Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #109 — Mesnevî 2300. Beyit: «Hastalık Ölümün Habercisidir» ve Sufî Abdest Tedrîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #109 — Mesnevî 2300. Beyit: «Hastalık Ölümün…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 2300. Beyit’inden Devâm — «Ölümün Cüz’ü Hastalık, Külli Ölüm Tatlanır»

2300. Beyitte kalmıştık. Bir önceki ölümün bir cüz’ünden bile kaçamadığın halde, onun hepsini başından aşağıya dökecekler. Bunu iyi bil. Bunu okumuşuz. 2300. Bey. Ölümün cüz’ü olan hastalık sana taht geliyorsa, bil ki Allâh külli ölümü de sana tatlılaştırır. Hastalıklar ölümden elçi olarak gelmektedir. Ey boşboğaz! Ölümün elçisine yüz çevirme! Tatlı yaşayan sonunda acı öldü, ten kaydında olan canını kurtaramadı. Koyunları kırdan sürer getirirler, hangisi daha besliyse onu keserler. Gece geçti sabah oldu, sen ne vakte kadar bu altın masalını yeni baştan söyleyip duracaksın. Ölümün cüz’ü olan hastalık sana taht geliyorsa, bil ki Allâh külli ölümü de sana tatlılaştırır. Hastalık ölüm habercisidir ya, hastalık ölüme doğru giden yolda bir habercidir.

Dedim Hakkında

Hastalıklar, belalar, müsibetler, sıkıntılar genelde kazalar, varlık yoktur. Dünya bu hengamenin içerisinde insanlar farkında olsalar da, olmasalar da ölüme doğru koşuyorlar. Hazret-i Pîr diyor ki, bu hastalık diyor normalde bir haberci. O yüzden bu sana tatlı gelirse, bunun külli olan öbür ölüm de sana tatlı gelir. hastalığı baktığımızda ben hastalıkların var olduğuna inanmam. Ben hasta insan var derim. Hastalık yoktur, hasta insan vardır. Kendisini hasta olarak kabul ediyor. Kendisinin hasta olduğunu düşünüyor. Algısı kendince kendi dairesinde inandığı şey bu. O yüzden hastalığı tanımladığımızda, hoş şimdi böyle tıpçıların önünde hastalık tanımlaması yapmam ne kadar doğru, bu da ayrı bir tartışma konusu ama ne yapalım, cahil cesaretime veririm.

Normalde bizde fiziki bir organizma var. Bu fiziki organizmanın bir kısmında veya tamamında işlevsel bozukluğu var. İşlevsel bozukluk. Hastalık tanımlayacaksak eğer normalde bir vücut olarak bir organizma var. Zahiri bu organizmanın ama kısmı ama tamamında bir çalışma sisteminde bozukluk var. Biz bunu normalde hastalık olarak nitelendiriyoruz. Mesela birisi birisini bıçakladı, onu yaralama olarak nitelendiriyoruz. O dışarıdan bir müdahale oldu. Veya hatta trafik kazası geçirdi, kaza geçirdi, kırıldı, döküldü diyoruz normalde. Ama hastalık dediğimizde, hastalıkta bir organizmada, insan fiziki organizmasında bir tarafında organizmada bozukluk var. Hastalık bu. Genelde böyle tıpçıların işi ama işte kolu ağrıdı, kolu ağrınca ağrıma sebeplerine ona bakacaklar.

O ağrıma sebeplerini ortadan kaldıracaklar. Bu genel olarak tıpçılar bugünkü dünya sağlık örgütünün bütün sağlık örgütüne üye olan kölelerine uyguladığı bir şey var. Tedavi sistemi var. kolunun niçinin ağrıdığına bakmayacak. Kolun ağrıyorsa ağrı kesiciyi verecek sana. Ağrının sebebini araştırmayacak. ben şeker hastasıyım, benim şeker hastalığımın sebebini araştırmayacak. ne yapacak? Diyecek ki insülünü kullan veya bu hapları kullan. Haplı yetmedi, insülünü kullan. İnsülün yetmedi, şunu kullan. Ondan sonra dört kolluyor. Yürü git. Ama o zamana kadar sen ilaçlara devam edeceksin. O yüzden normalde tıpçıların işi tabii bu. Vücutta bir veya organizmada bir aksak giden bir şey oldu. Ona bakacaklar.

Bunun adı ondan sonra hastalık. Hazret-i Pîr de bunu bir ölüm provası olarak görüyor. Hastalığı. Diyor ki bu hastalık geçici bir şey, kalıcı bir şey değil. Normalde ölümün cüzü. Seni ölüme götürürken, sen ölüme giderken burada kısa ölüm gibi, geçici ölüm gibi. Geçici bir şey bu. Hastalık geçici bir şey. Ölünce bitecek zaten en kötü ihtimalle. Hazret-i Pîr diyor ki bu insanda hastalık diyor, geçici bir şeydir. tabiri caizse benim tabirime göre ölüm provasıdır. Sen bunu iyi karşılarsan, normalde bunu tevekkülle, sabırla, tatlılıkla karşılarsan bunu ve bu sabırla, tatlılıkla bunu karşıladığında normalde o ölümün habercisi ya.


İbn Ebî Şeybe Hadîsi — «Hasta Allâh’a Hamd Ederse Affolur»; Buhârî-Müslim-Tirmizî Hadîsleri

Hadîs-i Şerîf’te de İbn Ebî Şeybe bunu böyle nakletmiş. Ölüm habercisi demiş. Ölümün habercisi ya, ölümün habercisi olunca bir kısmı ahvah ediyor. ölüm haberini aldı ya, bir hastalık oldu. Bir kısmı da seviniyor. Yok, oh ne kadar güzel hasta olmuşum. Normalde şimdi hadişerite Atâ b. Yesâr naklediyor bunu. Kul hastalandığı zaman Allahu Teala Hazretleri ona iki melek gönderir ve onlara gidin bakın kulun yardımcılarına ne diyor, bir dinleyin der diyor. Eğer kul o melekler geldiği zaman Allâh’a hamd ediyor ve senalarda bulunuyor ise onlar bunu her şeyi en iyi bilmekte olan Allâh’a yükseltirirler. Allahu Teala Hazretleri bunun üzerine şöyle buyurur, kulumun ruhunu kabz edersem onu cennete koymam.

Kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şayet şifa verirsem onun etini daha hayırlı bir etle, kanını da daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerinde, üzerinde hak olmuştur. Nehsai. O zaman mümin bir kimse hastalığına sevinecek, hastalığına isyan etmeyecek, hastalığına isyan etmeyecek, Allâh’a hamd edecek bu tedavi olmayacak manası çıkmasın buradan. Çünkü Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri tedavi olunuz demiş, emretmiş bunu. bir kısım böyle kendilerini sufi olarak tanımlayan topluluklar var, tedaviye karşılar, karşı tedavi olmasını istemiyorlar. Bir kısım hristiyan topluluklar da var böyle, böyle hristiyan tarikatlar var, mesela onlar da tedaviyi reddediyorlar.

Biz Müslümanlar olarak biz tedaviyi red etmeyiz. Çünkü Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Allâh bir derdi yaratmazdan önce onun dermanını yaratmıştır der. Öyle olunca biz hastalıkları güzellikle karşılarız. Ah, oh, öv, bunu böyle Allâh’a isyan haline gelecek, Allâh’tan razılığımızı leke getirecek bir noktaya götürmeyiz. Hatta mümkün ise hastalıklarınızı gizleyeceksiniz. Hastalığı istismar etmeyeceksiniz. Çünkü insanoğlu nefis taşır, hastalığını da istismar eder. geçen derste anlattıydım ya, Zakir hastalığı var, Şeyh hastalığı var, anne hastalığı var, baba hastalığı var, hastalık çok. O yüzden normalde onu istismar etmeyecek bir kimse. Çünkü Hazret-i Peygamber başka bir beytinde der ki bir kimse yalandan hastayım dese hakikatte de gerçekte de hasta olur o da. bir işten kaçmak için çok başım ağrıyor yapamayacağım da başı ağrımıyorsa başı ağrır onun.

Kadın erkek birbirlerine yalandan hastayım demeyecekler. Çocuklar anne babalarına yalandan hastayım demeyecekler. Hz. Piyerin tespitine göre, onun bu konudaki nasihatine göre yalandan hasta olan, hastayım diyen hakikatte de hasta olur. Başka bir hadîs-i şerîf de Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri malum aldatan bizden değil dedi. O yüzden hasta olmadığın halde hastayım deme. Halsizlik yaşamadığın gibi böyle halsizlik yapma. Bunların hepsi de istismar. uykun gelmediği halde uykun varmış ki böyle yapma istismar. normalde otobüste yaşlılığa yer vermemek için oturuyor hemen böyle uyuyor hesapta. Yaşlıya yer vermeyecek ya, veyahut da bir kadına yer vermeyecek ya. Kadın güzelse endamı filan tabi gentil ben erkek hemen ayağa kalkıyor.

Buyurun efendim. İyi yaşlıya ne kalkmadın? Edebsiz adam. Yok yaşlı kadına kalkmayacak hamileye kalkmayacak. Afilli bir hatun geldi hanımefendiye yer gösterecek buyurun diyecek. İstismar etti. Sanki kadın anlamıyor onun kendinden dolayı. O da ay teşekkür ederim dedi oturdu. O da diyecek gel teyze sen otur. Murartacak adamı. Biz onu da yapmıyoruz Allâh bizi affetsin. O zaman hastalığı iyi karşılarsan ölümü de iyi karşılarsın. Küçük bir sıkıntıyı iyi karşılayan büyük sıkıntıyı da iyi karşılar. sıkıntılara karşı iyi karşılamak. Derdigamun kasevete karşı pozitif olma, iyi karşılamak. Başına gelen belayı, müsyubeti, sıkıntıyı iyi karşılama. İsyan etmeme, şikayet etmeme. Hepimiz Allâh’tan geleceğiz deyip Allâh’tan geldik Allâh’a gidiyoruz deyip o meseleyi atlatmam.

Böyle olursa aynı zamanda da Cenab-ı Hakk’ın muhabbetine mazhar olacak. Ne diyor. Nesai’nin naklediği hadise rite? Eğer onun canını alırsam diyor onun cennetime koymak benim üzerime diyor vacip olur. Yok ben ona şifa verirsem bütün kanını etini değiştiririm onun diyor. Bu muhteşem bir şey. İnsan hastalıktan ölmez, ecelinden ölür. O zaman hastalık geldiği zaman hastalığı iyi karşılar. Başına bir sıkıntı geldi, sıkıntıyı iyi karşılar. Sabırla onun üzerinden savuşturmaya gayret et. Öyle olursa o zaman ölümün büyüğünü tatlı karşılarsın. Hastalıklar ölümden elçi olarak gelmektedir. Ey boşboğaz! Ölümün elçisinden yüz çevirme. Hastalık o zaman az önce belirttiğimiz gibi yolun sonunu hatırlamaktır. Bu dünya yolunun sonunu hatırlamaktır.

Hastalık başka bir şey değildir. Sana ölümü hatırlatmalı hastalık. Sana hesabı hatırlatmalı hastalık. Sana bu dünyadan göçüp gideceğini hatırlatmalı. dedenler de göçtü gitti gömdün ellerini. Sen de gideceksin. Kimse bu dünyada kalıcı değil. Bu dünya kimseye miras olarak da kalmıyor. Bu dünya kimseye miras olarak da kalmıyor. Dünya, bu dünyada ne kadar nefesin varsa yaşayıp gideceksin. Hasta da ölecek, sağlıklı da ölecek. Sağlıklı olan sanki ayakta mı kalacak? O da ölecek. Ölüm herkesin üzerinde gelecek. Her nefis ölümü tadacaktır. Öyle olunca normalde hastalıklar ölümden bir elçi. O elçiyse elçiye zeval olmaz. Bizde meşhuratı sözü var ya elçiye zeval olmaz. O zaman hastalık geldi ona sen kötü davranma.

Hastalık sevsin seni. Hatta ben şöyle düşünüyorum. Bir şeyden kurtulmaya gayret ediyorsun. Kapının önünde başka bir şey buluyor seni. Sen kendi kendine bir çaba gösteriyorsun. Şundan kurtulayım diyorsun. Ben bazen diyorum Mustafa Özbaha, bundan kurtulsan ne olacak? Başka bir şey bulacak seni diyor. Bir şey seni yakandan tutacak. Bir şey tutacak seni yakandan. Hiç olmaz. Bu yakandan tutanı biliyorsun, tanıyorsun. Bir şey tutmuş ya yakamızdan. Onu tanıyorsun, biliyorsun. O seni tanıyor, sen onu tanıyorsun. Aşin olmamışsın. Tamam bitti. Ben sabredeyim biraz ondan iyi geçineyim. Başka bir şey ulaşmadan yüreğim gideyim bu dünyada. Çünkü başka bir şeyi tutacaksın, tanıyacaksın, tanımayacaksın, uğraşacaksın.

Onu sen seveceksin, kendini sevdireceksin. Uzun muhabbet. Yaş olmuş, 64 artık bizim bu saatten sonra. O kadar zamanımız yok. Öyle olunca biz geçinmenin yolunu arıyoruz. Diyoruz ki mu fazla telaşa, mahal yok. O seni tanıyor, ben onu tanıyorum. Ha bundan ondan sonra diyorum ki hocam kaç tane yiyeyim? Bizim hocada ketun biraz. Çok cömert değil. Bundan bir tane yersen olur diyor. Ne yapayım onun gözünün içine baka baka şimdi iki tane yiyip ondan sonra üç ay sonra kontrole gittim de ne diyeceğim ben ona? Diyecek ki böyle böyle ben sana yem ediyorum yiyorsun diyecek. En iyisi yem ediyorum Mustafa Özbağ. Yemiyorum, iyi çıkıyor kontrollerde. Bir sıkıntı yok. bir tehlikeli bir şey yok. En azından. Yaşayabiliyorum yani.

Bir problem yok. Bir problem yok. Öyle olunca sana yolun sonuna tırlatıyor hastalık. Hastalığını sev böyle tatlı tatlı. Okşah onu. Senden memnun ayrılsın. öleceksin gideceksin ya nasıl olsa. Ölünce o da senden ayrılacak zaten. Ya merak etmeyin. Siz toprağa girerken şeker hastalığıyla girmiyorsunuz. Ve hastalığınızla girmiyorsunuz toprağa. Kalıyor o. Öbür tarafa giderken öbür tarafta da mahşerde de benim şekerim var. Ne oldu benim şekerim yok öyle bir şey. Orada şeker meker kalmayacak. O hele kendini cennete bir canına at. 33 yaşındasın. Pürpür tazecik. Bir yakışıklı mı bir yakışıklı adamlar. Kadınlar var yüzlerine bakamazsın. Öyle ma’sum mu öyle ma’sum. şimdi onların şedid durduğuna bakmayın.

Onların cennetteki halini tasavvur edin. O böyle sizde tartışacağım diye uğraşsın. Sen rabut et cennette bunun durumu nasıl acaba. Öyle ya. O sana laf yetiştireceğim diye uğraşır. Sen konuşma. Sen tevhide vur. Yarabbi bunun cennetteki durumu ne de. Cennetteki durumunu gördün. Ay ne ma’sum ne ma’sum. Gel diyor sana boyuna. Ne yüzüne bakıyorsun hiç öyle gel dediği yok. Elinde bir tek kava eksik. Ama öbür türlü baktığın zaman gel diyor böyle çiçeklerin içerisinde ondan sonra yeşilliklerin içerisinde. Uçsuz bucaksız böyle. Allâh’ım yarabbi. Nasıl bir dünya diyorsun ya. Nasıl bir şey. Hiç diyorsun buradaki ne benzemiyor. Erkeklere söylüyorum bunu. Hemen psikolojik olarak kendinizi öbür tarafa atın.

Tabii. Geçinmenin yolu yavrucuğum bu. Siz laf yetiştireceğim diyor o eşiniz. O bir laf söylüyor. Siz beş laf söyleyeceğim diyor. Tevhide sarıp. Yarabbi bana bunun cennetteki halini. Ne kadar hüsnüza basıyorsun bak. eşin sana laf söylüyor veyahut da canın sıkkın senin. Sen diyorsun ki cennetteki hali ne bunun. Canınız sıkıldığında eşinin üzerinde böyle tefekkür edeniniz var mı? Yok. biraz kendim METTİ deyim. Mustafa Özbağ farkı. Dursun çökmüyor mu kendini. Ya rahat ol ya problem değil. Yanındaki çökmüyor. Sen ne çöküyorsun. Senin son doku çökmüyor. Sen hiç çökme. Şimdi normalde insanlar mesela kadın adamdan hoşlanmadı değil mi? Onun bir iyi tarafları vardır. Adam böyle bıdı bıdı ediyor. Kadın böyle bir tefekkür edecek.

Yarabbi. Ya bu adam cennette nasıl acaba diyecek. Bitti. Tabi kadın böyle hüsnü niyetli değilse adamı cızbız olarak gör. Sen bir de derviş olacaksın. Ne oldu? Cennetimde cızbız oluyor oluyordun sen. Bana dervişlik taslamak. Bununla da yaşayabilirsin ama sen bozma kendini. Sen yine kadının cennetlik halini tefekkür et. Öyle olunca hastalığı da öyle tefekkür et. Sakın kadının hastalığı aynı derecede tuttuğumu düşünmeyin. Yok. Ben sufi meşrep bir kimseyim o yüzden bizim için kadınlar Cenâb-ı Hak’ın cema sıfatının tecelliyatlarıdır. Bizde kadın cema sıfatının tecelliyatıdır. Herkesin helalı kendisine cema sıfatının tecelliyatıdır. Öyle sahâbeler gibi yapmayın. Sahâbeler kadınlara bakıyorlarmış. Ne bakıyorsunuz?

Allâh’ın cema sıfatının tecelliyatına bakıyoruz demişler. Ondan sonra âyet-i kerîme inmiş. Ya ne yapmaya söylüyorsunuz böyle? İsrar etmeyin bunu. İsrar etmişler. Demişler ki Cenâb-ı Hak’ın cema sıfatının tecelliyatına bakıyoruz. Söyle o mümin erkeklere gözlerini haramdan sakınsınlar. Öyle bir şey yok. bir sufinin birisi de demiş ya bir böyle genç bir kadına bakıyormuş. Demişler ne bakıyorsun? Bir melami sufisi. O da demiş ki cemaullahın aynadaki tecelliyatına bakıyorum demiş. Benden adam. Benden adam. Bunun bir bizim meşhur bir melami Abdullah abimiz vardı ya bende meşhur o. Bayındır’dan bizim uçtum Abdullah. Böyle enteresan melami deyimleri ve şeyleri vardı. Gece saat 1’den 2’den sonra açılıyordu.

Gece saat 1 olacak böyle havası yerine gelecek böyle ondan sonra açılıyordu. Ama kendini muhafaza edeceksin ondan. Tamam abi demeyeceksin öyle yerleri var. Ona birisi geldi benim yanımda ya Abdullâh abi neden toto oynuyorsun dedi. Sen dedi sıfatsal tecelliyatları bilmezsin küfrehlisin dedi yürü git dedi ona. Onun toto oynaması da haktan yani. O derecede uçuktu Allâh rahmet eylesin. Çok severdi beni. Bizim çocukluğumuzu biliyor tabii o. Bizde bakkal dükkanı varken o da tekelde depocuydu. Biz tekelde tabii tekel malzemeleri alıyoruz ya severdi bizi o. Kendisi de böyle iyi Pomak idi. Pomaklar iyi inatçılardır. Onu böyle onun tersine gitmeyeceksin. Tersine gidersen geçinemezsin. Asla. Ben çok iyi geçiniyorum ben biliyorum tanıyorum hepsini.

Bizim mahallede vardı çünkü. Şimdi meseleyi toparlamış olalım. Allâh bizi affetsin. O yüzden hastalık ölümden. Elçi onunla iyi geçin.


«Hastalıkla İyi Geçin» — «Mü’minin Ağrı-Yorgunluk-Üzüntü Günâh Affı» Hadîsi; Sufî Vücut Algısı

Hadîs-i Şerîf zaten muhteşem. Her şey hepsi muhteşem de bu hastalıkla alakalı, bela, müsibetle alakalı bu hadîs-i şerîf Buhârî’de Müslim’de Tirmizî’de geçiyor. Benim çok hoşuma gider. Ara sıra böyle bir bu hadîs-i şerîfi paylaştıysam bunu ben kendime bir müjde olarak paylaşmışımdır. Ebû Hüreyre, Ebû Saîd Radıyallâhu anh’dan anlattığına göre hem Ebû Hüreyre hem de Ebû Saîd Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur. Mümin kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa Allâh onun sebebiyle müminin günahından bir kısmını mağfiret buyurur. O zaman bir ağrı geldi. Başın ağrıdı, kolun ağrıdı, ayağın ağrıdı öyle ya bir yorgunluk geldi. Yorgunsun, yol gittin, yol geldin bir iş yaptın yorgunluk.

Bildiğiniz yorgunluk. Ben önceden bilmiyordum bu ara öğrenmeye başladım yorgunluk nasılmış. Önceden bilmiyordum yorgunluk dediklerinde bakıyordum ben nasıl bir şey acaba diye yavaş yavaş öğrenmeye başladım. Zamanı gelmiş demek ki bir hastalık adı insanın bir başına bir hastalık geldi, bir ağrı geldi, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü geldi. Üzüntü bir şeye üzüldü. Öyle ya tabi bu böyle bazı üzüntüler var gerçekten insanın gülesi geliyor da sivilce çıkmış çok büyük bir ameliyat geçirecekmiş gibi oluyor ya. Hatta bazen derviş kardeşler böyle ufak tefek şeylerini de paylaşıyorlar ya çok önemli bir ameliyata girdi sanki 18 saat ameliyatta kalacakmış gibi. Arkadaşlar yarın safra kesesini aldıracağım.

Allâh’ım. Herkes sıraya gidiyor. Allâh şifa versin, Allâh yardımcın olsun. Şu bu. safra kesesi ya. Sanki masada kalacak. Sanki beyin ameliyatı geçiriyor. Bildiğin safra kesesi girecek alacak çıkacak. Bu kadar. Yarım saat bile sürmüyor. Yarım saat sürmüyor. Böyle ufak tefek uyduruktan hastalıklar, uyduruktan ameliyatlar. Ya yazıyorlar ya oraya arkadaşlar hakkınızı helal edin. Yarın şu ameliyatı hocam safra kesesi. Zannedersin ki adam beynini aşacaklar, beyin ameliyatı geçirecek. Zannedersin ki adamın göğsünü kesecekler, kalp ameliyatı geçirecekler. Şeyh Efendi’ye ameliyat ettirdik Ege Üniversitesi’nde 86 tane dikiş attılar göğsüne. Hiç kimsenin haberi yok. Bir tek Bursa’da 5-10 kişinin, 50 kişinin haberi var yok.

Ailesinin bile haberi yok. Mustafa Efendi oğlum sen her şeyimizi ayarlayalım. Tamam efendim ayarlayalım. Ayarladın mı Mustafa? Ayarladım efendim. Her şey hazır mı Mustafa? Her şey hazır. Nevşehir’de eşine, çocuklarına bile ameliyata gidiyom dememiş. Demişler ki nereye gidiyon? Demiş böyle böyle bir seyahate çıkıyor yani. Ölürsem haber gelir size demiş. Onun meşhur lafı. Bizde haberi var zannediyoruz. Ben öyle zannediyorum. Ameliyat günü haberi oldu herkesin. Münnet tutuştu geldi beni suçluyorlar bir daha. Dedim kardeş ben dedim kimim Şeyh Efendi’ye bir şey emredeyim. 10 saat ameliyathanede kaldım. Ardından yoğun bakımda kaldım. 3 tane ameliyat geçirdi. Böyle çok rahat, uyumuyorlar diye. Uyumuyorlar.

Uyutamıyorlar ya. Veriyorlar narkozu şimdi uyumuyor. Ben fark ediyorum ben şimdi. Bir şey de diyemiyorum. En son da hem şuraya hem de bir de geldi dedim ne var söyle dedim. Uyuması lazım desene bana dedi. Neden dedi? O ben uyudu demeyince uyumaz dedim ya. Sen dedim bana söyle bir şey söyle istediğin zaman bana söyle. Basıyor narkozu uyumuyor bizimki muhabbet ediyoruz biz. Böyle yan yattı hiç şeyi unutmuyorum. Elini de kulağının altına koydu. Anlat Mustafa Efendi anlatıyoruz konuşuyoruz biz muhabbet ediyoruz biz boyuna. Hem şuraya geliyor gidiyor olmuyor bir tane daha bir şey sıkıyor. Ulan ne yapıyor bunlar. Ben ben kapıya çıktım. Tabi Mustafa Efendi çıktım dedim ne var? Uyuması lazım dedi. Söylesene bana dedi.

Nasıl basmaya? Ben dedim uyudu dedim uyur şimdi o dedim. Beş dakika sonra geldi. Ne olmuş Mustafa Efendi dedi. Efendim uyumanız lazımmış dedi. Ben gene bu elim burada ama onun gene. Ben böyle yukarıda değilim ben geliyorum çöküyorum yatağın kenarına göz gözeyiz böyle. Böyle başında öğendere gibi bir dikermek yok öyle şeyhin başında öyle dikenilmez. Ben geliyorum çöküyorum yatağın kenarına yere böyle konuşuyoruz göz göze. Dedim efendim uyumanız lazım. E ne söylemedin bana dedi. Bana söylemediler o yüzden dedi. Uymamız mı lazımmış dedi uyman lazımmış dedi. Ha iyi o zaman dedi. Uyuyalım o zaman dedi. İnşallah efendim dedim. Başladı horlama. Şimdi bunlar anlatılacak şeyler değil bizim aramızdaki ilişki böyle farklı.

Ben çıktım uyudu dedim uyudu mu dedim uyudu dedim ya geldi horluyor şey efendim. Nasıl uyudu dedim beni dinler biraz şatahat yapacağım. Ben uyudu dedim uyur dedim uyandırmak istediğinizde de bana söyleyin dedim. Ben onu uyandırırım dedim. Hiç unutmadım esnantene. Ameliyattan çıktı acil serviste dediler ki kendinde değil henüz daha ayılmadı. Ayıltmadık dediler acil serviste en yakını girsin dediler. İki oğlan var acil servisinden de ikisi birbirine baktı. Sonra bana baktılar dediler abi sen gir. Allâh söyletecek. Allâh razı olsun dedim girdim. Gerçekten de böyle her tarafından uzay istasyonu gibi bağlamışlar her şeyi. Ondan sonra böyle kendinde değil. Perdeler açık o yatağın etrafındaki perdeler var.

Ben perdeleri kapattım elimden. Geldim şimdi böyle yüzüne doğru şimdi rabuta soruyor herkes bana. Kalbimi kalbine dayadım. Rabutamı öyle koydum. Huuu dedim. Fantastik filmlerdeki gibi tak gözlerini açtı. Usta efendi sen misin? Benim efendim. Nasılsın dedim. İyiyim oğlum. Bir şeye ihtiyaç var mı? Üşüyorum. Başka bir şey var mı efendim? Yok dedi. Söyleyeceğiniz bir şey var mı? Yok dedi. Sen buradasın değil mi? Buradayım efendim. Başımdasın yani. Başındayım efendim. İçeri seni mi aldılar? Evet efendim. Allâh razı olsun. Bu kadar. Tak gözlerini kapattı ben açtım. Perdi hemşire hanıma dedim hemşire hanım hasta üşüyormuş. O konuşamaz ki dedi. Sen duymazsın onu konuştun dedim. O konuşuyor dedim hasta dedi.

Dedim konuşuyor üşüyormuş dedi. Dedim lütfen battaniye getirin. Dedim sarın dedim. Hemen battaniye getirdi. Nasıl konuşur dedi. Bizim konuşmamız farklı dedi. Siz dedim uyandıramazsanız bana söyleyin yine. Ben onu uyandırırım dedi. Çünkü bir ameliyatta da uyandıramamışlardı. O zaman da hemşireye dediğim uyandıramazsanız haber verin bana dedi. Geldi hastanız uyanmıyor dedi. Tamam siz ilaç vermeyin dedim ben geliyorum dedim. Götürün beni dedim götürdüler. Yoğun bakım sıralı böyle. Ondan sonra yatıyor sedyenin üzerinde. Gerçekten uyanmamış. Dedim böyle bir perde merde bir şey yok mu dedim burada kapatın dedim. Yok burada dedi. Peki dedi. Siz biraz uzak durun benden dedi. Tamam bir şey yapacağım zannediyor.

Dedim müsaade dedim bir metre iki metre. Ondan sonra durdu. Ben şimdi o zaman üç İhlâs bir fatih yapıyordum. Derin bir hu çekemeyeceğim yani. Derin bir hu çekemeyeceğim yani. Mahkamları bağışladım. Gene rahmet ettim. Tak açtı gözünü. Bitti mi Mustafa Efendi? Bitti Ferener. Ne oldu dedi uyandıramamışlar sende. O yüzden telaş etmişler. E sen demedin mi dedi ben uyandırırım onları. Dedim ama dedim bazen unutuyorlar işte. Hiç işlerine bakmıyorlar dedi. Şimdi hasta yok. normalde hastalık yok. Hastalar var. Şimdi böyle olunca başına gelen bir sıkıntı, bir problem, bir şey. Bunu böyle çok ayıka çıkarma. Bunu böyle kendi içinde götür. ne teşhis konduysa kondu. Tedavine bak ama bunu böyle yayıp ortalığı ayağa kaldırma.

Ahmet Kaya’nın bir dörtlük söylüyor ya. Ölüm diyor. Sana geldiğinde evi telaşa verme. Bu muhteşemdir. Bu benim yola çıktığımda ilk dinlediğimdir. Ben bunu muhakkak böyle dinleyecek oldum bir şeyin en başına koyarım. Ölüm sana geldiğinde çok tavı diye. Ardından da hay esması. Hay diye esmayı da arkadan koymuş. Muhteşem. Benim çok hoşuma gider o. Ve yola çıkıyorsun ya ölüme hazırsın. Çünkü her seyahat ölüme hazır olmaktır. Her zikrullâh ölüme hazır olmaktır. Her sabah uyanma ölüme hazır olmaktır. Her akşam uyuma ölüme hazır olmaktır. Her nefes ölüme hazır olmaktır. Sufi ölüme hazırdır. O muhteşem o. Benim çok hoşuma gider. Ölüm sana geldiğinde sakın evi telaşa verme. O zaman bir hastalık sana geldiğinde ortalığı telaşa verme.

Hatta şunu desinler. Hiç haberimiz yoktu hastalığından.


Cuma 62/8 — «Kaçtığınız Ölüm Sizi Yakalayacaktır»; Sufî Abdestlilik-Gusül Tedrîsi

Aniden öldü. Muhteşem bir şey. Muhteşem bir şey. Allâh’tan hayırlı kolay ölüm isteyin. Rabbim bizi onlardan eylesin inşâallâh. Cuma 62/8. Ey Muhammed de ki o kaçtığınız ölü mutlaka sizi yakalayacaktır. Sonra gizliği de açığı da bilin. Sonra gizliği de açığı da bilen Allâh’a döndürüleceksiniz. Ve o size dünyada yaptıklarınızı haber verecektir. O ölümden kaçış yok. O kaçtığın ölüm seni bulacak. İster doğru ol, ister eğri ol, ister kral ol, ister köle ol, ister padişah ol. İster zengin ol, ister fakir ol, ister hasta ol, ister iyi ol, ister genç ol, ister yaşlı ol, ne olursan ol. Ölüm sana gelecek. Senin ondan kaçışın yok. Doğduğuna inandın ya, öldüğüne de inan. Doğduğuna inandın, öldüğüne de inan.

Ve nefesin ne zaman biteceği belli değil buna da inan. Nerede biteceği de belli değil buna da inan. O yüzden ölüme hazır ol. Yaşına da bakma. Sufiler bu sebepten dolayı abdestli dolaşırlar. Kim abdestli bir şekilde ölürse şehid hükmündedir. Bakın bu kimse abdestli bir şekilde öldü şehid hükmündedir. O yüzden sufiler abdestli bozulur, bozulmaz hemen abdest alırlar. Hemen. Yatacakları zaman abdestli yatırlar. Ölüme hazır çünkü. Evden dışarı çıkacak, abdestli çıkarlar. Ölüme hazır. Abdestli bozuldu dışarıda hemen abdest alır. Ölüme hazırdır o. Ölüme hazır, ibadeti hazır, her şey hazır o. Ezan okundu tak namazını kılar, abdestli var çünkü. Sufiler abdeste çok önem verirler. Çok önem verirler. Abdestsiz yere ayak basmazlar.

Su mesela gusül etmeniz gerekirken bir şey yemek içmek uygun değildir. Hadîs-i Şerîfte yemek içmek zorunda olursanız der. Hiç olmazsa ağzınızı çalkalayın da. Mecburiyetten bir şey içmek zorundasın. Ama gusül gerektiren bir hal verin üzerinde. Ağzını bari çalkala. Bunu gusülsüz bir şey yapma. Gusülsüz bir şey yeme, bir şey içme. Yatacaksın, uyuyacaksın, gusülü gerektiren bir halin var. Ama yatacaksın, uyuyacaksın. Başını uykudan kaldıramıyorsun. Allâh Resûlü der, Hadîs-i Şerîf’te git. malum o şeyden sola necaset bulaştıysa o onları yıka. Abdest alır gibi yap, abdest alır gibi yap. sen elini, yüzünü, kolunu, ayaklarını yıka. Başını mest et. Abdestle niyet etme. Abdest alır gibi yap. Abdestin bütün hallerini yap.

Öylesi yat, yatacaksın yine. Bu zorunluluk da. Ama şimdi insanların zorunluluğu yok. Herkesin evinde su var. Su var. Herkesin evinde su var. Sıcak suyun yoksa yok, soğuk suyla al abdestini. Gusülünü al. Gusülsüz yatmaya alışma. Gusülsüz dolaşmaya alışma. Gusülsüz nefes almaya bile alışma. Evet. Sana bir müddet yatmak sünnet. Cinsel ilişkiden sonra. Kadında erkekler. Ama öyle uyuma. Öyle uyacaksan o zaman abdest alır gibi yap, öylesi yap. Mümkünse abdestini al. Gusülsüz uyuma. Abdestsiz uyuma. Abdestsiz durma. Abdestsiz bir şey yiyip içme. Anneler, babalar, kadınlar, erkekler hiç önemli değil. Çocuklarınız gusletecekse yine mi yıkanıyorsun? Daha yeni yıkanmadın mı sen? Daha sabah yıkandın ya sen.

Karışmayın çocuklarınıza. Çocuklarınızın banyolarına karışmayın. Çocuklarınızı utandırmayın. Çocuklarınızı utandırmayın. Abdest alacak, gençtir. Kız, erkek önemli değil. Görmemez diye geldi. Konuşma onu. Yine mi yıkanıyorsun sen? Ha yıkanıyor, ne yapacaksın? Böyle bir edepsizlik yok. Anne baba, genç bir çocuk, genç bir erkek, genç bir kızla nasıl konuşulacağını bilmiyor şimdi. Daha ona öğretecek. Bak gusülü gerektiren haller bunlar. Böyle bir şey olduğunda utanma, çekinme. Git banyoya gusülü et. Bunu anne baba rahat bir şekilde çocuğuna söyleyecek. İkide birde şunu. Yine mi yıkanıyorsun? Ha yeni yıkanıyor. Senin gibi kızartma mı koksun ortalıkta? Senin gibi saçlar normalde yağ fabrikasından çıkmış gibi mi olsun?

Elle mi yıkansınlar çocuklar? Ne yapsın? Babası gibi 6 ayda 1 mi yıkansın? Ne yapsın? Annesi gibi 4 ayda 1 mi yıkansın? Gusdün farzı ikidir hanefiye göre. Kadın erkek. Hanefîler ağzı burnu tek uzuğu olarak görmüşler. Ağzı burnuna su vermek, vücudunu hepsini yıkamam. Gusdün farzı bu. Çok uzun bir şey de anlatmaya gerek yok. Sonra teforatını öğrensin çocuk kendisi. Yavrum gusle niyet et.


«Çocuğun Gusül Mahremiyeti» — «Annene/Babana Karışma» Tedrîsi; Aile İçi Çocuk Hukuku

Niyet ettim yâ Rabbi gusülü abdestini almaya. Ağzına burnuna 3 sefer su ver. Dışarı çıkar. Hane ağzına su ver çalkala at. Burnuna su ver sümkür. Sonra bütün vücudunun her tarafına su değecek şekilde kulaklarının içi de böyle. Kulağına su tutma. Kulaklarını mest et böyle içine. Kulağının çünkü buğul işleri de dışı hükmündedir. Hanefîler de. Bu kadar bitti. Ne zaman istiyorsan gusle. Ne zaman istiyorsan banyoya. Hiç kimse senin banyo’na suyuna karışmayacak. Bitti. Neden abdestsiz alışmasın çocuk? Çocuk abdestsizliğe alışmasın utanmasın. Şimdi diyeceksiniz ki bu nereden çıktı? Bana yazıyorlar çocuklar. Bana yazıyorlar. Genç delikanlı çocuklar. Benim gusletmem gerekiyordu. Ben evde gusle demedim.

Annem babam laf söylüyor. Ben şimdi ne yapayım? Bütün gününü nasıl geçirecek o çocuk? Hiç mi Allâh’tan korkmuyor? Annem baba derviş miden? Çocuk yıkanmak istiyorsa girsin yıkansın. Su parası kaç para biliyor musun sen? İyi gönder çocuğa o zaman dilencilik yaptır bir de su parası kazansın çocuk. Allâh muhâfaza eylesin. Tatlı yaşayan sonunda acı öldü. Ten kaydında olan canını kurtaramadı. Tatlı yaşamak ne? Haramı haram bilmemek. Heva hevesinin peşinde düşmek. Haram para, haram makam, haram mevki. Haram kazanç. Rüşvet, kayırmacılık, odur budur bütün hepsi de ne? Heva hevesini ilah edinmiş. Develer gibi yerde alıp gökte yiyor. Bu, bu ne? Bu tatlı yaşıyor bu. Nerede çalgı orada kalkı, nerede akşam orada sabah.

Geceler bizim olsun, gününüzler sizin olsun. Tatlı yaşayan neyi söylüyormuş? Acı ölüyormuş. Rabbim muhafaza eylesin. Âl-i İmrân 3/14. Kadınlara, oğullara kantar kantar altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek, insanlara süslü gösterildi. Oysa bunlar sadece dünya hayatının geçici malıdır. Varılacak güzel yer ise Allâh’ın katındadır. Ayet-i Kerim’de açık. Kadınlara, oğullara kantar kantar altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek, insanlara süslü gösterildi. O zaman heva ve hevesine uydun. Sen lüks araba süslü gösterildi, lüks evler süslü gösterildi. Sen bütün ihtiyacın olmadığı halde boyuna her şeyi haram demeden, yasak demeden biriktirdin, dalla biriktirdin.

Oradan rüşvetler aldın, oradan bilmem neler aldın, oradan üç kağıtçılık yaptın, başka yerden beş kağıtçılık yaptın. Tabiri caizse köşeye döndün kısa yolda. Dünya hayatı sana süslü gösterildi, sen de ona kandın ve tatlı yaşadın. Ama ölümün çok acı olacak. Acı öldü. Neden acı öldü? Çünkü o dünya hayatını haram helal bakmadan yaşadı. Hadîs-i Şerîf Tirmizî’den, ölümde, ölüp de pişman olmayan yoktur. Mutlaka herkes nedamet duyar. İyi yolda olan hayırını daha çok arttırmadığı için pişman olur, nedamet duyar. Kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığından pişman olur, nedamet duyar. O zaman iki pişmanlık var. İyi yolda giden daha fazla zikretmedim, daha fazla Allâh yolunda koşmadım, daha fazla hayır hasenat etmedim, daha fazla iyilik yapmam gerekirdi.

Daha fazla faydalı olmam gerekirdi. Daha fazla insanlara faydalı işler içerisinde olmalıydım. Daha fazla nefsimi terbiye etmeliydim. Daha fazla insanlarla iyi geçinip Allâh yolunda koşuşturmalıydım. İyi yolda giden bunun pişmanlığını duyacak. Kötü yolda giden de tövbe etmediğine pişman olacak. O da diyecek ki tüh bana söylediler ahiret var dediler, hesap var, kitap var dediler ama ben kötülükten kendimi alıkoymadım. Ben haramlardan kendimi alıkoymadım. Ben milletin canını yakmaktan kendimi alıkoymadım. Ben insanlara haksızlık yapmaktan kendimi alamadım. Para tatlı geldi adam ödeyemedim dedi ben kolu çevirdim. O ağladı ben kol çevirdim. O dedi ki olmaz benim senden olmam lazım. Senin ciğerini sökercesine aldı senden.

Haksız kazanç senden sağladı. Senin canını yaktı. Bir başkasının canını yaktın. Bir başkasının malına namusuna şerefine haysiyetine göz diktin. Kaktın günahsız bir kadına tecavüz ettin. Kaktın elin kadını kızına tecavüz ettin. Tecavüz ettin. Kaktın başkasının malını çaldın. Başkasının malını üttün. Başkasının hakkını üttün. Gittin üç kağıt yaptın beş kağıt ettin. Gittin birisinin evini bozdun. Gittin iftira attın. İnsanların hayatlarını bozdun. Gittin gıybet ettin. İnsanların hayatlarını bozdun. Gittin insanların aleyhinde laf konuştun. Onların hayatlarını bozdun. Eşini düşünmedin, çocuklarını düşünmedin, torunlarını düşünmedin. İftira ettin ona. Bir de tövbe etmedin. Tövbeden de geliyorum tövbe de etmedin.

Kendince bu mekanizmayı çalıştırdın. Sana dediler ki al bu 20 bin lira bunun hakkında yanlış haber yap dediler. Yaptın. Al dediler 100 bin lira sana. Böyle bir haber yap dediler. Design ettin masa başında. Öyle haber yaptın. Bunların var ya mahşerde iki yakaları bir araya gelmeyecek. Gelmesin de zaten. Âmîn. Kalktın insanların namuslu insanların namuslarını iftira attın. Namuslu insanın namusuna iftira atmak 7 büyük günah kebalinden birisi. Ve tövbe etmedin. Helallaşmadın. Neredesin bir makamdasın hükmediyorsun. Haksız hükmettin. Hukuksuz hükmettin. İnsanların hakkını yedin. Araştırmadın. Makamının yerine getirmedin. Tevbe de etmedin. En büyük pişmanlık sende. Ben zakirim dedin zulmettin dervişine.

Derviş kardeşine. Ben tavuşum dedin zulmettin. Ben şeyhim dedin zulmettin. Ben alimim dedin zulmettin. Ben alimim dedin gerçeği sakladın. Ayet-i kerimi eğdin büktün. Ben alimim dedin senin cebine bilmem kaç bin bin dolar koydular. Kalktın dedin ki hadislerin bir kısmı sahih değil. Sahih değil. Sen ilahiyatı betirdin geldin hadisin karcısı oldun. Gencecik çocukların beyinlerini yıkadın. Hadisler sahih değil dedin. Gencecik çocukların beyinlerini yıkadın. Allâh’ın böyle ayeti olamaz dedin. Gencecik çocukların beyinlerini yıkadın. Meslep neymiş dedin ya. Bunlar sonradan çıktı bidat bunlar. Meslep diye bir şey yok dedin. Gencecik çocukların beyinlerini yıkadın. Şerden bir kapı araladın. Oradan kaç kişi geçtiyse hepsinden sorumlusun.

Nereden helallaşacaksın? Geldin oturduğun masaya Kur’ân ve Sünnetin dışında bile bile konuştun. Benim nefsime. Nereden toparlayacaksın? Kalktın Kur’ân ve Sünnetten konuşan bir kimseye halkın içerisinde insanların içerisinde onu küçültmek için bir sürü iftira attın. Çıktın hutbede de iftira attın. Nasıl helallaşacaksın? Pişmanlığın dik alasını yaşayacak. Herkes yaşayacak. O kötülükten el çekmedin. Pişmanlık yaşayacaksın. Ölüm hakkı ve hakikati gerçekle yalanı meydana çıkartacak çünkü. Onu durduramayacaksın sen. Ölümü durduracak hiç kimse yok. Hiçbir şey yok. Ölüm seni yakalayacak. Ölüm seni yakalayınca da seni hesaba çekçek olan var. Hesaba çekçek olan var. Sen o hesabı çekçek olanı unuttun. Hesabı çekçek olanı es geçtin.

Hesaba çekçek olanı sen olmayacak zannettin. Ama bir de insanların içerisinde Müslümanım diye dolaştın. O hesabı çekileceksin. Sen o kadına haksız yere gözünü şişirmenin hesabını vereceksin. Sen o çocuğa zulmetmenin hesabını vereceksin. Ben babayım deyip de çocuğuna zulmetemezsin. Küçücüğü çocuğu dövemezsin. Babasın babasın. Onun hesabını vereceksin. Ben anneyim deyip de çocuğuna zulmetemezsin. Onun hesabını vereceksin.


«Tatlı Yaşayan Acı Ölür» — Âl-i İmrân 3/14 Süslü Gösterilen Dünyâ; Tirmizî «Ölümde Pişmanlık» Hadîsi

Çünkü çocuk anne ve babasından hesap sorduğu zaman diyor. Anne ve babasının yakasından tuttuğu zaman. O derviş senin yakandan tuttuğu zaman. Onu düşünmüyorsan hesap vereceksin. Min zerreten hayran yarad. Min zerreten şerren yarad. Zerrece hayır yapanın hayrı karşılıksız değil, zerrece şer işlenin, şerri cezasız değil. Sen tövbeyi de bıraktın. Neden? Kendini haklı gördün çünkü. Sen şeytanın yolunu tuttun. Sen Adem’in çocuğu olsaydın tövbe edecektin. Adem’in çocuğu olsaydın hatayı kendinde görecektin. Adem’in çocuğu olsaydın sen Adem’in yolundan gitseydin. Adem’in yoluyla yollansaydın hatayı kendinde görecektin. Diyecektin ki ben nefsime zulme edenlerden oldum. Ya Rabbi beni affeyle. Böyle deseydin Allâh seni affedecekti.

Ve böyle demiş olsaydın kime zulmettiysem ondan helalleşecektin. Diyecektin ki hanım ben sana haksızlık yaptım. Ben sana yanlışlık yaptım. Ben seni dövdüm, sövdüm, makaret ettim. Saçını yoldum, gözünü şişirdim. Sen çıktın banyoda düştüm dedin. O banyoda nasıl düşülüyorsa gözüm orarıyor insanın. Banyoda nasıl düşülüyorsa kadının dudağı patlıyor. Kadın banyoda düştüm diyor. Hiç adamlar banyoda düşmüyor. Hiç adamların gözü morarmıyor. O banyo kadınlara kaygan. Düşüyorlar kafalarını bir yere vuruyorlar. Dikiş atılmış kadının kafasına. Kadına ne oldu dedim? Bende bunlar acı esnandırlar. Ne oldu dedim? Benim kafama vurdu dedi. Bir saat iki saat boyunca dedi. Ben dengimi yitirmişim şimdi dedi. Kaldım mı?

Bir insan eşinin kafasına iki saat nasıl yumruk vurur? Çocuklarının annesinin kafasına bir erkek nasıl yumruk vurur? Nerede senin baban dedim? Filanca yerde dedi. Çağırayım alsın seni dedim. Babam da vurur benim kafama dedi. Neden dedim? Beni geri almak istemez dedim. Ben bir sefer gittim döve döve beni tekrar geri verdi dedim. Kadına vuran adamdan nefret ediyorum. Bir adam kadını dövüyorsa nefret ediyorum ondan. Dervişlerden duymak istemiyorum bunu. Dilimin ucuna kadar geliyor. Alayım dersini göndereyim diyorum. Bu kadar sohbet ediyorum, bu kadar söylüyorum diyor. Dinlemiyor. Çok sinirliymiş. Sen benim sinirimi denk gelsen senin kafanın gözünü 118’e yararım. 118’e yararım. Şu dervişlik tutar beni.

Başka bir şey değil. Onun hesabını vereceksin. O yüzden o pişmanlığı da yaşayacaksın. Allâh bizi muhafaza eylesin. Sen nefsini serbest bırakacaksın öyle mi? Heva hevesini serbest bırakacaksın yapacaksın yapacağını sonra hesaba çekilmeyeceğini zannetceksin. Öyle bir şey yok. Allâh muhâfaza eylesin. Koyunları kırdan sürer getirirler hangisi daha besliyse onu keserler. Sen bedenini düşünüyorsun. Bedenim güzel olsun, bedenim diri olsun, bedenim tatlı olsun. Maneviyatını düşünmüyorsun. Sen sokağa çıkarken ne kadar güzel görüncem diye her tarafını boyalıyorsun, dayalıyorsun. Çıkıyorsun orta yara. Erkekler kadınlar sokağa çıkarken bakımlı olmak sünnettir. Temiz olmak sünnettir. Ama boya köpüne girip çıkmak değil bu.

Bakımlı olun, temiz olun. Sen dışarı çıkcağın zaman aman tenim güzel görünsün, aman benim kulağım güzel görünsün, aman benim kaşım gözüm güzel görünsün. Boyadın dayadın da kendine. Maneviyatını düşünmedin hiç. Sen aman benim sakalım çok yakışıklı görünsün, aman benim saçım çok afralı tafralı görünsün senin için değil bu. O da saçının olmadığını küpelerle dolduracağım diye uğraşıyor. İlgi çekicek ya bir şeyde. Bakacaklar, iki tane var filan. Bir de daha da ilgi çekiyor yazıyorlar. Erkeğin küpet takması caiz midir? En çok bunun hoşuna gidiyor bu. O soru. bir de adet varsa iki tane takması caiz midir deyince bu bir tatlılaşıyor böyle. Onu soruyorlar çünkü. Sormayın adamın hepsini kabartmayın. Ona da sorsan ben şey gibi ne o padişah vardı ya Yavuz Sultan Selim gibi ben Allâh’a köle olduğumun işareti diyecek değil mi?

Ne? Küpenin sendeki işareti. Ben Allâh’ın kölesi olduğum için. Muhteşem bir âyet. Çok güzel. Olamadık biz. Allâh bizi onlardan eylesin. Evet şimdi bir kimse koyun sürüsüne gitse cılız koyunu seçer mi? Seçmez. Kimi seçecek? Besili koyunu seçecek. O besili koyunu kesecek önce. bu ne demek? O zaman sen manivatını kuvvetlendirmedin. Sen zahirine baktın. Zahirde kaldın. Sen iç alemini kuvvetlendirmedin. İç alemini kuvvetlendirseydin sen kalkıp da vücudunu besili tutmanın yolunu aramayacaktın. Allâh bizi muhafaza eylesin. Gece geçti sabah oldu. Sen ne vakte kadar bu altın masalını yeni baştan söyleyip duracaksın? gece bitti sabah oldu. Uyan artık. Sen hala da kendi kendine dünyayı süsleyip püsleyip yalan hikayelerin peşinde koşuyorsun.

Sen hala da dünyayı mamur edeceğim. Dünyanın peşinde koşuyorsun. Sen hala da dünyanın peşinde koşup ölümü unutuyorsun. Sen hala da böyle nasıl süsleyeyim diye uğraşıyorsun. Nasıl süsleneyim diye uğraşıyorsun. Aman evinin şu köşesini çok güzel süsle. Öyle ya. Aman sen evini çok iyi süsle. Hadi sen bir perdeleri değiştir. Bak filancalar da perdeleri değiştirmez. Sen de değiştir. Filancalar da koltukları değiştirmiş. Sen de değiştir. Filancalar bak dini, ineden, ipniye yeniden sıfır kıyafetler almış. Sen de al. Filanca şu marka almış. Sen de al. Fişmanca şurada yemek yemiş, selfie yapmış. Kör olmayasıca bir de yemeğin resmini çıkarmış. Instagram’a paylaşmış. Neler paylaşmış. Sen de paylaşman lazım.

Sen de sonradan görmesin. Sen de kültürsüzsün. Sen de eğitimsizsin. Sen de cahilsin. Sen de gerçekten şeytanın kölesi olmuş. Başka bir şey değil. Ölüm burnunun ucundayken sen selfie yap. Tabii lüks mekanlara git oradan fotoğraflar çek. Lüks mekanlara git yemekler çek. Bugün de böyle olsun. Ananın gözü olsun. Lâzım. Neden? Fikrin yok senin. Neden? Senin amacın yok. Neden? Senin hedefin yok. Neden? Senin davan yok. Neden? Senin maneviyatın yok. Neden? Bu dünyanın geçici güzelliğine kandın gittin sen. Bu dünyanın geçici güzelliğine kandın. Tabii bir takım elbise giy selfie yap. Bugün de böyle oldu. Harika oldu ya. Tabii süsten püsten masaları süste böyle. Her şeyleri koy. Mumun eksik olmasın. Mumları da yap.

Bir tek şu var. Aremo, Aremo hoş geldin. Nereye? Papazın evine. Mumsuz asla olmaz. Tabii takip et bir de.


«Yemekteyiz-Selfie-Mum-İnstagram» Eleştirisi — Şeyh’in «Bunun Daha İyisi Bizim Evde Var» Vasiyeti

Ne yemekteyiz. Ne gelin evi. Ne anasının göz evi. Ne filancanın şeyi. Kadın gelmiş. Yok. Kadınımsa adam gelmiş. Bana bir yardımcı. Bu ne lan dedim ya. Gemlikten. Kızlar şuna bakın dedim. Yok dedi. Seni istiyorum dedi. Dedim buyrun. Yemekteyiz programı bende dedi. Bu akşam. bu önümüzdeki günlerde. Evet dedim. şu kadehten istiyorum. Şu bardaktan istiyorum. Şu tabaktan istiyorum. Şundan istiyorum. Bundan istiyorum. Dedim bak et. Baktık ettik. Özel. Gece o. Selamun aleyküm aleyküm selâm. Oğlum bundan gönder. Yemekteyiz de çıkacağız dedim. Tabii garibim. Ne yapsın adamcağız. Ben işi bırakınca rahatladılar komple. Acar sülalesi. Tamam baba. Gönderdiler tabi. Bu geldi gene böyle hareketler. Hay bunu göstereceğim.

Ya millet onu takip ediyor. Millet geldi. Yemekteyizdekinden kadeh istiyoruz diyor. Gerçekten ha. Sizden almışlardı. Evet bizden aldılar. Ne reklam ettik. Halbuki sattığımız ürünlerdi. Burada da Mustafâ Özbağ’ın ticaret aklı giriyor. Özel getireceğim sana dedim. Sana özel dedim böyle bir sunum yapacağım. Her şeyi özel getireceğim. Elimizdekilerden her şey özel bir sunum çıkardım. Dedim buyur kullan. Arkası gelecek ya çünkü olmayan malı ne göreyim ona. Geliyor. Yemekteyizdeki yemek takımı var. Özel getirmemiz lazım. Var elimizde halbuki. Ama ondan tatmin oluyor. Heva evesi oymuş. Evet. Bu hale geldik. Dişlanlarımız, nikahlarımız, evliliklerimiz, yemek kültürümüz, kıyafet kültürümüz, ev kültürümüz.

Bu halde. Ben bir tek kaldım içinizde. Benim gibi olanlarda vardır. Şeyhimin bana vasiyeti. Mustafa Efendi buyurun efendim. Oğlum en fakir derviş evine girse evet efendim demeli ki ya bunun daha iyisi bizim evde var. Kime diyebilirim ben bunu nasihat olarak? Şeyhimin bana vasiyeti ve nasihati. Mustafa Efendi senin evine giren en fakir derviş oğlum şunu demeli. Bundan benim evim bundan daha iyi. Dünyanın şatafatına kanmayacağız. Allâh bizi affetsin. O yüzden her sabahı lan diyor yavru gece geçti sabah oldu. sen dünü ve geceyi zararda geçirdin. Sabah oldu. Yeni bir gün başladı. Yeni bir nefes başladı. Nefes başladı. Dün dünde kaldı cancağızım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım. dünü sen zararda geçirdin.

Bugün kar etmen lazım. Dünü heva ve heveste geçirdin. Bugün sabah oldu. Bugün hiç olmasa ona bir adım daha yaklaş. Dünü boş geçirdin. Çarşı dolaştın. Çarşı mağazaların dolaştın. Burnunu dayaya daya vitrinleri seyrettin. Gittin lüks mekandan yetmedi daha lüksünü istedin. Gittin orada bir kahveye bilmem kaç para verdin. Ahmakça paralar harcadın. Bir fotoğrafa para harcadın. Bir fotoğrafa bir selfie’ye para harcadın. Heva hevesine uydun. Bir markaya para harcadın. Dün aynı ürün 500 lira öbür tarafta. Giyinmek için al. Örtünmek için al. Giyinmek için değil. Dünya gelip geçiyor. Bak dün geçti. Gece geçti sabah oldu. Bu gece de geçecek. Sabah olacak. Sen çarla geçirmenin yolunu ara. Ve her nefes ölüme doğru koşarken sen koştuğunun farkında olmazsan o sana koşarken sen gününü kârla geçirmenin yolunu ara.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 2300. Beyit — «Hastalık Ölümün Cüz’ü»: Mevlânâ, Mesnevî, 1. Defter, 2300. beyit civarı; «hastalık-ölüm habercisi» mecâzı — Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «koyunları kırdan sürer hangisi besli onu keserler» mecâzı — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Hastalanan Kulun Allâh’a Hamdi» Hadîs-i Kudsîsi: «izâ ibtelaytü abdiyye’l-mü’mine ve lem yeşkünî ilâ uvvâdihî atlaktuhû min isârihî, ve ebdeltühu lahmen hayren min lahmihî, ve demân hayren min demihî, fe-yesta’nifu’l-amele» (Mü’min kulumu hasta ettiğimde yardımcılarına şikâyet etmezse onu sıkıntılarından kurtarırım, kanını ve etini daha hayırlıyla değiştiririm, ameline yeniden başlar) — İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 6/63; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/177; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl 3/304; Atâ b. Yesâr rivâyeti; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Mü’minin Ağrı-Yorgunluk-Üzüntü Günâh Affı» Hadîsi: «mâ yusîbu’l-mü’mine min nesabin velâ vasabin velâ hemmin velâ huznin velâ ezen velâ gammin hattâ’ş-şevketi yüşâkühâ illâ keffera’llâhu bihâ min hatâyâhu» (Mü’min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü, bir kederin tasası, hatta diken batması bile isabet ettiğinde Allâh onun günâhından bir kısmını kefâret eder) — Buhârî, Mardâ 1, 3 (5641, 5642); Müslim, Birr 49-52 (2573); Tirmizî, Cenâiz 1 (965); Ebû Dâvûd, Cenâiz 1 (3090); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/303; «hasta ziyâretinin sevabı» — modern uygulamalar — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Cuma 62/8 — «Kaçtığınız Ölüm Sizi Yakalayacaktır»: «kul inne’l-mevte’llezî tefirrûne minhu fe-innehû mülâkîküm, sümme türaddûne ilâ Âlimi’l-Gaybi ve’ş-Şehâdeti fe-yünebbiüküm bimâ küntüm ta’melûn» (De ki kaçtığınız ölüm sizi mutlaka yakalayacaktır; sonra gizliyi de açığı da bilen Allâh’a döndürüleceksiniz, dünyâda yaptıklarınızı size haber verecektir) — Cuma 62/8; Taberî, Câmiu’l-Beyân 28/97; İbn Kesîr, Tefsîr 8/123; «Allâh’tan hayırlı ölüm istemek» — Buhârî, Mardâ 19; Müslim, Hayd 32 (308); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Abdestli Olarak Ölen Şehîd Hükmünde» Hadîsi: «men bâte tâhiren yübeyyitu fî şi’âri îmânihî, ve men mâte alâ tahârâtin yümâte alâ şehâdetin» (Kim temiz uyursa îmân libâsında uyumuş olur, kim abdestli ölürse şehîdliğe ölmüş gibi olur) — İbn Hibbân, Sahîh 3/333; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 5/431; «sufî abdestli kalma tedrîsi» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, Miftâhu’l-Felâh; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «abdest alır gibi yapma» (zorunluluk halinde) — Müslim, Hayd 25 (305); Ebû Dâvûd, Tahâret 87 (228).
  • «Çocuğun Gusül-Banyo Mahremiyeti» — Aile Hukuku: «erkek 7 yaşından sonra ailenin çıplaklığından yasak» — Ebû Dâvûd, Salât 26 (495); İbn Mâce, Edeb 16 (3674); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/180; «çocukların guslüne karışmama» — modern fıkıh — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî; «sufî vücûd algısı-tahâret» — modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Âl-i İmrân 3/14 — «Süslü Gösterilen Dünyâ»: «züyyine li’n-nâsi hubbu’ş-şehevâti mine’n-nisâi ve’l-benîne ve’l-kanâtîri’l-mukantareti mine’z-zehebi ve’l-fıdda, ve’l-haylü’l-müsevvemeti ve’l-en’âmi ve’l-hars, zâlike metâu’l-hayâti’d-dünyâ ve’llâhu indehû hüsnü’l-meâb» (Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşlere, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek insanlara süslü gösterildi; oysa bunlar dünyâ hayâtının geçici malıdır, varılacak güzel yer Allâh katındadır) — Âl-i İmrân 3/14; Taberî, Câmiu’l-Beyân 3/199; İbn Kesîr, Tefsîr 2/13; modern okuma — Bediuzzamân, Sözler 23. Söz.
  • Tirmizî «Ölümde Pişmanlık» Hadîsi: «mâ min ehadin yemûtu illâ nedime, in kâne muhsinen lem yezdâd, ve in kâne müsî’en lem yeskıt» (Ölüp de pişman olmayan kimse yoktur; iyi yolda olan «hayrımı arttırsaydım» diye, kötü yolda olan «hatâlarımı bıraksaydım» diye pişmanlık duyar) — Tirmizî, Zühd 59 (2403); Hâkim, el-Müstedrek 4/325; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/350; modern uygulamalar — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «Hz. Peygamber’in dünyâ ile ilişkisi» — Ahzâb 33/53; Tâhâ 20/131.
  • Modern Şatafat Eleştirisi — «Yemekteyiz-Selfie-Mum-İnstagram»: Modern lüks tüketim eleştirisi — Sezai Karakoç, Diriliş; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; «sosyal medya ve riyâkârlık» — modern eleştiri — Hayrettin Karaman, İslâm Ahlâkı; «Mustafâ Özbağ Efendi’nin şeyhinin vasiyeti — bunun daha iyisi bizim evde var» — modern Karabaş hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; «Şeyh Efendi’nin Ege Üniversitesi 86 dikiş ameliyatı hâtırâsı» — modern Karabaş hâtırâtı.
  • Karabaş Silsilesi ve Hastalık-Ölüm Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş hastalık-ölüm tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Nefs, Sünnet, Şeyh, Silsile, Muhabbet, Sabır, Kabz, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı