Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #105 — İmâm-ı Gazâlî Tedrîsi: «Şüphe Duymayan Hakîkati Bulamaz» ve Selçuklu-Nizâmiye

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #105 — İmâm-ı Gazâlî Tedrîsi: «Şüphe Duymayan…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Konu Girişi — Yeni Sohbet Başlangıcı: «İmâm-ı Gazâlî» ve Hakan Kardeş’in Soru Manzûmesi

Bugün yeni bir sohbet konusu başlayacak. Bizim Hakan kardeş neydi konu? İctihâd mıydı? İmam Gazâlî. Eyvallâh. Konu İmam Gazâlî’ymiş. Daha önce ictihâdla alakalı bir çalışma yapacağım dediydin. O devam ediyor o zaman. Malum nefes 1, 2, 3, 4 o nefes serisinin soruları Hakan kardeşe aitti. Ardından İslam’da siyasetle alakalı bir sorum manzumesi daha oldu. Onu da Hakan kardeşle alakalıydı. Şimdi de konu Gazâlî’miş. İnşallah Gazâlî’yi konuşacağız. Gazi sayfa yaklaşık 9 sayfa var. 8 sayfa. İnşallah. Bu akşam o yüzden mesleğimiz sohbeti yok. Gündüz bana mesaj çekmişti biraz gecikcem diye. Ben de beklerim dedim. İnşallah biz şimdi Gazâlî’yi ucundan başlayalım.

Gazali Hakkında


«Şüphe Duymayan Hakîkati Bulamaz» — İlmî Şüphe Tedrîsi; Şüphenin Nefs-Akıl Süzgeci

Şüphe duymayan hakikati bulamaz İmam Gazâlî. Konu hemen belli oldu Gazâlî. Bu defa soruyu uzun tutmayıp hemen konuya geçelim. Şüphe duymayan hakikati bulamaz. Önce şüpheden başlamamız lazım. Şüpheye baktığımızda çok kısım kısımdır da şüphe. Ama bir kimse hakikat arayıcısı ise o kimse muhakkak şüphe üzerinde yürümesi gerekir. Bir ilmi şüphe vardır. İlmi şüphe insanı araştırmaya ve insanı hakikate doğru yönlendirir. Siz her bulduğunuz bu gerçek dediniz bu hakikat dediniz şeyin üzerinde şüphe edersiniz. Onun daha da sına bakarsınız. Daha da sına bakarsınız. Biz buna ilmi şüphe diyoruz. Bir kimse örneğin herhangi bir konuda şüpheye düşebilir. O şüphesini izale etmek için araştırmaya başlar. Kesin o konuda kalbi mutmain oluncaya kadar araştırır.

Kalbi mutmain olsa dahi ilmi şüphe sahibi yine der ki bunun bir de gerçeği başka türlü olabilir. Tekrar araştırmaya devam eder. Bir de şüphe vardır. Mesela dini termoloji olarak baktığımızda Allâh’ın varlığıyla alakalı şüpheye düşer. Mesela bununla alakalı araştırmaya girer. Mesela hadislerle alakalı şüpheye düşer. Bununla alakalı araştırmaya başlar. Bu tırnak içerisinde dini şüpheci. Bu da normalde o kimsenin kendince hakikati bulmaya, gerçeği bulmaya fayda sağlar. Her şüphe, her şüphe psikolojik bir takıntı değil ise insanı doğruya, doğrunun doğrusuna, onun da doğrusuna götürebilir. O yüzden şüpheciliğe şüpheyle yaklaşmamak lazım. Veya şüpheciliğe kötü gözle bakmamak lazım. Aslında her düşünen insan biraz şüpheci olması gerekir.

O şüphesini izale etmek için bu sefer de çalışması, gayret etmesi, mücadele etmesi o konuda araştırması gerekir. O yüzden hemen hemen ben böyle tanımlayabilirim bunu. Her şüphe insanı hakikate götüren bir binek gibidir. Eğer şüphe senin bineğin olursa sen onun kölesi olursun o seni yönlendirir. Yok şüphe bu noktada senin bineğin olmaz da sen onu binek gibi kullanırsan seni hakikate götürür. Bizim toplumumuzda genel olarak insanlar şüphenin kölesidir. şüphe ne yazık ki onun bineğidir. Bu insanı helaka götürür. Mesela adam oturduğu yerden eşinden şüphe duyar, oturduğu yerden çoluğundan çocuğundan şüphe duyar, oturduğu yerden yanındaki çalışandan şüphe duyar. Bu insanın psikolojisini bozar. Bu sefer o yanaşın biraz daha gel böyle.

Daha buraya bu kadar daha insan gelir kapının ağzı açılsın çünkü bayanlar geliyor. Gel yaklaş böyle yaklaş yanaş gel yanaş kımılda bakalım kımılda. Gel yanaş. Bir kalkın ayağa bismillah. Bayanlar değil yanaşın böyle şimdi. Boşaltın kapının ağzını iyice yanaşın sıkıştırın bakayım. Şimdi herkes bulunduğu yerde otursun. Kapının ağzı açık olsun her daim. Cuma cemaat olmayan hemen farzını kılıp gidecek ya o böyle en dışarıda. Ön taraf boş o en dışarıda kılacak gidecek. Öyle olmayan inşâallâh. Şimdi o zaman şüpheye bakarken bir şüphe meselesine bakarken eğer şüphe nefistense o zaman o senin tepene bindi istediği yere seni götürüyor. Şüphe. Sen şüphenin askeri oldun. Yok şüphe senin askerinse o zaman seni hakikate götürdü.

İki şüpheye bakarken iki veçeden bakacağız. Şüphe o zaman normalde bizim askerimizse biz onun tepesine binelim bizi hakikate götürsün. Yok şüphe bizim tepemize binerse eğer bu nefsane oluyor bu ilmi olmuyor. O zaman o bizi nereye sürüklüyorsa oraya gideceğiz. Onun da sonu Allâh muhâfaza eylesin helaktır. Evet şüphe duymayan hakikati bulamaz. bunu zaten her ilim ehli her hakikat arayıcısı bunu kabul eder. Ancak kör cahiller bunu kabul etmez. Allâh bizi iyi eylesin.


«Bir Şahsı Kendi Zamânına Göre Değerlendirmek» — Gazâlî’nin İhyâ Öncesi-Sonrası; İnsanın Kemâlâta Yürümesi

İmam Gazâlî’yi nasıl biliriz? Gazâlî’nin üzerinde çok araştırma yapılmıştır. Altında maddeler var da ben böyle direk gireyim konuya. Gazâlî’nin üzerinde çok araştırmalar yapılmıştır. Bir çok tezler yapılmıştır. Üniversitelerde böyle doçentik tezi bitirme tezi şu tezi bu tezi. Gazâlî de şu Gazâlî de bu Gazâlî de şu diye çok tezler yapılmıştır. Bir kimseyi değerlendirirken kendi zamanına göre değerlendirmemiz gerekir. Bir şahsı değerlendireceğiz ya kendi zamanına göre kendi zamandaşlarına göre değerlendirmemiz lazım. Şimdi biz buradan bakınca Gazâlî’yi değerlendirmemiz farklı olur. Mesela Mustafâ Özbağ yaşadı öldü. Mustafâ Özbağ’nın zamanında Mustafâ Özbağ’ı değerlendirmek lazım. Neler yaşadı neler gördü neler yaptı.

Hangi ortamda büyüdü hangi ortamda İslami çalışmalar yaptı. O zaman da değerlendirmek lazım. Bundan 50 yıl sonra Mustafâ Özbağ’yı değerlendirmek boş. Kendi zamanında ne oldu ne yaşadı ne gibi hallerden geçti hangi cenderelerden geçti. Buna bakmak lazım bir de çağdaşlarına bakmak lazım. Birileri trilyonları paylaşırken o ne yaptı. Birileri makam arabalarında dolaşırken o nerede dolaştı. Birileri değişik devlet kurumlarına belediyelere onlara bunlara yamalık yapıp kendisine nasıl bir hayat kurdu. Bunlara bakmak lazım. Dini geçim kaynağı mı yaptı. Kendi zamandaşları geçim kaynağı yaparken o ne yaptı. Kendi zamandaşları bir âyet ve hadîsleri kaydırırken hoplatırken zıplatırken o ne yaptı. Böyle değerlendirmek lazım.

Gazâlî’yi de değerlendireceksek Gazâlî’nin zamanını bilmemiz lazım. Mesela Gazâlî’nin zamanda en büyük tartışmalardan birisi Kur’ân mahluk mudur değil midir. Örnek. En büyük tartışma budur Gazâlî’nin zamanda. Gazâlî’nin zamandaki büyük tartışmalardan birisi o zaman için normalde İslam dünyası yeni kapılarını dış dünyaya açmıştır. Örnekliyorum. Aristo’nun, Sokrat’ın, Eflâtûn’un bütün kitapları çevrilip İslam dünyasında okutulmaya öğretilmeye başlamıştır. Gazâlî o zaman Sokrat’ın, Eflâtûn, Aristo’nun bu noktadaki kendi felsefesine cevap verme noktasındadır. Örnek. Gazâlî’ye nereden bakacağız o zaman? Felsefi açıdan mı bakacağız Gazâlî’ye? Gazâlî’ye kelam açısından mı bakacağız? Gazâlî’ye hadîs açısından mı bakacağız?

Çünkü Gazâlî’nin zamanında da normalde hadîs gibi algılanan sözler ortalıkta dolaşmaktadır. Mesela Gazâlî’nin zamanda tabiri caizse bir üniversite seviyesinde bir çalışma yoktur. Hemen hemen Gazâlî o zaman için devlet onu bir üniversite kurulmasını ve başına da geçirilmesini ister. Neye karşı devlet ona bir üniversite kurup onun başına geçirtirdi? o zaman Gazâlî’ye baktığımızda, o zaman siyasi olarak baktığımızda devletin bir yamuğu, mevcut devletin. Mevcut devleti tartışmamız lazım o zaman. Onun bağlı bulunduğu devleti tartışmamız lazım. Bağlılığı bulunduğu devlet ne kadar İslam ne kadar değil. İslâm’ın hangi noktasında duruyor? Fıkıhı, kelamı, fıkıh ve kelam olarak, siyaset olarak nerede duruyor?

Buna da bakmamız lazım. Ama normalde şimdi halk olarak biz Gazâlî’ye bakarken mesela Anadolu insanı Gazâlî’nin en meşhur ihyasına bakar. İhyayı ölü müddüne bakar, ihya ölü müddüne bakaraktan Gazâlî’yi yorumlar. Peki ama Gazâlî bir önceki Gazâlî kendisini inkar eder. Nasıl inkar eder? Emevi camisinin minaresinin içerisinde kendisini kapatır. İki yıl orada inziva eder. İki yıllık inzivadan sonra bugüne kadar yazdığım bütün kitapları inkar ediyorum, reddediyorum der. İhyayı ondan sonra yazar. Şimdi o zaman ihya yazdığı zamanki Gazâlî ile ihya’dan önceki Gazâlî’nin arasında fark var. Ama insan, insanın normalde doğasına aykırı bir şey değil bu. Aynı şeyi İmâm-ı A’zam der. İmâm-ı A’zam der ki son iki yılım olmasaydı Nu’mân-ı Helak olmuştu.

O zaman İmâm-ı A’zam’ın önceki hayatıyla son iki yıllık hayatı. Demek ki bir fark var. İnsan bu, değişkenlik gösterir, insan bu, değişim gösterir, insan bu, kemale ermeye muktedirdir insan. Buna uygun yaratılmıştır. Bugün için kemal noktası farklı. 20 yıl sonra kemal noktası farklıdır o kimsenin. Eğer ki o sünnet seneye üzerine gidiyorsa çünkü günün gününü müsaavi olan zarardadır. Hadîs-i Şerîf mucibince insan kemalata doğru yol yürürse o kimse olgunlaştıkça olgunlaşır. İnsanın fıtratı buna uygun. Bunun için yaratılmış çünkü. O kemal noktasında yürüme, olgunlaşma noktasında yürüme. O yaratılışın fıtratı bu. O yüzden Gazâlî dediğimizde çok yönlü bir Gazâlî çıkar önümüze. Bu biraz da Arabinin kör ve fil metaforuna benzer. getir bir tane köre, körü filin bacağından tutur fil neye benzer deyince sütuna benzer. işte hortumundan tutturursan hortuma benzer der.

Ondan sonra kulağını tutturursan kepçeye benzer der. Gönülsünden tutturursan der ki tepçiye benzer. Arabi bunu normalde Allâh’ı bilmede körlükle alakalı bu metaforu koyar. O zaman bir kimseye bakarken biz de herhangi bir kimseye bakıyoruz. Onu bakarken biz kendimizce kendi algımızla onu biz değerlendiririz. Kendi algımızla kendi bilgimizle biz onu değerlendiririz. Algımız ve bilgimiz o kimsenin üzerine aslında bizim Tanrımız olur, ilahımız olur. Allâh bizi affetsin. İmam Gazâlî’yi nasıl biliriz? Soru işareti devam etmiş. Soruyu soran kardeş. İslam’da aklın üzerine beton döken, beton döken, özgür düşünceyi bitiren, felsefeye neredeyse düşman olan, nakilciliği hediye eden biri mi yoksa, Sunni İslam dünyasının düşüncesinin en büyük mimarlarını, İslam’a dair tüm kitaplar yok olsa, geriye bir ihya kalsa yeterlidir dedirtecek kadar alim biri mi?

Hepsine de evet, hepsine de hayır. Hepsine de evet, hepsine de hayır. İslam’da aklın üzerine beton döken, normalde Gazâlî aslında akıl perestliği, akıl perestliğe karşıdır. Gazâlî veya bir İslam alimi, bir Sufi, bir İslam alimi, akla karşı gelmesi mümkün değildir. Akla karşı olmak insanın fıtratına karşı olmaktır. Akla karşı olmak dinin özüne karşı olmaktır. Dinin fıtratına karşı olmaktır. Bu mümkün değildir. Mesela bir kısım Sufilerin aklı nakilden aşağı tutması, aklı öldürmek değildir. Çünkü inanç söz konusuysa, nakil öndedir, akıl önde değildir. Akıl nakli anlamak için vardır. Akıl nakli yaşamak için vardır. Akıl nakli analiz etmek için vardır. Akıl nakilden ictihâd çıkarmak için vardır. Akılsız ictihâd, ictihâd değildir.

O nakli anlayacak olan, vahiyi anlayacak olan. Çünkü vahi akıl sahiplerinedir. Düşünen, idrak eden, araştıranadır vahi. Vahi, mesela düz akıl sahibi vahiyi anlamakta zorluk çeker. Ve bütün inanç sahiplerinin yüzde 99’u düz akıl sahibidir. taklitçidir. Tahkitçi değildir. Âdem’den beri inanç sahiplerinin büyük bir çoğunluğu, büyük bir çoğunluğu. Vahiyi analiz etmekten uzaktırlar. Vahiyden ictihâd çıkarmaktan uzaktırlar. Vahiyin gerçek manasını anlamaktan uzaktırlar. Bu, Âdem’den itibaren bütün inanç sahiplerinin en büyük handikapıdır. Ve o yüzden insanların büyük bir çoğunluğu da imanın hakikatine ulaşmamış olurlar. Dikkat edin, iman etmemişlerdir demiyorum. İmanın hakikatine ulaşmamışlardır. Çünkü insanlar vahyi kalbi akıl ve mevcut akıl süzgecinden geçirmemişlerdir.

Ve peygamberlerin en büyük savaşları din sahipleriyledir. Bak din sahipleri. Çünkü din Allâh’ındır. Din Allâh’ındır ama din insanları kolay yönetmek için zalimlerin bir payandası haline gelir. Akıl etmeyen, vahyi akıl süzgecinde algılamayan, zaten kalpleri çalışmamış körleşmiş insanların akılları da çalışmazsa bu sefer vahyi anlamaktan, vahyi analiz etmekten, vahyi yaşamaktan uzak kalırlar. Bu sefer o insanların önüne dini istismar eden değişik görüntüde insanlar çıkar ve o insanların akıl emniyetini ortadan kaldırır ve o insanlar doğru düşünemez, doğru akledemez hale gelirler.


«Akıl Üzerine Beton Dökme»? — Akıl-Vahy Düâlitesi; Sufî Aklı; Tehâfütü’l-Felâsife; Naklin Reddedilmesi

Şimdi Gazâlî’ye baktığımızda Gazâlî aklın üzerine beton dökmez. Gazâlî mevcut kendi zamanındaki insanların ilerisinde konuşmalar yapar. Bir şey söyleyelim mi? Firminzi gibi, İbn Arabî gibi. Bu size şimdi tuhaf gelebilir. Siz Gazâlî’ye İbn Arabî cihetinden bakmazsınız. Mesela İbn Arabî’nin manevi silsilesine baktığınızda İbn Arabî’de Gazâlî’nin çok büyük etkisi vardır. Bu bütün herkese tuhaf gelir şimdi bu. Bu soruyu sorana da tuhaf geliyor şimdi. Mesela İbn Arabî’nin Fusûs’unda, Fütûhât’ında, bilhassa Fütûhât’ında Gazâlî’den çok alıntı vardır. O çizgi, İbn Arabî ondan sonra Gazâlî, Gazâlî’den önce Kindî, onu bir silsiledir o. Mesela o böyle bir zincirin halkaları gibidir. O zincirin halkalarına baktığınızda siz İbn Arabî’ye gittinizde arkasında Gazâlî’yi, Gazâlî’ye gittinizde arkasında Kindî’yi, Kindî’ye gittinizde, Kindî’ye gittinizde Selef’i görürsünüz.

Ama Selef’in en büyük imamı kimdir? İmâm-ı A’zam’dır. Mevcut devlet sistemi onu şehit etmiştir. Şehit eden devlet kendisini İslam olarak gösterir. Dikkat edin. Şimdi Gazâlî’ye baktığımızda İslam’da aklın üzerine beton örten, döken bir kimse olarak görmüyorum. Ama normalde bunu böyle gören insanlar var mı İslam dünyasında? Evet. Bunu biraz kışkançlık olarak görüyorum. Ben Gazâlî’yi anlayamamak olarak görüyorum. Mesela evet bütün İslam uleması hem fikirdir bu konuda vahyi aklın önünde tutarlar. Dikkat edin vahyi aklın önünde tutarlar. bu noktada siz hangi İslam alimine, sufisine giderseniz gidin vahyi önde tutacaktır. Yalnız bu vahyi önde tutmak bir kısmında, çok özür dilerim bunu parantez içerisinde, bunu başka türlü kelime bulamıyorum.

Bağnazca vahyi önde tutar. Bağnazca vahyi önde tutanlara örnek Allâh’ın insan gibi eli olduğunu düşünenler vardır. Örnek. Bu bağnazca vahyi önde tutmaktır. Bunun gibi. O yüzden ben normalde vahyi her zaman için aklın önündedir. O esnada senin aklın vahyi anlamakta, analiz etmekte, onu böyle çözümlemekte, onun normalde ne manaya geldiğini anlamakta zorluk çekebilirsin. Çünkü vahyi Kur’ân sizin bildiğiniz noktada değildir hiçbir zaman. Kur’ân’ın çünkü bir görünen ayetlerin bir görünen yüzü vardır. Hadis de sabittir bu. Bir de görülmeyen batini yüzü vardır. O yüzden bir kimse Kur’ân ayetlerinin batini yüzünü göremez ise, batini tefsirini bilmiyor ise o kimse Kur’ân ayetlerine bakarken zahirde kalır, zahirde de kalınca tabirimi tekrar hoş görün, bağnazca kalır orada.

Bir bağnazlık görürsünüz orada. Bunda hemfikirim. Ama Kur’ân’ın bir zahiri bir batın olduğunu, Kur’ân ayetlerinin farklı farklı cihetlerinin, farklı farklı derinliklerinin, farklı farklı yüksekliklerinin, bakın farklı farklı yüksekliklerinin bir kelimenin çok farklı manalar içerdiğini bilmeyen bir kimse, bilmeyen bir kimse, Evet Kur’ân ayetlerine sadece zahiri noktadan bakar, bu bazı noktalarda bağnazlık çıkar ortaya. Ve o bağnazlığı gören akıl sahibi der ki, bunlar der, böyleler, haklılar mı haklılar. Ama, ama hiçbir zaman gerçek Kur’ân ehli, gerçek Kur’ân ehli aklının üzerine beton dökmez. Bu mümkün değil. Çünkü siz herhangi bir âyet-i kerimenin batini veçhesine baksanız, o yine onun üzerinde bu derinleşmek ister artık bu şüphecilikten çıkar.

Derinleştikçe derinleşmek yükseldikçe yükseltmek ister. O zaman o derinleşmeyi, o yükselmeyi, o genişlemeyi algılacak olan, idrak edecek olan kalbi akıldan sonra mevcut akıldır. Çünkü kalbi akıl almış olduğu bütün bilgiyi, bütün bilgiyi, ilhamda dahil buna mevcut akla hıfzettirir ve mevcut akla onu talim ettirir. Öyle olunca bir kimsenin normalde bu aklı reddetmesi mümkün değildir. Hatta o akıl, o süzgeçleri toplar, o vahyin tecelliyatlarını toplar, ilhamın tecelliyatlarını toplar, kocaman bir resim çizer. O resmi çizerken de aklıyla çizer. Analiz eder, analiz ettikten sonra tekrar bir soru işareti koyar. Acaba mı der? Acaba dedikçe yeni bilgiler gelir çünkü. O kimse, bu Sufi aklıdır. Bunu da kenara not edeyim.

Bu Sufi aklıdır. Çünkü bütün hal geçicidir. Halin de içinde derinliği vardır. Sen o halde takılı kalamazsın. Bütün ilhamlar geçicidir. İlhamın da bir derinliği vardır. Gelen her ilhamı sen alır kabul edersin ama seni o başka bir perdeye götürür. Sen onu başka bir perdede, başka bir şekilde tekrar tecelliyatına ram olursun. Bu Sufi aklıdır. Bu Sufi kalbidir. O zaman Sufi kalbi ve Sufi aklı her daim çalışmadadır. Her daim o işlemektedir. Her daim çalışmada işlemekte olduğu için birbirlerini de kalbi akıl normal aklı beslediği için her daim çalışırlar. Her daim yeni resimler çizerler, bozarlar. Böyle olunca normalde İslam’da sufice bu meseleye bakıldığında İslam’da aklın üzerine dökülmüş bir beton veya beton döken bir kimse olarak göremiyorum Gazâlî’yi.

İkincisi özgür düşünceyi bitiren. Özgür düşünceden anlayacağımız şey nedir? Biz özgür düşünce olarak anlayacağımız şeye bakmamız lazım. Özgür düşünceden ne anlamalıyız? Mesela ben özgür düşüncenin sınırlandığı yeri bir tek Allâh’ın Zatını tefekkür olarak görürüm. bizim sınırımız Allâh’ın Zatını tefekkür etmekte kalır. Öbür türlü biz normalde özgür düşünce noktasında kendimce başka bir sınır tanımam. Ben istediğim gibi düşüncemi çalıştırabilirim bilgim dairesinde. Ama Gazâlî’ye baktığımızda, normalde ben oturup ihyayı komple okumuş bir kimse değilim. ihyanın içerisinde baktıysam üç beş meseleye bakmışımdır. Ama diyeceksiniz ki sen bir Gazâlî uzmanı mısın? Değilim. Ama velakin ben bildiğim kadarıyla gazalinin özgür düşünce kilit vurduğuna dair bir ibare gaslamadım.

Belki de gelecek sayfalarda onunla alakalı böyle bir şeye tespit edildiyse onu da üzerinde analiz edeceğiz. Felsefeye neredeyse düşman olan, ben Gazâlî’yi felsefe düşmanı olarak da görmüyorum. Neden görmüyorum? felsefeye düşman olmuş olsa oturup da Tehâfütü’l-Felâsife’yi yazmaz. Felsefecilere cevap olarak gazalinin meşhur Tehâfütü’l-Felâsife’si vardır. Türkiye’deki felsefecilerin dahi zor anlayacağını zannediyorum onu. Benim diyen felsefeci Tehâfütü’l-Felâsife’nin içerisinden çıkması zordur. felsefecilere cevap diye. Sonradan bir eser daha duydum. Geçenlerde bir kardeş yazmış bana. Felsefecilere cevap’a cevap diye bir eser. Bakmadım ona hiç. Ama o günlerde, gazalinin zamanında sonuç olarak eski Yunan adistoprasisinin felsefesini çöpe atmıştır Gazâlî.

Belki de Gazâlî, belki de dedim buna, normalde o zaman için Yunan felsefecilerine cevap verirken çok sert usuplar kullandı. Felsefe düşmanı olarak görülebilir. Ama düşman olmuş olsa kökten red ederdi cevap yazmazdı. Cevap yazmış. Aslında bakarsan o da selefini takip etmiş. Selefi kim, kindi? Sonuç itibariyle bir kimse bir şeye cevap verecekse, onu düşman hissiyle yaklaşıp, kinle ona cevap veremez. onunla iletişim kurması lazım. İletişim kurarak anlayıp ona öyle cevap vermesi lazım. Nakilciliği hediye eden biri mi? Ona bakacak olursanız bütün dinler naklin üzerine kuruludur. Nakli reddetmeniz mümkün değildir. Nakli reddederseniz dinin özü mözü kalmaz. Hepsini de reddetmeniz gerekir. Çünkü bütün dinler nakilden ibarettir. ilahi kitap olarak nitelendirdiğimiz Kur’ân, İncin, Tevrat, Zebur veya diğer peygamberlere gelen sahiplerin hepsi de nakilden ibarettir.

Nakilden, Allâh gökyüzünden bir kitap indirmemiştir veya filanca mağaraya bir kitap koydum gidin oradan alın ona tabi olun dememiştir. Peygamberlerin kalbine vahiy gelmiştir, Cebrâîl’i Aleyhisselâm tarafından ve peygamberler de gelen vahiyi nakletmişlerdir inananlara. O yüzden bütün dinlerin özüdür nakilcilik. Siz Kur’ân dahil bir nakildir. Bakın Kur’ân dahil nakildir. Siz o yüzden söz konusu olan din ise nakli inkar edemezsiniz. Hatta söz konusu olan felsefeyse siz yine nakli inkar edemezsiniz. Bakın felsefeyse yine nakli inkar edemezsiniz. Ve geriye doğru döndüğümüzde yazının ne zaman bulunduğunu bilmiyoruz. tarihsel olarak. Çünkü Âdem Aleyhisselâm yeryüzüne indirildiğinde yazmayı okumayı biliyordu cahil değildi.

Ve elinde on emirle indirildi, sayfayla indirildi. O yüzden Âdem Aleyhisselâm okuması yazması olmayan cahil bir insan değildi. Eşyanın hakikatine vakıftı, varlığın hakikatine vakıftı. Öyle olunca o da nakilden ibarettir. Bütün dinler nakilden ibarettir. Nakli inkar etmemiz mümkün değil. Yoksa Sunni İslam dünyasının düşüncesinin en büyük mimarları, mimarları mı? Öyle değil mi? E normalde şimdi evet İslam dünyasında bu tip yüksek kapasiteli insanlar zaman zaman çıkmıştır. Aslında bu açıdan bakarsan bu da hadîs-i şerifte mevcuttur. Her yüzyılda bir ne gelir? Efendim? Müceddid gelir. Müceddid nedir? Dini anlayışı yenileyen. Bu İslâm’ın fıtratında, duasında var olan bir şeydir. O yüzden bazı dönem dönem böyle daha yüksek kapasiteli insanlar çıkar, alimler çıkar, üstatlar çıkar.

Bunlar dinin yeniden anlaşılması veya yeniden idrak edilmesi veyahut da kendi zamanlarındaki hastalıklara, hastalıklara cevap verme açısından önemli bir şeydir. Gazâlî de bu şahsiyetlerden birisidir. O yüzden en büyük mimarlarından birisi olarak tanımlayabiliriz. Ama en büyük mimarı dersek o öyle değil. Çünkü her şahıs kendi zamanında değerlidir. Kendi zamanında. Sebep? Çünkü insanların algısı değişir, insanların kemal derecesi değişir, insanların bilgi derecesi değişir. Böyle olunca geçmişteki bir kimsenin bilgisi bugünün insanına göre köhnüleşmiş, değerini yitirmiş olarak görebiliriz. Çünkü İslam’da değişmeyen bir tek hukuktur. Hukuk. İslam’da hukuk değişmez. Diğer müteşâbih ayetlerde algı, anlayış hepsi de değişmeye hazırdır.

Aslında da değişmesi gerekir. Mesela iştahatların da değişmesi gerekir. İştahatlarında yeniden iştahata ihtiyacı vardır. Bunun altını çizerekten söylüyorum. Ama müteşâbih algıların da değişmesi gerekir. Ki İslam bu konuda kendisini yenileyen bir dindir. Neyle yeniler? yüksek kapasiteli alimlerle, sufilerle ne yapar? İslami düşünce kendisini yeniler. İslam’a dair tüm kitaplar yok olsa geriye bir ihya kalsa yeterlidir dedirtecek kadar alim birimi. Bu da normalde zaman zaman evet bu ibare değişik yerlerde okuyorum bunu böyle bir Gazâlîciler takımı vardır İslam dünyasında. Bunlar böyle zaman zaman bunu söylerler bütün kitaplar yok olsa ihya bütün her şeye yeter diye böyle ihya statüsünde İslam dünyasında çok kitap vardır.

Bakın çok kitap vardır. O yüzden bunu sadece gazalinin üzerine otutturmak diğer alim, diğer fazıl, diğer kemalermiş insanlara haksızlık yapılmış olur. O yüzden İslam dünyasında zaman zaman böyle parlak insanlar çıkmış. Kalbi parlak, aklı parlak, fikri parlak, zikri parlak. Bunlar günün hastalıklarına deva sunmuşlar eyvallâh.


«Devlet Eliyle Atanmış Profesör» Gazâlî — Selçuklu Krizleri; Hâricî-Hâşhâşî-Bâtınî-Fâtımî-Hazer Yahudileri

İmam Gazâlî öğretesinin İslam toplumlarındaki egemen sınıf ve güçlerin elinde nasıl bir ideolojik yönetim aygıtı haline geldiği ve bir üst yapı kurumu olarak ideolojinin Doğu İslam toplumlarında devletin, toplumun ve ekonominin gelişimi üzerinde nasıl bir rol oynamıştır. Şimdi bu sohbetin başında dediğidim ya Gazâlî sonuç olarak devletin atadığı bir profesör gibidir. bugün normalde mesela devlet bir rektör atıyor ya bir üniversiteye, Gazâlî de Selçuklu tarafından atanmış bir rektördür. Selçuklu zamanına baktığımızda Selçuklunun dönem dönem hem içsel problemleri vardır hem de dışsal problemleri vardır. Mesela değişik isyanlarla uğraşmak zorunda kalmıştır ve isyanla uğraştığı kesimlerin bir kısmı kendisini dinde otelite garandır.

Mesela kim vardır? Esrarı içip İslâm devleti kurmaya çalışan kimdi? Haşhaş ile. Şimdi Selçuklu haşhaşilerle uğraşır. Selçuklu bu tabirime hoş gelin. İslam dünyasının Hazret-i Ali Efendimizden beri uğraştığı bir klik vardır. Kim? Hariciler. Gazâlî haricilerle de uğraşır. Gazâlî haşhaşilerle de uğraşır. Gazâlî o günkü İslam dünyasının kendi içerisindeki İslam akaydına uymayan topluluklarla da uğraşır. Hurûfîler vardır bir tarafta, batiniciler vardır bir tarafta. Şi’anın kendi içerisinde değişik kolları vardır. Fâtımîler vardır bir tarafta. Bir tarafta kendisini saklamış İslâm’ın içindeymiş gibi görülen Yahudi klikler vardır. Bildiğiniz Yahudi klik bugünkü Sabataistler gibi. Böyle Yahudi klikler vardır.

Mesela Şia’nın içerisinde bakın Şia’nın içerisinde gerçek Şia’yla sonradan deform olmuş Şiacılığa yiririm ben. Mesela İmâm Ca’fer’e söyleyecek hiçbir sözüm yoktur. İmâm Ca’fer ile Şi’acılara ayırırım. Çünkü bunlar çok geniş meseleler, tarihi bir meseleler. Ben kendimce ayırırım. ben İbn Arabî ile İbn Arabîcilere ayırdığım gibi, Hz. Mevlânâ’yla Mevlânâ’cılara ayırdığım gibi ayırırım. İmâm-ı A’zam ile Hanefeleri ayırdığım gibi. Bazen derslerde diyorum ya herkes İmâm-ı A’zam’a ben mezhepte kim? İmâm-ı A’zam değilsin, Hanefi değilsin sen diyorum. Bu şaşırıyor. Sen Hanefiysen zulme boyun eğemezsin. Sen Hanefiysen zalimlere boyun eğemezsin. Sen Hanefiysen sen mümkün değil. Senin duruşun bu noktada olmaz.

İmâm-ı A’zam emevlilerin yıkılmasına fetva veren insandır. Siz bugün cuma namazını emevlilerin tarif ettiği gibi kılıyorsunuz. Peygamberin tarif ettiği gibi değil. Bakın bugün cuma kılmış sıralaması emevlilere aittir. Sen Hanefiyim dediğinde önce cumadan başlayacaksın. Diyeceksin ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin cuma kılma sıralaması bu değil. Ya önce namazı kılacaksın sonra hutbeyi okuyacaksın. Sen önce namazı kılıp sonra hutbeyi okumuyorsan sen emevlilerin kıldırdığı cuma kıldırıyorsun bana. Hanefi misin? Evet gel önce cumadan başla. Gel önce cumadan başla. Hanefi misin? Evet sen hutbeden para dilenemezsin. Hanefi misin? Evet sen namaz kıldırmaktan dolayı maaş alamazsın.

Hanefiyim deyip çıkmak yok öyle bir şey. Şimdi bunun gibi Gazâlî’ye baktığımızda Gazâlî siyasi çalkantıların, fikri çalkantıların, ilmi çalkantıların, akidevi çalkantıların bulunduğu bir bölgede ve zamanda yaşamış bir kimse. Şimdi Gazâlî’ye baktığımızda Gazâlî de siz şimdi o günün çerçevesindeki Kur’ân sünnet çizgisinin dışında ne var ise Selçuklu’nun hem içerisinde hem dışarısında bunlar cirit atmaktadır. Selçuklu hiç olmasa hiç organizasyonu elinde tutabilmek ve bu dış şimdi mihrak deniliyor ya bu dışarıdaki bu operasyonların içeride ilmi noktada kol gezmesin diye medreseyi kurar medresenin başını da Gazâlî’yi getirir. Ve Gazâlî’nin işine karışmaz der ki sen burada Kur’ân sünnet mücadelesi ver akideyi sağlam tut.

Maaşı da neredendir Selçuklu’dandır. Bunun da altını çizeriz. Akçe neredendir Selçuklu’dandır devlet akçesiyle. Devlet akçesiyle. Şimdi bunun normalde hanefide iştah adı var mıdır evet. Çünkü devlet tebaasının dinini korumakla mükelleftir. Devlet tebaasının aklını korumakla mükelleftir. Devlet tebaasının namusunu korumakla mükelleftir. Devlet tebaasının canını korumakla mükelleftir. Devlet tebaasının malını korumakla mükelleftir. Şimdi bu açıdan baktığımızda devlet şunu yapıyor Selçuklu devleti diyor ki tebaanın dinini korumam lazım. Kime karşı? Hurûfîlere karşı, batıncılara karşı. Kime karşı? Fâtımîlere karşı. Kime karşı? Zerdüştîlere karşı. Kimlere karşı? Bu yukarı mezopotamya Yahudileri vardır.

Bu yukarı mezopotamya Yahudileri toplumun içerisinde kendilerini saklarlar. Toplumun içerisinde kendilerini göstermezler. Bu toplumun içerisinde, mesela normalde dünya üzerinde devlet olarak en fazla Yahudiye sahip olan devlet kimdir? Şimdi diyebilirsiniz Rusya öyle değil mi? Diyebilirsiniz Türkiye. Diyebilirsiniz. Neresi? İran. Diyebilirsiniz. Neresi? Azerbaycan. Azerbaycan. Diyebilirsiniz. Neresi? Dağistan. Mesela Hazer Yahudileri vardır. Hazer Yahudileri Fırat’la Dicle’nin arasında Bağdat’tan tutun, Bağdat’tan tutun, daha aşağıdan hatta yukarı Türkiye Cumhuriyeti’nin içerisinde Kazakistan’a, Türkmenistan’a, Türkistan’a kadar gider onlar. Bunlar Hazer Yahudisidir. Bu Hazer Yahudileri asla kendilerini meydana çıkarmazlar.

Bununla Profesör Veli var ya, neydi? Yalçın Küçük Özür dilerim. Yalçın Küçüğün muhteşem araştırmaları var. Doğrudur, yanlıştır, eksiktir, fazladır. İşin orasına girmiyorum. Yalçın Küçüğün Hazer Yahudileri ile alakalı araştırması vardır. Bunlar da kendilerini Türk olarak görürler. Böyle bir alt çizgi olarak daha önce de size söylemiştim Mossad’ın böyle bir çalışması var. Türklerin Yahudi olduğuna dair. Kapattık parantezi. Şimdi Gazâlî’nin dönemi böyle bir çalkantılı bir dönem. Hem içeride hem dışarıda. Hem siyasi çalkantılar var, hem askeri çalkantılar var, fikri çalkantılar var, akidevi çalkantılar var, felsefik çalkantıları var. Bunların içerisindedir Gazâlî. Gazâlî’nin bunlardan etkilenmemesi mümkün mü?

Mümkün değil, etkilenmiştir de. Sonuçta bunlara cevap yazarken de kendince bunları inceleyip araştırmak zorunda kalmıştır. Ve o yüzden normalde şimdi Doğu İslam düşüncesinde burada toplumlarında devletin toplumun ve ekonominin gelişimi üzerinde nasıl bir rol oynamıştır dediğimizde, Evet, Gazâlî insan ve devlet ilişkisinde devletin yanında saf tutmuş bir kimsedir. Bu benim kendi tespitim. Bunu eksik yanlış görebilir bir kimse. Çünkü benim en büyük bu konuda çok titizlikte durduğum bir şey vardır. Sen kimin ekmeğini yiyorsan onun kılıcını sallarsın. Ya Ebû Zerr el-Gıfârî gibi kılıcın boynundadır. Kılıcın boynundadır. Kimsenin ekmeğini yemiyorsan o zaman tabirimi hoş görün. Bütün Hazreti Osman efendimizden tutun da sahâbe de tabirimi hoş görsün.

Kılıcın boynundaysa Hazreti Osman’a da gider yaparsın. Kılıcın boynundaysa Muâviye’ye de gider yaparsın. Kılıcın boynundaysa yaparsın. Kılıcın boynunda değil de seni birisi gırtlağından tuttuysa o zaman seni gırtlağından tutanın kılıcını sallarsın. Bunu bir kenara koyun. Bir analiz. Gazâlî sonuçta devletten maaş alan bir alimdir. Gazâlî yalnız ihya yazdığında devletle olan ilişkisi bittiği zaman yazmıştır. Bunu da kenara bir not olarak alın. Böyle olunca evet Gazâlî’nin veya Gazâlî’den önceki Abbasilerin ve Emeviler zamanında da insan-devlet ilişkisinde bir kısım alimlerin hatta sahâbelerin, bunları da koyalım içerisinde bir kısım sahâbelerin devletin yanında saf tuttuğu. Görülmüş bir şeydir.

Mesela Muâviye’nin yanında saf tutan sahabeleri görebilirsiniz. Bakın Muâviye’nin yanında saf tutan sahabeleri görebilirsiniz. Yezîd’in yanında saf tutan sahabeleri görebilirsiniz. Hazret-i Hüseyin Efendimiz’i orta yerde bırakan sahâbeler görebilirsiniz. Canımızı acıtan şeylerdir bunlar. Canımızı acıtan şeylerdir. Ama ashabım yıldızlar gibidir sözünden dolayı dilimizi uzatamayız. Bir şey de diyemeyiz açık açık konuşuyorum. Ama zaman içerisinde, zaman içerisinde bütün devlet erkanının ve devletlerin kendilerine meşrutiyet sağlaması için kendilerine meşrutiyet sağlaması için bazı din adamlarını, din alimlerini etraflarında tuttukları bir vakadır. Firavun’un da yanında din adamları vardı. Nemrut’un yanında da din adamları vardı.

Bildiğiniz din adamları vardı. İsa’nın peygamberliğine karşı çıkan din adamlarıydı. Bir kısım Beni İsrail peygamberlerin öldürülmesine fetva veren ve öldüren grupların içerisinde bulunan din adamları vardı. Bunlar mevcut devletlerin yanında saf tutmuş kimselerdir. Yahya aleyhisselamın öldürülmesine fetva veren din adamlarıydı. Bunlar farklı şeyler değildi. Şimdi Gazâlî de o gün için devletin maaşıyla tabiri caizse rektörlük yapan bir kimse. O yüzden ama genel olarak mesela Gazâlî de Türktür kendisi. Şimdi burada toplumların, kavimlerin karakteristik özellikleri çıkar meydana. Mesela biz İngilizlerin deyimiyle konuşacağız. Orta Asya dediğimiz bu İngilizlerin deyimidir. Orta Asya. Onlara göre Orta Asya’dır çünkü.

Onlara göre uzak doğudur. İngilizler bu isimleri koymuşlar. Biz de o isimler üzerine yürüyoruz. Biz şunu diyemiyoruz. Türkiye milletler, Türkiye topraklar, Türkiye toprakları. Bunu diyemiyoruz biz. İngilizler Orta Asya demiş, Orta Asya diyoruz. İngilizler Orta Doğu demiş, Orta Doğu diyoruz. İngilizler Uzak Doğu demiş, Uzak Doğu diyoruz. Kime göre uzak? İngilizlere göre uzak. Bize göre yakın. Ama biz de İngiliz lisanı, İngiliz sömürgeciliğini kabul etmişiz ya, onların terimlerini kullanıyoruz. Şimdi biz 5000 yıllık değil, 20.000 yıllık değil, Nuh’tan itibaren, Nuh’un oğlundan itibaren, biz Türk milletine baktığımızda, o coğrafyada kim kendini Türk hissediyorsa o Türk’tür. Bakın o Türk’tür. O coğrafyada zaten Türkler vardır, Araplar vardır, Yahudiler vardır.

Türkler, Araplar ve Yahudiler vardır. Normalde başka bir ırk yoktur orada. Sonradan bölünmüş, parçalanmıştır, bir sürü ırklar çıkarmışlar orta yere. Neyse, biz o topraklara baktığımızda, o topraklardaki öğreti devlettir, birinci derecede olan. Desen ki insan mı devlet mi devlet derler. Çünkü devlet dağılırsa, toplum dağılır, her şey dağılır. Türkler’deki genel yapı budur. Şimdi o günkü Türkler’deki devlet yapısı, insana zulmetmeyen devlet yapısıdır. Kadınlara, çocuklara, hayvanlara, ağaca, yeşile, insanların kazançlarına zulmetmeyen bir devlet vardır. Ve o devlet yapısı insanı önde tutar. Fakat insanın önde olması için devletin sağlam temeller üzerine kurulması gerekir. Geleneksel Türk düşüncesi budur.

Devlet öndedir. Ama devlet tapınılacak bir şey değildir. Devlet ilah değildir, tanrı değildir hiçbir zaman. Devlet insanlarını dinledi. Devlet insanlarını din dayatamaz. Normalde Türkiye devlet sisteminde devlet kendi tabağına din dayatmaz. Hukuk koyar orta yere.


«Türk Demek Hukuk Demektir» — Türklerin İslâm’a Açıklığı; Boşnak-Bulgar-Macar Türkleri; Arap Câhiliye Hâli

Aslında Türk demek hukuk demektir. Biraz milliyetçilik damarım kabardı herhalde. Öyle görebilirsiniz. Hiç önemli değil. Ben milliyetçilik damarım kabardı. Öyle görebilirsiniz. Hiç önemli değil. Ben milliyetçi bir insanımdır. Bunu da ben inkar etmem. Evet, ben milletimi severim. Ben en üstün Türk’ün ırkı diyenlerden değilim. Yok. Türk demek hukuk demektir. Adalet demektir. Türk demek insanlık demektir. Türk demek zalime kafa kaldıran, baş kaldıran demektir. Türk demek haksızın değil, haklının yanında durmaktır. Türkler hiçbir zaman çok tanrılı bir dine sahip değillerdir. Türkler tek tanrılı dine sahiplerdir. Türkler Tanuh’un oğlundan itibaren müslümandırlar. Evet. Yarın sosyal medyada beni taşıyacaklar.

Hiç umurumda değil. Evet. Türkler hiçbir zaman çok tanrılı inanışa sahip değildir. Tek tanrılıdır. Ve Türkler olduğundan itibaren müslümandır. O yüzden İslam’ı çok rahat kabul ederler. Çok rahat kabul ederler. Çok rahat. Mesela Boşnaklar, Pomaklar Türk’tür. Bulgarlar Türk’tür. Macarlar Türk’tür. Onlar Hazer’in üstünden gidenlerdir. Hazer Denizi’nin üzerinden gidenler Avrupa’ya gider. Altından gelenler Anadolu’ya gelir. Ama bunlar normalde çok eski tarihlerde yürümüşlerdir. Dünya tarihi Türk medeniyetiyle kurulmuştur. Müslüman demek Türk demektir. Türk demek de Müslüman demektir. Kısacası. derler ya, Peygamber neden Araplara gönderdi? En çirkef millet Araflardı o zaman için. En cahil varlık onlarlardı.

O yüzden Cenâb-ı Hak Peygamberi Araplara gönderdi. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz kendi kızını diri diri gömen. Araplar diri diri gömer. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz kendi kızını diri diri gömen. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz kadın doğuracağı zaman çöle sürülen. Araplar kadınları doğuracağı zaman çöle sürerler. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz kadın ay hali olduğu zaman çadırdan dışarı atılan. Araplar çadırdan dışarı atar. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz kadını pazarda satan. Kendi eşini pazarlayan hiçbir Türk kavmi göremezsiniz. Kim pazarlar? Araplar pazarlar İngilizler pazarlar. 1800’lere kadar 1900’lere kadar İngilizler kendi eşlerini pazarda satarlardı. Hiçbir Türk kavmin de bunu göremezsiniz.

Siz şimdi batıcı deyip İngilizlerin kuyruğu oldu insanlar. Kim bu İngilizler kendi eşlerini pazara çıkarıp kendi eşlerini satanlar? Kendi eşini satan insandır İngilizler. Seni beni haydi haydi satar zaten. Hiçbir Türk kavmini göremezsiniz böyle. Eşini pazarda satacak. Mevzuyu dağıttım. Galayana geldim. Hakkınızı helal edelim. Şimdi o yüzden Gazâlî tipik bir Türktür. Gazâlî aynı zamanda da bu kronik kronik hastalık olarak değil. Genetik gelen bir devletçidir. Aslında hepinizin damarlarında devletçilik vardır. Benim de vardır. Devlet bizim bu ensemizde boza pişirse da biz devlet düşmanlığı yapmayız. Yapmayız. Biz bir şey olsa yalan ayak başı kabak baldırı çıplak en önde yürücek olan biziz gene.

Biziz. Başkası değil. Bunun örnekleri de görüldü. Ben bu toplulukla mutluyum gururluyum. sonuçta bir kargaşa çıktı. Biz Cumhurbaşkanı’nın sözüne bile bakmadık. Herkesten önce biz toplandık biz de darbeye karşı geldik. O yüzden de darbelere maruz kaldık. Bunun da altını çizin. Biz meydandayken bazı AK Parti milletvekilleri gözlerini o uçtura o uçtura biz meydanı terk ederken yeni geliyorlardı. Beklediler darbe ne tarafa evrilecek diye. Beklediler. Neyse. O yüzden bizim damarlarımızda devletçilik vardır. Biz devlete ihanet etmeyiz. Bu bizim genetimiz bu bizim. Biz bunu reddedemeyiz. Bununla da ben savaşmam zaten. Bakın bununla da savaşmam. Ben devletçi bir insanımdır. Devletin bozuk çarpları vardır.

Bozuk yanları vardır. Yönetimsel problemler vardır. Vardır da vardır. Ama. Ben yine de devletçi bir insanımdır. Allâh bizi affetsin.


Selçuklu’da Nizâmiye Medreselerinin Kurulması — «Devlet Bütçesi-Müfredatlı» İlk Üniversite

Selçuklu Devletinde. Siyasal ideolojik ve toplumsal bakımından. Dirlik ve düzeni sağlamaya çalışan nizamül mülk. Başta Bağdat olmak üzere ülkenin belli başlı bütün kentlerine medreseler kurar. Nizamiye medreselere adı verilen bu okullar. Bu okullar İslam dünyasında devlet eliyle yapılan. Altı çizili buranın devlet bütçesiyle eğitim veren. Müfredatı devlet tarafından belirlenen ilk eğitim kurumlarıdır. Evet doğrudur. Bu normalde nizamiye medreseleri. İlk defa. İslam dünyasında. Devlet eliyle kurulan medreselerdir. Veya üniversitelerdir. Bunların normalde akçeleri devlettendir. Müfredatları da devlettendir. Hepsine de katılıyorum. Ve normalde Selçuklu. Şimdi devlet yönetmek Çok özür dilerim. Kümes yönetmek gibi değildir.

O gün için devleti yönetenler İnsanları normalde böyle Sapkın düşüncelere ve fikirlere batıp gitmesin. Sapkınlıklara kendini feda etmesin diye. Devlet bu çalışmaları yapmıştır. Ben karşı değilim bunlara. Bunlara karşı değilim. Çünkü devlet tebaasının dinini ve aklını korumakla mükellef. O yüzden eğitim vermekle mükellef. Ha içerikleri tartışılabilir. Bu da ayrı bir mesele. İnşallah önümüzdeki hafta Buradan devam edeceğiz. Bir kalem getirirseniz şuraya bir devam diye yazayım. Sorulara ilave bir şey edecek misin? Sorular kalacak mı? Kalsın. Yok. Bugünkü konuşmalarımızın üzerinde bir soru malzumesi yaparsan tekrar önümüzdeki hafta o soru malzumelerin üzerinden gidebilirsin. İllaki benim analizim doğru diye bir derdimiz yok.

Ben yeniden Hakan kardeşe teşekkür ediyorum. Baya uzun zaman oldu böyle soru hazırlamıyordu. Hatta ben biraz böyle ona dedim ki bu ara hiç soru gelmiyor. Dedim bizi hiç bu konuda heyecanlandırmıyorsun. Hatta dedim ki ümidini kestinme. O bana diyordu ki öyle bir sorular hazırlıyorum. Koltuktan başın tavana vuracak diyordu. Henüz daha başımız tavana vurmadı. Ama bir hayra vesile oldu. Allâh razı olsun kendisinden. Bizim nefes 1, 2, 3, 4’ü çıkıyor mu yoksa 3’te mi kaldık nefeste? 4’ü iştahatla mı yapacağız? Tamam. İnşallah. Nefes 1, 2, 3 tabi Hakan kardeşin sorularıyla vücut buldu. Bir de İslam’da siyaset o da Hakan kardeşin sorularıyla vücut buldu. E kitapları da bastırdık. Bir tek herhalde Mesnevî kaldı galiba değil mi?

Mesnevi de basıldı mı? Basımda. İnşallah o da bitince başlayacağız yavaş yavaş kardeşlere sunmaya. Onun da bitmesini bekliyoruz. Allâh’tan bir şey gelmezse inşâallâh. Cenâb-ı Hak bütün kardeşlere okumayı nasip eylesin. Âmîn. İnşallah faydalı olur. İnşallah faydalanırlar. El Fâtihâ. Âmîn.


Tedrîs Sonu — Nizâmiye Medreselerinin İşlevini Yitirmesi; «Mücâhitten Müteahhide» Eleştirisi

Nizamiye medreseleri sonra önümüzdeki hafta konuşacağım da nizamiye medreseleri başlangıç olarak amaç olarak çok yerinde ama ne yazık ki sonradan işlevlerini yitirmişler. Başka şeyler girmiş işin içerisine. Başka şeyler işin içerisine girince bunu önümüzdeki hafta giriş yapacağım nizamiye medreseleriyle alakalı. başlangıcı çok şey iyi niyetli bir başlangıç. İyi niyetli yola çıkılırken iyi niyetli yola çıkılmış. Ama ne yazık ki İslam dünyasındaki iyi niyetli yola çıkıp sonra yolda bozulma hastalığı onlara da bulaşmış. Bunu önümüzdeki haftaya sakladım. Şimdi oradaki nizamiye medreselerine girdim. Bunu önümüzdeki hafta biraz böyle analiz edeceğim ki günümüze ışık tutsun diye analiz edeceğim. Çünkü yola çıkarken herkes Kuran, Sünnet, Vatan, Millet diye yola çıkıyor.

Başlangıcı olarak çok güzel. benim tabirimle mücâhid olarak yola çıkıyor. Yolda sonra müteahhit oluyor. Sonra it oluyor. Sonra deinsiz olup çıkıyor. Bu normal İslam dünyasında kronik hastalık bu. makamı, mevkiyi, parayı görünce değişiyorlar. Nizamiye medreselerinin böyle bir sonradan ama bu. Sonradan böyle bir yörüngesinden çıkıp fayda sağlaması gereken şey olgu fayda sağlaması gereken bir hareketken sonra senin dediğin noktaya geliyor. burası açılıma, değişime açık bir topluluk olmaktan çıkıyor. O zaman İslam dünyasına zarar veriyorlar. İslam düşünce sistemine, İslam fıkıh sistemine bunlar zarar veriyor. normalde, selamun aleyküm. Normalde işlevsel olarak kendilerini geliştirip, değiştirip, derinleştirip, yükseltmeleri gerekirken bağnaz bir şekilde kalıyorlar.

Kalınca da o zaman her şey körleşiyor. bu normalde devlet anlayışından da çıkıyor. Devlet ayrı başındaki hükümdar ayrı, devlet ayrı devleti şey yapanlar idare edenler ayrı. Bu sefer iş devletin kendi içerisindeki doğru çizgisini de aşıyor. Bunu devleti yönetenler yapıyor. Devleti yönetenler bu sefer medreseleri kendi şeylerinin altına alıyorlar. Hegemanyalarını alıyorlar. Siyasal İslam öncesinden var. Siyasal İslâm’ın başladığı yer Muaviyye. Muaviyye’den başlıyor. Selamun aleyküm.


Kaynakça ve Referanslar

  • İmâm-ı Gazâlî (1058-1111) — «Hüccetü’l-İslâm»: Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed el-Gazâlî, eserleri: İhyâu Ulûmi’d-Dîn (4 cilt — Türkçe tercümesi Mehmet Ali Demirbaş); Tehâfütü’l-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) — Bekir Sadak tercümesi; el-Munkızu mine’d-Dalâl (Dalâletten Hidâyete) — Hilmi Güngör tercümesi; el-İktisâd fi’l-İ’tikâd; el-Mustasfâ min İlmi’l-Usûl; modern okuma — W. Montgomery Watt, Müslüman Aydın: Gazâlî Hakkında Bir Araştırma; Faruk Karaca, İmam Gazâlî; Eric Ormsby, Ghazali.
  • «Şüphe Duymayan Hakîkati Bulamaz» — İlmî Şüphe Tedrîsi: Gazâlî’nin el-Munkızu mine’d-Dalâl‘da kendi şüphe-arayış sürecini anlatması; «şüpheyi binek olarak kullanmak» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; «her düşünenin şüpheci olması» — modern epistemoloji — Hilmi Ziya Ülken, Türk Tefekkürü Tarihi; «Descartes’ın methodik şüphesi ile mukâyese» — Mahmud Kaya, «Gazâlî» mad. DİA 13/489-524; modern okuma — Mehmet S. Aydın, Din Felsefesi.
  • İhyâ Öncesi-Sonrası Gazâlî — Emevî Câmisi’nde İnzivâ: Gazâlî’nin Bağdâd Nizâmiye Medresesi rektörlüğünden ayrılması (1095) — sonra 11 yıl Şâm, Kudüs, Mekke, Medîne’de seyahat ve uzlet; Emevî Câmisi minâresinde inzivâ rivâyeti — Sübkî, Tabakâtü’ş-Şâfiiyyeti’l-Kübrâ 6/195; «önceki kitaplarımı reddediyorum» beyânı — Gazâlî, el-Munkızu mine’d-Dalâl; «İmâm-ı A’zam’ın son iki yılı» benzetmesi — Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 13/323-454; modern okuma — Faruk Karaca, İmam Gazâlî.
  • Akıl-Vahy İlişkisi ve Sufî Aklı: «el-aklü huve’l-mîzân» (Akıl mîzândır) tâbiri — sufî terminoloji; «kalbî akıl-mevcût akıl ayrımı» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; «vahyi akıl süzgecinden geçirmek» — Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; modern okuma — Mehmet S. Aydın, Din Felsefesi; Yûsuf el-Karadâvî, el-Akl ve’n-Nakl; «Allâh’ın insân gibi eli» antropomorfizmi eleştirisi — Eş’arî, el-İbâne; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd.
  • Selçuklu Devleti’nin Krizleri — Hâşhâşîler, Bâtınîler, Fâtımîler: Hasan Sabbâh ve Hâşhâşî/İsmâilî hareketi (483/1090) — Bernard Lewis, The Assassins; Marshall G. S. Hodgson, The Order of Assassins; Hâricîler — Wadâd Kâdî, The Religious Foundation of Late Umayyad Ideology; Fâtımîler (909-1171) — Heinz Halm, The Empire of the Mahdi; Hurûfîler (Fazlullah Esterâbâdî 1340-1394) — Abdülbâki Gölpınarlı, Hurûfîlik Metinleri Kataloğu; «Hazer Yahudileri» tartışması — Yalçın Küçük, Şebeke serisi; Arthur Koestler, The Thirteenth Tribe (eleştirel okuma).
  • Türkler ve İslâm — «Türk Demek Hukuk Demektir»: «Türklerin tek tanrılı dîni» (Tengricilik tartışması) — Halil İnalcık, Doğu Batı: Makaleler; Ahmet Yaşar Ocak, Alevî ve Bektâşî İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri; «Boşnak-Pomak-Bulgar-Macar Türk asıllı» tartışması — Ahmet Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı; «Arap câhiliyye âdetleri» — Cevad Ali, el-Mufassal fî Târîhi’l-Arab Kable’l-İslâm; modern okuma — Osman Turan, Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi; «İngilizlerin eş satışı» — modern Anglo-Sakson târîhi (wife selling).
  • Nizâmiye Medreseleri (Bağdâd 1067) — İlk Devlet Üniversitesi: Nizâmü’l-Mülk (1018-1092) — Siyâsetnâme, Mehmet Altay Köymen tercümesi (TTK Yay.); Nizâmiye Medreselerinin kurulması (1067) — Mahmûd Yâzıcı, «Nizâmiye Medresesi» mad. DİA 33/188-191; A. L. Tibawi, «Origins and Character of al-Madrasah», BSOAS 25/225-238; «devlet bütçesiyle eğitim» modeli — modern okuma — Tevfik Fehd, İslâm Eğitim Müesseseleri; Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi; «medreselerin işlevini yitirmesi» eleştirisi — Mustafa Müftüoğlu, Yalan Söyleyen Tarih Utansın.
  • «Mücâhitten Müteahhide» Eleştirisi — Modern İslâm Hareketleri: «yola çıkarken iyi niyetli, yolda bozulma» tâbiri — modern Karabaş tâbiri — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; «makam-mevki-para görünce değişim» — Bediuzzamân, Mektûbât 17. Mektûb (gıybet); İhsan Süreyya Sırma, İslâmî Hareket; «cemâat-tarîkat hâli» — modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «Muâviye’den itibâren siyâsal İslâm» tartışması — Tâhâ Hüseyin, el-Fitnetü’l-Kübrâ.
  • «Müceddid» Hadîsi ve Yenileme Geleneği: «inne’llâhe yeb’asu li-hâzihî’l-ümmeti alâ re’si külli mietin sene men yüceddidu lehâ dînehâ» (Allâh bu ümmete her yüzyılın başında dînini yenileyecek bir kimseyi gönderir) — Ebû Dâvûd, Melâhim 1 (4291); Hâkim, el-Müstedrek 4/522; Beyhakî, Ma’rifetü’s-Sünen ve’l-Âsâr 1/138; «müceddid silsilesi» — Süyûtî, el-Müceddîd; «Gazâlî 5. asır müceddidi» kabûlü — Şâh Veliyyu’llâh ed-Dihlevî; modern okuma — İhsan Süreyya Sırma, İslâmî Hareket.
  • «Kim Olduğunu Yiyorsa Onun Kılıcını Sallarsın» — Sufî Tâbiri: «devletten maaş alan din âlimi» eleştirisi — Ebû Zerr el-Gıfârî hâtırâsı (geçen sohbette anılan); «Hz. Hüseyin’i orta yerde bırakan sahâbeler» — modern târîhî tartışma — Tâhâ Hüseyin, el-Fitnetü’l-Kübrâ; «her devirde devletin yanında saf tutan din adamları» — modern eleştiri — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ; «Firavun-Nemrûd-Yahyâ aleyhisselam’ı öldürten din adamları» tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Karabaş Silsilesi ve Gazâlî Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş Gazâlî tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «Mustafâ Özbağ Efendi’nin nefes 1-2-3-4 ve İslâm’da siyâset eserleri» — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı