Nisâ 103 Girişi — «Namazı Kıldıktan Sonra Ayakta, Otururken, Yanınızın Üzerine Allâh’ı Zikredin»
nasihat olarak. Evet, 33. nasihat. Nisâ Sûresi, âyet 103. Fâtihâ. Sadakallâhu’l-Azîm. Âmîn. Cenâb-ı Hak Nisâ Sûresi, âyet 103. buyuruyor ki, namazı kıldıktan sonra ayakta iken, otururken ve yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. Emniyete kavuştuğunuzda namazı gereği gibi kılın. Şüphesiz ki namaz mü’minler üzerine belli vakitlerde farz kılınmıştır. Tabi bu akşamki dersimiz bu arada ben her hafta zikirle alâkalı böyle bir nasihat dersi diyebiliriz. Bunları yapmaya çalışıyoruz. Bu akşamki konu muhakkak ki namazı kıldıktan sonra ayakta iken otururken ve yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. Asıl ders konusu bu. Şimdi zaman zaman bunu sizler de karşılaşıyorsunuzdur veya sosyal medyada veya değişik platformlarda namaz da zikirdir.
Veya zikirden kasıt namazdır gibi söylemlerle karşı karşıya kalınıyor. Oysa Nisa âyet 103’te Cenab-ı Kur’ân-ı Kerîm’inde namazla zikri ayırmış, ayrı ibadetler olarak koymuş. Namazı kıldıktan sonra ayakta iken otururken ve yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. bu şu demektir. Fiyili olarak siz hangi fiil üzerinde olursanız olun. İster yürüyor olun, ister koşuyor olun, Allâh’ı zikredin.
Namaz ile Zikrullah’ın Ayrı İbâdet Olması — Mü’min’e Farz, İmana Davet Edilmeyene Tebliğ
İster oturuyorsanız, oturuyor olun. Oturduğunuz yerde Allâh’ı zikredin. Ayakta Allâh’ı zikredin. Otururken Allâh’ı zikredin. Hatta yanlarınızın üzerine yatarken yattınız Allâh’ı zikredin. Ve bununla alakalı Hazret-i Peygamber’in hem ayakta hem otururken hem yanlarının üzerine yatarken Allâh’ı çokça zikrettiğine dair hadîs-i şerîfler mevcuttur. Ama buradaki Âyet-i Kerîme’de açık olan şey şu. Hangi durumda olursan ol. Hangi hal üzerinde yaşarsan yaşa. Hangi fiiliyle meşgul oluyorsan ol. Her daim Allâh’ı zikredeceksin. Bir de Âyet-i Kerîme açık. Namazı kıldıktan sonra. namazı kıldın, işin bitmedi. Namazı kıldın, ve la’d-dâllîn, âmîn öyle bir şey değil. Namazı kıldıktan sonra da ne yapacaksın? Allâh’ı zikretmeye devam edeceksin.
Çünkü normalde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Allâh’ı en çok zikredendi. Hz. Aişe annemiz der ki onun her hâli zikirdi. O devamlı zikreden bir peygamberdi. Devamlı hamd eden bir peygamberdi. Devamlı şükreden bir peygamberdi. O zaman hatta duasında da ne diyordu? Seni zikreden, seni şükreden eyle beni diye. Böyle dua ediyordu. O yüzden Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri namazla alakalı tabi bir de Âyet-i Kerîme’de namaz var. Bu insanlar müminlere farz kılındı namaz. Müminlerin dışındakine farz kılınmadı. bir kimse mümin ise namaz ona farz. Mümin ise, mümin değil ise o kimse namaz farziyeti söz konusu değil. Inananlara namaz farz. Inananlara oruç farz. Inanana Allâh’ı zikretmek farz.
Inanana. O kimse inanmıyorsa o kimseye Allâh’ı zikretmek farz. Ona diyemeyiz. İnanmıyor çünkü. İnanmayan bir kimseyi önce imana davet edilir. İmana davet edildikten sonra o imanı kabul ederse ona ameller söylenir. Eğer o kimse imana davet edildi, iman etmedi, iman etmediyse bak namaz farz diyemezsiniz ona. İman etmediyse Allâh’ı zikretmek bak bu Ayet-i Kerimeleri kre farz diyemezsiniz. O yüzden o zikirden yüz çevirmiş. Zikirden yüz çevirince siz ancak ona tebliğ edersiniz. Dinlerse. Tebliğ etmezse, tebliğ ettiğiniz dinlemedi, siz ondan yüz çevirirsiniz. Çünkü o Allâh’ın zikrine yüz çevirdi. O Allâh’ın zikrine ters geldi. O namazı farz olarak kabul etmiyor. Orucu farz olarak kabul etmiyor. Allâh’ı zikretmeyi farz olarak kabul etmiyor.
Kabul etmiyor. O zaman mü’min isen ondan yüz çevireceksin. Mü’min isen. Allâh’ın emirlerine itaat ediyorsan ondan yüz çevireceksin. Ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hadîs-i şerifte İbn-i Macide geçiyor.
İbn Mâce Hadîsi — Namaz Sonrası Zikir Kalbi Aydınlatır; 33×Tesbîh + Tevhîd Virdi ve 300 Tevhîd Nâfilesi
Namazı tamamlayıp selam verdikten sonra Allâh’ı zikretmek mü’minin kalbini aydınlatır. Namazı kıldınız, namazı kıldıktan sonra Allâh’ı zikretmek mü’min kimsenin kalbini ne yapıyormuş? Aydınlatıyormuş. O yüzden siz namazlardan sonra sünnet-i saniye olan 33 tane Subhanallah, 33 tane Elhamdülillah, 33 tane Allahu Ekberi ve yüzüncüsünde وَلَا اِلَهَ اِلَى اللّٰهُ وَاَتَهُوْ لَا شَرِكَلَةٍ لَهُ الْمُلْكُ وَلَوَ الْحَمْدُ وَهُ الْعَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِرٍ diyerekten namazlardan sonra Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin emrettiği, bu virdi, bu zikri yapmakla mükellefes. Buna artımız ne? Tevhid çekmek. Namazlardan sonra en az 300 tane tevhid çekmek. Çünkü o artık işin nafile boyutu.
O kalbimizi parlatacak, kalbimizi aydınlatacak, kalbimizde feraset nurunu meydana çıkaracak, kalbimizdeki basiret nuru meydana çıkacak, kalbimizdeki Cenab-ı Hakk’ın bahşetmiş olduğu, ilmi ilahiden kopup gelen o nur tekrar meydana çıkacak. Çünkü kalbin üzerindeki o perde, günahlardan, kusurlardan, hatalardan, yanlışlıklardan oluşan o perde ne olacak? O perde kaldırılacak ve sen o ilahi ilme kavuşacaksın. O ilmledün kapısına kavuşacaksın. O Allâh dostunun kapısına kavuşacaksın. Ve Allâh dostuna doğru yol alacaksın. O namazlardan sonraki zikrullahı hiçbir zaman terk etmeyeceksin. Çünkü Hadîs-i Şerîf’te ne diyor? Mü’minin kalbini aydınlatır. O zaman o kalbinin aydınlanmasını istiyorsan namazdan sonra zikrullaha devam edeceksin.
Ve Allâh’ı zikretmek, Ankabüt’te dediği gibi en büyük iş ve sen o en büyük işi hiçbir zaman, ama hiçbir zaman boşlamayacaksın. Onu böyle terk etmeyeceksin. Ona karşı olan sorumluluğunu yerine getireceksin. Çünkü o en büyük işi icra edeceksin. Ve yine Tirmizî’de geçen Hadîs-i Şerîf’te Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyuruyor ki, Allâh’ı zikretmek kalbi canlı tutar ve insanı huzura kavuşturur.
Tirmizî Hadîsi — Zikr Kalbi Canlı Tutar; Münâfığın Az Zikri ve Zikrullâh’ın Maddî-Mânevî İlâç Olması
Demek ki Allâh’ı zikretmek kalbi canlı tutuyor. Kalbin canlı olması zikirle alakalı. Eğer o kimse Allâh’ı zikretmiyorsa onun kalbi ölü hükmünde. Neden ölü hükmünde? Çünkü kalp çalışmıyor. Çünkü kalbin kendine ait bir sistemi var. O kalbin kendine ait olan sisteminde o sistem ancak zikrullâh ile canlı. Ancak zikrullâh ile heyecanlı. Ancak zikrullâh ile o kalp neş’ü nev’a bulacak. Kalbin bu manada ilacı Allâh’ı zikirdir. Sırrın ilacı Allâh’ı zikirdir. Ruhun ilacı Allâh’ı zikirdir. Bütün bizim maddi manevi dertlerimizin dermanı Allâh’ı zikirdir. Maddi manevi sıkıntılarımızın defi Allâh’ı zikirdir. Dünyavi ve uhrevi yol arkadaşımız, yol dostumuz Allâh’ı zikirdir. Eğer bir kimse zikrullâh ile arası bozulursa, bilsin ki Allâh ile arası bozuktur.
Eğer bir kimsenin zikrullâh ile haşır neşirliği yok ise, Bilsin ki o rızık endişesi yaşayacak. Bilsin ki o maddi sıkıntılar endişesi yaşayacak. Bilsin ki o hayat endişesi yaşayacak. Bilsin ki o vesveselerin içine dalacak. Bilsin ki o kaygı bozukluğu yaşayacak. Gelecekle alakalı, geçmişle alakalı kaygı bozukluğu yaşayacak. Ve o kimse zikrullâh ile bağı kesilirse, Allâh ile bağı kesilecek. Ve Allâh’ı zikretmek bu kadar önemli. Çünkü bir de böyle o zikrullahı terk etmek, zikrullâh ile o kimsenin arasına perdeler girmesi, o kimsenin gevşekliğinden, kibirinden, çok büyük günahlar işlediğinden, çok büyük hatalar yaptığından, Oradan geri dönmediğinden, bunun bir çok sebebi vardır. Bir çok sebebi. Kibirli olan Allâh’ı zikretmez.
Gaflette olan Allâh’ı zikretmez. Kafirler Allâh’ı zikretmez. Mürtetler Allâh’ı zikretmez. Münafıklar Allâh’ı zikretmez. Bakın başka bir âyet-i kerimede az zikretmeyi münafıklık olarak görüyor Cenâb-ı Hak. Diyor o münafıklar var ya, evet onlar Allâh’ı az zikrederler. Bakın az zikrederler. Allâh’ı az zikretmeyi Cenâb-ı Hak münafıklık olarak belirtiyor âyet-i kerimede. siz bunu böyle sadece namazla alıkoyun, namazla bunu sınırlayamazsınız. Allâh’ı zikrin, Allâh’ı zikri tek bir ibadetle sınırlamanız mümkün değil.
Hadîs-i Kudsî (Ahmed bin Hanbel-Heysemî) — «Beni İçinde An, Ben de İçimde Anayım»; Bir Karışa On Arşın
Çünkü Allâh’ı sınırlamış olursunuz. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh başlangıcı olmayan, sonu olmayan Allâh’tır. Ve Cenâb-ı Hak bu konuda insanların ve cinillerin üzerine koymuş olduğu görev Allâh’ı zikretmek, Allâh’ı bilmek, Allâh’ı tanımaktır. Vazife budur. Bunun yolu, bunun yolu sufiler için Allâh’ı zikretmektir. Çünkü kalp aydınlanırsa ilmi ilahiden bir şeyler aldığını görür. Kalp aydınlanırsa o kimse doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyu görür. Kalp aydınlanırsa o kimse o ferasetle, o basiretle işin hakikatini görür. Ama kalp aydınlanmazsa o kimse hakikate ulaşamaz. Kalp aydınlanmazsa o kimse olayların, insanların, bu noktada gelecek ve geçmişin, gerçeğini ve hakikatini göremez. Eğer bir kimsenin kalbi aydınlandıysa o işin hakikatine ulaşmıştır.
Eğer onun kalbi aydınlanmadıysa o zaman o daha kördür. Kör bir kimse, kör bir kimse asla ve asla yolunu bulamaz. Allâh muhâfaza eylesin. Hadîs-i Kudsî de Cenâb-ı Hak, ey Ademoğlu! Beni kendi içinde anlarsan ben de seni içimde anlarım. Beni bir topluluk içinde anlarsan ben de seni onlardan dahi bir topluluk içinde anlarım. Bana bir karış yaklaşırsan sana bir arşın yaklaşırım buyurdu. Bununla alakalı, bu hadîs-i kudsi ile alakalı birkaç tane daha ravi vardır. Ebû Hüreyre’nin de nakrettiği böyle bir hadîs-i kudsi var. Başka hadîs-i kudsiler var. Mütevâtir derecesinde bir hadîs-i kudside bu. Benim burada aldığım İmâm Ahmed bin Hanbel’den, Heysemî’den, Beyhakî’den ama Buhari’den, Müslüm’den de bu normal bir hadîs-i kudsi var ama bir zenginlik olsun diye bu akşamki derse İmâm Ahmed bin Hanbel’den ve Heysemî’den aldım.
Çünkü bana bir karış yaklaşırsan bana ben bir arşın yaklaşırım, bana bir arşın yaklaşırsan ben yüz arşın yaklaşırım, bana koşarım diye hadîs-i kudsinin uzun olanı da var. Ama İmâm Ahmed bin Hanbel Hazretleri ve Heysemî bunun kısasını nakletmişler. Normalde bu hadîs-i kudsi uzun ama konumuzla alakalı kısmını aldım. O zaman bir topluluk içinde zikredersen, biz toplulukla birazdan zikredeceğiz şimdi. Topluluk içinde zikredersen, o zaman seni daha iyi bir topluluk içerisinde zikrederim. Bazıları böyle parantez içerisinde almışlar, orada Mele-i A’lâda zikrederim diye. Normalde hadîs-i şerîfin genel metinlerinde Mele-i A’lâda diye bir şey söylemiyor. Diyor ki, daha hayırlı bir topluluğun içerisinde seni zikrederim.
Çünkü daha hayırlı denilince meleklerden daha hayırlı kim var? Peygamberler var. Bizim için Allâh katında en hayırlı kimse Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem. O zaman sen bir topluluk içerisinde Allâh’ı zikredersen, o zaman Cenâb-ı Hak seni daha iyi bir topluluk, daha hayırlı bir topluluk içerisinde zikredeceksin. Böyle olunca, normalde bir karış yaklaşana, on arşın yaklaşırım.
Zikrullâh Allâh’a En Kestirme Yol — Sevmek-Zikr İlişkisi ve Neo-selefîlerin Reddiyyesi
Yani bir adım gelene on adım gelirim. Bakın bir karışa, bir karışa, bir arşın. Bir karışa. Cenâb-ı Hak on misliyle geliyor buna. Sen on misli, sen normalde eğer ki bir arşın geldin, on arşın geliyor. On arşın geldin yüz arşın geliyor. Yüz arşın yaklaşmaya çalıştın, ben ona koşarım diyor hadisi kudside. O zaman bir kimsenin Allâh’a yaklaşması zikrullâh iledir. Bir kimse farzları yerine getirdi, Allâh’a en sevimli en sevgili işi yaptı. Nafilelerle yaklaştı. Nafilelerle yaklaşmada en önemli ibadet Allâh’ı zikirdir. Sen o zikrullâh ile ona yaklaşırsan, o zikrullâh ile ona yakınlık peyda edersen, çünkü kimi seviyorsan dilinde o vardır. Neyi seviyorsan dilinde o vardır. Allâh’ı seven kimse Allâh’ı zikreder.
Kim Allâh’ı zikrederse de âyet-i kerimede sabit Allâh da onu zikreder. Bu muhteşem bir şeydir. O zaman o kimsenin Allâh’a yaklaşmada en kestirme yolu Allâh’ı zikirdir ve devam eder. Ardından ne gelir? Sevmek gelir. Allâh’ı sevmek. Öyle olunca o kimse Allâh’la dost olur. Rabbim cümlemizi o dostlardan eylesin. Bir de böyle toplu zikrullâh yok böyle bir şey. Yeni bu neo-selefî dediğimiz böyle bir akımlar var ülkede. Neo-selefîler var. Böyle bir Allâh’ı zikretmeye karşı düşman olan, savaş açmış olan bu ülkede ne yazık ki topluluklar oluştu. Bunlar böyle artık İngiliz ajanı mıdır, İsrail ajanı mıdır, Mossad yanlısı mıdır, CIA yanlısı mıdır, ne oldukları belli değil.
Hz. Muâviye Halaka Hadîsi — Halaka Sûfî Edebi, Namazın Safları Gibi Tutmak
Bunlar oturmuşlar kalkmışlar Allâh’ı zikreden cemaatlere karşı savaş açmışlar. Kim Allâh’ı zikrediyorsa dedikleri şey şu. Hazret-i Peygamber zamanında böyle bir şey yoktu. Ya bir sürü hadîs-i şerîf var. Yok onlar hadîs-i şeriflere zaten inanmıyorlar. Ve hatta bazen böyle eğer boş kalırsam cevap yazıyorum. Diyorum ki Allâh’ı böyle zikretmenin haram olduğuna dair, haram olduğuna dair. Bir âyet getirin, bir hadîs getirin biz de bundan vazgeçelim. Yok. Yok. Tutturmuşlar bir bidat diye. Canım kardeşim bir sürü hadîs var. Bak ayakta âyet-i kerimede var. Ayakta Allâh’ı zikredin. Otururken Allâh’ı zikredin. Yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. Toplulukta zikrederseniz bir toplu halde toplulukta zikrederseniz daha hayırlı bir topluluk içerisinde sizi zikrederim.
Ayet-i kerime kim beni zikrederse ben de onu zikrederim. E şimdi ayakta var, oturarak tam var, yanlarınızın üzerine yatarak tam var, halaka halinde olmak da var. Hz. Muaviyye’nin naklettiği bir hadîs-i şerîf var. Diyor ki mescitte sahâbeler halaka halinde Allâh’ı zikrederken Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem çıkageldi. Halaka halinde zikrederken veya başka bir hadîs-i şerifte mescitte halaka halinde Allâh’ı zikrederken peygamber zikrettiriyor. Üç kişi mescide girdi, birisi diyor halakayı yardı içine girdi. Birisi halakanın dışında kaldı, birisi de diyor döndü gitti. Ey ashabım bu üç kişiden size haber vereyim mi? Ver ya Resûlullâh. Halakayı yaran diyor. Allâh’ı onu zâtında barındırdı. O kimse halakanın içine girdi.
Burada bir halaka içerisinde. Sufiler buna çok iyi dikkat ederler. Halakanın dışında hiç kimse kalmasını istemezler. Neden? Bu bakın bu bir sufi edebidir. Bu edeb hadîs-i şerifle sabittir. O kimse halakanın içinde duracak. cumacılar gibi hemen son yere gideyim, orada cumanın farzını kılayım ilk önce ben çıkayım camiden. Öyle değil, halakada duracak o kimse.
Üç Kişi Mescide Girdi Hadîsi — Halakayı Yaran, Kalan, Dönen; Cemaatle Zikr Günahları Hayra Çevirir
Ve halakayı dizayn eden kardeşler en arkadan en öne kadar herkesi halakada tutacak. Neden? O kimse çünkü Cenab-ı Hakk’ın zâtında barınacak. Bu ön halakayla alakalı değil bu. Ön halaka en tehlikeli halakadır. Üstad soru verir ne gördünüz zikrullâh da diye. En tehlikeli halakadır. O zaman bir derviş, bir sufi halakadan ayrılmayacak. Halaka nasıl namazın safı varsa zikrullahın da safı halakadır. O kimse muhakkak bir halakanın içinde duracak. Yok, herkes bir halaka kurmuş o tek başına kalmış. Aynı namazdaki gibi birisini çek çek o halaka olacak o da. Tek başına kalmayacak orada. Ve halakayı düzenli tutmak, halakayı sistemli tutmak, herkesin birbirine dokunması, değmesi, omuz omuza gelmesi önemlidir.
Neden? O kimse halakada duracak ki Allâh onu zâtında barındıracak. Halakanın dışında kaldı. Bakın o da dışarıda kaldı. Halakanın dışarıda kaldı onu Cenâb-ı Hak aff-u muafret etti. Ama sufi halakanın içinde kalarak da Allâh’ın zâtında barınmayı gözüne alacak. Oraya hedefini tutturacak. o halakada kalacak. Dönüp gidenedir diyor. Döndü gitti ya kimse. Allâh ve melekler ona lanet etti. Neden? O zikirden yüz çevirdi. Baktı sahâbe ve peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri zikrediyor. O yüz çevirdi gitti. Allâh ve melekler ona lanet etti diyor. Üç kişi. Birisi halakanın içerisine oturdu. Allâh zâtında barındırdı. Birisi halakanın dışında oturdu. Edeb etti diyor hadîs-i şerifte. Edeb etti.
Halakanın dışında oturdu. Allâh onu aff-u muafret eyledi. Döndü gitti. Allâh ve melekler ona lanet etti. Çünkü başka bir hadîs-i şerifte bunu da imam-ı hambel nakleder. Kim cemaatle Allâh’ı zikrederse geçmiş günahları hayra çevrilmiş olarak kalksın oradan der. Hadis-i şerifte. Bakın o aff-u olmuş olarak değil. Geçmiş günahları hayra çevrilmiş olarak kalksın. aftan ötedir bu. Aftan öte işlemiş olduğu günahlar ne oldu? Hayra çevrildi. Ha şunu demiyorum size. Günahı işleyin işleyin gelin buraya Allâh’ı zikredin. Ha nasıl olsa hayra çevrildi. Böyle de yapmayın. Sanki haşa bununla dalga geçer gibi olur. Haşa. böyle alayvariymiş gibi bir hadise olur. İnsan manen perişan olur o zaman. Olur biz insanız, hatakarız, hatakarız.
Hata işleriz, nefsimize uyarız, yanlış yaparız, eksik yaparız, yaparız. Günah işleriz, işleriz. Hepimiz için bu kapı açıktır. Hepimiz için bu kapı açıktır. Ama madem ki biz zikrullâh alakasına tutunmuşuz, o zikrullâh alakasında Allâh’ı oturur zikrederiz ve ümit ederiz ki biz oradan aff-u olmuş olarak kalkarız. Ümit ederiz ki oradan geçmiş günahlarımız hayra çevrilmiş olarak kalkarız. Ama oradan o kimse geri dönerse o Allâh ve melekler tarafından diyor lanet edildi. Rabbim bizleri onlardan eylemesin. Başka bir hadîs-i şerifte de yine İmâm Ahmed bin Hanbel’den, Heysem’inden, İbn Hibbân’dan ve Beyhak’ı’ndan.
Lütuf ve İhsan Ehli Hadîs-i Kudsîsi — Cibrîl Hadîsi’nin İhsan Tarifi ve Zikir Meclisi
Mahşer halkı bugün lütuf, Cenâb-ı Hak yine hadisi kutsi bu, yine hadisi kutsi de buyuruyor ki Allâh-u Teala kıyamet gününde, mahşer halkı bugün lütuf ve ihsana kimin layık olduğunu bilecektir buyurur. Bunun üzerine, ”Ya Resûlullâh, lütuf ve ihsan ehli kimdir?” denilince Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ”bunlar zikir meclislerinde bulunanlardır” buyurdu. Demek ki mahşer yerinde Cenâb-ı Hak şatıat yaparcasına, mahşer halkına şatıat yaparcasına şunu diyecek. Bugün lütuf ve ihsana kimin layık olduğunu mahşer halkı görecek. Sahâbe diyor ki ”Ya Resûlullâh, bu lütuf ve ihsan ehli, ihsan neydi?” Meşhûr Cibrîl hadisinin üçüncü sorusu, ”İman nedir, İslam nedir, ihsan nedir Ya Resûlullâh?” İhsanı ne dedi.
Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem? ”Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamanızdır, Allâh’ı görüyormuşçasına iman etmenizdir, Allâh’ı görüyormuşçasına amel etmenizdir.” Siz Allâh’ı göremeseniz, olur ya gaflete düşeriz, hataya düşeriz, manevi olarak yol almamışızdır, O’nun sizi gördüğünü her daim hissetmenizdir. O zaman ihsan ehli ne olmuş oluyor? İhsan ne oluyor? İhsan. Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamak. İhsan, sen onu göremesen dahi, O’nun her daim seni gördüğünü duymak ve bilmek. İhsanın mana tarifi bu. Yoksa bir şeyi ihsan etmek, ona meccanen vermek, lütfetmek, ona meccanen bir şey vermek. Bu da ihsanın içerisinde. Ama asıl ihsan ne? Görüyormuşçasına. O zaman hadisi kutsi diyor ki ”ihsan ehli kimdir?” denilince, ”bunlar zikir meclislerinde bulunanlardır.” Demek ki zikir meclisinde bulunanlar, mahşer gününde Cenâb-ı Hak’ın lütfuna ve ihsanına mahsar olacak olan kimseler.
Zikir meclisinde duranlar. Ya biz de evde tek başımıza zikretsek olmaz mı? Olur canım kardeşim zikret. Biz 28 Şubat’ta bunları çok duyardık. basılma korkusundan dolayı biz evde zikretsek olmaz mı? Olur. Bu basılma korkusuyla olan şeyler. Veyahut da erkek eşinden korkuyor. Hanımı gitmeyeceksin oraya diyor. Ya orası ya ben diyor. Oraya gideceksen eve gelme diyor. O da diyor ki eşim böyle böyle dedi diyor. Ondan sonra ben evde ders yapabilir miyim Mustafa abi? Yapabilirsin sen bilirsin karar senin.
Âile-Derviş İmtihânı — Eş ve Çocuğun Zikrullah’tan Alıkoyması ve Mürşidin Acısı
Hani bir daha evlenmek herkesin harcı değil. Zor bir şey. Adam bir tane hatun bulmuş şimdi. Nereden nasıl kaybetsin onu? O feragat ediyor. Evde zikrullâh yapacağım diyor. Yapabilirsin diyor. Aynı şey kadınlar da erkekler istemiyor. Ne işiniz var zikrullâh da? Evet. Otur evinde Allâh’ı zikret. Ne yapsın kadıncağız? Başında bir adam var. Din bilmiyor, diyanet bilmiyor, yol bilmiyor, yordan bilmiyor, hadîs bilmiyor, âyet bilmiyor. Sonuçta kadıncağızı, bu anası, babası bu iyi bir adam demiş. Evlendirmiş. Diyanetini sormamış. Bu beş vakit namaz kılar mı? Bu abdesti biliyor mu? Kusurlu abdestini biliyor mu? Namazı biliyor mu? Orucu biliyor mu? Bozanı bozmayanı biliyor mu? Namazın farzları ne, vacipleri ne?
İçindeki farzlar ne, dışındaki farzlar ne? Şimdi kızını verecek olan bunları sormuyor. Lazım değil. Bak diyor evi var mı? Var. Hala diyor. Bir de arabası da var. İyi kötü. Muhteşem bir şey ya. Tamam bitti. Başka bir şey aramasına gerek yok. En böyle takvamız dahi ona bakıyor şimdi. Açı şeyler. Memursa maaşı ne kadar? Geliri ne kadar? Evet. Bizim erkek dervişler de zaten bir bayan derviş alma noktasında da değiller. bir bayan derviş evlensin de ne yapsın şimdi? Hayatı böyle zikirle, sohbetle mi geçersin? Bir de bayan dervişler genelde kapalı, örtülü. Çok zengin de değiller. Efendim şöyle evlensin. Evlen kardeşim bana ne istediğin ne. Evlen benim umurumda değil. Hayatı yaşayacak olan sensin. E ondan sonra bir ay sonra iki ay sonra bir bakmışsın problem.
Üç ay sonra. Haftanın bu kadarı ders mi var size? Var. Haydi bir kavga çıkıyor. E şimdi acı tarafları bunlar. Bunları dinliyorsun. Bunları dinleyince üzülüyorsun. Bunları dinleyince üzülüyorsun. Adam babası derviş, oğlu da derviş. Oğlu Anya’da babası burada. Bir müddet oğlunu getirmiş sonra oğlan kayış atmış. Oğluna söz geçiremiyor. Kızına söz geçiremiyor. Dervişlikten uzaklaşıyor. Nefsi ağır geliyor. Allâh muhâfaza eylesin. Bu seferde ne oluyor? Lütuf ve ihsanla mazhar olmaktan uzaklaşıyor. Çünkü zikir meclisine girerse, zikir meclisinde Allâh’ın lütuf ve ihsanı olacak. Adam eşini derse getirmiyor. Getir eşini de o lütfa mazhar olsun. Çocuğun da o lütfa mazhar olsun. O ihsana mazhar olsun. Ne acı bir şey kendi kendime düşündüğümde ben.
Herkes eşini çok seviyor. Çocuklarını çok seviyor. Zikrullâh alakasında değiller. Oysa hadisi kutsi de lütuf ve ihsan ehli olacak. Zikrullâh meclisine devam edenler.
Hâtime — Üç İhlâs Fâtihâ-i Şerîfe + Lâ İlâhe İllâllâh Tevhîdi + Salât-u Selâm
Lütuf ve ihsan ehli olacak. Rabbim bizi onlardan eylesin. Cenâb-ı Hak her daim bizi zikredenlerden eylesin. Her haline hamd edenlerden eylesin. Rabbim her nimetine şükredenlerden eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi aff-u mağfiret eylesin. Cümlemizi sevdikleri gibi eylesin. Seveceği gibi eylesin. Ecmaîn. Üç İhlâs, bir Fâtiha-i Şerîfe. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah. El Fâtihâ ma salawat Allâh’ım. Salih ala Seyyidinâ Muhammed ve ala alimuhammed. Âmîn.
KAYNAKÇA
- Nisâ 103 ve Namaz Sonrası Zikrullâh — Nisâ 4/103 («Fe-izâ kadaytümü’s-salâte fe’zkürû’llâhe kıyâmen ve ku’ûden ve alâ cünûbiküm — fe-izâ’tma’nentüm fe-ekīmü’s-salâte — inne’s-salâte kânet ale’l-mü’minîne kitâben mevkūtâ»); Bakara 2/239 (havf namazı ve zikir); Âl-i İmrân 3/191 («Ellezîne yezkürûnellâhe kıyâmen ve ku’ûden ve alâ cünûbihim»); Ahzâb 33/41-42 («Yâ eyyühe’llezîne âmenû’zkürû’llâhe zikran kesîrâ — ve sebbihûhu bukraten ve asîlâ»); Cum’a 62/9-10 («Fe’zkürû’llâhe kesîran le’alleküm tüflihûn»); Tâhâ 20/14 («Ve ekımi’s-salâte li-zikrî»); Râzî Mefâtîhu’l-Gayb Nisâ 103; Elmalılı Hak Dîni Kur’ân Dili c. III Nisâ 103; İbn Kesîr Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm Nisâ 103; Kurtubî el-Câmi’u li-Ahkâmi’l-Kur’ân Nisâ 103; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI — namaz sonrası zikir; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Zikr-Salât-Mevkūt-Kıyâm-Ku’ûd» maddeleri.
- Namaz ile Zikrullâh’ın Ayrılığı, Mü’minlere Farziyet ve Tebliğ Edebi — Nisâ 4/103 son cümle («Salât mü’minler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır»); Bakara 2/256 («Lâ ikrâhe fî’d-dîn»); Kâfirûn 109/6 («Leküm dînüküm ve liye dîn»); Necm 53/29-30 («Fe-a’rıd amen tevellâ an zikrinâ ve lem yürid ille’l-hayâte’d-dünyâ» — Allâh’ın zikrinden yüz çevirenden yüz çevirmek); A’lâ 87/9-10 («Fe-zekkir in nefe’ati’z-zikrâ»); Şuârâ 26/214 («Ve enzir aşîreteke’l-akrabîn»); Ankebût 29/45 (namaz fahşâdan alıkoyar); Buhârî Îmân 1-2; Müslim Îmân 1 (Cibrîl hadîsi — îmân, İslâm, ihsân tarifleri); Tirmizî Îmân 4; Ebû Dâvûd Sünne 16; İmâm Gazâlî İhyâ c. I (Kitâbu’l-İlm ve Esrâru’s-Salât); İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn c. I — manzilu’t-tevbe ve manzilu’t-tezekkür; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. II-III — îmân-amel sırası; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Tebliğ-Da’vet-Îmân-İslâm-Mü’min» maddeleri.
- İbn Mâce Hadîsi, Namaz Sonrası Tesbîhât ve Tevhîd Virdi — İbn Mâce İkāmetu’s-Salât 32 (no: 925) — «Men sebbeha’llâhe fî düburi külli salâtin selâsen ve selâsîne…» (33 Sübhânallâh + 33 Elhamdülillâh + 33 Allâhu Ekber + 100. olarak «Lâ ilâhe illâllâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehu’l-mülkü ve lehu’l-hamdü, ve hüve alâ külli şey’in kadîr»); Buhârî Ezân 155 ve Müslim Mesâcid 146 (595) — namaz sonrası tesbîhât; Tirmizî Da’avât 25 (3413); Nesâî Sehv 90; Ebû Dâvûd Vitir 25 — namaz sonrası zikir kalbi aydınlatır; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I — 33+33+33+tevhid; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III — 300 tevhîd nâfilesi; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. I-V — tevhîd virdi ve kalp parlatması; Şah Veliyyullâh el-Kavlü’l-Cemîl bâbu’t-tevhîd; İmâm Gazâlî İhyâ c. I (Kitâbu Esrâri’s-Salât — namaz sonrası vird); Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Vird-Tesbîh-Tevhîd-Kelime-i Tevhîd» maddeleri.
- Tirmizî Zikir Kalbi Canlı Tutma Hadîsi ve Az Zikrin Münâfıklığı — Tirmizî Da’avât 6 (3375) ve İbn Mâce Edeb 53 — «Meselü’llezî yezküru Rabbehû ve’llezî lâ yezküru Rabbehû meselü’l-hayyi ve’l-meyyit» (Allâh’ı zikredenle zikretmeyenin durumu diri ile ölü gibidir); Buhârî Da’avât 66; Ahmed b. Hanbel Müsned c. IV/188; Nisâ 4/142 («İnne’l-münâfıkīne yuhâdi’ûna’llâhe ve hüve hâdi’uhüm — ve izâ kāmû ile’s-salâti kāmû küsâlâ — yürâ’ûne’n-nâse ve lâ yezkürûna’llâhe illâ kalîlâ» — münâfıklar Allâh’ı pek az zikrederler); Bakara 2/152 («Fe’zkürûnî ezkürküm»); Ankebût 29/45 («Ve le-zikrullâhi ekber» — Allâh’ı zikretmek en büyük iştir); Ra’d 13/28 («Elâ bi-zikrillâhi tatma’innü’l-kulûb»); Buhârî Da’avât 67 — vesveseden zikrullâh ile sığınma; İmâm Gazâlî İhyâ c. I (Kitâbu’z-Zikr ve’d-Du’â); İbn Kayyim el-Vâbilü’s-Sayyib mine’l-Kelimi’t-Tayyib — zikrullâhın yüz fâidesi; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. II-IV — zikrullâh maddî-mânevî dert dermânı; Mehmed Zâhid Kotku Cennet Yolları; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Zikr-Münâfık-Kalp-Hayât-Mevt» maddeleri.
- Hadîs-i Kudsî «Beni İçinde An» — Bir Karışa Bir Arşın, Yürüyene Koşma — Buhârî Tevhîd 15, 35, 50 ve Müslim Zikir 2 (2675) — «Ene inde zanni abdî bî, ve ene me’ahû izâ zekeranî — fe-in zekeranî fî nefsihî zekertühû fî nefsî, ve in zekeranî fî mele’in zekertühû fî mele’in hayrun minhüm — ve in tekarrabe ileyye şibran tekarrabtü ileyhi zirâan, ve in tekarrabe ileyye zirâan tekarrabtü ileyhi bâan, ve in etânî yemşî eteytühû hervele» (kulum beni nasıl zannederse öyleyim — bana karış yaklaşana arşınla, arşınla yaklaşana kulaçla yaklaşır, yürüyerek gelene koşarak giderim); Tirmizî Da’avât 132 (3603); Ahmed b. Hanbel Müsned c. II/251, 405, 480, 524, IV/106; Heysemî Mecma’u’z-Zevâ’id c. X/74 — Mele-i A’lâ’da zikir tahsîsi rivâyeti; Buhârî Tevhîd 50 (Ebû Hüreyre rivâyeti); Buhârî Da’avât 21 (Enes rivâyeti); İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbu’l-Mahabbe ve’ş-Şevk — kulun Rabbe yakınlığı); İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn c. III — manzilu’l-kurb; İbn Atâ’illâh el-Hikem — Hak ile yakınlık; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III-V — bir karış-arşın hadîsi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Kurb-Tekarrub-Mele-i A’lâ-Zikr-i Hafî-Zikr-i Cehrî» maddeleri.
- Allâh’a Yakınlığın En Kestirme Yolu, Mahabbet ve Neo-selefî Reddiyyesi — Mâide 5/54 («Yuhibbuhüm ve yuhibbûnehû»); Bakara 2/165 («Ve’llezîne âmenû eşeddü hubben li’llâh»); Âl-i İmrân 3/31 («İn küntüm tuhibbûna’llâhe fe’ttebi’ûnî»); Tövbe 9/24 (mahabbet sıralaması); Buhârî Edeb 96; Müslim Birr 38 — «El-mer’u me’a men ehab»; Hadîs-i şerîf: «Min hubbi’r-recüli mükâseretü zikrihî» (kişinin sevdiği şeyi çok zikretmesi sevmesinin alâmetidir) — Deylemî Müsnedü’l-Firdevs ve Aclûnî Keşfü’l-Hafâ no: 2370; Buhârî Tevhîd 35 — «Ezkurû’llâhe yezkürküm»; Müslim Zikr 25 (2700) — toplu zikir meleklerin gıbtası; İmâm Süyûtî Netîcetü’l-Fikr fî’l-Cehri bi’z-Zikr — toplu/cehrî zikrin müdâfaası ve selefîlere reddiye; İbn Hacer el-Heytemî el-Fetâva’l-Hadîsiyye bâbu cehri’z-zikr; Şah Veliyyullâh el-Kavlü’l-Cemîl ve Hüccetullâhi’l-Bâliğa — toplu zikrin meşrûiyeti; Yûsuf en-Nebhânî Şevâhidü’l-Hak fî’l-İstiğâseti bi-Seyyidi’l-Halk — vehhâbî/selefî i’tirâzlarına cevap; Said Ramazan el-Bûtî es-Selefiyye Merhaletün Zemeniyye Mübâreketün Lâ Mezhebün İslâmiyy — neo-selefî tenkîdi; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI — toplu zikir; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Mahabbet-Zikr-Cehr-Selefiyye» maddeleri.
- Hz. Muâviye Halaka Hadîsi ve Sûfî Halaka Edebi — Müslim Zikr 11 (2701) — Muâviye Radıyallâhu Anh’ın halaka hadîsi: «Mâ ec’aleküm? — Cele’snâ nezkürullâhe» (Resûlullâh halaka hâlinde zikreden ashâbına: «Sizi ne otrutturuyor?» —Allâh’ı zikrediyoruz); Buhârî Da’avât 66; Tirmizî Da’avât 7 (3378); Nesâî İsti’âze 60; Ahmed b. Hanbel Müsned c. IV/91-92, 96, 100; Müslim Zikr 8 (2689) — «Lâ yek’udu kavmün yezkürûnellâhe illâ haffethümü’l-melâ’ike ve ğaşiyethümü’r-rahme ve nezelet aleyhimü’s-sekîne ve zekerahümu’llâhu fî men indeh» (zikir halakasını melekler kuşatır, sekîne iner, rahmet bürür); Tirmizî Da’avât 7 (3375); İbn Mâce Edeb 53; İmâm Süyûtî el-Hâvî li’l-Fetâvî — halaka edebi; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI — halaka tarîkat edebi; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. I-V — halaka, omuz omuza durmak; Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere; Şah Veliyyullâh el-Kavlü’l-Cemîl bâbu’l-halaka; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Halaka-Zikr-i Cemâ’î-Sekîne-Rahme» maddeleri.
- Üç Kişi Mescide Girdi Hadîsi ve Cemâatla Zikr Günahları Hayra Çevirir — Buhârî İlim 8 ve Müslim Selâm 26 (2176) — «Emmâ ehadühüm fe-âva ile’llâhi fe-âvâhu’llâh, ve emme’l-âharu fe-istahyâ fe-istahyâ’llâhu minhu, ve emme’l-âharu fe-a’rada fe-a’rada’llâhu anh» (üçünden biri halakaya katıldı Allâh onu zâtında barındırdı, biri halakanın dışında oturdu Allâh edebine mukabele etti, biri sırt çevirdi Allâh ondan yüz çevirdi); Tirmizî İlim 8 (2724); Ahmed b. Hanbel Müsned c. V/219, 220 — Ebû Vâkıd el-Leysî rivâyeti; Hadîs-i şerîf: «Mâ ictema’a kavmun yezkürûna’llâhe illâ kîle lehüm kūmû mağfûran leküm — kad büddilet seyyi’âtüküm hasenâtin» — Ahmed b. Hanbel Müsned c. III/142, IV/188; Heysemî Mecma’u’z-Zevâ’id c. X/76; Beyhakī Şu’abü’l-Îmân no: 525-540 — toplu zikir günahların hayra çevrilmesi; Hâkim Müstedrek c. I/495-496; İmâm Süyûtî Netîcetü’l-Fikr — günahların hasenâta çevrilmesi tahkîki; İmâm Gazâlî İhyâ c. I (Kitâbu’d-Du’â); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III-V — halaka edebi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Halaka-Tevbe-Mağfiret-Hasene-Seyyi’e» maddeleri.
- Lütuf-İhsan Ehli Hadîs-i Kudsîsi ve Cibrîl Hadîsi’nin İhsân Tarifi — Hadîs-i Kudsî: «Yes’elüke ehlü’l-cem’i an ehli’t-tafdîli ve’l-ihsân — ve men hüm yâ Resûla’llâh? — kāle: hüm ehlü mecâlisi’z-zikr» — Ahmed b. Hanbel Müsned c. III/142; İbn Hibbân Sahîh no: 815; Beyhakī Şu’abü’l-Îmân no: 525; Heysemî Mecma’u’z-Zevâ’id c. X/77; Buhârî Îmân 37 ve Müslim Îmân 1, 5 (8) — Cibrîl hadîsi: «El-îmânü en tu’mine bi’llâhi ve melâ’iketihî… — el-İslâmü en tac’ale’llâhe’l-âhirete merca’aken… — el-ihsânü en ta’budallâhe ke-enneke terâhü, fe-in lem tekun terâhü fe-innehû yerâke» (ihsân: Allâh’ı görüyormuşçasına ibâdet, göremezsen O’nun seni gördüğünü bilmek); Tirmizî Îmân 4 (2610); Ebû Dâvûd Sünne 16; Nesâî Îmân 5; İmâm Nevevî el-Erba’ûnü’n-Neveviyye 2. hadîs; Suyûtî el-İtkān ihsân tahkîki; İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbu’l-Murâkabe ve’l-Muhâsebe — ihsân ehli); İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn c. III — manzilu’l-ihsân; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI — ihsân ve zikir meclisi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «İhsân-Murâkabe-Mecâlisü’z-Zikr-Lütuf» maddeleri.
- Âile-Derviş İmtihânı, Eş-Çocuk Fitnesi ve Mürşidin Acısı — Teğâbün 64/14-15 («Yâ eyyühe’llezîne âmenû inne min ezvâciküm ve evlâdiküm adüvven leküm fe’hzerûhüm — ve i’lemû ennemâ emvâlüküm ve evlâdüküm fitnetün»); Münâfikūn 63/9 («Lâ tülhiküm emvâlüküm ve lâ evlâdüküm an zikri’llâh»); Lokmân 31/15 (Allâh’a ortak koşmaya zorlayan ana-babaya itaat yok); Tahrîm 66/6 («Yâ eyyühe’llezîne âmenû kū enfüseküm ve ehlîküm nâren» — kendinizi ve âilenizi ateşten koruyun); Hadîs-i şerîf: «Küllüküm râ’in ve küllüküm mes’ûlün an ra’iyyetihî — er-recülü râ’in fî ehlihî» — Buhârî Cum’a 11 ve Müslim İmâret 20 (1829); Buhârî Nikâh 14; Müslim Radâ’ 3 (1466); İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu’n-Nikâh — kadın seçimi ve dîn ölçüsü); İmâm Rabbânî Mektûbât c. I-III — sâlikin âile imtihânı; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III-IV — âile-zikrullah dengesi; M. Esad Coşan İslâm Sevgisi ve Âile Mektupları; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. III — eşler ve dervişlik; Necip Fazıl Kısakürek Hesaplaşma; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Âile-Eş-Evlâd-Fitne-Mürşid» maddeleri.
- Hâtime — Üç İhlâs Fâtihâ + Tevhîd + Salât-u Selâm — İhlâs 112/1-4 («Kul hüvallâhü ehad — Allâhü’s-Samed — lem yelid ve lem yûled — ve lem yekün lehû küfüven ehad»); Fâtihâ 1/1-7 (Ümmü’l-Kitâb); Ahzâb 33/56 («İnna’llâhe ve melâ’iketehû yusallûne ale’n-nebî — yâ eyyühe’llezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ»); Tirmizî Sevâbu’l-Kur’ân 11 (2898) — «Kul hüvallâhü ehad sülüsü’l-Kur’ân» (üç İhlâs Kur’ân’ın üçte birine denk); Buhârî Tefsîr sûratü’l-İhlâs 1; Müslim Müsâfirîn 261 (811) — Fâtihâ «Ümmü’l-Kitâb» hadîsi; Hadîs-i şerîf: «Men sallâ aleyye sallâ’llâhu aleyhi aşran» — Müslim Salât 70 (408); Tirmizî Vitir 21 (485); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI — pîrân arvâhına Üç İhlâs Fâtihâ geleneği; Hâlid el-Bağdâdî Risâletü Hatm-i Hâcegân; Mehmed Zâhid Kotku Hatm-i Hâcegân Risâlesi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «İhlâs-Fâtihâ-Tevhîd-Salavât-Hatm-i Hâcegân» maddeleri.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı