Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #69 — Vahy Sohbeti Devamı: «Cebrâîl’in Hz. Meryem’e Üflemesi» ve Manevî Allâh Sesi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #69 — Vahy Sohbeti Devamı: «Cebrâîl’in Hz.…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Vahy Sohbeti Devamı: «Allâh Sesi Geldiğinde Diriliriz» — Hz. Pîr’den Mecâzı

Âmîn. Geçen haftadan devam ediyoruz inşâallâh. Biz öldük, tamamıyla çürüdük, mahvolduk. Fakat Allâh sesi gelince hepimiz dirildik, kalktık. Allâh sesi ister hicab ardından, ister hicapsız gelsin. Cebrâîl, Meryem’e yakasından üfleyerek ne verdiyse Allâh sesi de insana onu verir. Biz öldük, tamamıyla çürüdük, mahvolduk. Evet bu manevi olarak hepimiz de ne yazık ki hataların, kusurların, yanlışlıkların içine düşüyoruz. Veya bu sadece haramlarla, fiili haramlarla değil, fikriyat açısından da kah haramları düşülüyor, kah küfre düşülüyor. Ve insanların bugün gelmiş olduğu noktada artık fikri olarak akait noktasında insanlar umulmadık zamanda, umulmadık bir şekilde küfre düşebiliyorlar. Bu bazen bilgisizlikten kaynaklanıyor.

Allah Hakkında

Cehalet söz konusu. Bazen de bildiği halde sapkınlıktan kaynaklanıyor. Bunlar böyle gün geçtikçe daha da artıyor. Müslümanları ifsad etmek isteyenler, Müslümanları bu noktada hem akidelerini bozaraktan hem de amellerini bozaraktan amacına ulaşmak istiyorlar. Bu tarih boyunca hep böyle olmuş. Böyle olmaya da devam ediyor. Sonuçta tarih boyunca hakla batılın savaşı hiç bitmemiş Adem’den itibaren. Bu her alanda hakla batılın savaşı devam ediyor. Ve insanlar bu hakla batılın arasında savaşırken manevi olarak da çürüyorlar, mahvoluyorlar veya günahı kebailere giriyorlar. Veya hatta heva heveslerini ilahlaştırıyorlar, heva hevese düşüyorlar ve acı bir şey bu gün geçtikçe azalacağına fazlalaşıyor. Bu da ahir zaman alameti.

Buna da söyleyecek bir söz yok tabii. Ve bu çürümüşlüğün, bu mahvolmuşluğun içinde Hz. Piri diyor ki Allâh sesi gelince hepimiz dirildik, kalktık. bu çürümüş bir hayatın içerisinde, çürümüş bir akli hareketlerinin içerisinde, ameli hareketlerinin içerisinde bir Allâh sesi bizi diriltti. Allâh’ın sesi ister hicap perdenin arkasından olsun, isterse hicapsız, isterse perdesiz gelsin. Cebrâîl’e, Meryem’e yakasından üfleyerek ne verdiyse Allâh sesi de insana onu verir. buradaki söz konusu olan vahiy ile alakalı. Cenâb-ı Hak’ın insanlara vahyetmesi veyahut da Allâh’ın vahiy tecelliyatı. Şura âyet 51. Allâh bir insana ancak vahiy ile direkt bir kimseye vahyetmesi ile. Dikkatinizi çekeceğim, sohbeti burası bu hafta ve önümüzdeki haftaki bu sohbeti çok dikkatli dinleyelim.

Bir anda insan hoş sonradan dinlese toparlar kendini de bir anda böyle fikri olarak bir taraflara kaymasın hiç kimseye. Şura âyet 51. Bunu böyle önemli arz ediyorum çünkü benim başıma gelen bazı şeyler var ya rüyayla alakalı, diyanetle alakalı filan böyle medyada dolaşan şeyler. Bu aynı zamanda da onların hepsine de bu cevap olacak çünkü ilmi bir cevap olacak. Allâh bir insana ancak vahiy ile bakın direkt vahiy ile bir insana ayırmıyor burada bir insana vahiy ile veya perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahy eder. Şüphesiz o yüceler yücesidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Üç tane vahiy tecelliyatı var. Bir Allâh bir insana direkt vahy ediyor. İnsana burada ayırmamış peygamber olarak.

İki, yahut bir elçi gönderir izniyle ona dilediğini vahy eder ya da perdenin arkasından konuşur. Üç tane vahiy bir perdenin arkasından konuşur. İki, bir elçi gönderir onun üzerinden vahy eder. Bir elçi gönderir onun üzerinden vahy eder. Onun üzerinden vahy eder. Bir elçi gönderip onun üzerinden vahy etmesi peygamberler ve ilahi kitaplarla alakalı. Şimdi bunların tafsilatlısına giriyorum. Bir, Allâh bir insana ancak ona vahiy göndererekten. Direkt vahiy gönderiyor ona. Bu, biz yakın olarak bu kim var? Peygamberler var. Bunun başında kim var? Hazret-i Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri var. Direkt kalbine vahiy veriyor, vahy ediyor. Onun kalbine vahy edince o Cebrâîl vasıtasıyla gelmediğinden dolayı biz onu kutsi hadîs olarak görüyoruz.

Veyahutta biz onu tırnak içerisinde sünnet noktasından bakıyoruz. Hadîs-i Şerîfler böyle tecelli etti. Çünkü Âyet-i Kerîme’de ne dedi? O heva ve hevesinden hiç konuşmadı. O delirmedi de. O ne konuştuysa Âyet-i Kerîme öyle devam ediyor. Benim emrimle konuştu. Bakın burada Cebrâîl aleyhisselâm yok ortada. Direkt Peygamber var sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Aynı şekilde Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamberlerin üzerinden vahiyettine dair, Peygamberlere, Peygamberlere direk vahiyettine dair çok Âyet-i Kerîme var. O zaman bunu bir Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden bunu algılayabiliriz. İki, ama burada ayırt etmemiş Âyet-i Kerîme’de. Allâh insana direkt kalbine vahyeder.

Kalbine vahyeder. Buradan sakın kendisini Peygamber gibi görmek olarak algılamayın herhangi birisini. Bunu kastetmiyorum burada. Ama burada Cenâb-ı Hak ayırt etmiyor. İkincisi neydi? normalde bunu Cenâb-ı Hak Peygamberlerine vasıtasız bir şekilde, vasıtasız. Onların kalplerine vahyederekten Cenâb-ı Hak vahyeden. Kitap bunu böyle anlatıyor bize. Bunu Âyet-i Kerîme’de Peygamber olarak ayırt etmiyor. Mesela ikincisi ne? Mesela bununla alakalı, örneğin direk vahiy ile alakalı. Allâh istediği zaman bunu söylüyor ya, örnekleyelim şimdi bunu. İbrahim a.s.’ın rüyada görüp, rüyada görüp, İsmail a.s.’ın kurban etmeye götürmesi. Şimdi direk İbrahim’e bir vahy. İbrahim’e vahy ediyor. İbrahim kendisi dua ediyor, kendi duasına göre ne yapacak?

Kendi duası var çünkü. Bana diyor bir erkek evlat verirsen sana kurban edeceğim bunu diyor. Sana kurban edeceğim deyince bu sefer İbrahim a.s. İsmail’i ne yapıyor? Kurban etme yoluna gidiyor. Ve çocuk büyüyor, Âyet-i Kerîme uzun ve çocuk büyüyor. Ondan sonra büyüyünce koşacak, tabiri caizse 7 yaşına gelince müfessirler öyle söylüyorlar. Ne yapıyor? O da onu kurban etmeye götürüyor. Rüyasına göre ve normalde Cenâb-ı Hak Saffat Sûresi 103’ten 107’ye yine Saffat Sûresi 99’dan 102’ye. Bunları okuyabilirsiniz orada. Mesela 99’dan 102’ye. İbrahim dedi ki ben Rabbimin gitmemi emrettiği yere doğru gidiyorum. O elbet bana bir yol gösterecektir. Ya Rabbi salih evlatlar lütfet bana. Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik.

İbrahim’in emriyle gittiği yer neresi? Mısır. Nemrut bunu ateşe attı. Cenâb-ı Hak bunu ateşten kurtardı. Ateşten kurtarınca emri ilahiyle nereye? İbrahim Mısır’a doğru yola çıktı. Mısır’a doğru yola çıkınca İbrahim yanında Sağrı annemiz de var. Çünkü Sağrı annemiz de kendine ateş attı. İbrahim ateşe atılınca. İbrahim ateşe atılınca Sağrı annemiz de ateş attı kendini. Bu sefer ateşten Sağrı annemiz de beraber çıktılar. Sağrı annemiz öylesine bir anne. İbrahim aleyhisselama aşık. Öyle şimdikiler gibi seviyorum demesi bir sandviç yiyince kadar değil. Kadın erkek. Şimdi menfaate dayalı sevgilerimiz. Şimdi sevgilerimiz nefsimize dayalı, heva evesimize dayalı. Öyle ateşe atanını görmedik daha hiç.

Sağrı annemiz İbrahim ateşe atılınca o da kendine ateş atıyor. Ve ateşin içinden annesine ses veriyor. Anne gel. Dışarıdan ateş gibi görünce ama burası diyor gül bahçesi gel. ateş sadece İbrahim’i yakmamazlık etmedi. İbrahim’e aşık olanı da yakmadı. Siz buradan bir hisset çıkarın kendinize. Sadece İbrahim’i yakmamazlık etmedi. İbrahim’e aşık olan Sağrı’yı da yakmadı. Onlar ikisi beraber Mısır’a yolculuğa çıktılar. Aklı başında bir oğul müjdeledik ona diyor. Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağ erişince bir gün ona tabi bu çocuk meselesi de ayrı bir imtihan. Tabi Sağrı’dan uzun müddet çocuk olmadı. Sonra Hacer’i nekahladı. Hacer’den İsmail oldu. Sonra böyle bir ahit söz konusu olunca İsmail’i şimdi şeytan taşlamak var ya Beytullah’ın olduğu yerden kurban edilen yere doğru yürümeye başladı.

O zaman şeytan geldi küçük orta büyük şeytan. Önce İsmail’e dedi baban seni bak kurban etmeye götürüyor yapma dedi. Özür dilerim önce Hacer’e geldi. Hacer dedi kurban olsun. Allâh’a her şey. Ondan sonra İsmail’e geldi. İsmail de dedi kurban olsun hepsi de şeytana taş attı. Hem Hacer attı hem İsmail attı. Ondan sonra da kim attı? Ondan sonra İbrahim büyük şeytana attı taşı. Ve nereye gitti? Kurban kesilecek yere gitti. Şimdi hacıların kurban kestiği yer. Oraya normalde İsmail’i yatırdı. Bir sürü bununla alakalı rivayet var. Bıçak kesti, kesmedi, şu oldu bu oldu. Sufilerin rivayeti güzel. Bıçak kesti, fıtrat o. Et kesildi, fıtrat o. Ama kesilen yer arkadan hamur gibi bitti işte. Şeyhim öyle derdi hamur derdi.

Hamur gibi birleşti derdi. Ben onu tabi onun nereden söylediğini sonradan öğrendim ben de. E şimdi kadirlerde kılıç burhanı var. Şimdi bunu yapmaya kalksam medya ayağa kalkar. Şiş burhanın iki yıl yedi ay cezası var ülkeden. Ben şişlenmiş bir insanım. Değişik yerlerden, yanağımdan, göğsümden, buradan böbrek yatağımdan, ondan sonra buradan gırtlak’tan.


Cebrâîl’in Hz. Meryem’e Yakasından Üflemesi — Vahy ve Mu’cize-i İlâhî

En güzeli de oydu bu gırtlakta boşluk var ya, bakın elin burada bir boşluğunuz var ya, aşağıda. Tam bu vücutla birleşiyor altı. Var mı orada boşluk? Ha o boşluktan, oradan içeri doğru. Yetmedi orada kemiğe mi ne dayandı, benim çekici mi getirin dedi. Karafayansçıların çekici var ya plastikten. Onu getirdiler. Çat çakıyor içime doğru benim. Zaten şişten ah böyle. Girdi içeri kadar. Ne oldu çok ürperdin mi? Yok sana vurmayacağım merak etme. Hazırda var çünkü, Cafer hazır hemen böyle. Öyle bir şey olsa geçen gün onun da kalbine gelmiş dedim. Cafer eline şişi alan geldi, valla kalbim içime doğdu dedi. Şimdi şişleri getirttirecek dedim dedi. Dedim valla. Dedim Ahmet Rufay Hazretleri buradaydı, Mustafa Efendi buradaydı.

Ellerinde şişler vardı dedim ben. Ha demek bu araya kadarmış, iki buçuk yıl yatacağız bir de bunun cezasını dedim dedim. Ondan sonra öyle tecelliyat vur deseler vuracağım dedim. Vur deseler vuracaktım Cafer dedi. Valla ben hazırdım dedi. Ben içime geldi dedi. Bir şey de dedi. Ben şimdi şiş buranı yapacak dedim dedi. İyi delil oldu herkesin de söylediği. Neyse vur demediler ne yapayım öyle kaldı. Mesela o şişi yiyorsun ya mesela batırıyor şişi. Ondan sonra öbür taraftan çıkıyor. Hadi bu yanağı bir şey söylersin. Ama göğsümden vuruyor benim böyle tuttuğum göğsümden. Buradan vurdu öbür taraftan çıkardı. Veya bu böbrek yatağı var ya buradan sıktı böyle bir güzelce. Oradan bir geçirdi öbür taraftan çıktı.

Bir de elma orada. Bideş’in yarım bir tane de elma takıyor oraya. Haye esma aslında sen onunla beraber dönüyorsun. Şimdi bu o kesmemenin hücreti delili oluyor aslında. çaktı çat çat küt içime gitmiyor. En son dedim ya gitmiyor kemiğe dayandı. Ne hangi kemiğe dayandıysa dayandı. Ondan sonra sen karışma dedi bana. Allâh rahmet eylesin. Sivaslı Ali ağabey bizim. Ondan sonra çıkardı şişin ucu fısılmış. Bayındır dileviyle fısılmak. Yamulmanın adı bizde fısılmak. Şişin ucu fısılmış zaten norma değil girmedi kemiğe dayandı. Ondan sonra ben bırakacak zannettim. Öyle ya oradan vurulmayacak başka ya bıraktı olmadı yani. Soyun üstünde dedi çıkart kaldır üstünde dedi. Kaldırdım bu sefer böbrek yatağından vurdu.

Vuracak illa ki şişi bana ya. Vela asıl kelam şimdi o bıçağın kesmediğini, bıçağın kesmediğini zahiri olarak görüyorsun. Ateşin yakmadığını zahir olarak görüyorsun. Ben metal işlerini okudum. Çok demir dövdük biz. Demiri kızdırdık. Ben kendi elimle kızdırdım. Kızdırdım. Lale gibi. Bir de içimden diyorum ki eyvah diyorum bunu yalayana. Yalayana eyvah diyorum bu yakacak ortalığı gibisinden. Aldım getirdim. Ali ağabey bizim meşhur. bir de onu işte ateşe koyarken okuması var. Getirirken okuması var. Şişi alıp getirirken okuması var filan. onları ben biliyorum diye bana yaptırıyor onları. Neyse getirdim verdim. Lale deniyor ona eline. Böyle çok özür dilerim hepinize. Tükürdü eline. Bir vurdu cozuz yaptı.

Bir daha tükürdü bir daha vurdu. Cozuz yaptı. Bildiğin cozurttu. Hadi yala dedi. Hayes mağazı kopuyor ortalık ama. Ayaklar yerden kesik. Ben hiç tereddütsüz dilime bir vurdum. Cozuz yaptı dilim. Ondan sonra dildeki tüyün yanık kokusunu alıyorsun. Dili yanmıyor. Dildeki tüyün yanık kokusu genizine geliyor. Ama dilin yanmıyor. Cazur, cuzur, cazur, cuzur ben boyuna yalıyorum dondurma yalar gibi. İyi bir tanesini söndürdük tamam artık. Yakmıyor cazurtu cuzurtu bitti. Ben öbürkünü getirdim bunu da dedi. Yala. Dedim intikam mı alıyorsun? Sus dedi tamam. Biz onu da yaladık. Üçüncüyü de yaladık. Bitirdik. Normalde tabi o gün ödemişte hiç unutmuyorum. Ben böyle şişi vurdu bana. Ben Hayes Mağazı’nda dönüyorum.

Bir arkadaş vardı dervişlerden. Böyle göz göze geldik sende mi istiyorsun diye böyle bir işaret ettim. Küüt gitti bayıldı. Kulakların içindesin. Bir daha derse gelmedi. Şimdi İsmail’i bıçak kesmedi sonuç itibarıyla. Çünkü kesmiş olsa da iyi bıçak da vahye tabi. Et de vahye tabi. Bütün varlık, her şey var. Et de vahye tabi. Bütün varlık vahye tabi. Saffat 103-107. İkisi de bu şekilde teslim olduklarında onu tuttu şaka üzerine yatırdı. Biz ona şöyle seslendik. Ey İbrahim gerçekten rüyayı doğruladın. biz iyileri böyle mükafatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir kesin, çetin bir imtihandı. Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. O zaman Cenâb-ı Hak ne yaptı? İbrahim’e rüya yoluyla direk vahyetti. Aynı zamanda da kime vahyetti?

Yusuf’a vahyetti. Peygamberlere bu manada rüyayla vahyetti mi? Evet. Son Peygamber Muhammed Mustafa’ya da vahyetti mi? Rüyada? Evet. Ebu Hürre’ye naklediyor. Bu haride Müslüm’de. Diğer hadîs imamları da almış ama bu lafız da ikisi almış. Müminin rüyası nümvetin 46 bölümden birisidir. Müminin rüyası. Ben hadîsleri teker teker alayım sonra yorumlayalım. Yine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu. Buhârî Müslüm tirmizî Ebû Dâvûd. Zaman yaklaşınca müminin rüyası neredeyse yalan söylemeyecek. Esasen müminin rüyası Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Buhârî’nin rivayetinde ilave var. İlavesi şu, Peygamberlikten cüz olan şey yalan olamaz. Hadîs-i Şerîf. Peygamberlikten cüz olan bir şey yalan olamaz. müminin rüyası haktır.

Bu manada da hadîs-i şerife göre mümin de ne yapmış oldu? Vahy almış oldu. Yine devam ediyoruz. Enes bin Malik’ten Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Güzel rüya salih kişidendir. Bu da Peygamberliğin 46 parçasından birisidir. Buhârî Müslüm ibni Maci ibni Hibban muvatta. Demek ki Cenâb-ı Hak bir kuluna vasıtasız vahy ediyor. Peygamberlerine vasıtasız vahyettiği gibi mümin kimselerin de rüya üzerinden vahy ediyor. Ve hadîs-i şerifte diyor ki o salih insanların görmüş olduğu rüyalar yalan olamaz. Mesela bir hadîs-i şerifte Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki beni rüyada gören gerçekte de görür. Bakın bu hadîs-i şerîfi bir kenara yazın. Bakın bu hadîs-i şerîfi bir kenara yazın.

Beni rüyada gören gerçekte de görür. Benim şeklime ve şemalime şeytan giremez. Beni rüyasında gören gerçekte görmüş gibidir. Bu da başka bir hadîs-i şerîf. Ama benim birinci söylediğim hadîs-i şerîf şu. Beni rüyada gören gerçekte de görür. Şimdi dervişlerin haline laf söyleyenler, dervişlerin, gerçek dervişlerin ama böyle kal dervişi değil. Böyle derviş olanın halde gördükleri gerçektir. O görüntülerin şekline şemaline girmez ve hadîs-i şerife göre bu Cenab-ı Hakk’ın vahyidir. Velilerle alakalı Yunus Sûresi 61 ve 62’deki o hem dünyada da hem ahirette de onlara müjdeler vardır. Ayet-i kerimesinin tefsiri olan dünyadaki müjde ile alakalı onların gördükleri rüyalar ve onların göründüğü rüyalar olarak nitelendiriyor.

Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. O zaman Cenâb-ı Hak peygamberlerine son dönem Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetinin salih olanlarına demek ki rüyada ne yapmış oldu? Vahy etmiş oldu. Bizim ikinci vahy neydi? Bir sütrenin arkasından, bir perdenin arkasından vahy alınması. Bunda ölçüsü delil ne? Musa aleyhisselamın tur-i sinada Cenâb-ı Hak’ın vahyine mazhar olması. Kasas âyet 29. Musa hizmet süresini doldurunca ailesiyle birlikte Mısır’a doğru yola çıktı. Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine siz burada durun. Ben bir ateş gördüm. Belki size ondan bir haber getiririm. Ve ateşten bir kor getiririm de ısınırsınız dedi. Ayet 30. Musa ateşin yanına gelince mukaddes yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle nida edildi.

Ey Musa! Ben âlemlerin Rabbi olan Allâh’ım. Elçisiz, Cebrâîl’siz, rüyasız, direkt hitap. Ey Musa! Ben âlemlerin Rabbi olan Allâh’ım. Bakın burada bir sıfat konuşulmuyor. Ben semi olan Allâh demiyor. Âlemlerin Rabbi olan Allâh’ım. 31. âyet. Asanı bırak. Musa asasını yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasına bakmadan kaçtı. Tekrar şöyle nida edildi. Ey Musa! Dön! Korkma! Çünkü sen emniyette olanlardansın. Elini koynuna sok. Kusursuz, pırıl pırıl parlayan, beyaz beyaz bir el çıksın. Korkudan dolayı uzattığın ellerini kendine çek. Bu asa ve elin Firavun ve adamlarına göstermen için Rabbinden sana verilen iki mucizedir. Şüphesiz ki onlar hak yoldan ayrılmış fasık bir kavimdir. O zaman ne yaptı?

Hz. Allâh, Celle Celaluhu rüyada değil. Direkt bir perdenin arkasından, bir perdenin arkasından. Hz. Pîr’in Hicâblı ve Hicâbsız dedi ya, Hicâblı bu ne oldu? Hicâblı oldu. Bir önceki neydi? Hicâbsızdı. Perde yok. Direkt kişinin şahsına, kendisine direk vahyetti. Bu ne? Bu Hicâblı. Perdenin arkasından konuştu. Hicâbsız, Sufiler o Hicâbsız hitaba 5. makamda ulaşırlar. Derviş kardeşler, ölmeden konuşayım bunları. 5. makama gelen kendi kendinizin delili olun. Kanatlanmadan uçmaya kalkmayın. Bir başkasını da uçurmayın. Kendi kendinizin delili olun. 5. esmayı aldın mı aldın, hak esmasını aldın mı aldın, hak esması sende oturduysa, ama bu sahih olan rüyadadır. Rüyanda cennete girdiğini görürsün, daha ileri boyuttaysa, ben ağacı da söyleyeyim.

Bütün gelecek olanların ağacı, ağaç suretinde görünür önce. Ağaca yaslanırsın, sırtına ağaca yaslarsın. Bütün dervişan o ağacın üzerinden gelir. Ağaca yaslanırsın, Cenâb-ı Hak sana hitap eder.


Cenâb-ı Hak’ın Mü’mine Hitâbı — «Sadece Kulakların Duymaz, Bütün Bedenle Hisseder»

Cenâb-ı Hak sana hitap edince sadece kulakların duymaz, bütün vücudun duyar. İçin dışın hitabı duyar. İçin dışın hitabı duyunca Allâh sana direkt vahyetti. Biz böyle anlaşılmasın, peygamber gibi anlaşılacak diye ibare düşmüş ehl-i sünnet ilham eder. Ama hitaptır bu. O hitaba erişirsen, 5. esmada, senin yolun açıktır, açık açık söylüyorum onu. Sen o zaman 6’ya, 7’ye doğru nefsine uymazsan koşarsın. Bu hitabı aldıysan sen şehlik de yapabilirsin. Bu hitabı aldıysan şehlik de yapabilirsin. Hitabı aldın, sana bir de icâzet verdilerse, Nâkib-i Nygabba icazeti, sen buna şehlik de yapabilirsin. Bu manevi olarak da tasdiklenmiş olur ama o kimse mürşid-i kâmil değildir. Daha yolu var onun da. Ama başlangıcı nedir?

Başlangıcı budur. Direkt ne oldu? O hitaba erdi. Bu da ne? Bu normalde bir önceki rüyayla alakalı kısma ilave bu. Bu cennette çünkü hicapsız, perdesiz onu konuştu. Ağacın arkasından veya önünden değil. Bunları böyle açık açık anlatmamışlar bugüne kadar. Çünkü çok laf söylerler, çok inkar ederler, çok insanı eleştirirler. Tabiri caizse kınarlar. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena ediyorum ki o kınanma duygusu, o kınanma üzüntüsü, o kınanma korkusu, Rabbime hamdü sena olsun alınmış. Umrumda değil. İsteyen inansın, isteyen inanmasın, isteyen istediği lafı söylesin. Beşinci esmayı aldın oturduysan o hitabı alacaksın. Bunu Türkiye’de şehlik yapan, Türkiye’de mürşidim diyenler, Türkiye’de ben veliyim diyenlere bu sözüm.

Eğer beşinci esmayı aldığınızı iddia ediyorsanız ve bu hitabı almadıysanız, oturduğunuz koltukları terk edin. Ya da deyin ki biz böyle bir şeye erişmedik, hakkınızı bize helal edin, biz böyle mürşid filan değiliz, şeyh filan değiliz deyin. Öyle atamayla da şehlik olmaz. Üç beş kişinin seçmesiyle de şehlik olmaz. Olur böyle olur. Bu manevi serüsülükü yaşamayan kimse bunun sancısını ve sıkıntısını hiçbir zaman bitiremez geçiremez. Bir de işin ahireti var. Bir de işin ahireti var. Allâh bizi affetsin. Üçüncü vahiy türüne Cenab-ı Hakk’ın bir elçisiyle, elçisiyle peygamberlerine ve kullarına vahyetmesi. Elçi üzerinden. Peki, bu kim? Peygamberler. Ne yaptı? Cebrâîl aleyhisselamı elçi olarak peygamberlerine ilahi kitapları vahyetti.

İlahi kitapları vahyetti. Bakın vahyin bir bu manada okunanı vardır. Vahyin okunanı nedir? İlahi kitaplardır. Hz. Adem aleyhisselamdan Muhammed Mustafa’ya kadar gelmiş bütün peygamberlerin içerisinde ama suhu sayfa ama on sayfa ama otuz sayfa ama kırk sayfa ama yüz sayfa okunmuş vahyiler, okunacak vahyiler. Kitaplaştırılmış son kitap Kur’ân-ı Kerîm okunan vahiy. Cebrâîl aleyhisselâm vasıtasıyla Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin gönlüne vahyalanan ilahi kelam. Bu da ne? Bu da üçüncü vahyi hali. Üç şekilde vahy ediyor ya bu da üçüncü. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine tabi bu vahyin de gelmesine daha öncesinden tabi bundan öncesinden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine 6 ay rüyayla vahy edildi. 6 ay ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik gelmezden önce buraları önemli.

Bunları normalde yazmazlar söylemezler veya yazdılarsa da bilmiyorum. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik henüz daha tebliğ edilmezden önce varlık Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin son peygamber olduğunu ona dile getirirdi. Taşlar ona peygamber muamelesi yapar, taşlar onu meth eder, taşlar onu tazimde bulunurdu. Ağaçlar, yapraklar, çiçekler, mevcudat onun peygamberliği henüz daha ilan edilmezden önce onun peygamberliğini kabul edip onun geçtiği yerlerde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine temanna eder, ona salatu selam ederler, ona dua ederlerdi. Yürüdüğünde bulutlar ona salatu selam eder, ona dua ederdi.

O henüz daha ergenlik çağına gelmemişti ki varlığın bütün mertebelerinde Hz. Muhammed Mustafa’ya salatu selamlar getirilir. Hz. Muhammed Mustafa da o salatu selamları işitirdi. Hz. Muhammed Mustafa peygamber olmazdan evvel peygamberlik ona tebliğ edilmezden önce yiyecekler dile gelir, hangisini yiyip hangisini yememesi gerektiğini ona söylerlerdi. Bütün taş, bütün nebavat, bütün hayvanat, bütün varlık Hz. Muhammed Mustafa’nın peygamber olacağı kendilerine vahyedildi. Ve onun çevresinde yaşayan hatta dünyanın arzı göktekiler gökte yaşayanlar Hz. Muhammed Mustafa’nın peygamberliğini bildiklerinden dolayı bütün göğün katlarında o doğduğundan itibaren salatu selamlar okunur, ona metiyeler düzülürdü, ona dualar edilirdi.

Gök halkı da Hz. Muhammed Mustafa’ya peygamberlik vazifesi verilmezden önce onun peygamber olacağını bilirler ve ona meti senalar ederler, dualar ederlerdi. Elçiyle peygamberliğin ona tebliğ edilmesi, meselenin fiziki olarak görev başlangıcı. Yoksa o zahiri olarak dünyaya geldiğinde zaten peygamber idi. Aslında dünyaya gelmezden önce de o peygamber idi. Hatta Adem su ve çamur arasındayken de o peygamber idi. Henüz daha hiçbir şey varlık alemine sudur etmemişken de o peygamber idi. O yüzden o peygamberin şanını şerefini, o peygamberin mukaddesatlığını, o peygamberin mucizelerle donatıldığını görmeyenler o yüzden küfür ehlidir. Hadislerini komple reddedenler küfür ehlidir. Hadisleri komple reddedenlerin nikahları düşer.

Hanımları ile zina etmiş olurlar. O peygamber ki varlığın sebebidir. Cebrâîl aleyhisselâm ona Hira dağında ilk vahyi getirdi. Ama o zaten Cebrâîl’i tanıyordu. O Cebrâîl’i tanımamış bir kimse değildi. O yüzden Cebrâîl aleyhisselamı gördüğünde o böyle çok nam-ı tanayı herhangi bir şey yaşamadı. Onun oradaki onun titremesi vazifenin ağırlığıyla alakalı. Dilimin ucuna geleni söyleyeyim. Cebrâîl aleyhisselâm kim ki o Cebrâîl aleyhisselamı gördüğünde titresin? Cebrâîl aleyhisselâm onu gördüğünde tiril tiril titrer. Eğer Cebrâîl aleyhisselâm onun maneviyatını tam olarak görseydi Cebrâîl diye bir şey kalmazdı. Yanardı. Yanardı. Ama Hz. Muhammed Mustafa’nın maneviyatının, nuraniyetinin, ruhaniyetinin o zirve noktasını bilmeyen, tanımayan körler Ne yazık ki onu postacı seviyesine indirmeye çalışıyorlar.

Hadislerini inkar ediyorlar. Dünkü çocuk hadîs inkar ediyor şimdi. Dünkü çocuk hadislerin hepsini reddediyor şu anda. Ne yazık ki ümmet-i Muhammed’i bu hale getirdiler. Allâh onların burnlarını sürsün. Âmîn. Cenâb-ı Hak peygamberlerine de Cebrâîl üzerinde ne yapıyor? Vahy ediyor. Vahy bu bu manada ne demek? İlham ettirmek, bildirmek. Bir şeyi işaret etmek. Bir şeyi gizliden ihbar etmek. İhbar etmek. Gizliden hiç kimse duymuyor, hiç kimse bilmiyor. Ama senin kalbine ilham geliyor. Vahy, ihbar geliyor kalbine. Bunu yapma, bunu yapma, bunu yapma, buradan git, buradan gitme. Bunu şöyle yap, bunu böyle yap. Bu da ne? İhbar ve ve Vahy ister ilham noktasında olsun. Ben yine Ehli Sünnetin çizgisinde yürüyeyim.

İster ilham noktasında olsun. İsterse ilhamın üst derecesinde olsun. Ne uykuya bakar ne uyanıklığa bakar. Uykuda da gelir uyanık da gelir. Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri o yüzden der mesnevisinde. Bana yürürken rüya gören gerek der. Yürürken rüya gören bu nedir? Bizim hal dediğimiz şey. Hepsi de rüyanın içindedir çünkü. Hepsi de rüyanın içindedir. Bize şunu öğrettiler. Rüya sadece uyuduğunuzda görülür değil. Rüya uyanıkken de görülür. Uykudayken de görülür. Uykuyla uyanık arasında yakazayken de görülür. Hele o yakazayken hal bambaşkadır. Tadından yenmez. Otur koltuğa la la hey la. Gitti. Oy. Gör göreceğini yaşa yaşayacağını. Duy duyacağını. Yakaza halindeki. Söyleme. Anlatma. Deme.

İçinde tut. Çıkamadığın bir şeyi üstadına sor. Yol bilmez, kelam bilmezleri anlatma. bu sıraladığımız üç tane vahyin tecelliyatından haricinde Cenâb-ı Hak, bize öyle bir Allâh anlattılar, hiçbir şeyle alakası olmayan bir Allâh’mış gibi. Haşa. Değil. Evet. Allâh bu âyet-i kerimenin dışında, bu anlattığımız âyet-i kerimenin dışında, şeytana ve yardımcılarına da vahyeder. Peygamberlerine vahyettiği gibi, arıya, toprağa, güneşe, aya, göğe, Musa’nın annesine. Cenâb-ı Hak vahyettir. Şeytana vahyediyor. Başka niye vahyetmezsin? Şimdi örnekliyelim bunu, bu söylediklerimiz şeyleri, delillendirelim. Benim bütün kardeşlere sözüm var. Sözüm şu, Cenâb-ı Hak ölünceye kadar beni o sözde muhkim eylesin. Âmîn.

Anlattığımız, söylediğimiz, din olarak tebliğ ettiğimiz, insanlara aktardığımız, kardeşlere aktardığımız her şey Kur’ân’dan ve sünnetten delili olacak. Eğer bu yok size, bunu tekrar söylüyorum. 35 yıldır sohbet ediyorum, soru cevap. Diyorum ki kardeşler, size anlattıklarında Kur’ân’a ve sünnet’e uymayan bir yer var ise, lütfen beni ikaz edin, bana söyleyin, ben kendimi düzelteyim. 35 yıldır birisi demedi bana, şurada Kur’ân’a uymadı, şurada hadise uymadı diye. Koltuğuma bakıyorlar, bizim Adanalı marangozlarının yaptığı koltuğa takılıyorlar. Bu koltuğa takılıyorlar, ne kadar rahat koltukta oturuyorsun. Koltuğu yok altın yaldızlı, yok arabası ne, yok arabanın markası ne, tabi nereden geçiniyor?

Siz hep böyle milletin parasını yiyorsunuz falan. Milletin söylediği şey bu. Birisi şunu demiyor, bu bakın ilk defa konuşuyor bunu.


Konuşma ve Anlatım Edebi — «İlk Defa Konuşuyor Bunu» Tasavvufî Sohbet Üslûbu

Birisi sohbeti sonuna kadar dinleyip şurada bu konuyla alakalı bir âyet söyle, bu konuyla alakalı bir hadîs söyle veya burada bir Kur’ân sünneti aykırı bir durum var demiyor. Bunu söylemiyor. Hamdolsun. Ya dinliyorlar bulamıyorlar ya da gerçekten dinlemiyorlar. Evet Allâh yeryüzüne vahy eder. Bakın yeryüzüne. Yeryüzüne vahy eder. Zizan âyet 4 ve 5. O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberini anlatacaktır. Bunların tefsirlerine girmeyeceğim. Cenâb-ı Hak demek ki ne yapmış? Yeryüzüne vahyetmiş. Yeryüzüne vahyetmek demek yeryüzündeki bütün mevcudata vahyedilmesi demek. Ben sohbette derim ya, sufi taşa bile tekme vurmaz. Yeryüzüne vahyetmiş. Sen yeryüzünde dolaşırken edebinle dolaş. Sen taşa bile tekme atma.

Yeryüzünde edebinle dolaş. Sen oraya buraya bevletme. Sen oraya buraya uygunsuz yerlere bevledersen Cenâb-ı Hak yeryüzüne vahyetmiş. Allâh’ın edebine adabını tut. Hazreti Abdullah gibi yap. Hazreti Ömer efendimizin Abdullah gibi. 23 kez seyahate çıktım. Her seyahate çıktığında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri burada defa haccet yapardı. Burada da abdest alırdı deyip defa haccet yaptığı yerde defa haccet yapar. Abdest aldığı yerde abdest alır. Namaz kıldığı yerde namaz kılardı. Onlar Hazret-i Muhammed Mustafa’ya ve Allâh’ın vahyine bu kadar sahiptiler. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin defa haccet yaptığı yere defa haccet yapardı. Peygamber sevgisi olmayan bir kimsede bunun bir anlamı yoktur.

Allâh sevgisi olmayan bir kimsede bunun bir anlamı yoktur. Ama Hazreti Ömer efendimizin oğlu Abdullah için bu çok anlamlıydı. Defa haccet yaptığı yer dahi Muhammed Mustafa’nın yaptığı yerdi. Ve sorarlardı ona ey Abdullah neden burada konaklıyorsun? Derdi ki biz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle yolculuk ederken o burada konaklamıştı. Ve hatta şu kadar konaklamıştı. O o kadar konaklardı. Büyük hüzün sonradan Muhammed Mustafa vefat ettikten sonra Hazreti Abdullah hüznünden dolayı artık bunları yapamaz hale geldi. Ağlamaktan kendini alıkoyamıyordu. meşhur ya Hazreti Ömer hızla cumaya gidiyor. Bir saçak, bildiğimiz kiremit gibi saçak gibi bir şey sarına takılıyor. Bunu kim böyle yapmış diyor?

Alıyor onu, tabiri caizse kaldırıyor ortadan. Sonradan diyorlar ki aynı gün bunu hutbede söylüyor. yoldan geçenleri rahatsız ediyor bu diye. Sahâbe kalkıyor. Ey emîrü’l-müminin! O saçağı diyor kim yaptı biliyor musun? Duruyor. Hayır diyor. O saçağı diyor bizatihi elleriyle yapan Hazret-i Muhammed Mustafa idi diyor. Koca Ömer hüngür hüngür ağlaya ağlaya gidip o saçağı tekrar yerli yerine koyuyor. Bildiğiniz saçak. Saçak. Allâh yeryüzüne vahyeder. Yeryüzüne vahyedince hayvanlar, böcekler, çiçekler, ağaçlar, dağlar, taşlar hepsi de o vahye tabidir. O yüzden sonbahar geldiğinde hepsi de silinir gider ilkbaharda yeniden yeşerir. Hepsi de vahye tabidir çünkü. Vahye tabi olmayan yeryüzünde hiçbir şey yoktur.

Edebini koru. Edebini koru. Yeryüzünde dolaşırken yeryüzündeki gördüğün görmediğin, bildiğin bilmediğin her şeyin vahye tabi olduğunu bilerekten yaşa. O yüzden eşyanı kırıp dökme. O yüzden yiyeceğini bozdurma. Küflendirme. Sana verilmiş olan nimetleri heder etme. Hepsi de vahye tabi. Vahyiyle yürüdü geldi senin önüne geldi. Vahyiyle geldi senin evine girdi. Vahyiyle geldi senin üzerine elbise oldu. Vahyiyle geldi senin elinde bir alet oldu. Vahyiyle geldi senin elinde telefon oldu. Senin elinde bilgisayar oldu. Vahyiyle geldi senin elinin altında araba oldu. Vahyiyle geldi senin elinde bir alet oldu. Vahyiyle geldi bir avuç toprak oldu. Vahyiyle geldi bütün her şey vahye tabi. Ve vahye tabi olan bütün her şey emret tabi.

Ve onun arkasında Allâh’ın kudret ve kuvveti ve yaratması var. O yaratmaya tabi. Ey Müslüman israf edemezsin. Ey Müslüman kırıp dökemezsin. Ey Müslüman sen bir şeye zarar veremezsin. Vahye tabi. Sen zarar veriyorsan birazdan anlatacağım. Şeytandan gelen vahye tabi oldun o zaman. O da vahye ediyor insana. Neyi? Kötülüğü. Allâh gökyüzünden vahyeder. Fusület âyet 12. Sor Allâh 7 semayı 2 günde yarattı. Her semayı kendilerine ait hususları vahyetti. 7 kat semayı yarattı. Ve her semaya 1. semaya 2. 3. 4. 5. 6. 7. Dünya göğü değil bunlar. Dünyada da 7 gök vardır. Dervişler aldanır. Dünyanın 1. göğünü geçince 1. semaya geçtim zanneder. Dünya 7 göktür. Bütün gezegenler 7 kattır. Güneş de 7 kattır. Ay da 7 kattır.

Merih de 7 kattır. Yıldızlar da 7 kattır. Her şey 7 katın üzerine kuruludur. Saman yolu da 7 kattır. Sema da 7 kattır. 1. Sema, 2. Sema, 3. Sema, 4. 5. 6. 7. Sema. Ve Cenâb-ı Hak diyor ki her semayı kendilerine ait hususları vahyettik. Her semaya ve her semanın zerresine kadar Ve her semada yaşayan varlıklara kadar 1. semada yaşayan varlıklar ayrı, 2. semada yaşayan varlıklar ayrı 3, 4, 5, 6, 7 yaşayan varlıklar ayrı 1. semanın melekleri ayrı 2.si, 3.si, 4.si, 5.si, 6.si, 7.si ayrı Şeytan 7 kavim hepsinin de görevleri farklı. Cinliler 7 kavim bunların hepsini de göklerde yaşama var. Her yerde yaşama merkezleri var. Hepsinin her şey ayrı. Cennet 8 kattır. 8. kat peygamberlere ve en üst pir makamındaki ve büyük şehitleredir.

Özel yaratılmışlardır. Allâh gökyüzüne vahy eder. Allâh gökyüzüne vahy edince gökyüzünde ne var ne yok hepsini de vahy eder. Ben yer ve gök ehlinin cuması mübarek olsun deyince maneviyattan haberi olmayanların gök ehlinden haberi olmayanlar bunu ağlayan alırlar. Çünkü haberleri yok. 1.kat semada, 2.kat semada, 3.te, 4.te, 5.te, 6.te, 7.te kim yaşar, ne yer, ne içer? Zikirleri nelerdir? Zikirleri nelerdir? Meleklerin görevleri nelerdir? Zikirleri nelerdir? Hadi 1.kat göğe çık o oğultadan başını kaldırabilirsen kaldır. 1.kat göğe çıktıktan sonra dahi asla aşağı inmeyi istemeyeceksin. Asla diyeceksin ki ya Rabbi benim canımı bir daha al bu dünyanın necasetinden kurtar diye. Yalım yalım yalvaracaksın.

O vahyet abi. Vahyet abi. O bir de dünyanın seması var. Bu 7 semanın arasında. Biz dünya semasını kandillerle donattık. Ve onu koruduk. Bu her şeye galip olan ve her şeyi bilen Allâh’ın takdiridir. Allâh göğe vahyeden. Göğü kudret ve kuvvetinle tutan Allâh göğe vahyetmiş. Allâh meleklere vahyeder. Enfal 12. Ey Muhammed bir zaman Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu. Şüphesiz ben sizinle beraberim. İman edenleri yerlerinde sebatlı kılın. Bakın Cenâb-ı Hak meleklere vahyediyor. Şüphesiz ben sizinle beraberim. İman edenleri yerlerinde sebatlı kılın. Ben yakında inkar edenlerin kalplerine korku salacağım. Siz hemen onların boyunlarını vurun ve bütün parmaklarını doğrayın. Meleklere vahyediyor. Meleklere.

Melekler nasıl sizin boyunlarınızı vuracak? Nasıl parmaklarınızı kesecek? Demek ki boyun kesiyorlar. Demek ki parmak kesiyorlar. Kimler? Melekler. Meleklere vahyetmiş. Hususi meleklere vahyettiğiyle alakalı başka âyet-i kerimeler de var. Burası en ilginci. Ey Muhammed bir zaman Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu. Şüphesiz ben sizinle beraberim. İman edenleri yerlerinde sebatlı kılın. İman etmiş imanında sebatlı kılmak için meleklere vahyediyor. Diyor ki aman bu iman edenleri sebatlı kıl. Kardeş, canım benim, Müslüman mı şu gibi görünen münafık? İman üzerinde sebatlı değil isen ve topuklarının üzerinden döndüysen sen sebatlı değilsin. Sen kafirlerden oldun. Boynunu manev olarak vuran melek. Boynunu manev olarak melek vurdu.

Görüntüde Abdülkadir Geylânî’yi gördün sen. Görüntüde Ahmet Er Rufay’ı gördün. Görüntüde şeyhini gördün. Görüntüde birisini gördün. Birisinin boynunu vuruyor. Canım benim. Onun boynunu vuran melek Allâh’ın emriyle vurdu. Sen öyle bir yanlışlık yaptın. Öyle bir tornistan yaşadın. O tornistandan dolayı manev olarak. Manev olarak ya kellen gitti tabiri caizse ya da parmakların kesildi. Sen bundan kendine bir delil çıkar. Manev olarak nice başlar kesilir. Kan parasını soran olmaz. Hatta kılıcını çeker birisi o kadar kelli alır da bir de senden. Sen benim kolumu yordun der. Bir de senden kol parası ister. Kuvvet parası ister. Bir de onu ödersin. Bu herkesin bildiği. Allâh bal arasına vahy eder. Fatih hocam gerçekten tatlı yemedim.

Bugün sohbetti ağır diye. Neredeyse yemek yemeyecektim ama gene dildi de kurudu. Bugün ağır geçiyor. Allâh bal arasına vahy eder. Nahl suresi âyet 68 ve 69. Ey peygamber! Rabbin arıya, arıya, dağlarda, ağaçlarda ve yapılan kovanlarda yuvay edin. Sonra her çeşit mahsulden ye. Rabbinin sana kolaylaştırmış olduğu yollardan git diye vahyetti. Arıların karınlarından içinde, insanlar için şifa bulunan çeşitli renklerde şerbet çıkar. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için büyük ibret vardır. Allâh arıya da vahyetmiş. Arıya vahyeden neye vahyetmez ki? Bizim Ali Karadağ’da benim arılarım Allâh, benim arılarım. Oğlum benimkinler nerede? Diyor ben de şimdi ona böyle söylüyorum. Bizimkinler tabii bir bakıyorsun diyor ki arıya ne geldi?

Ayı geldi, arılar gitti. Oğlum benim kovanlarım gidiyor hep. Giden başka bir kovan değil mi? Böyle bir bakıyor böyle görüntülerini kırpıştırıyor bana. Yok diyor senin kovanlar duruyor mu durmuyor mu? Oğlum kaç kovan var? Hesaplıyor. Altı üstü kaç kovan zaten? Eksiliyor mu fazlalaşıyor mu? Onu soruyorum sanki sayacak böyle bir bekliyor böyle.


Hz. Hâfız (Nâfız) Üstâdından Öğrenme — Tasavvufî Tedrîs Geleneği

Nafızdan öğrendi onu. Nafız’a bir şey soruyorsun gözler dönüyor böyle cevap yok ondan sonra. Bir müddet sonra cevap geliyor. Bu da onun karındaşı gibi böyle. Arılar benim. Arılar kimmiş Ali? He? Allâh’ın Allâh’ın. Oğlum benim bir şeyim yok. Arılar Allâh’ın vahyeden o. Bir de ona fotoğraf çekiyor. Elemanlar çalışıyor. Şey atıyor. Allâh vahye ediyor. Arıya vahye ediyor. Ondan sonra ne diyor bir de çok şifalı benim bal. Oğlum vahyeden o. Her ne kadar bana börtü böcekli gelse de ballar. Oğlum diyorum ben inandım. Sen arı natürel. Senin bal da natürel. Inandım. Oğlum süz de getir şunu diyorum. Ben inandım. Börtü böcek içinde dolaşmasına gerek yok. Yok. diyor nimet külfetsiz olmaz gibisinden ben onların hepsini bir daha süzüyorum.

Tabii. Onun yapacağı işi bana yaptırıyor ya. Artık o bir keramet sahibi ya böyle kendince. Artık nasıl yapıyorsa. Arıya ne yapıyor Cenâb-ı Hak? Vahye diyor. Nasıl çalışıyor mu arılar Ali? Çıktı mı dağa? Dağ çok soğuk. Tamam. Hep de bir cevabı var. Arılar kimiymiş Ali? Efendim? Lan dilin güdük çıktı ya. Allâh havarilere vahyetti. Allâh havarilere vahyetti. Maide âyet 111. Hatırla havarilere bana ve peygamberime iman edin diye vahyetmiştim. Onlar da iman ettik şahit ol ki biz Müslümanız demişlerdi. Bunu neden bu ayeti kerimeye aldım? Allâh İsa Aleyhisselâm’ın havarilerine vahy ediyor. Bana ve peygamberime iman edin diye. Onlar da diyorlar ki Allâh’a dikkat edin buraya. Karşılıklı diyalog var. Yazılı bir şey yok.

Karşılıklı diyalog. Karşılıklı diyalog. Havarilere vahyettim diyor. Dedim ki bana ve peygamberime iman edin. Onlar da iman ettik şahit ol ki biz Müslümanız demişlerdi. Allâh zamanın mürşid-i kâmillerine de ben vahyeder demeyeceğim. Altını çiziyorum. İlham eder. Bana ve resulüme itaat edin diye. Bu manevidir. Yoksa Kur’ân bellidir. Sünnet-i seniyye de bellidir. Bu ayrı bir ahittir. Bu ahidi aldıktan sonra sen şunu diyemezsin. Rüyamda bunu gördüm ben bunu yapayım mı yapmayayım mı? Yapacaksın sen o sözü verdin. Sen o sözü verdin. O sözü verdikten sonra artık senin için zahirdir batındır kalktı. Sen Habibine itaat edeceksin. Yürüyeceksin onun yürüdüğü yerde. Onun söylediğini emir telakki edip, farz telakki edip yerine getireceksin.

Sana bir şey söylerse bunu nimet bileceksin nimet. Ve harfiyen yerine getireceksin. Öyle yan yattı çamura battı yok. Havarilerine vahyettiyse, Hz. Muhammed Mustafa’nın havarilerine de vahyetti. Her peygamberin havarileri vardır. Her peygamberin havarileri vardır. Hz. Muhammed Mustafa’nın da havarileri vardır. 10 tane aşereyi mübecceredir. Zamanın kutbu vardır. Zamanın kutbunun etrafında da hepsi onların 10 tanedir. Zamanın kutbu ile beraber 10 kişidir onlar. Onlar da havaryun mertebesindedir. Her mürşid-i kâmilin etrafında 10 tane havaryun vardır. Her mürşid-i kâmilin etrafında 10 tane havaryun vardır. Onlar canlarını, mallarını, eşlerini, çocuklarını herhangi bir şey düşünmezler. Düşünmez, öyle intisâb eder, öyle bağlanırlar.

Cenâb-ı Hak, vaktinizi alıyorum ama bu konuyu bitirip müsaade ederseniz. Sıkılan varsa elini kaldırsın. Cenâb-ı Hak, Hz. Musa’nın annesine vahyetti. Ta haayet 36. Allâh şöyle dedi, Ey Musa, dilediğin sana verildi. Cenâb-ı Hak Musa’ya diyor, direk dilediğin sana verildi. Ayet 37, biz sana bir kere daha lütufta bulunmuştuk. 38, bir zaman biz annene bazı hususları vahyetmiştik. 39, ona şöyle demiştik ki, Musa’yı sandığa koy, Nil Nehirine bırak da nehir onu kıyıya vursun. Onu benim de, onun da düşmeni olan biri alsın. Seni sevimli kıldım ki muhafaza altına yetişesin. Demek Cenâb-ı Hak Musa’nın annesine vahyetmiş. Bir de Musa’ya diyor ki, dilediğini sana verdim. Daha önceden de seni böyle yapmıştım.

Dilediğini verdi, ne yaptı? Musa aleyhisselamın Cenâb-ı Hak’tan özel isteydi. Harun’u kendisine halife edilmesi ve ona peygamberlik verilmesi. Bunun için Cenâb-ı Hak, Tur-i Sina’da Cenab-ı Hakk’a yalvarmıştı. Arkamdan bir halife ve benim yerime bakacak bir kimse. Allâh da ona Harun’u verdi duasının karşılığı olarak. Bir de, Kur’ân-ı Kerîm’de âyet-i kerîme olarak geçiyor ya, benim dilimi aç, kuvvetlendir diyor. Firavun’a giderken. Çünkü Musa aleyhisselâm hafiften kekeme birisi. Böyle kekeme derken, kekemelik değil de böyle bir kelime konuşacağı zaman duruyor. Ama direkt açılmıyor dili. Bu Firavun’un önüne gidecek Firavun’a Allâh’ın varlığını, birliğini ve kendisinin peygamberlerini tebliğ edecek ya, o zaman dua ediyor, ya Rabbi benim dilime kuvvet ver, dilimi aç.

Cenâb-ı Hak onun duasını kabul ediyor. Bir de, bir daha duası var. benim gönlümü ferahlat, gönlümü genişlet, işimi kolaylaştır diye. Cenâb-ı Hak onun bu duasını da kabul ediyor. Hemen anında cevap veriyor bunlara. Duaları kabul ediyor da hemen anında cevap veriyor. Ve diyor bunları ben sana lütfettim ama daha öncesinden diyor, sana da böyle lütfetmiştim. Ne yaptı? Musa Aleyhisselâm’ın annesine de vahyetti. Aynı şekilde İbrahim’in annesine de vahyetmişti Cenâb-ı Hak. Ne yapıyordu Nemrut? Bütün erkek çocuklarını kılıçtan geçiriyordu. Ne yaptı? İbrahim’in annesine de vahyetti. Doğar doğmaz onu şu an ki insanların turistik ziyaret yaptığı, onu mağaraya götürdü, onu oraya bıraktı. Onu Allâh’ın vahyetmesiyle yaptı.

Ve gece gider onu emzirirdi. Gündüz hiç gidemezdi. Allâh İbrahim’in annesine de vahyetti. Ve Musa’nın da annesine vahyetti. Ve Cenâb-ı Hak Meryem’e de vahyetti. Bazen bayanlar soruyorlar işte, bayanlardan peygamber yok diyor, Meryem var. Peygamber değil ama diyorum ben. Peygamberlerle arasında ince bir perde var böyle. İncecik bir perde. Hz. Meryem’in, Hz. Hatice annemizin, Hz. Fatıma annemizin makamları çok yüksektir. Enbiyâ 91, ırzını koruyan Meryem’i de atıyor. Onu hatırla, biz ona ruhumuzdan üfledik. Onu da oğlunu da âlemlere bir mucize kıldık. Hurma dalını kendine doğru silkele ki üzerine taze hurma dökülsün. Ye iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen de ki, ben çok merhametli olan Allâh’a oruç adadım.

Artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım. Meryem âyet 25 ve 26. Demek ki Cenâb-ı Hak Meryem’e de vahyetti. Ve Meryem’e nasıl davranacağını da vahyetti. Harf harfine vahyetti. Meryem bir hurma ağacının kuru bir hurma ağacı. Kuru. Dalında budanda yeşillik yok, dalında budanda bir meyve de yok. Kup kuru bir hurma ağacı. Kup kuru. Onun dalını sallıyordu, sallayınca da hurmalar dökülüyordu. Tazecik. Tazecik. Ve onunla rızıklanıyordu. Kur’ân-ı Kerîm bize bu tip vahyilerden bahsederken bir vahyi penceresi daha açar. Bazen şeytanların da ve insanların da vahyinden bahseder. Şeytanların ve insanların diyorum. Enam 112. Sana yaptığımız gibi her peygamber için de insan ve cin şeytanlarından düşmanlar yaratmıştık.

Bunlar birbirlerini aldatmak için süslü sözler fısıldarlar. Bunlar birbirlerini aldatmak için süslü sözler fısıldarlar. Eğer Rabbin dilemiş olsaydı bunu yapamazlardı. Onları iftiraları ile baş başa bırak. Enam 113. Bir de ahirette iman etmeyenlerin kalpleri o süslü söze meyletsin. Ondan hoşlansın ve işleyecekleri suçu işlesinler diye böyle yaparlar. Ama enam ne oldu? Bir vahyi daha çıktı orta yere. Bu ne? Şeytan ve insanlar. Bunlar ne yapıyorlar? Bunlar da senin kalbine vahye ediyorlar. Şeytan ne yapıyor? Senin kalbine vesvese veriyor. zaman zaman Allâh affetsin büyüklenmek için söylemiyorum. Cenâb-ı Hak büyüklenmekten muhafaza eylesin. Diyorum ya yeryüzünde dolaşan şeytanlaşmış insanlar vardır.

Bu şeytanlaşmış insanlar şeytanın vazifesini yaparlar. Senin kalbine vesvese koyar. Seni Kur’ân ve sünnet yolundan uzaklaştırmak için, seni hakikatten uzaklaştırmak için senin kalbine vesvese koyar. bunlar da vahyin içinde. Bakın bunlar da vahyin içinde. O zaman şeytan da insana ne yapıyor? Vahy ediyor. Kime? Dostlarına. O dostları kime vahy ediyor? Müslümanların kalbi sağlam olmayanlara. Kalbi sağlam değil. Kalbi sağlam değilse ona vahy ediyor. Ona süslü sözler söylüyor. Ona dünya hayatını süslü gösteriyor. Yaz geliyor, plajlara akalım. Bir çimildeyelim, çipildeyelim. Bu da bizim hakkımız. Tatlı geliyor. O Müslümanların da hakkı. Denize girecekler, orada yüzecekler. Tabii olmadı soyunup soğana çevirilecekler.

Olmadı gidecekler en lüks. Otellere. Bir de onu diyecekler Müslümanlar yapmasın mı? Tabii gidin beş boyunuzlu değil yedi boyunuzlu otellerde zaman geçirin. Gidin hiç kimsenin görmeyeceği koylar bulun. Yaz geldi. Kimse görmeyecek sizi. Hadi orada soyunun, dökünün. Hadi oralarda da çimildeyim biraz. Hadi götürün eşlerinizi kızlarınızı. Giydirin bikinileri. Dolaştırın orada tabii. Herkes çıplak nasıl olsa orada. Ne olacak ki? Üzüm üzüme baka baka bakar. Çıpla çıpla bakara baka kafir olur gider. Tabii. Meyledin dünyanın o tatlı, şatafatlı, gösterişli, tantanalı, şantanalı hayata. Meyledin. Şeytanın işi bu. Hadi biraz israf edin. Hadi biraz gösteriş yapın. Hadi biraz böyle yüksekten atın. Hadi gidin biraz marka budalası olun.

Hadi gidin biraz marka ahma olun. Hadi gidin lüks restoranlarda bilmem nereye kuş konmaz bilmem ne yiyin. Gidin ismini bilmediniz yemekleri yiyeceğiz diye uğraşın. Selfiler yapın oradan. Yediklerinizi gösterin.


Modern Lüks Tüketim Eleştirisi — «Dünya Açlıktan Kırılırken Siz Bunları Yiyin»

Dünya açlıktan kırılırken siz bunları yiyin. Ondan sonra da gelin ahkam kesin. Din ahkamı kesin. Müslüman ahkamı kesin. Tabii. Lüks, şatafat içerisinde yaşayıp ahkam kesin bir de. Şeytanın işi bu. Fakir fukaraya tepeden bakın. Sufilere tepeden bakın. Siz entelüvektersiniz. Filarınızı yandan takacaksınız. Böyle çok süslü konuşacaksınız. Belagatlı konuşacaksınız. Böyle yüksekten konuşacaksınız. Bunlar derviş topluluğu. Bunlar sufi. Cahil cihayla her biri de terk okuyor bunların. Bunların kılık kıyafetleri de çok gösterişli değil. sizin beş boyunuzlu otellerde böyle toplantılara gitmeniz lazım. Beş boyunuzlu otellerde konferanslar olması lazım. Orada ahkam kesilmesi lazım. Sufilikten, mevlevilikten.

Tabii ahkamı bol olması lazım. Onun böyle bilmem ne, bilmem ne, bilmem ne. Yaraştırmacı, yazar bilmem ne. Profesör osu busuşusu. Tabii. Kulağına fısıldayı vereceksin. Seri sülukun oldu mu? Bir şeyhin oldu mu? Fısıldayı vereceksin. Ama bu dünya, hayatı böyle. Şeytan ve şeytanlaşmış insanlar. Aklını fikrini şeytana kiraya vermiş. Değil, satmış. Küçük bir bedele. Onun şatı atı, şatafatı. Dervişlerin içinde de var. Bizde de var. Ahkam kesiyor. Kocaman derviş. Neler gördü o, neler. Tabii o da böyle bir ahkam kesmeli ortalığa. O da bir makam kesmeli ortalığa. O da bir şey demeli. O da anlaşılmaz bir söz söylemeli. Vaao! Büyüklüğü nereden anlaşılacak? Tabii Allâh ona hitap etmiş. Kim? Filanca. Öyle diyor.

O da bir şey demeli. O da bir şey demeli. O da bir şey demeli. Ha haberimiz yok abicim. Nasıl? Oğlum haberimiz yok. Onun beşinci esması da yok. Nasıl yok? Basbayağı yok. Onun dördüncü esması da yok. Ama öyle diyor. Haa yakında görünür oğlum. Merak etme. Meleklerin ne işi var. Boyuna kelle alıyorlar. Hazırlah. Tabii onu göreceksin. Gider. Dervişlerden de var bu. Derviş gönlünü Kur’ân ve Sünnet’e dayar. Üstadına dayar. Heva hevesine uymuş olanlara değil. İsterse bu Zakir isterse Çavuş olsun. İster eski derviş ister yeni derviş hiç önemli değil. Ne olursa o. Heva hevesine uydursa bir kimse. Kulağını kapat. Gönlünü de kapat ona. Sebebi? Hastalık bulaşır senden. Dünyaya düşmüş. Dünyanın hevâ-hevesine düşmüş.

Hastalık kaparsın ondan. Kadınlar hastalık kaparsınız. Çantası ne marka? Çantasının markasına göre kariyer yapacak. Örtüsünün markasına göre kariyer yapacak. Örtüsü ne en pahalı? En pahalı ne söyleyin. Yermeyeceğiz, utandırmayacağız sizi. Vakko mu en pahalı? Vakko mu? Aferin kız. Vakko. Kaç paradır kızıma bir örtü şimdi? Bu kadar. Bu kadar. Kaç paradır kızıma bir örtü şimdi? Vakko da 3500. En ucuzu. Tabi oradan üfüttürmesi lazım. Vakko diye değil mi? Kenarında yazıyor değil mi onun? O yazılısını dışarı çıkarıyorlar. Tamam. Tabi onunla kariyer yapacak. Tabi. mantosu da Vakko’dan olacak o zaman. Değil mi? Mantosu da Vakko’dan olacak. Ayakkabısı da Vakko’dan olacak. E böyle kariyer yapacak. Bunu almadın mı erkek olarak?

Yandın. Senin adamlığın da kalmaz ortalıkta. Fatih o yüzden Allâh’a hamd et. Vakko filan istemiyorlar değil mi? Şükür hamdolsun. Yandın kariyer yapacak. Erkek de aynı. Şimdi gençleri onu da alıştırdılar. Genç erkekler de genç kızlar da şimdi. Ya marka olacak illaki ya. Alacak ayakkabı alacak. Ne ayakkabı? Neydi? Söyle söyle herhangi bir. Ooo bak bilmediğim bir şey. Kaç para bir ayakkabı? Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Oğlum Vakko’ya en fazla diyorduk biz. Batırdım lan adamları. Kaç para? 30.000 lira. Alexander diye bir marka var 45.000 lira. Oğlum buraya aşan bir şey o. Bizim burdakınlar en fazla asayip 2000 liralık ayakkabı alırlar. Daha fazla alan olmaz herhalde. Yusuf kaç parayı alıyorsun ayakkabıyı? 3000-4000 lira.

Bak en fazla Yusuf alıyor bizim. Başka alay yoktur 3000-4000 liraya alan. Yusuf çok felan açık verdin. Ama doğru konu. Şimdi normalde onunla kariyer yapacak. Bizim gençliğimizde şeydi. Yok öyle kıyafet değil. herkesin şöyle bir şövelle yüzük olurdu evlenenlerde. Kayınpederi verirdi. Gençler kimisi altın künye takmaya başladı. Bende de sağlam bir şey yapmıyor. o kadar çok şey yapmıyor. o kadar çok şey yapmıyor. o kadar çok şey yapmıyor. o kadar çok şey yapmıyor. o kadar çok şey yapmıyor. o kadar çok şey yapmıyor. o kadar çok şey yapmıyor. Şimdi insanlar neyle? Bende de saat vardı. Pahalı saat olacak. Pahalı saat bir yere rehin bırakmak için. Ama insanlar neyle? O dünyanın süsüyle. Dünyanın aldatmasıyla.

Ya biz otellere bornoz yapıyorduk. her senen kaç odası var adamın? Biz öyle büyük otellere yapamıyorduk da. Küçük oteller. Hangi sayı? 50 tane 100 tane. 200 300. Her sene adamlar şey yapıyorlar. Ne o? Bornoz yapıtırıyorlar. Veya şey yazılı ya onu alıp gidiyor o adam odadan. Hırsız. Ama o şunu hiç demem. Otel sahiplerinin o alınmasını istiyormuş. Neden? Reklam. Hırsızlığın üzerinden reklam ediyor adam. Ama onu yaşayacak ki o kimse. gidecek Antalya’da tatil yapacak. 15 gün 20 gün. Bir de işin ilginç noktası bu. Müslümanın da bu hakkı. Sanki cihâd etti. Sanki yıl 365 günün 330 günü cihâd etti. 30 günde bir dinleneyim dedi. Ya ne hakkı ya? Ne yaptın? Ne yaptın? Ne yaptın da bunu hak olarak gördün?

Bir de hak olarak gördün başka bir yer bilmiyor musun? Antalya, Alanya, Deniz Kındırı’nın kenarından başka bir şey bilmiyor musun? Anlatıyorum ya bir sefer gittim bir daha gitmedim. Annemle alakalı bir şey oldu. Bir pazar sabahı erkenden hiç yatmadan yola çıktım. Annemle görüştüm konuştum bitti işi. Gelibolu’da program var. Gelibolu’ya yetişeceğim sahil şeridinden gidiyorum. Oradan da Gelibolu’ya başka bir yol yok zaten. Öğlen namazını kılacağım bir yerlerde durdum böyle deniz kenarı gibi bir yer. Hemen camide böyle denizden böyle deniz sol tarafında sağ tarafta cami var. Ben dedim şurada öğleyi ikindiyeceğim edeyim ondan sonra yoluma devam edeyim. Caminin bahçesi çıplaklarla dolu. Kadınlardan.

Allâh’ım bunlar ne yapıyor burada dedim ya içimden böyle. Ben kafamı yere gömeceğim. Orada caminin avlusundalar. Oraya bir de caminin avlusuna duşlar koymuşlar. Caminin avlusu bildiğiniz duşlar koymuşlar. Şadırvan da var. Kadınlar geliyorlar duşun altına giriyor şampuanlanıyor orada. Ondan sonra havluya sarılıyor. Caminin içerisine kadınlar için etek ve bluz koymuşlar. Ayaklarına bir etek üzerlerine bir şey geçiriyorlar namaz kılıyorlar orada. Namaz bittikten sonra tekrar fora her şey haydi denize. Ben böyle abdest benim aldı ben abdestimi aldım namaz beni mi kıldı ben namazımı kıldım şimdi önüme geçerlerse benim namazım facit oluyor ya ben önüne geçtim dedim hem hiç görmeyeyim bir tek sakallı böyle hilkat garibesi gibi geliyorum ben onlara ben varım.

Ben döndüm hocam bize de dua et. Ulan papazım sanki ben. Öyle bir hocam dediler ki filmlerdeki var ya böyle Allâh’ım bunlar beni ne gördüler acaba dedim Cenâb-ı Hak tez zamanda sizi İslam’ı yaşatsın tez zamanda Kur’ân ve Sünnet’e tahbi eylesin tez zamanda Cenâb-ı Hak size doğruyu hakikati göstersin dedim hepsi de amin diyorlar ama sizden daha canlı diyorlar. Dedim ya Rabbi sen beni şurada koru hocam misafirimiz ol benim imtihanım ya hocam yolcuyum gideceğim hocam hiç olmazsa bir yemek yiyelim teşekkür ederim ay ne kadar çekicisiniz hocam dedim gidiyorsun. Mustafa Ezba hocam muhakkak sizde bir şey var parlıyor birisi böyle bakıyor anlınızda bir şey var sizin dedim anlım var başka bir şey yok dedim teşekkür ederim ilgi ve alakanız için Allâh’a emanet olun Allâh yardımcınız olsun bana müsaade hocam bir çay içmeye dahi zamanınız yok mu dedim valla ben burada bir oturursam şimdi dedim bütün plaj benim başıma yiyorlar hepsi de dedim soru cevap burada benim programım askı alınır yoksa dedim gelirim dedim burada da sizin sorularınızda cevap veririm ama işim var acil gitmem lazım birisi neredeyse elimden tutacak dur gitme gitmesinler hemen ellerimi topladım Allâh’a emanet olun işiniz gücünüz az gelsin şimdi şeytan bakın ben onların imanlarıyla alakalı şüphem yok böyle bir derdim yok şeytan gönüllerine vesvese veriyor şeytan gönlüne vesvese vererekten onu yaşatıyor yoksa namaz kılan bir kimse namaz kılan bir kimse namaz açıp bırak dolaşsın ne işi


Mü’minin İçine Yerleştirilen Tehlikeler ve «Son Çırağından da Aynı Nûr» — Mürşid-i Kâmil Tedrîsi

var orada ama bizim içimize bunu koydular bunu ilk başlatanlar bunun sorumluluğunu kaldıramazlar ilk bunu başlatanlar o böyle islami kesime tesettürlü otel yok muhafızakar otel yok kapalıların gidebileceği otel bunları böyle insanlara yavaş yavaş alıştırdılar bize çok ma’sum geldi bu ne olacak ya herkes Antalya’ya giderken biz de Antalya’nın kıyısında öyle bir otele gidelim gitti Müslümanlar gelinen nokta bir taviz tavizi getirdi ve Müslümanlar Kur’ân ve Sünnet’in disiplininden Kur’ân ve Sünnet’in derinliğinden Kur’ân ve Sünnet’in yaşanmasından uzaklaştırdılar bunlara vahyeden kim bunlara da vahyeden şeytan ve şeytanlaşmış insanlar enam 121 kesilirken üzerine Allâh’ın adı zikredilmeyen hayvanları yemeyin bunu yapmak Allâh’ın yolundan çıkmaktır şüphesiz ki şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için dostlarına fısıldarlar eğer onlara uyarsanız muhakkak ki Allâh’a ortak koşanlardan olursunuz demek ki şeytanın dostlarına uyarsanız Allâh’a ortak koşanlardan olurmuşuz Rabbim cümlemizi aff-u muafret eylesin.

Cenâb-ı Hak gönlümüze doğruyu iyi hakikati ilham eylesin. Allâh’a muhafaza etsin. Rabbim bizi peygamber ve geçmiş peygamberlerle beraber eylesin onların yolundan gidenlerden eylesin bizleri simsıkı Kur’ân ve Sünnet’e yapışanlardan eylesin sizi geç bıraktım bana da haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun inşâallâh önümüzdeki hafta 1935 ve 1936 1935. beyt ey derileri altında yokluğun çürütüp mahvettiği kimseler sevgilinin sesiyle yokluktan dönün tekrar var olun o ses Allâh’ın kulunun boğazından çıksa da esasen ve mutlaka padişah’tan gelmektedir Allâh ona dedi ki ben dilim sen vücudsun ben senin hislerin memnuniyet ve gazabınım yürü benimle duyan benimle gören sensin sır sahibi olmakta ne demek bizzat sır sensin sen madem ki hayret aleminde lillah sırrına mazhar oldun bende senin olurum çünkü kim Allâh’ın olursa Allâh onun olur sana bazen sensin derim bazen de benim derim ne dersem değilim ben aydın ve parlak bir güneşim her nerede bir çıralıktan parlasan orada bütün alemin müşkülleri hallolur güneşin bile gideremediği aydınlatamadığı karanlık nefsimizde kuştukçağı gibi aydınlanır adem evladına esmasını bizzat gösterdi diğer mevcudata esma ademden açıldı nurunu istersen ademden al ister ondan şarabı dilersen küpten al dilersen testiden çünkü bu testi küple adam akıllı birleşmiştir iyi bahtlı testi senin gibi zahiri zevklerle şad olmuş değil hakiki neşeyle neşelenmiştir Mustafa beni görene benim yüzümü gören kişiyi görene ne mutlu dedi bir mumdan yanmış olan çırağı gören yakinen o mumu görmüştür bu tarzda bir mumdan yakılan çırağıdan başka bir çırağı ondan da diğer bir mum yakılsa ve ta 100.


Kaynakça ve Referanslar

  • «Cebrâîl’in Hz. Meryem’e Üflemesi» (Mu’cize-i Mâhrabah): «Cebrâîl’in Hz. Meryem’e nefh etmesi» — Meryem 19/16-22; Enbiyâ 21/91; Tahrîm 66/12; Âl-i İmrân 3/45-47; Hz. Îsâ aleyhisselâm’ın doğumu — İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 2/55; «yakasından üflemek» mecâzı — Taberî, Câmiu’l-Beyân; modern okuma — Bediuzzaman, Mektûbât 19. Mektûb (Mu’cizât-ı Ahmediye’den ibret).
  • «Allâh Sesi» ve Mü’minin Manevî İdrâki: Vahiy mertebeleri — Şûrâ 42/51; «Allâh sesi gelince» (sufî tâbiri) — Mevlânâ, Mesnevî; «hicâb ardından kelâm» — Taberî, Câmiu’l-Beyân 25/47; «sadece kulakların duymaması» — sufî tasvîri — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; modern manevî hitâb — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Tasavvufî Sohbet Üslûbu: Sohbetin sınırları ve dinleyenin durumu — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’s-suhbet; «her hâle göre konuşmak» — Hadîs «hadd’isû’n-nâse alâ kadri ukûlihim»; modern Karabaş sohbet üslûbu — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «şârihin kıvâmı» — Mevlânâ, Mesnevî.
  • Modern Lüks Tüketim Eleştirisi: Dünya açlığı ve modern lüks — A’râf 7/31 (israf); İsrâ 17/26-27; Furkân 25/67; «dünya açlığı» — UNICEF, FAO raporları; modern Müslüman tutumu — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; «zenginin sorumluluğu» — Hadîs «mâ âmene bî mân bât şeb’ânen ve câruhû câi’» — Hâkim, Müstedrek 4/167; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân.
  • «Son Çırağından da İlk Çırağından da Aynı Nûr» — Tasavvufî Süreklilik: «her dönemin velîleri» — Buhârî, İ’tisâm 10 (7311); Müslim, İmâra 174-175 (1920); «mum-çırâ-nûr» mecâzı — Mevlânâ, Mesnevî 1. Defter; «her zamanın mürşidi farklı kıyâfetten gelir, aynı nûr» — sufî tâbiri — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern Karabaş silsilesi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «velâyet’in sürekliliği» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara.
  • Karabaş Silsilesi ve Vahy Sohbet Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş tedrîs — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Velâyet, Kalb, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Silsile, Şükür. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı