Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #68 — Nisâ 4/103: Mü’minin Salât Disiplini, Mağlûbiyetten Çıkış ve Ehl-i Zikre İnkâr

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #68 — Nisâ 4/103: Mü’minin Salât Disiplini,…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


24. Nasîhat: Nisâ 4/103 — «Salâtı İkâme Edin» — Mü’minin Vakit Salât Disiplini

Âmîn. 24. Nasîhat. Nisâ 4/103. اَعُذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْضَانِ الرَّجِيمِ Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Fâtihâ. Fâtihâ. Sadaqallahul Azim. Âmîn. Nisa 103. Namazı kıldıktan sonra ayaktayken, otururken ve yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. Emniyete kavuştuğunuzda namazı gereği gibi kılın. Şüphesiz ki namaz müminler üzerine belli vakitlerde farz kılınmıştır. Bu Nisa âyet 102’de ise korku namazını tarif eder Cenâb-ı Hak. Korku namazını tarif ettikten sonra âyet 103’de de der ki bu korku namazını kıldıktan hemen sonra Allâh’ı ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine yatarken çokça zikredin. Şimdi bu ayeti kerimeyi bugün ders konusu etmemizin sebeplerinden birisi de işte buradaki zikrullahdan kast edilen namaz veya zikrullahdan kast edilen şu genelde namazı kast ederler ya Ankebut 45’de de namaz sizi kötülüklerden alıkoyar.

Allah’ı Hakkında

Ama Allâh’ı zikir en büyük iştir dediğinde illa ki orada bir namazı şey yaparlar namaz kılmak en büyük iştir o manada söylerler. Burada Allâh’ı zikir der onlar namaz kılmak en büyük iştir der zikrullahdan bu noktada insanları geri göndermeye çalışırlar. Onlar Allâh’ı zikretmesinler bu manada oturup Allâh’ı zikretmeyi kerih görecekler, Allâh’ı zikretmeyi eksik görecekler, nakız görecekler Cenâb-ı Hak bu korku namazından sonra da açık bir şekilde Allâh’ı ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine zikredin diye ibare var. Ayrıyeten başka âyet-i kerimeler de var da onlarda vakti sırası gelince bu konuyla alakalı devam edeceğiz inşâallâh nasihatlere. Onlarda böyle şey geldiğinde sırası geldiğinde ders yapacağız.

Demek ki korku namazı o esnada Müslümanların üzerinde bir sıkıntı var. Müslümanlar o korkuyla haşır neşirler ve korku namazını tarif ederken normalde bir kısım Müslüman namaza dururken öbürkünden nöbet tutuyorlar hepsi namazdalar ama ondan sonra normalde iki rekat öyle kılıyorlar sonra öbür Müslümanlar geliyor nöbet tutanlar onlar namaza duruyor onlar iki rekat kılıyorlar sonra normalde diğerleri tekrar namaz kılıyor onlar dörde tamamlıyor sonradan gelenler yeniden namazı dörde tamamlıyor. Ben böyle kısacık geçtim onu. Bu namazı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine Allâh’ı zikredin. bu namazı kıldıktan hemen sonra namazı kıldıktan hemen sonra Allâh’a zikir çünkü en büyük iş normalde Müslümanlar korkmuşlar çekinmişler bu noktada Cenâb-ı Hak onların bu korku namazıyla alakalı.

Rabbim onlara bir kolaylık sağlamış bunu böyle böyle kılın emniyetinizi de alın demiş ama velakin namaz bittikten hemen sonra Allâh’ı çokça zikredin. Otururken ayaktayken yanlarınızın üzerine muhakkak Allâh’ı zikredin. Hatta Hazreti Ayşe annemizin bir kendisinin söylediği bir hadîs-i şerîf vardır. O da der ki ben yanımın üzerine yatarken de Allâh’ı zikrederdim Allâh’ı dua ederdim gece ibadetiyle alakalı. Ve normalde Allâh’ı çok zikredin çünkü bakın Allâh’ı çok zikredin çünkü enfal 45’te iman edenler bir düşman topluluğuyla karşılaştığınız zaman sebahat edin ve Allâh’ı çokça zikredin. Gerekir ki kurtuluşa erersiniz. Eğer normalde o çokça zikretmezseniz bir düşmanla karşılaştığınızda mağlup olursunuz.

Bir düşmanla karşılaştığınızda yenilirsiniz, dağılırsınız, başarıya ulaşamazsınız. İster bunu bireysel planda alın, ister bir topluluk bir cemaat planında alın, isterseniz bunu bir ülke planında alın. Allâh’ı zikretmeyen ülke, Allâh’ı zikretmeyen topluluk, Allâh’ı zikretmeyen birey dağılmaya mahkumdur.


Reye Dağılmaya Mahkûm Mü’minler — «Ölüler Hükmünde Olan Toplum»

Yenilmeye mahkumdur. Onlar bu noktada ölüler hükmüne girerler manevi olarak ve yenilirler ve dağılırlar. Bediüzzaman Sayyid-i Nur Sazetleri Mektubat 29. Mektup 9. kısımda der ya, Devlet-i Aliye Osmaniye’yi 500 yıl kafirlerin karşısında diri tutan, onları galip getiren, camilerin arkasındaki tekkelerden yükselen Allâh Allâh sesler idi, nidalar idi der. Ama ne yazık ki biz bir batıllaşma uğruna, biz ne yazık ki batılıllaşma, batılılığa benzeme uğruna biz tekkelerimizi, zaviyelerimizi kapattık. Allâh’ın zikrini yasakladık, zikrullâh yapanları da yasakladık. Batılılar biliyorlardı ki biz Allâh’ın zikrine devam edersek, onlar bize galip gelemeyeceklerdi. Batılılar biliyorlardı ki o gerçekten Allâh’ı zikreden bir topluluk olursa, o topluluğun kalbi hükmünde olacak o topluluk ve o topluluklar ne yapacaktı?

Diğer Ümmet-i Muhammed’i uyandıracaktı. Ümmet-i Muhammed’i hareketlendirecek, Ümmet-i Muhammed’in dirilmesine sebep olacaktı. Tekke ve zaviyelerin kendi içlerindeki çürümüştük, kendi içlerindeki çürümüştük. Ve ondan sonra da gelen batılıllaşma, tekke ve zaviyelerin ne yazık ki, veya tarikat dediğimiz veya sufilik dediğimiz o toplulukların işlevleri ne yazık ki tam olarak icra edilmedi. Bunu sadece sistemsel olarak görmek bu meseleyi ne yazık ki anlatmaz. Bu tarikatız diyenlerin veya sufi topluluğuz diyenlerin sımsıkı Kur’ân ve Sünnet’e yapışmaya yaşıyor ve aynı zamanda o Siyisileden gelen öğreti, Kur’ân ve Sünnet öğretisini yeni müritlere aktaramaması ve bu normalde meselenin sulandırılması, Kur’ân ve Sünnet dairesinin dışına çıkılması, birçok bidatların, sapkınlıkların hatta ve hatta şirklerin kendi içerisinde neşv-i nevâ bulması, gelişmesi ve sonunda o tarikatlar işlevlerini doğusluğunu yerine getirmediğinden dolayı işin doğrusu kapatılması.

Tabi kapatanlar da bu konuda mânevî mesuliyet var, o ayrı bir mesele ama işlevselliğini yitiren, işlevselliğini yok eden, tarikatlarının kendi içlerindeki hevâ heves, nefis, şeytani düşünceler, akçeler, parasal meseleler ve hatta o sufi topluluğun sadece ve sadece Allâh’ın dininin öğretilmesi ve Allâh’ın zikredilmesi, ve Allâh’ın sevilmesini sağlaması, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Sünnet-i Seniyye’nin yaşanması dairesinin dışına çıkıp, üzerine farz olmayan işlere dadanması ve böylece o tarikat silsilesinin içerisinde bulunan kimselerin o bozuntudan nasibini, o çürümeden nasibini alması ve insanların Allâh’ı zikirden uzaklaşarak tan. Ve oradaki sufi toplulukların, Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki hal ve hareketleri, işin içerisine en fazla bozan parasal meseleler, niyazık ki bu toplulukların çürümesine sebep olmuştur.

Ve bu topluluklar çürümesine sebep olunca bu sefer topluluğun, o milletin, o topluluğun içerisindeki öz olma noktasında durması gereken sufiler bu hareketini yerine getirememişler, öz noktasında duramamışlar. Bu işin kalbi bozulmuş. Bu işin kalbi bozulunca da toplum bozulmuş. Toplum bozulunca da her şey bozulmuş. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi ben ehli tarikatım demek suç. Bir kimsenin ben sufiyim demesi suç. Toplum nezdinde de suç. Toplum nezdinde öyle bir hale gelmiş ki bir kimse artık ben dervişim demekten utanır hale gelmiş. Bunu söyleyemez hale gelmiş. Veya hatta ben dindarım, ben müslümanım. Ben şu sufi topluluğuna tabiim demekten utanır hale gelmiş. Sebebi ne? Sebebi Kur’ân ve sünnet tarihisinin ve sufi toplulukların olması gerektiği yerde olmaması.

Ayrıyeten bütün dünya sisteminin, bu deccali sisteminin sufilere acımasız saldırması ve müslüman topluluklar gibi gördüğümüz topluluklarda basınla, yayınla, kültürel faaliyetlerle, televizyonlarla, dizilerle, filmlerle hep böyle ehli sufiyi, ehli sufiyi yermesi, ehli sufiyi yerden yere vurması, kötülemesi. Ne yazık ki o tırnak içerisinde söyleyeceğim, popüler kültürün ezginliğinin altında müslümanlar ezildiler, gittiler. Sufiler de ezdirip gittiler. O popüler kültür, sufiliğin de tabiri caizse dibine kebirit suyu döktü, müslümanlığın da dibine kebirit suyu döktü. Popüler kültür denilen o kültür, aslında kültürsüzlük, aslında namussuzluk, şerefsizlik, haysiyetsizlik, aslında bütün haramların hepsi de içinde.

Haramların hepsi de içinde o popüler kültür dediğimiz kültür. Ama bize o şaşalı gösterilerekten bize yutturdular o popüler kültürü. Ve müslümanlar olması gerektiği yerde değil, sufiler de olması gerektiği yerde değil. Ve bu yüzden de ne oldu? Bu savaştan mağlubiyet çıktı. Çünkü Allâh’ı zikrederseniz mağlup olursunuz. Allâh’ı zikrederseniz galip gelirsiniz. Allâh’ı zikretmezseniz mağlup olursunuz.


Mağlûbiyetten Çıkış: «Mağlûbuz Şu An, Dervişler Bile Mağlûb» — Sebeb-Çare

Mağlubuz şu anda. Derviş kardeşlerimiz dahi mağlup. Mağlubiyetinin sebebi şu, Allâh’a az zikrediyorlar. Allâh’ı az zikrediyorlar. Derviş kardeşlerimiz bireysel noktada mağluplar. Allâh’ı az zikrettiğimizden dolayı eşlerimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız, annelerimiz, babalarımız, hepimizde bunda payımız var. Allâh’ı az zikrettiğimizden dolayı, kendin nefsimizde biz ne yazık ki dinimizden taviz veriyoruz. Allâh’ı az zikrettiğimizden dolayı bireysel olarak dini hayatımızdan taviz veriyoruz. Ve bu Allâh’ı az zikretmek. Neden az zikretmek? Allâh’ı sevmemekten kaynaklanıyor. Tam manasıyla Allâh’ı sevmiş olsak o zaman dini hayatımızdan bir taviz vermeyeceğiz. O zaman sufilik hayatımızdan bir taviz vermeyeceğiz.

O zaman sufilik hayatımızda biz daha iyi bir noktada yaşayacağız. Ama daha iyi bir noktada yaşayabilmek için Allâh’ı çokça zikretmemiz lazım. Ve normalde bunu öylesine Hazret-i Peygamber’e sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri tarif ediyor ki, Sizi görenler bunlar deli olmuş desinler, öylesine Allâh’ı zikredin diyor. Ama biz deli denilmekten, kınanmaktan, korktuğumuzdan biz öylesine de zikretmiyoruz. Dinimizi öylesine de yaşamıyoruz. Biz eğer bir taviz verilecekse hayatımızın her alınından kendimizle taviz veriyoruz. Eş ve çocuklarımız da taviz veriyor. Eş ve çocuklarımız da taviz verince biz onlara da bir şey diyemiyoruz. Biz onlara da seslenemiyoruz. Elimizin altındakiler de sorumluyuz ya, o sorumluluğumuzu biz düzgün yerine getiremiyoruz.

Elimizin altındakilerden sorumluyuz. Kadınlar da erkekler de ellerinin altındakinde sorumlular. Erkekler hem eşlerinden hem çocuklarından sorumlu. Kadınlar da hem eşlerinden hem çocuklarından sorumlu. Din sadece erkeklere değil, sadece kadınlara da değil. Ama velakin biz bu noktada o sorumluluğumuzu düzgün yerine getiremiyoruz. Bunun temel sebeplerinden birisi, kökü bu. Allâh’ı az zikretmek. Allâh’ı az zikretme noktasında durduğumuz müddetçe biz mâlûsuz. Oysa Cenâb-ı Peygamber, Salâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, Allâh’ı zikre o kadar çok metetti ki, gazilerden savaş meydanında savaşmaktan daha önemli bir ibadet olduğunu söyledi. Ve hadîs-i şerîfte Resûlullah, Salâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’e sordular.

Kıyamet günü Allâh katında ibadet yönünden en üstün kul kim olabilir? Sorusuna cevaben Hazret-i Peygamber, Salâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, Allâh’ı çok zikredenler buyurdu. Ve sahâbe şaşırarak Allâh yolunda cihâd eden mücahitlerden mi daha hayırlıdır? Sorusuna cevaben, evet, o gazi düşmanla çarpışırken kılıcı kırılıp kanlar içinde kalsa dahi, yine Allâh’ı çokça zikredenler derece itibariyle eftâl ve üstündür buyurdu. Tirmizî’de. Ayrıyeten bir daha normalde Tirmizî’de, Buhârî’de, Müslim’de geçen bir hadîs-i şerîf var. Onda da diyor ki, diyor ki, bir kimse kılıcı kırılınca ve kendisi kana bulanıncaya kadar kâfirlere ve müşriklere kılıç sallasa bile, Allâh’ı çok zikredenler ondan daha değerlidir diyor.

Yine bir hadîs-i şerîf daha var. Bir kimse savaş meydanına çıksa, eline kılıcını alsa, kırılıncaya kadar savaşsa, ikinci kılıcını alsa, o da kırılıncaya kadar savaşsa, üçüncü kılıcını alsa, o da kırılıncaya kadar savaşsa, ancak Allâh’ı zikredenlerle müsavî denk olur diyor. Bu üç tane kılıcı kırılıncaya kadar savaşacak. Ancak Allâh’ı zikredenle müsavî denk olacak. Demek ki Allâh’ı zikreden bu kadar önemli iken, Allâh’ı zikretmek bu kadar her şeyin üstündeyken, ne yazık ki Ümmet-i Muhammed Allâh’ı zikreden uzaklaşmış. Furkan âyet 18. Sonunu okuyayım. Seni zikretmeyi unuttular ve yok olmaya layık bir kavim oldular. Seni zikretmeyi unuttular ve yok olmaya layık bir kavim oldular. Allâh’ı zikretmeyi unutan, Allâh’ı zikirden uzaklaşan, Allâh’ı zikretmeyen birey, aile, topluluk, devlet yok olmaya mahkumdur.

Yok olmaya mahkumdur. Ayetle sabit ve Koca Osmanlı yok oldu. Geriye doğru baktığımızda Endülüs yok oldu. Geriye doğru baktığımızda Selçuklular yok oldu. Yok olan İslam devletleri var. Sıralanır. Bunların hepsinin yıkılma sebebi Allâh’ı zikirden uzaklaşmalarıdır. Tabi büyük planda ilim var, büyük planda teknoloji var, büyük planda aklı çalıştırmamak var. Büyük planda günün şartlarına uygun bir eğitim sistemi, günün şartlarına uygun bir harp sanayisi, günün şartlarına uygun siyasi ve strateji belirleyemem. Ama bunların hepsinin temelinde Allâh’ı zikretmemek var. Çünkü Allâh’ı zikretmeyenin kalbi, aklı çalışmadı. Kalbi, aklı çalışmayınca ferahset olmadı. Ferahset olmayınca ne kendilerini tanımlayabildiler ne de geleceği tanımlayabildiler.


Modern Müslümanların Zaman Algısı Eksikliği — «Ne Geçmişi Ne Geleceği Tanımlayabildi»

Ne kendi zamanlarını tanımlayabildiler ne de gelecek zamanlarını tanımlayabildiler. Tanımlayamadılar. O zaman bu gecenin kısadan hissesi. Eğer biz birey olarak Allâh’ı zikretmeyi bırakırsak kalbi aklımız çalışmaz. Kalbi aklımızın çalışmaması demek ferahsetimizin kapanması demek. Ferahsetin kapanması demek kendini tanımlayamaman demek. Kendini bilen Rabbini bildi kendini bilmeyen hiçbir şey bilmedi. Körlerden oldu, sağlılardan oldu, şeytanın oyuncağı oldu. O zaman Allâh’ı biz az zikredersek biz kör ve sağlılardan oluruz. Kendimizi bilemeyiz tanımlayamayız. Bizim ferahsetimiz kapanır. Allâh’ı çokça zikredersek o zaman kendimizi tanımlamamız kendimizi bilmemiz mümkün olur. Kendimizi bilirsek Rabbimizi biliriz.

Rabbimizi bilince de Cenâb-ı Hak bilmediklerimizi öğretir. Allâh’ı zikredince Cenâb-ı Hak kalbimize zikrullâh’tan bir nur verir. O nurla biz doğruyu ve yanlışı ayırt ederiz. Allâh bizim gönlümüze bir nur verir. O nurla biz gelecekle alakalı ferahset sahip oluruz. O nurla biz doğruyu yanlıştan ayırırız. Ama bize öyle öğretmediler. Bize öyle söylemediler. Bize dediler ki binlerce cilt eser okuyacaksın. Bunlar okumazsan sufi olamazsın. Binlerce cilt eser koydular önümüze. Bunları okumazsan hiçbir işe yaramazsın dediler. Bize öyle söylediler hep. Bize hep öyle söylediler. Allâh’ı unuttular. Bize de Allâh’ı unutturdular. Bize de Allâh’ı unutturdular. Buradan şu çıkmasın. İlme karşı değiliz. Bir insanda hem zahiri hem batın ilim olacak.

Zahiri hem batın ilim olacak. Sadece zahiri ilim insanın kendisini kurtarmaya yetmez. Kendisini kurtarmaya yetmez. Bakın günümüzde yetmediği meydana çıkıyor. Yetmez. Muhakkak ki o kimsenin kalbinin harekete geçmesi lazım. Üstadan dediği gibi. diyor ki bir muhakkik alim zat olsa kalbi harekete geçmemişse bugünkü zındıkanın karşısında imanını koruması muhafaza etmesi müşkülleşmiştir. Adi samimi bir ehli tarikat silsili meşahiye duyduğu muhabbet cihediyle asla ümidini kesmez. Ümidini kesmezse o kimse zındıkaya da düşmez der. Ama ne yazık ki insanlar bu yollardan uzaklaştırdılar. İnsanları bu yollardan ne yazık ki uzaklaştırarak da deccaliyet. Deccaliyet murad ettiği istediği şeyi bizim üzerimize tesis etti.

Bütün İslam dünyası deccaliyetin esiri oldu. Deccaliyetin esirinin altında inim inim inlemekte. Ve Müslümanlar o deccaliyetin altında namuslarını şereflerini, haysiyetlerini kaybettiler. Ve deccaliyet Müslümanların namuslarına, kanlarına, şereflerine, haysiyetlerine dokundu. Dokunmakla kalmadı parçaladı. Müslümanların ırzına geçti. Müslümanların ırzına geçiliyor. Her gün Müslümanların şerefi namusu ayaklar altında. Ayaklar altında. Filistin’de her gün Müslümanların kızlarına tecavüz ediliyor. Dokuz yaşında, sekiz yaşında, yedi yaşındaki Filistin’deki kızlara tecavüz ediliyor. Bütün dünya seyrediyor. Müslümanlar da seyrediyor. Kızlar da seyrediyor. Her gün erkek çocuklarına tecavüz ediyorlar orada.

Tecavüz ettikten sonra öldürüyorlar. Müslümanlar seyrediyor. Kız çocuklarına tecavüz ediyorlar. Her gün. Çocuk sekiz yaşında, on yaşında, on iki yaşında, on beş yaşında o kız çocuklarına tecavüz ediyorlar. Her gün tecavüz ettiklerini öldürüyorlar. İslam dünyası seyrediyor. İslam dünyası bu zikir var mıdır yok muydu onu tartışıyor. İslam dünyası oturmuş, başındaki satılmış liderlerle havanda su dövüyor. Havanda su dövüyor. Havanda su dövüyor. Şeyhleriyle, alimleriyle, siyasetçileriyle havanda su dövüyor. Ama Allâh’ı zikirden uzaklaştığından ben bunu böyle burada sohbet edeceğim. Buradan çıktıktan sonra iki saat sonra herkes normal hayatına dönmüş olacak. Bir şey değişmeyecek. Bir şey değişmeyecek.

Kafamızı yastığa koyacağız. Uyu uyuyabildiğin yere kadar. Ertesi sabah olacağız. Bizim önümüzde o kadar çok hengamen var ki. O kadar çok yetişmemiz gereken şeyler var ki. Ne Filistin aklımıza gelecek ne Doğu Türkistan. Ne zulme uğrayan Müslümanlar aklımıza gelecek. Ne tecavüz gören Müslümanlar. Ne tecavüz uğrayan çocukların çığlıkları. Çocukların çığlıkları. Biz bunu duymayacağız hiç. Çünkü bizde tecelli etmedi. Gören göz, duyan kulak. Biz ondan uzağız. Biz gören göz deyince zikrullâh da Geylânî Hazretlerini görmek aklımıza geliyor. Biz gören göz deyince tecavüzü uğrayanlar aklımıza gelmiyor hiç. Kısacası Allâh’ı zikretmeyi unutan topluluklar dağılmaya mahkûmdur. Allâh’ı zikretmeyi unutan topluluklar gavurların önünde yenilmeye mahkumdur.

Bu Cenâb-ı Hak’ın sünnetullahıdır. Zikrullahı kim unutursa dağılır. Zikrullahı kim bırakırsa dağılır. Zikrullâh yapan cemaati kim bırakırsa dağılır. Zikrullâh yapan bir cemaati kim kötülerse dağılır.


Ehl-i Zikre İnkâr ve Velîlere Düşmanlık — «Kim Onları İnkâr Ederse Dağılır»

Kim onları inkar ederse dağılır. Kim ehli zikre ve zikri horhakir görüyorsa dağılır. Çünkü Cenâb-ı Hak’ın âyet-i kerimesiyle sabit olan en büyük işe laf söyleyenin iki yakası bir araya gelmez. Rabbim cümlemize hidayet eylesin. Cenâb-ı Hak onlara da hidayet eylesin. Rabbim ümmet-i Muhammed’i derlesin, toplasın. Birlik ve beraberliğini tesis eylesin. Rabbim o Allâh, Allâh nidalarıyla, kelime-i tevhid sancağı altında ümmet-i Muhammed’i toplayıp kâfirlere karşı galip eylesin. İcmâ’ya yapışın. Üç İhlâs, bir Fâtihâ-i Şerîfe. Aleyhissalâtu vesselâm. Âmin. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin ruhlarına, bütün geçmiş Peygamber-i İzzet-i Şan Efendilerimizin ruhlarına, Cihâriyâri Güzîn Efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osman-ı Zinnurayn, Ali el-Murtazâri Deyallâhu an Hazretlerinin ruhlarına, Aşere-i Mübeşşere’nin evlâd-ı Resûlullah, zevce-i Resûlullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, 72 şühedânın, Şehid-i Kerbelan’ın, bütün şühedânın ruhlarına, tüm ashab-ı Resûlullah Hazretlerinin ruhlarına, İmam-ımız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli ve bütün mezhep imamların ruhlarına hedile ettik.

Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Ve İzatlarının himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç İhlâs ve Fâtihâ-i Şerîfe. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylânî, Seyyid Ahmed-i Rifâî, Seyyid Ahmed el-Bedevi, Seyyid İbrahim Durski, Şeyh Ebu’l-Hasan el-Şazeli, Şahı Nakşibendli Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlânâ Celalettin Rumi, Şahı Hacı Bektaş-ı Veli, Şahı Hacı Bayram ve Şahı Mevlânâ Celalettin Rumi, Şahı Şahı Mevlânâ Celalettin Rumi, Şahı Şahı Mevlânâ Celalettin Rumi, Şahı Şahı Mevlânâ Celalettin Rumi, Şahı Hacı Bektaş-ı Veli, Şahı Hacı Bayrâm-ı Velî, Mehmed Muhyiddîn-i Üftâde-i Velî, Veysel Karânî, Muhyiddîn Arabî Niyâzî Mısrî ve bütün Pir ve Piran Efendilerimizin ruhlarına da hedayet edin.

Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, Haberdâr eyle ya Rabbi. Fevzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç İhlâs ve Fâtihâ-i Şerîfe. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı geçmiş Üstadlarımızdan Abdurrahim el-Tantavi, Abdurrahim el-Nişabi, el-Haç, el-Hafız, el-Bubekir, Sıddıkü Çorumi, Hacı Ali Haydar Efendi, el-Haç, Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi’nin, Kaçuni Dergahı’nın, Kabbaşı Dergahı’nın ve bütün geçmiş Mürşid-i Kamillerin, Veli’lerin, Evliyaların, Dervişlerin, Müminlerin ruhlarına ya Rabbi bilhassa Üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özba Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Cet ve Dadalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün Mürşid-i Kamillerin, Veli’lerin, Evliyaların ruhaniyetlerine, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmet-i Muhammed’in ruhaniyetlerine, Türü Kaliye’den, akraba ve talikatlarımızdan geçenlerin ruhlarında hediyeledik.

Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, Haberdâr eyle ya Rabbi. Feyizlerini, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn.


Kaynakça ve Referanslar

  • Nisâ 4/103 — Salâtın Vakit Tatbîki: «innâ’s-salâte kânet ale’l-mü’minîne kitâben mevkûtâ» (Nisâ 4/103) — Taberî, Câmiu’l-Beyân 5/253; İbn Kesîr, Tefsîr 2/411; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 11/40; «vakit namaz» — Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât 1; Müslim, Mesâcid 173; «mü’minin salât disiplini» — Ebû Dâvûd, Salât 1; Tirmizî, Salât 1; modern namaz disiplini — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Toplumsal Mağlûbiyet ve «Ölüler Hükmü»: «kalpleri katılaşmış nesil» — Bakara 2/74; Mâ’ide 5/13; Hadîd 57/16; «manen ölü» — A’râf 7/179; Furkân 25/44; modern Müslümanların hâli — Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; «reye dağılmak» (parçalanmak) — Âl-i İmrân 3/103, 105; Enfâl 8/46; Rûm 30/32; «ittihâd zarûreti» — Said Halim Paşa, Buhrân-ı İslâmî.
  • Müslümanların Mağlûbiyeti ve Çare Arayışı: «innallâhe lâ yuğayyiru mâ bi-kavmin hattâ yügayyirû mâ bi-enfusihim» (Ra’d 13/11); modern Müslüman çöküşü — Bediuzzaman, Mektûbât 26. Mektûb; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; «dervişler bile mağlûb» — modern tasavvuf eleştirisi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «cihâd-ı kibrâ ile galibiyet» — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân.
  • Modern Müslümanların Zaman Algısı: «vakti kıymetlemesi» — Asır 103/1-3; Bediuzzaman, Lemalar 17. Lema; «mâzî-müstakbel idrâki» — Said Nursî, Sözler 23. Söz; «ibn’ül-vakt» (ânın oğlu) — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern tarih bilinci — Cemil Meriç, Bu Ülke; Mehmet Niyâzî, Türk Tarih Felsefesi; «zaman tanımlama» — Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân.
  • Ehl-i Zikre İnkâr ve Velîlere Düşmanlık: «velîlerine düşmanlık edenler harp ilân etmiştir» — Buhârî, Rikâk 38 (6502); Beyhakî, Sünenu’l-Kübrâ 10/219; «ehl-i zikr ve onların inkârı» — Nahl 16/43; Enbiyâ 21/7; Mâ’ide 5/35; modern velî inkârı eleştirisi — İmâm Rabbânî, Mektûbât; Şâtıbî, el-İ’tisâm; «inkâr ve dağılma» — Bediuzzaman, Lemalar; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara.
  • Karabaş Silsilesi ve Salât Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş namaz disiplini — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı