Q&A: Yurtdışı Halîfelik İcâzetleri ve Tasavvufî Ölçüler — Misafir Halîfenin Hâli
Âmîn. Hem çayınız için hem sorusu olan varsa sorsun. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Sorum, malum bu haftaki misafirimizle alakalıydı. Hem bizlere ölçü olması bağlamında. Hem de bilmemiz açından sormak istedim. Malum siz daha önce dergâhımızda üç kişiye yurtdışından halifelik icazeti vermiştiniz. Bu haftada onlardan bir tanesi misafirimizdi. Bu yurtdışından gelen halife misafirlerimize bizim hitap şeklimiz ne olmalıdır, davranışımız şekil olarak ne olmalıdır, ne şekilde görmemiz gerekmektedir. Bunu da böyle bir zaman zaman sıkıntı demeyelim ama nasıl bir hitap şekli, nasıl bir davranış şekli sergileceğimizde bir çekimsellik hal olmuştu. Hem bunu öğrenmek hem arkadaşlar da bu konuda bilgilenmek için sormuştum.
Şeyh Hakkında
İkincisi siz icazetleri verdiğinizde de böyle birkaç soru gelmişti. efendim halifelik icazeti verdi ama dergahımızı bağlıyo mu bağlamıyo mu onlar yurtdışında onların dergahları var. Bizim silsilemizde de böyle geçmişte olmuş mudur ya da bundan sonra halifelik verdiğiniz bu kişiler dergahımızın silsilesinde de halife olarak yer alacaklar mıdır, almışlar mıdır özür dileyerek soruyorum. Bilgi edinmek babından hakkınızı helal edin inşâallâh. Eyvallâh. Bu birincisi normalde Kaçıni Kazım Efendi. Kazım Efendi zaten orada şeyh. Normalde Kazım Efendi şeyhlik yapıyor. O yüzden Kazım Efendi’ye hatırladığım kadarıyla şeyhlik icazeti verildi. O yüzden Kazım Efendi’nin icazeti halifelik değil onun ki şeyhlik icazeti.
Bir kimseye şeyhsiniz dediği zaman o kimsenin normalde kendince bağımsız bir dergahı kendince bağımsız bir işlevi olur. Öbür küsü şeyde, Murtaza Üsküp’te. Murtaza evet halife ama orada halife. Burada dergahın iç işlerine karışma noktasında değil. Zaten onu da ilan ederken orada Üsküp Halifesi olarak ilan ettik. Burada dergahın iç işleriyle alakalı, dergahın işleyişiyle alakalı bir hükmü olmaz. O da şeyhlik yapıyor orada. Biz ona halifelik verdik ama kendisi orada şeyhlik yapıyor. Çünkü babası şeyh dedesi şeyh dayısı Üsküp Komple Makadünya Meclisi Meşayih Başkanı orada. normalde onun zaten tabiri caizse babası onun şeyhliğini verecekmiş ama ömrü vefâ etmemiş öyle söyleyelim. Normalde babasının halifesi ona zaten halifelik vermiş orada.
Orada dersleri yaptırıyordu. Ondan sonra dersleri yaptırıyordu halifeliğini vermemişler daha doğrusu. O burada bir rüya anlattı. O rüya anlatınca hem ders aldı hem de ona halifelik verdik. O Üsküp ile alakalı azimi halife. Normalde gelse buraya otursa halifeliğini icra eder. Şimdi böyle sorulunca dergahla alakalı ben Türkiye’de de var, onun da yakın arkadaşlar biliyorlar. Bu konuda Kappâşî bir halifelik verdi de gitti geldiğinde. O yüzden normalde onu çok dillendirmek istemiyorum ben. Ama bir kimse halife halifedir. Halife olunca ona şeyhe hürmet edilir gibi hürmet edilir, şeyhe itaat edilir gibi itaat edilir. Aslında şeyh değildir ama en yakın şeyh adayıdır. O yüzden normalde halife denilince bir şeyh nasıl davranılıyorsa nasıl ona hürmet ediliyorsa ona da öyle davranılır, hürmet edilir.
Ama kendisi şeyh değildir, rabuta edilmez ona. Ne bileyim şeyh böyle noktasında görülmez, tutulmaz. Bunun da nereden ölçüsü Allâh rahmet eylesin şeyh efendi benden için bazı arkadaşlara bana hizmet ettiğiniz gibi hizmet edin, bana yaptığınız gibi bana davrandığınız gibi davranın. Bizim halifemizdir derdi benden için. Bunu böyle çok herkes açıklamazdı ben de susardım imtihan bu işler derdim. Bir şey demezdim ama normalde öyle davrandırırdı ama hiçbir zaman bir halife şeyh değildir. Öyle olunca da ona edep, adab açısından yaklaşım açısından bir kimse şeyh’e göstermiş olduğu edebi, adabı ona da gösterir. Bu Türkiye’yle alakalı veya dergahla alakalı olanı çok konuşmamamızın bir sebebi de bu. herkes ona şimdi böyle farklı bir davranış içerisine girer.
Nefis taşıyor bütün herkes. O yüzden nefis olmasın diye o konuda biraz daha kötüm duruyoruz. bu noktada biraz daha bu meselenin pişmesini istiyoruz inşâallâh. O yüzden Cenâb-ı Hak’a da hamd ediyorum. Ben azimi de üstüne, üstüne koya koya yürüyor. Bazıları vardır üstüne koymaz. Bir adamı çavuştur, üstüne koymaz, zakirttir, üstüne koymaz, nakiptir, üstüne koymaz bunun gibi. Üstüne koymayan bir kimse olsa durur. Ama şu anda azimi yürüyor.
Halîfelerin Maddî-Manevî İhlâsı — Makâm-Mevki-Şöhret Talepsizliği Şartı
Allâh yardımcısı olsun inşâallâh. Bu benim için şey, mutluluk verici bir şey. Çünkü her bir Üstad kendince böyle bir yetişmiş insan ister arar. Ama sonuçta bu işler sonuç itibariyle Allâh’ın bileceği bir iş. Cenâb-ı Hak ne yapar, ne eder, kimi koyar, kimi getirir, kimi götürür, kim bozulur, kim düzgün gider. Bu Rabbimin işi. Bizim işimiz değil. Ben her zaman için açık açık konuşuyorum bunu. Rüyamda görürsem şakkadana veririm derim ben. Çıkarım işin içinden. Rüyamda bir şey görürsem hiç tereddüt etmem. Veririm giderim. Çünkü bunlar benim nazarımda manevi emanet. O manevi emaneti bir kimsenin saklaması, gizlemesi, onun üzerinde akıl yürütmesi, o emanet manevi emaneti üzerinde bulunduran kimseye de bir manevi sorumluluk getirir.
Şimdi o manevi sorumluluktan kurtulmak için o kimsenin onu açıklaması gerekir. Açıklamazsa, bunun bir de şeyi var. Ne o? Öbür alemde de bunun bir ceremesi var. Bazen Allâh rahmet eylesin, Şeyh Efendi derim ben, açıkladı attı yükü üstünden. normalde kaynıyormuş ortalık, kaynadı zıplıyormuş, zıpladı dinleyen dinledi, dinlemeyen dinlemedi. Herkes işine geldiği gibi baktı, gibi gibi. Ama sonuçta Şeyh Efendi bizim Adnan Hoca’ya da telefon açmış açıklayın diye. Normalde kendince açıklattı, o manevi tabircayse, sorumluluğu üzerinden attı. Yoksa bizim İsmail’e çok rahmet ettirdiydi kendi oğluyla alakalı. Değil mi İsmail? Bir de İsmail’e diyordu Mustafa Efendi’ye sakın söyleme diye. Ben de İsmail’e her gün rahmet ediyordu Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin başında.
Geliyordu akşam iftardan sonra Şeyh Efendi’nin yanına benim gözümün içine bakıyordu İsmail. Ben diyordum ki Şeyh’ine tabi ol, kimseye söyleme gördüğünü, orada söylenileni diye. İsmail de eli ayağı titriyordu, İsmail bir şey çok böyle saklayıp gizleyemez. Eli ayağı titriyordu, tamam abi diyordu. Ondan sonra diyordum koş Şeyh Efendi’nin yanına, gidiyordu o şimdi Şeyh Efendi’ye söylüyordu. Ondan sonra Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle dedi, böyle dedi, şunu dedi, bunu dedi. Yaklaşık İsmail o sene 6 gün mü, 7 gün mü, ne Medîne’ye mi ne öyle de kaldık. O her gün Ashab-ı Sufyan’ın orada rahvuta etti, her gün. Her günde rahvutanın cevabı 3 aşağı, 5 yukarı değişik hallerle aynı oldu.
Tabi bana söyle, ben hâlâ daha sormuyorum İsmail’i ne gördün diye. Ama bu Rabbimin işi, bu senin beğenmenle, benim beğenmemle, onun beğenmesiyle olacak bir iş değil. Cenâb-ı Hak kime lütfetti, kime ikram etti. Bu kulun çalışmasına bağlıdır ama Allâh’ın ikramındı, reddetmemek gerekir. Cenâb-ı Hak hikmeti dilediğine verir, ayette sabittir. O yüzden senin sevmediğin insan gelir ola ya şeyh olur. Cenâb-ı Hak ona verir, Allâh’ın sana verince de o kimsede ilim dediğiniz şey bir an bile değildir. Bir an uzundur manevi ilimlerde. O kimse böyle Allâh affetsin. Adam cahil, yatar, âlim, kalkar. Adam normalde yatar, hiçbir şey bilmez, kalkar, çok şey bilir, kendisi de çok şey bildiğini bilmez. Bakın yatar, hiçbir şey bilmez, kalkar aslında çok şey biliyordur ama bildiğini de bilmez.
O zaman soru soruldukça gelir ona, rüya anlatıldıkça gelir ona, onun işin içinden çıkamayacağı bir hal kalmaz. Bu Cenâb-ı Hak’ın Allâh dilediğine hikmeti verir hükmüdür bu. O yüzden Allâh dilediğine verir. Cahil insanlar, kör insanlar bu Allâh dilediğine hikmeti verir hükmünü görmezler. Ondan olmaz, bundan olmaz derler derler. Nasıpları olmayan ondan da olmaz, bundan da olmaz der. Bir ömür boyu öyle ondan olmaz, bundan olmaz da ömrünü geçirir bitirir. Ama bu işler iddia işi de değildir. Bu işler beklenti işi de değildir. Bakın iddia işi de değildir, beklenti işi de değildir. Hiç ummadığınız bir anda, ummadığınız bir kimseye bir şey veriliyor. Bakıyorsun hiç ummadığın anda ummadığım bir şey oluyor.
Sufilikte, bu yolda bu böyle olmaz, bu böyle havada kalıyor. Bu nasıl havada kalıyor? Süleyman Demirel’in bir sözü vardı siyasette bir gün, çok uzun bir gündür diyordu. Bir gün değil, bu maneviyatta bir an çok uzun bir zaman birimidir. Bir anda bir bakmışsınız her şey değişir. Geylânî Hazretleri gelir bir söz söyler bütün her şey değişir. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri gelir bunu böyle yapılacak der. Kökten değişir her şey. Bakın kökten değişir. O yüzden bu işlerin benim nazarımda matematiği yok. Meseleyi toparlayalım. Dergahın vermiş olduğu bir şeyhlik var. Ondan sonra iki tane halifelik var. Ama Kabbahşi’nin vermiş olduğu bir halifelik daha var. O da dergahın içerisinde. Durum bu.
Âmîn inşâallâh. Var mı başka bir şey? Eyvallâh. Şimdi normalde şöyle söyleyeyim, bunu da söyleyeyim. Ben bunu hep yıllardan beri iddia ederim. Bunu böyle de şerh olarak düşerim. Canfer, Adnan, Hüseyin başka bir dergahın şeyhlerinin üstündedir. Tekrar bunun altını çizerekten söyleyeceğim. herhangi bir dergaha gidin, herhangi bir dergahtaki bir şeyhi alın. Canfer, Adnan, Hüseyin o şeyhin üstündedir. Hizmet olarak, maneviyat olarak, bağlılık olarak. Hizmet olarak, maneviyat olarak, bağlılık olarak üstündedir.
Şeyhlik İcâzetinin Devri ve Vefât Sonrası Süreklilik — Manevî Vasiyet Hukûku
Ama üçünün de bugüne kadar benden, makam, mevki, şu, bu hiçbir talepler olmamıştır. Tabiri caizse, Canfer en son noktada bile ben olmayayım buranın içerisinde dedi. Öyle normalde halleri var, tavırları var. Allâh nefislerini uydurmasın inşâallâh. O yüzden arkadaşlar, kardeşler bu kardeşlerin bu arkadaşların halifelikleri açıklanmadı. Teknik olarak bu arkadaşlar halife değil düşüncesinde olabilirler. Ama tekrar bunun altını çiziyorum. Teknik olarak icazetleri yok ama başka bir dergahın şeyhinden daha fazla bağlıldırlar, daha fazla hizmet ehlilerdir, daha fazla maneviyatları vardır. Teknik olarak böyle bir şeyleri yok, böyle bir dertleri de yok onların. Böyle bir istekleri, arzuları, böyle bir duruşları da yok.
Bizim dergahımızın içerisindeki hemen hemen arkadaş, zakirlik yapan arkadaşların büyük bir çoğunluğu başka bir dergahdaki halife kadar hizmetleri, bağlılıkları vardır. Bunlar sadece Canfer Adnan, Hüseyin Üçücüsü değil. Bir Cemil olsun, bir Hacı Erkan olsun, bir Ertan olsun, hatta daha ileri iki Yusuflar olsun, böyle Çanakkale’dekiler, İsmailo olsun. Bunlar böyle maneviyat olarak, bağlılık olarak öyle geride insanlar değildir. Bunlar böyle şey değildir bizim Sinan olsun, onlar böyle şey değillerdir, Semazenbaşı Ali olsun. Bunlar böyle kale alınmayacak, hafife alınmayacak noktada değillerdir. Böyle bir şey oluştu Türkiye’de bilhassa Canfer bunun üzerinde titizlikle duruyor. Diyor ki bizim içimize makam girmesin, burada diyor makam söz konusu olmasın, konuşulmasın diyor.
Eyvallâh, bu da bir istişare sonuçta. Canfer üzerinde basa basa durur. Makam girmesin aramıza der, içimizde makamla alakalı bir sıkıntı olmasın der. Çünkü gerçekten bu nefis mücadelesi kolay bir şey değildir. O yüzden Canfer onun üzerinde çok fazla sık duruyor, sıkı duruyor tabiri caizse. Ben de anlayış gösteriyorum. Diyorum tamam, hatta onların nakipliklerini Şeyh Efendi kendisi kendi zamanında verdiydi. Üçünü de. Törenlerini sen yap dedi bana, töreni sen yap deyince bir kimsenin halife hükmünde olması lazım ki töreni yapsın. O zaman benim nakibim ne kabbalığım açıklanık. Halifeli mi? o bana söylüyor ama cemaat açıklanık değil. Şimdi bir tören yapsan dergan içi kaynayacak. Diyecekler ki halifeliğini mi ilan ediyor, ne yapıyor?
Ben çok yumuşak tatlı bir şekilde Şeyh Efendi Hazretleri’ne diyordum ki, efendim hakkınızı helal edin. Siz geldiğinizde bir tören yapalım. Tamam Mustafa Efendi diyordu, yok o zaman bastırsa yap töreni dese yapacağım ben sıkıntı yok. Ben öyle laftan küftan korkacak bir insan değilim ben. Kaynıyorsa kaynansın zıplıyorsa zıplasın der çıkarım ben işin içinden. Kalan sağlam bizimdir derim yürürüm. Dökülmesin yıkılmasın. Ben Şeyh’imden habersiz bir şey yapmadım müddetçe bir sıkıntı yok. Neyse Şeyh Efendi’ye dedim geldiğinizde efendim yapalım tamam geldik. Ben hazırım yapacağım ama Şeyh Efendi’den bir ses seda çıkmadı bir şey demedi. Haydi Nevşehir’e gidildi. Sonra bir daha söyledi bana yapalım törenlerini dedi, ver icazetlerini dedi.
Efendim geldiğinizde verelim tamam. Peki o zaman geldiğimizde yapalım dedi. Geldiğinde yine olmadı. Tabi bu benim uhtemde kaldı. Ondan sonra Cafer’e dedim Cafer öleceğim gideceğim. Şeyh Efendi bunu birkaç sefer söyledi. Kendisi yapmadı. Sonuçta artık biz tören yaptık. Onların nagipliklerini ondan sonra açıkladık söyledik hoş açıkladık herkese dedik de. Bizim şeyde bizim Türkiye’de bu tip şeyler bizim aramızda daha doğrusu böyle çok ehemmiyetli görülüp de gündemde tutulacak bir şeyler değil. Ama dergahın geleceği söz konusu dergahın geleceği söz konusu olunca böyle açıklanması gereken bir şey olursa da hiç tereddütsüz açıklarız. Bunda bir sıkıntı olmaz. Olmaz inşâallâh. Var mı bu konuda başka sorusu olan bu konuda.
Yok şimdiki soruyla alakalı. Bu Muhammed Azim’i kardeş biz önce ona İran Halifesi olarak açıkladık orada öyle duruyor. Ama bu demek değildir ki burada dergahın halifesi değil hükmü çıkmaz burada. Allâh razı olsun inşâallâh. Bu şey normalde derlerse ki komple dergah deriz ki komple dergah. Abi de denilir bunda bir sıkıntı yok. Cafer abi, Cafer abi, Adnan abi, Adnan abi. Evet başka bu konuyla alakalı sormak istediniz. Bu konu kafanızda bir şey kalmasın diye bu konuda sabitliyorum yani. Efendim oradaki halifeye bunu nasıl yapıyorsunuz dediğinizde üstadımız bunu böyle yapıyor demekte bir beis var mıdır? Yok. bunu böyle yapalım dediğinde abi üstadımız bunu böyle yapıyor dergahta üstadımızdan bunu böyle öğrendik demekte bir sakınca var mıdır?
Yok bir sıkıntı yok. moda moda tabi olmak gerekir mi üstada tabi olunduğu gibi? Yok. normalde şimdi ben ayrıştırmayı güzel yaparım dedim ya şimdi örneğin buranın kendine göre bir stili sistemi var bir gidişatı var. Ondan sonra o sistem gidişat devam ediyor. Tabii o da azimi de şu anda iyi bir durumda. Birkaç çıtı var böyle konuşmak istemem bazı şeylerde ama normalde o da böyle bir şey mesela gelip oluyor gelirken bütün her şeyi o yapacak. Meydan ona ait dedim ben orada ona tabi olunur.
Karabaş Silsilesinde Halîfelerin Görev Dağılımı — Coğrafî Hizmet Bölgeleri
Sıkıntı olmaz. Bunu böyle yapacağız arkadaşlar dediğinde yapılır. Ve hatta diyelim ki Adnan geldi oraya herkes Adnan’a tabi olacak orada dediğimde Adnan bunu böyle yapacağız dediğinde herkes onu öyle yapar. Şeyh Efendi bunu böyle yapıyordu denmez ona. Adnan oranın o gün hem şeyhi hem piri hem velisi orada bir vazife var çünkü. Ben çok böyle ayrıştırırım karışmam da mesela örneğin İstanbul’un Zakir’i Ertan ben karışmam Ertan’ın işine. Ama normalde Ertan’ı oraya İstanbul Zakir olarak tayin etmişim atamışım onu oraya. Ertan dese ki şu ders burada olacak bu ders burada olacak şurası şöyle olacak burası böyle olacak öyle olur. Ben oraya ben illere ilçelere bir yere birisine atadıysam orada çok işine karışmak istemem.
Çünkü her tarafın kendine göre bir adabı Erkan’ı verdir. Her tarafını açar açması vardır bir başka Zakir’in de oraya karışmasını istemem. sebep işte örnekliyorum İstanbul’un işleyişi ayrıdır Çanakkale’nin işleyişi ayrıdır. İstanbul Çanakkale’ye karışmaya başladı mı Çanakkale’nin işleyişi bozulabilir. Veya hatta İzmit, Sakarya, İzmit Cemil orada işleyişi ayrıdır. Oranın karakteristik özelliği vardır. Bak her yerin karakteristik özelliği oradaki Zakir, Çavuş oradaki koşanlarla oluşur. Şeyhin karakteri vardır orada ama orada şeyhin karakteriyle Zakir’in karakteri harmanlanır orada. Bu reddedilmez bir şeydir. Öyle olunca tabi bu şeyhin adabına Erkan’ına riayet etmemek, reddetmek karşı gelmek değildir bu.
Ama örneğin Çanakkale’de şimdi bir yer orada tesis oldu bir yer açıldı. Şimdi mahalleye orası tanıyor evleri onlar tanıyor oradaki gelenin gidini onlar tanıyorlar. Oradaki dervişlerin tamamını onlar tanıyorlar. Kim derviş değil onlar tanıyorlar. Şimdi öyle olunca normalde oranın işleyişine sen şeyh de olsan manevi bir işaret olmadığı müddetçe karışmamayı eğlerim ben. Derim ki ben karışmam dersi yaparım zikrullâh yaparım çıkarım çünkü örneğin bir kimse vardır yeni geliyordur daha onlar ona göre davranıyorlardır ona. Ona göre farklı bir ona çizgi koymuşlardır oranın işleyişidir o. O yüzden onu normalde müdahalede bulunmak çok hoş bir şey değildir. oradaki işleyişi baltalayabilirsin, köreletebilirsin, işleyişi farklı bir noktaya götürebilirsin. biz burada yarım saat 45 dakika zikrullâh yapıyoruz.
İyi bir arkadaş geldi şimdi Çanakkale’de örneğin illaki 45 dakika burada ders yapacağım diye uğraştı. Ama oranın dervişleri 15 dakika 20 dakikaya alıştı 15-20 dakikada ders yapıp dağılıyorlar. Orada 45 dakika ders yapacağım dersen oranın işleyişini bozuyorsun. hatta bir yerde mesela ben genel dışarı çıktığımda 11 de dersi bitiririm en geç. Kendimce derim ki herkesin işi var gücü var evi var çoluğu var çocuğu var bekleyeni var. Ben 11’den önce bitiririm dersi kalkarım. herkesin bir ev hayatı var, iş hayatı var onları etkilememek. O kendi düzenini o düzenini tuttururum. Orada ama başka bir kimse geldi orada iki saat ders yapacağım diye uğraşıyor oranın düzenini bozar. O yüzden böyle müdahalede bulunmamak daha hoş ama üstad bir şeye şer düşer.
Şer düşer emreder bunu böyle yapacaksınız der. O zaman akan sular durur keskin bir çak gibi her şey biter. Bunda yapılacak bir şey kalmaz. Ama mesela Azim’i gelse şimdi burada herkese her şeye örneğin bir şey yapar. Bütün programı ona bıraktım ben mesela dedim ki gelip olduk bütün her şey sana ait. Orada herkes ona şeyhe tabi olur gibi tabi olur. Örneğin geldi Cafer’e dedim ki Cafer git gelir buradaki bütün her şeye bak et orası sana et dedim. Cafer gelir orada her şey karışır örneğin. bu normalde o zaman şey olarak, hierarşik olarak da kimse ona bir şey demez. Bunun gibi mesela yaptığımız horosanet tören. Şeyye dedim ki ben Azim’iye dedim ki baştan sona sana ait derim. o da öyle yapıp da nefsine uyup da havalara uçmadı şimdi Allâh için. çok güzel bir tevazu örneği gösterdi herkese.
Bakın herkese çok güzel bir tevazu örneği gösterdi. Rabb’in cümlemize edeb-i adab nasip eyleyin inşâallâh. Tâmin et. Malumunuz üzere halifelik eserlerde mutlak halifelik ve mukayyet halifelik diye ayrılıyor. Tasavvuf tarihinde böyle. Evet. Mukayyet halifelik şeyhin kaydı hayatı ile bitiyor. Evet. Böyle bir durumda dervişlerin o mukayyet halifeye bakışı ne olacak? Bunu genelde bizim dergahımızda bu böyle teknik olarak, mukayyet olarak görünen, görülmeyen olarak hiç ayrılmamış. Çorumlacı Mustafa Efendi zamanında da böyle mukayyet noktasında birisi tayin edilmemiş. Ondan önce de edilmemiş, ondan önce de edilmemiş. Bizde mukayyetlik yok. normalde işte. Kabbaşı geldi birine halifemsin dedi. Onda mukayyetlik yok.
Bitti o mesele. Oradan haber gönderiyor, gelsin icazetini vereceğim diyor. Örneğin. Şimdi onda mukayyetlik yok. Ve hatta ben Nazimi’ye dedim ki İran halifesi. Mukayyetlik yok onda. Bunu böyle söylemek istemiyorum. O bu noktada kalmaz. Örneğin. Ama o nefsine uymazsa yolu açık. Ben mutluluk duyuyorum ondan. Zaten şey Kazım Efendi zaten şeyhlik yapıyor. Onda bir sıkıntı yok.
Murtazâ Halîfe ve Yurtdışı Hizmet Mes’ûliyeti — Sünnî Tasavvuf İhrâcı
Murtaza var. Murtaza da oranın halifesi. Vefat ettik kaldık gitti. O öyle halifelikle kalacak örneğin. o. Ama Cenâb-ı Hak önünü açar bir şey diyemeyiz. Mesela böyle bilhassa Avrupa’dan, ondan sonra Arnavutluk’tan, İtalya’dan böyle halifelik yapıp da veya şeyhlik yapıp da benle şeyhlik halifelik isteyenler var mesela. Onlar bu törenlere bakıyorlar, ediyorlar. hazır bir şey zannediyorlar. yazıyorlar bunu. biz gelsek, ziyaret etsek seni. bize halifelik verir misin? O mukayyetliği de biliyorlar onlar. Ben de diyorum gelin kapımız herkes açık. Ama rüyamda bir şey görmezsem, halimde bir şey görmezsem hiçbir şey vermem diyorum. Bu böyle bunun bir de manevi sorumluluğu var işin içerisinde. Öyle olunca olmamış bir kimseye, olmuş gibi bir şey vermek de benim işim değil.
Benim işim değil. Ben dergahı benim dergah olarak görmüyorum. Allâh’ın dergahı. Ben de hizmetçisiyim burada başka bir şey değil. O yüzden o teknik durumu bizim dergah adavında hiç kullanmamışlar. Yok yani. Mesela Şeyh Efendi de kullanmadı hiç. Şeyh Efendi icazetleri verdi. Yedi sahih ders vererekten icâzet verdi. mukayyetlik yok orada. bütün nakibinin gamba icazetlerinde, nakib icazetlerinde yedi sahih üzerinden verdi. Ondan sonra onu mukayyetlik noktasında görülmedi hiç. bizim dergahların oluşumundan itibaren böyle bir şey de yok. Tabi benden öncesine Ahmet Özbağ daha iyi biliyordur. Geldi mi Ahmet Özbağ oralarda mı? Bir mikrofon götürün onu. Bunlara gelip çok meşhur olmasın. Sonra havalara giriyor.
O arka bölgenin şeyhliğini yapıyor şimdi o. Soracağım soru şu. Evet. Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretleri zamanında mukayyet bir halifesi yoktu. Ondan önce de mukayyet bir halife yok değil mi? Yok öyle bir laf hiç duymadım. Evet. Halife halifeydi. Tabi çavuşların, nakipleri, nakibin kaballarını hepsini biliyorum. Öyle bir ifade hiç duymadım. Hiç duymadın. Tabi ilk defa duyuyorum ben bunu. Bu teknik bir terim Hacı abi. Evet çok teknik onu fark ettim evet. Allâh razı olsun. Daha önceden de yok böyle bir şey. Yok önceden de değil mi? tabi Ali Aydar Efendi olsun. Hacı Bekir Baba dahil olmak üzere o silsileyi bildiğimiz için böyle bir şey yok. Mesela Hacı Bekir Baba mukayyet bir halife de tayin etmemiş.
Yok öyle bir hiç böyle bir şey duymadık yani. bir şey gelinceye kadar bu sizin halifenizdir geçici olarak burada derslerinizi devam etsin böyle bir şey de söylememiş. Vefat etmezden önce dediği şey şu sabredin bekleyin şeyhiniz gelecek diyor. Evet. Tabir bu değil mi Hacı abi? Tabi nakip ve nukabalar yanında bunu söylüyor. Hepsini duymuş bunu. Evet. Ahiska’dan Ali Efendi Ahiska’dan çıkıyor geliyor. Bir sabah çıkıp geliyor dergah oturuyor. bu işler manevi dediğim gibi bu işler böyle peşin hükümlülükle istemekle bakın tekrar söylüyorum bunu. İstemekle peşin hükümlülükle olacak dönecek işler değil. Tabii. Böyle ben şeyh olayım ben çavuş olayım ben zâkir olayım bundan dönecek bir şey değil bu. Veya bunları hepsi söylerim anlatırım ya ben olmasam bu olmaz bunlar böyle dönecek şeyler değildir.
Sen olmasan da ben olmasam da neler olmuş Adem’den itibaren. Bak sen de yoksun ben de yokum Adem’den beri bu yol var mı? Var. Var. Cenâb-ı Hak dünyayı boş bırakmamış Adem’den sonra şiti göndermiş. Bak Adem’in öbür oğlan var iki oğlanın birisi zaten ölüyor. Öbürkü de var ama bak değil şit geliyor. Bakın şit geliyor. Zaten öbürkü Allâh affetsin katil zaten de kendi kardeşini katlediyor ama Cenâb-ı Hak şiti veriyor. Çok kısa dönemleri şitten sonra Nuh geliyor enteresan bir şey. arada böyle çok uzun zamanlar yok. Şitten sonra da Nuh geliyor bunlar böyle bu manevi işler. Benim kısaca tecrübem şu bu manevi meseleler böyle bir insanın şeyh olayım şu ne olayım bu ne olayım olacak bir şey değil. Bu iş Allâh rızası için koşturacaksın çalışacaksın.
Cenâb-ı Hak ne verirse verir. Şeyh olmak için çavuş olmak için zâkir olmak için nakip olmak için nügebâ olmak için koşturursan hiçbir şey olmaz. Hiçbir şey olmaz. kendimi meth etmek için söylemiyorum örneklenmesi için söylüyorum. Zâkirlik nedir bilmezlik milleti toparlayıp biz derse götürüyorduk minibüse bindirin. Şeyh Efendi dedi ki oğlum sen bayındırın zâkirisin. Bayındırın zâkirisin dediğinde bayındırdı bir tek derviş ben vardı başka hiç kimse yoktu benden de ne kadar derviş olursa. Bir tane dersi kimse yoktu. Sonra şeyh efendi kendisi nakipliğimi açıkladı benim. Ben hiç zâkirliğimi kendisi açıkladı nakipliğimi kendisi açıkladı.
Halîfeliği İlânın Edebî Sınırları — «Kendisi Açıkladı, Ben Hiç Anlatmadım»
Halîfe olduğumu kendisi açıkladı. Ben hiç ağzımı açmadım. Sonra şeyhliğimi kendisi açıkladı. Ağzımı açmadım ben. Bakın ağzımı açmadım. Bu işler böyle enteresan bir şey bu insanın aklıyla yönetebileceği bir şey değil. Bakın aklıyla yönetebilecek bir şey değil. bunca insan bunca şehirlerde, illerde, ilçelerde, köylerde, yurt dışında, yurt içinde, rüyasında gören, halinde gören şöyle olan böyle olan bunlar akılla yürütülecek bir şey değil. Almanya’dan Kanada’dan ta Amerika’ya kadar akılla yönetilecek bir şey mi? Amerika’ya mı gitmiştim var benim? Kanada’ya mı gitmiştim var? İngiltere’ye mi gitmiştim var? Fransa’ya mı gitmiştim var? Yok. Bunlar akılla yönetecek şeyler değil. Akılla olacak bir iş de değil.
Bu fiziki güçle kuvvetle olacak bir şey değil. Fiziki akılla olacak bir şey değil bunlar. Bunu ciddi ciddi söylüyorum. Cenab-ı Hakk’ın âyet-i kerimisi tecelli ediyor. Allâh dilediğine hikmeti verir. Ona hikmeti verdiyse de Cenâb-ı Hak onu lütfetmiştir, ikram etmiştir, ihsan etmiştir. Bu kadar basit bu iş. Allâh cümlemizi bizim, Cenâb-ı Hak cümlemizi bu yola layık eylesin. Bu yola hizmetçi eylesin. Nefsimize uydurmasın. Şeytana uydurmasın. Heva hevesimize uydurmasın. Bizi makamlı sevdasına kandırmasın. Mevki sevdasına kandırmasın. Rabbim bizleri kendine kul eylesin. Habibine ümmet eylesin. Bu yolda bizleri derviş eylesin. Hizmetçi eylesin. Ecmayin.
Kaynakça ve Referanslar
- Tasavvufta Halîfelik (İcâzet) Mefhûmu: Halîfelik tâbiri Hz. Peygamber’in vekîl tâyini gerek vâkıâsından gelir — Bakara 2/30 (Hz. Âdem’in halîfeliği); Sa’d 38/26 (Hz. Dâvûd’un halîfeliği); Tasavvufta «icâzet» geleneği — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’s-suhbet ve’l-icâze; Ahmed Sirhindî, Mektûbât; Mahmûd b. Şerîf, Tabakâtü’l-Kübrâ; «mürşid-i kâmil» şartları — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; «mu’allim-i meşrû’» — Kuşeyrî, er-Risâle; Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları.
- Halîfenin Maddî-Manevî İhlâsı: «idfa’ bi’lletî hiye ahsenü’s-seyyiete» (Mü’minûn 23/96); «lâ yes’eluküm aleyhi ücra» (peygamberlerin «ücret istemiyorum» tekrârı) — Şuârâ 26/109, 127, 145, 164, 180; Yâsîn 36/21; «temâmü’l-ihlâs takvîmi» — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’l-ihlâs; İbn Atâullah, Miftâhu’l-Felâh; ihlâsın şeyhlik şartı olduğu — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 30. mektûb; modern «tarîkat istismârı» eleştirisi — İbn-i Cevzî, Telbîsü İblîs, bâbu’t-tasavvuf.
- Şeyhlik Vasiyyeti ve İcâzet Devri: Sûfîlerde halefiyyet — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; Hz. Peygamber’in vefâtı yaklaşırken Hz. Ebû Bekir’i imâmlığa tâyini — Buhârî, Ezân 39 (664); Müslim, Salât 21 (418); silsileyi ehline emânet bırakma — İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk; «el-icâze fî’t-Türk» — Hayreddin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku.
- Yurtdışı Tasavvufî Hizmet ve Sünnî Tasavvuf İhrâcı: Tasavvufun yurtdışı yayılışı (Avrupa, Amerika, Avustralya, Afrika) — Carl W. Ernst, The Shambhala Guide to Sufism; Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam; «mecâlibu’d-da’va ve’l-irşâd» — Yûsuf el-Karadâvî, Fıkhu’l-Da’va; modern Türk sufî oluşumlarının yurtdışı uzantıları — Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «el-müslimu fi’l-garb» — Yusuf el-Karadâvî, el-Müslimu’l-Mu’âsır.
- Halîfeliği İlân Etme Edebi: «katmü’l-makâm» (mâkâmı gizleme) prensibi — İbn Atâullah, el-Hikem 12-13; «ihfâü’l-kerâmet» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; «şöhret elbisesi» yasağı — Ebû Dâvûd, Libâs 4 (4029); İbn Mâce, Libâs 24 (3606); sûfîlerde sükût-i edebi — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’s-sükût; «el-meskûnete’l-ârifîn» — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-meskenet.
- Mustafa Özbağ Efendi Silsilesinin Genişlemesi ve Aktifliği: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi (Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabaşiyye kolu) — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Ahmed Mustafa el-Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar Efendi → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; mânevî pîrler: Veysel Karânî, Muhyiddîn-i Üftâde, Muhyiddîn-i Arabî, Niyâzî-i Mısrî — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Ahmed Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ; modern Mustafa Özbağ Efendi hizmeti — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri ve İrşâd Dergisi yayınları.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Tarîkat, İhsân, Şeyh, Halife, İcâzet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı