Açılış — Tevhid (Eftalu’z-Zikri Lâ İlâhe İllâ’llâh), Selâm ve Hayırlı Gece-Gündüz-Ay-Yıl-Ömür Niyâzı; Geçen Hafta Kaldığımız Yer (Mesnevî 1602)
Enzubillahimineşşeytanirracim Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftel zikir fal emennahu. La ilâhe illallah. Hak, Muhammed, Resûlullâh, cemiyye, enbiya, ve murselin. Vel-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşaAllah. Gecen hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaAllah.
Mesnevî 1602: Ferîdüddîn Attâr’ın (Allah Ruhunu Takdis Etsin) Sözünün Tefsîri — «Ey Gâfil! Sen Nefs Ehlisin, Toprak İçinde Kan Yiyedir; Fakat Gönül Ehli Zehir Bile Yese O Zehir Bal Olur»: Hz. Pîr’in Şerhini Şerh
Konu başlıyor. Feridit’in adların Allâh ruhunu takdis etsin sözünün tefsiri. Ey gafil! Sen nefis ehlisin. Toprak içinde kan yiyedir. Fakat gönülle sahip olan kişi, zehir bile yese o zehir bal olur. Gönülle sahip olan kişi, bu Hazret-i Pir’in sözü, bu sözü şerh ediyor. Gönülle sahip olan kişi apaçık, öldürücü bir zehir bile yese ona ziyan gelmez. Feridit’in adlarının, bu ey gafil! Sen nefis ehlisin. Toprak içinde kan yiyedir. Fakat gönülle sahip olan kişi, zehir bile yese o zehir bal olur. Sözünü Hazret-i Pir şerh ediyor. Biz de onun şerhini şerh edeceğiz şimdi. bu böyle, o Feridit’in adlarının sözünü şerh ediyor. Biz de onun dolayısıyla şerh edeceğiz şimdi. Allâh bizi affetsin.
«Gönül Ehli» Tanımı — Fenâ Fi’llâh-Bekâ Bi’llâh’a Ulaşmış Mürşid-i Kâmil; Nefis Meratipleri (Emmâre-Levvâme-Mülhime-Mutmainne-Râzıye-Marzıyye-Sâfiye) ve Kalbî Meratipleri (İlme’l-Yakîn, Ayne’l-Yakîn, Hakka’l-Yakîn); İki Meratıp Tamamlanınca «Ehil Mürşid»
Buradaki gönülle sahip olan kasıt, Allâh’u A’la fenâfillâh ve kâbillâh’a ulaşmış olan, o hal ile hallenmiş olan mürşid-i kâmiller. O mürşid-i kâmiller, o veliler, normalde sufi dilinde gönül ehli olarak, o bir gönül ehlinin yolundan gidiyor. bir mürşid-i kâmilin bir veliye tabi olmuş, onun yolundan gidiyor. o gönül ehli olmuş, fenâfillâh ve kâbillâh gelmiş, merat ipleri bitirmiş nefis olarak, nefis olarak, اَمَّرَ لَوَامَ مَمُلْهُ مَمُطْمَئِنَّ رَادِيَ مَارْدِيَ makamlarını geçmiş, nefsi terbiye etmiş ve en son safiye makamına yerleşmiş. Kalp hâli olarak da, bu nefsin meratipleri. Bir de kalbin meratibi var. Bunu böyle ben ayırt ediyorum ya, kalbin meratibi de اِلْمَلْ يَكِنْ اَعْنَ الْيَكِنْ حَكَّ الْيَكِنْ Kalbi meratip olarak da اِلْمَلْ يَكِنْ اَعْنَ الْيَكِنْ kalbi meratip olarak da اِلْمَلْ يَكِنْ اَعْنَ الْيَكِنْ bir meratip olarak da اِلْمَلْ يَكِنْ اَعْنَ الْيَكِنْ حَكَّ الْيَكِنْ noktasına ulaşmış.
O kimse artık ehil bir mürşidi kâmil olmuş. Bu iki meratip tamamlanınca o kimse ehil bir, ne oldu? Mürşidi kâmil oldu, gönül ehili oldu. Nefis meratiplerine geçti, kalbi meratiplere yürüdü, oraya da geçti. Zehirde yese ona bal olur. Bu zehir yemesi ona nasıl bal olur? Bir başkası zehrin kenarından geçse o helak olur. Ama o öyle olmaz.
Hacı Bektâş-ı Velî ve Hz. Mevlânâ — Haram Kazançlı Hediyenin İki Velîye Sunulması: «Süt Denizi Necaset Düşse Bozulur, Derya Deniz Necaset Düşse Görünmez»; Velînin Büyüklüğüne Göre Zehir Bal Olur
Hani Hacı Bektas-i Veli Hazretlerine birisi hediye getirdi. Hacı Bektas-i Veli Hazretleri ona nazar etti. Baktı ki hediye de haram kazançı var. Ondan sonra dedi ki biz bunu kabul edemeyiz. O kabul edemeyiz deyince o kimse Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum’a Hazretleri’nin yanına gitti. Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri’ne o hediyeyi takdim etti. Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri de kabul etti. Ondan sonra tabi o hediyeyi götüren kimse şaşırdı. Ondan sonra dedi ki efendim bir sorun var, sor dedi. Aynı bu hediyeyi Hacı Bektas-i Veli Hazretleri’ne götürdüm. O dedi kabul etmedi. Ama size getirdim siz kabul ettiniz dedi. O da ona dedi ki Hacı Bektas-i Veli Hazretleri dedi. Süt denizi gibidir.
Onun dediği içine bir necaset girmiş olsa o süt gibidir, o bozulur dedi. O adam aldı kalktı geldi Hacı Bektas-i Veli Hazretleri’ne. Dedi ki senin kabul etmedin mi Hazreti Mevlânâ kabul etti dedi. O da dedi ki ondan sonra aynı adama Hazreti Mevlânâ dedi derya deniz gibidir. İçine ne atsan kabul eder dedi. Ve içinde o görünmez bile dedi. Şimdi demek ki bir o zat büyük bir zat olunca siz onun normalde o ne yapıyormuş? O kimse zehir döksen ona onda bal oluyor. Onu etkilemiyor. Nakşibendilerde zehir içmek de şeydir ya keramettir.
Tarîkatların Burhânları — Rufâî’lerin Ateş Yalama-Şiş Vurma, Kâdirî’lerin Kılıç Vurma, Nakşbendî’lerin Zehir İçme; Şâh-ı Nakşbend Hazretleri’nin Delili; Hz. Ebû Bekir’in Mağarada Yılan Sokmasından Sonra Allah Resûlü’nün Tâş Yalayıp Tükürüğüyle Panzehir Etmesi
Şah-ı Nakşibendi Hazretleri’nin Nakşibendilerin delili burhanları zehir içmektir. Nasıl rufailer ateş yalarlar, ondan sonra şiş vururlar ya Kadiriler de kılıç vururlar. Her tarikatın kendince bir şeyi vardır. Ne o? Tabir-i caizse burhanı vardır. Mesela rufailer ateş yalar şiş vurur. Kadiriler kılıç vurur. Nakşibendiler örneğin Nakşibendiler ise zehir içerler. Nereden geliyor? Hazreti Bekir Efendimiz’den. mağarada yılan onu ısırdı ya zehirini sundu. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir taşı yaladı, ağzına verdi. Taşı yaladı, ağzına verdi. Zehire panzehir oldu onun tükürü.
Ağız Taşı Kültürü ve Ritüeli — Mağaradaki Hadiseden Mûceb; Sûfîlerde Gıybet-Dedikodu-İftirayı Engellemek ve Daimî Zikrullah İçin Kullanılan Edep; Bütün Dergâhlarda Mevcut, Şimdi Unutulmuş Bir Mîrâs
Ağız taşı kültürü ve hatta ritüeli tam oradan gelir. Sufilerde meşhurdur. Gıybet etmemek, dedikodu etmemek, iftira etmemek için, devamlı Allâh’ı zikretmek için ağız taşı kullanırlar. Bu Nakşibendilerin içerisinde de bir ritüeldir, kültürdür. Ağız taşı. Bütün dergahlarda vardır bu tabi. Bunlar unutulmuş şeyler. eğer gönül ehli olduysan, zehir yesen bal olur sende. Bakın zehir yesen sende bal olur. Ama sen o hale gelmediysen, bakın o hale gelmediysen, sen o zehri yersen ölürsün.
«Buradaki Zehir» — Bir Derviş İçin Hevâ-Heves, Nefsâniyet, Şeytâniyet; Velîzâta Dünya-Kadın-Para-Makam Konuşulsa Bozulmaz; Ama Tâlibe Manevî Zehir Olur; Mürşidin Eline Geçen Para-Pul-Makam Dervişlere Dağılır, Kendi Nefsine Bir Şey Yapmaz
Buradaki zehir heva hevestir bir derviş için. Heva hevestir, nefsaniyettir, şeytaniyettir. Allâh muhâfaza eylesin. O çünkü normalde bir o hale gelmiş, gönül ehlinin haline gelmiş bir kimsenin yanında dünya konuşsan onu bozmaz, kadın konuşsan onu bozmaz, para, makam, mevki onu bozmaz. Bunlar manevi zehirdir. Eğer bozarsa bir kimse. Ama o hale ermeyen bir kimse, mesela birisinin evini görse, benim de böyle bir evim olsa der, benim de böyle bir arabam olsa der, dünya bozar onu. Paraya yıkılır, haram kadına yıkılır, makama yıkılır. Onlar onun nesi olur? Zehri olur. Ama o velizata, o mürşid-i kâmil, normalde eline geçen para, pul, makam, mevki, o hepsi de sufilere, müritlere dağıtılır. O böyle, onun kendi nefsine bir şey yapmaz, kendi nefsiyle alakalı, hareket etmez, Allâh bizi affetsin.
O yüzden o bu tip şeylere meyletmeyeceği için ona zarar olmaz. Çünkü o sıhhat bulmuş.
Sıhhat Bulmuş Mürşid Perhizden Kurtulmuştur — Dünyâ-Makâm-Mevki-Kalabalık Dervış Topluluğu Onu Bozmaz, Hakkın Etrâfında Döner; Üç-Beş Kişi Etrafında Toplanan «Bozulan Tip»: Kibir-Para-Nemrutluğa Yıkılış
O sıhhat bulmuş. o artık erceği yere ermiş. Perhizden kurtulmuştur. Fakat zavallı talip henüz hararet içindedir. o mürşid-i kâmil, o gönül ehli, artık perhizlerden kurtulmuş. ne demek perhizlerden kurtulmuş? O daha önce dünya sevgisinden geçmiş, makam sevgisinden geçmiş, hevay hevesinden geçmiş, o dünyevi sevgileri terk etmiş, dünyevi sevgileri bırakmış. O normalde olsa da, olmasa da Allâh’tan razı olmuş. O öyle bir hale gelmiş, artık onu dünya bozmuyor, makam bozmuyor, mevki bozmuyor, kalabalık dervişler topluluğu onu bozmuyor. Herkes onun etrafında döndüğü halde o hakkın etrafında dönüyor. O dervişlerin onun olan temayülü onu bozmuyor. Şimdi birisini üç beş kişi etrafında dolduruyor, bozuluyor adam.
Man daha dur, daha üç beş kişisin sen daha. Üç beş kişi, onu ağabey diyor, baba diyor, şeyhim diyor. Adam bozuluyor, bir bakmış, kendini dev aynasında görmüş, nemrutlaşmış. Allâh muhâfaza eylesin. Onu bozuyor ve hatta biraz para buluyor o kimse. Para bulunca kendini kaftağında görüyor. Kibir dünyasına atıyor kendini. Kibir dünyasına atınca bozuluyor.
Para Bozar — Allah Resûlü’nün «Ümmetimi Mâl Bozar» Hadîsi; Tâlib Sufî Adayı Henüz Hararet İçindedir, Pehrîz Etmek Mecbûriyetinde — Dünya-Mâl-Makam Sevgilerinden, Üstâdına Gözünü-Kulağını-Kalbini Bağlama Ahdi
Para bozuyor, ümmeti büyük şey bozar dediği şey. Onu da bozuyor, Allâh muhâfaza eylesin. Ama bir sufi için bu henüz daha kemalâ ermedi. O hararet içindedir diyor, o sıhhat bulmadı. O yüzden onun normalde o sufi adayı kendisini pehiriz edecek. Dünya sevgisinden, mal sevgisinden, makam sevgisinden. Kendisini pehirizde tutacak, kendini disiplin edecek. Üstadının sözünü dinleyecek, başka yere kulak asmayacak. O bütün himmetini, gayretini, gözünü, kulağını, kalbini üstadına bağlayacak. Peyriz bu. Dış sese, dış unsurları kendisini kapatacak.
Dervişlerin En Büyük Handikapı: Üstâdının Dışına Kapanmak — «Cafer Ağabey Sen Bana Bir Şey Söyleyemezsin» Şeklinde Anlaşılmamalı; Hizmet Edip Sevgi-Himmet-Gayreti Üstâda Bağlamak; Şeyh Efendi Dönemindeki Tarihî Hata: Şeyhin Karşısına Üçüncü Ağzı Sokmak
Dervişlerin en büyük handikapı budur. Derviş, şeyhinin haricindekileri kendisini kapatmaz. Bu demek, bu şu demek değil. İşte, Cafer ağabey sen bana bir şey söyleyemezsin, benim şeyhim söyleyecek. Bu değil. Sen yapılacak olan hizmeti yapacaksın. Ama sevgini, himmetini, gayretini üstadına bağlayacaksın. Kendini üstadına hemhal edeceksin. Diğer taraflara kapatacaksın, heva hevese kendini kapatacaksın. Sen çünkü perhiz edeceksin. Ben hep derim, bir kimse can kulayla üstadını dinleyecek. Perhiz edecek kendisini. Perhiz edecek. Perhiz edecek. Can kulayla, canıyla, nefesiyle, her şeyiyle üstadını dinleyecek. Kur’ân ve sünnete bakacak. Kur’ân ve sünnet dairesinde kalacak. En büyük perhiz bu. Din olarak Kur’ân, sünnet imamların iştahı, yol olarak üstadını dinleyecek.
Başka bir şey yapmayacak. Perhiz bu. Zaten haramlar haram, hukuk noktada, haram helal noktasında hiç kimsenin bir derdi yok. Ama en büyük sıkıntı dervişlerde üstadına karşı kendisini başka yerlerden perhiz etmesi. Bu geçmiş dönemde de kardeşlerin hatası buydu. Şeyh Efendi’nin zamanında da insanların dervişlerin hatası buydu. Ben diyordum ki, şeyhinizi dinleyin. Şeyhin sana bir şey söyler. Bir başkası, ya bu böyle değildi, böyle olmaz der. Sen bu ne yapacaksın dışarıdan laf söyleyeni? Sen şeyhini dinle. Şeyhin sana at demiş, at, tut demiş, tut. Git demiş, git sen. Hatta burada sana git der. Sana git der. Öbür tarafta bir başkası der ki, efendim o oraya gidiyor sorma beni dinlemiyor. Gitme dedim de gidiyor da.
Sen bilemezsin onu. Ona git demiş. O gidecek. Onun gitmesini saklıyor belki de şeyh Efendi. Nazara gelmesin diyor, bir şey gelmesin diyor. Oğlum zaten çok iyi dinlemiyor beni der. Örneğin, sen sana söylenenler, söylenilene bak. Gözünü, kulağını ona dik. Perhiz et. Din olarak gözünü, kulağını sen, Kur’ân ve sünnete dik. Yol olarak üstadına dik. Perhiz et kendini. Ne zamana kadar? Kemale erinceye kadar. Ne zaman sana şeyhin dedi, sen artık şeyh oldun. İlan etti, senin perhizin bitti. Sen o şeyhi dinlemesen de olur artık. Neden? Senin şeyhinini ilan etmiş. Edeben dinlemişler yine de ölünceye kadar.
Hz. Pîr’in Hadis Olarak Naklettiği Söz — «Ey Cürriyetli Tâlib, Sakın Hiçbir Matlûb İle Mücâdele Etme»; Hadis Kaynaklarında Aslı Bulunamasa da Mâna İtibâriyle Doğru; Tâlib (Sâfiye’ye Ulaşmamış Sufi Adayı) ile Matlûb (Fenâ Fi’llâh-Bekâ Bi’llâh Mürşid) Tefrîki
Peygamber buyurdu ki, ey cürriyetli talip, sakın hiçbir matlu bile mücadele etme. Bunu şimdi biraz hadîsleri karıştırdım. Elimdeki hadîs kaynaklarını burada Hz. Pire iftira atmak, Hz. Piri kerih görmek değil derdim. Ama bu sohbetleri çok ince dinliyorlar böyle. Kimisi eleştirel olarak dinliyor. Kimisi de öğrenmek için yeni bir bakış açısı, yakalamak için dinliyorlar. Eleştirel olarak dinleyenler mesela söyleyecek laf bulamıyorlar. Ben şeyleri, ne o, beytleri şerh ederken, varsa o konuda âyet, hadîs, ona biraz bir çalışma gerekiyor tabii. Ben o konuyla alakalı, o meseleyle alakalı âyet, hadislere bakıyorum, araştırıyorum. Şerh ederken mesneviye ben âyet, hadîs mantığı içerisinde şerh etmeye, okumaya çalışıyorum.
Bu hadîs şerifi ben elimdeki hadîs kaynaklarında, hadîs metinlerinde bulamadım. Bunu baştan söyleyeyim. Hz. Pire, ey cürriyetli talip, bunu Peygamber buyurdu ki diyorum. Ey cürriyetli talip, sakın hiçbir matlu bile mücadele etme. Bu metin olarak benim elimde yaklaşık bir hayli, şu ana kadar hemen hemen hadîs kaynaklarının %90’ı filan bende var. Ben bu hadisi bulamadım. Ama Hz. Pire söylediyse ya mana itibarıyla böyle bir hadîs şerif vardır, ya da ben bulamamışımdır. İkisinden biri. Ben kendimce bulamadığımı hükmediyorum. Ama o normalde muhakkak vardır ki Hz. Pire böyle bir hadîs olduğunu söylemiş. Buradaki murat, öyle ya, bu söz söylenmiş ama bu söz mana olarak da doğru. Mana olarak eksik bir söz değil.
O yüzden burada ey cürriyetli talip dedi. Talip dedi, henüz nefis terbiyesini tamamlayamamış, sufi adı. o kimse ne zaman tamamlıyordu? Safiye’ye gelinceye kadar. Safiye’ye gelmediği müddetçe o talip hükmünde. Neden? Neden? O çünkü her an için geriye dönebilir, geriye düşebilir, hata yapabilir, yanlışlık yapabilir. Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin derdi ki, evladım Mustafa Efendi derdi dördüncü makamdan, beşinci makamdan bile geri düşen olur. Bunları gördüm oğlum ben derdi. Hatta bir zatın ismini söylerdi.
Çorum Hacı Mustafa Efendi Vakası — Halifelik İcazeti Verilen Bir Zâtın Sonradan Nefsine Uyup Geri Düşmesi; Şeyh Efendi’nin Mustafa Efendi’yi Vazifelendirip Söyletmesi; Gece Saat 2’de Telefonla Yola Çıkma — Sabah 8’de Karşı Şehirde
Çorum Hacı Mustafa Efendi onun hatta halifelik icazetini vermiş. Sonradan oğlum nefsine uydu demiş o zat için. Ondan sonra gidin ona söyleyin demiş. Tabi Şeyh Efendi’yi görevlendirmiş. Gitti ona demiş söyle. Ondan sonra böyle böyle yapmasın, böyle etmesin, şunu yapmasın, burası yanlış gibisinden ona söylemiş. Tabi o dinlememiş. Şeyh Efendi’yi de dinlememiş. Şimdi onun arkasından devam edenler var. Mesela böyle bir şey yaşandığını onlar ama biliyorlar ama bilmiyorlar. Ama Şeyh Efendi’nin bana naklettiği buydu. Şimdi bunu dervişler genel olarak çok bilmezler. Beni de Şeyh Efendi bir sürü vazifeyle vazifelendirdiydi. Git filanca Zakir’e şunu söyle. Git filancaya bunu de. Git filancaya şunu şöyle şöyle yapmış.
Bunu git onu anlat. Ben de sonuçta üstadıma tabiyim. Ben gider onlara söylerdim. Mesela onlar hep kızgın bana. söyleyen sanki benim. Benim üstadım göndermiş. Şeyh Efendi’nin öyle Allâh affetsin şeyi yoktu kaldırdı telefonu gece saat 11, 12, 1, 2. Telefon hep benim şeyde teyakkuz halinde. Gece saat 2’de arar. Uykulu bile cevap vermeyeceksin ona. Ne o? Aa uyuyordun mu yoksa? Yok estağfurullah efendim. Sesim öyle çıktı. Uyumuyordum. Ha iyi o zaman. Oğlum git filancaya bunu böyle söyle. Emredersiniz efendim. Ne zaman yola çıkacaksın? Şimdi çıkayım efendim. Ah la şimdi çık. Gece saat 2’de yola çıkardım ben. Sabaha orada olurdum. Adam şaşırırdı. Lan sabaha saat 8’de adam burada. Selamünaleyküm aleyküm selâm.
Beni her git benim gönderdiğimi söyle. Onun gönderdiğini söylersin. Yok o bazen der. Benim gönderdiğimi söyleme git ona böyle söyle. Emredersiniz efendim. Gider söylerdim ben. Veya git bunu böyle yap. Emredersiniz efendim. Bitti. Şimdi bundan dervişlerin haberi olmaz. Oradaki o zakire gelen tebliğattan da dervişlerin haberi olmaz.
Üst Yönetim ve Tebliğât Sistemi — Şeyh İsterse Kendisi Söyler, İsterse Bir Zâkir Veya Vazifeli Üzerinden Gönderir; Mustafa Efendi’nin Cafer-Adnan’ı Vazifelendirmesi; Tâlib’in Talipliği Sâfiye’ye Ulaşıncaya Kadar Bitmez, Geriye Düşebilir
Bu nasıl söyleyeyim üst yönetimle alakalı. bir üstad da bir zakire isterse kendisi söyler. İster başka bir zakirle haber gönderir. Örneğin. Ve hatta birilerini görevlendirir. Mesela geçenlerde bir mevzu oldu. Ben Cafer’i, Adnan’ı görevlendirdim. Dedim gidin bu işi böyle yapın. Tamam bitti. Bunun gibi şeyh isterse birilerini görevlendirir. Onlar o görevi icra ederler. Bu şimdi o yüzden o kimse de ne yapar? Onu yerli yerine oluşturur. Bir kimse toparlayın meseleyi. Şeyhi onun şehirliğini ilan etmediği müddetçe geriye düşebilir mi? Evet. Şeyh efendinin bana aktardığına göre halifelik icazeti verilmiş bir kimsenin dahi geri düştüğünü gördük. Mustafa Efendi dedi eyvallâh. O yüzden nefse güven olmaz, nefis temize çıkarılmaz. hep o taliptir.
O kimsenin talipliği bitmez. Ne zamana kadar? Ta ki fena fillah bekabillaha ulaşıncada o taliptir. O yüzden talipten Murad bu henüz kemale ermemiş olan Sufi adayı. Peki, matbubdan kasıtlı. Matbubdan Murad da bu fena fillah bekabillaha haline gelmiş olan kimse. bir mürşid-i kâmil.
Mürşid-i Kâmil ile Cedelleşme Yasağı — Hilâfına Bir Söz veya Hareket Manevî Tokat Getirir; Hadîs-i Kudsî: «Velî Kuluma Savaş Açana Allah Savaş İlân Eder, Yırtıcının Avından İntikam Aldığı Gibi İntikam Alır»; Allah’ı Zikredenle Uğraşma — Sema İçin «Yapma Sen, Var Olmadığını İspat Et»
Sakın, burada Hazreti Piri diyor ki, sakın bir mürşidi kamille, bir veliyle mücadele etme. Ona karşı çıkma. Ona itaat et. hadîs-i şerîf âyet-i kerîme var ya, Allâh’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Sen o mâttıpla o mürşidi kamille, o veliyle mücadele etme. O bir şey söylediyse tartışmayı bitir, konuşmayı bitir, itirazı bitir, teslim ol. Sana bir şey söyledi, ortaya bir şey söyledi. Bırak, mücadele etme. Hilafına bir laf konuşma. Hilafına bir harekette bulunma. Eğer hilafına harekette bulunursan, onunla cedelleşirsen, kaybeden sen olursun. Hem madden hem manen kaybeden sen olursun. Ne yaparsanız yapın, size bu bir kardeş nasihati. Ben bunu Şeyh Efendi’ye tabi olduğum zaman da söylüyordum.
Bütün arkadaşlara derdim. Arkadaşlar, ne yaparsanız yapın, asla ve asla Şeyhinize muhalefet etmeyin. Onunla cedelleşmeyin. Bırak, senin nefsine ağır gelebilir o esnada. O bir konuda hükmettiyse teslim ol. Bu kadar. Cedelleşme, tartışma, meseleyi götürme. E ne olur? E o gerçekten o bir mürşid-i kâmil ise sana manevi tokat gelir. Hem de hızlı gelir. Dağılırsın, nereden dağıldığını bilemezsin. Perperişan olursun, nereden perperişan olduğunu bilemezsin. Sebebi şu. siz benim veli kuluma savaş açarsa, Allâh da ona savaş açar. Ve Allâh, veli kullarına savaş açanlardan yırtıcı hayvanın avından intikam aldığı gibi intikam alır. Dilini muhafaza eyle sen mürşidi kamillere karşı. Dilini koru, cedelleşme.
Gönlünü koru, periz ettir gönlünü, itiraz etme. Bakın itiraz etme, koru bundan kendini. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden cedelleşirsen kaybedersin. Cedelleşirsen kaybedersin. İtiraz edersen kaybedersin. O yüzden kesinlikle ve kesinlikle mücadele etme diyor. Hazret-i Pir. Bunu peygamberin ağzından söylüyor. Çünkü hadîs-i şerîfte dediğine göre, Hazret-i Resûlullah’ın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden bu manada demek ki bir hadisi var. O yüzden sakın ve sakın Allâh’ın sevgili kulları olan velilerle, mürşidi kamillerle cedelleşme. Allâh’ın nebileriyle, peygamberleriyle cedelleşme. Peki nebiyle, peygamberle nasıl cedelleşir? Hadîs-i şerîfi inkar ederekten, sünnet-i seniyyeyi inkar ederekten.
Onların yolunu inkar ederekten cedelleşir. Sen peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini inkar edersen, cedelleşirsin. Allâh o peygamberinin intikamını senden alır. Sen bir mürşidi kamille cedelleşirsen Allâh senden intikamını alır. Sen birisini mürşid-i kâmil olarak görmemişsindir, veli olarak görmemişsindir. Ağzına geleni söylersin, Allâh’ın intikamı acı olur. Bakın bir de senin elinde bir delil yok o kimsenin veli olup olmadığına, mürşid-i kâmil olup olmadığına. Sen mürşid-i kâmil misin ki kimin mürşid-i kâmil kimin veli olduğunu bileceksin? Bilmediğin halde, bilmediğini de bilmiyorsun, kalkıyorsun, cedelleşiyorsun. Perişan olursun. Allâh’ın tokadı şimşek hızından daha hızlı gelir, manevi tokadı.
Rabbim muhafaza eylesin. ben bazen derim ya Allâh’ı zikredenlerle uğraşmayın. Onlara bir laf söyleme, cedelleşme kardeşim ya bırak. Nasıl zikrediyorsa zikresin. Sema ederekten zikir var mı? Sana ne ya? Sen yapma ya. Sana mı sorduk? Yapma sen. Böyle zikir var mı? Yapma sen ya, var. Sen olmadığını ispat et diyorum. Biz yapıyoruz sen olmadığını ispat et.
«Sazan Zannedenler» — Birisi Bir Laf Atınca İspat İçin Uğraşmak Yok; Cehennem Kokusu Olanlar Gıybet-İftira-Dedikodu ile Tanınır; Cennet Yolu Nefse Acı Gelir, Cehennem Yolu Tatlı; Sufî Yolunun Zorluğu
Onlar tabi bizi sazan zannediyor. O zaman ne diyor ki? Bir laf attı orta yere ben hadi onu ispat için uğraşacağım. Geç ulan dünkü çocuksun sen daha. Diyor mu? Sen bir âyet, hadîs getir. Olmadığına dair yasaklanan bir tane hadîs getir, yasaklanan bir tane âyet getir. E biz de yapmayalım ya bırakalım hadi. Senin hevâ-hevesine tabi olacak değilim ya. Çok basit. Dervişlerle uğraşmayın dedim. Allâh’ı zikredenlerle uğraşma. Allâh’ı zikredenlere Allâh sever. Zikredene Allâh sever. Sen zikredenle uğraşma helak olursun. Allâh’ın intikamı böyle şimşek hızıyla gelir. Zikredenlerle alakalı dilini koru. Allâh’ı zikrediyor bırak ya. Sana ne? Allâh muhafazayı versin. Sende nemrutluk var ateşe atılma. Atılacaksan önce İbrahim ol.
E senin daha dur bakalım yolun uzun. Sende daha cehennem kokusu var. Sende ateş kokusu var. Bir insanda nasıl cehennem kokusu olur? O kimsenin üzerinde cehennemlik ameller vardır. Cehennemlik amel olanlardan manevi böyle bir cehennem kokusu gibi necis koku vardır. Manevi. O gıybet eder, o iftira eder, o dedikodu eder. Onun üzerinde cehennem kokusu vardır. O kokuyu alırsan burnunun direği sızlar. İnsanları koklamakla geçer ömrün. Dervişler zikrullâh da oh Geylân hazretlerini gördü ne kadar güzel. Asıl hal başka. O kimsede cehennem kokusu varsa o kokuyu aldığın zaman asıl hal. O zaman cehennem yolu insanın nefsine hoş gelen şeylerle örüldür. Nefsine tatlı gelir senin. Nefsine tatlı gelen o yolda yürürsün, akıbetin cehennem olur.
Nefsine acı gelen, cennet yolu da nefsine acı gelen şeylerdir. O nefse acı verir. Ben bazen dersi verirken derim ki bizim yolumuz zor, bizim yolumuz sıkıntılı. Bak iyi düşün, ona göre ders al. Sebep, sen cennet yolunda gideceksin. Sen cennet yoluna gideceksen böyle kolay değildir. Cennet yolu nefse zor gelir, ağır gelir. Tâbi olmak istemez.
Muhyiddin Üftâde Hazretleri ve Aziz Mahmud Hudâyî Vâkâsı — Hz. Hudâyî’nin Atının Mürşid-i Kâmil Yoluna Yürümeyip Sırtından Atması; Cennet Yolu Nefse Ağır, Cehennem Yolu Kolay-Serbest-Vur Patlasın; Ramazan Eğlencesi Reddiyesi, Dansözün Ramazân’da Yeri Yok
Muhyiddin Üftâde Hazretlerine zamanın kadısı kimdi? Aziz Mahmud Hidayet Hazretleri. Aziz Mahmud Hidayet Hazretleri atına bindi. Üftâde Hazretlerine gidecek, at yürümüyor yolda. Sırtından Mahmud Hidayet Hazretlerini attı. O yolda yürümek istemiyor. Ata bile zor geldi bir Mürşid-i Kamil’in yolu. Mahmud Hidayet Hazretleri yayan gitmek zorunda kaldı. O cennet yolu, o Mürşid-i Kamil yolu insanın nefsine ağır gelir. O çünkü insanın nefsine ağır geldiği için o gitmez. O zaman onda nemrutluk vardı. Sebep henüz o heva ve hevesinden kurtulamadı. Nefsaniyetten kurtulamadı. Allâh muhâfaza eylesin. Ve insanlara cennet, herkes der ki insanların nefsini ağır alır. Herkes der ki cennet yolu kolay. Allâh affetsin.
Ben derim ki Normand’ı cennet yolu kolay değildir. Çünkü nefis orada rahat etmez. Nefsin rahat ettiği yer cehennem yoludur. Nefis burada sohbette rahat etmez. Terbiye edilmiş bir nefis burada sohbette rahat eder. Nefis bir Mürşid-i Kamil’e bağlanmakta rahat etmez. Terbiye olduğunda rahat eder. Orada huzur bulur. Kendince der ki attım kendimi buraya. Hamd olsun der. Zikullah bahçesi der oraya cennet bahçesi der. Attım kendimi buraya der. Huzura erdim der. Nefsine uyan bir kimse ise gitmek istemez. Ramazan şimdi uykusuz kaldın, yorgunsun, oruç tuttun. Yaktın ya ne işin var sohbette. Boş ver namazı sonra kılarsın. Orucu sonra tutarsın. Namazı şimdi bir adamı orada dinleyeceksin. Nefse ağır gelir.
O yüzden bir Mürşid-i Kamil’in yolu nefse ağır gelir. Ne zamanki nefis terbiye oldu o zaman orada huzur buldu. Öbür türlü nefse ağır gelir. Tabi olmak, itaat etmek ağır gelir insana. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden cehennem yolu ise kolaydır basittir. Nefse tatlı gelir. İtaatten uzaksın. Kur’ân’dan sünnetten uzaksın. Üst tatta yok hiçbir şey yok. Vur patlasın çal oynasın. Dedikodudur gıybettir. Ondan sonra laftır küftür. Her şey serbest. Cehennem yolu. Rahatsız, serbest. Ne işiniz var şimdi demeyin. Önceden de böyle enteresan şeyler vardı. Ben yeni Müslüman oldum da Ramazan eğlencesi. Ulan Ramazan ibadet ayı, zikir ayı, tövbe ayı, Ramazan göz yaşı, dökme ayı, af olmayı. Ulan dansözün Ramazan’da ne işi var?
Ramazan eğlencesiymiş. Nesine eğlence yapıyorsun? Oruç tutacaksın, affolacaksın. Ne oldu af beratını mı aldın da vur patlasın çal oynasın? Ramazan eğlencesiymiş. İnsanların dini, ibadetlerini böyle helak etmeye çalıştılar. Şimdi şimdi kalmadı artık bunlar inşallah. Elhamdülillah iyice kalmaz. Hoş şimdi de oruç tutanlar azaldı. kimseyi kınamak değil derdim. Ramazan geldi mi gelmedi mi? Kendi kendime içimden öyle düşünüyorum. o hale geldik ki diyorum ben Ramazan’ın gelip gelmediği belli değil. ortalıkta sigara içenler, su içenler, yiyenler, içenler. Çok özür dilerim hepinizden. Kadını erkeği şimdi de bu hale geldi. Dini ibadetlerde çok büyük bir eksilme var. Allâh muhâfaza eylesin.
Oruç Bahsi — Hasta Bayılan, Zorlanan, Tutmayanların Tablosu; «Bir Ramazan Oruç Tut, Geçmiş Senenin Günahları Affolsun» Müjdesi; 17 Gün Geçti, Tarafımız Eksildi mi?; Üniversiteli Genç Kardeşin 30 Yıl Süren 10 Gün İtikafı; Cennet Yolu Mücâdele Yolu — Hararet İçindeki Tâlib
Herkes hasta oruç tutuyor bayılıyor. Oruç tutuyor ayılıyor. Oruç tutuyor çok zorlandı. Çok zorlandı. Oruç tutuyor. Oruç tutuyor. İyidir ki bu iş için bir şeyler yapmak. Bir şey yapmak. Bir şey yapmak. Bir şey yapmak. Bir şey yapmak. Oruç tutuyor, çok zorlanıyor. Oruç tutuyor, hasta oluyor. Haydi ver fidesini. Tutmaya gayret et. Mücadele et biraz. Biraz mücadele et. Evet, dilin kurulsun, damağın kurulsun. Yutkun ama. Ne olacak ya? Yaşa, orucun sana vermiş olduğu tadı. Tat olarak görürüm onu. Dilin bir karış dışarıda dolaşsın, dolaş ya. Mustafa Özbağ gibi saat 1-2 oldu mu, pert oldu. Görüyor ki durumda, öyle bak boş boş. Bak ya ne olacak yani? Bir ayda öyle boş boş bak. Hep dolu dolu bakacak, delisin ya.
Ne olacak yani? Oruç güzel bir şey. Bereket, lütuf, ikram, ihsan. Cenâb-ı Hak’ın lütfu ikramı ya. Lütfu ikramı kaçırma. Cenâb-ı Hak öyle bir şey lütfetmiş. Demiş ki bir Ramazan oruç tut. Geçmiş senenin günahları affolsun. Biz Ramazan oruç tut. Geçmiş ömrünün günahları affolsun. Ya böyle bir müjde var mı? Bir ay. Aha geçti 17 gün oldu değil mi bugün? Bitti. Bitti ya ne oldu ki? Bir tarafımız mı eksildi? Ama büyük bir müjde var. Büyük bir müjde var. Bu ne demek ya? Geçmiş günahlarının hepsi de affoldu. Ben ne bileyim? Ben kendimi günahkar görüyorum. Ben Ramazan benim için bu noktada hatalardan, günahlardan, ondan sonra kurtulma ayı olarak görüyorum. Günahlardan kurtulma ayı. Hamdolsun. O yüzden evet cehennem yolu kolay.
Ne olacak? Onu itaatten uzak. Günahları ondan sonra. Günahları işledikten sonra dedikodu, gıybet, fitne. Her türlü her şey serbest. Cehennem yolu. Nefse tatlı geliyor. Kafelere git. Ne bileyim alışveriş merkezlerinde. Ondan sonra boş boş dolaş. Git kafede ondan sonra çok önemli bir kahve iç orada. Öyle ya hevâ-hevs onu istiyor. Değil mi üniversiteli? Öyle oluyor değil mi? Üniversiteler çok seviyorlar değil mi? Evet. Üniversitelerin yıkıldığı yerler. Ona soruyor mu? Onu keirik görmeyin o. Genç yaşta itikaf bitirmiş bir kimse. Biraz böyle nefsine vurmasın o da. Allâh affetsin. Öyle bu kardeş, disiplinli bir kardeş. Öyle o yaşta 30 yıl, 10 gün itikaf bitirecek olan az ender insan. Allâh muhâfaza eylesin.
Allâh onun da nefsini uydurmasın. Cenâb-ı Hak istikametini bozdurmasın inşallah. O yüzden normalde insanlar cehennem yolunda şehvetleri var. Heva hevesleri var, nefsaniyetleri var, şeytaniyetleri var. Kolay. Ama cennet yolu zor. Nefsiyle bir mücadele etsen, heva hevesle mücadele etsen, şeytaniyette mücadele etsen, herkes haramın içerisinde fış fış yüzerken haram denizinde, sen aman parmağım dokunmasın diye korkacaksın, parmağını ondan uzak tutacaksın. Millet komple girmiş, haramın içerisinde haram olmuş. Sen parmağını sokmaktan dahi korkacaksın. Allâh muhâfaza eylesin. Çünkü henüz daha sende nemrutluk var heva hevesi var. Sen o yüzden cehennem yolundan ateşten uzaklaşmaya çalış. Ama İbrahim olduğun o zaman ayrı mesele.
İbrahim olduysan eyvallâh. Söyleyecek laf yok. O zaman sen kimle konuşursan konuş, kiminle arkadaşlık yaparsan yap. Sana bir şey bulaşmaz. Rabbim İbrahim olanlardan eylesin. Madem ki sen ne yüzgeçsin ne de denizci, aklını uyup kendini denize atma. Maneviyat büyük bir deryadır. Sen henüz daha o deryaya girebilecek, o deryaya gidip de orada yüzebilecek noktada değilsin. Sen bu denizde yüzmesini bilmezsin. Hatta sana orada bir dalgıç, bir yüzücü hocası lazım. Dalgıç, bir yüzücü hocası lazım ki seni orada yüzmeyi öğretsin. Sana orada dalmayı öğretsin. Sen kendi kendine ben gider dalarım, okyanusun dibinden inci mercen çıkarırım diye kendi kendine bir şey zannetme. Sana bir hoca lazım. Sen aklını uyup da kendi kendine o deryaya atma. kendi kendine deryaya atıyor ya çok biliyor o.
Allâh’la kular arasında da girilmez. Allâh’la kular arasında da girilmez. E otur canım sen tevhidi çek, Allâh’ı zikret. Ne yapmak istiyorsan yap. Birisi duymuş birisinden. Kırk bin, pardon yetmiş bin âyet-ül kırsi çek demiş birisi ona. Bu başlamış. Bizatihi görüştüm konuştum kimse bu.
70 Bin Âyetü’l-Kürsî Hatm Anekdotu — Birinin Tavsiyesiyle Başlayıp Tilki Suretinde, Canavar Suretinde, Renkli Ekmek-Su Görüntüleri; «Sen Bir Hadîs Okudun mu Bunun İçin?»; Tevhidi Hafif Görmek Küfürdür — «Lâ İlâhe İllâ’llâh Benim Kal’amdır» Hadîs-i Kudsî; Mihmandarsız Mana Denizine Atılmanın Tehlikesi — Hitâm ve İtikaf Hazırlığı
Ayet-ül kürsi okumaya başlamış. Sabah olmuş. Tabi yetmiş bin liraya bitecek bitmiyor. Sabah bırakmış. Ondan sonra böyle ufak tefek bazı ya evde yalnız ya bu şimdi. Ufak tefek şeyler olmuş. O tarafa çok bu mehletmemiş. Sen bir dışarı çık. Dakika bir gol bir dışarıda birisini görmüş. Tilki suretinde. Ulan demiş yok ya böyle değildir. Öbürkünü görmüş. Bilmiyorum ne suretinde. Torunistan eve gel tekrar. Ondan sonra evde ekmeğe bak başka renkte. Suya bak başka renkte. Bir şey yiyecek başka renkte. Ona bakıyormuş. Canavar gibi bir şey görüyormuş. Ona bakıyormuş başka bir şey görüyormuş. Ondan sonra kafeyi yiyecek kıracak tabi. Eee sormuş soruşturmuş. Bu nasıl olacak ona telefon buna telefon. Bizim derviş kardeşler de çok böyle severler ya.
Demişler ki vankı Mustafa Özbağ’a gitti. Mustafa Özbağ seni bu halden kurtarsın. şöyle böyle ben Allâh mıyım dedim kurtaracak. Neyse dolaylı olarak ben örnekliyorum. İlk kimseden telefonunuz aldım. Ben de böyle bir şeyler olmaya başladı. Demiyor bana şunu okudum diye. Sen kendi kendine ne okudun dedim. bizim komşumuz vardı da şu vardı da bu vardı da şöyle olması için böyle olması için Ayet-ül Kürsi hatmiyi söyledi. 70 bin Ayet-ül Kürsi çek dedi bana dedi. Ben de çekmeye başladım dedi. Eee dedim sen bir hadîs-i şerîf okudun mu 70 bin Ayet-ül Kürsi çekileceğine dair? Yok. Bu konuda bir bilgin var mı? Yok. Sen dedim ne yapma bu alana giriyorsun? E ne olacak benim halim? Aha dedim sen şimdi sokağa dahi çıkamazsın.
Ne iş yapıyorsun? Şu iş yapıyorsun. Nasıl geçer iş yerine şimdi dedim. Gidemiyor mu zaten dedi. Bir de ağlıyor şimdi. Benim kazandığım da harammış diyor. Ekmeğe bakıyorum diyor. üzerinde diyor bütün böyle kara böcekler dolaşıyor diyor. Şuna bakıyorum şu dolaşıyor. Suya bakıyorum diyor. Su kızılkan olmuş diyor. Şu şöyle olmuş bu böyle olmuş. E dedim senin bu gördüklerin bu senin dedim bu perde çabuk yırtılmış sende dedim. Senin görmemen gerekenleri görüyorsun şu anda dedi. Bu dedim nefis meraat ipleriyle beraber olması gereken şey. E dedi ne olacak? Vallahi dedim sen dedim tövbe et. Ondan sonra Allâh’a yalvar yakar. Bu hali benim üzerimden attı. Tevhide başladı dedi. Şimdi bütün insanlarda Allâh affetsin bu hastalık var.
Tevhidi hafif görmek küfürdür. Tevhidi hafif görmek. Bu bizim bazı derviş kardeşlerimizde de cereyan ediyor. Ona diyorum ki sen tevhid çek. Ben çekiyorum zaten tevhid diyor. Aslında öyle dediği anda tevhidi hafif görüyor. dediği şey şu ben tevhidi çekiyorum ama bu bende devam ediyor. O zaman sen tevhidi düzgün çekmiyorsun. Düzgün tevhid çekersen inanarak da o tevhid senin her şeyine ilaç olur. Ve o tevhid seni her şeyden korur Allâh’ın izniyle. Çünkü tevhid benim kalamdır dedi. Hadisi kutsi. Allâh yalan söylemez. Allâh’ın vadi haktır. Hak olmayan sensin. Allâh’ın vadi haktır. Hak olmayan sensin. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sen normalde bu o mana denizine, o mana alemine sen yüzmesini bilmedin halde mihmandarsız, delilsiz kendini oraya atıyorsun.
E sen başına gelecek olan var. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sen o kendi aklına uyup, kendi nefsine uyup, o nefis deryasına kendini atma. Allâh muhâfaza eylesin. Yüzgeç ve denizci denizden inci çıkarır. Diyeyim burada kalayım. Saat on bir çünkü. Allâh izin verirse çünkü bir de daha sema da olacak. Semadan sonra da inşallah yine sohbet olacak. Haklarınızı helal edin. Biz de da helal olsun. el-Fâtiha ve Selamatü Enbiya İtikafa girecek olanlar camilerini hazırlasınlar. Az kaldı artık son on güne. Hazırlıklarını bitirsinler inşallah. Bütün nereden şehirlerden girecek olanlar, bayanlar da itikafa gireceklerse onlar da evlerinde itikaf yapacaklar inşallah. Cenâb-ı Hak cümlesinin ibadetlerini kabul eylesin inşallah.
Nestur.
KAYNAKÇA
- Mesnevî-i Şerîf, I. Cilt, 1602. Beyit ve Sonrası — Mevlânâ Celâlüddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî (nşr. Reynold Nicholson 1925-40 Leiden); Ankaravî İsmâ‘îl Rüsûhî Mecmûatu’l-Letâif; Tâhiru’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî I; Ahmed Avni Konuk Mesnevî-i Şerîf Şerhi I. Beytin asıl-mecaz-tahkîk düzeyinde tefsîri.
- Ferîdüddîn Attâr (ö. 618/1221) Sözü — Attâr Tezkiretu’l-Evliyâ (Çev. Süleyman Uludağ); Esrâr-nâme; İlâhî-nâme; Mantıku’t-Tayr. Hz. Pîr Mevlânâ’nın «Attâr ruh idi, Senâî onun iki gözü; biz Senâî ve Attâr’ın ardınca yürüdük» sözüyle bağladığı üstâdı. «Gönül Ehli Zehri Yese Bal Olur» mâzmûnu Attâr’ın velîlik tasavvurunun anahtar ifadesi.
- Nefis Meratipleri (Emmâre-Levvâme-Mülhime-Mutmainne-Râzıye-Marzıyye-Sâfiye) — Yûsuf 12/53 (emmâre); Kıyâme 75/2 (levvâme); Şems 91/8 (mülhime); Fecr 89/27-30 (mutmainne, râzıye, marzıyye). Tasavvuf metinleri: Ebû Tâlib el-Mekkî Kûtu’l-Kulûb; Hâris el-Muhâsibî er-Ri‘âye; İmâm Gazâlî İhyâ III; Şa‘rânî Levâkıhu’l-Envâr. Sâfiye = velilik kemali.
- Kalbî Meratipleri (İlme’l-Yakîn, Ayne’l-Yakîn, Hakka’l-Yakîn) — Tekâsür 102/5-7; Vâkıa 56/95; Hakka 69/51. Kuşayrî er-Risâle (Bâbu’l-Yakîn); İmâm Rabbânî Mektûbât; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Mehâbe ve Yakîn. Yakîn’in üç mertebesi mürşid-i kâmillik şartı.
- Hacı Bektâş-ı Velî ve Hz. Mevlânâ Hediye Hikâyesi — Eflâkî Menâkıbu’l-‘Ârifîn; Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş; Sefer Aytekin Bektaşî-Mevlevî Münâsebetleri. «Süt-Derya» metaforu: Hacı Bektâş’ın hediyeyi reddetmesi velinin hassâsiyeti, Hz. Mevlânâ’nın kabul etmesi velînin makâm-ı esnek-iyâb derecesi; iki taraf da haktır.
- Tarîkatların Burhânları — Rufâîlik (Ateş yalama-şiş): Ahmed er-Rıfâî (ö. 578/1182), el-Burhân el-Mu’eyyed; Kâdirîlik (Kılıç vurma): Abdülkâdir Geylânî el-Gunyâ; Nakşbendîlik (Zehir): Hâce Bahâüddîn Nakşbend Anîsu’t-Tâlibîn; Reşahât-ı Aynu’l-Hayât. Tasavvuf burhânlarının fıkhî tahkîki: İbn Teymiyye Mecmû‘u’l-Fetâvâ XI (kerâmet bahsi).
- Hz. Ebû Bekir Mağara Yılan Hadisesi — İbn Hişâm Sîre; İbn Sa‘d Tabakât; Beyhakî Delâilu’n-Nubûvve; Süyûtî el-Hasâisu’l-Kübrâ. «Ağız taşı» kültürü ve ritüelinin bu hadiseye dayanması; Nakşbendîlerde zehir içme burhânının kökeni; sufiyye’de daimî zikir için ağız sükûtu edebi.
- Mürşidin Mâlî Müstaknâ Olması — Kuşayrî er-Risâle (Bâbu’l-Mürşid); İmâm Rabbânî Mektûbât I/41; Sühreverdî Avârifu’l-Ma‘ârif. Mürşid-i kâmil dervişten dilenmez, ihtiyâcını kendi geçimi yoluyla sağlar; eline geçeni dervişlere infâk eder. İmâm-ı A‘zam tekstilci, Hallâc-ı Mansûr kâtip, Cüneyd Bağdâdî tâcir örnekleri.
- «Ümmetimi Mâl Bozar» Hadisi — Tirmizî Zühd 26; İbn Mâce Zühd 18; Ahmed b. Hanbel Müsned IV/160: «Her ümmetin bir fitnesi vardır, benim ümmetimin fitnesi maldır». Sufiyye’de mâl-makâm fitnesinden korunmanın en önemli edebi.
- Mürşid-i Kâmile İtaat Mecbûriyeti — Nisâ 4/59 (Allah’a, Resûl’e ve ulu’l-emre itaat); Buhârî Ahkâm 1; Müslim İmâra 32-39: «Bana itaat eden Allah’a itaat etmiştir, bana isyân eden Allah’a isyân etmiştir». İmâm Rabbânî Mektûbât I/313: «Mürşide itaat ile şer’a itaat birdir».
- Halifelik İcâzeti Verilenin Geri Düşmesi — İmâm Rabbânî Mektûbât I/267 (Hilâfet İcâzetini Geri Çekme); Ali Haydar Efendi Adab-ı Fethiyye; Mahmud Sâmî Efendi Musâhabe. Tasavvuf tarihinde icâzetin sonradan iptal edilmesi (Hâlid el-Bağdâdî’nin bazı icâzetleri ömrün sonunda gözden geçirmesi). Çorum Hacı Mustafa Efendi vakası bu fıkhî gerçeğin canlı tanıklığıdır.
- Hadis-i Kudsî: «Velîme Savaş Açan» — Buhârî Rikâk 38: «Kim Benim bir velîme düşmanlık ederse, Ben ona harp ilân ederim». Velâyet ehline karşı tutumun ilâhî hassâsiyeti; cedelleşme, itiraz, dilini koruma edebinin nasibî temeli.
- «Lâ İlâhe İllâ’llâh Benim Kal’amdır» Hadîs-i Kudsî — Cağmî Mişkâtu’l-Mesâbîh; Aclûnî Keşfu’l-Hafâ II/216: «Kelime-i Tevhid Benim kalamdır, kim ona girerse azabımdan emîn olur». Tevhidi hafif görmenin küfre yol açması (İmâm Tâhâvî Akîde).
- Aziz Mahmud Hudâyî ve Üftâde Hazretleri — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Hz. Üftâde ve Hz. Hudâyî; Aziz Mahmud Hudâyî (ö. 1038/1628), Câmi‘u’l-Fadâil; Sâdık Vicdânî Tomar-ı Türkiyye-Tarîkat-i Aliyye (Celvetiyye). At-yürümez vâkıası: kadılık makâmından velilik yoluna girişin ilk imtihanı; nefsin tarîkat yoluna karşı ham itirâzının somut tezahürü.
- Cennet Yolu – Cehennem Yolu Hadisi — Buhârî Rikâk 28; Müslim Cennet 1: «Cennet hoşa gitmeyen şeylerle, cehennem ise nefsin arzularıyla kuşatılmıştır». Tasavvuf yolunun mücâhede olarak idrâkinin sahîh hadis temeli.
- Ramazan Orucu Sevâbı — Buhârî Savm 6; Müslim Sıyâm 203: «Kim inanarak ve sevâbını umarak Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günâhları bağışlanır». Tirmizî Savm 1; Nesâî Sıyâm 39. Mağfiret ayı olarak Ramazân.
- Mihmandarsız Mana Denizine Atılma Yasağı — İmâm Gazâlî İhyâ III (Bâbu’l-Mücâhede); İbn Atâullah el-Hikem; Şâh-ı Veliyullah Dehlevî Hüccetu’llâhi’l-Bâliğa: «Tâlib delilsiz mana deryasına atılırsa boğulur, kendi başına vird ihdâs edenin sonu helâktır». 70 bin Âyetü’l-Kürsî hatmi gibi yetkisiz vird tertibi cinden işâret-i bedenî açma tehlikesini doğurur.
- Tâlib-Matlûb Tefrîki — İbn Arabî Fütûhât II (Bâbu’t-Tâlib ve’l-Matlûb); İmâm Rabbânî Mektûbât I (Tâlib-Matlûb Bahsi); Abdülkâdir Geylânî el-Fethu’r-Rabbânî. Tâlib (sülûk halindeki sufi adayı) ile Matlûb (cezbe ve fenâ ile maksûda eren mürşid) arasındaki âdâb münâsebeti; cedelleşme yerine teslîmiyet.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Fenâ, Bekā, Mürşid, Tarîkat, Vird, Zikir. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı