Tasavvuf Vakfı’nın Hac-Ömre Beyânı — «Vakf’ın Hiçbir Resmî Organizasyonu Yok»
Bununla alakalı söylentiler, söylenenler hepsi de boş iftirâdan ibaret. Kardeşler, arkadaşlar kendi kendilerine üç kişi, beş kişi, on kişi, yirmi kişi toplanıp kendi kendilerine ömreye gidiyorlar. Hacca gidenler hacca gidiyor. Veya hatta bizim içimizden bu konuda kendince bu işin ticaretini yapanlar var, bizi de ilgilendirmiyor. Ticarettir bu. Nasıl başka mesleklerle ilgilenenler bizi ilgilendirmiyorsa ticaret olarak, bununla da alakalı bizi ilgilendirmiyor. Tekrar bunun altını çizerekten söyleyeceğim. Ben sağ olduğum müddetçe Tasavvuf Vakfı, bu dergâh hiçbir hac ve ömre organizasyonu yapmayacak. Bugüne kadar yapmadı. Bundan sonra da yapmayacak. Bu konuda bütün arkadaşlara, kardeşlere bu konuda ilân edeyim.
Dedim Hakkında
Biz bunun oradan uzağız. Ha örnekliyorum herkes kendi kendine bir şirkete gidip ömre resmini yapabilir mi? Yapabilir. Gitmeden de yapabilir mi? Yapabilir. Neyi nasıl yapıyorsa herkes kendince yapabilir, edebilir. Bu bizi ilgilendirmiyor. Tekrar bunun altını çiziyorum. O yüzden asla ve asla da ilgilendirmeyecek. Ha kimsenin ömresine, haccına karışacak değil. Salim sen yeni geldin değil mi? Kaç gün oldu geleli? İki hafta. Kimle gittin? Arkadaşlarla gittiniz. Bir şirkette mi gittiniz? Turist hizasıyla kendi kendinize gittiniz. Böyle olduğunu biliyorum da ilân olsun diye söyledim. Bir de şimdi daha yeni gelen eşiyle beraber gittiğinde şey nerede? Burada mı ki? Ha siz kimle gittiniz? Bir şirkette mi?
Ferdi olarak gittiniz. Şirkette olarak değil yani. Ferdi olarak. O yüzden arkadaşlar herkes serbest konuda. Kimsenin benden izin olmasına da gerek yok. Bu konuda tekrar söylüyorum. Tırnak içerisinde diyorum. Bizim vakf olarak böyle bir çalışmamız yok. Hiç olmadı zaten. Vakıf olarak böyle bir çalışmamız yok. Hiç olmadı. Bana soruyorlar. Ben diyorum Allâh izin verirse inşâallâh gideceğim diyorum. Diyorlar ki ne zaman gideceksin bize de haber ver. Diyorum ki haberiniz olur gideceğim zaman. Ha millet kendince gelirse gelir böyle ilgilendirmez. Bu noktada da herhangi bir zorunluluk, herhangi bir şey yok. Bu kadardı bu mesele. Tekrar söyleyeyim. Tasavvuf Vakfı’nın böyle hac ve ömre organizasyonu gibi herhangi bir organizasyonu yok.
O yüzden resmi veya gayri resmi. Böyle bir organizasyonumuz yok. Evet bana şirketlerden geliyorlar, ziyaret ediyorlardı. Şimdi onların ziyaretlerine de müsaade etmiyorum. Telefon açıyorlar. Ziyaret etmek istiyoruz hocam seni diyorlar. böyle diyorum. Hoşuna gelmeyin ben bu tip işlerde yokum. Biz tırnak içerisinde tasavvuf vakfı olarak da yokuz diyorum. Ya bize oradan bir arkadaş görevlendir diyorlar. Ben onu da yapamam hakkınızı helal edin diyorum. O yüzden onlar mesela hocam öyle değil bize bir arkadaş görevlendir. Ha bir arkadaş görevlendireceğiz. Hazır ya burada müşteriler de. Öyle ya. Herkes hazır. Bir de şu Şeyh Efendi bizi işaret etti diyecekler. Hazır potansiyel burada nasıl olsa. ben yiyemedim sen ye hesabı.
O yüzden tekrar tekrar söylüyorum. Bunlar dolaylı bazı şirketler çünkü ya hocanız da bizi bir görüştürün. Yok başka şirketle mi anlaşmış o. Yok başka şirketle mi anlaştığı orayla mı gönderiyorsunuz. O yüzden yeni giden arkadaşlara örneklendim.
Mesnevî 2295. Beyit Girişi — «Seli Baştan Önle»; Sivilce-Hastalık Metaforu
Hakkınızı helal edin. Böyle boş bir muhabbetle sizin de canınızı sıkmış olmayayım. O yüzden bu günün, bu gecenin veya buranın konusu değil ama velakin Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri Mesnevî’sinde diyor ki Sen seli baştan önle diyor. Biz seli baştan önleyelim. Veyahut da bir sivilceden bahseder. Sen hastalık sivilceyken önle onu da. O yüzden bazı şeylerin şu uyu vukuundan beter olurmuş. bir şeyin sözün böyle dolaşan lafın vukuudan daha fazla yarağı çalmış. Allâh muhâfaza eylesin. 2295. Beyit. Böylece sivrisinekten tutta file kadar bütün mahlukat Allâh’ın âilesidir. Hakk da ne güzel aile reisi. Gönlümüzdeki bütün bu gamlar heva ve hevesimizin varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir.
Bu kökümüzü söken gamlar ömrümüzün oranına benzer. Bu böyle olduğu kuruntuları da vesveselerimizdir. Bil ki her hastalık ölümden bir parçadır. Çaresi varsa ölümün bir cüzünü kendinden kov. Ölümün bir cüzünden bile kaçamadığın halde onun hepsini başından aşağı dökecekler.
«Bütün Mahlûkât Allâh’ın Âilesidir» — Hûd 11/6 Rızık; Beyhakî Hadîs-i Şerîfi
Bunu iyice bil. Evet. Sivrisinekten sivrisinekten file kadar bütün mahlukat Allâh ailesidir. Hakk da ne güzel Allâh reisidir. O zaman bütün mahlukat, bütün varlık Allâh’ın sıfatlarının tecelli kahıdır. Bütün mahlukatın da rızkını üzerine olan Allâh’tır. O yüzden Hûd 11/6 Cenâb-ı Hak buyurur ki, Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allâh’a ait olmasın. O yüzden dünya üzerinde veya dünyanın dışında bütün varlık âleminde ne kadar mahlukat var ise bütün hepsinin de rızkı Allâh’a aittir. Allâh bu konuda rızkı kendi üzerine vacip eylemiştir. Cenâb-ı Hak bir şeyi kendi kendinin üzerine vacip eyler mi eyler? Allâh da bütün yaratmış olduğu varlıkların rızıklarını kendi üzerine vacip etmiştir. küçücük zerreden büyük kürreye kadar her ne var ise bütün hepsinin de rızkı Allâh’a aittir.
Allâh bu noktada bu rızkı kendi üzerine almıştır. Secde 32/7’de, Allâh yarattığı her şeyi güzel yarattı. Ra’d 13/26 o rızkını dilediğine bol verir, dilediğine de ölçülük rahat. O zaman Cenâb-ı Hak her şeyi en güzel şekilde yarattı. O zaman Cenâb-ı Hak yarattıklarının üzerinde bir noksanlık eksiklik yoktur. Ve o yarattıkları eksiksiz noksanlıksız yarattığı gibi rızıklarını da onların eksiksiz ve noksansız tamam eder. Bu noktada rızıklarını onların kesmez. Rızıklarını ortadan kaldırmaz, yok etmez. Bir canlının eceli geldiyse ölür. Ve rızıksızlık sebebiyle hiçbir canlı ölmez. Ama Cenâb-ı Hak kimisinin rızkını bol eder, kimisinin rızkını da ölçülü eder. Bakın oradaki âyet-i kerîmede az verir demiyor, ölçülü verir.
Ama hamd edenlere nimetlerimizi artırırız. İnsanlar, kullar Allâh’a hamd ediyorsa, Cenâb-ı Hak onların üzerindeki ni’metlerini artırır. O kimse hamd etmiyorsa, hamd etmeyenleri Cenâb-ı Hak rızıksızlıkla cezalandırmaz. Ama ona ölçülü verir, ona lazım olacak kadar verir. Öbürkü hamd ediyordur, çalışıyordur, gayret ediyordur, mücadele ediyordur. Cenâb-ı Hak o hamdin yerine getiren o kimseye ne yapar? Ona artırır ni’metlerini. Rızık da nimetlerden birisidir. Dünya malı nimetlerden birisidir. Eş dünyâ ni’metidir, çocuk dünyâ ni’metidir, ev, han, araba, dünyâ ni’metidir. Dünyada senin gönlünü hoş edecek, her ne var ise nefsine tatlı gelecek, her ne var ise hepsi de dünyâ ni’metidir. Cenâb-ı Hak bir kısmına dünya ni’metlerini bolca verir.
Ama bu normalde sebepler dairesinde bunu sebeple verir, dünya gözünün içerisinde. Ama bazısına hiç sebepsiz de verir mi? Verir. Burası bizi ilgilendirmiyor. Biz cüz irade noktasında Cenâb-ı Hak sebepsiz bir şeyi halketmez. Halketmeye gücü var mıdır? Vardır. Bazılarına sebepsiz de verir mi? Verir. Burası bizim irademizin dışında. Ama Cenâb-ı Hak genelde âdetullâhı öyledir. Sebepler üzerine tecelli ettirir her şeyi. O yüzden normalde yine Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân’da halk Allâh’ın âilesidir. Allâh’a en sevimli olan ailesine yarattıklarına en faydalı olandır. O zaman bütün Allâh’ın yarattıkları Allâh’ın âilesidir. Iyâlullâh’tır. Iyâlullâh olarak geçer hatta bu. Allâh’ın âilesidir. O zaman Allâh’ın ailesine faydası dokunan kimse Allâh’ın en çok sevdiğidir. çünkü sen bir hayvana yardım ettin, bir insana yardım ettin, bir açı doyurdun.
Faydalı bir amel işledin. İnsanlığa karşı faydalı bir amel işledin. Önce müminlere, Müslümanlara, önce annene babana, önce eşine ve çocuklarına. Çünkü cömertlik odur. Önce sen kendi eş ve çocuklarına cömertlik edersin. Cömertlik odur bu erkek çocuklar için. Önce annesine babasına cömertlik eder. Evli bir erkek önce eş ve çocuklarına cömertlik eder. Cömertlik senin evinden başlar. Cömertlik senin evinden başlar. Sen önce eş ve çocuklarına cömert ol. Bunu özellikle üstüne basa basa söylüyorum ki bazı kardeşler bundan ölçe asınlar. Sohbetlerde şahıslara yönelik konuşmak sufilerin adabı değildir. Sohbetlerde konuşulan şeyler o topluluğun yarayan kanalarına merhem sürmek. Orada bir sıkıntıyı gidermek içindir.
Burada sohbette diyorsam ey erkekler eşlerinizle vurmayın, dövmeyin. Bunu üzerine almayacak olan kimse eşine vurmayıp, dövmeyip, sövmeyip, hakaret etmeyen kimse bunu üzerine almaz.
Cömertlik Evden Başlar — Mü’min İsraf Etmez; Adam-Kadın Adâbı
Ama eşini dövüyorsan, sövüyorsan, hakaret ediyorsan bu sözüm sana. Neden bana şey efendi bana konuşmadı deyip de küstahlık yapma bir de. Veyahut da bakın ne diyorum cömertlik önce eş ve çocuklarınızdan başlar. Sen önce eş ve çocuklarını düşün. Onlara cömert davran. Onlara iyi davran. İsraf etme. İsraf da ettirme. Çünkü âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak onlar israf etmezler diyor. Müminlerden bahsederken. Mümin isen kadın erkek israf edemezsin. Mümin isen, mümin isen kadın erkek sen aptalca moda manyağı olamazsın. Salakça sen marka manyağı olamazsın. Mümin isen, mümin isen sen gösteriş budalası olamazsın. Mümin isen, mümin değilsin, müslümansın yapabilirsin. görüyorsunuz ya bir başörtülü kadın dans ediyor, şarkı söylüyor, erkeklerin önünde kırdırıyor.
Başında başörtüsü var ama. Mümin bir kadın bunu yapamaz. Müslüman her şey beklenir. Beklenmez aslında beklenir. Müslüman odur ki elinden, dilinden, diğer insanlar emindir. Mümin odur ki diğer canlılar, varlıklar canından emindir. Ne yazık ki 25 yılda Müslüman cenah gevşedi de gevşedi, dağıldı da dağıldı. Gevşemeye ve dağılmaya devam ediyor. Kadına erkeği. Hiç kimse şöyle düşünmesin bende dahilim. Ya biz gevşemedik, biz de gevşedik. Hepimiz de gevşedik. Hepimiz gevşiyoruz. Hepimiz dağılıyoruz. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sohbetlerde bir şey de bahsediliyorsa o fiiliyatlı yaşayan kimse üzerine alınsın. Alınmasın değil. Onu üzerine alınsın. Bir de bugün gündüz de şart düştüm. Birine telefon açıyorsun veya şunu yapmasın bunu yapmasın diyorsun.
Kadın kocasına, kocası karısına soruyor. Sen mi söyledin? Kim dedi? Ne yapayım şimdi? Rüyamda böyle böyle mi gördüm diye mi? Şahsız böyle faş mi edeyim? Daha iki gün önce bir şey söyleyelim. Daha bir iki gün önce açık konuşsam şimdi burada o erkek arkadaş. Rüyamda eşine zulmettiğini gördüm. Hadi söyleyin bana şimdi. Rüyamda eşi de orada kadıncaz da orada kızcaz orada gencizik de. Baba diye diye ağladı anlattı. Adam pervane dönüyor evin içerisinde anlatmasın diye. Hadi ne yapayım şimdi ben? Hadi söyleyin bana şimdi. İsim mi vereyim? O hali yaşasanız, o hali yaşasanız yaklaşın böyle yeni gelenlere yol açın. Yaklaş bir tarafa bana doğru gel. Gel bana doğru gel. İzmirlilere biraz benim hemşerilerime biraz iltimas geçeyim.
Gel yaklaş. Tamam mısınız Hacı Mehmet? Hoş geldiniz. Allâh razı olsun. Şimdi bütün insanlar Allâh’ın âilesidir. Bakın bunu sadece rızık olarak düşünmeyin. Bizim en büyük handikaplarımızdan birisi bak bütün insanlar bütün varlık Allâh’ın âilesidir. Sen ister eşin olsun ister çocuğun olsun ister kocan olsun ister annen olsun ister baban olsun ister deden olsun ister komşun olsun ister iş yaptığın bir kimse olsun ister çalıştığın bir yer olsun ister ticaret yaptığın bir yer olsun. Bakın bu tip şeyleri daraltmayın. Genişletin. Sen herhangi bir kimseye zulmettin de Allâh’ın ailesine zulmettin. Sen zannediyorsun ki benim eşim çat tokadı vurdun değil. Sen Allâh’ın ailesine tokat vurdun. Kadın kocasını dinlemedi değil mi?
O Allâh’ın âilesi olan bir adamı dinlemesi gerekirken dinlemedi. Zulmetti. Allâh’ın ailesine zulmettin. Birine nasıl yardımcı olduğunda Allâh’a en sevimli bir iş olarak geliyorsa birine zulmettiğinde de Allâh’a en sevimsiz bir iş olarak geldi Allâh’ın önüne. Sufî mantığı yerdeki taşa bile tekme vurmaz. Taş da Allâh’ın yarattığı ailesindendir. O taşı da sen fıtratına uygun kullanmak zorundasın. Bu mausu sen fıtratına uygun yaratılış amacına uygun kullanacaksın. Bunu birisinin kafasına atmak için yaratılmadı bu. Sen bununla eşinin kafasına vuruyorsan hem mausa zulmettin Allâh’ın eşyasına varlığına. Bu senin değil bu sende emanet. Allâh bunu sana emanet olarak verdi kullansın diye. Sen kendince buna ben para verdim benim oldu zannediyorsun.
Değil. Cenâb-ı Hak sana bahşetti, lütfetti, ikram etti. Bunu sen yerli yerinde kullanmak zorundasın. Bu senin çocuğunun ve hatta hanımının kafasına vurulmak için yaratılmadı. Ahmak kafalı derviş.
Eşyâya Zulmetmek — «Senin Elindeki Her Şey Emânettir»; İsrâf Yasağı
Sen elindeki bütün eşyayı yerli yerinde kullanacaksın. Eşyayı yerli yerinde kullanmazsan da eşyaya zulmettin. Araba benim istediğim gibi patinaj çektiririm değil arabaya da zulmetmeyeceksin. Lastikler benim istediğim gibi patinaj çektiririm. Hayır. Lastikçi Ömer’e Cenâb-ı Hak rızkını verir. Sen patinaj ettireceğim de lastikleri eriticem. Ondan sonra Ömer ağabeyden lastik alacağım diye düşünme. Cenâb-ı Hak onun rızkını verir. Sen lastiğe de zulmetme. Sen hiçbir şeye zulmedemezsin. Senin elinin altındaki her şey Allâh’tan sana bir emanettir. Eş, çocuk, anne, baba, arkadaş, dost, şeyh, kardeş, burası, bu mekan. Yollar, yürüdüğün şehir, yaşadığın kaza, yaşadığın ev, yattığın yatak, üstüne çektiğin yorgan Allâh’ın sana bir lütfu, ikramıdır, ihsanıdır.
Sen hepsine de yerli yerinde kullanmak zorundasın. Sen yorganı halı gibi kullanamazsın. Sen yorganı yatak gibi kullanamazsın. Eşyanın hakikatine aykırı. Sen yorganı yorgan niyetine, sen yatağı yatak niyetine kullanacaksın. Eşyayı yerli yerinde kullanacaksın. O eşyaya da zulmetmeye hakkın yok senin. Senin bardağı alıp mutfakta çarpmaya hakkın yok ey kadınlar. Sen normalde yemek takımını değiştirmek için tabağı kırma. Sen hem tabağı zulmettin, hem eşine zulmettin, hem de kendine zulmettin. Buna hakkın yok senin. Bir erkek gömleği giydi, hoşuna gitmedi bunun, kesti attı. Buna hakkın yok. Sen onu giymeyeceksen giyebilecek olan bir kimseye hediye et onu. Senin ona çöpe de atmaya hakkın yok. Allâh israf edenleri sevmez.
Sen zulmetme. Eşyana da zulmetme, eşyaya da zulmetme, kardeşlerine de zulmetme, etrafına zulmetme. Allâh bizi zalimlerden eylemesin. Oysan bütün halk Allâh’ın âilesidir. Bütün varlık Allâh’ın âilesidir. Sen elinin altındakileri zulümle emredilmedin. Ya onlara iyilik yapmakla emrolundun. Erkekler eşlerinize zulmetmeyin. Kadınlar eşlerinize zulmetmeyin. Erkekler eşlerinize iyi geçinin. Adamın adamlığı hanımıyla iyi geçilmesinden belli olur. Adamın adamlığı hanımıyla iyi geçilmesinden belli olur. Kadının kadınlığı da adamın hanımından gönül hoşnutluğu olmasından belli olur. Çok iyi kadınım diye cartınma. Adamın gönlü hoş mu? Ona bak sen. Çok iyi erkeğim diye düşünme. Kadın senden memnun mu? Ona bak sen.
Çok iyi babayım diye düşünme. Çocukların senden memnun mu? Ona bak sen. Çocuklar lanet olsun böyle babaya ölse de malını yesem diye mi düşünüyorlar? Yoksa çocuklar Allâh babamızı başımızdan eksik etmesin diye mi düşünüyorlar? Kadınlar şu adam zıbarsa gitse de diye mi düşünüyorlar? Yoksa Yarabbi eşime hayırlı ömür var. Ben ondan önce ölmeyeyim ben ondan önce ölürsem rezîl rüsvâ olur. Ben ondan sonra öleyim deyip kendisi biraz daha yaşamayı mı istiyor? Duâ ediyorum dedi. benden önce ölsün diye dedi. Baktım ben böyle kadına ne yapacaksın rahat mı edeceksin dedim öldükten sonra. Durdu. Tabii dedim gömcen onun o zaman keyfine bakacaksın desene dedim. Kiralarda gelecek maaş da gelecek. Yok ben rezil olmasın diye düşündüm dedi.
Öyle düşünceni deki adama dedim. Bak herif ben senden önce öleyim sen benden sonra olunca hemen evlen rahat et. Ben seni rahat ettiremedim. Öyle şey mi olur hocam ya dedi. Eyvah dedim ya. Ama güzel dua. Ne güzel çok maaşım değil mi? Yarabbi o benden önce ölsün rezil olmasın ne kadar güzel. Oradaki beyin gerisini saklayacak onunla. Her iyilik düşünce iyilik değildir. Herkes uyanıp olsun. Allâh muhâfaza eylesin. Evet Hazret-i Pîr bütün mahlukatı Allâh’ın âilesi olarak nitelendirirken. Bu tabi hadîs-i şerifte var ya bu konuda halk aile Allâh’ın âilesidir diye.
Allâh’ın Rab-liği (Rubûbiyet) — «İyiliği Rabbiniz’dendir»; Tevhîd Tedrîsi
Burada aslında bütün varlığın tek bağlı olduğu yer Allâh’tır. Allâh rubûbiyet sıfatı dahil hiçbir sıfatını paylaşmaz. Rabblik sıfatı da rubûbiyet Rabb’lıktır çünkü Allâh’a aittir. Ve bütün varlığın Rabbi Allâh’tır. Tabii Rabb ismi şerifi aynı zamanda terbiye edici, koruyucu, muhafaza edici anlamındadır. O yüzden Cenâb-ı Hak her bir varlığı görür, işitir. Onun ihtiyacına göre ne lazımsa onu ona ihsan eder. Ne lazımsa. Sen kendi kendine çok sana lazım olan şeyler sıralayabilirsin. Sana hakikatte ne lazımsa Cenâb-ı Hak onu sana bahşeder. Rabb’im cümlemize hayırlısını versin. Hayırlısıyla bol versin inşâallâh. O yüzden Allâh bu tür şeyleri direk Allâh’a bağlamak tevhiddir. Çünkü iyilikler Rabbiniz’dendir.
Bahşeden, lütfeden, ikram eden, ihsan eden de Allâh’tır. Cenâb-ı Hak bizleri bu şuurda oluştursun inşâallâh. Gönlümüzdeki bütün gamlar heva ve hevesimizin varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir. normalde bizim gönlümüzdeki olan gamlar heva ve hevesimizin varlığımızın tozundan meydana gelir. Pardon varlığının tozundan dumanından meydana gelir. Toz duman dediğinizde tozun ve dumanın bir ağırlığı yoktur. Gelip geçicidir. Toz da gelip geçicidir. Duman da gelip geçicidir. O zaman gamlar bizim o gelip geçici heva ve hevesimizin ürünleridir. Gönlümüzde bir gam var ise bizim heva ve hevesimizdendir. Bir keder, bir hüzün var ise heva ve hevesimizden dolayıdır. Mü’minin gönlü neşelidir. Mü’minin gamı, mü’minin kederi sevgiliden uzak kalmaktan gayridir.
Ondan gaflete düşmektendir. Yoksa âşığın gamı ve kederi dünya değildir. Âşığın gamı ve kederi dünyâlık da değildir. Dünyalık olanların gam ve kederleri dünyâlıktır. Ahiretlik olan, Allâh’a aşık olanların gam ve kederleri onların âşıklıklarından dolayıdır. O göz açıp kapatıncaya kadar sevgilinin cemalinden uzaklaşmak istemez. Ondan perdelenmek istemez. Hatta cemal perdesinde, cemalleşirken dahi ona bir hüzün dalgası vurur. Çünkü o esnada dahi o hasretten hasrete, o esnada dahi o bir nefes uzak kalmama düşüncesinde gam yüklüdür. Onun gamı dünya değildir. Onun gamı hastalığı değildir. Onun gamı yok beli ağrımış, yok baş ağrımış, yok göz ağrımış. Ondan değildir. Âşığın gamı dünya ve dünyadaki dünyanın içindekilerle alakalı değildir.
Âşığın gamı ma’şûkla alakalıdır, sevgilisiyle alakalıdır. O yüzden dünya üzerinde bizim başımıza gelen şeylerin hepsi de bizim ellerimizin kazandıklarıdır. Bizim ellerimizin kazandıklarıdır. Şûrâ 42/30. Başınıza gelen her musîbet ellerinizin kazandığı yüzündendir.
Gam-Keder = Hevâ-Heves’in Tozu — Şûrâ 42/30; Şems 91/9 Tezkiye-i Nefs
Bundan kurtuluşun yolu o kimsenin nefsini terbiye etmesinden geçer. Çünkü nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Şems 91/9. sen nefsini tezkiye edersen, nefsini terbiye edersen kurtuluşa erersin. Ve başına gelen müsibetlerden dolayı da gam hüzün çekmezsin. Şimdi bir de başka bir hadîs-i şerîf vardı neydi? Mü’minin başına gelen musîbet, sıkıntı, dert, gam, kasa ve tasdalık mümine neydi? Şifaydı. Günahlarının temizlenmesi neydi? Ona sabrederse onun makamının yükselmesine sebepti. O zaman sufî başına gelen her ne ise bununla alakalı önce kendi nefsine vurur bunu. Muhakkak ben kendi elimim yaptığını çekiyorum der. Ardından bir çıt kendi kendine düşündüğünde iyi ki bu üzerime bu sıkıntılar geldi ki, Rabbim beni kendi huzuruna temiz almak istiyor der.
Çünkü hastalıklar, gam, kasevet der bunların hepsini hepsi de mümin için, mümini temizleyen günahlardan arındıran olaylardır. O yüzden sufîler bu tip meselelere bakarken kendisinin bir arınma sürecinde olduğunu düşünür. Ve muhakkak benim günahlarım çok, başıma gelen bu bela, musîbet başıma gelen bu sıkıntı, ben bunlara sabredersem, bununla sabırla mücadele edersem benim günahıma kefaret olacak. Benim makamımın yükselmesine sebep olacak diye düşünür. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Bu kökümüzü söken gamlar ömrümüzün orağına benzer. bu kökümüzü söken gamlar, bu yaşadığımız gam, yaşadığımız hicran, yaşadığımız dert, yaşadığımız olumlu olumsuz bütün hadiseler nedir? Ömrümüzün orağına benzer. bizim ömür törpümüz gibidir.
Bir hastalık sebep olur ölürsün, bir gam sebep olur ölürsün. onu yaparsan yap, ölüm size yetişecektir çünkü. Ölümün size yetişmemesi söz konusu değildir. Ne yaparsan yap. Her nefis ölümü tadacaktır çünkü. Âl-i İmrân 3/185. Cenâb-ı Hak bir kimseye bir nefes üflediyse, ne kime üflediyse üfledi, o ölümü tadacaktır. Herkes ölümle yüzleşecektir. Melekler dahi ölümle yüzleşecektir. Cebrâîl dahil buna. Dört büyük melek dahil buna. Her varlık eceli geldiğinde ölümle yüzleşecektir.
Ölüm — Â’l-i İmrân 3/185; Nisâ 4/78; Cuma 62/8; «Her Hastalık Ölüm’ün Bir Cüzüdür»
Ve nerede olursanız olun, ölüm size yetişir. Nisâ 4/78. Nerede olursanız olun, ölüm size yetişecektir. Hiçbir canlının ölümden kaçışı yoktur. Hiçbir canlının. Cenâb-ı Hak neyi var ettiyse, bu normalde varlığın tamamı da dahil buna. Varlığın tamamı dahil buna. O ölümle yüzleşecektir. Ve ölümden hiçbir şey için, hiçbir kimse için kaçış söz konusu değildir. O yüzden, ama bu hastalıklar, bu gamlar, bu dertler, bu problemler, adım adım parça parça sizin ölüme yaklaşmanızdır. Ölüm insana çok yakındır. Ama normalde o insanın üzerindeki hastalıklar, sıkıntılar, problemler, onun ölüme adım adım yaklaştığına işarettir. O yüzden hastalığa baktığınızda bir nemzede sizi ölüme yaklaştıran bir sebeptir. Mesela bir ölüm sebebi nedir?
Hastalıktır, örneğin. O hastalığa bakarken, bu beni ecele yaklaştıran, Allâh’a kavuşmayı yaklaştıran bir olgu. Hastalığa küfretmeyin, hastalığa isyan etmeyin, hastalığa öf bile demeyin. Öf bile demeyin. Tedavisi neyse, tedavisini aramak bize bu noktada şart kılındı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, tedavi olunuz dedi, emir var burada. Biz tedavi olma yolunda ilerleriz. Eşimize, çocuğumuza, kendimize bir hastalık bulaştıysa, mümkün olduğu kadar biz ama kendimizi ama eş ve çocuklarımızı tedavi etme ve ettirmek için mücadele ederiz. nasıl olsa ölüm gelecek, kapımıza dayanacak, tedaviye ihtiyaç yok diyenlerden değilim ben. Bunu bir kısım Selef âlimleri bunu söylemişler, tedavi olmamışlar hiç.
Tedavi tarafına da yönelmemişler. Bu bir ictihâddır.
Hastalık Hikâyeleri — Şayh-Zâkir-Baba-Anne-Kadın Hastalıkları; Hz. Pîr’in Tedâvî Tavsiyesi
O ictihâda katılanlardan değilim. O yüzden Hz. Pîr’in dediği gibi, seli baştan önle. Sözü mücibince başımıza bir hastalık geldiyse, tedavisi için onunla uğraşırız. Hatta ölüm sebebinin o olacağını bile bile. Ben kimseden sözümüz esirgemedim bugüne kadar, yakın dostlarımdan, arkadaşlarımdan. Mesela Seyyid Tâş’ın yüzüne söyledim, Hacı ölümün buradan senin dedim. Ama dedim dimdik ölmünü istiyorum senin dedim. Öf bile demeyeceksin dedim. Tedaviyle alakalı ne yapılması gerekiyorsa yaptık, vicdanen rahatız. Bizim Hâcı Oktay’yı yüzüne söyledim yalnız kaldığımızda. Hacı ölüm sebebi bu dedim ama dimdik yaşayacaksın dedim. Moralini bozma. Ecel ne zaman gelecekse gelecek dedim. Moralimi bozmuyorum dedim.
Dedim dimdik öleceksin. Öf bile demeyeceksin. Kim sorarsa çok iyiyim diyeceksin dedim. Bu kadar. Sufî ölüm yıkmamalı. Gerçek bir Sufî ölüm korkusuyla yıkılmaz. Hastalıktan, gamdan, kasavetten, sıkıntıdan, dertten Sufî yıkılmaz. Yok. Bir Sufî Uludağ gibi metîn durur. Kadın erkek. O Uludağ gibi metîn durur. Dertler, problemler onun göğsüne vurur, dökülür. Sıkıntılar onun göğsüne vurur, dökülür. O yüzden Sufî dertten, gamdan, sıkıntıdan, problemden yıkılmaz. Onun için başına gelen her ne var ise dert, gam, kasavet, hastalık, iflas, işsizlik ne olduysa hepsi de onun faydasına. Hepside. O seni olgunluğa eriştirir. O senin üzerindeki kiri pası atar. O seni temizler. Sen öf bile deme. Sen hastalıkların içerisinde yaşasan dahi şuram ağrıyor deme.
Hamdolsun çok iyiyim de. Böyle şehçilik oynayanlar vardır. Zakircilik oynayanlar vardır. Öf hasta. Hiç unutmuyorum, Ömre’deyiz. Biz Zakir hasta olmuş. Herkes ziyarete gidiyor filan yatıyor orada. Hacı Oktay da dedi ki, abi herkes ziyarete gidiyor. ne yapacağız gitmeyeceğiz mi dedi. Hacı Oktay, o Zakir hastalığı o dedim. Abi o nasıl oluyor dedi. Oğlum dedim, Zakir böyle naz eder kendini öf hasta im der dedim. Dervişler de etrafında döner onu dedim. Burada kim var dedim, şeyhimiz var dedi. Dervişler nerede, kimin etrafında dönmesi lazım dedim. Şeyh efendinin dedi. Nerede dönüyorlar şimdi dedim. Ha o abinin etrafında dönüyorlar dedi. Sen nerede dönüyorsun dedim. Ben şeyhimin yanındayım dedim. dedim herkes dedim şeyhinin yanında dönecek.
Bir de şey hastalığı vardır dedim. Onu da söyleyeyim sana dedim. Abi o nasıl dedi. Şeyh efendi dedim, naza çekerse kendisini öf der dedim. Dervişler dedim etrafında pervane dolar. Aman şeyhimiz hasta der dedim. Bu da şey hastalığı dedi. İlav edeyim mi biraz daha hastalığa. Baba hastalığı vardır. Baba eve gelir hastadır, yorgundur. O gün o neler yapmıştır. O yüzden eş ve çocuklarına ayıracak zamanı ve sağlığı yoktur. Öf baba hasta. Yarın yarın da hasta. Ertesi gün çok yorgun. Ertesi gün ya bir müşteri geldi ve hatta iş yerinde bir müdür ve hatta iş yerinde şef veya iş yerinde patron problem yaşadı. Psikolojisi iyi değil. Lan bir günde iyi ol ya. Nasıl basbaya. Bir günde neşeli ol ya. Bir günde neşeli ol.
Bu da baba hastalığıdır. Bir de ne var? Anne hastalığı var. Hep hasta çocuklarına karşı. Eskiler yaşmak bağlanılardı ya kadının kafasından yaşmak eksik olmuyor. Ya başı ağrıyor ya belli ağrıyor ya bu çocuklar ona problem çıkarıyor. Sorma dığdının dığdının dığdısı hasta olmuş bugün. Ondan hasta oluyor. Her gün bir kaos var evde. Hasta kadın hasta hep, anne hasta ve hatta kadın kocası var. Hasta hep. Nasıl basbaya? Bu da ne? Anne hastalığı veya kadın hastalığı. Hastalar hep. Çocuk geliyor anne hasta. bir gün aşırı her gün hasta. Problemli. Adam geliyor eve kadın hasta. Çekmiş yaşam anları var ya bizim günlerimiz var. Hasta. Hasta. Muhabbeti uzatayım mı? Bizde bir tane usta var, Burede ustası. Hasta adam.
Trafik kazası geçirdi. Bir türlü iyileşmiyor. Cafer neydi adı ya onun? İsmet. O hasta olunca bizim makinalarında hasta. Bir türlü düzen tutmuyor. Her gün bir tane makinenin bir tarafı kırılıyor. Yatıyor makinalar. Usta sen gel dedim bir şey söyleyeceğim sana. Geldi bu. Bak dedim. Sana kardeşane söylüyorum. Sen dedim iyileşmiyorsun bir türlü dedim. Sen dost doğru bakılmıyorsun dedim. Ne yapayım dedi. Gideceksin dedim. Peşinle oturacaksın. Diyeceksin ki dedim. Hâcâbî’nin selamı var patronun. Sen evde düzgün bakılmıyormuşsun. O yüzden senin hızla evlendireyim dost doğru. Sen bir bakıp gör dedi diyeceksin. Söyleyin mi dedi. Söyle arkanda ben varım dedi. Bu tereddüt ediyor. Bak söyle benim sözümü dinle dedim.
Bu gitmiş eve. Hanımına demiş gel bakayım mutfağa buraya. Hanımın mutfağa gelmiş. Hâcâbî’nin selamı var.
«Yalandan Hasta = Hakîkî Hasta» — Anne’nin Şeker Hikâyesi; Şeker Hastası-Endokrin Hâtırâsı
Sen bir türlü iyileşemedin. Hanım sana düzgün bakamıyor. O yüzden ben seni bir daha evlendireyim. Düzgün bakıl dedi demiş. Kadın demiş otur sen burada bekle. Ev bunun dublex. Ev değil otel odası olmuş. Otel olmuş. Hanımın annesi oradaymış. Annesine demiş topla valizini. Gidiyorsun hemen demiş. Ben tabi arada sordum. Kayınvalide valizle mi gelmiş dedim. Evet dedi iki valizle gelmiş dedim. Anasını göndermiş kadın. Sonra kız kardeşi oğluyla beraber oradaymış. Demiş sen de topla valizlerini. Kadın diyor bunu. Diyormuş sen mutfaktan dışarı çıkma otur. Sen de git. Kadının kız kardeşiyle oğlu da gitmiş. Şimdi yetişkin bir oğlan var. Bir de ondan küçük kız var. Demiş hadi siz de nereye gidiyorsanız gidin.
Evi boşaltın demiş. Gidin parka gidin sinemaya gidin. Nereye gidiyorsanız gidin. Bizim İsmet Usta sabahleyin böyle sanki güneş doğmuş. Aydınlanmış böyle tevessüm. Dedim gel. Geldi bu. Allâh senden razı olsun dedi. Ben iyileştim dedi. Dedim hadi makineleri iyileştir şimdi. Makineler hizaya girdi. Ama şey yok bu eve gidiyormuş dedim. Bak sakın ha. Benim sözümü dedim arada hatırlatacaksın. Ben Hacı abiye bunu bir tanışayım. Ben yine keyfim kırıldı diyeceğim dedim. Bir yıl falan oldu. Karşılaştık yolda. Bir yılı geçiyor. Dedim nasılsın? O günkü kadar değil ama iyiyim gene dedi. Dedim sen benimle devamlı görüşüyormuş gibi yap. Arada selamımı götür dedim. Sıkıştığın zamanla. Bu da ne? Bu da kadın hastalığı.
Hep hastalar. Erkek hep hasta hep yorgun. Allâh muhâfaza eylesin. Şunu da unutmayın. Bunu Hz. Pîr söyler. Bir kimse yalandan hasta olursa Cenâb-ı Hak ona hastalığın hakikatini, gerçeğini verir der. Sen yalandan başım ağrıyor dedin. Yattın ya Allâh sana baş ağrısını verir. Sen yalandan benim vücudum ağrıyor dedin. Yattın ya Allâh sana vücut ağrısını da verir. O yüzden ham dedin, şükredin. Kendinizi hasta görmeyin. Hastalık yoktur. Hastalık yoktur. Hasta vardır. Hastalık yoktur. Hasta vardır. Bir kimse kendini hastayım dediyse hastadır o. Hatta öyle hastadır, tedavisi yoktur. Bir de bununla böyle herkes sorar. Bir hastalık var. Eee tedavisi yokmuş. Ben öyle denedim ki Allâh diyorum, dermanını yaratmadığı hiçbir dert yoktur diyor.
Sen bulamamışsındır, biz bulamamışsındır. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bu gamlar, kederler, bu sıkıntılar ölüme doğru koşan merdivenler gibidir. Ölüme doğru koşan merdivenler gibi. O yüzden bunlar ölümün habercisi gibi. Allâh muhâfaza eylesin. Bil ki her hastalık ölümden bir parçadır. Çaresi varsa ölümün bir cüzünü kendinden kov. Ölümün bir cüzüğünden bile kaçamadığın halde onun hepsini başından aşağıya dökecekler. Bunu iyi bil. Cum’a 62/8 de ki sizin kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka size ulaşacaktır. Sonra da gayb-i ve görüleni bilene döndürüleceksiniz. normalde her hastalık ölümden bir parça. sen o parçadan kaçamazsın. Veyahut da o parçayı üzerinden kov. kendince de ki ben hasta değilim.
Veyahut da hasta kendini görüyorsan tedavi ol, o ölümün cüzünü, parçasını kendinden kov. Sonuçta ölüm seni gene vuracak, sıkıntı yok. Ama sen o ölüme giden, o hastalık cüzünden kurtulmanın yolunu bul. tedavi ol. Tedavi ol. Ben bazen diyorum tedaviye karşı çıkacak olsam ben karşı çıkacağım diyorum. Bunu acındırmak için söylemiyorum. Şeker hastasıyım. Her gün ilaç kullanıyorum. Bunda sıkıntı yok. İlaç kullanmak da sünnet-i seniyye. Tedavi olmak sünnet-i seniyye. Ve şeker hastaları kendinize iyi bakın. Tedavi olun. Şeker hastaları daha uzun yaşıyor. Sebeb kendilerine iyi baktıklarından dolayı. Bir olur ki aman şunu yemeyeyim. Bu bize sakıncalı. Aman bunu yersem üç ay sonra dört ay sonra tahliye gideceğim.
Tahlilde doktor bey bakacak. Ezecek sen hiç diyet etmemişsin. Nasıl çıkacak orada? Hemoglobin 9.6. Vay sen önüne gel. Eline geleni yemişsin sen. derviş az yerdin. Sen ne yaptın? Hem bir de şeker hastasısın. Oturdun bir tepsi baklavayı yedin. Şeker hastasın. Döndün dolaştın. Attın ağzına ne gelirse. E gittin üç ay sonra gözlerini belirtmiş kan çanağı. Ne oldu? E şeker. E bir baktı 9.6. Annemin şekerini bir ölçüyoruz biz 680. Tabii aletler ölçmüyor ya hastanede ölçüyorlar. Anne Allâh’ın dinine imanına dedim ya. Söyle ne yapıyorsun dedim ya. Kızmayacağım dedi. Kızmayacağım dedim ya söyle. Bizim bu Ayşe var ya dedi. Evet dedim. Sapın teki bu dedi. Konuya buradan girdi. Dedim ne oluyor? Bu dedi hanım bana kahvaltı yaptırmaya geliyor ya dedi.
Evet dedim ben. Bu gelmezden önce Mustafa dedi. Ekmeği alıyorum dedi. Yarım ekmeği dedi. Yarıyorum dedi. Bu kadının gözleri görmüyor. Görse ne yapacak belli değil. İçine dedi tereyağını peyniri yatırıyorum. Bir de bal döküyorum dedi. Ayşe gelmezden önce dedi. Onu bir güzel yiyorum dedi. Sonra damdan dedi. Karpuzu dedi kaldıramıyorum ya dedi. Ayağımla sürüyor sürüyor çeşme başına getiriyorum dedi. Ben de içimden diyorum ki iyi ki az görüyor. Karpuzu böyle kavaya kaldırıyorum dedi. Bir atıyorum yere dedi. Yarlıyor dedi. Bir güzel bir tane karpuzu yiyor kadın. Bir karpuzu yiyorum Mustafa dedi. Ondan sonra bir su tutuyorum dedi.
Türkiye’de Risk Hayatı — İflâs; Cafer’in 800 Bin Lira Kaybı; Sufî Lüleci-Recep Antidepresan Hâtırâsı
Hani karpuzun çekirdekleri gitsin diye. Bizim saf geliyor dedi on birde. Anne kahvaltı hazırlıyorum dedi. Bir de onu taklit ediyor. Eee dedim bir de ondan kahvaltı yapıyorum. Bir de ondan kahvaltı yapıyorum dedi. Anne dedim altı yüz seksen az. Her seferinde komadan dönüyor o sen dedim. Şimdi kendine bakmayınca gözler gidiyor. E şeker hastası bakacak kendine. Şimdi sorsam bizim hocama şimdi. Bana diyeceği şey şu demiyor bana. Allâh razı olsun. Benim hayatım bildiğinden. benim tanımayan gidiyor şimdi. Selamun aleyküm aleyküm selâm. Bir endokrinci bir hanımefendi. baktı. Ondan sonra böyle kafasını salladı. Ondan sonra üzülmeyeceksin sıkılmayacaksın. Dedim hocam anlatma daha imaresinin. Gerek yok dedim.
Neden dedi? Dedim sana bir vaka anlatsam şimdi dedim. Sen dedim bugün dedim hasta bakamazsın. Nasıl dedi? Dedim iki gün önce dinlediğim bir vakayı anlatıyorum size dedim. Bir anlattım gözleri doldu gözlüğü filan attı. Ne yaptın bundan sonra dedi. E dedim ne yediğini anlıyorsun ne içtiğini anlıyorsun dedim. Böyle dedim Leyla gibi dolaşıyorsun dedim. Hiçbir şey dedim. Yerde misin gökte misin belli değil dedim. Böyle durdu. Senin dedi şekerin geçmez o zaman dedi. Teşekkür ederim dedim. Bana tavsiye edeceğiniz bir şey var mı dedim. Hızla insulüne başlaman lazım dedi. Bütün hepsi de bunu söylüyor. Buna da teşekkür ederim dedim. Ondan sonra dedi bunları biliyorsun ama dedi. Murat Hoca dedi. Sizi dedi bana yönlendir dedi. şekerinizi takip edelim dedi.
Allâh razı olsun hocam inşâallâh. Müsait olursak dedim geliriz. Şimdi ne diyor bana? Üzülmeyeceksin diyor sıkılmayacaksın. Bir derdin olmayacak bir gamın olmayacak bir tasan olmayacak. Türkiye’de yaşadığını unutuyor herhalde. Türkiye’de doğmak bile risk. Neden bir kısım beyaz Türkler Amerika’ya doğurmaya gidiyor lan? Burada doğun bile risk. Doğdun çocukluk risk. İlkokula gittin risk. Ortakula gittin riskin daha da arttı. Lise tamamıyla risk. Üniversiteye gittin rüyam böyle riskin karakökünde yaşıyorsun. Hele ticarete başladın mı yandı ketenelva. Bir gece de iflas edebilirsin. Ben böyle televizyona bakarken iflas ettim sabaha karşı. Tabi. Dolar bin kusur liraydı sabahleyin üç bin kusur lir oldu.
Dolar geceye başlarken bin kusurdu sabah oldundu üç bin kusur oldu. Ben sabahleyin dedim ki Mustafa Özbağ iflas ettin dedim. Bak iflas ettin dedim. Benim bir ifla zindan var. Bütün çekler mahkemede icraya vermişim tahsil edilsin diye. Tansu bir yasa çıkardı çek kanunu ile alakalı cezayı mezayı kaldırdı. Bizim çeklerin hepsi de kağıt oldu. Ondan sonra arkamızdan davul çalıyorlar. Hoca da böyle olur mu iflas eder mi? Ulan asıl biz iflas ederiz. Çalmak bilmiyoruz çırpmak bilmiyoruz. Hiçbir şey bilmiyoruz. Ne oldu? Çekler kağıt oldu. Avukata dedim Veysel Bey ne yapacağız şimdi? Yapacak hiçbir şey yok hocam dedi. Nasıl yapacak bir şey yok dedim ben. Kağıt oldu bütün çekler dedi. Türkiye’de ticaret de riske.
Cafer’in birinden alacağı vardı anlatıyorum böyle. Cafer de bana hayal kuruyor diyor. Onu tahsil edersek diyor şöyle yapalım bunu böyle yapalım. İnsanla Cafer dedim. Adam kafasına sıktı. Öldü adam. Cafer’e dedim Cafer senin kafana mı sıktı? Kendi kafasına mı sıktı? Dedim. O kendi kafasına sıkmadı senin kafana sıktı dedim. Bitti. Cafer’in o zaman o günün parasıyla yaklaşık 800 bin lirası battı. Sıfır. Şimdi doktor hanım ve beyler bizim gibi insanları da diyor ki. Hiçbir şey kafaya takmayacaksın. Ee nasıl yaşayacaksın? Hiçbir şey kafaya takmamak için ya esrar işeceksin. Onu da neşelendirenden bulacaksın. Ya da gideceksin şeye psikiyatri doktoruna diyeceksin ki ben ölüyorum bitiyor musun bana bir tane hap yaz.
Açacaksın yarım. Hatta o diyecek ki sana çeyrek at. Sen diyeceksin ki çeyrek yetmez bana yarım atacaksın. Bizim lüleci vardı ya. Recep bizim ona bağırdı. Doktor lüleci. Dükkandan bağırdı şimdi ona. Buyur dedi tamam. Doktor morellerimiz çok bozuk bizim dedi. Şimdi o arada da onun abileri parayı normalde para dönüyor. Dükkandan çıkan para tarıma gidiyor. Tarımdan satılınca tekrar dükkana geliyor. Dükkana gelmedi o sene para. Recep normal değil mişko bizim. Moreller bozuk. Senetler gelecek çekler gelecek kafası yerinde değil dedi ki kafamız hiç iyi değil. Bize dedi oradan bir hap gönder bir ilaç gönder bir şey yap dedi ya ondan sonra. E gelsin. Mustafa alsın dedi. Onda Rus motoru var ya. Ben şimdi aldım lüleci de motora.
Gittik o aşağıda sağlık ocağında. Bu gitti oradan bize bir tane afferdik böyle şey. Kutu değil böyle tek tek o gün için ismini de ne bilmiyorum. Dedim ki bundan çeyrek çeyrek için dedi. Çeyrek için dedi iyi. Geldim dedim Recep abi çeyrek içecekmişim dedim. İyi ver dedi. Efe ya dedi kafam hiç iyi değil dedi. Bir tane çeyrek içti o. Sen de iç dedi bana. Dedim Recep abi bende ki dert kimde var dedim. Çeyrek yetmez bana dedim ben yarım içtim. Recep iyi gayet güzel kakara kukara ha hi yoldan geçene filan böyle. Ben bakıyorum o an Recep’e faydası oldu neşelendi adam. Kendime bakıyorum bir işen bir şey yok bende yine. O an dedim bunda çeyrek bu kadar fayda yaptı.
«Ölmeden Önce Ölünüz» Hadîsi — Sufî Ölüme Hazırlık; Mahlûkâta Zulmetmemek
Yarın bende fayda etmedi. Dedim belki de yarım saat sonra bir saat sonra faydada. Aynıyım ben. Ben öbür o çeyreğe de attım. Saat üç oldu dört oldu neşe bende ne ara. Dertleri zevk edinmişiz biz. Dedim Recep abi bu iş sana yaradı dedim bende hiçbir şey yok. Bizim oğlan dedi ya bu kadar da mı dertlisin ya dedi. Dedim öylemişim demek ki dedim hap da bana dedim fayda etmedi. Allâh Allâh ya çocuğumuza bak ya diyor şimdi. Bazen efe diyor bazen çocuğumuz diyor. Bazen bizim oğlan diyor annemin uzaktan akrabası onlar. Anamın sülalesi eski geniş ya iyi. Gerisini anlatmayayım artık şimdi. Diyeceksiniz ya ne yapıyorsun sen filan. Şimdi böyle yaşamak için Türkiye’de bizim gibi insanlar bir de risk içindeyiz.
Nasıl dertlenmeyeceksin gamlanmayacaksın bir telefon yetiyor bize. Selamun aleyküm aleyküm selâm efendim. Şikayet gibi olacak ama bir anlatıyor tamam bitti. Bitti. Hele zulme uğrayan da zulmeden de dervişse gel şimdi işin içinden çık. Zulme uğrayan kadın ise ben biraz pozitif ayrımcıyımdır. Ben kadınları koruyup kollama noktasında ben pozitif ayrımcıyımdır. Herkes de bilir bunu baştan beri herkes bilir. Ben pozitif ayrımcıyımdır. Ben kadınlara karşı İslam da kadınlara karşı pozitif ayrımcıdır. Kadınlar erkeklere Allâh’tan verilen bir emanettir. E şimdi bir şey dinleyince tamam hatta bazen bir gün bile yetmiyor. Gülüşün sahte oluyor, neşen sahte oluyor, tebessümün sahte oluyor. İçinden onu yaşıyorsun sen.
Neden bunu yaptı, neden bunu etti? Ben bu kızı bunun için mi verdim buna? Bu kızcağız dervişti, derviş diye bir adamla evlendi. Bunun için mi evlendi? Bu bitmiyor. Ve hatta dervişin başına bir sıkıntı geliyor. O dertle dertleniyorsun. Bitmiyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ölüm herkese gelecek ve bütün hastalıklar bu manada ölümden bir parça bir cüz. Yavaş yavaş sana doğru gelecek. Allâh muhâfaza eylesin. Ama normalde sana ulaşmadan ölüm seni teyit geçmeyecek. Herkese ulaşacak muhafaza, Rabbim muhafaza eylesin. Sufîler o ölüm gelmezden önce kendilerini ölüme hazırlarlar. Bir çıtileri ölmeden önce ölünüz hadîs-i şerifinin kendi üzerlerinde tecelli etmesi için uğraşırlar. Ölmeden önce ölünüz.
O yüzden normalde tabi bu Hz. Muhyiddîn İbn Arabî Hz. bu hadîs-i şerîfin üzerinde muhteşem bir metafor kurar. Ama bizim anlayacağımız şu. Biz ölmeden önce ölüp şeriaten kendimizi her an hesaba çekmenin ve o hesap neticesine göre davranmayı düşüneceğiz. Tabi sufîler biraz da aceleci hemen ölmeden önce ölünüz hadîs-i şerîfin tecelli etsin. Hemen Allâh’a vuslât olsun. Hemen kemal-i ersin diye bakıyorlar. Öyle değil. Rabbim bizleri muhafaza eylesin. O yüzden toparlayacak olursak bütün mahlukat Allâh’ın âilesidir. O yüzden hiçbir şeyi hor görme. Hiçbir kimseyi ve hiçbir şeye zulmetme. Ve bütün mahlukatın rızkı Allâh’a aittir. Birisinin işine engel olma. Birisinin çalışmasına engel olma. Birisinin hakkını yeme.
Birisinin rüşvetle onunla bununla adamın vardı, şuyun vardı, buyun vardı deyip birisinin hakkına, hukukuna girme. Birisi bir iş yapıyor. Sen gözünü onun işine dikip onun işini çalmaya çalışma. Birisi bir pazarlık yapıyor. O pazarlığın içerisine girme. Birisi bir kadına, bir kıza talip olmuş. O sonuçlanmadan sen o kadına, o kıza talip olma. Bir erkek bir kadınla görüşme yapıyor. Evlenecek. Kadın olarak sen o erkeğe talip olma. İş bozma, ara bozma. İnsanların hukukuna riayet et. Tevazulu ol. Allâh’ın mahlukatına karşı tevazulu ol. Allâh’ın mahlukatına iyilik düşün. Hep iyi olmaya çalış. Kimseye kötülük düşünme.
Fıtrat’la Savaşma — Şeytân’ın Vesvesesi; Hayvan Kısırlaştırma Yasağı; Akrep Hâtırâsı; Hâtime Niyâzı
Kimseye zarar vermeyi düşünme. Hiç kimseye zarar vermemeye gayret et. Elini olur olmaz yere uzatma. Elini tut. Dilini olur olmaz şeylere uzatma. Dilini tut. Gözünü tut. Olur olmaz her yere bakacağım. Her şeyi göreceğim diye uğraşma. Gözünü haramdan sakın. Dilini haramdan sakın. Kulağını haramdan sakın. Elini haramdan sakın. Ayağını haramlardan sakın. Uzuvlarını haramdan sakın. Sakın şirke düşme. Sakın anne ve babana öh bile deme. Anne ve babanın duasını al. Anne ve babana aykırı olma. Anne ve babana kavga etme. Anne ve babana sert konuşmalar yapma. Anne ve babana haklı olsan da küsme. Anne ve babanla geçimini iyi tut. Eğer mümin isen. Kardeşlerinle iyi geçin. Derviş kardeşlerini iyi geçin. Derviş kardeşlerinin dervişini istismar etme.
Dervişlerin malını parasını pulunu makamını istismar etme. O şu işi yapıyor ben o işimi onunla görürüm. O yüzden samimi olayım diye düşünme. Kalbini fesada çekme. Kardeşlerine hizmet et. Anne baba kardeşlerinle aranı bozma. Onlar sana haksızlık yapsa dahi sen onlara küsme. Onlara savaş açma. Sen onlar haksız olsa dahi sen onlarla haksızlık noktasında mücadele etme. Hakkını koru ama küsme. Ama onlarla savaşma. Fıtratınla da savaşma. Fıtratınla da savaşma. Fıtrat nedir? Senin erkek olarak doğmandır. Fıtrattır. Kadınlaşmaya, yumuşamaya bakma. Lanetlik bir iş yapma. Sen kadın olarak yetişmişsin, büyümüşsün. Erkekleşmeye çalışma. Allâh’ın lanetlik işlerine bulaşma. Bulaştıysan da tövbe et, geri dön.
Bir daha asla o tarafa meyletme. Haramlardan uzak dur. Haramlara meyletme. Haramı alışkanlık haline getirme. Haramı alışkanlık haline getirirsen Allâh muhâfaza eylesin. Bir müddet sonra haramı haram olarak görmezsin ki küfre düşersin sonra. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden gam geldi. Allâh’a şükret. Dert geldi. Allâh’a hamd et. Varlığına Allâh’a hamd et. Yokluğuna Allâh’a hamd et. Her halinde Allâh’a hamd et. Evlenmişsin, eşine sahip çık. Allâh’a hamd et. Evlenmişsin, karına sahip çık. Allâh’a hamd et. Kocana sahip çık. Allâh’a hamd et. Çocuklarına sahip çık. Allâh’a hamd et. Çocuklarının ufak tefek kusurlarından dolayı çocuğuna zulmetme. Nasihat et. Gençtir, hata yapacaktır, eksik davranacaktır.
Yanlış davranacaktır. Çocuğunu silip atayım diye düşünme. Bir daha anlat. Bir daha nasîhat et. Bir daha nasîhat et. Çünkü o da Allâh’ın âilesi. Çocukların da Allâh’ın âilesi. Eşin de Allâh’ın âilesi. Kocan da Allâh’ın âilesi. Annen, baban, kayınpederin, kayınvaliden Allâh’ın âilesi. Dayıların, amcaların, teyzelerin, Allâh’ın âilesi. Akrabaların, Allâh’ın âilesi. Evinde hayvan besliyorsun. Hayvanı fıtratına göre yaşat. O da Allâh’ın âilesi. Hayvanı esir etme. Hayvanı kafese koyma. Hiçbir hayvan esaret için yaratılmadı. Hiçbir hayvan. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Hayvanlara eziyet etmeyi de yasakladı. Hayvanları fıtratının dışına çıkarma. Zulmediyorsun. Hayvanları ne yapıyorlar şimdi?
Kısırlaştırıyorlar. Zulmediyorlar hayvanlara. Sen erkek misin? Evet. Hadi seni kısırlaştırsınlar. Sen kadın mısın? Evet. Hadi seni kısırlaştırsınlar. Hiçbir canlıyı kısırlaştırmak küfürdür. Zulümdür. Fıtratla savaşmaktır. Sen onun Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu fıtratını ortadan kaldırıyorsun. Zulmediyorsun. Ne dedi şeytan? Ben onları fıtratlarını bozmakla aldatacağım dedi. Şeytan oyunudur. Fıtrat değişikliği. Bu sadece kadının erkeğe benzemesi erkeğin kadına benzemesi değildir. Siz bir hayvanın da fıtratını değiştiremezsiniz. Hayvanın fıtratını bozamazsınız. Şimdi hayvanlarla alakalı bir laf olunca herkes hayvan sevici oldu. Ne yaptın kediyi? Kısırlaştırdın. Hadi sen de kısırlaşsana. Hadi kadınsın.
Erkek yüzü görmeyeceksin bundan sonra. Hadi erkeksin. Kadın yüzü görmeyeceksin bundan sonra. Olur mu? Sen o hayvanı yaptın ya. Sen o köpeği kısırlaştırdın ya. Sen o kediyi kısırlaştırdın ya. Hangi hakla Allâh mısın sen? Neden ilahlık yaptın? Neden ilahlık yaptın? Neden Allâh’ın işine karıştın? Kimsin? O da Allâh’ın âilesi. Sen hayvana da zulmedemezsin. Sen tavuğa da tekme vuramazsın. Yılan sana zarar vermiyor. Öldüremezsin onu. Sufî sen. Sufî sen öldüremezsin. Akrep sana zarar veriyor mu? Hayır. At dışarı. At dışarı. Ben baya oluyor böyle. Baktım tam bir onun kapının eşiğinde küçücük bir şey böyle. Bir de kuyruğunu dikmiş. Kibre bak dedim ya küçücük bir şey. Kuyruğunu dikmiş. Dedim kuyruğunu dikiyorum.
Şimdi dedim seni dışarı atsam kediler seni dedim ham yapacak. Hadi dedim sana bir iyilik yapayım buradan uzaklaştırayım. Aldım faraşla şimdi böyle şeyin içine. Komşular ne o akrep dedim. Öldürsene. Dedim zararı yok. Neyi öldüreyim dedim. Nereye götürüyorsun? Şuraya harabelerin içerisine atacağım dedim. Yıkık evler var ya oralarda. Kaldılar öyle ben aldım faraşını içerisine getirdim. Yıkık evlerin içine attım. Kedinin önüne de atamazsın onu. Tevbe gitsin bulsun avlansın yiyorsa yiysin. Tevbe gitsin bulsun avlansın yiyorsa yiysin. Beni ilgilendirmez. Beni ilgilendirmez. Sen zulmedemezsin hiçbir şeye. Allâh bizi muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizin sıkıntılarını def eylesin. Dertlerine derman eylesin.
Maddi manevi hastalıklarına şifa eylesin. Maddi namanevi borçlarımıza edâlar nasip eylesin. Cümlemizi katından affetsin. Katından lütfetsin. Katından ikram etsin. Katından darlıklarımızı genişliğe çevirsin. Katından muratlarımızı maddi manevi tecelli ettirsin. Katından her ne derdimiz var ise maddi manevi ona derman eylesin. Gönlümüze ferahlık versin. Kalbimize aşkullahını nasip eylesin. Dilimizi zikrullahla süslesin. Kalbimizi zikrullâh ile neşelendirsin. Sırrımızı zikrullâh ile sırlandırsın. Ruhumuzu zikrullahın perdelerinde, perdeden perdeye, hayretten hayrete geçirsin.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 2295. Beyit — «Sivrisinekten File Bütün Mahlûkât Allâh’ın Âilesidir»: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Maʼnevî 1. Defter, beyt 2295–2310 (Veled Çelebi İzbudak terc.); Tahirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî c. 1, s. 689; Şefık Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi c. 1, s. 421; «halk ʻiyâlullâhʻ hadîsi — Beyhakî, Şuʻabuʼl-Îmân 7/348 (no: 10520); Hatîb Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 5/96; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/367; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
- Hûd 11/6 — «Rızık Allâh’a Aittir»: «Vemâ min dâbbetin fî’l-ardı illâ alallâhi rızkuhâ» (Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allâh’a ait olmasın) — Hûd 11/6; Anke bût 29/60; Taberî, Câmiʻu’l-Beyân 12/9; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 17/187; Elmalılı M.H. Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili 4/2752; modern okuma — Bediüzzamân, Sözler 33. Söz.
- Secde 32/7 ve Ra’d 13/26 — «Allâh Yarattığı Her Şeyi Güzel Yarattı; Dilediğine Bol Verir»: «Ellezî ahsene külle şey’in halakahû» (O ki yarattığı her şeyi güzel yarattı) — Secde 32/7; «Allâh dilediğine rızkı bol verir, dilediğine ölçülü verir» — Ra’d 13/26; İbrâhîm 14/7 (le-in şekertum le-ezîdenneküm); Taberî, Câmiʻu’l-Beyân 21/103; modern tefsîr — Sayyid Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’ân.
- «İyâlullâh» Hadîs-i Şerîfi — «Halk Allâh’ın Âilesidir»: «el-Halkı ʻiyâlullâh ve eha bbuhum ileyhi enfeu hum li-ʻiyâlihî» (Bütün yaratılmışlar Allâh’ın âilesidir; Allâh’a en sevimli olan, âilesine en çok faydası dokunandır) — Beyhakî, Şuʻabuʼl-Îmân 6/43 (no: 7445); Ebû Ya’lâ, Müsned 3315; Bezzâr, Müsned 6947; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/367; «cömertlik evden başlar» — Buhârî, Nafakât 1; Müslim, Zekât 41 (1034); Tirmizî, Birr 35 (1973); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Şûrâ 42/30 — «Başınıza Gelen Musîbet Ellerinizin Kazandığı Yüzündendir» ve Şems 91/9 Tezkiye: «Ve mâ esâbekum min musîbetin fe-bimâ kesebet eydîkum ve yaʻfû an kesîr» — Şûrâ 42/30; «kad efleha men zekkâhâ» (nefsini arındıran kurtuluşa erdi) — Şems 91/9; «mü’minin başına gelen musîbet günah kefâreti» — Buhârî, Marda 1 (5640); Müslim, Birr 14 (2573); Tirmizî, Cenâiz 1 (965); modern tedrîs — Bediüzzamân, Mektubat 26. Mektub.
- Â’l-i İmrân 3/185 — «Her Nefis Ölümü Tadacaktır»: «Küllü nefsin zâ’ikatu’l-mevt» — Â’l-i İmrân 3/185; Ankebût 29/57; Enbiyâ 21/35; «nerede olursanız olun ölüm size yetişir» — Nisâ 4/78; «sizden kaçtığınız ölüm size mutlaka ulaşacak» — Cum’a 62/8; Taberî, Câmiʻu’l-Beyân 4/198; modern okuma — Bediüzzamân, Sözler 17. Söz (ölüm rahmettir bahsi).
- «Ölmeden Önce Ölünüz» Hadîs-i Şerîfi: «ûmûtû kable en temûtû» (ölmeden önce ölünüz) — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/291 (no: 2669); Sehâvi, el-Mekâsıdu’l-Hasene no: 1011; «f enâ-bekâ (ölmeden önce ölme) tedrîsi» — Hz. Muhyiddîn İbn Arabî, Fûsusü’l-Hikem Yusuf Fassı; Konuk şerhi 3/76; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
- Fıtrat ve Şeytân’ın Vesvesesi — Hayvan Kısırlaştırma Yasağı: «ve le-âmuranne hum fe-le-yuğayyirunne halka’llâh» (onlara emredeceğim de Allâh’ın yarattığını değiştirecekler) — Nisâ 4/119; «fıtrata uygun yaşamak» — Rûm 30/30 (fe-ekım vecheke liʼd-dî nî hanîfâ); «hayvana ezi yet etme» — Buhârî, Müskât 9 (2363); Müslim, Selâm 151 (2244); Ebû Dâvûd, Cihâd 51 (2548); fıkıh — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; modern fıkıh — Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî.
- Mü’min İsrâf Etmez ve Aile Hukuku: «ve’llezîne izâ enfekû lem yüsrifû ve lem yaktürû» (mü’minler infak ettiklerinde isrâf etmez ve cimrilik etmezler) — Furkân 25/67; «kadına ezi yet eden mü’min değildir» — Buhârî, Edeb 41-42; Müslim, Birr 34-37; «kadın emeânettir» — Tirmizî, Radâ 11 (1163); İbn Mâce, Nikâh 3 (1851); modern fıkıh — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
- Karabaş Silsilesi ve «Mahlûkât = ʻiyâlullâhʻ Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hâcı Haydar → Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş «mahlûkât-ʻiyâlullâh-rubûbiyetʻ tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Bekā, Tevhîd, İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh, Silsile, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı