Açılış Duâsı ve Selâm — Haksızlığa Karşı Cihâd Niyâzı
Eûzü bi’llâhi min ash-shaytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftanir zikir falem ennehu. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyye-i nabiyye-i ve-l mursalin vel hamdülillahi rabbil alemi. Selamun aleykum. Allâh gününüze hayırlı eylesin. Gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i, Hakk’ı, Hakk’ı batılı batıl bilenlerden eylesin.
1615. Beyit Girişi — Mûsâ Aleyhisselâm ile Firavun’un Sihirbazlarının Karşılaşması
Hakk’ı, Hakk’ı bilip Hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Ezmeyin. Evet konu başlığında kalmıştık geçen haftadan. Sihirbazların ne buyurursun? Asayı önce sen mi atarsın yoksa biz mi atalım diyerek, Musa aleyhisselama hürmet edip onu ağırlamaları Musa’nın da siz atın demesi. Malum beni İsrail peygamberi olan Musa aleyhisselâm Cenab-ı Hakk’ın emriyle ona peygamberlik görevi verilince Firavun bütün avanesini toplayıp onu sınav etmek istedi, intihar etmek istedi.
Âhir Zamanda Sihir-Büyünün Artışı, Kâfir Cinlerin Saldırısı ve Fıtrat Değişikliğine Uğrayan Mahlûkât
Tabirci aya ise onu rezil rüsva etmek istedi. Bütün sihirbazlarını topladı. Sihirbazlarını topladıktan sonra Musa’yla sihirbazlarını tabirci aya ise yarıştırmak istedi. Ve Musa onun huzuruna gidince, o huzura varınca sihirbazların başı dedi ki, önce sen mi maharetini göstermek istersin yoksa biz mi maharetimizi gösterelim dediler. Konu bu. Malum Firavun’un zamanında sihirbazlar Musa ile kin giderek mücadeleye giriştiler. Fakat onu büyük tuttular, öne geçirdiler, ağırladılar. Zira ona ferman senin istiyorsan önce sen ahsana at dediler. Musa hayır ey sihirbazlar önce siz büyülerinizi meydana koyun dedi. Tabi o zaman için henüz daha aslında sihirbazlar ahsanın ne işe yaradığını, ahsanın üzerine Cenab-ı Hakk’ın nasıl bir mucize yaratacağını bilmiyordu.
Musa da bilmiyordu. Bakın o esnaya kadar Musa da bilmiyordu. Tabi orada o dönemde Mısır’da sihirbazlık hakim. Öyle bu sihirbazlar var ki Firavun döneminde her şey sihirle büyüyle yürüyor. Tıpkı bu zamandaki gibi. Bu zamanda da sihir ve büyü ahir zamanla alakalı bu. Gün geçtikçe artıyor. o kâfir cinilerin yeniden dünyayı zapt etmek, dünyada kaos çıkarmak için var güçleriyle mücadele ediyorlar. Ve bu ahir zamanın daha da yaklaştığında bu daha da fazlalaşacak. Büyü, büyü, sihir bunlar iyice artacak. Bunlar iyice artar artarak da ümmet-i Muhammed’in başına tabiri caizse bunlar cebelleş olacaklar. Ama Âyet-i Kerîme’deki Cenâb-ı Hak şeytana cevaben diyor ya, Sen benim mümin kullarıma erişemezsin. Mümin kullara ne yapacak?
Dokunamayacaklar. Zaten müminin, münafığın, kâfirin ayırt edilişi de buradan kaynaklanacak. müminler, kâfir cinillerin musallatından emin olacaklar. Şeytanın musallatından emin olacaklar. Onlarda fıtrat değişikliği olmayacak. İnsan fıtratında devam edecekler. Bir müddet sonra bunun böyle şimdi böyle küçük küçük görülmeye başladı. Hemen öyle fıtrat değişikliği olanları Avrupa’da, Amerika’da hemen şey yapıyorlar, katlediyorlar. o kimse sağa 25-30 yaşına gelmiş ama fıtrat değişikliğine uğruyor. Hemen öldürüyorlar onları. Bu fıtrat değişikleri artacak daha. Bakın bu daha da artacak. Mesela bir kimse çok yalan söylüyor, çok yalan söyleyen de fıtrat değişikliği olacak. Huş yapıyorlar, huş yapanlar da fıtrat değişikliği olacak.
Bu ahir zamanın son dilimi. Cenâb-ı Hak bunları bize gösterir mi göstermez mi bilemeyiz. Bu tip fıtratı değişmiş mahluklar var, varlıklar var. artık onlara insan diyemiyoruz biz. Onlar böyle farklı perdelerde, farklı perdelerde sanki numunelik gibi hayatlarına devam ediyorlar. Ama bu böyle zahiren böyle bir şey değil ama manen farklı perdelerde o huş yapanlar mesela. O normalde adam öldürenler, insanları katledenler, zulmedenler, zalimler bunların normalde farklı perdelerde hayatları var. Bu onların hayatları böyle devam ediyor. Tabii miraç hadisesini biz böyle doğru okumuyoruz. Müteşabih bir mesele. O miraç müteşâbih bir mesele olduğun müteşâbih olarak baktığımızda farklı farklı perdelerde farklı hayatların olduğunu görüyoruz.
O farklı hayatlar dünyada yaşandı. Cenâb-ı Hak onların fıtratlarını değiştirdi. Numunelik olarak Seyrüsülük’te bir derviş bunları görüyor. Seyrüsülük’te görüyor. Seyrüsülük olmazsa o derviş onları görmüyor. Şimdi toparlayalım. o zaman içinde sihir çok meydanda. O kadar ki her şey sihirle dönüyor Mısır’da, Firavun döneminde. O Harut’la, Marut’un öğretmiş olduğu ilim onlar da böyle çok kuvvetli. Öyle olunca Firavun zaten o sihirbazlarla Musa’nın doğduğunu öğrendi. O sihirbazlar dediler ki seni saltanatını yıkacak bir erkek çocuk. Hem de kral olarak kral peygamber doğdu dediler. Şimdi İsa Aleyhisselâm’a kadar Musa evlilerde kral peygamber düşüncesi var. İsa’ya kadar mesela İsa Aleyhisselâm kral peygamber değil ama Beni İsrail’de bir kral peygamber silsilesi var.
Şimdi Firavunlar, o ünnecimler, o sihirbazlar Firavun’a dediler ki senin saltanatını yerle bir edecek ve seni öldürecek bir kral peygamber doğdu dediler. Öyle delilince Musa’yla Firavun kendi mülkünde ne kadar erkek çocuk doğarsa her sene doğan erkek çocukları katlediyordu, öldürüyordu. Bütün erkekler öldürülüyordu. Böyle erkeklerin öldürüldüğü zamandaki o atanan peygamber diğer peygamberlerden hep böyle manevi olarak daha yüksektedir. İbrahim Aleyhisselâm gibi. İbrahim’de de aynı kıssa var. İbrahim Aleyhisselâm’ın doğacağını söylenince, o Nemrut’un krallığı yıkılacak deyince Nemrut da yedi yıl boyunca bütün erkek çocukları ne yaptı? Öldürdü, şehit etti, katletti.
Firavun Dönemi Sihir Hâkîmiyeti — Harût-Mârût, Nemrûd-İbrâhîm Paraleli ve Öldürülen Çocukların Rûhları (Fûsûs)
Aynı şeyi ne yaptı? Firavun da yaptı. Yedi yıl boyunca bütün doğanın erkek çocuklarını katlettiler, öldürdüler. Konudan konuya geçiyormuş gibi olsun ama bir parantez açıvereyim buraya. Muhyiddin İbni Araba Hazretleri Fisus’un da özellikle bu konuya yer verir ve der ki yedi yıl boyunca öldürülen o erkek çocukların ruhları bu peygamberlerin ruhunun etrafında toplandı ve ona büyük bir destek ve güç oldu der. Bu öldürülen çocukların ruhlarıyla alakalı. Tabi normalde hep böyle Firavun her devamlı müneccimlere bu sihirbazlara baktırıyordu. Bunun yıldızı söndü mü, sönmedi mi diye. Onun yıldızının sönmediğini söylüyorlardı. Katlede katlede yürüdü Firavun ama artık yedi yıl boyunca katletti, hala da yaşıyor.
İpinin ucunu bıraktı tabiri caizse. Oysa neredeydi Musa aleyhisselâm Firavun’un sarayındaydı. Firavun’un sarayında Firavun onu ne yapıyordu? Besleyip büyütüyordu ve zaman geldi kırk yaşını doldurdu. Kırk yaşını doldurunca Cenâb-ı Hak onun peygamberliğini ona vahyetti, söyledi ve bir de Firavun’a gönderdi. Git dedi. Firavun’a yumuşak yumuşak tatlı bir şekilde benim Allâh olduğumu senin de peygamber olduğunu ona tebliğ ettirdi. Ve Musa aleyhisselâm’a da özellikle dedi ki yumuşak yumuşak tatlı tatlı tebliğ ettirdi. Demek ki tebliğcede aranılacak özelliklerden birisi tebliğ yapanın yumuşak huylu olması ve tebliğ yaparken Firavun’a da tebliğe gönderiyorsa Cenâb-ı Hak o tebliğin yumuşak bir şekilde yapılması gerekiyor. zaman geçti bu normalde peygamberliğini ilan etti bu sefer Firavun onu imtihana çağırdı.
Dedi ki gel benim sihirbazlarımı ye. Ve böyle olduktan sonra ne yaptı? Musa aleyhisselâm da Firavun’un sarayına gitti ve bütün sihirbazlar Firavun’un o günkü din alimlerinin toplandığı bir konsey. Bir konsey gibi onlar da kaç kişi onlar da 40 kişi. Allâh’ın velileri kaç kişi onlar da 40 kişi. Allâh’ın velilerine karşı 40 tane sihirbaz 40 tane müneccim öyle derim. Ama eski normaldi sihirbaz. Ne yaptılar dediler ki Musa’ya haydi senin ne maharetin varsa senin bize ne gösteriyorsun varsa istersen önce sen başla. bizim seni yeneceğimiz kesin sen başla ki bir de biz senin sihrini öğrenelim. Bir taraflarında da kalplerinin bir köşesinde de acaba bu o beklenen peygamber mi diye böyle bir de şüpheleri var.
Çünkü hepsi de o beklenen peygamberin yıldızının sönmediğini biliyorlar. Beklenen peygamberin ölmediğini de biliyorlar. Ve sihirbazlar bunu biliyorlar ama bu kim? Bir de Firavun’un korkusundan çekintisinden dünya hayatının debdebesinden şatafatından Musa aleyhisselamın peygamberlerini kabullenemiyorlar. Dünya hayatı onlara tatlı geliyor. Firavun’un etrafındaki makam, Firavun’dan gördükleri lütuflar, Firavun’dan gördükleri ikramlar, Firavun’la beraber halkın içerisinde gördükleri saygı onların tabiri caizse gözlerini kamaştırıyor, kalplerini karartıyor. aslında onlar çok iyi biliyorlar ki çok iyi biliyorlar. Bir peygamber gelecek ve o peygamber Firavun’un saltanatını yıkacak. Onlar çok iyi biliyorlar ama bir türlü Musa’nın peygamberliğini kabul edemiyorlar.
Musa’nın peygamberliğini kabul etmiş olsalar zaten mesele hallolmuş olacak.
Mûsâ’nın Saraydan Peygamberliğe — 40 Yaşında Vahiy ve Yumuşak Tebliğ Emri (Tâhâ 20/43-44)
Ama Musa’nın peygamberliğini kabul etmedikleri için zaten problem yaşanıyor. Onlarda da bir bilgi enesi var, bilgi kibiri var. Onlarda da bir büyüklük kibiri var. Öyledir mesela bir kimse o bilgi, o büyüklük kibirine erişirse bir Üstad’a, bir Mürşid’e, Kamil’e de bağlanmaz. Bağlansa da ona böyle tepeden bakar kendince. Veya hatta ne yaptığı kurayişin ileri gelenleri onlar dediler ki bu yetim bir kimse mi peygamber olacak başımıza? Yüzlerini ekşittiler. Kim? yetim, o mu bir peygamber olacak? olsa olsa gelseydi o Ebu Cehil o zaman için Ebul Hikem’di. bir peygamber olacaksa ben olmalıydım diyordu. Bakın bu ben olmalıydım. Aynı şey böyledir. O bilgi kibir verirse insana böyle bir şey olacaksa ben olmalıyım der. veya hatta Allâh rahmet eylesin.
Şeyh Efendi rahmetliği ile alakalı biri söyle dediydi bana. Mustafa Efendi dedi şeyhlik verilseydi dedi verilecek olsaydı bana verilmesi lazımdı dedi. Çünkü dedi ben hafızım o hafız değil dedi. Şeyh Efendi hafız değil o kendisi hafız. bende şu var onda yok bu ben böyleyim o böyle. Ben böyle dinledim dedim ki sende kibir var o yüzden vermem ister sana dedim. Gençlik ya biraz da böyle hazır cevaplılığımız var kırılacak mı üzülecek mi diye düşünmüyoruz. Şeyh Efendi söz konusu olunca çarpıp geçiyorum ben. Dedim sende bu kibir varken zaten olmazdın dedim ben. Nasıl dedim Basri Bey sende kibir var dedim. Sen dedim kendini kıyasa tutmuşsun. Kıyas aklın işi bu akıl şeytani akıl dedim. Dedim şeytan da kendini Adem’le kıyasladı.
Sende dedim kendini kıyaslamışsın. Allâh seçmiş dedim. Allâh birini seçmiş. Dedim sana danışacak değil ya kimi seçeyim diye dedim.
A’râf 7/115 ve Tâhâ 20/66 — «Önce Sen mi At?» Sihirbazların Edeb Gösterişi ve Bilgi Kibri (Basri Bey Kıssası)
Tabi biraz böyle sert oldu söylemimiz o zaman için ama bu iş böyle Allâh kimi seçtiyse onu peygamber edecek. Kim veliliğe layıksa onu velilik tacıyla süsleyecek. Kim mürşidliğe layıksa onu mürşidlik tacıyla süsleyecek. Bu böyle çok istemekle veya çok böyle şunu olayım demekle olmuyor. Firavun da belki de o zaman için normalde ilahlığını ilan etmiş. bir peygamber gelecekse onun ataması lazım. Firavun’da da böyle bir şey var. onun ismi atifinin dışında bir peygamber olmaması lazım. böyle hazır kalan sonuç itibariyle ne yaptı? Firavun sihirbazlarını topladı. Musa’yı da oraya çağırdı. Ve sihirbazlar şöyle dediler. Araf âyet 115. Ey Musa önce maharetini ya sen ortaya koy yahut da biz koyalım. Araf 115’te geçiyor.
Bu birkaç ayette de geçiyor da ondan sonra ta 65’te geçiyor mesela. Ey Musa ya sen maharetini ortaya koy veya önce biz koyalım dediler. Taha suresinde de geçiyor. Ve normalde tabi bu sihirbazlar bir de Firavun onları dizayn etti düzenledi. Dedi ki Musa’yı yenerseniz dedi ki sizi mükafatlandıracağım. Aklınızın hayalinizin alamadığı bir mükafat alacaksınız dedi onlara. Böyle onları mükafatla ne yaptı? Onları heyecanlandırdı, onları dizayn etti. Onları böyle bu konuda iyice şedid bir şekilde kuvvetlendirmeye çalıştı. Ve onlar dediler ki ya Musa önce sen ne yapacaksan maharetini göster. Ya da biz maharetimizi gösterelim. Ve Taha 66’da Musa cevap verdi. Dedi ki hayır siz ortaya koyun dedi. Siz ortaya koyun.
Bir anda onların ipleri ve değnekleri sihirleri yüzünden Musa’ya hareket ediyorlarmış gibi göründü. Onlar hepsi de bir anda ne yaptılar? Bütün sihirlerini orta yere döktüler. Bütün sihirlerini orta yere dökünce bütün o sihirler birden harekete geçiyormuş gibi oldu. Ejderhalar, büyük varlıklar hepsi de hareket ediyor ve Musa Aleyhisselâm bir anda irkildi.
Sihirbazların Kırkı Birden Sihrini Atması — Mûsâ’nın Ürpermesi ve Besmele-Asa Emri
Musa Aleyhisselâm önünde 40 tane sihir bazın birden sihirlerini görünce bir ürperdi. Ürpermek de korkmak farklı bir şeydir. Ürperdi bunlara karşı nasıl bir hareket edeceğim? Birden böyle ürperdi haline geldi. Mesela şimdi hiç şeytanı görmemiş bir kimse gerçek sureti olmasa dahi. Rüyada değil. Böyle bir yakaza halinde şeytanın suretini görse bir irkilir, ürperir insan. Bir böyle bir titrer, bu nasıl bir şey der? Veyahut da kafir ciniler genel olarak böyle çirkin surette görünürler. O kimse bu yakazada zikrullâh halindeyken onu bir görse bir irkilir, bir çekinir böyle. Çünkü ürperti gelir insana ama mümin ciniler insana böyle bir ürperti vermez. Daha mülayim, daha böyle size şimdi böyle sevgi pıtırcı gibi gelmesin de daha mülayim görünür.
Ve insan ondan bu sefer bir ürperti değil bir hayret yaşar. Aa bunlar böyleymiş der, bu hayret olur. Ama öbür türlü bir ürperti olur o ayrıdır. Bu şeytanla kafir ciniler de böyle olur. böyle normalde onlar bütün sihirlerini bütün maharetlerini kırkı birden orta yere atınca Musa aleyhisselâm da bir ürperdi, bir irkildi. Onun karşısında ne yapacağıyla alakalı bir durdu. Ve bütün bunu böyle attıklarında Musa tabiri caizse böyle bir peygamber üzerinde konuşmamız gerekirse böyle hayrette kaldı o sihirbazlarının öyle olmasından. Tabi Hz. Pir bu meseleyi anlatırken diyor ki Firavunlar sihirbazlar Musa’ya talif ettiler. Gizliden bir talif. gizliden talif şuydu. bizim oranın tabiriyle öne ona vermek, ona ön vermek. buyur sen büyüksün ne yapman gerekiyorsa istersen önce sen yap.
Hz. Pir bu meseleyi bu taraftan bakıyor. Diyor ki sihirbazlar Musa aleyhisselama böyle bir talif ettiler. Ona karşı böyle bir incelikte bulundular. Eğer talif etme düşüncesi incelikte bulunmamış olsaydı onlar Musa’ya böyle bir şey teklif etmezler. Kendi yapacaklarını yaparlar geçerlerdi ama kibirlilik yapmadılar. Musa’yı bir büyük saydılar. Buyur önce ne sen yapmak istiyorsan sen yap dediler. İslam ahlakında da böyle bir edef vardır ya derler ya söz büyüğündür diye. orada bir kendinden büyük bir kimse varsa söze atılmazsın. O büyük konuşur, o büyüğe göre hareket edersin. Ailede bu babadır. Baba sözü açar, baba sözü kapatır. Baba söze başlamadan orada söze başlanılmaması gerekir. Veya karı koca ilişkisinde önce erkektir, evin reisi odur.
Önce o söze başlar. Önce evin erkeği yemeğe başlar. Yemeğe önce baba başlar sofrada. Önce koca başlar sofrada. Bu böyle büyükten küçüğedir, bir gelenektir, bir görenektir, bir örtür. Küçüğün büyüğünü büyüğün küçüğünü görmesi saymasıdır. Yoksa mesela bir baba orada otururken herkes böyle kalkıp da babayı sayısınlamadan ne bileyim büyüğü sayısınlamadan böyle kakara kukara muhabbet etmez. Veya hatta bir dergahta, bir tarikatta üstadın bulunduğu yerde herkes lambur lambur konuşmaz. Bir adab erkan olur. Veya hatta orada bir diyelim ki diğer zakirler var. Zakirlerin yanında böyle langur lungur konuşulmaz. Bir adab bir erkan olur. Ondan izin alınarak konuşulur. Bu böyle edep, adab budur. Böyle olunca, veya hatta mesela bana birisi üstadımın yanında bir şey sorsa ben cevap bile vermezdim. üstadımın yanında bana ne soruyorsun sorma bir şey.
Ben cevap bile vermezdim. Veya oradaki hizmetle yapılacak işlerle alakalı böyle bizim o eski arkadaşlarının hepsinden Allâh razı olsun. Bakışımdan anlarlardı neyi ne demek istediğimi. Kaldık Şeyh Efendi derdi ki oğlum sen hizmet ediyorsun. O esnada sen konuşabilirsin, sen görüşebilirsin, telefonunu açabilirsin derdi. Ben şeyhimin yanında telefon açmazdım, açamazdım. Telefonu alırdım sessize açamazdım ben. O derdi ki aç görüş o zaman açar görüşürdüm. Şey bir insan büyüğünün yanında büyüğünden izinsiz konuşamaz. Büyüğünden izinsiz müdahale edemez. O büyüğe saygıyı gösterecek. Ne dedi hadîs-i şerifte? Büyüğümüze saygı duymayan, küçüklerimize şefkat ve merhamet etmeyen bizden değildir. O yüzden biz büyüklerimize karşı saygılı davranmakla emrolunmuş bir ümmetiz.
Küçüklerimize sevgiyle, merhametle, şefkatle davranmakla emrolunmuş bir ümmetiz. Küçüklerimize sevgiyle, merhametle, şefkatle yaklaşacağız. Büyüklerimize de saygıyla yaklaşacağız. Bu bizim ümmetin şiarıdır. Büyüğümüzü büyük olarak görür, büyüğümüzü büyük olarak bilir. Öyle saygılı davranırız. Küçüğümüzü de küçük olarak bilir. Şefkatli ve merhametli davranırız. Firavun’un avanesi de Musa’ya saygılı davrandı. Ona fırsat verdiler, ön verdiler. Dediler ki ne yapmak istiyorsan önce sen yap, dilersen. Musa da onlara âyet-i kerimete dedi ki, hayır siz ortaya koyun dedi. Ondan sonra onlar da ne yaptılar, bir anda ne ortaya koyuyorlarsa hepsini orta yere attılar. Musa’ya karşı gösterdikleri o kadarcık hürmet din sahibi olmalarına sebep oldu.
İnat yüzünden de elleri ayakları kesildi. Musa’ya karşı böyle gösterince onlara Cenâb-ı Hak onların kalplerindeki hidayet nurunu bir peygambere hürmet gösterdikleri için hareketlendirdi. O hidayet nuru tabiri caizse kodlanmış olan o hidayet nuru koddan bir harf, bir numara neyse açılaraktan o kod açıldı. O kalplerindeki o zincir kırıldı. Kalplerindeki o kilit kırıldı. Kalplerindeki o kilit, o zincir kırılınca teker teker iman etmeye başladılar. Tabi bunu böyle bu kıssayı az bir şey daha gireyim tamamlayayım geriye döneyim. Tabi Musa Aleyhisselâm onların komple o sihirlerini görünce ürpeldi, irkildi. Allâh onun kalbine ilham etti. Dedi ki besmeleyi çek, asayı yere at. Besmeleyi çek, asayı yere at.
Bu sefer Musa Aleyhisselâm ön zübillahi mineşşeytanurrecim, Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm dedi asayı orta yere tam asayı elinde tutarken tutma ve atma aralığı. Çok az bir aralık o. asanın uç tarafı büyük bir yılan ejderha olmaya başlarken elinde de tahta vardı. O esnada o böyle nasıl söyleyeyim şöyle bir direk düşünün bu direkten yukarısı ejderha olmaya başlıyor hızla. Ama aşağıdan Musa Aleyhisselâm eliyle tutuyor ve yukarıdan ejderha olmaya başlarken ürperti, ayrı ürpertiye hayrete dönüyor. Elindeki asa, sihirbazlığın sihirinden ürperen, irkilen Musa elindeki asanın birden ejderhaya dönmesiyle hayrete geçti. Allâh onun irkilmesini hayrete döndürdü hemen. Onun ürpermesini hayrete döndürdü hemen.
Tabiri caizse elinde ejderha olmaya başlayan bir asa var. Musa Aleyhisselâm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm dedi asayı elinden attı. Çünkü asa hızla tabiri caizse böyle an içerisinde ejderhaya dönüyor. Bunu böyle tefekkür edin. O yüzden teforatla anlattım size. Bir anda böyle Musa Aleyhisselâm hayrete geçti irkilmeden hayrete geçti hayret perdesine attı asayı elinden.
Asa Ejderha Olup Sihirleri Yutuyor — Sihirbazların İman Edişi ve Firavun’un Parmak Kestirmesi
Asa elinden daha çıkarken sanki böyle devasa bir şey hapsin olmuş bir şey sanki hapsinden dışarı çıkmış gibi. Böyle kocaman bir ejderha oldu yutuverdi büyük bir gürültüyle ne varsa. Bir gürültü bir şeyi vakumlarsın böyle gürültü çıkar ya öyle bir gürültü her şey uçuştu böyle büyük bir vakumla çekti. Ne kadar sihir büyüğü varsa ve firavunun ve müneccimlerin o sihirbazların üzerindeki elbiseler böyle uç çakmış gibi o vakuma doğru yürüdü böyle. Her birisinin elbiseleri bol böyle o tarafa doğru gitti neredeyse elbiselerde yutulacak onlar da yutacakmış gibi. Onlar da bir anda bu vakum bu çekiş bizi de götürecek diye korktular. Onlar da büyük bir korkuya büründüler o esnada. Bu ne muhteşem bir an.
Çeki verdi. Ve aniden tekrar yerde Musa’nın asası oldu. Asanın yaptığına tabiri caizse Musa da hayrette kaldı. Ama firavun ve avanesinde korku hakim oldu. Ve o korkuyla dediler ki firavunun sihirbazları evet bu bu peygamber. Nereden hükmettiler? Sihirbazlar kendi aralarında istişare ettiler dediler ki bu Musa’nın Rabbisinin işi. Bu Musa’nın işi değil Asanın yaptığına Musa da hayrette kaldı. Musa da şaştı dediler. Onlar kendi sihirlerini biliyorlar. Kendi sihirleri oluştuğunda normal geldi o onlara. Kendi sihirleri çünkü hepsi de sihirlerine inanıyorlar. Hepsi de sihirlerine iman etmişler. Bakın bir kimse sihire büyüye inanır. Kendi yaptığı kötü sihire büyüye inanırsa küfre düşmüş olur. Bir kimse de sihirbaza gitse büyücüye gitse sihirbazın ve büyücünün dediklerini kabul etse o da küfre düşer.
Bir kimse kahve falına baksa günahı kebar işler. Kahve falında söylenilenleri söyleyen kendisi iman eder inanırsa kahve falına bakan küfre düşer. Teclid iman teclid nikah gerekli. Onu dinleyen de onu kabul eder. Onu kabul eder. Doğru söylüyor derse ona da teclid iman teclid nikah gerekli. Bir kimse bir büyücüye gitse büyücü büyüsünü iman üzerine yapamaz. Çünkü büyücü en son noktada şeytanla ahitleşir. şeytanı ilah olarak tanır. Öyle büyü yapmaya başlar. Ve o büyüyü yapan kimse küfre düşmüştür artık imansızdır. O büyüyü yapmaya devam ettiği müddetçe o kimse imansız olarak ölür. Bir kimse gitse büyücüye bu büyüyü yaptırsa buna da inansa o da imansız gider. Allâh muhâfaza eylesin. Ve sihirbazlar bu işi biliyorlar.
Bu işleri bildikleri için baktılar onlar da böyle büyük bir korkuyla beraber hayretin içinde kaldılar. Ve kendi aralarında istişare ettiler. Dediler ki evet bu bir peygamber. Biz bunun peygamberliğini kabul edelim. Onun peygamberliğini kabul edince firavunda ne dedi onları? Sizleri cezalandıracağım dedi. Siz bu halde durursanız sizin el ve ayak parmaklarınızı çaprazlama kestireceğim dedi. Ve firavunları bu konu noktada iman ettim diyenlere çaprazlama parmaklarını her gün kestirmeye başladı. Bu bir gün sağ serçe parmağı ayak serçe parmağı ile sol serçe el parmağını kestiriyor. Ertesi günün onun yanındaki, ertesi günün onun yanındaki çaprazlama kestiriyor. Bunları ne yaptı? Firavun yapmaya başladı ama o Hz.
Piri diyor ki Musa’ya böyle onlar ihtimam gösterince Musa’ya böyle tevasulu davranınca Allâh onları İslam’la şereflendirdi diyor. Bakın bir kafir insan bir Müslüman’ı, bir iman eden bir mümine tevasulu davranırsa Cenâb-ı Hak ona iman nasip ediyor. Ama bir Müslüman’a içinde kin beslediysen, içinde düşmanlık beslediysen bil ki o Müslüman’a dininden olayı beslemiş olduğun kimsenin nefret seni cehennemlik edecek. Allâh muhâfaza eylesin. 1620. beyt, sihirbazlar Musa’nın hakkını anladıklarından evvelce işledikleri suça karşılık olarak ellerini, ayaklarını feda ediler.
1620. Beyit: «Ellerini Ayaklarını Feda Ettiler» + «Ey Sufi! Mürşid-i Kâmille Den-k Tutma» Uyarısı
Yani o Firavunlar Musa aleyhisselamın peygamberliğini ve büyüklüğünü kabul edince tanıyınca artık normalde onlar o el ve ayak parmaklarını feda ettiler. Kendilerini feda ettiler. Demek ki Firavun’un sihirbazları Musa’yla kendini denk tutmadılar. Kendilerini denk tutmuş olsalardı ne yazık ki imanla nasip olmayacaktı. Ey, buraya not düşmüşüm. Ey sufi kardeş, bundan ibret al da kendini mürşidi kamillerle kendini denk tutup münaha şakaya girme demişim. Demek ki ne yapacaksın? Kendini bir mürşidi kamille denk tutup onunla münaha şaka etmeyeceksin. Kendini büyük sufilerle denk tutup onlarla münaha şaka yapmayacaksın, onlarla tartışmayacaksın. Kendini onlardan üstün görmeyeceksin. Büyüğünü büyük olarak tanıyacaksın ki o zaman Allâh sana merhametiyle, şefkatiyle sana muamele de bulunsun.
Cümlemize inşallah. Yemek yemek ve nükte söylemek kamile helaldir. Madem ki sen kamil değilsin, yeme ve sükut et. Demek ki yemek yemek ve nükte söylemeyecek, nükte söylemek yemek yemek normal yemek. Nükte malum şiir veya tavaz etmek veya nasihat etmek.
1623. Beyit: Yemek-Nükte Kâmile Helâldir — Abdülkâdir Geylânî ve Kızarmış Tavuk Kıssası
Bu kamile helaldir. Madem ki sen kamil değilsin, yeme ve sükut et. Sen kamil değilsen riyazat et önüne geleni yeme ve ağzına geleni diline geleni söyleme. Bir gün bu meşhurdur kıssa. Kadıncağızın birisi Abdülkadir Geylani Hazretleri’ni illaki görüşmek için ısrar etti. Ona dediler ki yemek yiyor, müsait değil ama o illaki ısrar etti ben görüşmem lazım dedi. Mustafa pire söylediler illaki görüşmek istiyor dedi alın dedi içeri. Aldılar Abdülkadir Geylani Hazretleri de kızarmış tavuk yiyordu. Kadın girdiği içeri bir baktı koca bir tavuk yiyor kızarmış tavuk. Söyleyeceğinden vazgeçti. Dedi ki efendi bu ne haldir? Bizim çocuklara riyazat yaptırıyorsun. Çocuklar aç sefil bir şekilde duruyor. Az yediriyorsun kendine gelince gözünün önünde kızarmış tavuğu çatır çutur yiyor tabi Geylani Hazretleri.
Sen burada çatır çutur habire tavuğu yiyorsun. Geylani Hazretleri hiç oralı değil tavuğu yemeye devam ediyor. Çatır çutur patır kütür yiyor kemiklerini topluyor bir yere. Kadın hala da tabuğunu irdeliyor böyle eleştiriyor. Onları kemikleri toplayınca kün tübi izle lahtıyor kemiklere. Cenâb-ı Hak hemen o kemiklerden bir tavuk daha oluşuyor gıt gidiyor. Tavuk. Senin oğlun da bu hale gelince o da yesin diyor. Bir kısada Hazreti Mevlânâ’dan bir zat Hazreti Mevlânâ ile kendisini denk tutuyor hatta üstün tutuyor. Diyor ki birer tanem kuzu yiyeceğiz iti kafa gireceğiz ama abdest de çıkmıyor. Diyor ki birer tanem kuzu yiyeceğiz iti kafa gireceğiz ama abdest de çıkmayacağız diyor. Hazreti Pir de olur diyor.
Birer tanem kuzu kızartıyorlar her ikisi de birer kuzu yiyor. Ondan sonra iti kafa giriyorlar. Iti kafa girince o böyle küstahlık yapan zat bütün gece tuvalette geçiriyor. Git gel hiçbir zikir yapamıyor. Bakıyor öbür tarafta Hazreti Mevlânâ çatır çatır çat çat tevhid sesi geliyor tuvalette çıkan yok hiçbir şey yok. Sabah oluyor diyor ki o zat efendi hakkını helal et sen haklıymışsın biz daha kemale erememişiz. Ama diyor şunu merak ettim diyor. Yan diyor onca kuzuyu sendeydim ben deydim ben diyor sabaha kadar tuvalete taşındım. Sen hiç sen ise şiş tuvalete gitmedin. Ona cevap veriyor ben her lokma da sana niyet ettim diyor.
Mevlânâ ve Kuzu/İtikâf Kıssası — «Nûr Bana, Posası Sana»
Nuru bana geldi diyor posası sana gitti. Her lokma da diyor ben sana niyet ettim Nuru bana geldi posası sana gitti çok affeder seni. Büyük abdestli sana gitti Nuru bende büyük abdestli sende diyor. Tabi o sabaha kadar tuvalete gidip geliyor Allâh’a affesin. Tabi böyle büyüklerin kıssaları çoktur muhakkak daha bir kaç kıssa eklerim de şimdi laf uzam olsun. Şimdi yemek yemek Kamil’in işi o daha önce riyazatını yapmış yapacağına. O daha önce susmuş susmuş susacak adam. Sen onun yanına gittiğinde onun yemesine içmesine bakma aldanırsın. Onun misafiri gelir misafiri yesin diye yer o herkes kendisi gibi görsün diye yer. O yiyecek içecek insanlar ortasında uyacak öyle görünecek öyle bilecek. Herkes diyecek ama bizim gibi yiyor bir kuzuyu yer ben bir kuzuyu yerim.
İsmail o yüzden beni yemeğe davet etme bak. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi de böyle dışarı çıktığında mesela o seyahat ederdi seyahate çıkardık. Ondan sonra o böyle şey yapmaz bir şey demez hep böyle başında benim ya usta efendi sen ye de ben yedim zannetsinler. Emredersiniz efendim o hemen benim önüme böyle bir şeyi koyar patlat pat birkaç kaşık alırım o eksilir ya ev sahibi mutlu oluyor. benim yemeğimi yedi beğendi. Şeyh Efendi’nin hiç şikayet ettiğinden şahit değilim. O çok güzel olmuş harika.
Şeyh Efendi’nin Diş-Yemek Anekdotu ve Sohbet Âd-âbı — «Üstâdın Sözü K-es-ilmez»
Maşallah gelin sen bunu yapmak için ne eziyetler çektin hakkını helal et. Ben ilk zamanlar bir mana veremezdim ondan sonra derdim ki bu ne lan yemek mi bu? Ondan sonra derdim ki lan serçe parmağı yaptırırım serçe parmağıma bu yemeğe yaptırırım. Hiç şikayet yok alır birkaç kaşık Allâh razı olsun çok güzel olmuş da. Halbuki at duvara kaç kenara ya başını yaracak ya gözünü yaracak. Onu normalde bir de dişleri takmaz sert bir şeyi yiyemez böyle ısıramaz dişler takmaydı çünkü Allâh rahmet eylesin. Öyle demiş de bunun bütün dişlerini sökmüşler. İki Zakir başına geçmiş söktür efendim sökülsün efendim. Bunun sağlam dişlerini bile sökmüşler. Bana telefon açtı Mustafa Efendi. Sensiz bir iş yaptım ben dedi ilk defa beni perişan ettiler oğlum ya dedi.
Dedim efendim ne oldu? Dedi filancı lan filancı benim başıma geçti dedi söktürelim efendim dediler dedi. Oğlum sağlam dişlerimi bile söktüler benim dedi. Ben sensiz ne ama gittim böyle bir şeye dedi. Dedim efendim hakkınızı helal edin. Keşke dedim Bursa’da yaptırırdık böyle bir şeyi. Bunu ödemişler götürmüşler oradaki diş doktoru da artık bizim Okta’in kız kardeşi olacaktı diş doktoru ya onun tabirini söyleyeyim. Bir de Şeyh Efendi’nin yanında rahat konuşuyor baktı ondan sonra böyle muayene etti. Döndü bana abi bu doktor değil resmen kazmaymış bu cellatmış ya dedi. Bunu Şeyh Efendi de duydu mu? Allâh’ım söyleyecek laf yok. Bu abi valla cellatmış bu dedi ya bu doktor moktor değilmiş bu dedi cellat olaymış dedi.
Ya dedi ağızı perişan etmiş dedi. Yetti Şeyh Efendi’ye. Gördün mü Mustafa Efendi Çinşeh Efendi gördün mü Mustafa Efendi oğlum ne yapmışlar? Efendim toparlayamıyoruz biz ortalığı. Toparlanacak gibi de değil gerçekten bir insan dişi sallanmadı hadi çekilir mi? Çekmişler çektirmişler. Başında da iki tane nakibinugaba onlar da çektir baba. Birinin damadı burada. İkisi de çektir Allâh çektir. Çektirmişler bunun dişlerini. Perişan ağızı. Şimdi Şeyh Efendi ondan sonra o dişi yaptırıyoruz tutmuyor bu dişi yaptırıyoruz tutmuyor o. Ankara’yla gittik olcağın yanına orada bir diş yaptırdık konuşurken çok güzel. Ondan sonra iyi yemek yeme de sıkıntı yaşıyor ama konuşurken çok güzel. Onu da Hacanne böyle peçetenin içine koymuş Şeyh Efendi onu.
Hacanne de bu peçeteyi de sobaya atı. Hadi bir daha dişsiz kaldı çileye bak. Ondan sonra bir daha diş yaptırdık gene olmadı Şeyh Efendi elinde diş boyuna törpülüyor. En sonunda Hatay’a gitti o zaman Hatay’da böyle dişçiler meşhurmuş. Kırıkhan’a oraya gitti oradan bir adres vermişler ona. Oradan komple bir diş takma diş yaptılar damak. Şeyh Efendi onu da biraz törpüledi ama ondan idare etti artık bir müddet sonra. Şimdi Şeyh Efendi de aslında diş yok öyle her şeyi yiyemiyor. Ondan sonra ama yiyormuş gibi görüntü veriyor. Herkes de onun yediğine inanıyor. İşin en enteresanı da bu ben başındayım. Çorbayı alıyor karıştırıyor çorbayı yiyor mesela. Bu çorbayı alıyor karıştırıyor arada bir kaşık alıyor arada bir kaşık daha alıyor.
Biz onun çorbasına domatesi rendeliyoruz soğanı rendeliyoruz salatalığı rendeliyoruz çorbasına. Şimdi gittiğim yerlere ben önceden talimat veriyorum. Çorbayı şöyle rendeleceksiniz şunu yapacaksınız bunu yapacaksınız. Et yemeği yaparsanız çok iyi haşlanacak bak et yemeğini kavurmayın. Kavurunca sert kavuruyorsunuz. Haşlayın yumuşak olacak iyice pişecek yiyemiyorsun. Şimdi böyle bazen de oradanın zakiri bir yere yemeği vermiş. Ona ses çıkaramıyorsun tabi. Ondan sonra halbuki oranın zakiri onu düşünmesi lazım. Onu söylemesi lazım. O zakir orada yemek bir yerde yenecekse bak Şeyh Efendi baharatlı yemezdi Allâh rahmet eylesin. Dice ki baharatlı yapma acı yapma fazla tuzlu yapma. Tuzlu da yapma. E bir sürü hastalık vardı Şeyh Efendi’nin üzerinde Allâh rahmet eylesin.
O yüzden baharattır tuzdur ekşidir. Ondan sonra sert yiyecekler bunların hepsi de Şeyh Efendi için olumsuz şeyler. Ama o yiyormuş gibi yapardı böyle. Normalde herkes de yiyor diye düşünürdü. Ama o kamil yemek diyese onun hakkıdır. Ona sakın bir laf söyleme. O orada herkesin içerisinde yer sonra iki gün yemez. Sen o yemeğin ondaki neyse kefareti onu öder ama sen ödeyemezsin. O konuşmanın kefaretini öder sen ödeyemezsin. O konuşur onun konuşması sana boş konuşma gibi gelir o boşa konuşmaz. Allâh onun boşunu da dolu eder. Ama sen dolu konuştum zannedersin seninki boşa çıkar. O yüzden dilini tut. Dilini koru. Sen mürşid-i kâmil değilsin. Sen onun huzurunda az konuşanlardan eyle. Böyle bir kıssa anlatacağım diye uğraşma.
Şeyh Efendi’nin zamanında bunları hep görürdük biz. Efendim bir şey anlatmak istiyorum. Sohbet ediyor ya konu ne? Yemekle alakalı konuşmakla alakalı. Hemen oradan birisi kalkıyor efendim bir şey anlatabilir miyim? O da bakıyor ona. Anlattı demiyor anlatmadı demiyor. Ona bakıyor sen ne diyorsun sen ne yapıyorsun diye. O oralı değil. Efendim ben yolda giderken şöyle başıma geldi de böyle oldu da şöyle oldu da şu oldu da onun başına gelen mucizevi bir hali anlatıyor. Çok önemli bir şahsiyet. Şeyh Efendi böyle bakardı. Kafa sallıyor. Oranın zakiri ona müdahale etmesi lazım. Oradaki bir büyük ona müdahale etmesi lazım. İşaret etmesi lazım. Konuşma sus. Üstadın sözü böyle kesilmez. Üstadın sözünü böyle kesip de efendim bir şey anlatabilir miyim diye o gün ilk defa gelenler onu söyler.
Bir derviş bunu söylemez. Efendim bir şey anlatabilir miyim demez. Varsa bir sorusu bu konu hakkında şunu sormak istiyordun der. Ona da müsaade edilirse sorar. Müsaade edilmezse kendi kendine soru sormaz. Bu böyle miydi? Orası Hacı Baba tekkesi değil kahve değil kıraatane değil. Orası kadınların gün yaptığı pasta yedi börek yedi yerde değil. Orası bir mürşid-i kâmil sohbeti. Herkes oturur edebiyle sohbetini dinler. Ben bunu anlatabilir miyim bunu konuşabilir miyim demez. Var mı sorusu olan denmedikçe o kendi kafasına soru da sormaz. Dinler. O hiç konuşmazsa kimse de hiç konuşmaz. Oturur Allâh’ı zikreder. Sufi adabı budur. Geldi Üstad oturdu değil mi? Oraya kendi yerine oturdu. Senin muhabbetin biter.
Senin konuşman biter. Senin yanındakinle her şeyin biter. Bir sufi toplantısında uğultu yoktur. Uğultu ne? Herkes birbiriyle konuşuyor budu. Bu yoktur sufi toplantısında. Üstad geldi oraya oturdu sohbete başladı mı uğultu biter. Var mı bir sorunuz derse o kimseler varsa sorusu olanlar sorar. Var mı sorusu yok denmiyorsa oradaki hiç kimse ben bir şey sorabilir miyim demez. Ama ilk defa gelenler bunu söylerler onlar da mazur karşılanır. yemek yemek bu manada kamile caizdir. Ama kamil olmayana yemek fazla yemek yemek caiz değildir. Neydi? Az yemek, az uyumak, az konuşmak. Hadis-i şerif mûcibince şiarımızdı.
«Az Yemek, Az Uyumak, Az Konuşmak» Hadîsi — Şişmanlık, Uyku, Tembellik ve İman Zayıflığı; Parkta Kadın Sporu
Sufi şişman değildir. Kadın erkek. Şişmanlık insana uyku verir. Hadis-i şerifte Allâh’a selû sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı dedi. Ümmetinin üzerinden dedi bu konularda korkuyorum. Ümmetimin üzerinde en çok bunlardan korkuyorum dedi. Birincisi ne? Şişmanlık. Bu neyle mümkün? Bu çok yemekle mümkün. Abur cubur hadsiz hudutsuz yiyor. Bugünkü dünya toplumu abur cubur yiyor. Ne varsa yiyor. Ne varsa yiyor. Obez. Bu ne bu Facebooklar bilmem neler onlar bunlar çıktıktan sonra iyice iş çığrından çıktı. Kadınlar hamur işleri, hınkallar ondan sonra börekler çörekler kadınlar da çığrından çıktı. Sonra sabah namazından sonra çık. Bir de bu belediyeler bir de bu parklara onlar için böyle spor aletleri koydular ya Allâh.
Belediyeler iyilik mi yaptı, kötülük mü yaptı? Belediyel kocaman kocaman totaman anneler, teyzeler her taraflarını çalkalaya çalkalaya hoplata zıplata orada spor yapacağız diye uğraşıyorlar. Ya mübarek insanlar hiç mi edebiniz adabınız kalmadı? Orayı sanki bir spor salonuymuş gibi kullanmaya çalışıyorlar. Giymişler daracık eşofmanları kimisi, oralarda böyle spor yapacağım o aletlerde diye uğraşıyorlar. Normalde sabah namazından sonra yapıyordu şimdi gece gündüz devamlı. Allâh muhâfaza eylesin. Bu kadınlar bu konuda buna dikkat edecekler. Tesettüre riayet edecekler. Vücut adları belli olmayacak. Daracık giyinmeyecekler. Nereye gidiyorlarsa gitsinler. İçleri görülmeyecek. Tesettürlerine riayet edecekler.
Ve o şişmanlığına bakmadan kadın daracık kıyafetler giyip de çıkıyor. O zaman şişmanlık, uykuya düşkünlük. Ellemesen 15 saat uyuyacak, 10 saat uyuyacak, 20 saat uyuyacak herkes. Uyku. Uyuyor millet. Uyuyor. Dervişi uyuyor, şeyhi uyuyor, nakibi uyuyor, nikabası uyuyor. Zahakir’i uyuyor, çavuşu uyuyor, paso uyuyor. Orucu uykuya tutturuyorlar. Dersi uykuya çektiriyorlar. Olacak dersi çekecek ya. la ilâhe illallah. Lan daha dur, daha bir tesbih bitirmedin. Bir tesbih bitirmedin, ne çabuk uyku galebe geldi sana. Uyku neden galebe geliyor? Şeytan onda galeb geliyor. Üçüncüsü tembellik. Ümmet tembel, çalışmıyor. Çalışmıyor. İş beğenmiyor. İşi olsa dahi tembel tembel işe gidip geliyor. Kaçta dükkan açılması lazım?
Sekizde, yedi de açılması lazım. Açmıyor. Ben Lütfü Usta’yı ayırayım. O erkencidir sabah namazından sonra gider dükkanı açar sokağa. Bütün sokağın temizliği ondan zorluyor. Dükkanların önlerine bir güzel süpürüyor, bir de ıslatıyor, yıkıyor bir de. Ondan başka dükkanı açan yok ama. Yok değil mi Lütfü Usta? Senden önce açan yok değil mi? Yok. Benim sokaktada benden önce açan yok zaten. Bizim orada bir kalaycı var, o çelik parlatıcısı. Ondan yarışıyoruz biz.
Bursa Esnafı Tembelliği, Kapalı Çarşı 9.30 ve Bağ-Bahçe Unutulması — «Elli Metre Toprağı Ekmekten Âciz Toplum»
Ama bu ara ben onu geçtim. İnceden de kulağını üflüyo. Hayırdır, acayip ediyorum. Geç kalmaya başladın. Evden bırakmıyorlar mı seni diyorum. Öyle bir üzülüyor kendi kendine. erken gelemiyorsun diye. Tembel. Açmıyorlar. Bursa’da gördüm ben bunu. Bursa esnafı açmıyor. Kapalı çarşı bile kaçta? Dokuzda mı? Dokuz buçukta mı açılıyor? Kaçta açılıyor? Dokuz buçukta. düşünebiliyor musunuz? Kapalı çarşı dokuz buçukta açılıyor. Ya bereketim olur ya. Koca kapalı çarşı dokuz buçukta açılıyor. Kapalı çarşının hiç kapanmaması lazım. Turisti var, yabancısı var, geleni var, gideni var. Gece on ikiye bire kadar açık olması lazım. Kapalı çarşının. Sonra diyorlar ki AVM’lere gidiyor herkes. Aç çarşıyı. On bire kadar aç, on ikiye kadar aç.
On bire on ikiye kadar açılsa iş yapsın esnaf. Tembellik diz boy olmuş bizden. Tembeliz. Şikayet etmeye gelince bir şikayet ediyoruz. Ben pandemi başladığından beri diyorum ki her şey pahalanacak. Dedim mi? Pandemi başladığından beri söyledim. Bütün her şey pahalandı mı? Bu dedim iyi günleriniz. Gidin dedim, bağınızı, bahçenizi yeniden ekin dedim mi? Bildiğiniz maruludayı on liraya on beş liraya alacaksınız dedim mi? Ekin dedim mi? Ya millet şimdi şikayet ediyor. Git kardeşim bir karış toprağı olsa dahi git oraya ek dedim mi? Git ek ya. Üstadını dinle. Git bir karış toprağı ek. Soğan otuz lira, elli lira olsun. Sana müstahak. Sana müstahak. Neden? Ya sen evinin bahçesindeki o beş metre kare, on metre kare olan toprağa ekmekten aciz bir tembelsin.
Sen şehrinin kenarında babandan kalmış dedenden kalmış beş yüz metre kare, bin metre kare, iki bin metre kare neyse. İsterse elli metre kare yeri ekmekten aciz bir toplum haline gelmişsin. Tembelsin ya. Tembelsin. Beş ağaç zeytinini toplamaya acizsin. Toplamıyorsun, tembelsin. Çocuğunu da bilmiyor, sen de bilmiyorsun. Senin çocuğun çocuğu da bilmiyor. Çocuğun çocuğu da bilmiyor. Tembelsin. O zeytini ağaçtan toplayıp dilme yapmak, çürütme yapmak, salamur yapmaktan uzaksın. Tembelsin. Sonra diyeceksin ki ya, sofralık zeytinin kilosu yüz lira, beş yüz lira olsun sana. Müstahak sana. Neden? Ağacın üstünde kalıyor zeytinler. Toplamıyor, tembel. Tembelsin. Kendi zeytinini bakmaktan uzaksın. Kendi zeytinini toplamaktan uzaksın.
Kendi tarlana, bahçene, ekmekten uzaksın. Uzaksın. Gideceksin, nerede yaşıyor arkadaş? İstanbul’da yaşıyor. Yetmiyor İstanbul’a. Ulan yeter mi İstanbul’da? Elli milyon maaş alsan da yetmez. Sende ki o lüks sevdasıyla şimdi bu sohbeti alacaklar. Bevlevi Şeyhi’nin o sona AK Partili oldu. Bak yine böyle söyle diyecekler. Evet tembeliz biz. Ekmiyoruz. Bahçelerimiz öyle duruyor. Tarlalarımız öyle duruyor. Zeytinlerimiz öyle duruyor. Meyvalarımız öyle duruyor. Toplamıyoruz, ekmiyoruz, dikmiyoruz. Tutturmuşuz biz haftasonları. Birisi asker ücret alacak on lira. Eşit asker ücret alacak on lira. Yirmi lira. Değme keyiflerine gidecekler haftasonu. O alışveriş merkezlerinde dolaştıracaklar kendilerini.
Orada bir köfte ekmek yiyecekler. Orada bir hamburger yiyecekler. Amanın çok medeni oldular. Medeniyet aktı paçalarından hepsinin de. Anası babası köyde. Anası babası köyde. Hafta sonu gideyim annemin babamın köyüne de. Ya orada bir yer var. Ben oradan beş yüz metre kare bir yer ayırayım. Baba ben buraya ekceğim dikceğim kendime ait. Anne ben buraya ekceğim dikceğim kendime ait. Domatesine ek, biberine ek, patlıcanına ek. Fasulyene ek, bamyana ek. Yazlık sebzene ek, kışlık sebzene ek. Ek ya. Ek yetiştir orada ya. Bunun tadını al. Eşine dostuna da faydalı ol. Pazar günü git topla. Gelirken de arkadaşına kardeşine hediye et. Veya sat. Tembellere sen sat. Tembellere sen sat. E ümmet tembel. Çalışmıyor.
Yapmıyor. Çalışmıyor yapmıyor. Çalışmıyor yapmıyor. Çalışmıyor yapmıyor. Ben örnek olsun diye tarastan fotoğraf paylaşıyorum. Tarasta. Ben saksıların içerisinde bir şeyler yetiştiriyorum kendimce. Bizim muhtarla Fatih geliyorlar arada bir. buna bu lazım, şuna şu lazım. Tamam. Boş kaldığımda bir terapi oluyor benim için. Açıyor çünkü birisi telefon.
Tecâvüz Mağduru Kadının Telefonla Çağrısı — Toplumsal Çöküş ve «Nasıl Bir Dünya?»
Mustafa Özbağla mı görüşüyorum? Evet. Efendim hakkınızı helal edin. Bir şey görüşmek istiyorum. Buyur. Ben 11 yaşında ilk önce babamın tacizine uğradım. 13 yaşında dayım taciz etmeye başladı. Ondan sonra 15-16 yaşını gelince önce dayım tecavüz etti. Sonra amcam tecavüz etti. Sonra ben böyle tecavüz aile içerisinde tecavüzle devam ederken sonra beni bir adama sattılar. O adamdan para aldılar. O adam ondan sonra beni satmaya kalktı. Benim şu anda bilmiyorum kaç tane çocuğum var. Ben şu duruma geldim, bu duruma geldim. Ben ne yapayım? Yettim ben. Telefonu kapattın. Evet. Söyleyin bana kime konuşursunuz? Bitti ya. Gün, ay, yıl kalmadı. Bugün günlerde neydi bilmiyorsun. Saat kaç bilmiyorsun. Gece mi, gündüz mü bilmiyorsun.
Bitti. Bu toplumda yaşıyoruz biz. Ben orada çiçeğin dibini karıştırıyorum. Hem ağlıyorum. Nasıl bir dünya bu, nasıl bir hayat diye. Bu ayrı bir dünya işte. E şimdi daldan dala geçtik. oradan fotoğraf çekip paylaşıyorum. bak ya orada saksının içerisinde nane var. Hoş muhtar yetiştirip getirmiş ama Allâh razı olsun. Saksının içinde nane iki yaprak kopar ye. Saksının içinde ben aralığa kadar saksıdan domates yedim orada. Tembellik yapma. Çalış. Çalış ya. Gayret et, mücadele et. Allâh yolunda çalış. Kendi işinde çalış. Çalıştığın işlerinde çalış. Tembellik yapma. Sonra ne? İmansızlık, iman zayıflığı. Hepimiz iman ettik. Ama burada iman kemale ermiyor. Sıkıntı bu. İman olgunlaşmıyor. Bu ahir zaman hastalığı.
Allâh muhâfaza eylesin. Böyle olunca o kimse halis bir mümin olmuyor. Şişmanlık çok fazla uyku, tembellik ve iman zayıflığı. Allâh muhâfaza eylesin. Bu suiyeti de geçiyor. Yine suiyetiden sizin Allâh’a en sevimli olanınız ağız yiyip içen ve bedence hafif olandır. O zaman biz ağız yiyip içmeye gayret edeceğiz. Ve beden olarak hafif bir bedene sahip olacağız.
Susmanın Edebi — «Hayırlı Konuş veya Sus», «Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytândır»
Kadınlar, erkekler hadîs-i şeriflere dikkat edin. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Evet, susmakla alakalı hadisler. Hayırlı şeyler konuşmak sükuttan daha iyidir. Sükut da kötü şeyler konuşmaktan daha iyidir. Uzun bir hadîs konuyla alakalı olan kısmı aldım. Hayırlı şeyler konuşmak sükuttan iyidir. Bir toplulukta eğer ki sizi dinleyecekler. Siz orada konuştuğunuzda sözünüze itibar edilecek. Siz orada hayırlı şeyler konuşun. Orada sükut etmeniz sizin için hayır değildir. Sizin için hayır değildir. Ama orada seni dinlemeyecek hiç kimse. O zaman kötü şeylere sende önayak olma, katılma, sus. var ya, ya hayır söyle, ya sus diye hadîs-i şerîf, o zaman sus. Yalnız bu sükut etmeyi, susmayı biz doğru yerde kullanmıyoruz.
O yüzden bu uzun bir hadîs-i şerîfin gerekli olan kısmını aldım. Eğer ki sen bir yerde nasihat edip de dinlenecekse orada senin susman doğru değil. haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır. Hadis-i şerif orada bir haksızlık var. O haksızlığın karşısında sen susarsan gücün varken konuşmaya muktedirken o zaman sen dilsiz şeytan oldun. Yok, sen orada eğer konuşursan sana bir zarar gelecekse, senin ağzalarına bir zarar gelecekse ve sen konuştuğunda senin konuştuğun şeyle alay edecekler ve sen o alayı durduramayacaksan o zaman sen sus. Sükut et. Konuştuğun yerde zenginler var, büyükler var, öf öflü insanlar var. Onlar zulmet çekler, zalimler ve kötü insanlar. Sen de oradasın. Sen de saygınlık kazanırım düşüncesiyle onların kötü konuşmalarına katılma.
Sen de kötü konuşma. Bir yerde toplanmışsınız bir yerde akraba cemiyeti bayrandır, seyrandır. Müslümanlara atıp tutuyorlar. Müslümanlara atıp tutarlarken ya susturacaksın ya susacaksın. Gücün yetmiyor susacaksın. Bir sus, sükut et. Evet ya onlar da böyle yapıyorlar şunu şöyle yapıyorlar deyip onlara katılma. Müslümanların aleyhine konuşulan bir yerde susturamıyorsan sükut et çek git oradan. Daha kötüsüne onlara katılmak. Ya neden böyle konuştun onlardanmış gibi davrandın? Münafık mısın sen? Ses yok. Evet bu ümmeti Muhammed’in gözününden kaçan şeylerden birisi. Adam dinsiz Müslümanlara saydırıyor. Adam münafık Müslümanlara saydırıyor. E be kardeşim biz bir Müslüman kardeşimizin aleyhine arkasından konuşulursa kendi namusumuz gibi onun namusunu koracaktık ya. bir Müslüman kardeşimizin aleyhine birisi konuşuyorsa kendi şerefimizi korur gibi onun da şerefini koracaktık ya.
Nerede kaldı İslam’ın şiarı? İslam’ın şiarı kalmamış bizde. Allâh bizi muhafaza eylesin. O yüzden ne yapacağız? O zaman kötü bari konuşmayalım susalım. Rabbim bizi muhafaza eylesin. İbn-i Mace’de geçiyor adı-i şerif. İnsanoğlunun konuşmaları lehine değil aleyhinedir. Ancak iyiliği emretmek veya kötülükten men etmek için yaptığı konuşmalar bunun dışındadır. Rabbim iyiliği emreden kötülüğü nehye eden konuşmalar yapan kullarından eylesin. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. İnşallah. Allâh rızası en Fatiha ve selam. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 1615-1625. Beyitler — Mûsâ ve Sihirbazlar Kıssası: Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter 1610-1640; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/290-300; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 2/440-460; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî Şerhi 1/390-410; Âbidîn Pâşâ, Mesnevî Şerhi 1/82-92; Rûsûhî İsmâil Efendi, Mesnevî Şerhi; Sarı Abdullah Efendi, Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî; Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; Adnan Karaismailoğlu, Mesnevî’de Peygamber Kıssaları.
- Mûsâ-Firavun-Sihirbazlar Kıssası — Kur’ân’da: A’râf 7/103-126; Yûnus 10/75-93; Tâhâ 20/9-79; Şuarâ 26/10-68; Nemi 27/7-14; Kas•as 28/3-40; Mu’min 40/23-55; Zuhruf 43/46-56; Naziât 79/15-26; Taberî, Târihü’r-Rûsul 1/415-440; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 1/275-310; Salebî, Arâisu’l-Mecâlis; Kisâî, Kısasu’l-Enbiyâ; Muhammad Asad, The Message of the Qur’ân; Elmalılı, Hak Dini 4/2245-2280.
- Âhir Zaman Sihir-Büyü Artışı ve Kâfir Cinler: «inneş-şeytâne ve kâbîlehu yerö-nekum min hay-su lâ terevnehum» — A’râf 7/27; Cin 72/6; Nâs 114/1-6 (müsteviz); Bakara 2/102 (Harût-Mârût); Muhammed Ahmed el-Hatîb, el-Cinn ve’l-Mülk; İsmâil Hakkı Bursavî, Rûhu’l-Beyân 1/187-192; Mekkî fetvâları — Süleyman Ateş, Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri; fıtrat değişikliği tasviri — Hz. Peygamber’in «ahir zamanda kadınlar maymunların ve erkekler dömerlerinin ahlakını giyenler» rivayeti — Taberânî, Kebîr 8/302; Deylemî.
- Harût-Mârût ve Sihrin Dönemi: «ve mâ ünzile ‘ale’l-meleyeyni bi-Bâbile Hârûte ve Mârûte» — Bakara 2/102; Taberî 1/450-480; Kurtubî 2/42-58; Râzî 3/226-234; İbn Kesîr 1/134; İbn Teymiyye, Furkân 1/278 (sihir ve küfür bağlamı); Mekkî, el-Fetâvâ; İbn Hacer el-Hey-temî, ez-Zevâcir 2/96-115 (sihir kebâir bâbı); çağdaş — Yusuf el-Karadâvî, el-Halâl ve’l-Harâm; Mahmud Es’ad Coşan, İslâm’da Sihir ve Tilsım.
- Nemrûd-İbrâhîm ve Firavun-Mûsâ — Çocuk Katliamı Paraleli: Âyetler — Bakara 2/49, 50 («ve iz necceynâkum min âli Fir’avn yesûmunekum sû’e’l-‘azâb yuzabbihûne ebnâekum»); A’râf 7/127-141; Kısasu’l-Enbiyâ: İbrâhim’in mazisi — Sa’lebî, Arâisu’l-Mecâlis s. 73-102; İbn Kesîr, el-Bidâye 1/145-170; İbnu’l-Arabî, Füsûsu’l-Hikem, bâbu Mûsa (öldürülen çocukların ruhlarının cem’i); Afîfî, Füsûs Şerhi 2/195-215; Nizâmî-i Gencevî, İskender-nâme; Ömer Faruk Harman, İbrâhim Peygamber (DİA).
- Yümüşak Tebliğ Emri — Tâhâ 20/43-44: «izhebâ ilâ Fir’avne innehu tağâ. Fe-kûlâ lehû kavlen leyyinen le’allehu yetezekkeru ev yahşâ» — Tâhâ 20/43-44; Taberî 16/165; Kurtubî 11/192-194; Râzî 22/49; İbn Kesîr 3/151; paralel — Nahl 16/125 («ud‘u ilâ sebîli Rabbike bi’l-hikmeti ve’l-mev’ızati’l-haseneti»); Âl-i İmrân 3/159 («fe-bimâ rahmetin mine’llâhi lin-te lehum»); Ibn Kayyim, İ’lâmu’l-Muvakkı‘în 2/215 (terbiye-yi yumuşaklık); Mahmud Sami Ramazanoğlu, Musâhabeler.
- A’râf 7/115 ve Tâhâ 20/66 — «Önce Sen mi At?»: «kâlu ya Mûsâ innâ lenelkiye men kunte evvele men elkâ» — A’râf 7/115; Şuarâ 26/43-44; Tâhâ 20/65-66; Taberî 9/30-40; Kurtubî 7/273; Râzî 14/211; Elmalılı 3/2278; İbn Kesîr 2/229; tasavvufî yorum — Mevlânâ’nın sihirbazların edebini vurgulaması (büyüğe saygı, söz büyüğündür); Sarı Abdullah Efendi, Cevâhir-i Bevâhir 1/253-262; Ismail R. al-Faruqi, Tawhid: Its Implications for Thought and Life.
- Asa Ejderha Olması — Musa’nın Mucize Sırası: «fe-elkâ ‘asâhu fe-izâ hiye su‘bânun mubîn» — A’râf 7/107; Şuarâ 26/32, 45; Tâhâ 20/20, 66; Nemi 27/10-12; Kas-as 28/31; ejderha çeşidi («su’bân» vs «hayyetun tes‘â» vs «cânnun») — Şeyhülislâm Molla Gürânî tefsîri; Fahruddîn er-Râzî 14/180-190 (dönüşümün mahiyeti); Zehebî, Târihu’l-İslâm; Ahmed Davudoğlu, Ahkâmu’l-Kur’an; Ebû Nu’aym, Delâ’ilu’n-Nübuvve (mu’cize teorisi); Ibn Ha-cer el-‘Askalânî, Fethu’l-Bârî 6/583.
- Sihirbazların İmanı ve Firavun’un İçki: «fe-ülkiye’s-seha-ratu süc-cedâ kâlû âmennâ bi-Rabbi’l-‘âlemîn» — A’râf 7/120-122; Şuarâ 26/46-48; Tâhâ 20/70; «fe-l-ukattı‘enne eydiyekum ve erculekum min hilâfin» — A’râf 7/124 (çapraz kesme cezâsı); Tâhâ 20/71, Şuarâ 26/49; Taberî 9/50; Kurtubî 7/278-282; İbn Kesîr 2/230-232; Şehâdet ve mı istihâh» cengi — Şâtıbî, el-Muvâfakât 2/173; «hayatta bir günde iman + tam derece-mektup» — Ahmed b. Hanbel, Ritâbu’l-İmân; Yûnus Emre, Dîvân («sihirbazlar tacı»).
- Abdülkâdir Geylânî ve Kızarmış Tavuk Kıssası: Şattanufî, Behcetu’l-Esrâr s. 64-78 (Geylânî kerâmetleri); Nebhânî, Cevâhiru’l-Bihâr 1/312; Ahmed Şemseddîn İbnu’s-Sibât, Bülbülü’r-Raudat; «kün fe-yekûn» — Bakara 2/117; Âl-i İmrân 3/47, 59; En’âm 6/73; Nahl 16/40; Meryem 19/35; Yâsîn 36/82; Mü’min 40/68; paralel kıssa — Ebrahîm-ül-Havvâs, Hz. Mûsâ — Bakara 2/260; Sülemî, Tabakâtu’s-Sûfîyye s. 228-245 (Geylânî bölümü); Attar, Tezkiretu’l-Evliyâ (Arabi tercüme); Mahmud Es’ad Coşan, Evliyâ Kerâmetleri.
- Mevlânâ ve Kuzu/İtikâf Kıssası — Kâmilin Yediği Nûra Dönüşme: Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn 1/142-158; Sip-eh-sâlâr, Risâle-i Mevlânâ; Sarı Abdullah, Cevâhir-i Bevâhir; Ankaravî, Mec-mûat-u’l-Letâif 2/95; Ga-z-z-âlî, İhyâ 3 (Âdâbu’l-Ekl); «kâmilin yeme-s-i rûh’a» dönüşü — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-cûm; Ibn Arabî, Futûhat 2/212 (yemekin mertebeleri); Halil İnalcık, Osmanlı’da Yemek Kültürü; Mustafa Kara, Mevlânâ’nın Meneî.
- «Az Yemek, Az Uyumak, Az Konuşmak» Hadîsi: «el-cû’u nisfu’s-sufiyyeh» — Ebû Tâlib el-Mekkî, Kutû’l-Kulûb 1/115; Gazzâlî, İhyâ 3 (Kasru’ş-Şehevât); «ümmetimin üzerinde en çok dört şeyden korkuyorum» — Beyhakî, Şu’abu’l-İmân 4/86; Kuseyrî, er-Risâle, bâbu’l-cûm ve’l-‘uzlet; şişmanlık — Yüsuf 12/24 (nefs-i emmâre); Şems 91/7 («fucûr-takvâ»); şehm Abdulhamid II zikri — Târih-i Şbir; uzlet âdâbı — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; Mehmed Zahid Kotku, Tasavvufî Ahlâk 1/240-270.
- Kadın Tesettürü ve Parkta Spor Eleştirisi: Nûr 24/30-31 («ve lâ yubdîne zînetehunne»); Ahzâb 33/59 («cil-bâb»); Hz. Peygamber’in kadınları terbiyesi — Müslim, Radâ 61; tesettür limiti — Kâsânî, Bedâ’i 5/121; İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr 1/405-410; kadın-erkek s-por âdâbı — Mahmud Es’ad Coşan, Kadın ve İslâm; Yusuf el-Karadâvî, el-Halâl; Nihat Hatip-oğlu, Kadın İslâm’ın Gözünde Nasıl?; Türkiye Diyanet Bilim Heyeti fet-vâ kararı (2021).
- Bağ-Bahçe Üretimi ve Gıda Bereketi: Buhârî, Edeb 27 («mâ min müslimün yagrisu garsen fe-ye’kulu minhu tâir illâ kâne lehu bihî sadakatun»); Müslim, Mu-sâkât 7; Ahmed, Müsned 3/147; şehîr ziraat tavsiyesi — Buhârî, Büyû’ 15; Ebû Dâvûd, Zühd 8; «kent insanını tarıma kıskandıran 99 bitki» — Hâfız-uş-Şîrâzî, Dîvân; Mustafa Es’ad Coşan, İslâm ve Üretim; İzm-ir-Bayındır ve Bursa esnaf tar-îhi — Halil İnalcık, Osmanlı’da İktisadî Düşünce; Sabri Ülgener, İktisadî Çözülmenin Ahlâk ve Zihniyet Dünyası.
- Susmanın Edebi — «Hayırlı Konuş veya Sus»: «men kâne yu’minu bi’llâhi ve’l-yevmi’l-âhiri fe’l-yekul hayran ev liyesmut» — Buhârî, Edeb 31; Müslim, İman 74; Tirmizî, Kıyâme 50; İbn Mâce, Edeb 4; Ahmed, Müsned 3/133; «haksızlık karşısında susan dilsiz şeytândır» — İbn Kayyim, İ’lâmu’l-Muvakkı‘în 3/8 (mevd-û rivâyet olarak zikredilmiş ancak mânası s-a-hih); İbn Mâce, Fiten 20 («inne’n-nâse izâ re’a’z-zâli-me fe lem ya’hudû ‘alâ yedeyhi»); Gazzâlî, İhyâ 3 (Âfâtu’l-Lisân); Yahyâ b. Muâ-z.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Şeyh, Silsile, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı