Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #12 — Mesnevî 2056: Velinin Sıcak-Soğuk Edebi ve İbrâhîm Aleyhisselâm Mancınık Kıssası

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #12 — Mesnevî 2056: Velinin Sıcak-Soğuk Edebi ve…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 2056. Beyit Girişi — «Sıcak da Söylese, Soğuk da Söylese, Hoş Gör»: Velinin Sözü Doğruluğun, Yakīnin ve Kulluğun Sermâyesidir

2056’dan devam edeceğiz. Geçen hafta velilerin sözlerinden yumuşak olsun, sert olsun. Vücudunu örtme. Çünkü o sözler dinin zahiridir. Kısmını okumuştuk. Devam ediyoruz. Sıcak da söylese, soğuk da söylese, hoş gör ki sıcaktan, soğuktan ve cehennem azabından kurtulasın. Onun sıcağı hayatın ilk baharıdır. Doğruluğun, yakinin ve kulluğun sermayesidir. O veliler, o mürşidi kamiller, sıcak da söylese, soğuk da söylese, hoş gör. senin nefsinin hoşuna gitmeyebilir, sana sert konuşabilir, veyahut da sana soğuk davranabilir, veyahut da söyledikleri sana soğuk gelebilir. Onlar da kendilerince kendi halet-i ruhiyelerini yaşarlar ve senin halet-i ruhiyene uygun bir tavır sergilerler. Kâh sana sıcak davranır, kâh sana soğuk davranır.

Seni terbiye etme maksadıyla bu. Kâh sana sert konuşur, kâh sana yumuşak konuşur. Bu senin nefsinle alakalıdır. bunu kalkıp da sen, vay şeyh efendi şimdi sert konuştu, yok eskisi gibi değil, şimdi soğuk davranıyor. Yok şu şöyle, soğuk şöyle deyip de kendi kendine heva ve hevesini ayağa kaldırma. Kendi kendini triplere dağıtma. Sen kendince hatayı kendi nefsinde gör ve tövbe et. Ve hatanın kusurunu gör, hatanın kusurunu bu şekilde örtmeye çalışma. Meydana çıkarıp onunla yüzleşmeye çalış. Çünkü insan nefsi kendi hatasını kusurunu insana göstermez.


Sûfînin Nefs Muhâsebesi — Başkasının Hatâsıyla Değil; İsâ Aleyhisselâm «İlk Taşı Atsın» Kıssası ve Şeytanın Aldatması

Hele bu zamanda Müslümanlar öyle bir hale geldi ki, Müslümanlar kendi hatasını kusurunu görmez hale geldi. Herkes birbirini takip ediyor, birbirinin hatasını kusurunu takip ediyor. Birbirinin Müslümanlığını takip ediyor, birbirinin dervişliğini takip ediyor, birbirinin halini, ahvalini takip ediyor. Dönüp de kendi nefsine bakan çok az. öyle bir tırnak içerisinde, öyle bir hale geldik ki, biz artık bizim dışımızdaki Müslümanların, dervişlerin, bizi ilgilendirmeyen kimselerin hal, tavır, hareket, onun dine bakışı, onun dini yaşantısı, bunlarla ilgileniyoruz biz. Bu en büyük yanlışlıklardan birisi bu. Sufi, kendi nefsiyle uğraşacağına, kendi nefsini terbiye etmek için çaba göstereceğine, başkalarının eksik ve noksanlıklarıyla uğraşıyor.

Bir başkasının eksik ve noksanlığıyla uğraşan bir kimse, kendi nefsinin eksik ve noksanlıklarını tespit edip, onları terbiye etmesi mümkün değildir. Şeytan insanı buradan aldatır. Bir başkasının eksik ve noksanlıklarını senin önünde dağ gibi büyütür onları. Vay derviş adam böyle yapar mı? der. Oysa sen evde eşine küfür ediyorsundur, çocuklarına kötü davranıyorsundur. Sen etrafında, aile içerisinde de kötü davranıyorsundur. Bunu görmez senin nefsin. Veya sabah namazına kalktın mı? Buna bakmaz, bir başkasının namaz kılıp kılmadığına bakar. Günlük girdini çekmediğini görmez, başkasının girdini çekip çekmediğini bakmaya çalışır. Hatta öyle dervişler vardır ki, bir başkasının kendince râbıta edip, onun eksiğini, gedini araştırmaya çalışır.

Ya otur oturduğun yere kendine râbıta et, kendi eksiğinin noksanını görsene. Kimin eksiği noksanı bitmiş? Kimin bitmiş ki senin bitecek? Kim hata yapmamış ki sen yapmamış olacaksın? Kim yanlış işlememiş ki sen yanlış işlememiş olacaksın? Kim haram işlememiş de sen işlememiş olacaksın? bu dönemde değil, Adem’den itibaren hiç haram işlemeyen, peygamberlerin haricinde insan mı var? bir kadın recmedilecekmiş ya, çıkarmışlar İsa Aleyhisselâm demiş ya, ilk taşıyı hiç günah işlemeyen atsın demiş. Kimse demiş günah işlemeyen taşı o atsın demiş. sen günahsız mısın, sen hatasız mısın, sen yanlışsız mısın ki başkasının hatasıyla, kusuruyla, yanlışıyla ilgileniyorsun? Bu ne yazık ki İslam dünyasının içerisinde yerleşti şimdi.

Sen kendi cemaatinin eksikliğinin noksanına bak, onu düzeltmeye çalış. Sen bir başkasının cemaatıyla, cemiyetiyle, tarikatıyla ne uğraşıyorsun? Ölçüyü konuş. Kur’ân’ın sünneti konuş, nasihat et. Ama ve lakin sana da bir ölçü konuşulursa sen de onu kabul et. O yüzden senin üstadın, senin mürşidin sana bir nasihatte bulunuyorsa sen ona kendini kapatma. Sen onu can kulayla dinle, uygula. Dinle, uygula. Can kulayla dinle ve uygula.


Şeyh Efendi’den «Kulak Verin, Omuz Vermeyin» — 750 Yıllık Mesnevî Nasîhati ve Sahte Halîfelik-İcâzet Talepleri

Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin öyle derdi. Kulak verin, omuz vermeyin derdi. Kulak verin, omuz vermeyin derdi. kulakla omuzun arası mesafe kısa ya, omuz verme dedi, gaflete düşme. Sen iyi dinle. O yüzden ama sıcak söyledi, ama soğuk söyledi. Ama sana tavırlı konuştu, ama tavırsız konuştu. Bakın bu mesnevi yazılalı 740-750 yıl olmuş. 750 yıl olmuş. şimdi soğuk konuşmayı bırak. böyle bir selama geç alsan, aleyküm selâm desen o selamımız dalınmıyor. Tak yazıyor. En sonunda kapatacağız, telegramı geçeceğiz. Ne soğuk davranması, bir ne soğuk davransan dervişliği bırakıp gider. O rüyayı yazmış ya hemen anında hiçbir işin gücü yok senin. Anında cevap vereceksin onu. Altına bir daha yarım saat geçmiş, rüyayı yazmıştım diyor.

Bir rüyayı on sefer atıyor, beş sefer atıyor. Gör rüyayı. Senin başka işin gücün yok çünkü, onun emrine amadesin. Nereye soğuk konuşacaksın, nereye sıcak konuşacaksın? Bazen inceden dokunuyoruz ya, o uçuyor adam. Şeyhlik bekliyor. Halifelik bekliyor. İçeriden dışardan. Yazmış adam geçen gün Almanya’dan. Şeyh Efendi gelcem ama şeyhlik önce oradan başlamış. Ama şeyhlik icazeti ama halifelik icazeti ama dervişlik icazeti icazet almaya gelecek. Ben de yazdım ondan sonra dedim bizde bu icazetler öyle kolay değil. Önce dedim rüyamda görmem lazım seni kaldı. gelse burada MRE’ye anlatsam ona. Desem ki MRE’ye geçtin mi? O diyecek ki geçtim iyi kaç başçı canavarı kestin öldürdün. Anlat diyeceğim nasıl yaptın?

MRE geçişinin elindeki delil ne? Kalacak. Dervişlik böyle ucuz zannediyor herkes. Ele geleni yersin dile geleni dersin böyle dervişlik dursun demiş koca Yunus. E şimdi mürşid-i kâmil soğuk konuşsa, dert sıcak konuşsa der. Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin öyle diyordu. Oğlum öte git desek dervişliği bitecek diyordu. Zikrullahı da terk eder bunlar diyordu. Öte git de diyemiyoruz diyordu. Allâh bizi affetsin.


Hayâtın İniş-Çıkışları, Sahte Dostlar ve Düşüşte Olgunlaşma — «Eşin de Çocuğun da İkinci Sınıf Vatandaş Muâmelesi»

Onun sıcağı hayatın ilkbaharıdır. normalde onun sıcağı hayatın ilkbaharıdır. Sana böyle çok zormuş gibi gelebilir sıkıntılıymış gibi gelebilir. O sufilik yolu kolay değildir. Ama her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Ayeti kerimiydi unutmayalım. İnşirah suresi âyet 6. Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. O yüzden bu zorlukları aşma yoludur. Nefisle mücadele etme yoludur. Ve o zorluğun yanında muhakkak kolaylık da vardır. Ve hayat da bundan ibarettir. Kah soğukla karşılaşacaksınız. Kah sıcakla. Kah iniş yaşayacaksınız. Kah çıkış yaşayacaksınız. Kah düzü göreceksiniz. Düzde koşacaksınız. Aldanacaksınız. Bir çukura basacak ayağınız. Düz diyeceksiniz. Aldanıp yine bodozlama gideceksiniz.

Kah yokuş çıkacaksınız. Hayatın zorlukları sizin önünüze gelecek. Siz böyle nefes nefese kalacaksınız. Kah yokuş aşağı ineceksiniz. Diceğiniz ki yahu bir kolaylık oldu. Dervişlikle hayat da böyle bir şeydir. Dervişlikle hayat dışarıdan böyle farklı bir şey değildir. İnsan hayatı da böyledir. Kah zorluk yaşar insanın hayatının bir döneminde. Kah kolaylık yaşar. Kah zorluk yaşadığı zamanda etrafındaki sahte eşler, dostlar, çocuklar kaybolur. Senin paranına düşkün, senin makamına düşkün, senin mevkiine bakan kimseler bir zorluğa düşünce sen terk ederler seni. Ciddi ciddi terk ederler. Sadece senin etrafında gerçek dostların kalır. Bunun insanın eşi de çocukları da dahildir bunun içine. Herkes için geçerlidir bu.

Kah böyle güllük gülistanlıktır ortalık herkes sana dosttur. Hiç sıkıntı yok. Sen merhaba desen binlerce merhaba sesi gelir. Düşünce gör derler ya aynı öyle şeydir, öyledir. Yolda da, dervişlikte de öyledir. Senin böyle şaşallı günlerin olur herkes senin dostundur, herkesin abisinsindir sen. O şaşallı günleri yaşarsın. Veya halin vaktin yerindedir üç beş kişiye üç beş kuruş bir şeyler yapıyorsundur herkes alkışlar seni. Sen düşmeye gör, düşünce gerçek dostların kalır etrafında. Düşünce eşin hakikisi kalır, düşünce çocuğun hakikisi kalır yanında. Düşünce senin gerçek kardeşin kalır yanında. Öyle kandan anne baba bir kardeşi kastetmiyorum bunda. Onlarda da olur gider o da kalmaz. Bakın o da kalmaz.

İnsan düşmeye görsün çünkü. Ve düşmeden olgunlaşmaz bir kimse. Düşmeden kemal ermez bir kimse. Tasavvufi olarak düşmeden kemal ermez bir kimse. O düşüşü yaşayacak. İnsanlar ona kötü gözle bakacak, kötü nazarda yapacak, küçümsüyecek, horlucak insanlar onu. İkinci sınıf vatandaş gibi muamelesi görecek. Hatta öyle ki o kimse evinde bile ikinci sınıf vatandaş muamelesi görür. Beyin gerisine eşinin de yerleşir. O ikinci sınıf vatandaştır, kafası çalışmıyordur. Geri zekalıdır, anlamıyordur, bilmiyordur. Bu adamla neden evlendik ki o? Başka adam mı yoktu evlenmek için? Bu adam böyle miymiş demek ki? Bunları yaşamayan bir kimse kemal ermez. Yaşayacak, sabredecek, bekleyecek. Çünkü o zorluğun yanında kolaylığının da olduğuna iman edecek.

O zoru yaşıyorsun ya ona iman edecek. Diyecek ki bunun kolaylığı da var. Ona iman edecek, bu karanlık gecenin sabahı var. Ona iman edecek, ona iman edecek. Bu darlığın genişliği var. Bu sıkıntının felahı, felahı erileceği zamanı var. Ona iman edecek ve içinden yazacak onu. Aptal olmayacak. Kim sıkıntılı zamanında onu terk etti. Yazacak onu tek tek, unutmayacak onu. Kim sıkıntılı zamanında ona ne dedi? Yazacak onu. Bu yol aptallığı kaldırmaz. İnsanlık aptallığı kaldırmaz. Sen onu yazmasını bileceksin. Neden? Çünkü mümin odur ki aynı delikten bir daha ısırılmaz. Sen onu tanıyacaksın, bileceksin. Ona göre muamele de bulunacaksın. Ona atmayacaksın, itmeyeceksin. Ama diyeceksin ki bu bir düdükte beni bırakır gider.

Bunu biliyorum diyeceksin. Bu diyeceksin bir sıkıntıda bu terk eder gider. Bunu biliyorum diyeceksin. Bu benim eşim bir sıkıntıda bana bunu söyler mi? Söyler diyeceksin. Bunu tespit edeceksin. Hayat dersidir bunlar. Hayat dersi. O yüzden Hazret-iPir diyor ki Soğuk da gelse sana, sıcak da gelse ve bütün kâinât senin mürşidindir. Yaşadığın olaylar senin mürşidindir. Yaşadığın hadiseler senin mürşidindir. Yağın yağmur senin mürşidindir. Esen rüzgar senin mürşidindir. Denizin kenarında vuran dalga şak şak senin mürşidindir. Düşen yaprak senin mürşidindir. Her şey senin mürşidindir. Çünkü her şey sana bir şey öğretmek için tecelli eder. Gerçek mürşid çünkü Allâh’tır Celle Celaluhu. Mürşidinin üstündeki mürşid Hazret-iMuhammed Mustafa.

Onun üstündeki mürşid de Hazret-iAllâh’tır. Ve doğanın bütün olayları, tabiatın bütün kanunları sana bir şey öğretir. O yüzden seni satan kimseye de bak, onu da hor görme. De ki bu da bununla görevlendirilmiş. Beni bir daha satar mı? Satar. Çünkü o satmakla görevli insanların arasında.


İbrâhîm Aleyhisselâm Mancınık Kıssası — Nemrut’un Ateşi, Cebrâîl’in İmtihânı ve İpini Kesen Komşunun Mısır’a Gelmesi

Ne yaptı İbrahim aleyhisselâm? Mısır’a göçtü. Nereden? Urfa’dan. Mısır’a göçtükten sonra Cenâb-ı Hak ona yine eş verdi, evlat verdi. Ona yeniden mal verdi, mülk verdi. Sayısız hayvanlar verdi. Sayısız. O Cebrail aleyhisselâm geldi ya imtihan etmez. Bir sefer Allâh dersem bütün malı mülkü veririm. Bir sefer Allâh dersem bütün malı mülkü veririm. İkinci seferde şu kadar veririm, üçüncü seferde ben sana köle olurum. Deyince evet dedi bu senin dostunmuş ya Rabbi dedi. Cebrail aleyhisselâm. Bunların hepsini de Mısır’da buldu İbrahim aleyhisselâm. Urfa’da değil. Ne yaptı? Mancılığının kesen kimse geldi bir gün kapıya. Bu kıssa çok uğraşır. Bu kıssa benim çok hoşuma gider. Sebebi de şudur. Benim ipimi kesen bir gün benim önüme gelir çünkü.

Hayatım boyunca bunu yaşamışımdır. Geldi kapıya İbrahim aleyhisselâm ona hizmet etti. Yedi gün sonra kapıya geldi. Geldi kapıya İbrahim aleyhisselâm ona hizmet etti. Yedirdi içirdi. Kıyafetlerini aldı dikti yıkadı. Yeni kıyafet verdi kendisine. Bir gün iki gün üç gün dayanamadı. İbrahim beni tanıdın mı dedi evet dedi. Ben kimim dedi. Urfa da benim kapı karşı komşumdun dedi. Mancılığımı kesen demedi. İpimi kesensin demedi terbiyeye bak. Dedi ki kapı karşı komşumdun. E dedi ki ben senin ipini kestim ya dedi. Çünkü Nemrut ateşi yaktırdı mancınığı hazırlattı. Aylarca çevrede ne kadar odun yanacak ne varsa topladılar. Kocaman bir çukur yaptılar. Dağ gibi odunları ondan sonra çer çöp ne varsa topladılar.

Mancılığı da hazırladılar. Nemrut bütün hepsini de topladı oraya herkesi. Herkesi topladı oraya. Dedi ki seyredin İbrahim’i nasıl ateşe atıyorum. İlahlık taslayacak ya. O bölgelerin insanları bakın ilk kan Irak’ta. Kerbela tarafında döküldü. Hz. Adem’in oğlu. Böyle o bölgede hep böyle peygamberler yaşamış ya. O peygamberlerin arkasında duranlar olmuş durmayanlar olmuş. O bölge insanlığın başlangıç tarihi ya. Başladığı yer. Hep kargaşa yaşamışlar. Ve bütün nereye bir kimse büyük imparatorluk kurarsa kursun. Eğer Orta Doğu’ya hakim olmadıysa bütün herkesin imparatorluğu yıkılmış. Enteresan bir şeydir. Anadolu’ya ve Orta Doğu’ya hakim olan kim ise dünyanın imparatoru odur. Kenara yazın. İbrahim aleyhisselâm demiş kapı kovar şu komşumdun.

Demiş ey İbrahim senin demiş ipini ben kestim ya. Böyle bakmış. Allâh izin vermese de sen onu da yapamazdın demiş. Allâh izin verdi de yaptın. İbrahim ahlaklı olmak. İpini kesene ipini kesti gibi görmeyeceksin. Ama yazacaksın. İbrahim unutmadı onu. Ne yaptığını biliyor.


Velinin Sıcağı Kulluğun Sermâyesidir — Şeyh Efendi’nin Soğuk Davranışı, Lanetleşmeye Hâzır Derviş Edebi ve Gıybet

O yüzden bir velinin sıcağı ilkbahardır. O doğruluğun, yakınlığın, kulluğun sermayesidir. O sana doğruluğu öğretir. O sana kulluğu öğretir. O sana iyiliği öğretir. O yüzden o iyiliği ve doğruyu öğrettiği için ona sabret, itaat et. Hep böyle el bebek gül bebek olmaz derviştik. Öğretecek ya sana. Kâh sert davranacak, kâh yumuşak davranacak. Kâh soğuk davranacak, kâh sıcak davranacak. Senin konumuna, durumuna göre davranacak. Eğitim onu gerektiriyor çünkü. Normalde hoşumuza gitmeyen dünya üzerinde çok şeyler, hayatın içerisinde çok şeyler olabilir. Neler yaşanır neler. Ama ne yapacaksın? Sen ona sabretteceksin ve sen o eğitimi tamamlamaya gayret edeceksin. Ben bazen derim ya, 18 yıl Şeyh Efendi’nin bir zati yanında kaldık.

Hep el bebek gül bebek değildi. Değildi. Soğuk davrandığı zamanlar da oldu. Konuşmadığı zamanlar da oldu. Dedim efendim ne oldu? Yok bir şey. Var bir şey efendim dedim. Yalnızız ama. Var bir şey efendim dedim. Yok diyorum ya dedi. Allâh’ım dedim ya Rabbi Allâh’ım. Sonra yaklaştım biraz daha. Efendim ne olduğunu bileyim dedim. Sonra söyledi böyle telefon aç der böyle böyle dedi. Bir şey söyleyebilir mi dedim. Tabii dedim. Efendim yüzleşmeye hazırım dedim. Lanetleşmeye de hazırım. Her türlü bir şeyin olmadığına dair. İstiyorsanız dedim. Hemen Bursa’ya telefon açayım. Alıp getirsinler hepsini birden. Yolda yürüyoruz. Durdum böyle baktı bana. Oğlum ben o kadar dedim dedi. Mustafa Efendi böyle bir şey yapmaz dedim dedi.

Efendim dedim. Yapmadım hata her türlü lanetleşmeye de hazırım. Her türlü yüzleşmeye de hazırım. Allâh Allâh dedi. Bunu konuşacak derviş. Bir sıkıntı yok. Yalnız kaldın. Efendim var mı bir şey diyecek. Söyleyecek. Öyle bir tavırla karşı karşıyasın. Tavrı normalde anlatmazsan söylemezsen sanki sen o suçu işlemişsin gibi olur. Söyledim. Dedim böyle böyle. Allâh Allâh bu insanlar ne dedikodu yapıyorlar böyle dedi. Ben sustum. Tuttu elimden el ele yürüyoruz. O dem işte. Mustafa Efendi oğlum dedi. İnsanlar dedikodu eder. Gıybet eder. Şu ne eder. Bu ne eder. Tamam iyi eder. Ediyorlar. Meramını anlatacak. O soğuksa diyecek ya efendim ne oldu. Ya onun sıcağı sana cehennem ateşi gibi gelmesin. Söyle ne oldu de.

Soğuk sıcak bir değişiklik var sonuçta. Bir tane sor. Ondan sonra git üstadına da sor. Ne oldu de. Bunda bir sıkıntı yok. Hoş benim Allâh affetsin soğuğumu sıcağımı anlayamaz genelde dervişte. Evet. Ben işten yanmalı motor gibiyimdir. Ben birine buz gibi soğururum hiç fark etmez o. Hatta etrafına der ki o kadar yakınız ki de. İyi tiyatrocuyumdur. Saklamıyor kendimi. Ona demişimdir ama bak şunu yapma. Yapmıştır yapma yapmıştır tamam. Üç seferdir hakkı. Bittiririm ben onu kendi kafamda. Ona bir daha bir söylemem. Bunları hep açık açık söylüyorum zaten. O yüzden bir kimse sıcağı da soğuk sıcak bir değişiklik var. Bir kimse sıcağı da soğuk da yaşasa üstadının dizinin dibinden ayrılmayacak. Soğuk da sıcak da yaşasa bu benim kendi ölçüm.

Üstadının sözüne bakacak. Dervişin yanıldığı yer orasıdır. Üstadının sözüne bakmaz. Bir yerde program olacak. Orada program olurken şunu şöyle yapın bunu böyle yapın. Böyle bakıyorum birkaç kişi böyle ben böyle şöyle yapın diyor mu koşuyor. Zakirine söylüyor. Abisine söylüyor yani. Bir daha bir şey söyledim. Abine mi soracaksın dedim. Böyle baktı. Senin abini de bu dergahtan söker atarım seni de atarım dedi. Kaldı şimdi. Anlamadın herhalde dedim. Senin abini de bu dergahtan söker atarım seni de atarım dedi. Sonra söylüyor bize böyle talimat vermişti diyor. Bir üstad.


Şirk-i Hafî ve Dergâhda Tek Üstâd — Pîr Efendiler 7 Tane, 8.si Sana Söylüyorsa Hangisi İşâret Verirse Yürü; Harun ve Yâsîn Hâtırası

Harun’a dedim ki Harun Hamud’a kalkarak da Yasin-i Şerif okuyacağım dedim değil mi. Harun’a dedi ki Harun’a baktın mı. Harun’a baktın mı. Harun’a baktın mı. Harun’a baktın mı. Harun’a baktın mı. Harun’a baktın mı dedim değil mi. Harun kalktı Nuri’ye içinden dedi ki ben bir Nuri abiye bunu danışayım. Harun şaşır. Harun’un istikameti bozulmuş. Harun’un dervişliği de bozulmuş. Birine bir şey söyledin. Zahkir ablası var ya bir ona danışacak. Birine bir şey söyledin. Zahkir abisi var ya ona danışacak. İstikameti şaşırmış onun. Şaşır. Üstadın söylediği senin nefsine ağır gelebilir. Sen onu gidip başkasına söylemeyeceksin. Onu gidip de şey… Sen Zahkir’ine onu danışmayacaksın. Sana çok ağır bir şey de söyleyebilir.

Sen onu gidip başkasına danışmayacaksın. Sen onu gidip Zahkir’ine de danışmayacaksın. Sen ona itaat edeceksin. Soğuğu da yaşayacaksın, sıcağı da yaşayacaksın. İnişi de yaşayacaksın, yokuşu da yaşayacaksın. Senin gözünde şirk olmayacak. Şirk olmayacak. Şirk olmayacak. Şirk ne? İkilik. Bir dergahda üstad bir tanedir, iki değildir. Biz peygamber olarak Hz. Muhammed Mustafa’nın peygamberliğine iman ettik. Diğer peygamberlerin peygamberliklerine de iman ettik. Ama biz Muhammed Mustafa’ya uymak zorundayız. İsa’ya değil. Musa a.s.a değil, İsa a.s.a değil, İbrahim a.s.a değil. Biz Muhammed Mustafa’nın ümmetiyiz. Allâh affetsin. Öyle bir zirve yaşayın ki bunu isterim. Diğer peygamberler size bir şey söylediğinde gözünüz Muhammed Mustafa’da olsun.

O size işaret ederse yapın onu. O işaret etmezse ben Muhammed ümmetiyim, benim peygamberim duruyor orada değil. Bu işin zirvesidir. Bakın bu işin manevi zirvesidir. Pir efendiler toplanmış. Senin pirin kim? Örneğin Geylânî Hazretleri, örneğin Rifâî Hazretleri, örneğin Hazret-i Mevlânâ. Örneğin 7 tane pirin, 7’si de senin pirin. 8.si sana bir şey söylüyor. Sen o 7 tanenin içinden bir işaret bekle. O 7 tanenin içinden bir tanesi seni sahiplenmiştir zaten. Senin manen pirin odur. Kim Geylânî Hazretleri? Sen onun gözünün içine bak. O işaret verirse yürü. O işaret vermezse yürüme. Aldanırsın. Dergan bir tane üstad olur, ikincisi olmaz. Habisi olur, zakir olur, nakib olur, nüggabbası olur, halifesi olur.

Sen üstadına bak. Ahmet’in Mehmet’in sözüne değil. O yüzden bu insanda şaşılık yapar. Rabbim korusun.


Üstâda Zâkir-Abi Yerine İtâat — «Bizden İzin Almadan Şeyh Efendi’yi Aramayın»: Bursa-İzmir Karşılaştırması

Bir kimse, bunu neden anlattım? Üstadı ona soğuk davranır. Üstadı ona yokuş gelir. Nefis onu zakirin yanına gönderir. Nefis onu ahabinin yanına götürür. Nefis onu eks kimsenin yanına götürür. O ne derse o der. A a. Neden? Üstad ona çünkü soğuk davrandı ya. Üstad onu eleştirdi ve hatta üstad ona bir söz söyledi. E o zaman ne yapalım? İsmail ağabey bize daha sıcak gelsin. Biz İsmail ağabeyin yanına dolaşalım, İsmail ağabey ne derse ona bakalım. Koşturalım İsmail ağabeyin peşinde. Pervane dönelim. Aman İsmail ağabey, yan yattı, çamura battı. Aman İsmail ağabey, yanıyor İsmail ağabey. İsmail ağabey önemli onun için. Şeyhin? O sana çünkü soğuk değil mi? O sana uzak çünkü. Veyahut o sana bir tavır koydu.

Şey söyledi. Ah İsmail’in doşuna gitti. Önce bana bakacaksınız. Önce benden geçtiniz. Bunlar dervişliğimizde yaşadığımız şeyler. Bunlardan örnekliyorum size. Bizden izin almadan Şeyh Efendi’yi aramayın. Bizden izin almadan üstada gitmeyin. Dervişliğimizde yaşadığımız şeyler bunlar bizim. Allâh Allâh. Neden? Şeyh Efendi rahatsız olmasın. Siz rahatsız etmeyin. Böyle mi diyor sizin zakiriniz? Ben böyle diyorum. Biz böyle davranırız diyor. Zakir ediyorum. Neden böyle davranıyorsun sen? Bak arkadaşlar böyle böyle diyorlar. Sen kendini nazara vermişsin burada. Kendini aktâb kabul ettirmişsin. Sen neden böyle yaptın? Böyle bakıyor bana. Bursa’da öyle değil mi diyor? Değil diyorum ben. Bursa’da öyle değil.

Şeyh Efendi’nin emri olursa kimse Mustafa Efendi beni aramasın. Çıkar derse söylerim. Yoksa Şeyh Efendi’yi aramak için kimsenin benden müsaadesi gerek yok. Aa! Diyom bak. Aa! Diyom bak. Bu arkadaşlar seni şeyhinin yerine koymuş. Şimdi bakın o kimseler bir şeyhe intisap edemediler. Şeyh Efendi’den kalan zakirlerde duruyorlar. Neden? Çünkü onlar zakirlerini Şeyh Efendi’nin zamanında şeyh edinmişlerdi. Zakirlerini Şeyh Efendi’nin zamanında şeyh edindiklerinden dolayı kaldılar öyle.


Mehdî Bekleyenlerin Reddi — Sahte Tolere Eden Abilerin Aldatması; Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Tebûk Sahâbesinden Selâmı Kestirmesi

Mehdi’yi bekliyorlar. bu hadisler ne oldu? Her devirde vardı. Sizde neden yok? Siz zakirlerinizi şeyh ettiniz çünkü. Sizin de nefsinizde şeyh ettiniz. Sizin de nefsinizde şeyh ettiniz çünkü. Sizin de nefsinizde tatlı geldi. O kimse de abilik yaptı, zakirlik yaptı, yedik içtik, oh hoş muhabbet yaptık. O birine demedi sen sabah namazına kalktın mı, kalkmadın mı? O dedi abi ya sabah namazına kalkamadım. Olur böyle şeyler Allâh’ım affet abi. Devam et. Şeyhi ise diyecek yavrum hadi bir gün kalkamadın, iki gün kalkamadın. Sabah namazına kalkmayan dervişten derviş mi olurmuş? Devrilmiş olur başka bir şey olmaz. Kalk sabah namazına. Nasıl bas be. Ya bugün tevhidi çekemedim ben. Tevhidi çekemeyenden derviş mi olurmuş?

Şeyhin diyeceği bu. Ama İsmail abisi bir şey demez ona. İsmail abisi onu tolere eder. Gel abiciğim olur böyle şeyler. Biz de zamanımızda çekemedik. Lan sen şimdiden çekemiyorsun. Ne zamanı? Ne aldatıyon dervişi? De ki ben de çekemedim bugün. Ben de yapamadım. O zaman bizde bir hastalık var. O zaman bizde şaşılık var. Biz üstadın soğukluğunu anlayamamışız. Hep beraber gidelim, tövbe edelim önünde. Diyelim ki tövbe etmeye geldik. Allâh’a tövbe ediyoruz. Habîb’inin yolunda biz düzgün durmadık. Tevbe ediyoruz. Biz üstadın yolunda düzgün durmadık. Tevbe ediyoruz. Nefsimize uyduk. Kendimizi bir şey zannettik. Bu ağır. Üstad böyle konuşunca ona rampa yap. Kendine böyle küçük bir alan oluştur. Dervişi Zakiri neden?

Soğuk çünkü. Oysa Hazreti Pir diyor ki, Can bahçeleri onun sözleriyle diridir. Senin gönül bahçen dirilecekse, o velinin, o mürşidin, o üstadın sözüyle dirilir. Onunla ihya olunur. O senin gönlüne can suyu dökecek. O senin gönlüne can pınarları akıtacak. Ama kızacak, hiddetlenecek, ama yumuşak konuşacak. Rüzgar soğuk escek ama sıcak escek. Bu senin faydana. Eğer senden tebliğ için ücret almıyorsa, senden bir maddi faydası yok ise, akşam ekmeği senden gelmiyorsa, böyle bir korku yaşamıyorsa, ki bir mürşid-i kâmilin böyle korkusu yoktur. Varsa mürşid-i kâmil değildir, o sana doğruyu anlatmaz. Öbür türlü, onun sana sohbeti, senin gönül bahçene dirilik getirir. Onun sohbeti, senin gönül deryana canlılık getirir.

Onun sohbeti, senin gönlündeki damlanı derya yapar. Başkasının sohbeti, sözü derya gibi görünür, damla değildir. Serap misali, sen habire koşarsın, ulaşamazsın bir damla suya. Ama senin mürşid-i kâmilin, senin tabi olduğun Allâh dostu, senin gönlündeki damlayı derya haline getirir. Gönül denizi bu cevherlerle doludur. Çünkü o velinin, o mürşid-i kâmilin, gönül denizi cevherlerle doludur. Ve sana uygun olan cevher, o gönül deryasından sana nakşedilir. Sana uygun, sana lazım olan sohbet, oradan gelir, senin kalbine akar, yerleşir. Sen dersin ki, evet ya bu sohbet bana aydı. Tam benim düştüğüm hataları anlatıyor. Bizde şöyle bir anlayış vardır, şeyh kızmaz, şeyh sert değildir. Şeyh değil, muhallebi anlatıyorlar.

Allâh! Hazret-i Peygamber kızdı da, sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazret-i Peygamber sert de davrandı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri konuşmadı. Ve konuşma yasağı da koydu. Hatta selamlaşma yasağı da koydu. Dedi ki bu kardeşlerinizle kimse selamlaşmayacak. Kimse bunlarla konuşmayacak. Neden? Çünkü cihâda gelmedi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hiddetlerinin de damarlığı çıkardı dışarı. Öyle hiddetlenirdi. Bizim tanıdığımız Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemle, bazılarının tanıdığı peygamber arasında fark var. Tekrar söylüyorum. Hurmalıklarından dolayı cihada çıkmayan sahabelere selamın sabahı kestirdi Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem.

Dedi ki bunlarla hiç kimse selamlaşmayacak. Onlar sabah oldu, selam verdiler dediler ki selamı alan yok hiç kimse. Nasıl bu halden çıktılar sahâbeler, gittiler Medîne’ye münevere de sıcak gören, en sıcak bir yere direk koydular, direğe bağladılar kendilerini. Nefislerini terbiye etmek için. Kızılacak olanı kızılacak, dövülecek olan dövülecek, soğuk davranılacak olanı soğuk davranılacak. Hakikat bu çünkü. Bu hikmet bu. Herkese el bebek gül bebek değil.


Gönüldeki Eksikliğin Tövbe-Zikrullâh ile Tedâvîsi — «Dün Gece Kiminleydin?» Şeyh Efendi’nin Telepati Hâtırası ve Sahte Makyajlı Dervişlik

Eğer gönlün bahçesinden cüzi bir zevk ve hal eksilse, aklı başında olan kişinin gönlünü binlerce kan kapladı. Eğer senin gönlünden bir tecelliyat eksildiyse, eğer senin gönlünde bir eksiklik zuhur ediyorsa, sen sabah namazına kalkamıyorsan, sen dersini çekmekte zorluk çekiyorsan, sen yaşadığın halleri yaşamıyorsan, sen daha önce gördüğün rüyaları göremiyorsan, sen daha önce kabrin başına gittin de, Selamun aleyküm ya ehli kubur dediğinde, ve aleyküm selâm, denmiyorsa sana, o zaman sende eksiklik var. Aklını başına al. Aklını başına almış olsan senin gönlün kan kaplar. Senin aklın başında olmuş olsan, üstad sana soğuk davrandıysa, senin gammından geçilmez. Eğer üstad sana sıcak davranmıyorsa, senin gönlün kan revan olması lazım.

Sen başı kesilmiş kuşlar gibi, tırpınman lazım ortalıkta. Tırpınlıkça kendi kanın da kendi kanından kendin geçmen lazım. Yok öyle değilse, sen iyice gaflete daldın. Senin zahirin üstada bağlı, batının değil. Senin zahirin bağlı. o çığına benziyor, denizde fırtınaya kapılmışlar, âyet-i kerîme bize söylüyor, Allâh’a yalvarırlar, yakarırlar diyor. Fırtınadan kurtulunca da Allâh’ı unuturlar. Allâh’ı unutmuşsun sen. Peygamberi unutmuşsun sallallâhu aleyhi ve sellemi. Sen üstadı unutmuşsun, yolu unutmuşsun. Sen gaflete düşmüşsün. Sen acize düşmüşsün. Sen nefse düşmüşsün. Sen daha kendi kendine ben iyiyim diye cak atıyorsun. Sen iyiyim diyorsun, etrafına da cak atıyorsun. Dervişlik taslıyorsun etrafına.

Senin derviş olmadığını biliyoruz biz. Manevi olarak. Bilmiyor değiliz. Bilmiyor değiliz. Zikir halakasından da düşmeyesin diye tutuyorsun. Sen kendini bir şey zannetme. Aklını başına al. Aklını başına al. Senin gönlün kan deryası olması lazım. Senin gönlün gam deryası olması lazım. Gam. Sebep? Çünkü o yaşadığın hali yaşamıyorsun. O zevki tatmıyorsun bir daha. O hali yaşamıyorsun. yanılmış yenilmiş bir kızı, bir gün dünürcü gelmiş ya. diyor ya kızdan, kızdan, annesine, anne hadi o meseleyi anlatsana. Sen hala daha on yıl önce gördün hali anlatacağım diye uğraşıyorsun. Onunla uğruyorsun. Geç kardeşim geç. Dün dünde kaldı. Bugün yeni şeyler söylemek lazım demiş Hazreti Pir. On yıl önceki rüyayla uğruma.

Sen dün gece ne gördün? Dün gece kimin neydin onu söyle bana. Dün gece kimin neydin onu söyle bana. Bana. Dün gece kimin neydin bak. Halini gör. Bana bir gün öncesinden bahsetme. Dün gece kimin neydin? Bana üç gün öncesinden bahsetme. Dün gece kimin neydin? Onu söyle bana. Çünkü dün dünde kaldı. On yıl önce bir rüya gördün. Kardeş on yılda dünya sayısı var. Düz kuruldu yıkıldı. Sen dün gece ne söyledin? Ne gördün? Onu anlat bana. Eğer ki bunu söylemiyorsan bunu diyemiyorsan. O zaman senin gönlündeki eksiklikten senin haberin var. Telafi etmeye gücün yok. Ya da sen o kadar şaşılaştın o kadar körleştin ki. Gönlündeki eksiklikten de haberin yok. Habersizsin. Ben de biliyordum şeyhime. Efendim İzmir’e ne zaman geleceksiniz?

Şu gün geleceğiz Mustafa Efendi. Yoktu telefon. Telefon yoktu. Kim rüyasında görürse İzmir kardeşim o geliyordu. Bir Aliksan geliyordu bir Mustafa Özbağ geliyordu. Bir Mustafa Özbağ geliyordu. Aliksan da her zaman gelmiyordu. Herkesin kocaman hal dervişi diye bildiği kimse. Bir sefer mi iki sefer mi ne geldi? Bir akşam geldi bir sabah geldi. Dervişli koydu. Dervişlik koydu. Dervişlik koydu. Dün gece kiminleydin onu söyle bana. Dervişlik bu. Sabah kiminleydin? Dervişlik bu. Dervişlik bu. Benim bildiğim dervişlik bu. Benim bildiğim dervişlik de kalmadı zaten de. Ve gönlünde bu eksiklik var ise. Gönlündeki eksikliği anlattık. Bunun normalde ilacı bunun ilacı gönüldeki eksikliğin ilacı tövbe ve zikirdir.

Hadis-i şerifte Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Müminin kalbi zikrullâh ile hayat bulur dedi. Zikrullâh kardeş. Zikrullâh. Ve gönüldeki eksikliğini tespit et. Zikrullâh yap. Allâh’ı zikret. Ve tövbe et. Tevbe. Tevbe et. O gönlündeki eksikliği tespit et. Tespit et. Kendi kendine dervişlik süsünle aldanma. Şeytan seni aldatır. Dünya seni aldatır. bir sanatçıları gösteriyorlar ya sanatçı denilen kimseleri. Onları ben sanatçı olarak da kabul etmiyorum. Bir sayfada makyajlı hali, makyajsız hali. Ulan makyajsız haline baktığın zaman, insan gece rüyasında görse, dönüp sol tarafına binbir sefer Eûzü Besmele çekip tükürmesi lazım. Bir de makyajlı hali var. Senin dervişliğin o makyajlı hale dönmesin.

Dervişlik güzel dervişlik yap. Bunu düzeltmenin yolu, bunu düzeltmenin yolu. Allâh’ı zikirdir kardeş. Büyüklük taslamamaktır, kibre düşmemektir. Bunun yolu tevazudur. Sahte şeyhlik yapmamaktır. kendi kendine şeyhlik yapma. Kendi kendine oldum bittim deme. Kendi kendine bir şey zannetme. Sen tevazu kanatlarını indir. Üstadının sözüne bak. Kendini disipline et. Kendini disipline edemezsen, yol yürüyemezsen, yolu yürüyemezsen, yolu yürüyemezsen, yolu yürüyemezsen, yolu yürüyemezsen, seni aldatan çok şey olur. Sebep, çünkü senin gönlün uyanık değil. Gönlün uyanık olmadığından dolayı herkes ve her şey seni aldatır bu yolda. Sen kendini disiplin edip tövbe ve zikrullâh’a tabi ol. Yoksa nefsin kayığına biner.

Allâh muhâfaza eylesin. Göçer gidersin bu alemden. O yüzden sakın ha.


Hâtime — Sözünüzün Eri Olun; Sıddîka’nın Yağmuru Sorması (Mesnevî 2060) ve Bayındır Kardeşlerinin Oktay Hoca Anısı

Sözünüzün eri olun. Bir üstadın elinden tutmuşunuz, düzgün tutun. Üstadınızın sözünden başka bir söz tanımayın. İnsanlar olarak. Kur’ân’ın üstünde bir söz yoktur. Sünnet-i Seniyye’nin üzerinde bir söz yoktur. Bir derviş için üstadının üzerinden bir söz yoktur. Senin yoksa gönül ayarların bozulur. Bozulursa sen onu bu haline terbiye edemezsin. Rabbim bizi terbiye olanlardan eylesin. Konu başlığı. Sıddîka’nın, Allâh ondan razı olsun, bugünkü yağmurun sırrı neydi diye sorması. Sıddîka’nın aşkı coşup edebe riayetle peygambere sordu. Ey şu varlığın hülasası, vücudun zübdesi. Bugünkü yağmurun hikmeti neydi? Bu yağmur rahmet yağmurlarından mıydı? Yoksa tehdit için mi yağıyordu? Peki yüce pek azametli Allâh’ın adaletinden miydi?

Bu yağmur bahara ait lütuflardan mıydı? Yoksa afetlerle dolu güz yağmuru muydu? diye sordu. Önümüzdeki hafta buradan devam edelim. 2060. Beyt. Bazen kardeşler kendilerinde bulunan mesnevilere uymuyor. Nereden şey yapıyorsa, ondan sonra nereden takip ediyorlarsa, benim takip ettim mesnevinin beytleri bunlar sırılması da bu. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Sürçülisan ettiysek affola. Geceniz hayır ola. Ya. Geciktik bugün bayındırılar ziyaretimize gelmiş. Allâh razı olsun. Başta Nuri ve Harun Hoca ve diğer kardeşler arkadaşlar. Allâh razı olsun. Sürpriz yapmışlar bize. Zaten Oktay’dan kurtulamıyorlar bir türlü. Ne diyormuş? Söyle Nuriye başıma çok su dökmesin ha? Ayaklarıma döksün.

Diriyken bu kadar değildi. Hamdolsun. Diriyken bu kadar uğraştırmıyordu kendisiyle bizi. Benlik bir şey yok, sıkıntı yok bende. Problem yok. Bana diyor sen gelmesen de diyor sana gönül koymam diyor ama arkası var. Koç sana direk söylüyor söyleyecek. İyi Harun da kurtarmış her akşam namazı kılıyoruz beraber diyor. Tamam geri kalay. Yandı keten elvan. İsmail sizin durum nasıl? Evele akşam gördün. Tamam. Bir sıkıntı yok yan değil mi? Ne yapacaksın? Tamam. Evele akşam gördün. Tamam. Bir sıkıntı yok yan değil mi? Neden gelmiyorsun diye sana bir fırça çekmedi yani. Yok seni seviyordu zaten o. Sen de onu seviyordun. O iş Nuri de seviyordu ama. Demirtaşlar onun için özeldir. Demirtaşlara bir şey demiyordu hiç.

Evet. Ama sana biraz fazla naz sana naz ediyor ya ondan oluyor. Elhamdülillah. Allâh iyiyse inşallah. O yüzden bunlar palas pandırası gelince dedim herhalde Oktay bunları sıkıştırdı galiba dedim. He? Hareketlendirdi. Tamam inşallah. Destûr. Öyle bayındırıların ölüsü dirisi hepsinde bıçağı keskindir. Dikkat edin. Selamünaleyküm.


KAYNAKÇA

  • Mesnevî 2056. Beyit ve Velinin Sözü Hayatın Sermâyesidir — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Mesnevî-i Şerîf c. I beyt 2056-2070 (Tâhirü’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî c. III; Ahmed Avni Konuk Mesnevî Şerhi c. II; Abdülbâkī Gölpınarlı Mesnevî Şerhi c. I); «Velinin sözleriyle dirilir gönül bahçesi» motifi — Sehl-i Tüsterî Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm; Ebû Tâlib Mekkî Kūtü’l-Kulûb c. I (mürşid sohbeti); Hucvirî Keşfü’l-Mahcûb bâbu’s-suhbe; Kuşeyrî er-Risâletü’l-Kuşeyriyye bâbu’s-suhbe; İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu Âdâbi’s-Suhbe); Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Suhbet-Mürşid-i Kâmil-Edeb» maddeleri.
  • Sûfînin Nefs Muhâsebesi ve Hz. Îsâ «İlk Taşı Atsın» Kıssası — Haşr 59/18 («Velteknzur nefsün mâ kaddemet liğad»); Necm 53/32 («Felâ tüzekkû enfüseküm»); Hucurât 49/12 («Velâ tecessesû ve lâ yağteb ba’düküm ba’dâ»); Buhârî Edeb 80; Müslim Birr 70 (2589) — gıybet hadîsi; Yuhanna İncîli 8/1-11 — Hz. Îsâ aleyhisselâm’ın zinâ ile suçlanan kadına «Sizin günahsız olanınız ona ilk taşı atsın» ifâdesi (İslâmî kaynaklarda Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III ve İsmâil Hakkı Bursevî Rûhu’l-Beyân tefsîrinde nakledilir); İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Riyâzetin-Nefs ve Kitâbu Âfâti’l-Lisân); İbn Atâ’illâh el-Hikem — gıybet ve nefsi terbiye; İmâm Rabbânî Mektûbât c. II — sâlikin başkasının kusuruyla uğraşmaması; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-V — nefs muhâsebesi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Nefs-Muhâsebe-Tezkiye-Gıybet» maddeleri.
  • Mesnevî «Kulak Verin Omuz Vermeyin» ve Sahte Halîfelik-İcâzet Talebi — Mevlânâ Mesnevî-i Şerîf c. I (cezâ ve mücâhedeye dayanma) ve c. III-IV (icâzet ve hilâfet edebi); Buhârî İlim 8; Müslim Mukaddime 6 — sözü dinleyip uygulamak; Yûnus Emre Dîvân «Ele geleni yersin dile geleni dersin böyle dervişlik dursun»; Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere bâbu’s-sıdk fî’l-irâde; İmâm Süyûtî el-Hâvî li’l-Fetâvî bâbu’l-icâze; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî Câmi’u’l-Usûl bâbu’t-terbiye; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. II-IV — icâzet ucuz değildir; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. I-V — derviş edebi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «İcâzet-Hilâfet-Edeb-İrâde» maddeleri.
  • Hayâtın İniş-Çıkışları, Sahte Dostlar ve Eş-Çocuk İmtihânı — İnşirâh 94/5-6 («Fe-inne me’a’l-usri yüsrâ — inne me’a’l-usri yüsrâ»); Talâk 65/7 («Se-yec’alü’llâhu ba’de usrin yüsrâ»); Bakara 2/155-157 (sabredenlere müjde); Teğâbün 64/14-15 (eş ve evlâd fitnesi); Münâfikūn 63/9; Furkān 25/74 («ve’c’alnâ li’l-müttekîne imâmâ»); Müslim Birr 38 — «El-mü’minü li’l-mü’mini ke’l-bünyân»; Tirmizî Zühd 53 — düşüşte gerçek dostu tanırsın; İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu Âdâbi’s-Suhbe ve’l-Uhuvve); İbn Hibbân Ravdatü’l-Ukalâ; İmâm Rabbânî Mektûbât c. I-III — sâlikin âile ve dünyâ imtihânı; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III-V — gerçek-sahte dost; Necip Fazıl Kısakürek Çile; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Belâ-Sabır-Sıdk-Vefâ» maddeleri.
  • İbrâhîm Aleyhisselâm Mancınık Kıssası, Nemrut’un Ateşi ve İpini Kesen Komşu — Enbiyâ 21/51-71 («Yâ nâru kūnî berden ve selâmen alâ İbrâhîm»); Sâffât 37/83-99; Bakara 2/258 (Nemrut’un İbrâhîm aleyhisselâm’a husûmeti); Ankebût 29/24-25; Şuârâ 26/69-87; İbn Kesîr Kasasü’l-Enbiyâ bâbu İbrâhîm aleyhisselâm; Sa’lebî Arâisü’l-Mecâlis fî Kasası’l-Enbiyâ; Kisâ’î Kasasü’l-Enbiyâ; Râzî Mefâtîhu’l-Gayb Enbiyâ 51-71; Elmalılı Hak Dîni Kur’ân Dili c. V Enbiyâ; İbn Atâ’illâh el-Hikem — Hak yardımı şart-ı tabiî değildir; Cebrâîl aleyhisselâm’ın imtihân rivâyeti — İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbu’t-Tevhîd ve’t-Tevekkül); Abdülkādir Geylânî el-Gunye ve el-Fethü’r-Rabbânî — Hâlilullâh’ın imtihânı; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. II-VI — İbrâhîm-Nemrut kıssası; Mevlânâ Mesnevî-i Şerîf c. III-IV — İbrâhîm’in ateşe atılması ve dostluğu imtihân; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Halîlullâh-Tevekkül-İmtihân» maddeleri.
  • Velinin Sıcağı Kulluğun Sermâyesi, Soğuk Davranış ve Gıybet Edebi — Hucurât 49/11-12 (alay ve gıybet yasağı); Bakara 2/155 («Ve le-neblüvenneküm bi-şey’in mine’l-havfi ve’l-cû’i ve naksin mine’l-emvâli ve’l-enfüsi ve’s-semerât»); Buhârî Edeb 80; Müslim Birr 70 (2589) — gıybet hadîsi; Tirmizî Birr 23; Ebû Dâvûd Edeb 35; Hadîs-i şerîf: «El-mer’u me’a men ehab» Müslim Birr 165 (2640); İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Âfâti’l-Lisân); İbn Ebî Dünyâ es-Samt ve Âdâbü’l-Lisân; İmâm Nevevî Riyâzü’s-Sâlihîn bâbu’l-gıybe; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III-V — mürşidin yokluğa çekilmesi sırrı; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. III — gıybet ve mürşide muhabbet; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Gıybet-Bühtân-Suhbet-Cefâ» maddeleri.
  • Şirk-i Hafî, Dergâhda Tek Üstâd ve Pîr Efendiler Arasında İşâret — Lokmân 31/13 («İnne’ş-şirke le-zulmün azîm»); Yûsuf 12/106 («Ve mâ yü’minü ekserühüm bi’llâhi illâ ve hüm müşrikûn»); Kehf 18/110 («Felâ yüşrik bi-ibâdeti Rabbihî ehadâ»); Müslim Zühd 46 (2985) — riyâ küçük şirktir; Tirmizî Hudûd 24 — şirk-i hafî; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu’r-Riyâ ve Kitâbu Zemmi’l-Câh); İbn Kayyim el-Cevâbü’l-Kâfî ve Medâricü’s-Sâlikîn c. I-III — şirk-i hafî; Abdülkādir Geylânî, Ahmed er-Rifâî, Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Şâh-ı Nakşibend Bahâeddîn — silsile pîrlerinin müşterek edebi; Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere; İmâm Rabbânî Mektûbât c. I-III — pîr-i tarîkat ve pîr-i sohbet; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. II-V — şirk-i hafî ve râbıta; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Şirk-i Hafî-Pîr-Râbıta-Nakşibendiyye» maddeleri.
  • Üstâda Zâkir-Abi Yerine İtâat ve Tarîkat İzin Edebi — Hadîs-i şerîf: «Es-sem’u ve’t-tâ’atü li-vüllâti emrinâ» Buhârî Cihâd 108; Müslim İmâret 32 (1839); Hucurât 49/1 («Lâ tukaddimû beyne yedeyi’llâhi ve Resûlih»); Buhârî Edeb 75 — büyüğe danışma; Tirmizî Birr 19; İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu Âdâbi’s-Suhbe — şeyhe muhabbet âdâbı); Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere bâbu’l-itâat; Şah Veliyyullâh el-Kavlü’l-Cemîl bâbu’l-edebi me’a’ş-şeyh; Hâlid el-Bağdâdî Risâle-i Hâlidiyye bâbu’l-edebi me’a’l-üstâd; İmâm Rabbânî Mektûbât c. I-III — şeyh-zâkir-abi sıralaması; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III-V — Bursa-İzmir tarîkat usûlü; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. I-V — şeyhin önüne geçmemek; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Edeb-İtâat-Halîfe-Zâkir-Mukaddim» maddeleri.
  • Mehdî Bekleyiciliği Eleştirisi ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Tebûk Sahâbesinden Selâmı Kestirmesi — Tövbe 9/117-118 (Tebûk Gazvesi sonrası geri kalan üç sahâbenin tövbesi — Ka’b b. Mâlik, Mürâre b. Rebî, Hilâl b. Ümeyye radıyallâhu anhüm); Buhârî Megāzî 79 (4418) ve Müslim Tövbe 53 (2769) — Ka’b b. Mâlik radıyallâhu anh’ın tövbesi: «Ve nehâ’n-Nebiyyü sallâ’llâhu aleyhi ve selleme’l-müslimîne an kelâminâ» (Resûlullâh selâmı 50 gün kestirdi); Tirmizî Tefsîr Tövbe; Ahmed b. Hanbel Müsned c. III/456-460; Ebû Dâvûd Cihâd 178; Hadîs-i şerîf: «Lâ yezâlü tâ’ifetün min ümmetî zâhirîne ale’l-hak» Müslim İmâret 53 (1920) — bu ümmette her devirde Hak ehli vardır; İbn Mâce Fiten 34 — Mehdî hadîsi tahkîki; Tirmizî Fiten 43 (2230); İmâm Süyûtî el-Urfü’l-Verdî fî Ahbâri’l-Mehdî; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III-V — Tebûk-Mehdî bağı; Mehmed Zâhid Kotku Cennet Yolları; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Tövbe-Mehdî-Sahâbe-Tebûk» maddeleri.
  • Gönüldeki Eksikliğin Tövbe-Zikrullâh ile Tedâvîsi ve Sahte Makyajlı Dervişlik — Bakara 2/152 («Fe’zkürûnî ezkürküm»); Ra’d 13/28 («Elâ bi-zikrillâhi tatma’innü’l-kulûb»); Tahrîm 66/8 («Tûbû ile’llâhi tevbeten nasûhâ»); Nûr 24/31 («Tûbû ile’llâhi cemî’an»); Hadîs-i şerîf: «Meselü’llezî yezküru Rabbehû ve’llezî lâ yezküru Rabbehû meselü’l-hayyi ve’l-meyyit» Buhârî Da’avât 66 ve Müslim Müsâfirîn 211 (779); Tirmizî Da’avât 6 (3375) — kalbin zikir ile dirilmesi; Buhârî Da’avât 3 — istiğfâr; Müslim Tövbe 41 — günde 70 tövbe; İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbu’t-Tevbe ve Kitâbu’z-Zikr ve’d-Du’â); İbn Kayyim el-Vâbilü’s-Sayyib mine’l-Kelimi’t-Tayyib; İbn Atâ’illâh Miftâhu’l-Felâh ve Misbâhu’l-Ervâh — zikr-i hafî tedâvîsi; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI — gönülde noksanı tövbe-zikir tedâvi eder; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. III — sahte dervişlik; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Tövbe-Zikrullâh-Riyâ-İhlâs» maddeleri.
  • Hâtime — Sözünüzün Eri, Mesnevî 2060 Sıddîka Yağmuru Sorması ve Tarîkat Edebi — İsrâ 17/34 («Ve evfû bi’l-ahd, inne’l-ahde kâne mes’ûlâ»); Sâff 61/2-3 («Lime tekūlûne mâ lâ tef’alûn»); Mâide 5/1 («Evfû bi’l-ukūd»); Hadîs-i şerîf: «Âyetü’l-münâfiki selâs: izâ haddese kezeb, ve izâ va’ade ahlef, ve izâ’tümine hân» Buhârî Îmân 24 ve Müslim Îmân 107 (59); Mevlânâ Mesnevî-i Şerîf c. I beyt 2060-2080 — Hz. Sıddîka Hatîce/Âişe radıyallâhu anhâ’nın Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e «Bu yağmurun sırrı neydi? Rahmet mi, tehdîd mi, lütuf mu, âfet mi?» sorması; Buhârî İstiskā 1 — yağmur duâsı; Müslim İstiskā 1-12 — yağmur âdâbı; Tâhirü’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî c. III; Ahmed Avni Konuk Mesnevî Şerhi c. II — Sıddîka beytleri tahlîli; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI — söz edebi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Ahd-Vefâ-Söz-Sıddîka-Mesnevî» maddeleri.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Sâlik, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı