Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #02 — Nasihat 36: Âl-i İmrân 3/135 Müttakîlerin Vasfı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #02 — Nasihat 36: Âl-i İmrân 3/135 Müttakîlerin…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Nasihat 36 Girişi — Âl-i İmrân 3/135 ve Fıtratın Hata Meyli

İnşallah bu hafta yapacağız Allâh’tan bir şey gelmezse. Haftalardır dedim tabii iki hafta. Bilgisayarın azizliğine uğradık. Allâh’ın izniyle problem şimdilik çözüldü. Bir dahaki probleme kadar devam edeceğiz inşallah. 36. nasihate gelmişiz. Âl-i İmrân Suresi âyet 135. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Âl-i İmrân âyet 135. Onlar bir hayasızlık yaptıkları veya nefislerden zulmettikleri zaman Allâh’ı zikrederler. Ve hemen günahlarının bağışlanmasını isterler. Günahları Allâh’tan başka kim bağışlar? Yaptıkları kötülükte bile bile ısrar, yaptıkları kötülükte bile bile ısrar etmezler. Bu âyet-i kerimenin 134. Bu surenin 134. âyet-i kerimesi var. daha öncesi ve sonrası. Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerimelerde müminlerin vasıflarını bize söylüyor.

Bununla alakalı ayrı eten böyle bir sıra ders yapmayı inşallah düşünüyorum. Cenâb-ı Hak nasip ederse. Bu müminlerin vasıflarını söylüyor. Bu müminlerin vasıflarından bizim topluluğumuz için bütün vasıflar önemli. Ama zikirle alakalı nasihatlere devam ettiğimiz için bu âyet-i kerîme Allâh’ı zikredenlerle alakalı. Onlar bir hayasızlık yaptıkları zaman veya nefislerine zulmettikleri zaman Allâh’ı zikrederler. Burada şimdi iki durum var. Birisi bir başkasına bir edepsizlik bir terbiyesizlik oldu. Bu dışarı karşı bir şey. Bir de insanın kendi nefsine karşı oldu. Bu içeri olan bir şey. İçeri ve dışarı. hem sizin kendi özel alanınız bir de kendi iç aleminiz. Bunu veya dışarı karşı veya kendi iç aleminiz öyle nitelendirelim.

O zaman bunlar ne yapıyorlar? Nefislerine zulmettikleri veya bir hayasızlık yaptıkları zaman Allâh’ı zikrederler. Bu kimsenin birinci özelliği Allâh’ı zikretmesi. Önce şunu bir orta yere koyalım. İnsan fıtratı, bakın insan fıtratı hata yapmaya, günah işlemeye, yanlışlık yapmaya, zulmetmeye meyillidir. Uygun dur bu. Tekrar söylüyorum meyillidir. Fıtratımızda bizim günah işlemek, hata işlemek, yanlışlık yapmak vardır. Bazen ehli Sufiye şöyle derler. siz de mi böyle yapıyorsunuz? Ya ehli Sufiye şeytan daha fazla yüklenir, daha fazla onunla uğraşır. Onlar da hata yaparlar. sonuç itibariyle bir tek peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hariç, peygamberler, diğer peygamberler küçük zeleller işlemişler, hatalar yapmışlar ki biz haydi haydi yaparız.

Ama dışarıdan bakan bir kimse bir dervişin hata yapmayacağını, kusur işlemeyeceğini düşünür. Öyle bir elbise giydirir. Bazen dervişler de kendileri hata yapar, hata şeyhler de bu hatayı düşerler. Sanki kendileri günahsızmış gibi düşünürler. Sanki günahsız bir elbise onları bürümüş gibi düşünürler. Bu da doğru değildir. O zaman insan nefsi hata yapmaya, günah işlemeye, yanlışlık yapmaya meyillidir. Böyle olunca insan ne kadar iman sahibi olursa olsun, ne kadar takvâ sahibi olursa olsun, ne kadar ince düşünürse düşünsün, o kimsede hata, kusur, yanlışlık, günah görülebilir. Bunu bakın aşağıdan yukarı doğru götürdüm. Ama bu kimse için o zaman herkes için geçerli mi? Evet. bazen zaman zaman sohbetlerde derim ya benim amacım günahsız bir topluluk oluşturmak değil.

Bu insan fıtratıyla savaşmaktır. Siz kendinizi de günahsız bir kimse oluşturamazsınız. Fıtratınızı aykırı. Kendinizi de günahsız gösteremezsiniz. Bu da fıtrat aykırı. Biz şuna inanılız.


Topluca Tövbe — Kur’ân-Sünnet Ölçüsü ve Zayıf Hadisin Hücceti

Topluca Allâh’ı zikrettik, tövbe ettik. Biz burada annemizin doğduğundaki gün gibi tertemiz olduk. Bütün hata ve kusurlarımız hayra çevrildi, hadisle sabit. Bu konuda imanımda zerrece şüphe yok. Buna inanırım. Bak zerrece şüphe yok. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir şey söylediyse heva hevesinden söylememiştir. Ayeti kerime ile sabittir. Vahiydir o. Ben onu vahiy olarak algılarım. Öyle iman ederim. Ve söylediyse kendimce derim bu benim kendi şahsi duruş noktam. O hiçbir şeyi madem ki heva hevesinden yapmadı ve söylemedi. Yaptığı her şey, söylediği her şey vahiyat abidir. Kur’ân değildir ama Kur’ân’ın tefsiridir. Kur’ân değildir ama Kur’ân’ın tefsiridir. Sonuç itibariyle size iki şey bıraktım.

Birisi Allâh’ın kitabı, birisi de benim sünnetlerim. Diğer başka bir rivayete ehli beytim. Kim bunlara sımsıkı yapışırsa o asla sapıtmaz. Doğru yoldadır. O zaman öyleyse ölçüm benim Kur’ân ve sünnet. Ölçüm Kur’ân ve sünnet olunca ben peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu konuda ben hatta zayıf olmayan hadisi onlara da takılmıyorum. Çünkü bir hadîs-i serif bunu bize söylemiyorlar. Allâh’a, bütün ulemanın ittifakı vardır. Ümmetim yanlış yerde toplanmaz. Hadis-i şerifin tecelliyatıdır. Bir kimse zayıf amelle de o kimse ibadet edebilir. Zayıf, özür dilerim, zayıf hadisle ibadet edebilir. Onunla amel edebilir. Zayıf hadisin üzerine hüküm kurulmaz. Zayıf hükmü. Zayıf hadisin üzerine okurulmaz.

Öbür türlü bir kimse zayıf hadisle amel edebilir mi? El cevap edebilir. El cevap edebilir bakın. kalkıp da bilmem hangi profesörün sözüne bakacağına zayıf hadîs o sözden daha hayırlıdır. Taslamamın sözünden zayıf hadîs daha hayırlıdır. İsim de söyleyeyim. Veyahut da bayraktar bayraktarın sözünden daha hayırlıdır zayıf hadîs. Veyahut da öldü gitti ya. Söyleyin ismini. Yaşar Nuri. Onun sözünden daha hayırlıdır zayıf hadîs. Veyahut da ne o? Soy ismi İslamoğlu olan. Kaderi inkar eden. Evet. Onun sözünden daha hayırlıdır zayıf hadisle amel etmek. İsim vererek söylüyorum. Veya televizyonlara çıkıp hadislerin üzerinde tartışan kalbi bozuk, aklı bozuk, beyni bozuk, sütü bozuk, kanı bozuklar var ya onların sözünden daha hayırlıdır zayıf hadîs.

Her ne kadar bütün alimi, ulemayı toplasanız bugünkü piyasada televizyon televizyon dolaşanlardan veya böyle laf gezdiren hadislerin üzerinde şüphe yandıran kimselerden daha hayırlıdır zayıf hadisle amel etmek. Öyle olunca hadisler benim için ölçü, Kur’ân ölçü. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuş ki zikrullâh alakasından af olmuş olarak kalkınız. İmam Hambel’in rivayetinde de demiş ki geçmiş günahları da hayra çevrilmiş olarak kalkınız. Af olmuş olarak kalkınız. Çok hadîs-i şerîf var. Ama birkaç tane de böyle geçmiş günahları af olmuş olarak kalkınız hadîsleri de var. Ben iman ediyorum, af olmuş olarak kalkıyoruz. Eyvallâh. Ama burada mümin vasfını söylüyor. O kimse diyor eğer ki ama nefsine zulmetti ama bir hayasızlık yaptı o hemen Allâh’ı zikreder.

Ardından devam ediyor. Sonra tövbe eder. Zikrullâh’ı öne alıyor. Çünkü zikrullâh en büyük iştir Âyet-i Kerîme. Zikrullâh’tan daha insanı temizleyeceği, zikrullâh’tan daha yükselteceği, zikrullâh’tan daha hayırlı bir amel, zikrullâh’tan daha yüksek bir amel yok.


Zikrullah’ın Eftaliyeti — Kılıç Hadisi ve Gençlerin Evliyâlığı

Hadis-i şerifte bir kimse kılıcını alsa, kırılıncaya kadar savaşsa, ikinciyi alsa, yine kırılıncaya kadar savaşsa, üçüncü kılıcı alsa, yine kırılıncaya kadar cihâd etse, savaşsa ancak diyor zikrullâh yapanla muadil olur. Denk olur. Üstün olmaz yine. Oruç tutanların hangisi hayırlıdır Allâh’ı zikreden? Namaz kılanlarının en faziletlisi hangisidir Allâh’ı zikreden? Cihad edenlerin en faziletlisi hangisidir Allâh’ı zikreden? Hazret-i Ömer Efendimiz, Hz. Buvekir Efendimiz’e diyor, Ya Ebu Havz, Allâh’ı zikredenler her şeyi götürdü. Allâh Resul bunu diyor, Niam evet, Allâh’ı zikredenler diyor, hepsini de aldı götürdü. Allâh’ı zikredenler hepsini aldı götürdü. O zaman burada normalde Allâh’ı zikredenler ifadesi, hatanın, yanlışlığın, eksikliğin hemen arkasından Allâh’ı zikretmek, Allâh’ı hatırlamak.

Ve zikrin eftali neydi? La ilâhe illallah. Hemen o kimsenin tevhide devam etmesi, hemen la ilâhe illallah’a devam etmesi, hemen zikrullâh’a devam etmesi, hem zikrullâh’la arasını düzeltmesi, zikrullâh’la arasına giren günah perdesini kaldırması, zikrullâh’la arana perde girdi, günah perdesi Allâh’la arana perde girdi. Bir günah işledin, perdelendin. O perdeyi yırtıp atacak olan, o perdeyi ortadan kaldıracak olan Allâh’ı zikir. Hemen zikrullâh’a dön, hemen Allâh’ı zikretmeye başla, hemen tevbeye başla, hemen ilk önce zikrullâh’a başla. Zikrullâh yapmıyorsan, bil ki şeytanla kol kola girdin. Geldi senin kalbinin içine oturdu. Zikrullâh yapıyorsan, sen bataklığın içinde de olsan gül gibisin. Zikrullâh’a devam ediyorsan, etrafına baktın, etrafındaki her şeyin vahşi olduğunu gördün.

Zikrullâh’a devam ediyorsun, bakıyorsun yoldaki insanlar, etrafındaki insanlar vahşi birer sırtlan gibi. Evet. Ve Allâh’a hamd ediyorsun. Ya Rabbi ben de bunlardan olabilirdim. Sana hamd ediyorum ki beni zikrullâh cemaatıyla tanıştırmışsın, zikrullâh alakasıyla tanıştırmışsın. Bu Cenab-ı Hakk’ın dünya üzerinde bir kulun üzerine verebileceği en büyük lütuf, Allâh’ı zikir anlayışı ve inancı. Yaşım geçtikçe, olayları gördükçe, insanları tanıdıkça, artık Allâh’ı zikreden bir kimsenin gerçekten dünya üzerinde tertemiz bir nur üzerinde yürüdüğüne inanıyorum. Ve Allâh’ı zikredenlerin üzerinde hususi bir nur var. Hususi bir nur. Bu namaz kılanın nurundan değil, bu oruç tutanın nurundan değil, bu hacca gidenin nurundan değil.

Bakın bu zikrullâh nuru hususi bir nur. Ve zikrullâh alakasına oturan bir üstada intisap etmiş, ondan ders alıp, Adaf ve Erkan’a riayet eden bir kimse, yemin ediyorum bu zamanda evliya. Bu zamanda evliya. Hele gençleri, çocukları görüyorum böyle. Bu zamanda zikrullâh alakasındalar, zikrullahla hemhal oluyorlar. Yeminle bunu söyleyebilirim. Vallahi de billahi de zamanın evliyası. Yeminle söylüyorum bunu. Bunu yeminle söylüyorum bakın. Bugün genç bir çocuk Allâh’ı zikir alakasına oturduysa, bir üstada intisap ettiyse, günlük virtlerini çekiyorsa, zikrullâh alakasına oturuyorsa, yemin ediyorum size, zamanın evliyası. Zamanın evliyası o. Biz zikrullâh alakasında oturduğumuzdan, tabiri caizse denizdeki balık misali, farkında değiliz.


Denizdeki Balık Misali — Tevhid ve İstiğfar İblisi Helâk Eder

Balık denizden dışarı çıkınca çarpınmaya başlar. O zaman denizin kıymetini bilir. Biz nefes alamasak, nefesin kıymetini o zaman biliriz. Biz suyu içemesek, suyun kıymetini o zaman biliriz. Biz tuvalete çıkamasak, tuvalete çıkmanın kıymetini o zaman biliriz. Bizim gözümüzde bir hasar olsa, görmenin nimetini o zaman anlayabiliriz. Midenizde bir hasar olsa, biz midenin kıymetini o zaman anlarız. Kara ciğerimizde, ak ciğerimizde, pankrasımızda bir hasar olsa, onun kıymetini o zaman biliriz biz. sağlığın kıymetini bilmek var ya sağlıklıyken, hadîs-i sevetallah resulü diyor ya, bazı şeyler geçmeden onun kıymetini bilin. Ne? Boş zaman. İkincisi ne? Sağlık. Üçüncüsü gençlik. Gençlik. O gençken ibadet etmek var ya, gençken zikrullâh’a oturmak, gençken Allâh dostuna biat etmek, orada yürümek, bu büyük kıymet.

Gelmiş benim gibi 70 yaşına, ders alacağım da yol yürücem de uğraşıyor. Onu onu da kabul. Ama gençken o kimsenin yürümesi, yemin ediyorum evliya, başka bir şey değil. Hatta bir arkadaş öyle dedi bana, baktım dedi cemaatiniz çok genç, e dedim gençler, vallaha gençlerin dedi böyle bir cemaatle olması senin için keramet olarak yeter görmek isteyene dedi. Estağfurullah biz dedim keramet peşinde değiliz. Ama dedim cemaatin yaşlısı da var, genci de var, hepsi de var. Elhamdülillah bu çirkinlikte, bu pislikte, bu necasette, evet bu acı bir şey. Necasetin oluk oluk, pisliğin oluk oluk aktığı, yağmur gibi yağdığı bu zamanda bir kimse zikrullâh alakasına oturduysa, bir kimse bir Allâh dostuna biat ettiyse, bu kim olursa olsun.

Ve orada mu kim duruyorsa, yemin ediyorum Allâh dostu o kimse. Cenâb-ı Hak müminleri tarif ediyor, onlar diyor bir hata, yanlışlık yaptıklarında Allâh’ı zikrederler. Çünkü Allâh’ı zikreden bir kimsenin kalbi parla. Hadis-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki, Kelime-i tevhid ve istiğfara sarılın ve bunları çokça yapın. Zira iblis insanları günahlarla helak ettim. Bakın iblis ne diyormuş, insanları günahlarla helak ettim. La ilâhe illallah ve istiğfar da beni helak etti. İblis insanları günahlarla helak ediyor, iblisi helak edenler la ilâhe illallahla istiğfar etmek. tövbe etmek. Tövbenin en küçücüğü, en kısası estağfurullah el azim. Ama derviş olan kardeşler dergahın dersini çekçekler.

Neydi? Subhanallah ve bi hamdihi, subhanallah el azim ve bi hamdihi estağfurullah el azim. Kim bunu günde yüz sefer söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allâh onu affeder. Hadisi şerif. O zaman şeytan diyor ki, Tevhid la ilâhe illallahla estağfurullah beni helak etti. Bunu görünce ben de onları heva ve hevesleriyle helak ettim. O zaman bir dervişi helak eden neymiş bu noktada? Heva ve hevesi. Sakın heva ve hevese düşmeyin. Heva ve heves ne? Kur’ân ve sünnet-i seniyyenin dışındaki eylemler, faaliyetler, düşünceler, hükümler. Kendi kafandan bir şey hükmetme. Heva hevesine uyma. Peygamberlik yapma. Heva hevesine uyma. Şeyhlik yapma. Heva hevesine uyma. Kendi kendine ben zakir olsam şöyle yapardım deme.

Heva hevesine uyma. Helal’ı haramlaştırma. Heva hevesine uyma. Haramı da helallaştırma. Uyma.


Heva-Heves’e Uymama — Tövbe Kapısı ve İbn Arabî’nin Ölçüsü

Sıkı bir şekilde Kur’ân Sünnet sana ne emrediyorsa onu söyle. Söyleyemeyeceksen sus. Birine söyleyemeyeceksin. Öyle ya patronundu, yok amirindi, yok memurundu, yok babandı, yok annendi, yok şuydu, yok buydu. Doğru değil ama söyleyemeyeceksen sus hiç olmazsa. Yamulma. Eğilme. Ağabey tavırla kıvırma. Yapma. E sen rüzgara göre davranma. Rüzgar ne zaman nereden eski ha belli değil. Sen sabit tut. Savrulursan hep savrulur gidersin. Taviz verirsen hep taviz verir gidersin. Sen Kur’ân Sünnet çizgisinde sımsıkı dur. Bırak savrulan savrulsun. Bırak yıkılan yıkılsın. Bırak giden gitsin. Sen Kur’ân Sünnet tarihisinde dimdik ve sımsıkı dur. Sen orada sımsıkı durduğun müddetçe Allâh seninle, Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem seninle, büyük veliler, pirler, şeyhler, mürşidler seninle, gökteki melekler seninle merak etme.

Sen yalnız değilsin. Savrulursan şeytan seninle. Savrulursan kafirler seninle. Savrulursan münafıklar seninle. Savrulursan münafıklar seninle. Savrulursan mürtetler seninle. Savrulursan gevşekler seninle. Savrulursan heva vevesini ilah edinenler seninle. Savrulduğun anda savrulma. Sımsıkı dur. Hata işledin diye savrulma. Günah işledin diye savrulma. Yanlışlık yaptın diye savrulma. İçki içtin, içtin, savrulma. De ki ben bir yanlışlık yaptım, tövbe ediyorum Ya Rabbi, döndüm geri. Savrulma. Ne yaptıysan yaptın, savrulma canım kardeşim. Savrulma. Allâh’ı zikret, tövbe. Allâh’ın tövbe kapısı açık. Tevbe kapısı bir, umuma kapanmadıkça, iki, sen kendi tövbe kapını kapatmadığın müddetçe, tövbe edeni Cenâb-ı Hak affeder.

Hadi umuma anladık kıyamette. İnsan kendi tövbe kapısını nasıl kapatır? Şeytanın peşine düşer, tövbe kapısını kapatır. Şeytanlaşır, tövbe kapısı kapanır o kimsenin. Çünkü Allâh’ı unutur. Allâh’la irtibatı kesilir. Allâh’la bağı kesilir. Öyle olunca da, öyle olunca da o kendi tövbe kapısını kapatmış olur. O gider bir tarafta öyle bir şey yapar, Cenâb-ı Hak’ın gadabını çeker. Öyle bir şey yapar, Hz. Muhammed Mustafa’nın ona olan muhabbeti kesilir. Öyle bir şey yapar. velilere böyle taş atıyorlar ya, öyle bir şey yapar. Cenâb-ı Hak’ın hadisi kudüsü tecelli eder. Allâh diyor yırtıcı hayvanın avından intikam aldığı gibi ondan intikam alır. Böyle tövbe kapısının bir insanın kendi kendisine kapattığı yerler vardır.

Şirk, tövbe kapın kapalıdır. Önce şirkten geri dön. Rabbim muhafaza eylesin. O tövbe kapın kapanmadan tövbe et. Ve umi olarak tövbe kapısı kapanmadan da tövbe et. Ve Allâh’ı zikret. Muhyiddin İbn Arabi Hazretlerinin sözü çok hoşuma gider, ölçüdür benim. Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri der ki, günah işlediğiniz yerde, günah işlediğiniz yerde Allâh’ı zikrettiniz anda. Allâh’ı zikrettiniz. O da diyor. Cenâb-ı Hak sizin tövbenizi kabul eder ve sizi affeder. Zikretcen orada. Kendi kendine sakın ha bu meyaneye gideyim ben burada meyane de çok içtim. Ya gideyim de şurada bir tövbe edeyim. Böyle bir şey sakın yapmaya kalkmayın. Girmeyin içeri. Ha tebliğ edecekseniz girin. Ha öyle kafadan da. Ya gideyim nasıl olsa dansözler oynuyor, çengiler orada şakkadak şüpkadak dönüyor.

Ben gideyim bir onlara tebliğ edeyim. Böyle heva-i vesnen deyip. O yüzden tövbe ve zikrullâh sizin ayrılmaz parçanız olsun.


La ilâhe illa’llâh’ın Harf Hakkı — Allâh’ın Gölgesinde Gölgelenenler

Yine her kim harflerinin hakkını vererek ve çekerek, La ilâhe illallah derse büyük günahlardan dört bin günahı silinir. Bir hadîs-i şerîf daha var la’yı üç elif miktarında uzatıp da kim üç sefer bunu söylerse, dört bin günahı affolur diye. bazen derler ki la’yı neden uzatıyorsunuz? Hadis-i şerif var. Biz la’yı üç sefer üç elif miktarında uzatırız. Uzatırktan üç sefer de tevhid çekeriz. Bu tevhidi çektiğimizde en az dört bin günahımız affolur. Ama hadîs-i şerifte ne diyor? Oradan affolmuş olarak kalksın diyor. Biz o üç sefer onu öyle çektiğimizde affolacağımıza inanırız hadîs-i şeriften dolayı. Rabbimiz onlardan eylesin. Yine imam-ı hambelden hadîs-i şerîf. Allâh’ın rızasından başka bir şeyi gözetmek ve beklemeksizin.

Allâh’ı zikreden bir topluluğu gördüğünde göklerden bir münadı şöyle seslenir. Kalkın hepiniz bağışlandınız, kötülükleriniz iyiliklere çevrildi. Elhamdülillah. Bu büyük müjde. Bu çok büyük bir müjde. Bu muhteşem bir müjde. Toplandı, Allâh beni affetsin. Bazen böyle hatırlatmakta fayda görüyorum. Böyle bir şey yaptığımız için değil. başka bir hadisi kutsi de diyor ya Allâh’ın gölgesinde gölgelenecek olanları. Onlar birbirleriyle akraba değillerdir. Birbirleriyle akraba değillerdir. Birbirlerinden menfaatleri de yoktur. Aynı kavimden de değillerdir. Ama birbirlerini Allâh için severler. Toplandıklarında diyor. Allâh’ı zikrederler. Ben hep beyan ederim. Bu topluluk sizden bir para pul istemeyecek.

Siz de topluluktan istemeyin. Bizim topluluk öyle çok zengin değil. İstemek yok bizde. Sizden bir şey istenmeyecek burada. Hiç istenmedi. Hiç istenmedi. Burada ticaret alışverişi olmayacak. Biz ticaret için toplanmadık. Alışveriş için toplanmadık. Menfaat için de toplanmadık. Maddi bir menfaatimiz de yok. Ya biz Allâh için birbirlerimizi sevdik. Allâh için sevdik. Ve toplandığımızda hiçbir şey beklemeksizin Allâh’ı zikrettik. Bizim topluluğumuzun temel karakteristik özelliklerinden birisi bu. Ya bunu ikide bir de beyan ediyor. Bu dışarıdan söylüyorum. Evet beyan ediyorum. Hatırlatmakta fayda vardır diyor hem ayette hem hadiste. Hatırlatmakta fayda var. O yüzden bir şey isteyen de bizden değil.

İstemeyin.


Dergâh Kaideleri — Andırmama, Ummama, Fırtınada Sabit Duruş

Andırmayın. İster andırırsanız bir gün kendinizi dışarıda görürsünüz. Topluluğun kurallarına ihanet etmiş olursunuz. Zorluğu çekecek olan, göğüsüyecek olan burada dursun. Çekemeyecek olan, göğüsüsemeyecek olan lütfen bırakıp gitsin. Bu kaidelere uyuyacak olan kardeşler ders yaptırsınlar, çavuşluk yapsınlar, zakirlik yapsınlar. Uyamayacaklarsa edepleriyle müsaade istesinler. Bu kadar. Veya derviş kardeşler, andırmayın, umdurmayın, istemeyin. Dergahı kullanarak istemeyin. Yapmayın. Yapamayacaksanız size hiçbir zorunluluk koşmuyorum. Yer tutmak zorunda değilsiniz, yer kirası ödemek zorunda değilsiniz. Hiçbir şeye zorunlu ve sorunlu değilsiniz. Ben sokakta da ders yaparım. Ben bahçede de ders yaparım.

Ben karın altında da ders yaparım. Yağmurda da ders yaparım. Ben beş kişiyle de ders yaparım. On kişiyle de ders yaparım. Yük sünmem. Gücüm yettiğim üç etçe iki kişi de olsa gider ders yaparım ben. Sıkıntı değil benim için. Kendi kendime böyle, aa yük sünmem ben, giderim. Yeter ki, Cenâb-ı Hak sağlık afiyet versin, yeter ki zamanım olsun. Sıkıntım olmaz benim. Ben dervişler ağır gelmez. Bu yolun çilesi bana ağır gelmez. Hepsi de bana rahmettir, berektir, lütuftur. Evet o yüzden andırıyorum. Çünkü bu hadisi kutside hiçbir şey gözetmeksizin, hiçbir şey beklemeksizin Allâh’ı zikreden bir topluluk olacağız. Bizim temel kaidemiz olacak bu. Öyle olunca çünkü oradan af olmuş olarak kalkıyorsun. Öyle olunca çünkü hiçbir gölgenin bulunmadığı o mahşer yerinde Allâh’ın gölgesinde gölgeleniyorsun.

Bakın hiçbir, arkadaşlar, kardeşler zannetmeyin ki Allâh size yardım etmeyecek. Zannetmeyin ki Cenâb-ı Hak sizi yolda bırakacak. Siz kaidelere uydunuz müddetçe rüzgar da esecek, fırtınada esecek, kar da yağacak, yağmur da yağacak. Kah kışı yaşayacaksın, kah sonbaharı yaşayacaksın, kah yazı yaşayacaksın, kah ilkbaharı yaşayacaksın. Bazen an gelecek, bir anda dört mevsim yaşayacaksın. Bazen an gelecek, an gelecek, öyle bir kuvvetli rüzgar esecek. Sen bendenmiş gibi görünenlerin savrulup gittiğini göreceksin. Bunlar hepsi de insan için. Hepsi de. Sen kendini sabit tutacaksın. Nereden eserse etsin, sen sabitliğini kaybetmeyeceksin. Nereden eserse etsin, esecek o, seni dinlemeyecek zaten. Esek, esek o.

Sen kendini sabitleyeceksin. O nereden olduğu belli değil, yağacak, yağsın. Nereden geliyorsa gelecek, gelecek canım kardeşim benim. Yanındaki kimseden de gelir, dönüp ona da kızmayacaksın. Gelecek çünkü. Sen kendini sabitleyeceksin, kaidelere sabitleyeceksin. Ben Kur’ân ve Sünnet dairesinde kalacağım. Ben Kur’ân, Sünnet, imamların iştahı dairesinde kalacağım. Ben sufilin olmazsa olmaz kuralları içerisinde kalacağım. Ben hiçbir şeyi gözetmeksizin ve beklemeksizin Allâh’ı zikredenlerden olacağım. Hiçbir şey gözetmeyeceğim. Bana yemek verirler, bana su verirler, bana yatacak yer verirler. Bana hürmet ederler, bana hizmet ederler. Bana çavuşluk verirler, bana zakirlik verirler, bana nakiplik verirler, nükabbalık verirler, su kabahatlığı verirler, şeyhlik verirler, üstadlık verirler.

Beklemeyeceksin bunu. Hiçbir şey beklemeksizin. Sırf Allâh’ı Allâh için zikredeceksin. Özellimiz bizim bu. Kaidemiz bizim bu. Biz Allâh için severiz, Allâh için severiz. Biz Allâh için Allâh’ı zikrederiz. Biz Allâh için Allâh’ı zikredemeyiz hiç kimseden bir şey beklemeyiz. Ummayız da, andırmayız da. Biz buraya sırf Allâh’ı zikretmek için toplandık. Hiçbirimizin birbirimizden bir beklentisi yok. Birbirimizden herhangi bir şeyimiz yok. Hamdolsun. bunun için biz buradan af olmuş olarak kalkıyoruz. Buna inanıyorum ben. Ve hepinizin de buna inandığına inanıyorum.


Beklentisizlik En Büyük Özgürlük — Hasbunallah ve Hâtime Duâsı

Çünkü beklentisizlik en büyük özgürlüktür. Ummamak en büyük özgürlüktür. En büyük özgürlüktür. Özgür olun, ummayın. Eşinizden, çocuklarınızdan, annenizden, babanızdan, etrafınızdan, kardeşlerinizden. Hiç kimseden hiçbir şey ummayın. Ancak ona ibadet eder, ancak ondan yardım dileriz. Ancak ondan isteriz. Ancak ona boynumuzu bükeriz. Ancak ona eğiliriz. Ancak ona yalvarırız. Hasbunallahu ve nimel vekil. Ondan başka vekilimiz yoktur. Ondan başka elimizden tutacak olan yoktur. Ondan başka yaslanacağımız yoktur. Ondan başka dayanacağımız yoktur. Ondan başka ümidimiz ve umudumuz yoktur. Ondan başka ayağımızı sabitleyecek başka bir güç yoktur. Fırtınada onundur. Sana fırtınaya karşı dayanma gücü veren de odur.

Yağmur da onundur. Sele karşı tek vücut durduracak olan da senin odur. Sen kara tufana da tutulabilirsin. Onu gönderen, onu yaratan da odur. Ama ona karşı sana dayanma gücü veren de odur. Hastalığı veren odur. Hastalığa karşı mücadele azmini veren de odur. Hastalığa karşı direnme gücünü veren de odur. Hastalığı senin üzerinden tesiri kaldıracak olan da odur. Başka hiçbir şey değildir. Hapıydı, doktoruydu, ilacı da sebebidir, vesilesidir. Ama seni ayakta tutacak olan odur. Kötülüğü yaratan odur. Sufiler böyle düşünmezler ama kötülüğü de yaratan odur. Onun karşılığında iyiliği severek, isteyerekten fazla bir enerjiyle yaratan da odur. Sen iyilik tarafını seç. Bil ki kendindeki kötülükler yenilecek.

Sen iyilik tarafını seç. Bil ki kötülük yenilecek. Sana kötülük yapanlar da yenilecek. O zaman sufice duruş, sufice duruş. Biz hata işleriz. Biz yanlışlık da yaparız. Biz eksiklik de yaparız. Ama hemen Allâh’ı zikrederiz. Ve hemen deriz ki Ya Rabbi bizi affeyle. Ya Rabbi bizleri katından muhafaza eyle. Katından koruduklarından eyle. Katından lütfettiklerinden eyle. Katından ikram ettiklerinden eyle. Katından tövbesini kabul ettiklerinden eyle. Katından zikrullahını kabul ettiklerinden eyle. Kapından bizlerin hepimizi de kendini dost eyle. Hepimizi de Habibine dost eyle. Hepimizi de dostlarına dost eyle. Beytullah’ına dost eyle. Medîne’yi münevverene dost eyle. Zikrullâh halakalarını dost eyle.

Ya Rabbi şeytana karşı düşman eyle. Şeytanlaşmış insanlara düşman eyle. Şeytanın kulu kölesi olanlara düşman eyle. Ya Rabbi bize zarar veren kafirlere düşman eyle. Bize zarar veren münafıklara düşman eyle. Ya Rabbi şeytanın peşinden gidip, şeytanın aklıyla hareket edenlere bizleri düşman eyle. Ya Rabbi bizleri dostlarına dost, düşmanlarına düşman eyle. Bizleri hayır bildiğin, hayır gördüğün, hayırla sonuçlandıracağın yollarda ve işlerde istihdam eyle. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. La ilâhe illallah. el-Fâtiha. Âmîn.🤗 Âmîn. Âmîn hamd. Âmîn bestur.윽


KAYNAKÇA

  • Âl-i İmrân 3/134-135 — Müttakîlerin Altı Vasfı — Âl-i İmrân 3/133-136 (cennete koşuş, müttakîlerin tarîfi); 3/134 («Ellezîne yünfikûne fi’s-serrâ’i ve’d-darrâ’i ve’l-kâzımîne’l-gayza ve’l-âfîne ani’n-nâs — va’llâhu yuhibbu’l-muhsinîn» — bollukta-darlıkta infâk, öfkeyi yutma, insanları affetme); 3/135 («Ve’llezîne izâ fa’alû fâhişeten ev zalemû enfüsehüm zekerû’llâhe fe-stağferû li-zünûbihim — ve men yağfiru’z-zünûbe illa’llâh — ve lem yusırrû alâ mâ fa’alû ve hüm ya’lemûn»); Taberî Câmi’u’l-Beyân Âl-i İmrân 134-135 tefsîri; İbn Kesîr Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm; Kurtubî el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân c. IV; Elmalılı M. Hamdi Yazır Hak Dîni Kur’ân Dili c. II — fâhişe-zulm-i nefs ayrımı; Hayreddin Karaman vd. Kur’ân Yolu Tefsîri c. I — müttakînin sıfatlarının sosyolojik tahkîki; Süleyman Ateş Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsîri.
  • İnsan Fıtratı Günah İşlemeye Meyillidir — Peygamberlerin İsmeti Hâriç — Şems 91/8 («Fe-elhemehâ fücûrahâ ve takvâhâ» — Allâh nefse fücûr ve takvâ ilhâmını verdi); Yûsuf 12/53 («İnne’n-nefse le-emmâretün bi’s-sû’» — nefis kötülüğü emredicidir); Tirmizî Sıfatü’l-Kıyâme 49 (2499) — «Küllü ibni âdeme hattâ’ün, ve hayru’l-hattâ’îne et-tevvâbûn» (Bütün âdemoğulları hatâ edicidir, en hayırlıları çokça tövbe edenlerdir); Müslim Tevbe 9-11 (2748-2750); İbn Mâce Zühd 30; Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbü’t-Tevbe); Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: «İsmet, Hıfz, Adâlet» maddelerinde nebevî mâsumiyet ile velâyetin korunmuşluğu farkı; Abdülbâki Gölpınarlı Tasavvuf’tan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri.
  • Topluca Zikir-Tövbe ile Annemizden Doğduğumuz Gün Gibi Tertemiz Olma — Buhârî Da’avât 66, Tevhîd 56; Müslim Zikr 25 (2689) — «İnne li’llâhi melâ’iketen seyyâhîne fî’l-ardı yetbe’ûne mecâlise’z-zikr — fe-izâ vecedû kavmen yezkürûna’llâhe tenâdav: helümmû ilâ hâcetiküm» (Allâh’ın yeryüzünde dolaşan melekleri vardır, zikir meclislerini ararlar); «Kûmû mağfûran leküm — kad beddele se’iyyâtiküm hasenât» (Bağışlanmış olarak kalkın — kötülükleriniz iyiliklere çevrildi); Tirmizî Da’avât 7 (3378-3379); Ahmed b. Hanbel Müsned c. II/251, 358 — Ebû Hüreyre Radıyallâhu Anhu rivâyeti; İmâm Nevevî el-Ezkâr bâbu fadli mecâlisi’z-zikr; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. II — toplu zikir meclisinin müjdesi.
  • Kur’ân ve Sünnet’e Sımsıkı Yapışma — Sekaleyn Hadîsi — Müslim Fedâ’ilü’s-Sahâbe 36 (2408); Tirmizî Menâkıb 31 (3786) — «İnnî târikun fîküme’s-sekaleyn — kitâbe’llâhi ve itretî ehle beytî, mâ in temessektüm bi-himâ len tedıllû ba’dî» (Size iki ağır emânet bırakıyorum: Allâh’ın kitâbı ve Ehl-i Beyt’im); Mâlik Muvattâ Câmi’ 3 — «Terektü fîküm emreyni len tedıllû mâ temessektüm bi-himâ — kitâbe’llâhi ve sünnete nebiyyihî» (Allâh’ın kitâbı ve Resûlü’nün sünneti); Hâkim Müstedrek c. I/93; İbn Hanbel Müsned c. III/14, 17, 26; Necm 53/3-4 («Ve mâ yentıku ani’l-hevâ — in hüve illâ vahyun yûhâ» — Resûl heva ile konuşmaz, vahiyden başka bir şey değildir); Hayreddin Karaman İslâm Hukuku c. I — Kur’ân-Sünnet bütünlüğü.
  • Zayıf Hadisle Amel — Fedâ’il-i A’mâlde Cevâz — İmâm Nevevî el-Ezkâr mukaddime — fedâ’ilde zayıf hadisle amel câizdir, hüküm-akāid-helâl-haram bahsinde câiz değildir; İbn Hacer el-Askalânî Fethu’l-Bârî; Süyûtî Tedrîbu’r-Râvî; Abdülfettah Ebû Gudde Risâletân fî Fadli’l-Hadîsi’l-Hasen; Diyanet Hadis Usûlü (Mehmet Görmez); Talat Koçyiğit Hadis Usûlü; Yaşar Kandemir Mevzû Hadisler — Menşei, Tanıma Yolları, Tenkidi; Mustafa Özbağ Efendi’nin tâlimi cumhûr-u muhaddisînin «Üç şartla zayıf hadisle amel câizdir» kāidesine uygun: hadîsin zayıflığı şiddetli olmamalı, sâbit bir asıl altına girmeli, ihtiyat niyetiyle amel edilmeli — İbn Hacer en-Nüket alâ İbni’s-Salâh‘ın özetlediği şartlar.
  • Zikrullah Cihâda Denk — Kılıç Hadîsi — Tirmizî Da’avât 5 (3377); Ahmed b. Hanbel Müsned c. III/75; İbn Mâce Edeb 53 (3790); Hâkim Müstedrek c. I/495 — Muâz b. Cebel Radıyallâhu Anhu rivâyeti: «Mâ amile’bnu âdeme min amelin encâ lehû min azâbi’llâhi min zikri’llâh» (Âdemoğlu Allâh’ın azâbından kurtulmak için zikrullahtan daha kurtarıcı bir amel işlememiştir); Buhârî Da’avât 66 — Hz. Ebû Bekir-Hz. Ömer Radıyallâhu Anhumâ ile «Sebeka’l-müferridûn» (Tek başlarına Allâh’ı zikredenler geçti gitti); Ahmed b. Hanbel Müsned c. II/308; Müslim Zikr 4 (2676); Ankebût 29/45 («Ve le-zikru’llâhi ekber» — Allâh’ı anmak en büyük ibâdettir); Ahzâb 33/41 («Üzkürû’llâhe zikran kesîrâ»).
  • Günah Perdesi ve Zikrullah Nuru — Hususî Bir Nûr — Mutaffifîn 83/14 («Kellâ — bel râne alâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn» — Hayır, kazandıkları kalplerini paslandırıyor); Tirmizî Tefsîr sûre 83 (3334) — «İze’l-abdü ezneb-e zenben nüktet fî kalbihî nüktetün sevdâ’» (Kul günah işlediğinde kalbine siyah bir nokta vurulur); İbn Mâce Zühd 29; Buhârî Tevhîd 35; Necm 53/32 («Ellezîne yectenibûne kebâ’ire’l-ismi ve’l-fevâhişe illa’l-lemem»); Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî Râmûzü’l-Ehâdîs bâbu nûri’z-zâkir; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III — kalbin kararıp parlaması; Necmeddîn-i Kübrâ Fevâ’ihü’l-Cemâl — sâlikin nûr müşâhedeleri; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Nûr» maddesi.
  • Üç Nimetin Kıymetini Bilme — Boş Zaman, Sağlık, Gençlik — Buhârî Rikāk 1 (6412); Tirmizî Zühd 25 (2304); Hâkim Müstedrek c. IV/306 — İbn Abbâs Radıyallâhu Anhumâ rivâyeti: «Ni’metâni mağbûnun fîhimâ kesîrun mine’n-nâs — es-sıhhatu ve’l-ferâğ» (İki nimet vardır ki insanların çoğu gâfildir: Sıhhat ve boş zaman); Beş şey hadîsi: Hâkim Müstedrek c. IV/341; Beyhakî Şu’abü’l-Îmân 9767 — «İğtenim hamsen kable hamsin: şebâbeke kable heramike, ve sıhhateke kable sekamike, ve gınâke kable fakrike, ve ferâğake kable şuğlike, ve hayâteke kable mevtike» (Beş şeyi beş şeyden önce ganimet bil: gençliğini ihtiyarlığından, sağlığını hastalığından, zenginliğini fakirliğinden, boş zamanını meşgūliyetinden, hayâtını ölümünden önce); Münâvî Feyzü’l-Kadîr şerhi.
  • Bu Zamanda Gençlerin Evliyâlığı — Necâset Devrinin Mücâdelesi — Müslim Îmân 232 (146) — «Bede’e’l-İslâmu garîben ve seyeûdü garîben kemâ bede’e — fe-tûbâ li’l-gurabâ» (İslâm garîb olarak başladı, garîb olarak dönecek — gariblere müjdeler olsun); Buhârî Hudûd 19 — Allâh’ın gölgesinde gölgelenen yedi sınıftan birisi «şâbbun neşe’e fî ibâdeti’llâh» (Allâh’a ibâdetle yetişen genç); Müslim Zekât 91 (1031); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. IV — âhir zamanda zikir cemaatinin garîbliği; Hayreddin Karaman İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri c. III — günümüz gencinin manevî bunalım ve zikir alâkası ile çıkış yolu; Süleyman Uludağ Tasavvuf ve Tenkid — modern zamanlarda tarîkat ve gençlik.
  • Tevhid ve İstiğfar — İblisi Helâk Eden İki Kelime — Ahmed b. Hanbel Müsned c. III/29-50; Ebû Ya’lâ Müsned 1373; Hâkim Müstedrek c. IV/261 — «Kāle iblîsu li-Rabbihî: bi-izzetike lâ ezâlü uğvî ibâdeke mâ dâmet ervâhuhum fî ecsâdihim — fe-kāle’r-Rabbu: bi-izzetî lâ ezâlü ağfiru lehüm mâ stağferûnî» (İblis: «İzzetin hakkı için, ruhları cesetlerinde olduğu müddetçe kullarını saptırmaya devâm edeceğim» — Allâh: «İzzetim hakkı için, bana istiğfâr ettikleri müddetçe onları affedeceğim»); Tirmizî Da’avât 18; Câmiu’s-Sağīr 1655; «Eksirû min lâ ilâhe illa’llâh ve’l-istiğfâr» hadîsi — Şu’abü’l-Îmân 643; Suyûtî el-Câmi’u’s-Sağīr; Aclûnî Keşfü’l-Hafâ 992; Mevlânâ Mesnevî c. II, b. 2230 vd. (iblisin kandırma usûlleri); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. V — istiğfâr edebi.
  • Heva-Heves’i İlâh Edinmek — Kur’ân-Sünnet Çerçevesinde Sımsıkı Durma — Câsiye 45/23 («E-fe-ra’eyte men ittehaze ilâhehû hevâhu — ve edallehu’llâhu alâ ilmin» — Hevâsını ilâh edineni gördün mü?); Furkân 25/43 («E-ra’eyte men ittehaze ilâhehû hevâh»); Sâd 38/26 («Ve lâ tettebi’i’l-hevâ fe-yudılleke an sebîli’llâh»); Nâzi’ât 79/40-41 («Ve emmâ men hāfe makāme Rabbihî ve nehe’n-nefse ani’l-hevâ — fe-inne’l-cennete hiye’l-me’vâ»); Şâtıbî el-Muvâfakāt c. II — hevâ ile şer’î ictihâd ayrımı; İbn Teymiyye Mecmû’u’l-Fetâvâ c. X-XI; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Hevâ-Hevâcis-Havâtır» maddeleri; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe‘de hevâ-i nefisle mücâhede bahsi; Hayreddin Karaman Günlük Hayatımızda Helâller ve Haramlar — hevâ-bid’at-haram zinciri.
  • Tövbe Kapısı — Umûmî ve Husûsî Kapanış — Buhârî Tevbe; Müslim Tevbe 14 (2703) — «İnna’llâhe yebsutu yedehû bi’l-leyli li-yetûbe müsî’u’n-nehâr — ve yebsutu yedehû bi’n-nehâri li-yetûbe müsî’u’l-leyli — hattâ tatlu’aş-şemsu min mağribihâ» (Allâh güneş batıdan doğuncaya kadar tövbe edenin elini açar); En’âm 6/158; Nisâ 4/17-18 («İnnema’t-tevbetü ala’llâhi li’llezîne ya’melûne’s-sû’e bi-cehâletin sümme yetûbûne min karîb»); Zümer 39/53-54; İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbü’t-Tevbe); İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn c. I (menzilü’t-tevbe); Mevlânâ Mesnevî c. III, b. 2935-3050 (Nasûh tövbesi); Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: «Tevbe-Inâbet-Evbet» menzilleri.
  • Muhyiddîn İbn Arabî Kuddise Sirruhu — Günah İşlediğin Yerde Zikret — İbn Arabî Kuddise Sirruhu el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye bâb 76 (Hâlu’t-Tevbe); aynı eser bâb 198 (Esrâru’z-Zikr); İbn Arabî Risâletü’l-Envâr; Sadreddîn Konevî Mefâtîhu’l-Gayb şerhi (Molla Fenârî); Suad el-Hakîm el-Mu’cemü’s-Sûfî «Tevbe» ve «Mahallu’z-Zikr» maddeleri; Ahmed Avni Konuk Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi c. I-IV (Selçuk Eraydın-Mustafa Tahralı neşri); William Chittick Sûfî’nin Bilgi Yolu — günah-zikir-mahal münâsebeti; Mahmud Erol Kılıç Şeyh-i Ekber: İbnü’l-Arabî Düşüncesine Giriş; Süleymân Uludağ İbnü’l-Arabî (TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi).
  • La ilâhe illa’llâh’ın Harf Hakkı — Dört Bin Günahın Affı — Taberânî el-Mu’cemü’l-Kebîr c. XII/123; Beyhakî Şu’abü’l-Îmân 4316 — «Men kāle lâ ilâhe illa’llâhu mâdden bi-hâ savtehû ğufira lehû erbe’atu âlâfin min zünûbi’l-kebâ’ir» (Sesini uzatarak Lâ ilâhe illa’llâh diyene büyük günahlardan dört bin günâh affedilir); harflerin uzatılması (medd) tahkîki: Muhammed b. Alevî el-Mâlikî Mefâhîm Yecibu en Tusahhah; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî Mecmû’atü’l-Ahzâb‘da kelime-i tevhîd vird âdâbı; Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere — zikrin dil-kalp-rûh merâtibî; Suad el-Hakîm el-Mu’cemü’s-Sûfî «Tevhîd-Lâ İlâhe İlla’llâh» maddesi; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I — kelime-i tevhîd çekme âdâbı.
  • Allâh’ın Gölgesinde Gölgelenen Yedi Sınıf — Allâh İçin Sevenler — Buhârî Ezân 36, Zekât 16, Rikāk 24, Hudûd 19; Müslim Zekât 91 (1031) — «Seb’atün yuzıllühumu’llâhu fî zıllihî yevme lâ zılle illâ zıllüh» (Allâh gölgesinden başka gölge bulunmadığı günde yedi sınıfı gölgesinde gölgelendirir); yedi sınıftan biri «ricâlün tehâbbû fi’llâh — ictema’â aleyhi ve teferrekā aleyh» (Allâh için sevişen iki kişi — bu sevgi üzerine bir araya gelip ayrılan); Mâlik Muvattâ Şa’r 14 — Allâh için sevme hadîsi; Ahmed b. Hanbel Müsned c. V/229; Tirmizî Zühd 53 — «Lâ yetehâbbu’r-recülâni illâ kâne efdaluhumâ eşedde-hubben li-sâhibih»; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III — Allâh için ihvanlık; Mahmud Esad Coşan Sohbetler.
  • Beklentisizlik — En Büyük Özgürlük — Fâtiha 1/5 («İyyâke na’budu ve iyyâke nesta’în» — yalnız sana ibâdet eder, yalnız senden yardım dileriz); Hûd 11/123 («Fa’budhü ve tevekkel aleyh»); Mâide 5/23, En’âm 6/115; Talâk 65/3 («Ve men yetevekkel ala’llâhi fe-hüve hasbüh» — Allâh’a tevekkül edene Allâh kâfîdir); Tirmizî Zühd 33; İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbü’t-Tevhîd ve’t-Tevekkül); İbrâhim Hakkı Erzurûmî Mârifetnâme‘de tevekkül-rızâ-zühd üçlemesi; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: «Zühd-Tevekkül-Rızâ-Hürriyet» maddelerinde sâlikin halktan kopuş edebi; İbn Acîbe Mi’râcü’t-Teşevvüf‘ta «el-Hürriyye» faslı; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. II — dervişin hiç kimseden bir şey beklemeyişi.
  • Hasbunallâhu ve Ni’me’l-Vekîl — Tevekkülün Zirvesi — Âl-i İmrân 3/173 («Ellezîne kāle lehümü’n-nâsu inne’n-nâse kad cemeû leküm fa’hşevhüm — fe-zâdehüm îmânen ve kālû hasbüna’llâhu ve ni’me’l-vekîl»); Buhârî Tefsîr Âl-i İmrân 13 — Hz. İbrâhim Aleyhisselâm’ın ateşe atılırken ve Hz. Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in Uhud sonrası bu kelâmı söylediği rivâyeti; Enfâl 8/64; Tevbe 9/129 («Hasbiya’llâhu lâ ilâhe illâ hû — aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbu’l-Arşi’l-Azîm»); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. I’de hasbiyallâh virdi; Süleymân Hilmi Tunahan Kuddise Sirruhu’nun talebelerine bu virdi tâlimi; Hâlid el-Bağdâdî Mektûbât‘da Hasbunallâh’ın esrârı; Necip Fazıl Kısakürek Çile.
  • Kötülüğü ve İyiliği Yaratan Allâh — Sufîce Duruş — İhlâs 112/1-4; Saffât 37/96 («Va’llâhu halekaküm ve mâ ta’melûn» — Allâh sizi ve yaptıklarınızı yarattı); Felak 113/1-5 (Allâh yarattığı şerlerden Rabb-i felak’a sığınma); A’râf 7/156 («Rahmetî vesi’at külle şey’»); Mâturîdî Te’vîlâtü’l-Kur’ân — kesb-halk ayrımı; Eş’arî el-İbâne; İmâm Mâturîdî Kitâbü’t-Tevhîd (Bekir Topaloğlu neşri) — hayır ve şerrin yaratılışı, kulun cüz’î irâdesi; Bekir Topaloğlu Kelâm İlmi: Giriş; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: «Kazâ-Kader-Cüz’î İrâde-Külli İrâde» maddeleri; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Bakara Sûresi Tefsîri‘nde halk-kesb meselesi; Hayreddin Karaman İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri‘nde kader-irâde tahkîki.
  • Hâtime Duâsı — Üç İhlâs Bir Fâtihâ-i Şerîfe — Buhârî Fedâ’ilü’l-Kur’ân 13 — «Kul Hüva’llâhu ahad — ta’dilü sülüse’l-Kur’ân» (İhlâs sûresi Kur’ân’ın üçte birine denktir); Müslim Müsâfirîn 261-263 (811-813); Tirmizî Fedâ’ilü’l-Kur’ân 11 (2900); Buhârî Tefsîr Fâtiha 1, Sâlât 24 — «El-hamdü li’llâhi Rabbi’l-âlemîn — hiye’s-seb’u’l-mesânî ve’l-Kur’ânu’l-Azîm»; Mâlik Muvattâ Salât 38; Buhârî İ’tisâm 28 — «Üd’û’llâhe ve entüm mûkınûne bi’l-icâbe»; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Hatm-i Hâcegân Risâlesi — meclis sonu Üç İhlâs Bir Fâtihâ âdâbı; Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere‘de hatm-i hâcegân esâsları; «İsrail’i ve destekçilerini batırsın — Doğu Türkistan’a özgürlük nasîb eylesin» ümmetin mazlumlarına duâsı — Bakara 2/250 («Rabbenâ efriğ aleynâ sabren ve sebbit akdâmenâ ve’nsurnâ ale’l-kavmi’l-kâfirîn») çerçevesinde mazluma duâ edebi.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Sâlik, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı