâh. Eyvallâh. Saklanacak, gizlenecek bir şey yok. sahâbeden bir kimse Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle gösterişten, riadan bahsetti ve elbisesinin eteklerinin yerde sürülmekten bunu kibirlilikten bahsetti. Sahabeden bir kimse geldi Ya Resulallah ben ilahi elbisesi giydirmiş Ya Resulallah ben iyi giyinmeyi seviyorum bu da kibir mi? bu da rüya mı dedi?
Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin cevabı muhteşem. Allâh vermiş oldu ni’meti kulunun üzerinde görmek ister. Allâh sana dervişlik ni’meti vermiş. Allâh o ni’meti senin üzerinde görmek ister. Allâh sana zikrullâh ni’meti vermiş. Allâh senin üzerinde o ni’meti görmek ister. Bu sadece kıyafetle alakalı bunu algılamayın. Bunu sadece Müslümanlar kıyafetle algıyorlullah. Ben güzel giyinmeyi seviyorum. Adişe, serfü, metni öyle ya. Canım kardeşim Allâh’ın vermiş olduğu ni’met bir tek kıyafet mi sende? Sende Allâh’ın vermiş hidayet ni’meti var. Sende Allâh’ın vermiş olduğu sufilik ni’meti var. Dervişlik ni’meti var. Zikrullâh ni’meti var. Allâh’ın senin üzerinde verdiği rızık ni’meti var.
Sana vermiş olduğu rızıklardan paylaş. Maddi manevi paylaş. Sana Cenâb-ı Hak ni’met vermiş. O ni’meti senin üzerinde görecek. Dervişlik ni’meti de onun da görecek senin üzerinde. Sen ne ama Allâh’ın giydirmiş olduğu elbiseyi çıkarıyorsun ki? Hayır. Hayır. Üstadım öyle derdi. Ne görüyorsan ne görüyorsanız oyuk biz. sen şeyh görüyorsan şeyh derviş görüyorsan derviş ne görüyorsan o. Senin gözün onun üstündeki ne elbisesi gördüyse o. Seni derviş gördüyse sen o elbiseyi yok biz değiliz. Derviş iz elhamdülillah.
«Saklayacak Bir Şey Yok» — Tövbe Edenin Geçmiş Günâhı Hayra Çevrilir; Allâh Aşkı Taşar
Sufî iz hamd olsun. Ya bir zikir cemaatiniz var mı? Var elhamdülillah. Evet. Saklayacak bir şeyimiz yok. Biz Allâh’ı zikreden kullarındayız. Ve isimizi saklayacağız. Bir soru sorarsan saklamayız. Neyse hakikat anlatırız. Boğazımızda ilmek olsa da ay anlatırız. Derdimiz yok bizim. Derdimiz yok. Biz meydandayız. Rabbim bizi muhafaza eylesin. Âmîn. Neden fayda olmadığı halde utanıp can çekişelim? Neden hakikatte yüzleşmeyelim? Neden hakikatin hakikatiyle yüzleşmeyelim? Neden doğruyla yüzleşmeyelim? Bizim eksikliğimiz meydanda neden bununla yüzleşmeyelim? Biz neysek meydandayız. Neden bununla yüzleşmeyelim? Bizim bundan utanacak bir şeyimiz yok. Biz neysek meydandayız. Hazret-i Pîr diyor ki neysen meydanda ol.
Diyaya gösterişe ihtiyacın yok. Allâh sana ne verdiyse koy ortaya. Koy ortaya. Bu kadar basit. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Hatta biz eksikliğimizi kendimiz itiraf ederiz. Biz eksikliğimizi insanlara söyleriz. Bizim bundan bir derdimiz olmaz. Biz bundan mutluluk duyarız bir de. Biz eksiyiz. Biz noksanız. Biz kusurluyuz. Biz günâh değiştiririz. Bizim bu konuda bunu böyle söylerken gösteriş olarak rüya olarak söylemiyorum. Samimiyetimle söylüyorum. Öyle biz birbirimizi günahsız görecek noktada değiliz. Yok ya biz günahkarız. Biz masadan kalkma insanlarız. Biz bu kadarız. Ne görüyorsan oyuz. Biz bu kadarız. Saklanacak, gizlenecek bir şeyimiz yok. Birisi dedi daha önce içki içiyormuşsunuz dedi.
Hem de nasıl içiyordum dedim. Kaldı. Saklayacağım, gizleyeceğim. Öbür taraftan diyor ki hocam sakla örtelim. Diyorum Allâh’ın affettiği bir şey neden örtmeye çalışacağım diyorum ya. Böyle kaldı nasıl? Ben dedim Zikrullâh alakasına oturdum. Cenâb-ı Hak dedim ne kadar benim eski günahım varsa yenisi eskisi hepsini de hayra çevirdi. Ben buna iman ettim. Buna iman ettim ben. Hadîs-i Şerîf sahi, sahi. Hadîs-i şerîf mi? Hadîs-i şerîf. Hepsi de sahi. Kim Allâh’ı Zikrullâh meclisinde oturdu orada zikretti, kalktı geçmiş günâhları hayra çevirildi. Bitti, hadîs-i şerîf Resûlullâh ne söyledi Sahâbe-i Güzîn’den söylemedi. Tevbe eden, hiç günâh işlememiş gibidir. Sübhânallâh ve bi hamdihi Sübhânallâh ilazim Ve bi hamdiye Estağfirullâh ilazim Bitti bu kadar.
Deniz köpükleri kadar günahı olsa Allâh onu affeder. Allâh’la mı yarışacaksın? Allâh’ın affettiğini sen affetmezsen affetme. Allâh’la mı yarışıyorsun? Kim Zikrullâh alakasında oturdu az önce 3 sefer tevhid okuduk. Zikrullâh alakası kim o Zikrullâh alakasında Allâh’ı zikretti, kalktı geçmiş günâhları hayra çevirildi. Sana Allâh’la mı yarışacaksın? Allâh bunu vaat etmiş. Sen kimsin? O yüzden gocunmayız, meydandayız. Utanmayız da bu noktada utancımız yok, meydandayız her şeyimizde. Her şeyimizde meydandayız. Rabbim herkese hidayet eylesin, kendi cemaline döndürsün. Cemalinden ayırmasın. Sen öyle Zikrullâh et, öyle tövbe et, öyle nefsini yerlere vur Cenâb-ı Hak seni cemaliyle müjdele. Bunu mu saklayacaksın sonra?
O cemaliyle cemallenen o aşkın yuvasına düşen, o aşkın perdesine düşen her tarafı aşk olur. Neresini gizleyecek neresini saklayacak? Saklayacak, gizleyecek bir şeyimiz yok. Cemaline vuslât olduysan yürü! Cemal senin meydan senin. Neresini saklayacaksın? Sen Allâh’a aşıksan seni saklayacak bir şeyin yok. Sen Allâh’a aşıksan senin gizleyecek bir şeyin yok. Sen Allâh’a aşıksan Allâh senin kalbine ilmin edini verdiyse takşak senden zaten. Nereye saklıyorsun sen? Doluküp taşar. Boş testi nefsini taşacak. Bardak dolarsa taşar. Dolmazsa taşar mı? Taşmaz. O zaman bardak taştıysa içinde ne varsa o taşar. Senin kalbin testi gibi olsun. Senin kalbin küp gibi olsun. Senin kalbin derya gibi olsun. O kalpte Allâh aşkı var ise Allâh aşkını anlatacak.
Allâh’a aşıklığı anlatacak. Sana Allâh’ı anlatacak. Sana Allâh’ı anlatacak. Allâh’ı sevmeyi anlatacak. Allâh’a âşık olmayı anlatacak. Allâh’ı zikretmeyi anlatacak. Allâh’ın yolundan gitmeyi anlatacak sana. Başka ne anlatacak? Destide ne varsa sızıntıda o var. Bizde sızıntı yok. Bizde taşıyor Fırat Nehri gibi. Kabul etmiyor sızıntıyı. Taşacaksa Allâh aşkı taşacak insanda. Mal sevgisi değil. Onun bunun sevgisi değil. Allâh sevgisi olacak. O kimsede Allâh sevgisi varsa onu saklayacak bir şeysi yok. Onu gizleyecek bir şeysi yok. O yüzden utanıp neden can çekişelim utanmıyoruz. Yaşadıysak yaşadık. İster o taraftan yaşayalım, ister bu taraftan yaşayalım. İster bir hatuna âşık olalım. İster bir adama âşık olalım.
İster sallığa âşık olalım. İkisinden de utanmayız. Evet. Aşık olalım, utanmayız. Hazret-i Pîr öyle demiş.
Hâtime — «Saçı Başı Dağınık Allâh Yemini» Hadîsi; Misâfir Şeyh Abdullâh-Ali Efendi (Dağıstan-İnguşistan), Koşa Koşa Zikrullâh
Aşıklık ister o cihetten olsun, ister bu cihetten olsun, delildir bize demiş. Evet. Aşıklık delildir. Delil. O yüzden utanmayız. O yüzden Allâh muhafaza eylesin. Ve bu sâdıklığımızdan da utanmayız. Bu aşıklığımızdan utanmayız. Bu harâbâtlığımızdan utanmayız. Bu sufîliğimizden utanmayız. Bu düşkünlüğümüzden utanmayız. Bu fıkaralığımızdan utanmayız. Yeter ki Allâh elimizden tutmuş olsun. O yüzden Rabbim bizleri kendine dost olan kullarından eylesin. Rabbim böyle hadîs-i şerifte var ya saçı başı dağınık, toz toprak içinde ve kapılardan geri çevrilen nice insan vardır ki Allâh adına yemin etse Allâh yeminini yerine getirir. Müslim rivâyet etmiş. Allâh cümlemizi böylelerinden eylesin. Bizleri öyle sufî, öyle kendine âşık, öyle kendine dost eylesin ki ağzımızdan çıkanı Cenâb-ı Hak icra etsin.
Dualarımızı kabul eylesin. Tövbelerimizi kabul eylesin. Zikrullahlarımızı kabul eylesin. Bizleri kendi emanını aldığı kullarından eylesin. Katından lütfettiği kullarından eylesin. Katından ikram ettiği, katından rızıklandırdığı, katından ilm-i ledün’üyle ile süslediği kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara zulmeden haksız, hukuksuz davranan var ise hepsinin de hidayeti mümkün ise hidayet eylesin. Hidayeti mümkün değilse hepsini de kahriperişan eylesin. Makamlarını alt üst eylesin. Güçlerini alt üst eylesin. Ve onların bir gözlerini kör eylesin. İbret-i alim için hem dünyada da hem mahşerde de onları körlerden eylesin. El Fâtihâ maa salavât. Âmîn. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun.
Bir mikrofon verin misafirlere bakalım. Evet. Buyur. Hem normalde kim ya sen tanıt ya delikanlı tanıtsın. Hadi hadi Mücâhid sen tanıt ya da sen tanıt. Hadi Mücâhid sen tanıt hadi. Şeyh Abdullah Efendi o Dağıstan’dan geliyor. Nakşibendî, tarîkatında İslama’da hizmet ediyor. Dağıstan’da Rusya’da. Ali Efendi İnguşistan’dan geliyor. O da Çeçenistan’ın hemen yanında yine Rusya’ya bağlı bir cumhuriyet. Orada İslâm Üniversitesi’nde hizmet ediyor. Talebeleri var. Şeyhimiz hazretlerinin ziyarete gelmek istediler. Elhamdülillah biz de onları ahdiyâne getirdik. Hamdü senalar olsun. Allâh sizi de bizi de şeyhimizin sofrasından dergahından ayırmasın inşâallâh. Bir selamlama yap seni tanıyor herkes yine burada.
Dağıstan’dan, Kafkasya’dan ihvanlardan, kardeşlerden çok selamlar söyleriz. Aleyküm selâm. Başka ne değil? Eyvallâh. Allâh razı olsun. Haklarını zehirlendirin. Eyvallâh. Allâh razı olsun. Misafirleri alın. Tamam. İnşallah. Semai izlesinler. Evet. Tamam. Biz o videolarda görürseniz böyle koşturarak zikrullâh yapanlar var ya. İnguşistan gelen onlar. Az önce videolarını gösterdi. Dedim hayranım ben size. 60 kilometre hıza çıkıyorlarmış. Hıza çıkarken. Allâh izin verirse gideceğim, ziyaret edeceğim. İnşallah. İnşallah. Allâh’tan bir şey gelmezse az önce içeride biraz sohbet ettik dedim. Hayranım ben size. Ben uzun zamandan beri o zikrullâhı izliyorum internette. Cenâb-ı Hak ocağına denk getirdi bize.
Ben izliyordum. Diyordum ki kendi kendime ya bunlarla bir tanışmak lazım. Bir görüşmek lazım. Sonra bana dedim bunlarla tanışmalı gitmeli dedim oraya. Nefesimiz yetmez benim yetmez ama dedim orada koşmalı böyle dedim. Ne güzel koşuyorlar böyle. Ahenk içerisinde. Az önce onu da öğrendim. Cenazeye giderlerken de koşuyorlar. Böyle zikrullâh yapa yapa. Kadirov da aynı tarikattanmış. Geçenlerde Kadirov’un da böyle bir şeyini izledim. Videosunu izledim. O da zikrullâh yapıyor. Onun evinde de oluyormuş zikrullâh. O yüzden bu İnguş’tan gelen efendi orada da onun evinde de oluyormuş aynı zikrullâh. Koşuyorlar. Elhamdülillah. Hem de iki saat, üç saat yapıyorlarmış. Evet. Rıdvan söyledi dedi iki saat, iki buçuk saat, üç saat zikrullâh yapıyorlar dedi.
Ben gitsem pert olurum orada. Ben gideceğim, kenarda duracağım. Koşabildiğim yere kadar koşacağım. Diyeceğim ki benden bu kadar. Ben kenardayım bundan sonra diyeceğim. Ama öyle koşuyorlar elhamdülillah. Bir görürseniz öyle instagramda filan, onlara beğeni yapın. Çünkü ayaktayken, yatarken anlatsana, otururken Allâh’ı çokça zikredin. Zikrullahın böyle şu şekilde olacak diye bir şeysi yok. Koşarken nasıl la helaheylallah koşuyorlar böyle. Muhteşem. Benim kanım kaynıyor böyle kabarıyorum. Diyorum ki gitmeli koşmalı orada diyorum ben. Ya da sizi mi koşturtursam acaba ya? Ama bir gideyim orada onun bir terbiyesini alayım ilk önce bir. Oradan gideyim bir nasıl koşuluyor ne yapıyorlar bir öğreneyim inşâallâh.
Ondan sonra gelelim burada koşalım artık. Kapalı spor salonuna. İnşallah. Hep beraber karakoldeyiz sonra. Karakollarda olmaz. Bizi kapalıda başlarlar bir şey alma, ifade alma. Ne yapıyorsunuz? Allâh’ı zikrediyoruz. Diyecekler ki hangi taşı kaldırsak siz varsınız altında. Ne aykır bir topluluksunuz diyecekler. Elhamdülillah. Ama dediğin doğru bak ya. Cafer Allâh razı olsun ya. Level atladım bak şimdi. Kapalı spor salonunda hep beraber koşuyoruz. Beş bin kişinin koştuğunu düşün ya. Resmi davetlerimize gelin de resmiyle bak danışmanı davet. Kapalı spor salonunda gitmekle beraber. Tamam resmi davet edelim biz Şeyh Efendi’ye o zaman. Tamam sıkıntı yok. Resmi olarak davet edelim biz Şeyh Efendi’yi.
Gelsin ağırlarız burada. Olmazsa semâ’ya hayır. Tamam hiç gelsin burada gece gündüz semâ var bizde. Orada hem semâ denir. Tamam. En sonunda biz sürülüceğiz Niyâzî Mısrî’a gibi Türkiye’den. Komple. Sürcekleri bir ada da yok. Önceden varmış sürmüşler. Allâh iyi etsin inşâallâh.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 2330–2400. Beyit — «Sahte Şeyhin Can Kıtlığı vs Sufî’nin Fukaralığı»: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Maʼnevî 1. Defter, beyt 2330–2410 (Veled Çelebi İzbudak terc.); Tahirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî c. 1, s. 712; Şefık Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi c. 1, s. 437; «davacı şeyh-yalancı şeyh tasnifi» — Bursevî, Rûhu’l-Beyân; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
- «Kıble Bulamayan Adamın Namâzı» Sahâbe Hâdisesi: «Velillâhi’l-meşrıku ve’l-mağrib, fe-eynemâ tüvellû fe-semme vechullâh» (Doğu da Batı da Allâh’ındır; nereye dönerseniz Allâh’ın vechi oradadır) — Bakara 2/115; Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât (345); İbn Mâce, İkâmetü’s-Salât 3 (1020); Hâkim, Müstedrek 1/206 (sahîh); modern okuma — Bediüzzamân, Sözler 9. Söz.
- A’râf 7/178-179 — «Hayvândan Daha Aşağı Sapkınlar»: «Lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yünun lâ yübsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesma’ûne bihâ, ülâike ke’l-en’âmi bel hum edallu, ülâike hümü’l-ğâfilûn» (Onların kalpleri vardır anlamazlar, gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler; onlar hayvanlar gibidir hatta daha sapkındırlar) — A’râf 7/178-179; Furkân 25/44; «kalbin perdelenmesi» — Bakara 2/7 (hatemellâhu alâ kulûbihim); Râ’d 13/28 (kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur); modern tedrîs — Bediüzzamân, Lemalar 17. Lema.
- Bakara 2/273 — «Nice Fakîr İffet Sahibi»: «Yahsebühumü’l-câhilü ağniyâe mine’tte’affüf, ta’rifuhum bi-sîmâhüm, lâ yes’elûnenâsa ilhâfâ» (Câhiller bilmedikleri için, iffetlerinden dolayı onları zengin sanırlar; sen onları sîmâlarından tanırsın; insanlardan ısrarla bir şey istemezler) — Bakara 2/273; «sufî dilenmez» tedrîsi — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «sıhhat-emniyet-rızık üçgeni» — Tirmizî, Zühd 34 (2346); Hz. Ömer’in dilenciye verdiği akçe — İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ 3/302; modern fıkıh — Hayrettin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku.
- Yâsîn 36/21 — «Ücret İstemeyenin Peşinden Gidin»: «İttebiû men lâ yes’elüküm ecran ve hum mühtedûn» (Sizden bir ücret istemeyenlere uyun; onlar hidâyete erdirilmiş kimselerdir) — Yâsîn 36/21; «peygamberlerin tebliğden ücret istememesi» — Şuarâ 26/109, 127, 145, 164, 180; Hûd 11/29, 51; Sebe’ 34/47; modern tedrîs — Bediüzzamân, Mektubat 28. Mektub.
- Hz. Resûlullâh’ın Eşleri Hâdisesi (Tahyîr Âyeti): «Yâ eyyühe’n-Nebî kul li-ezvâcike in küntünne türidne’l-hayâte’d-dünyâ ve zînetehâ fe-te’âleyne ümetti’kunne ve usarrihkunne sarâhan cemîlâ» (Ey Peygamber, eşlerine de ki: «Eğer dünyâ hayâtını ve süsünü istiyorsanız gelin, size mut’a vereyim ve sizi güzel bir biçimde boşayayım») — Ahzâb 33/28-29; «Allâh sana daha hayırlısını verecek» — Tahrîm 66/5 (asâ Rabbuhû in tallekakünne en yübdilehû ezvâcen hayran minkünne); Müslim, Talâk 23 (1478); Buhârî, Tefsîr Ahzâb 4 (4787); İbn Hacer, Fethu’l-Bârî 9/371.
- Nisâ 4/142 — «Gösteriş Yapanlar Münâfıklık Alâmeti»: «Yurâ’ûne’n-nâse ve lâ yezkürûnallâhe illâ kalîlâ» (İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allâh’ı pek az zikrederler) — Nisâ 4/142; «riyâ-gizli şirk» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/428; İbn Mâce, Zühd 21 (4204); «riyâ ile yapılan amel kabul olmaz» — Müslim, İmâret 152 (1905); modern tedrîs — Bediüzzamân, Sözler 21. Söz.
- «Tövbe Eden Hiç Günâh İşlememiş Gibidir» Hadîsi: «et-Tâ’ib mine’z-zenbi ke-men lâ zenbe lehû» — İbn Mâce, Zühd 30 (4250); Beyhakî, Şuʻabuʼl-Îmân 5/394; «Sübhânallâhi ve bi-hamdihî yüz kez» — Buhârî, Daavât 65 (6405); Müslim, Zikr 28 (2691); «Allâh’ı zikreden meclis ve geçmiş günâh» — Tirmizî, Daavât 6 (3377); İbn Mâce, Edeb 53 (3790); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- «Saçı Başı Dağınık Allâh Adına Yemin Etse Yerine Getirir» Hadîsi: «Rubbe eş’ase eğbera zî tımreyni lâ yu’beu bihî, lev aksame ala’llâhi le-eberrahû» (Saçı başı dağınık, üzeri tozlu, yamalı bir elbise giyen, kapılardan geri çevrilen nice insan vardır ki Allâh’a yemin etse, Allâh onun yeminini muhakkak yerine getirir) — Müslim, Birr 138 (2622); Tirmizî, Menâkıb 54 (3854); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/145; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- «Koşa Koşa Zikrullâh» — Çeçen-İnguş-Dağıstan Nakşibendî-Halidî Geleneği: Şeyh Mansûr (Çeçen), Şeyh Şâmil (Dağıstan) ve Kafkas Halidî silsilesi — bk. Tarih boyunca Kafkasya’da tasavvuf — Anke Von Kügelgen, «Kafkasya’da Nakşibendîlik»; Kadirîlik koşa-koşa zikir geleneği — Bekir Necmeddin, Kâdirî Tarîkatının Esasları; Çeçen-İnguş zikrullâh dansları (Halqa-i Zikir) — modern dökümanter çalışmalar; «Niyâzî Mısrî sürgünü» (Limni Adası, 1693) — Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri; modern Karabaş-Halvetî silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hâcı Haydar → Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Ruh, Kalb, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı