Modern Müslümanın Hâli: «Emperyalizmin İstediği Hristiyanlığı Yaşıyorlar» — İslâm’ın Tatbîki Eleştirisi
Allâh gecenize hayırlı eylesin. Âmîn. Gündüzünüze hayırlı eylesin. Âmîn. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Âmîn. Hayatının her alanında Kur’ân ve Sünnet’e uygun bir hayat nasip eylesin inşâallâh. Âmîn. Rabbim Filistin’de, Çin’de, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de, dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanlara yardım eylesin. Âmîn. Zulmedenleri kahriperişan eylesin.
Kalbi Hakkında
Âmîn. Zulmedenleri dağıtsın. Âmîn. Zulmedenleri birbirlerine düşürsün. Âmîn. Rabbim cümlemizi affı mağfiret eylesin inşâallâh. Âmîn. Geciktiğim için hakkınızı helal edin. Helal olsun. Allâh’ım da ayesin inşâallâh. Âmîn. Sıkıntılarım var, ölümlü sıkıntılar, küçük çaplı ve büyük çaplı tehditler alıyorum. Dua eder, toplu dualarınıza katar mısınız? Tehdit ediliyorsan dostu olarak savcılığa gideceksin. Hiç durmayacaksın. Bir erkek evinin ihtiyacını çocuğunun ihtiyacını alıyorum ama eşi para istediği zaman, harçlık istediği zaman, örneğin ilaç parası olsun ya da kadının kendi ihtiyaçları için olsun. Kadına para vermiyor, sıkıntı çıkarıyor. Bunun üzerine kadın eşinden gizli cebinden para alırsa bu hırsızlık olur mu, aldığı para haram mıdır?
Bu uygun değil. Normalde kadın böyle bir şeye tevessül etmeyecek. Eşinden saklı gizli para almayacak. Muhakkak eşiyle oturup bunun konuşması lazım. Allâh mekânda mı nezehtir? Mûcibince Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allâh ile görüştüğü yere bir mekandır denemez mi? Denmez. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Allâh’ı nerede gördü? Nerede gördü dersen mekan tesis etmiş olursun. O da caiz değil. Bir yer izaf edildiğinde tenakuz olmaz mı? Allâh ile görüşmede bir yer söz konusu olmuyor zahiri olarak. Her veri kalbinde Allâh ile görüşür ise kalp bir mekan hükmünde olmaz mı? Olmaz çünkü kalp dediğimiz şey, gönül dediğimiz şey manevidir. Manevi olduğunda bu vücutla alakası yoktur.
Kullanılan kelime kalp ile kasıt ya da anlam farkı var ise bunu açıklayabilir misiniz? Bunlar normalde vücudumuzdaki kalple bu manevi olarak kalp aynı şey değil. İki kez beyin tümör ameliyatı oldum. Ne önersiniz? Allâh’ım şifa versin. Bazı beyin tümör ameliyatları 10 yılda bir, 15 yılda bir tekrar ediyor. Öyle bir şey duydum. Rabbim şifa versin. Her türlü hastalığa inşâallâh. Zikir ile alakalı sohbetler böyle bir kapı aralandı. Aslında bugün çok fazla vakit kalmadı. Onun da sebebi benim. O yüzden buna kısa bir giriş yapalım inşâallâh yeniden de inşâallâh. Bu birkaç ders devam edecek herhalde. Daha birkaç dersden daha fazla belki de. Zikir ile alakalı bu ayeti kerimelere inşâallâh Cenab-ı Hakk ile bizlere amel eden kullarından eylesin. 16. Nasihat Raat Sûresi âyet 28 ve 29. Te’udu billahi min şeytâni’r-racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Sadaqallahul Azim Âmîn. 28. Ayet Raat Sûresi Allâh’a yönelenler, iman edenler ve kalpleri Allâh’ın zikri ile mutmain olanlardır.
Haberiniz olsun kalpler yalnızca Allâh’ın zikri ile mutmain olur. 29. Ayet İman edip salih amel işleyenlere ne mutlu. Onlar için hoş bir hayat ve güzel bir gelecek vardır. Malum bizim konumuz zikir ile alakalı Allâh’ı zikretmek ile alakalı. O yüzden normalde Raat Sûresi bu konuda ancak kalplerin zikrullâh ile mutmain olacağına dair Cenab-ı Hakk’ın ayeti kerimelere belirlemiş. Bu ayeti kerimelere kendisine yönelen Allâh’a yönelenlerin burada iki şeyi var. Üzerinde işaret var. Bu normalde ne bu iki önemli sıfat? Bir, iman etmesi 28. ayette ve ondan sonra da Allâh’ı zikretmesi. Sonra 29. ayeti kerimelere de salih ameller işlemesi. iman, Allâh’ı zikir, salih amel işleme. Salih amel işleme. bu 28 ve 29. ayeti keriminin ana teması bu. o kimse iman etti, ilk önce Allâh’a yönelme. o kimse Allâh’a yöneliyorsa iman edecek. imansız bir Allâh’a yöneliş doğru değil.
İman etti, kaldı, olmadı. Ya o Allâh’ı zikredecek. Onun kalbini mutmain olabilmesi için onun zikrullâh ile hemhal olması lazım. Yetmedi. Üçüncü âyet kerimelere dek üçüncü adım salih ameller işleyecek. Şimdi böyle bu tip âyet kerimelere bakıyorum. Yıllardan beri hep böyle bu meallere bakıyorum. Meallerde mesela mutmain kelimesini kullanmamışlar hiç. huzura erer. Hatta bir kısmı böyle hiç zikrullahdan bahsetmemiş. namaz, oruç böyle salih amelleri koymuş. Zikrullâh ile alakalı mesele de hiç bahsetmemiş hiçbir şey. ümmet-i Muhammed’e bilhassa Anadolu’daki bilhassa Türkiye’deki Müslümanlara özellikle ve özellikle zikrullâh kelimesini unutturmaya çalışıyorlar. normalde zikrullâh, evet içine namazı da alır, orucu da alır, zekatı da alır, hadji de alır, salih amelleri de için alır, hepsini için alır.
Ama Allâh’ı zikir en büyük iş birkaç haftadır oradan başladık ya en büyük iş bunu normalde oturup da Allâh’ı zikretme noktasında algılatmak istemiyorlar. Böyle bir mücadele var. bu mücadele neden kaynaklanıyor? Çünkü Müslümanların üzerinde oynanan büyük bir emperyalist oyun var. Bu emperyalist oyun Müslümanların kendi başlarına dinlerini yaşaması veyahut da bu emperyalizmin ön gördüğü dini yaşamaları gerektiğinden dolayı farklı bir oluşuma izin vermek istemiyorlar. emperyalizmin istediği İslam’ı yaşayacaksınız.
Mü’minin Modern Hayât Sünnetleri — Yemek Yedikten Sonra Hamdetmeyi Unutmamak
Emperyalizmin istediği Hristiyanlığı yaşıyorlar ya, emperyalizmin istediği Yahudiliği yaşıyorlar ya, emperyalizmin istediği Avrupa’da bilhassa değişik İslamiymiş gibi gruplarda bunlar yaşanıyor ya aynı şey Türkiye’nin üzerinde de oynanıyor. İslam dünyası zaten bunu kabullenmiş vaziyette Türkiye’nin üzerinde de bu büyük oyun oynanıyor. Biz baktığımız zaman bu yeni meallere Allâh’ın zikriyle alakalı herhangi bir ibare bulunmuyor. bunu özellikle ben örttüklerini özellikle bunu böyle yaptıklarına inanıyorum ve baktığımız zaman bu zikirle alakalı meselelerde çok eski tefsirlerde ancak bu böyle ele alınmış. Ama yenilerde yeni böyle aslında yeni tefsirde aldım yok okudum yok almak da istemiyorum okumak da istemiyorum yeni hiçbir şeyi kabullenmek istemiyorum.
Çünkü belli bir baskının altında belli bir kliğin içerisinde yapılan şeyler sırf Allâh rızası için yapılmış bir şey değil. ilim Allâh için olmalı dini ilim. Dini ilim Allâh için olmalı dini ilim Allâh için olmuyorsa o ilim ilim değildir. İnsanlar oradan geçim sağlıyorlardır. Allâh için olmayan hiçbir şeyin aslında hiçbir değeri yoktur. Zekat Allâh içindir, oruç Allâh içindir, namaz Allâh içindir, dini ilimler Allâh içindir. İlimler Allâh içindir, burada toplanmak Allâh içindir, zikretmek Allâh içindir, infak tasattuk etmek cömertlik yapmak Allâh içindir. Mümin bütün hal ve hareketlerini Allâh için yaparsa bütün hal ve hareketleri zikrin içerisine gider. Eğer Allâh için değil ise o zaman öyle değil o zaman doğru değil.
Burada önemli olan unsur şu, buradaki söz konusu olan kalp. Çünkü iman etti, iman ettikten sonra onun kalbi, onun kalbi ancak zikrullâh ile mutmain oldu. Mutmain olmak, bu huzura kavuşmak değil, mutmainliğin içerisinde huzura kavuşmak da var anlam itibariyle. Ama huzura kavuşmak mutmainliği kapsamaz. Mutmainlik huzura kavuşmayı kapsar ama huzura kavuşmak mutmainliği kapsamaz. bunu böyle Türk dili bu mutmainliği açıklamak için iki sayfaya yazması lazım. Bunu iki sayfada anca anlatabilirsiniz. Mutmainliği, Türk diline çevirirseniz. Bir çok anlama gelecek çünkü. Sevinç gelecek, sürur gelecek, huzur gelecek, güven gelecek, bilgi gelecek, marifet girecek işin içerisinde, marifet girince marifetin Türkçe anlamı girecek, girecek de girecek mutmainliğinin içerisinde.
Çünkü mutmainlik öylesine geniş bir kavram ki bir de kalbi ilgilendiren. az önce soru vardı ya kalple alakalı Allâh’a mekan izaf edilmez mi diyor. Bu soruyu soran kimsenin kalbi çalışmıyor. Normal. Kalbi çalışmış olsa o kalple kastedilen kalbin aynı olmadığı ve tecelliyatının da aynı olmadığı. Tecelliyatının da aynı olmadığı ve kalbi tecelli etmenin normal kalple alakasının olmadığını da yapacak. kalbin mutmain olması da böyle bir şey. Vücutla alakalı değil, vücut kalbiyle de alakalı değil. O zaman burada konu olarak birincisi bu âyet-i kerîme bizim kalbimize anlatıyor, kalbimize sesleniyor. İkincisi mutmainliği bize anlatıyor. Yok ki mutmain olma, mutmain olma. O zaman kalple alakalıysa örnekliyorum bunu.
Kalbin de değişik halleri var. kâfirin kalbiyle münafığın kalbi aynı değil. Kâfir ve münafığın kalbiyle müminin kalbi aynı değil. Bakın kâfirin kalbi ayrıdır, münafığın kalbi ayrıdır. Fâsığın Müslüman olup günah işleyen kimsenin kalbi ayrıdır. Ayrıca de müminin kalbi ayrıdır. Bu okuduğumuz mümin kalbini söylüyor. Diyor ki iman etti, iman etti ve Allâh’ı zikirle kalbi mutmain oldu ve salih ameller işledi ve ona müjde vardı. Bu ne? O zaman kalple alakalı bu müminin kalbi. Buradaki Raat Sûresindeki âyet-i kerîme mümin kimsenin kalbi. Kâfirin de kalbi var mı? Evet. normalde kâfirin kalbine Zümr Sûresi âyet 45. Allâh tek olarak zikredildiği zaman ahirete iman etmeyenlerin kalpleri nefret eder. Allâh’tan başkası anıldığı zaman ise bakarsın yüzleri gülüverir.
Bakın bu da kâfirin kalbi. Bununla alakalı daha birçok âyet-i kerîme bulabilir misiniz? Kâfirin kalbi ile alakalı evet. Müminlerin kalbi ile de alakalı bulabilirsiniz. Ama burada kâfir kalbini Cenâb-ı Hak ayırt ediyor. Demek ki o kâfir kalbi Allâh zikredildiği zaman onların normalde kalpleri bu zikrullâh’tan nefret ediyor. Bakın ince ibaret var burada. Allâh’ın zikrinden nefret ediyor. Kim? Kâfir kalpliler. Zikrullâh’tan nefret eden bir kimse kâfir bir kalbe sahip. O zaman bizim şimdi böyle kâfirden yukarı doğru çıkarsak kâfirlerin kalbi bu. Müminlerin kalbi neydi? Zikrullâh ile mutmain oluyordu. Bir kalp hali daha var. Bu da ne? Minâfıkların kalbi. Bakın kalbin değişik hâlleri. Kur’ân’dan okuyorum bunları.
Kur’ân bu. Münafıkların kalbi ne? Ayet-i kerime Nisa 142. Diyor ki münafıklar Allâh’ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allâh onları aldatır. Onlar namaza kalktıkları vakit tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allâh’ı da pek az zikrederler. Bu da bu ne? Münâfikūn kalbi. Namazı kılarken tembel tembel kalkıyor. tembel tembel kalkmak vaktinde kılmamak, bazı vakitlere es geçmek, böyle gevşek durmak. Münafık kalbi ve insanlara gösteriş için yapıyor bunu. Zikrullâh’ı da gösteriş için yapıyor. Zikrullâh’ı böyle feysebilillah yapmıyor. Onu da gösteriş için yapıyor ve az zikrediyor. Münafıklık helâmeti. Bakın bu da kalbin münafıklık hâli. Allâh muhâfaza eylesin. Bir daha kalp var ne? Unutan, gaflede düşenlerin kalbi.
Bu da ne? Haşr, âyet 19. Haşr, Allâh’ı unutan, Allâh’ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayan, doğru yoldan çıkanlar bunlardır. O zaman kalbin bu hâli de ne? Gaflete düşmüş. Müslüman unutmuş. Allâh’ı unutmuş. Allâh’ı zikri unutmuş. Allâh’ı her meselede öne koymayı unutmuş. Yemek yiyecek besmele’yi unutmuş.
Besmele’yi Unutmak — Mü’minin İhlâs Bilinci Eksikliği
Yemeği yetirmiş, hamd etmeyi unutmuş. Bir işe başlayacak besmele’yi unutmuş. Şunu unutmuş, bunu unutmuş, ibadetleri unutmuş, unutmuş da unutmuş. Gaflete düşmüş. Gaflete düşmüş. Gaflete düşünce Allâh’ı unutmuş. Allâh’ı unutmada o kadar ileri gidince de o da kendini de unutturmuş Cenâb-ı Hak ona. Çünkü bu gaflet böyle basit bir gaflet değil. bir kimse bir hata işler, tövbe eder, geri döner. Bu öyle bir şey değil. Bu hataya devam ediyor. Bu günaha devam ediyor. Bu yanlışlığa devam ediyor. Allâh’ı unutuyor bu noktada. korksa yapmayacak, sevse yapmayacak, zikretse yapmayacak, yapmayacak da yapmayacak. Bir sürü yapmayacak olduğu şey var. Ama bu kalbin hali ne? Bu kalbin hali de gaflete düşen, unutanların kalbi.
Unutmuş. Bizim bu geceki normalde ders konumuz neydi? Ders konumuz Allâh’ı zikredenlerin kalplerinin mutmain olması ve kalplerin ancak zikrullâh ile mutmain kalması. Raat süresi, âyet 28. Şimdi öbür âyet-i kerimelerle alakalı önümüzdeki haftalarda inşâallâh dersi şey yapacağız, devam edeceğiz. Bunlar unutmayla da alakalı, öbür âyet-i kerimelerle de alakalı. Evet, bu akşamki dikkat edin kalpler ancak Allâh’ın zikri ile mutmain olur. buradaki mutmainliği biz Türkçe açıklamaya kalkarsak çok zaman alır, çok sayfalar. Ama dedim ya mutmainlik dediğimiz zaman kesin bilgi, kesin inanç. Vesveseden sığırılmış bir kalp. Mutmain olmuş çünkü. O kalpte vesvese yok. O kalpte herhangi bir soru işareti yok. O kalp tabiri caizse marifetullah’a erişmiş ve zikrullâh kalbe yerleşmiş.
Aslında bazen dilden kalbe geçer diyorum ya zikrullâh. Aslında dil ile zikrullahın kalple de bağlantısı vardır. Kalple bağlantısı değildir dil ile zikrullâh. Ama onu böyle genelde sufiler ve ilk müfessirler ayırmışlar dil ile zikrullâh ve kalp ile zikrullahı. Ben çok ayırmak istemiyorum. bir kimsenin kalbinde ne varsa dilinde de o vardır. kalbi zikrullâh’tan nefret ediyorsa dili zikrullâh’a dönmez onun. Dille kalp aslında kol kola yürür. O yüzden bunu anlaşılsın diye dil ile zikrullâh, kalp ile zikrullâh, sonra sır ile zikrullâh, sonra ruh ile zikrullâh diye ben zikrullahı kademelere ayırırım. Herkesi de ayırmışlar daha doğrusu bizim ekol öyle diyeyim ben ayırmış. Ondan sonra ben de o ekole karşı gelecek noktada değilim.
Ama dil ile kalp aslında kol koladır. Siz oturduğunuzda la ilâhe illallah dediğinizde bunun kalple bağlantısı ilintisi vardır. Kalple bağlantısı ilintisi olmamış olsa siz la ilâhe illallah dediğinizde kalbinizde bir titreme, bir kıpırdama olur. Kalbinizde bir hoşluk olur. O zikretmenin tadını alır kalp. Zikretmenin tadını alır. Kalbinizde bir kıpırdama olur. Bu normalde başladığınızda olur. Ama böyle her şeyden sığrılaraktan, seher vakti mesela böyle o zikrullâh’a oturduğunuzda kalbinizde tuhaf bir şey olur. O yüzden dil ile kalp birbirinden ayrılmaz çok. normalde kalple o zikrullâh kalpler zikrullâh ile mutmain olur dediğimizde o kimsenin artık normalde kalbi nefsi mutmain oldu. Mutmain oldu.
İmanla, sükunete erdi. İman üzerinde herhangi bir şekhi şüphesi olmadı. kitabının üzerinde şekhi şüphesi kalmadı. Peygamberinin üzerinde şekhi şüphe kalmadı. çıkıyorlar ya bazen profesörler böyle âyet-i kerimeleri, hadîs-i şerifleri laf söylüyorlar. Bunlar zikrullâh’a düşman olduklarından Allâh onların kalplerini mühürlüyor, kaya haline geliyor. Çünkü bazı âyet-i kerimeler var o zikrullâh ile alakalı onlar diyor taşlaşmıştır kalpleri. Taştır. Ha diyeceksiniz ki taş içinden mücevherat da çıkar, içinden çağlayan su da çıkar. Çıkar. Ama bir de taş vardır kafirin kalbidir o. O taşlaşmıştır. Onun gözünü görmez, kulağı da duymaz. Size dinden bahseder mi? Bahseder. Size dinden bahseder ama onun gözü görmez kulağı duymaz.
Onun kalbi yumuşamaz. Hatta bazılarının tövbesi de kabul olmaz. Bazılarının tövbesi de kabul olmaz. Bazılarının tövbe kapıları da kapalıdır manevi olarak. Bu tabi bunu böyle söylüyorsa, aaa tövbe kapısı açık kıyamete kadar. Açık kardeşim. Ya kıyamete kadar açık da şimdi tövbe et. Şimdi de biliyor musun? Yarın nefesini verip vermeyeceğim belli mi? Şu an tövbe etmiyorsun. kıyamete mi edeceksin tövbeyi? Yarına kalacağın elinde delil mi var? Şimdi tövbet dön geri. Tövbet dön geri. Namazını kıl. Tövbet dön geri. İçki içme. Tövbet dön geri. Günah kebaleye girme. Tövbet dön geri. Şimdi dön. Şimdi dönmüyor. Kalbin kararık çünkü taşlaşmış. O yüzden dönmüyor. Yoksa kalbin taşlaşmamış olsa sana imani bir şey söylediğinde hemen kalbin yumuşar.
Tevbe der, dönersin. İnat ediyorsan o zaman kalbin katılaşmış. İnatla küfre namazsızlığa, oruçsuzluğa, zikirsizliğe devam ediyorsan, inatla zikrullâh’a düşman isen. İnatla zikrullâh yapanları düşman isen senin kalbi mühürlenir. Neden? İnadından dolayı. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde Allâh’a yönelenen mümin, bakın Allâh’a yönelmek bu manada o kimsenin kalbiyle dir. Kalbiyle. Allâh’a yönelmek kalbi bir ibadettir. sizde bir uzuv vardır. Orası iyi ve güzelse bütün vücut iyi ve güzeldir. Orası kalptir. Orası kalptir. Evet. Allâh’a yöneliş insanın kalbi bir ibadetidir. Kalbi bir halidir. O zaman o kimse Allâh’a yönelen, o mümin olmayanlar Allâh’a yönelmezler. Bu arada dilim keskin gibi geliyor bazen benim ama işin hakikati bu.
Mümin olmayan Allâh’a yönelmez. Bakın mümin olmayan Allâh’a yönelmez. Allâh’a yönelen ancak müminlerdir. bunun arası yok. Bunun böyle lamıcımı yok, yumuşatacak bir hali yok. Müminse Allâh’a yönelmiştir o. O eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resûlüden Allâh’a yönelme noktasında ne sâlih amel işlenecekse sâlih amelleri işlemeye başlar.
Tövbe ve Allâh’a Yönelme — «Salih Amelleri İşlemeye Başlar»
Ve Allâh’a yönelmek bu mânâda ona dönmek. Tövbeyle Allâh’a dönmek, ibadetle Allâh’a dönmek, haramlardan uzak durarak Allâh’a dönmek. Ve Allâh ve Resûlünün emirlerinin dışına çıkmamak. Yerine getirilmesi gereken şeyleri yerine getirmek. Allâh’a yönelmek bu. Ve Allâh’a yöneldikten sonra da o kimse ne yapacak? Allâh’ı çokça zikredecek. Ve enteresan bir şey, bir kimsenin kalbi, kalbi bir şeyde karar kılmaz. Kalpte dünya sevgisi var diyelim değil mi? Siz ona normalde harika bir daire gösterdiniz. Çok beğendi, oturdu. Daha harikasını ister. Ona sahip olmak için koşar. Çok güzel bir arabası var, işini görüyor, daha iyi bir arabaya koşar. Çok iyi bir elbisesi var, daha iyisine koşar. Kalbin fıtratı budur.
Bakın kalbin fıtratıdır bu. Aynı şeyi çevirdik, Allâh’a yöneldi. Allâh’a yönelen kalp de durduğu yerde durmaz. O da daha iyisine yönelmeye başlar. o kimse zikrullâh da ondan sonra şeyhini görüyordu. Duyuyor, öbürkü de diyor ki daha tevhide başladık, Ehlân Hazretleri geldi. Oraya meyleder kalp. Bakın meyleder kalp. şeyhiyle, şeyhim bana yeter demez o kalp. Onu dediği zaman oradan geri düşer. O kalp bir çıt üstünü ister. Nasıl dünyayı sevenler dünyaya karşı bir çıt üstünü istiyorlar ya. O Allâh’ı sevenler de Allâh’a yönelenlerin de kalbi bir çıt üstünü ister. O kimse der ki, evet bunun bir çıt üstü var mı? Var. ertesi gün Geylân Hazretlerini görse, ertesi gün der ya Âdem Peygamber nasıldı ceddimiz? kitaplarda okuyoruz 18 arşınmış ama 18 arşın oluyor mu acaba ki ya?
Bunun kalbinden geçirir o kimse. Bir çıt üstünü istiyor. Âdem Aleyhisselâm’ı görür. 18 arşın aşağıdan yukarı bakar. Ondan sonra der ki ya bir şey okuyor kendince der ki ya şit nasıldı acaba öyle ya? Merak eder. Merak eder veya oğlu diğer oğlunu ne yaptı? Şehit etti. Nasıl oldu acaba der? Çocukları nasıl üreti der? Ya kitaplarda yazıldı gibi öyle mi? Çaprazlamam oldu nasıl oldu? Nasıl yaptı? Nasıl gitti de? Bak kalp ne yaptı? Kalbi olarak gidiyor. Araştırıyor. Sonra şit kaç yılda büyüdü. Peygamberlik normalde Âdem’den hem Âdem Peygamber hem şit Peygamber. İki tane Peygamber var aynı zamanda. Hem oğlu Peygamber hem Âdem Peygamber. Eee? Ondan sonra ne yaptı? Diğer oğluna savaş açtı. Bakın diğer oğluna savaş açtı.
Savaş estantenesini görmek istemez mi kalp? İster. O denende nasıl bir savaş oldu? Hangi silahlar kullanıldı? Nasıl bir silah sistemi geliştirildi? Âdem’in oğlunun şitte nasıl mucizeler vardı? Kerametler vardı? Öbür oğlunda nasıl istişraç vardı? Şeytan ona nasıl istişraç verdi? Savaş meydanındaki istişraçlar nasıl oldu? Kalp durmaz. Kalp durmaz. Kalp bir çıt ilerisini ister. Bir çıt ilerisini ister. Bir çıt ilerisini ister. Ve o kalbin o durmaması kötü değildir. O kalbi ilim olarak yürüyor. Çünkü onun ki normalde kitaplarda okur sadece zahir olarak. kendince Hud Aleyhisselamın tufanı nasıldı acaba? O ayeti kerimeyi okurken ayeti kerimenin tecelliyatı onun kalbinde tecelli etti. Gördün mü onu?
Onu gördüğü anda onda ayrı bir hayret olur zaten. O zaman kalp mutmain olunca artık onda kalbi ilim, kalbi tefekkür, kalbi marifetullah yolu onda açılmaya başladı. O zaman o kimsenin kalbi de asla ve asla mutmain olmayacaktır. Bu ben sadece ilim noktasında görüyorum. Öbür türlü bir kimse Allâh’ı sevdiyse Allâh’ı sevdiyse Allâh’a muhabbet beslediyse onun için artık bir mutmainlik oluşur. Oturur onun kalbi ama başka bir ayeti kerimede onlar tefekkür ederler diyor ya Allâh’ın sıfatlarını, Allâh’ın normalde fiiliyatlarını. Bu kalbin ilim noktasında yürümesi, tefekkür ediyor. Ne nasıl oldu? Öbür türlü mesela dünyayı seven için dünyanın sonu yoktur. Hiçbir zaman mutmain olmazlar dünya olarak. Dünya sevgisi o kimseyi asla ve asla mutmainliğe götürmeyecektir.
O hep daha da’sını isteyecektir. geldi bir kimse dedi ki buranın emiri kim? Dediler ki bu, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i gösterdiler. Allâh Resûlü baktı ona dedi ki sana hediyeler var. Medîne’nin bilmem hangi vadisinde bekliyor. Gel bu hediyeleri teslim al. Hz. Abbâs dedi ki sevgili yeğenim ey Muhammed ben de geleyim. Yükte ağır bir şeyse yardımcı olurum çekerim. Sana yardımcı olurum. Olur o da geldi. böyle vadiyenin yüksek bir yerine çıktılar baktılar deve katarları onda ne var? Bunda ne var? Altın var. Bu deve katarlarında ne var? Mercem var. Bu deve katarlarında ne var? Zebercet var. Her sorularına cevap verildiğinde Hz. Abbâs dönüyor. Ey Muhammed bunların hepsi de senin mi? O da evet diyor.
Dönüyor bir daha. Ey Muhammed bunların hepsi de senin mi? Evet diyor. Dönüyor bir daha her söyleninde. Bunların hepsi senin mi? Evet diyor. Böyle ondaki o dünya sevgisini görünce Hz. Abbâs’taki gel diyor. Hz. Abbâs’a bir sarılıyor. Sarılınca ağzından siyah bir şey çıkıyor. Diyor ki insanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister diyor. Dünya sevgisi böyle bir şey. Doyumu olur mu? Olmaz. Bakın yine kalp. Kalp bu manada doyumsuzdur. Dünyaya da doyumsuzdur. Maneviyata da doyumsuzdur. Allâh sevgisine de doyumsuzdur. Sevdikçe sevesi gelir. Sevdikçe sevesi gelir. Zikrettikçe zikredesi gelir. Bakın zikrettikçe zikredesi gelir. Hiç zikrullâh’tan ayrılmak istemez. Zikrullâh’a karşı bir bıkkınlığı olmaz.
Onun kalbi mutmain olmuş. Öbür türlü dersini çekerken diyor ya ben şunu çekiyordum şuna geçmişim disiplinini kaybetmişim. Ben de zikrullâh’tan soğumasın diye devam et. Önemli değil diyorum. O da bir tecelliyat. Geçer mi geçer insan. Herkes de olur mu? Herkes de olur.
«Herkesin Olabilir Ama Normalde Olmaması Gerekir» — Mü’minin Sebât Edebi
Ama normalde olmaması gerekir. Sen devam et ona. Aklına geldi tevhid çekiyordun. Tevhide devam et. Zikrullâh’a doyma. Namaza doyma. Oruca doyma. Zekata doyma. O kırpta bir avam içindir. Vasat Müslümanlar içindir. İsyan etmesin. Kalbi mal sevgisinden dolayı dumura uğramasın diye. Sen fazlasını ver. Allâh için vereceksin çünkü. Farzlar avam Müslümanlar içindir. Sen sünnetlerde kal. Sen fazlasında kal. Namaza doyma. Bırak. Sünnetleri kıl. Ondan sonra de ki ben bu Peygamber’in sünnetini iyi. Gece sabaha kadar namaz kılardı ayakları şişerdi. O sünnet değil mi? O da sünnet. Ona da doyma. İyilik yapmaya da doyma. İyilik yaptıkça iyilik yap. Bakın kalbin her iki tarafı da doyumsuzdur. Kalbin her iki tarafı da. normalde Allâh’ı zikrettikleri için normalde Cenâb-ı Hak o müminlerin kalplerine zikrullâh’tan nurlar yağdırır.
Onun kalbi artık böyle açılır. Kalbine nurlar. Zikrullâh’ın nuru ayrı bir şeydir. Mesela Tevhid’in nuru onda farklıdır. Allâh ismasının nuru farklıdır. Hu ismasının nuru farklıdır. Hay ismasının nuru farklıdır. Hak ismasının nuru farklıdır. Bunlar farklı farklıdır. Tevbe ederken tövbeyi sever o kimse. Tövbenin nuru farklıdır kalpte. Bunların tecelliyatları da farklıdır. Bakın hepsinin de normalde nurları değişiktir. Renkleri de değişiktir. Tecelliyatları da değişiktir. Bunlar nerede olur? Kalpte olur bunlar. Bu kalbin hareketleri bunlar. Kalp ancak zikrullâh ile mutmain olur ya o hale gelince bunlar farklı farklı nurlar tecelli eder. Farklı farklı nurlar tecelli ettikçe o kimse iman etmenin, salih amel işlemenin tadı lezzeti içine işler.
Oturur artık o. O namazsız duramaz, o zikirsiz duramaz, o ibadetsiz duramaz, o iyilik yapmadan duramaz. Çünkü neden? O normalde kalbi artık onun zikrullâh ile yoğruldu, zikrullâh nuruyla yıkandı tabir-i caizse. Artık kalp onun manevi tecelliyatların tecelli ettiği bir manevi alan oldu. O kalbe Arşala da sığıyor, o kalbe Melekler de sığıyor, o kalbe Nur-lef-i Muhafız da sığıyor. O kalbe her şey sığıyor merak etmeyin. hiçbir yere sığmadım mümin kulumun kalbine sığdığım hali onda tecelli ediyor. Ama bunların hepsi de zikrullâh ile mümkün. Rabbim bizi daim zikir ile hemhal olanlardan eylesin. Tabi o zikrin mertebeleri de o kimse buna böyle baktığımızda dil ile, nefsiyle, kalbiyle, ondan sonra sırrı ile, ruhiyle diye ayırt ederiz ya.
Bunların hepsi de aslında böyle birbirine bitişik şeylerdir. Biz şimdi insana bakarız, insan deriz ki bir dış derisi var öyle değil mi? Dış derisi olduğu gibi de iç derisi var. İçinde bir deri olduğu gibi bir de uzuvlarının etrafında deriler var. Değil mi şey Said? Bütün böyle uzuvların da kendi içlerinde bir derileri var değil mi? Hepsinde var. Kademe kademe değişiyor. Bu kademe kademe aynı biz bakıyoruz bir insana insan görüyoruz ama kademe kademe içine doğru değişik derileri var mı? Var. Bakın ama hepsi de bir bütün. Kalp de bir bütün. O yüzden bunların hepsi de kalbin tecelliyatları. sen dilinle zikrullâh yaparken senin kalbinle bağlantısı var onun. Sonra biz onu kalp ile zikrullâh diyoruz ama kalp ile zikrullahın sırrı ile bağlantısı var.
O sırrı ile zikrullâh yaparken ruh ile de zikrullâh bağlantım var. o çünkü öyle bir noktaya geldiğinde ruh onu müşahede ediyor. Ruh’a müşahede kapısı açılıyor. Ruh’a müşahede kapısı açılınca o zikrullahın tecelliyatına o müşahede edince yine kalbe tecelli ediyor. Kalbe tecelli edince sanki aklın ondan uzakmış gibi algılanmasın. Akıl onu farklı bir dairede kalbi akıl olarak idrak ediyor. Ve senin aklın onu normalde hıfs ediyor. O tecelliyatı da hıfs ediyor. Oradaki ilmi de hıfs ediyor. Bu hıfs ediş okuma hıfs edişinden farklıdır. Okuduğunu unutursun ama bu bir şeye şahit olmak o mükaşefe ilmi unutulmaz o. Yıllar önce bir rüya görürsün unutmazsın onu. Yıllar önce zikrullâh da bir hal yaşarsın o unutulmaz.
Bakın bunlar manevi tecelliyatlar hiç unutulmaz. Manevi rüyalar unutulmaz hiç. Vakti saati geldiğinde çünkü neden? Bu ruhla alakalıdır, bu sırla alakalıdır, bu kalple alakalıdır. Bu normalde dört göre dördün on altı yaptığını unutabilirsin. O kimsenin telefon numarasını unutabilirsin hatta kendi adını bile unutabilirsin. Ama o zikrullâh ruh haline eriştiğinde ruhun erdi ettiği o mükaşefe ilmi, o Arif-i Billahlarının ulaşmış olduğu o ilim o unutulmaz. O unutulmaz. Bakın o unutulmaz. O kimse onu unutmaz asla. O vakti saati sırası geldiğinde o onun önüne gelir. Bunu böyle anlaşılması için söyleyeceğim. Hiçbir veli, hiçbir mükaşefe haline gelmiş bir kimse, hiçbir peygamberle yarışamaz. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine âyet-i kerimeler vah yolunda kendi kendine tekrar ediyordu ya.
Cenâb-ı Hak ne dedi ona? Sen dedi tekrar etme. Sen unutmamak için tekrar ediyorsun tekrar etme. Onun senin kalbine indiren biziz dedi. Onu sen unutmayacaksın. Biz sana onu unutturmayız. Çünkü o kalbin mükaşefe haline geldiğinde o kalbin hayretten hayrete geçtiğinde o hayretle gelen ilmi de unutmazsın. O esnada bir yere bağlayamayabilirsin.
Manevî Tecellîlerin «Şimşek Gibi Çakması» — Tasavvufî Tedrîs ve Bağlama Sınırları
Çünkü bu tip şeyler böyle şimşek çakar gibi çakar. Sen on yıl yaşadın zannedersin. Ama gerçekten de o şimşek gibi çakan şeyi on yıl böyle anlatsan bitmez. Onu unutmazsın. Bu da mutmain olan kalplerde yaşanır. Rabbim bizi onlardan eylesin. Bu böyle okuduğum âyet-i kerimelerle inşâallâh devam edeceğiz buna. Hakkınızı helal edin. Öyle niyet ediyorum onda bitirmeyi düşünüyorum. O yüzden yine onda bitireyim istedim. Üç İhlas bir Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Modern Müslümanın «Emperyalist Hristiyanlık» Yaşaması: «modern Müslüman tahrîfi» — Edward Said, Orientalism; Bernard Lewis, What Went Wrong?; «emperyalizmin İslâm’ı şekillendirme çabası» — Cemil Meriç, Bu Ülke; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; «Sünnet’e dönüş» — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Yemek Sünneti ve Hamdetmek: «innâ tu’mûnehum me’a’llâh» — Hadîs «kim yedikten sonra Allâh’a hamdederse..» — Buhârî, Eşribe 8 (5458); Müslim, Tahâret 7-8; Tirmizî, Et’ime 13 (1827); İbn Mâce, Et’ime 53 (3286); «el-hamdü li’llâhi’llezî et’amenâ» (Bizi yediren Allâh’a hamd olsun) — Ebû Dâvûd, Et’ime 51-53 (3850-3853); modern uygulamalar — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
- Besmele Sünneti: «Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm» — Fâtihâ 1/1; Neml 27/30; «her işin başında besmele» — Ebû Dâvûd, Et’ime 15 (3767); Tirmizî, Et’ime 47 (1858); İbn Mâce, Et’ime 7 (3264); «kullü emrin lâ yübde’u fîhi bi-Bismillâh fe-hüve ebter» (besmelesiz iş eksik) — Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr; modern besmele tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Tövbe ve Allâh’a Yönelme: «yâ Eyyühe’llezîne âmenû tûbû ile’llâhi tevbeten nasûhâ» (Tahrîm 66/8); Bakara 2/222; Hûd 11/52, 90; Zümer 39/53-54; «sâlih amel» — Bakara 2/277; A’râf 7/42; Tâhâ 20/82; «tövbe-i kâmilenin meyveleri» — İbn Atâullah, el-Hikem; Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’t-tevbe; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Mü’minin Sebât Edebi («Olabilir Ama Olmaması Gerekir»): «istikamet üzere yürümek» — Hûd 11/112; Şûrâ 42/15; «sebât niyâzı» — Âl-i İmrân 3/8; Bakara 2/250; «mü’minin günlük gevşememe disiplini» — Bediuzzaman, Sözler 17. Söz; modern Müslüman disiplin — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «her kez aynı seviyede olmasa da olabilir» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- «Şimşek Gibi Çakan» Manevî Tecellîler: «havâtır-ı Rabbânî» (Allâh’ın kalbe atışları) — sufî tâbiri — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; «şimşek-bârik» mecâzı — Mevlânâ, Mesnevî; «manevî hâlin geçiciliği» — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-ahvâl; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Karabaş Silsilesi ve Modern Müslüman Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Silsile, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı