Q&A — «Bana Dünyânızdan Üç Şey Sevdirildi» Hadîsi: Hz. Peygamber’in Dünyâya Yaklaşımı
Birkaç soru var. Onu aldıktan sonra derse geçelim. Peygamber Efendimiz bana dünyânızdan üç şey sevdirildi derken dünyanız diyor. Burada ne demek istiyor? Dünyanız dediği, yaşadığı bu dünya ile alakalı. O yüzden bu dünyaya ait görmemiş kendisini. Çünkü bu dünyaya ait değil hiç kimse. Bu dünyada oluşmadı çünkü. Ruhlar aleminden öteden geldi, burada yaşadı. başka bir hadîs-i şerifte de gölgelenmek kadar diyor ya, gölgelendi, buradan da göçtü gitti. Dünya hayatı öyle göz açıp kapatıncaya kadar. Horasani töreninden sonra dünyaya dönmekte zorlandık. Hikmeti nedir? Sonuçta dünyada yaşıyoruz. Burada ne kadar yaşanacaksak Allâh hayır versin inşâallâh. Kılıç, asa ve zırh kıydınız. Bundan sonra bizi neler bekliyor.
Bunlar Hakkında
Rabbim ne takdir ettiyse o yaşanacak. Normalde bir dönüm vardır. Bir daireyi tamamlar insan. İnsanoğlu böyledir. Kendi dairesini tamamlar, bu dünyadan göçer gider. Ne bekliyor deyince herhalde ben daireyi tamamlıyorum. Bundan sonra da öbür tarafa doğru göç başlayacak herhalde. Allâh iyiyesin inşâallâh. Bundan öncekiler fragman mıydı? Bundan önce neydi ki fragman olsun? Soru kimi? Fragman ne? Bundan önce yaşadıklarımız, dergahçılığa yaşadıklarımız, savaştığımız, mücadele verdiğimiz şeyler fragman mıydı? Bundan sonra daha mı daha çok mücadele verdiğiniz anlamında da o? Fragman bir şey olmuyor mu? Bir film var. Filmden içinden kesitler alınıp ön bir izlem oluyor öyle değil mi? Özet. O zaman bundan öncekiler fragman da olsa özet mi olmuş oluyor ya?
Soruyla bu tam uyuşuyor inşâallâh. Özet değil de efendim. Özet değil mi fragmanın karşılığı? Fragman ne varsa içinde, dizi beklenen bu. Dizide beklenen bunlar fragmanı aslında. Sence uyumuş mu öndeki cümleyle arkadaki? Ben mi anlamda güçlük çektim? Yusuf uyumuş mu? Yok, ciddi ciddi soruyor. Evet. Bir daha açıkla soruyor. kılıç, asa ve zırh giydiniz. Bundan sonra bizi neler bekliyor? Bundan öncekiler fragman mıydı? Yok, ben seni sormak istediğini anlamak istiyorum ki cevaplandırabileyim diye. Bundan önce yaşadığımız, belli bir süreçte yaşadığımız şeyler, bundan sonra yaşayacaklarımızın fragmanı mıydı? Öngöteri bir şey miydi? Bundan sonra daha mucahedele vereceğiz, daha mı daha çok tabak canım?
Evet. Benim durdum nokta itibarıyla anladığım kadarıyla benim için çok fazla bir değişkenlik olmadı. Ben hayatıma devam edeceğim yine. Cenâb-ı Hak nasip ederse koşuşturmaya devam edeceğim. Benim için başka bir şeyi yok. Biz Müslümanlar olarak Dâvül-i Harpte devlete vergi vermezsek hükmü nedir? O normalde yaşamış olur, o sorunun önü var. Hocam hayırlı akşamlar. Hocam hayırlı akşamlar. Kur’ân’da geçen mucizevi ayetler, örneğin evrenin sonu, evrenin genişlemesi, anne kanındaki katmanlar, demirin inmesi ayetleri ve bu zamanda öğretilip keşfedilirken, ayetler indiğinde o zaman Peygamberimiz sahabeye nasıl anlatırdı, sahâbe nasıl anlardı? Biraz uzun oldu. Sahabeye normalde anlattı, sahâbe de anladı.
Sahâbe en iyi anlayanlardan. O yüzden normalde hadîs-i şerîfler ve hatta sahabenin âyet-i kerimeleri, bakış açısı, normalde onların en iyi anladıklarına inanıyorum ben. O yüzden âyet-i kerimelerin tefsirlerine baktığımızda ilk tefsirlerde sonrakinlerden daha iyi anladıklarını görüyorum. Sonrakinler çünkü belli şeylerin etkisinde kalarakten bakmışlar. örneğin zaman zaman hastalıklar olmuş, fikri hastalıklar. O fikri hastalıklardan etkilenenler olmuş, o fikri hastalıklardan etkilenenler meselelere farklı yorumlamaya çalışmışlar. Ama Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin böyle bir hastalıklardan etkilenmesi yok, sahâbelerin de yok. Hastalıklardan etkilenmesi yok, sahâbelerin de yok.
Sahâbeler de hastalıklardan etkilenmemişler. O yüzden onlar altın çağ diyoruz. normalde onların herhangi bir şeyden etkilenmeleri yok. Sahâbe, tabi, haditebâye tabi aslında onlarda tabiinden itibaren etkilenmeler var. dört cihâriyar güzünden sonra ümmet-i Muhammed’in içerisindeki siyasi çalkantılar, askeri çalkantılar, ümmet-i Muhammed’in içerisindeki fikri çalkantılar, sonuçta sahâbelerin bir kısmını, sonra tabi’ni, sonra tabi’ni etkilemiş. Mesela bunların içerisinden sahâbelerin böyle ilk dönem değil, son dönem sahâbelerin de etkilendiği söylene bilinir. Ama normalde o ilk dönem sahâbeler, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin tedirisatında yetişmiş olanlar etkilenmemişler.
Akılları berrak, kalpleri berrak, bakışları berrak, duyuşları berrak, hayatları, yaşantıları berrak. O yüzden o ilklerin yolunu tutun Hadîs-i Şerîf mûcibince bakılacak olan şey Kur’ân, ondan sonra Sünnet-i Seniyye, sonra o cihâriyar güzün ve ashabın önemli zatlarının baktıkları ve durdukları yer. Ben kendimce buna bakıyorum. Bir başkasının dini anlayışı nasıldır bilemem. Ben bu silsilenin Kur’ân Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hem fiili hem fikri sünnetleri Hadîs-i Şerîfler, sonra o çok önemli ashabın, ashabın büyüklerinin o ilk Müslüman olanlar, ilk sıkıntıyı çekenler, o ilk cihatlara katılanlar, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığında o mücadeleyi, o böyle dinin ahkâmını ayakta tutma, yaşama, yaşatma mücadelesi verenlerin bu meselede çok berrak olduklarını, akıllarının, fikirlerinin, kalplerinin çok berrak olduğunu, görüşlerinin berrak olduğuna inanıyorum.
Hz. Peygamber’in Dünyâya Bakışı — Tasavvufî Tefsîr ve Mü’minin Dünyâ Algısı
Ve bence Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin de vasiyetinin, tavsiyesinin bu olduğu kendisi de söylüyor ve ben ona da inanıyorum. size iki şey bıraktım, kim sımsık yapışırsa delalete uğramaz. Birisi Kur’ân, birisi de benim sünnet-i seniyem. Size iki şey bırakıyorum, kim sımsık yapışırsa sapkınlığa, sapıklığa uğramaz. Birisi Kur’ân-ı Kerîm, birisi de ehli beytimin yoludur. Böyle olunca bence ümmet-i Muhammed’in kurtuluşunu da, hem dinin fikri noktada kurtuluşu, insanların dinlerinin, insanın dini, kendi dini. Allâh bir din indirmiş, bu Allâh’ın dini. Sen ona ne kadar uydun, uydun nokta senin dinin oluyor. Sen Allâh’ın dinine ne kadar uydun, ne kadar uymadın. Bu senin kendi çabanla alakalı.
Veyahut da sen kendinden oraya bir fikir sokuşturmaya çalışıyorsun, bu senin dinin oluyor. Sen oraya kendinden bir şey sokuşturuyorsun çünkü. Bence bu böyle olmalı diyorsun, bence bu böyle olmalı deyince kendinden bir şey sokuşturdun oraya. O zaman normalde bu senin dinin oluyor. İyi. Burada bütün insanların kurtuluşunun, bilhassa Müslümanların kurtuluşunun, Müslümanların bakışının, duyuşunun, görüşünün, yürüyüşünün berraklığı bu Kur’ân ve Sünnet’te. Eğer sen dini olarak bakışını berrak, duyuşunu berrak, kalbi olarak inanışının berrak olmasını istiyorsan Kur’ân ve Sünnet’e uyucaksın. Bu sartılmaz bir şey. bakacaksın. Kur’ân’da yeri var, Sünnet-i Seniyye’de yeri var, harika. Evet ben Hanefiyyim, ben Hanefi iştahadına uymaya gayret ediyorum.
Öbür küşafi olabilir, malik olabilir, hanbeli olabilir, suiti olabilir, o kimsenin fıkihi mezhebi. İmam Züfer olabilir, İmam Muhammed olabilir, İmam Yusuf olabilir. bunlar da sonuçta Hanefi fıkıhçısı ama bir kimse kendince şunu diyebilir, ben İmam Muhammed’in fıkhına uyacağım. İmam-ı Azam’a da değil, talebesi İmam Muhammed. Eyvallâh. Bu da onun kendi görüşüdür, düşüncesidir, yoludur, bunda bir sıkıntı yok. Ama bir kimse kendine berrak bir yol seçecekse o zaman Kur’ân ve Sünnet’e bakacak. Benim bu kendi durduğum nokta, İmam-ı Azam, İmâm Şâfiî, İmam Malik, İmam-ı Hanbeli, İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam Züfer, Kastelani örneğin. Fıkihi olarak bu yol, bu birisinin veya tamamının bu noktada işin içinden çıkamayınca bu fakirin yaptığı o Hanefi’ye bakarım bulamazsam, Malik’e bakarım, bulamazsam Hanbeli’ye bakarım, bulamazsam Şafi’ye bakarım, bulamazsam Serahsî’ye bakarım, ben de Allâh razı olsun bir kardeş hediye etti mevsudu, Türkçesini, oradan bakarım örneğin, İbn-i Âbidîn’den bakarım kendimce. ben bunu bu noktada kendimce ölçü olarak görürüm.
Çünkü normalde din berrak bir şekilde, berrak bir şekilde orada. Ha bu noktada bir kimse kendince de yolunu böylece şey yapmış olur, no, düzeltmiş olur. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bugün din tamam oldu, din olarak sizi İslam’ı seçtim, Âyet-i Kerîme indi. Allâh resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dinde anlatma, tebliğ etme noktasında eksik ve noksan bir şey bırakmadı. Bize lazım olanı komple anlattı ve aktardı. Sahâbeler de ondan duyduklarını yazıya döktüler. Ondan sonra hadîs-i şerîf olarak herkesin elinde yazılı hadîs-i şerîfler vardı, vardı sahâbelerin elinde. Çünkü sahabeden bir kimseye dedi ki ben ezberlektirme zorluk çekiyorum dedi ki sağ elinden kuvvet al, yaz.
Ha bu sonradan çıkan batıcı, emperyalist, İslammış gibi görünen alim müsvetteleri hadîs-i şerifleri inkar ettiler. Sahabelerinin dekillerini inkar ettiler. Örnekliyorum Ebû Hüreyre en büyük yalancı dediler. Bunlar bakışları kirli, kalpleri kirli, görüşleri kirli, kendileri kirli, paslı. Bunların hakikati görmeleri mümkün değil, bunların doğruyu görmeleri de mümkün değil. Bunlar sonra İslam ümmetinin içerisine yetiştirilmiş ajan bunlar. Bakın ajan, ümmet-i Muhammed’in içerisinde sokunmuş ajan bunlar. Hadisleri inkar ediyorsa bir kimse, bilin ki ya Mossad ajanıdır, ya siyahi ajanıdır, ya da Fransa’nın ajanıdır. Bilin ki o ya Mason’dur, ya Sebahatisttir, ya Ermeni dönmesidir, ya Yahudi dönmesidir, ya Rum dönmesidir.
Ama içimizde Müslüman gibi geziyordur. Çok açık ve net söylüyorum. Bakın çok açık ve net söylüyorum. Korkum yok bu konuda. Bir kimse isterse İlahiyat fakültesinin dekanı olsun. İsterse bu kimse Diyanet İşleri Başkanı olsun. Bu isterse bilmem hangi medresenin âlimi olsun. Eğer ki hadîsleri reddediyorsa, bakın hadîsleri reddediyorsa ya Mason bozuntusu beslemesidir, ya İngiltere emanatı beslemesidir, ya siyahi beslemesidir, ya Mossad yosmasıdır, ya da Fransa faişesidir. Ya onun Ermenidir kendini saklıyordur, ya Rum’dur kendini saklıyordur, ya da kendisi Yahudidir, saklıyordur kendini. O böyle bozuntekidir. O bozuntekidir. Bu ister siyasetçi olsun, ister kendini din âlimi, ister şeyh görsün, ister profesör görsün, kendisini ne görürse görsün.
Hadisleri reddeden kimse kâfirdir. Tekrar söylüyorum bunu. Hadisleri reddeden kâfirdir. O resmen gizli servis ajanıdır içimizde. Bir kimse hadîsleri reddediyor mu? Hadislerle alay ediyor mu? Kimisi bir de alay ediyor hadislerle. Bildiğiniz hadislerle alay ediyor. Hadislerle alay ediyorsa o kimse, yemin ediyorum buraya el basaraktan söylüyorum, vallahi de kâfirdir, billahi de kâfirdir. Tevbe etmediği müddetçe o küfür üzerine ölür. Allâh hepsinin de burunlarını sürttürsün. Hepsinin de akıllarını alsın. Hepside delirmiş kendi necasetini yiyerekten bu dünyadan göçürsün. İbret-i âlem için tek gözlerini kör eylesin. Çünkü bunlar kadar, bunlar kadar İslam dünyasına zarar veren başka mahluklar yok. Kâfiri kâfir olarak biliyorsun.
Ona defans yapıyorsun. Ama bu bizdenmiş gibi görünüyor. Bunlar normalde Kur’ân Sünnet dairesindeki bir sufiliye karşılar, Kur’ân Sünnet dairesindeki bir zikir toplantısına bir zikre karşılar. Bunlar zikre karşılar, bunlar zikre düşmanlar, bunlar velilere düşman, evliyâlara düşman, bunlar mezheplere düşman, bunlar İmam-ı Azam’a düşman, İmam-ı Şafiha, İmam-ı Malike, İmâm Ahmed bin Hanbel’e düşman, bunlar ilk tefsircilere düşman, onları kafasız akılsız görüyor.
Osmanlı’yı Zayıflatan Düşünce ve Münkirlerin Mahlûkâta Bakışı — Tarîhî Eleştiri
Bunlar böyle bir mahlukat. Bunlar Osmanlı’yı zayıflayınca Osmanlı’nın içerisine girdiler, yerleştiler. Bunda Osmanlı’nın suçu var. Bunda Osmanlı’nın suçu var. Osmanlı’da batırlaşma hareketini başlatan zihniyette bu suç. Ve sonuçta da zaten Osmanlı’nın dibine de bunlar kibrit suyu döktüler. Bunlar Osmanlı’yı da yıkan içeriden bunlar. Bir ülke, bir aile, bir dergah içeriden yıkılır, dışarıdan yıkılmaz. Küçük bir aile içeriden yıkılır. Dışarıdan yıkılmaz o. İçeridekinlerin saflığından, aptallığından, cahilliğinden, içeridekinlerin kibrinden, içeridekinden hevâ-hevesine uymasından, nefsine uymasından yıkılır. Karı koca çocuk örneğin. Birisi nefsine uyar, birisi nefsine uydu mu, öbürkü de nefsine uydu mu, aile yıkılır.
Dergah içeriden yıkılır, dışarıdan değil. Dedikodu, gıybet bilir, bilmez insanlar konuşur, dergah içeriden yıkılır. Dışarıdan yıkılmaz. Dışarıdan birisi gelip yıkamaz orayı. Zaten birisi gelse dışarıdan, burası sağlamsa defans yapar. Konuşma lan, otur oturduğun yere. Bitti, adam bir daha konuşamaz. Adam benim şeyhimle alakalı konuşacak. Otobüsteyiz. Hayırlı yolculuklar kardeşim. Teşekkür ederim. Sakallı, ne güzel. Ama ondan önce böyle bakıyorum ben şimdi, gözümün önünde. Turistlerle Almanca konuşuyor, İngilizce konuşuyor, turistlerin koluna elliyor, çıplak kollarına böyle dokunuyor onlara. Konuşuyor onlar, konuşuyorlar. Ne konuştuğunu bilmiyorum. İçimden diyorum ki, bir çuva sakalından diyorum, turistlerin her tarafını elledi diyorum.
Sonra geldi benim yanımda oturdu, selamünaleyküm aleyküm selâm, hayırlı yolculuklar canım kardeşim. Allâh razı olsun, nereye gidiyorsun? Nevşehir’e gidiyorum. Bu kadar. Hayırdır? Şeyhim var orada, onu ziyarete gidiyorum. Kim dedi şeyhim? Kupb-ı Hasan oğullarına Abdullah dedim. Abdullah Efendi’ye gidiyorum. Cık. Vah. Ona mı bağlandın dedi? He ona bağlandım, ne oldu dedim? Bu durdu işte. Abdullah Efendi filan böyle. Böyle döndüm ona. Dedim Şeyh Efendi hakkında bir kere bir şey söyleyelim. Bir kere bir şey söyleyelim. Bir kere bir şey söyleyelim. Bir kere bir şey söyleyelim. Dedim Şeyh Efendi hakkında bir kelime daha konuşursan vallada billahada bir kafayla seni burada dağıtırım dedim. Sen önce dedim onun ağzını almazdan önce bütün karıları ellendin lan dedim.
Edebsiz adam dedim. Bir kadına dokunmak ellemek haram değil mi dedim? Bu kaldı şimdi. Kalk lan buradan dedim. Terbiyesiz adam dedim. Bir de benim şeyhimin aleyhine konuşan. Kalk lan buradan dedim ben buna. Bu yavaş şamp kalktı. Bu gitti gözümde görmesin seni. Yakın yerde durma. Git en arkaya otur dedim vallada billahada gelir. Oturduğun yerde kafayı vururum sana dedim. Benim kafam meşhur o zamanlar. Bir daha denemedim artık sonra. Kimi derviş olunca kimseden. Bu gitti en arkaya pustu orada. Hiç kımıldamıyor. Ben ne şeride? İndim orada birisi bağırıyor. Bayındırlı Mustafa Efendi. Gittim hayırdır birader dedim. Baba seni almam için gönderdi dedi. Böyle baktım tamam dedim. Binme arabeye gittik.
Bakın bunlar bir insanın yolda benim kendimce dama taşları. İşaretler. Ben içeri girdim böyle 5-6 kişi böyle oturmuşlar. Şey efenim gel Mustafa Efendi gel evladım dedi. Ben içeri girdim. Şuraya yanıma otur dedi yanına oturdum. Ne oldu yolda dedi. Dedim efendim sakallı bir kimseydi dedim. Bütün turistlerin kollarını dedim. Orasını burasını elledi. Geldi sonra dedim. Geldi insan sevdi mi böyle yiğitçe sevmeli dedi. Özü sözü bir olmalı dedi. Bir insan sevince dedi tam sevmeli dedi. Ben şimdi kendi kendim diyorum nereden çıktı? Gel dedi otur bakayım şuraya yanıma dedi. Ne oldu yolda dedi araba da anlat dedi. Ben olayı anlattım böyle böyle oldu dedim efendim. Ben kendimi suçluyorum neden kafa vurmadım diye.
Şey efendiden özür diliyorum efendim hakkınızı helal edin. Özür dilerim ben ona bir kafa vuramadım. Buna yanıyorum dedim. Allâh beni affetsin. Şey efendi döndü gel bakayım dedi. Annenle öpeyim seni dedi. Yiğit insan böyle olur sevdi mi tam sever dedi. Annımdan öptü. İkinci bir kimse benim annımdan öpemez. Benim iki gözümden öptü. İkinci bir insan benim iki gözümden öpemez. Sevdi mi insan böyle sevmeli dedi. Bir dergah içeriden yıkılır. Dışarıdan değil. Dışarıdaki düşman zaten. İçeriden birisi de ya sorma bu zamanlarda böyle yapmaya başladı. Deme ya ben de fark ettim ya. şey efendi bu ara böyle yapıyor. Onu o esnada o kimse içerideki kimse dur kardeş. Sen tövbe et ağzını yüzünü topla yoksa ben senin ağzını yüzünü toplamasını bilirim.
Bitti muhabbet kesilir. Varsa Allâh’ım götüreyim seni ne söyleyeceksen söyle. Burada dışarıdan laf konuşma dedikodu etme gıybet etme. Hatta daha ağır. Ben derim ya Ebni Mübarek Hazretleri ne demiş. Soyu belli olmayan insanlar laf gezdirirler demiş. Soyu belli olmayan. Onların diyor anneleri babaları belli olsa da onlar soysuzdur onlar laf gezdirirler diyor insanların arkasından. İçeriden yıkılır dışarıdan değil. Şimdi ümmet-i Muhammed’in de içine kattılar bunları. İçinde bunlar ümmet-i Muhammed’e de böyle gevşek Müslümanlara tatlı geliyor. 15 yaşındaki çocuk hatta ister sahi mi kimden öğreniyor onu. Hastalığı bulaştırdılar. Siyasetçisine de bulaştı ilahiyatçasına da bulaştı. Diyanetçisine de dolaştı.
Bulaştı o yüzden öz Kur’ân ve sünnettir. Ehlibeyt’in yoludur ilklerin yoludur. Onların görüşleri de düşünceleri de pırıl pırıl parlaktır. Benim nazarım da lekesizdir Allâh bizi affetsin. Âmîn. Biz Müslümanlar olarak Dârü’l-Harb’de devlete vergi vermezsek hükmü nedir? Gidiyorsunuz Almanya’da yaşıyorsunuz mesela Alman pasaportu var cebinizde. Almanya pasaportunu taşıyorsanız Almanya hükümetin bütün kanun ve maddelerini kabul etmiş sayılıyorsunuz. Gidiyorsunuz bir Alman kimliğiniz var Alman kimliğiniz oldu mu oradaki kanun ve maddeleri kabul ettiniz. Bunları değiştirmek için mücadele edebilirsiniz. Bu ayrı bir mesele. Ama bazı oradaki onu kabul ettiğiniz sonuçta oranın Dârü’l-Harb hukukudur bu.
Siz oradaki o hukuka göre riayet etmek yaşamak zorundasınız. Hanefi’ye göre söylüyorum onu.
Dârü’l-Harb / Dârü’l-İslâm Tartışması ve Modernist İslâm Yorumlamaları
Böyle zaman zaman birileri çıkar Dârü’l-Harb’de şu olmaz bu olmaz. Bu bunlar böyle çok ipe sapak gelmeyen görüşler. Allâh bizi affetsin. Bu akşamki 26. nasihatımız inşâallâh. Zuhru Sûresi âyet 36, 37, 38, 39. E’ûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ve meyyaçu an zikri r-Rahman nugayyub lahu sheydana fe huwa lahu gareen ve inne hum layasuddu nehum ani sabini ve yahsebun enne hum muhdudun hatta idha jana gale ya laytabayni ve baynak ve baynaka buğda l-meshrigayni fe bi’sel gareen ve layyanfa’kumu l-yawmayin ve lemptum enne hum fil-adhabin enne hum fil-adhabin mushtariqun seneqallahu l-rahiim Zuhruf âyet 36, kim Rahman olan Allâh’ı zikretmekten yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz.
Artık o şeytan her zaman onun arkadaşıdır. 37. âyet, şüphesiz ki bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyar. Onlar da kendilerini yüklendirir. Onlar da kendilerini yüklendirir. Onlar da kendilerini yüklendirir. Onlar da kendilerini yüklendirir. Bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyar. Onlar da kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar. Ayet 38, kıyamet günü bize geldiği zaman arkadaşı şeytana keşke seninle benim aramda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü arkadaş mızsın der. Ayet 39, o gün onlara şöyle denecektir. Bugünkü pişmanlık size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmedenler oldunuz. Bu sebeple azapta ortaksınız. şeytanla o kimse azapta ortak. Burada ders konusu asıl zikrullahdan yüz çevirenler.
Tabi normalde bu Âyet-i Kerîme’nin okunuşunda zikir olarak geçiyor. Fark ettiniz fark etmediniz. Özellikle zikir olarak geçiyor bakın zikir. Tabi geçen hep derslerde söylüyorum zikrullâh geniş bir alan. Ama mesela bunun ilk taberi tefsirine baktığımızda bu Âyet-i Kerîme’yi taberi bu Âyet-i Kerîme’yi bakın ibare şu tefsirinde kim Allâh’ı zikretmekten yüz çevirir ve onun gazabı azabından korkmayacak olursa biz ona şeytanı musallat kılarız da şeytan ona devamlı vesvese veren bir arkadaşı olur. Bakın bu ilk tefsirde taberi tefsirinde meşhurdur. tefsirlerin anası babası gibidir taberi tefsiri. Meşhurdur tefsiri taberi normalde ilk tefsirlerden birisi denilebilecek bir tefsirdir. Orada direkt zikrullâh olarak geçer. kim Allâh’ı zikretmekten yüz çevirirse sen Allâh’ı zikretmekten vazgeçersen Allâh’ın zikrine sırtını dönersen, sen Allâh’ı unutursan, sen zikrullâh yapmazsan senin kalbine zikrullâh oturmazsa kalbinde Allâh sevgisi yok ise kalbinde Allâh ile alışveriş yok ise o zaman sen şeytanla dost oldun.
Şeytanın vesvesesi seni yendi. Çünkü zikrullahdan yüz çevireni şeytan onu avucuna alır. Onu avucuna alınca şeytan ona vesvese vermeye başlar. Çünkü o zikrullahı terk etti. Çünkü o zikre sırtını döndü. Zikri unuttu. Hatta daha ilerisini söylersek zikirle alay etmeye başladı. derler ya gidiyorsunuz orada kafanızı sallıyorsunuz alay ediyor. birisi bana öyle dedi. dedi çok kafanızı sallamayın. O atlara yem şey ne deniyor? Yok yem torbası. Yem torbası. Hey be! Hatın sırtına vur ula. Atçı sen söyle en arkadan. Yem torbası mı diyorsunuz onu? Evet öyle bir şey söyledi. kafanızı çok sallıyorsunuz. Oradan torbayı düşüreceğiniz gibisinden. Ben yakasından tuttum onu. Sen ne demek istiyorsun ulan dedim. Sen böyle söylemekle kafir oldun.
Siz de kafirleri tuttunuz yerde öldürün diyor dedim âyet-i kerimede. Bunun rengi mingi gitti. Ulan şerefsiz dedim. Ulan hayseyesiz adam dedim. Ulan sürdü kanı bozuk adam dedim. Bilmeden ne konuşuyorsun? Ben beygir miyim ulan dedim. Edebsiz adam. Bunda tık yok. Sen dedim bunu söylemekle zikrullâh yapanla zikrullahla alay ettin. Kim zikrullahla alay ederse dedim. Zikirden dolayı küfre düşer. Küfre düşünce dedim âyet-i kerîme kafirleri gördüğünüz yerde öldürün der dedim. Bu kaldı. Bu da böyle zikre karşı vahabi takılanlardan. Böyle kaldı bu tek kelime konuşamadı. Defol git ulan karşımdan dedim yıkıl. Şimdi bakın âyet-i kerîme diyor ki. Şeytanı onlara musallat kılarız. Ve şeytan diyor onları doğru yoldan alıkoyarlar.
Ama onlar kendilerini hidayette zannederler. Ayet-i kerime açık. sen zikrullâh’a karşı geldin. Sen zikrullâh’ı terk ettin. Zikrullâh’tan yüz çevirdin. Allâh sana bir tane şeytanım. Sen şeytanı kendine davet ettin. Şeytanla arkadaşlık ediyorsun. Ve şeytan seni yoldan çıkarıyor. Ama sen kendini hala da hidayette zannediyorsun. Oturuyorsun bir mikrofon koyuyorlar önüne. Diyorsun orada bu sufiler dağlara çekilirler. Dağlarda Allâh’a yakınlaşmak için uğraşırlar. Nerede gördün o sufileri de bunu? Nerede gördün o sufileri de bunu? Bu yalanı söylüyorsun. Bu sufiler dağlara çekilirler. Devleti yönetmekten, milleti yönetmekten, siyasetten uzak dururlar. Nerede gördün o sufileri de bu yalanı söylüyorsun?
Nerede o sufiler? Ha sen hristiyanlarla karıştırıyorsun. Müslümanları. Bu da ayrı bir karabet. E Müslümanlar o zamanki hristiyanlar neden dağlara çekildiler? Yahudilerin zulmünden dolayı dağlara çekildiler. Çünkü Yahudiler gördükleri her hristiyanı öldürüyorlardı. Katlediyorlardı, bunlar sapık diyorlardı. O yüzden onlar gittiler dağlara çekildiler. Yerin altında şehirler kurdular. Pakanlardan ve Yahudilerden çektiklerinden dolayı. Şimdi de Müslümanlar zaten Pakanlardan ve Yahudilerden ve Avangalistlerden çekiyor. Şimdi de Müslümanlar zaten bunlardan çekiyor. Siz Yahudi artığısınız, Zikrullâh’a karşı geliyorsunuz. Siz Ermeni artığısınız, Zikrullâh’a karşı geliyorsunuz. Siz Mason’sunuz, Zikrullâh’a karşı geliyorsunuz.
Siz Rum’sunuz, Zikrullâh’a karşı geliyorsunuz. Siz kafirsiniz, Zikrullâh’a karşı geliyorsunuz. Şeytan dostusunuz siz. Başka bir şey değil. Neden? Çünkü Zikrullâh’a karşısınız, düşmansınız. Oturmuşlar Allâh’ı zikrediyorlar. Sen o Zikrullâh’a karşısın, sen kendinde bir bozukluk ara. Akaite olarak bozukluk ara, süt olarak bozukluk ara. Sen bütün her şeyinde bozukluk ara. Neden? Sen çünkü Allâh’ı zikir en büyük iştir. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikrer eder. Ayet-i kerimelerini sen üzerinde tecelli ettirmeye çalışan bir Müslümanla alay ediyorsun, amelle de alay ediyorsun.
Şeytan Arkadaşlığı ve Hakka Karşı Alay — Mü’minin Bilinci Karşısında Sapkınlık
Ve şeytanın arkadaşısın. Sen şeytanla dost oldun. Çünkü bir de kendini hidayette zannediyorsun. En büyük zaten ölüm bu. sen hem Zikrullâh’a karşısın, hem Allâh’ı unutmuşsun, Allâh’ın zikrine sırtını dönmüşsün. Hem zikir yapanlarla alay edeceksin veya düşmanlık yapacaksın. Ama kendini bir de hidayette sayacaksın. Ya Allâh cevaplandırıyor seni. Mustafa Özbağ değil. Cenâb-ı Hak’ın cevabı 2. Âyet-i Kerîme’de geliyor. Onlar ne diyor? Şüphesiz ki bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyar. Onlar da kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar. Adam Halak’ı Zikrullâh’a düşman, zikredene düşman, zikre düşman kendisini ama hidayette sayıyor. Ya oradaki zikirden kasıt o değil. Ne kardeşim? Zikirden kasıt ne?
Zikir, zikir ne? Rahmanı, Rahman olan Allâh’ı anmaktan, zikretmekten, zikretmekten. Yüz çevirirse. Bitti. Daha ne arıyorsun buradan sen? Âyet-i Kerîme açık. Hadi Kur’ân’a uyu. Uyun hadi Allâh’ı zikretmekten kim yüz çevirirse. Buyurun Kur’ân’a uyun kardeşim. Sizi başka bir yere davet etmiyorum. Kur’ân’a davet ediyorum. Ey zikrullâh düşmanları! Ey zikrullahla alay eden hainler! Sizi Kur’ân’a davet ediyorum. Kim Rahman olan Allâh’ı zikretmekten yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan her zaman onun arkadaşıdır. Her zaman onun arkadaşıdır. Bakın her zaman. Gece gündüz. Ne oldu? Kalbini mühürledi çünkü kendi kendine. Ne oldu? O sapıklığı seçti. Çünkü Nisa 115. Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir.
Müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası. Nisa âyet 115. Sen zikrullâh’a yüz çevirdin. Ne yaptın? Şeytanla dost oldun. Arkadaş oldun. Âyet-i Kerîme diyor ki kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra sana doğru yolu göstermişler. Kur’ân var kardeş. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîsleri meydanda. Sen peygambere karşı geliyorsun. Peygamber birçok hadîs-i şerîf var habire. Her gün, her gün ya bir âyet-i kerîme ya da bir hadîs-i şerîf. Sosyal medya denilen o bozuk yolda kullanılırsa insanı bozan, toplumu bozan, doğru yolda kullanılırsa insanı doğru bir noktaya götüren o yerde her gün bakın, her gün kendime mutatma, mutatma. buna inkar ediyor insanlar.
Bilmeden de inkar ediyor. Kardeş bilmeden inkar ediyorsan âyet-i kerîme, bilmeden inkar ediyorsan hadîs-i şerîf. Ama yok. Neden? O fikri bozuk, kalbi bozuk, kanı bozuk, sütü bozuk, damarı bozuk. O kasıtlı çünkü. Buna başka bir kelime bulamıyorum ben. Normal. Cahilse öğrenir. Aa böyle bir âyet-i kerîme varmış ya. Özür dilerim hakkını helal et. Bu âyet-i kerimeyi bilmiyordum. Eyvallâh cahilliğinden söyledin. Ya böyle bir hadîs-i şerîf olduğunu bilmiyordum. Özür dilerim hakkını helal et. Özür dilerim hakkını helal et. Bu âyet-i kerimeyi bilmiyordum. Eyvallâh cahilliğinden söyledin. Ya böyle bir hadîs-i şerîf olduğunu bilmiyordum. Özür dilerim hakkını helal et. Bilmedi cahilliğinden. Bunlar öyle değil.
Bunlar neyin ne olduğunu biliyor. Yetiştirilmiş ajan bunlar. Yetiştirilmiş ajan. Bunlar kapitalistlerin, emperyalistlerin emrinde, güdümünde olanlar. Bunlar normalde başka bir şey değil. Artık hüsnü zanım kalmadı bu konuda. Bu konuda hiç hüsnü zanım kalmadı. Bir kimse zikre ve zikrullâh’a düşman mı? Ona hüsnü zanım kalmadı. Bir tanesi demedi ya özür dilerim böyle bir âyet-i kerîme varmış diye. Yayınla istediğin kadar ne önüne koyarsan koy. Hüsnü zanım kalmadı. Hiçbirisi de kabul etmiyorlar. Ve bunlar Nisa 115. O yüzden normalde bunlar Nisa 115. Bunlar Allâh’a, Resulüne, Peygambere, müminlerin yoluna karşı çıkan insanlar. Ve kendileri karşı çıktıkları için kalpleri mühürlendi. Biz onlara bir takım yoldaşlar kattık da önlerindekini ve arkalarındakini onlara süslü gösterdiler.
Gerek cinlerden gerekse insanlardan kendilerinden önce geçmiş ümmetler içinde aleyhlerine söz hak olmuştur. Doğrusu onlar hüsrana uğrayanlardı. Demek ki önlerine, arkalarına süslü gösteren, onların yaptıkları Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki söz ve davranışları süslü gösteren arkadaşları var. Onlar şeytanlaşmış. Şeytani. Süslü gösteriyor ona. Heva hevesi süslü gösteriyor. Nefsaniyeti süslü gösteriyor. Haramın süslü gösteriyor. Allâh bizi muhafaza eylesin. Ve bu Allâh’ın zikrinden uzak duranlar, en önemlisi de bu. Bugün, bugüne işaret etmiş. Allâh’ın zikrinden uzak duranlar ve Allâh’ın zikrine karşı olanlar kendilerini hidayette görüyorlar. Kendilerini hidayette görüyorlar. En önemli noktası bu. kendisini hidayette gören bir kimseyle mücadele ediyoruz.
En acısı bu. Adam zikrullâh halakasına bidat bu diyor. Kardeş, âyet-i kerîme var. Ayakta zikredin, oturaktan zikredin, yanlarınızın üzerine yatarak zikredin. Bir de namazı kıldıktan hemen sonra. Şimdi orada diyemiyor namaz zikirdir diye. Kardeş namazı kıldıktan hemen sonra diyor âyet-i kerîme’de. Ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. Buradan ne anlayacağız? Onun dediğini anlayacağız. O peygamber ya. O İbn Abbâs’tan daha fazla ya. O İbn Abbâs’tan daha fazla ya. İbn Abbâs şerh ediyor bunu. Diyor ki ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. Bu diyor. Allâh’ı çokça zikredin âyet-i kerimesinin açılımı gibi diyor. O ondan daha fazla biliyor.
Bunlar Hazreti Abbas’tan daha fazla biliyor. İbn Abbâs’tan daha fazla biliyor. Bunlar dört Abdullah’dan daha fazla biliyor. Bunlar böyle çok bilgililer bunlar. Bunlar İmam-ı Azam’dan, İmam-ı Şafi’den, İmam-ı Malik’i’den çok fazla biliyor. Meslep imamları kim ki? Zaten Geylânî, Ahmed er-Rifâî, Ahmet el-Bedev hepsi de müşrik bunlara göre. Küfür ehli. Tabi küfür ehlilerinin başında bunlara göre Muhyiddin İbni Arabi, Hazreti Mevlânâ bunların hepsi de müşrik, kafir. Bunlara göre. Bunlara göre zaten kendilerinin ayrıcısında hepsi de kafir zaten. Çünkü şeytan onların kalbine oturmuş, onları hidayette gösteriyor. Saf âyet 5. Ama onlar yoldan sapınca Allâh da onların kalplerini saptırmıştı. Onlar kendileri yoldan saptılar.
Yoldan sapınca Allâh da onların yollarını saptırdı.
Sapkınlığın Bireysel Mes’ûliyeti — «Kimseye Suç Yok, Kendileri Saptılar»
Kimseye suç yok. Kendileri yoldan saptılar. Rabbim bizi bu sapkınlardan eylemesin. Onlara inananlardan da eylemesin. Ve ahiret günü ne denecek onlara? Ey dünyada Allâh’ı zikretmekten yüz çevirenler! Bugün hepinizin beraberce ateşte olmanız size hiçbir menfaat sağlamayacaktır. Zira herkes ateşten kendisi için ayrılan bölümde yanacaktır. Çünkü siz dünyadayken Allâh’ı zikretmekten uzak durarak kendinize zulmedenlerden oldunuz. Verilecek olan cevap bu. Bu cevap nerede geçiyor? Taberi tefsirinde geçiyor. Bakın size kaynak veriyor. Taberi tefsirinde geçiyor. İmam Taberi bu âyet-i kerimin sonunu böyle tefsir etmiş. İsra 97. Allâh’ın doğru yola sevk ettiği kimse hidayettedir. Kimi de saptırılsa sen Allâh’tan başka onlar için dostlar bulamazsın.
Biz onları kıyamet gününde yüzü koyun körler, dilsizler ve sahırlar olarak toplayacağız. Hazreti Ali Efendimiz’in sözüyle sohbeti sonlandırıyorum. Hazreti Ali Efendimiz der ki, Dünyada Allâh’ı tanımayanı Allâh da ahirette tanımaz. Sen dünyada Allâh’ı zikretmezsen, zikrullahdan yüz çevirirsen, ahirette de Allâh senden yüz çevirir. Rabbim cümlemizi yüz çevirilenlerden eylemesin. Âmin. Ejmeyn.
Kaynakça ve Referanslar
- «Bana Dünyânızdan Üç Şey Sevdirildi» Hadîsi: «hubbibe ileyye min dünyâkümü’s-selâsü: en-nisâü, ve’t-tîbu, ve cuilet kurratu aynî fi’s-salâh» (Bana dünyânızdan üç şey sevdirildi: kadınlar, güzel koku, ve namaz gözümün serinliği kılındı) — Nesâî, İşretu’n-Nisâ 1 (3939); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/128, 285; Hâkim, Müstedrek 2/160, 4/172; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 7/78; Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr 3/371; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr 3/371; «dünyâkümü’s-selâs»in tasavvufî tefsîri — İbn Atâullah, el-Hikem; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; Hz. Peygamber’in zühdü ve dünyâya bakışı — Tirmizî, Zühd 12-13; Buhârî, Rikâk 3-4.
- Hz. Peygamber’in Dünyâya Bakışı — Zühd ve İktisat: «mâ kâne’d-dünyâ ve’l-âhiretü illâ ke-rakbin» (Tirmizî, Zühd 13); «kun fi’d-dünyâ ke-ennek garîbun ev âbiru sebîl» (Buhârî, Rikâk 3); İbn Mâce, Zühd 3 (4112); zühd-i kalbî ve zühd-i bedenî ayrımı — Şâtıbî, el-Muvâfakât; Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’z-zühd; İbn Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn, menzilü’z-zühd; Gazzâlî, İhyâ, Kit-âbü’z-Zühd ve’l-Fakr.
- Münkirlerin Tabiatı Allâh’tan Bağımsız Görmesi ve Tarîhî Tahrîf: Câsiye 45/24; Mü’minûn 23/82; Vâkıa 56/47; modern materyalist felsefenin İslâm’a tesîri — Said Halim Paşa, Buhrân-ı İçtimâî’miz; Said Nursî, Mektûbât 23. Mektûb (tabiat risâlesi); Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; Mehmet Akif Aydın, Türkiye Cumhuriyeti’nde Hukuk Reformu; Osmanlı düşünce hayatının tahrîfi — Tanzimat’tan günümüze — Şerif Mardin, The Genesis of Young Ottoman Thought; Cemil Meriç, Bu Ülke.
- Dârü’l-Harb ve Dârü’l-İslâm Tartışması: Klasik fıkıhta dârü’l-harb-dârü’l-İslâm tasnîfi — Serahsî, Mebsût 10/2-15; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi 7/130-135; İbn Kudâme, el-Muğnî 13/16-30; modernist tartışma (faiz, banka muâmelâtı) — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Mehmet Akif Aydın, İslâm Hukûku ve Modern Hukûk; Müslim ülkelerde fıkhî hudûdun tatbîkı — Vahbe ez-Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletühu 6/418-435.
- Şeytan Arkadaşlığı ve Hakka Karşı Alay: «inne’ş-şeytâne kâne li’l-insâni adüvven mubîn» (İsrâ 17/53; Yûsuf 12/5); «sû’u’l-edeb maa’llâh ve maa’r-Resûl» — İbn Atâullah, el-Hikem; alaycılığın küfre düşürmesi — Tevbe 9/65-66 («senin alay etmen küfre düşürür»); Câsiye 45/9 («âyetlerimizi alay konusu edinen»); Lokman 31/6 (boş sözle alay edenler); Şuarâ 26/3-7; Bakara 2/14-15; sûfîlerde «hak ile dalga geçmek» yasağı — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif.
- Hidâyet Mes’ûliyeti ve Bireysel Sorumluluk: «Lâ tezirû vâziretün vizra uhrâ» (Hiçbir kimse başkasının yükünü taşımaz) — En’âm 6/164; İsrâ 17/15; Fâtır 35/18; Necm 53/38; «kendileri saptılar» — Hz. Peygamber’in mes’ûliyeti yalnız tebliğ — Mâide 5/99; Ra’d 13/40; Şûrâ 42/48; Gâşiye 88/21-22 («Sen yalnız bir öğüt vericisin, üzerlerinde zorlayıcı değilsin»); Said Nursî, Sözler 25. Söz; sufî sosyal mes’ûliyet — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-emr bi’l-ma’rûf; modern bireycilik karşısında ümmetçilik — Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân.
- Mustafa Özbağ Efendi Silsilesi ve Mustafâ Özbağ Efendi’nin Sünnet Uyumlu Tasavvuf Yorumu: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar Efendi → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; sünnet-i seniyyeye bağlı tasavvuf — İmâm Rabbânî, Mektûbât; Şâtıbî, el-İ’tisâm; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Muhabbet, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı