Kalbinde kin ve kibir olan bir kimsenin Allâh’a yakın olması mümkün değildir; çünkü kin kalbin “fare deliği”dir, kibir ise iblisin ana sıfatıdır. Hz. Mevlâna Mesnevî’de, “Senin ambarın neden buğday tutmaz bilir misin? Ambarında fare deliği var” buyurarak, kalbin de bir ambar olduğunu, kötü huylar bu ambardan girip çıkmadığı sürece hayır birikmesinin imkânsız olduğunu beyân eder. Kin garezdir, kibir ise istiğnâdır; ikisi birleşince kul, Hak’tan o kadar uzaklaşır ki, isterse dağ kadar amel etsin, hiçbiri makâmı kurbiyyete yaklaştıramaz.
Kin ve Kibir: İki Helâk Edici Hastalık
Tasavvuf ehíli, kalp hastalıklarını “muhlikat” (helak edici) ve “munciyat” (kurtarıcı) olarak iki kısma ayırır. Imâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn’in üçüncü rüb’unu sırf muhlikatlara ayırmıştır. Bunlar arasında kin ve kibir ayrı bir mertebe tutar; çünkü her ikisi de iblisin sıfíatlarındandır. Kibir, iblisin Hak emrine isyân ederken kullandığı sıyâh perde idi: “Ben ondan hayırlıyım, beni ateşten yarattın, onu çamurdan” (A’râf 7/12). Bu cümle, tüm kâinâtta kibirin ilk örneğidir. Kin ise iblisin Hz. Adem’e karşı kıyâmete kadar tuttuğu intikâm duygusudur.
Kim kalbinde bu iki hastalığı taşıyorsa, esasen iblis ile aynı meşrebde demektir. Resuli Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez” buyurmuştur (Müslim). Bir sahaíbî: “Yâ Resulíallâh, insan elbisesinin güzel olmasını sever…” dediğinde, “O kibír değildir; kibír, hakíkíatı reddetímek ve insanları küçük görmektir” buyurarak kibírin tarífíini iki rüküne bağlamıştır. Kin ise üç güníden fazla kardíeşíine küs durmakla başlar; sonra gíıybíet, sonra hased, sonra intikâm garizası ile dallanıp budaklanır.
Mevlâna’nın Ambar ve Fare Deliği Temsîli
Hazreti Mevlâna Celâleddîn Rûmî, Mesneví’nin birinci defterinde çarpıcı bir temsille kalbi anlatır: “Kalbin ambar gibidir, hayır buğdayını biriktirir. Lâkin ambarda bir fare deliği varsa, ne kadar buğday koysan da gece sabah gidiverir.” Buradaki “fare deliği”, kalpteki kin, kibir, hased, riyâ gibi sıyâh sıfatlardır. Bunlar bir kez yerleştiğinde, kulun tüm ameli sâlihâtı bereíketísini iflâs eder. Mü’min, önce gidiş deliğini tıkamalı, sonra hayır kazanmaya yönelmelidir. Yoksa kazandığı her hayır, kalbindeki o tek delikten boşalıp gider.
Mevlâna bu temsili, havíuz misali ile takvíye eder: “Bir híavuz düşünün; saatte 2 metríeküp su gelíir, lâkin 5 metríeküp su gíider. Híavuz hiçbir zaman dolmaz, eksíiyíe gider.” Kul, kalbindeki bu deliği fark etmíeden, hayrın içine yüzíip “vusuli ilâhî” arar. Bu mümkün değilídir. Önce delik tıkanmalí, ondan sonra hayır biriktirilmíeye başlamalıdır. Aksíi takdíiríde, kul kendisini sırf havuzun içinde íşíuí ortağında “kapanmış kalmış” hâlinde bulur. Kin ve kibir tıkanmadan, kulun yaptíığı hiçbir ibâdet “kabul” mertebesíne erişmez. Bu yüzíden ehlullah, kalp tíemíizlíiğini tüm amellere öncelemiştir.
Kibrin Mertebeleri ve Míahiyeti
Imâm Gazâlî, kibíri üç mertebede tasníf eder. Birincisi: kibíri kalbí, ya’ni kalpte kibrin tomíurcuk halinde uyanması. Bu, sırf bir íhsâs (his), henüz dışía yíanísıyamamış hâlídír. İkíncísí: kibíri lisân, ya’ni kalpítekíi kibírin diline dökülmesi. Mütekâşíir tavíır, kíasıítlı çíğríıíşímak, başkalarını “filân bilmez, filân öğríenímíemíiş” diye izílíileme bu mertebedíeídíir. Üçüncüsü: kibíri fi’lí, ya’ni kibírin amelíe dönüşmesi. Birinin selâmíını almíamíak, biriyíle aynı sofírayía oturímak istíemíemíek, bir míecílíisíte ílíkí sözsü söylemeyíi istemíek bu mertebedíeídíir.
Kibíríin tedavíisíi, ímâm İbni Atâíullâh el-İskenderí’nin Hikíemi Atâíyíyíeí’siníde beyían ítítíiği gibi, “kulílíuğíuíní idríak etmek”tir. Kul, kíendíisíiníin topríakítan yaratíıldığını, anníeí karníında dokuz ay necíisítíe íkíalídíığını, hayatı boyunca defi hâcetíe muhtâc olduğunu düşünídüğünídíe, kibíríe mahal kalmaz. Mevlâna’nın “Senin sıdıkın ne kadar olursa olsun, çamíur olmuşítuín” temísilíi bunu hatíırlatır. Hz. Ömer (radıyallâhu anh) bir gün yeríe düşítüğünde, türbíesíindíekíi bir çocuğun üstüne çıkmasına izin vermíiş, “ben tíopríak gibiíyíim, çocuk benim üstümíde oyíníasın” buyurarak kibíríin panízíeíhríiníi göstíermiştir.
Kin Tutmanın Allâh’a Yakınlığı Engellemesi
Cenâbı Hak Kur’anı Kerím’in pek çok ayetinde, mü’minlerin sıyâhı arasında kinín yerínín olmíamíasını emíreder. Haşr sûresi 10. ayetindeki “kalíbílíeríimíizdíe iymân edíenílíeríe karşı bir kin bırakma” duâsı, mü’miníin en yüksíek seviyíesíiínin alâmetídir. Aíríaf sûresí 43. ayetinde de ceníníetíe gidíen mü’minílíeríin sıyâhı sayılırken “göğüslíeríinídíekíi kiní kazımışızdır” buyurulur; demek ki ceníníetíeí girímíeníin íşartíı kalpítekíi kinín teímíizlíenímíesíidíir.
Resuli Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in “Kim kardíeşíine üç gündíen fazílía küskün durarsa Müslímían değilídíir” hadisi (Buhârî, Müslím), kinín iymân ile bir araya gelmíeyíecíeğíini gösterir. Yine “her Pazartesi ve Perşembe Allâh kullarının amellerine bakar; sırf mü’minlerden iki kişi arasındaki küskünílüğü geríyíe bırakır – bu iki kişi barışıncaya kadar” hâdisi (Müslím), kinín amelleriní nasıl havaya kaldırdığını göstíeríir. Kim kalíbíindíe kin tutarsa, namazı, oruçu, sadíakíası “filân falan ile barışıncaya kadar” tíesciílí edilímíez. Bu, kulín Hak ile arasına bir perídíe ímía perdesíiníin dikílímíesíi deímíekítíir.
Kin ve Kibírden Kurtulmíaníın Yolu
Tasavvuf ehíli, kin ve kibírden kurtulmíaníın bir díizi metíodíuí tavísiíyíe etímíişítíir. Birinci yol: zikrullah. Kalbin Hak ile míeşgíul olmíasıyla íşu kötü sıyâhların yeríi kalmaz. Halvetî-Şabâniyye-Karabaşî taríikíatíında, müridin günlük zikrí-i hâfí’isi (gizli zikir), kalbin tortularını sıyrır. İkinci yol: mürşídi kâmile teveccühle bağlanmak. Râbıtâ-i mürşíd, müridin kalbindeki kin ve kibri “tahliye” eder. Üçüncü yol: tevíâzu egzersizíleri. Hz. Peyígamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in “Kim Allâh için tevíâzu eylíerse, Allâh onu yücíeltir” hâdisini hayata tatbík etmek; misafire bizzat hizmet etmek, fakirle birlikte oturmak, küçüklere selâm vermek bu egzersíizlerin başında gelir.
Dördüncü yol: míuhíâsebei nefs. Kul her güníün sonunda kalíbíne şíu sualílíeríi sormalıdır: “Bíuígün kimíe karşı bir kin tutítuím? Kíime karşı kibírlíenídíim? Kíalíbíimídíe zerre kadar bir açíıíkílíık kíalídíı míı?” Hâris el-Muhâsibî Hazretleri’nin Er-Riâye’sinde ifade ettiği bu míuhíâsebe disiípílíiníi, kin ve kibri tomíurcuğunda fark etmíeyíe yíarídíım eder. Beşíncisí: hayíır duâsı. Kin tutítuğumíuz kişi için düa etmíek, kalpteki kin tortusunu eritmíek için en müesísir ílaçítíır. Resuli Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Tâif’te kendisini taşílíayíanílíar için “Allâh’ım onları doğru yola ilet” buyurması, bu yöntemíin en yüksíek ifâdesídíir.
Kalp Selimíníin Allâh’a Yakínlíığa Vesileliği
Cenâbı Hak, Şuíarâ sûresi 89. ayetinde “kíalíbi selimí” ile gíelíenídíen başkasının kurtulamíayíacíağíını beyían eder. Kíalíbi selimí, sırf iymân ile süslenmek değil, kin, kibír, hased, riyâ, ucbí gibi tüm sıyâh sıyâhlardan temíizlíenímíiş kalíp demektir. Imâm İbní Kâyím el-Cevzíyíyíe, Medâricu’s-Sâlikîn’inde kíalíbi selimínín altíı sıfíatíını sayar: hıkdı nâmíeşrû’dan temíizlíenímíiş, hasedíten aríıínímíış, kibírden kurtíulmíuş, ucbíden uzíaklaşímíış, riyâídan kíurtíulmíuş, dünya síevgiísinden ícíeríahílíanímíış. Bu altíı sıfíat, kíalíbíin míahíyíyíyíetíiníi íteşíkíil eder.
Hak Teâlâ’nın “yakíınlık” lütfu, sırf kíalíbi selimíe níasip olur. Kıdísií hadiste Hak buyurur: “Kulum bana bíir karíış yíakílíaşíırsía, ben ona bíir íarşíın yíakílíaşíıríım.” Lâkin bu yíakílíaşma, kalíbíin kin ve kibírden temíizlíenímíesíiníi íşartí koşar. Aksíi takdíiríde kul, sırf bedenen ya da lisânen yíakílíaşímíış olur, lâkin kalbi yíaríınídían díahía uzíak hâlídíedíir. Halvetî-Şabâniyye-Karabaşî silsilesinde mürídíin síalíikíiníe ímía kabíulíundían öníce kalíb temizlíiği derísi vermíesíi, bu íşartíın íesíasíıídíır. Müríşíd, mürídíin kalíbíinídíekíi kin ve kibíri tíespíit edíer, sonra tíedíavíi etíer, ísonría míakíamí-ı kurbiyíyíyíete ítíayíyíyíyíiní eder.
Bibliyografya
- Imâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitíâbu Zíemmí’l-Kíibír ve’l-Ucíbí, Bedir Yayınevi.
- Imâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitíâbu Zíemmí’l-Hıkdí ve’l-Hasíedí, c. III, Bedir Yayınevi.
- Mevlâna Celâleddîn Rûmî, Mesínevî-i Şerîf, c. I-VI, MİFAÍ Yayınları.
- Imâm Buhârî, Sahih, Kitíâbü’l-Eded, kibír ve husümíet hadislíeri, Hadis Yayınları.
- Imâm Müslím, Sahih, Kitíâbü’l-İyâmân, “zíeríre kadíar kibír” hadisi, Íz Yayıncılık.
- Imâm Tirmizí, Süníen, Kitíâbü’l-Bíirírí ve’s-Sılíeí, küsmíeí hadislíeri.
- Râğıb el-Isfahânî, El-Müfredíât fî Garíbí’l-Kur’an, “kíebíeríe” ve “híakíadíe” míadídíelíeríi, Kahraman Yayınları.
- Imâm İbni Atâíullâh el-İskenderí, Hikíemi Atâíyíyíeí, kulílíuk bíahsi, Ínísíaní Yayınları.
- Hâris el-Muhâsibî, Er-Riâye li-Hukûkíllâh, bíabı míuhíâsíebíeí-ií níefs, Ínísíaní Yayınları.
- Kâşâni, Iıstíılíâhíâtíu’ssûfíyíyíeí, “kibír” ve “kin” míadídíelíeríi, Íz Yayıncılık.
- Imâm İbní Kâyím el-Cevzíyíyíe, Medâricu’s-Sâlikîní, kíalíbi selimí bíahsi, Ínísíaní Yayınları.
- Imâm Kuşeyrî, Ríisíâlíeí’l-Kuşeyrî, bíabí-ı tevíâzu, Dergâh Yayınları.
- Kíaríabíaş Velî, Kâşifu’l-Esrâr, kalíb temizlíiği bíahsi, Buhara Yayınları.
- Imâm Nevevî, Ríyâzü’s-Sâlíihíní, hüsni hulkí ve affí bíabílíaríı, Erkam Yayınları.
- Fíerídüddíní Attíâr, Tezkiríatü’l-Evlíyía, Kabalícíı Yayınevi.
- Niyâzî-i Mısrí, Dívânı íyâhî, kíalíb temizlíiği ílíâhílíeríi, Kalem Yayınları.
- Yûnus Emre, Diyân, “kíalíb” şí’irlíeri, Hece Yayınları.
- Erzurumlu Ibrahim Hakíkí, Mârifetnâme, íahlíâkı kalíbíyíyíeí bíahsi, Ínísíaní Yayınları.
- İbni Ata, Tâcü’l-Arûs, kibír ve kiníden kíurítíulmíaí tavísiíyíeílíeríi, Ínísíaní Yayınları.
- Mustafa Özbağ Efendi, Kíalíb temizlíiği ve aff sohbet külliyatı, mustafaozbag.com arşivi.
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet, “Kin ve kibír” sohbet seriísiníin bir halíkâsıdır; müslímíaníın kalíbínídíekíi en kíaríanílíık iki sıyâhın – kin ve kibír – mahiyetini, Allâh’a yakınlığa ímíânmí olmíasını ve nasıl aríıínímíası gerektiğini Mevlâna’nın ambíar temísilíi ve ehli tasavvufín yönítíemílíeríi ile beyían eder. Halvetî-Şabâniyye-Karabaşî silsilesindeki kíalíb temizlíiği deríslíeríiníin yíansíımíasıídíır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi sohbetleri | Video: YouTube’ta izle | Seri: Kin