Açılış Duâsı ve «Tövbe Etmek» Konu Girişi
Batı’la karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmin. Allâh razı olsun hepinizden de inşallah. Âmin. Bu akşamki nasihat, tövbe etmekle alakalı. İnşallah dilimizin döndüğünce tövbe etmekle alakalı sohbetimiz olacak. Rabbim cümlemizi hakiki manada tövbe eden kullarından eylesin. Âmin. Allâh razı olsun hepinizden de inşallah. Âmin. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ya eyyuhel zin’e âmenü tövbü ila Allahi tövbeten nesuh’a. Asa Rabbukum mey yükeffir’a alküm seyyi’atiküm meyuduk hileküm jannatil tajri. Jannatil tajri min tahtihelle nâr yawma la yukhzillahu nabiyya wal-lazina âmanu ma’a. Nur’um yas’a beynâ yidîm ve bi’aymanîyim. Ya kulûna Rabbana. Ya kulûna Rabbana tümîm lana nurana ve gufir lana. İnnaka alâ külli şeyin gadiîş.
Sanaka Allahül azîm. Allâh razı olsun inşallah. Birinci âyet-i kerîme Nisa Sûresi âyet 17.
Nis-â 4/17 ve Tahrîm 66/8 — İki Temel Tövbe Âyeti
Allâh katında makbul olan tövbe ancak cehaletle kötülük işleyip hemen tövbe edenlerin tövbesidir. onların tövbesini Allâh kabul eder. Allâh her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. İkinci âyet-i kerîme Tahrim Sûresi âyet 8. Ey îman edenler! Allâh’a nasuh bir tövbe ile tövbe edin. Belki Rabbiniz kötülüklerinizi siler. Peygamberi ve beraberindeki müminleri utandırmayacağı günde sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün onların nuru önlerinde ve sağ taraflarında yürürken, Rabbimiz nurumuzu tamamla bizi boğuşta, şüphesiz ki sen her şey kadirsin derler. Tevbe, malumunuz üzerine bir çirkinlikten, bir sapkınlıktan, bir haramdan, bir yanlışlıktan, bir eksiklikten pişman olup geri dönmek.
Âdem’in İlk Tövbesi ve İslâm’da Tövbenin Mâhiyeti — Kur’ân-Sünnete Aykırılıktan Rücû
Bu bütün Âdem’den itibaren bütün dinlerde var olan ve bütün peygamberlerin kendi ümmetlerine tavsiye ettiği, emrettiği bir olgu. Çünkü Cenâb-ı Hak Âdem’i yeryüzüne gönderirken onu İslam dini üzerine gönderdi. Ve Âdem yeryüzünde bir ilk Müslüman olarak, ilk bir de peygamber olarak, ilk bir de dinin bu noktada anlatan, dini tebliğ eden olarak gönderildi. Ve Âdem aleyhisselâm da cennetten kovulmasından, çıkarılmasından dolayı tövbe etti. Bu mânada ilk tövbe eden de Âdem, Atamız oldu. Ve Âdem aleyhisselâm nasıl ilk hata yapansa, ilk tövbe eden de Âdem aleyhisselâm oldu. Ve Cenâb-ı Hak ilk tövbesini kabul ettiği de Âdem aleyhisselâm oldu. Ve onun tövbesini kabul edip, onun normalde bu mânada günahını affetti.
O yüzden tövbe, bu mânada bir kimsenin İslamî mânada Kur’ân ve Sünnet’in haram ettiği, yasakladığı, Kur’ân ve Sünnet’e aykırı bir hareketin içerisinde giren bir kimsenin tövbe edip, yeniden rücû edip hayatına devam etmesidir. Cenâb-ı Hak da burada makbul olan tövbeyi, bir kimse herhangi bir günah işlediğinde, bir hata işlediğinde hemen, âcil bir şekilde tövbe ederse, bunu makbul görüyor, bunu kıymetli görüyor.
Acele Tövbe, Akşam Muhâsebesi ve «Nasûh Tövbesi» — Bir Daha Geri Dönmeme Ahdi
Yani o kimse bugün hata yaptı, bugün yanlışlık yaptı veya o esnada günah işledi, o esnada işlemiş olduğu günahtan hemen tövbe edip rücû etmesi, o esnada tövbe etmesi. acele ediniz ölüyü gömmekte, acele ediniz borcu ödemekte, acele ediniz hayır hasenat işlemekte, acele ediniz, tövbe etmekte, bunlar acele edilecek olan şeyler. Halbuki acelecilik başka bir meselede, acele işe şeytan karışır manasında, hadîs-i şerîf de var ama hayır hasenat işlemekte, tövbe etmekte, zikretmekte, namazı zamanında kılmakta, ne yapacağız? Acele edeceğiz, iftarı etmekte acele edeceğiz. Acele edilecek olan yerler var. Ölüyü gömmekte bir kimse vefat etti kimse onu bekletmeyeceğiz, onu acele edeceğiz. var ya şimdi sonradan bidat olarak çıktı bu. iki gün bekletiyorlar neredenmiş de filan ciğerden oğlu gelecekmiş, fişman ciğerden kızı gelecekmiş bekletiyorlar.
Ölüyü bekletmek bidat, yok böyle bir şey. İslam’da yok, ölüyü gömmekte acele ediniz. Ölmüş, hemen ilk aslında hazırlanabiliyorsa ilk namaz vaktinde gömülecek. O ölüyü gömmekte acele. Bunun gibi bir kimse de günah işledi, o işlemiş oldu günahın farkında, bilincinde, o farkında bilincinde olarak işledi. Hemen tövbe edecek. Diyeceksiniz ki ya bir insan farkında, bilincinde olarak günah işler mi? Evet. Nefis böyle bir şeydir. Bir kimse günah olduğunu bile bile onu yapar mı? El cevap yapar. Yapar mıyız hepimiz için? Hepimiz yaparız. Günah olduğunu bile bile işleriz. Hiç olmazsa Cenâb-ı Hak diyor ki siz hemen buna tövbe edin, hemen buna acele bir şekilde tövbe edin. Urucu edin, geriye dönün, yapın yapacağınızı.
Çünkü her akşam vaktinde ameller Allâh’a sunulur. Sufilerin gece dersi de bu sebepten önemlidir. Sufi hemen akşam namazından sonra tövbe eder. O akşam namazından sonra okulan Allahümme cirne minanlar tövbesi, duası bununla alakalıdır. akşam namazından sonra ameller Cenâb-ı Hak’a sunulurken en son tövbe et. Çünkü Allâh sondan başa doğru bakar, baştan sonra doğru bakmaz diyor hadîs-i şerfte. O yüzden o kimse ne yapacak? Tevbe ilk önce Allâh’ın huzuruna çıkacak. Tevbe Allâh’ın huzuruna çıkınca geriye yönelik Cenâb-ı Hak’a, onun tövbesini muv’manına da tövbe etmiş. ikinci âyet-i kerîme de Nasuh tövbe ile tövbe et. Buradaki Nasuh’tan kasıt, bununla alakalı birçok rivayet var. Değişik rivayetler, bu geçmiş ümmetlerde Nasuh adında bir kimse vardı.
Onun yapmış olduğu hatalarla, günahlarla alakalıydı diye. Bu tip mevzular var. Burada önemli olan şey şu. o kimsenin sağlam tövbe etmesi. Bir daha geri dönme mecesine sağlam tövbe ederse ona Nasuh tövbesi yapıyor. Ve normalde o Nasuh tövbe bir daha geri dönmezse Allâh onun bütün kötülüklerini ne yapıyor? Silmiş oluyor. Tevbe etmek, biz Müslümanlar için, biz Sufiler için önemli bir şey bizim için bu ibadet.
Peygamber’in Günlük 70 İstigfârı ve «Allâh Tövbe Edenleri Sever» — Sevilen Sıfatlar
Bakın, tövbe etmek ibadet. Bizim için tövbe etmek Allâh’ı zikir. Cenab-ı Hakk’ın peygamberi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, günde ben en az 70 başka bir rivayette 100 kez Allâh’a tövbe derim. Birçok âyet-i kerîme var tövbe ile alakalı ama bunun normalde benim için en önemli atfettiğim şey şu. Allâh tövbe edenleri sever. Bakın en önemli atfettiğim yer burası. Allâh tövbe edenleri sever. Allâh’ın sizi sevmesini istiyorsanız Allâh’ın sevdiği sıfatlara bürünün. Allâh tövbe edenleri sever. Allâh zikredenleri sever. Allâh cömertleri sever. Allâh namaz kılanları sever. Allâh kendi yolunda cihâd edenleri sever. Allâh müminleri yumuşaklık gösterenleri sever. Allâh müminleri affeden, onlara müşrik davrananları sever.
Allâh kendi yolunda cihâd eden, koşturan, dimdik duranları sever. Demek ki bunlar Allâh’ın sevdiği sıfatlar. Tevbe de Allâh’ın sevdiği sıfatlardan birisi. bir kimse kendini günahsız görmesi zaten mümkün değil de. Ama ola ki böyle bir nefsine uyanlar da olabiliyor. Kendini o esnada günahsız görüyor. Veyahut da kendine günahlardan arınmış görünüyor. Veyahut da Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem hazretleri gibi günahlardan korunmuş görüyor. Bunları sufilik adına söylüyorlar. Veyahut da ben bir hata yapsam ben günahı, ben ne o? Bunu rüyamda görürdüm. Ben bir günah işlemiş olsam beni ikaz ederler. Sufilerin handikaplarıdır bunlar. Biz bir yanlışlıkla yapsak bizim kulağımızı çekerler. sufilerin, bunlar handikapları. nerede kullanılacaklar?
Onun rüyasında. O çok önemli ya. Onu muhakkak rüyasında birisi ikaz edecek. O çok önemli birisi çünkü. Halbuki üstadı devamlı ikaz ediyordur. Üstadının ikazını ikaz olarak kabul etmez o. O der ki ben bir hata yapsam rüyamda görürüm. Oysa tövbe herkes için geçerli. diyor ki Cenab-ı Hakk’ın ey iman edenler, bu iman edenler aile. Nasuh bir tövbe ile Allâh’a tövbe edin. siz bir daha aynı hatalara, aynı yanlışlıklara, aynı eksikliklere düşmeyecek şekilde ne yapın? Allâh’a tövbe edin.
«100 Kere Subhânallâhi ve bi-hamdihî» — Deniz Köpükleri Kadar Günah Affı ve Virdin Önemi
Yani siz öyle tövbe edin, öyle tövbenizde sadık kalın ki bir daha o içkiyi içme, bir daha o kumarı oynama, bir daha birisinin kalbini kırma, bir daha anne babana öf deme, bir daha ribaya faize bulaşma, bir daha Cenâb-ı Hak’ın haram kıldığı, Hz. Muhammed Mustafa’nın haram kıldığı fiiliyatlara bulaşma. Öğlesine bir Nasuh tövbe ile tövbe et. Öğlesine bir Nasuh tövbe ile tövbe et ki bir daha geri dönme. Allâh’ın hiçbir güç, hiçbir kuvvet, hiçbir nefis, hiçbir şeytan, hiçbir heva ve heves seni tekrar geriye döndürmesin. Seni tekrar o bataklığın içine katmasın. Öyle bir Nasuh tövbesi ile tövbe et. Öyle tövbe ederse Cenâb-ı Hak ne diyor? Onun günahlarını bağışlar. Allâh tövbe edenlerin tövbesini kabul edendir.
Bu âyet-i kerîme, Allâh’ın üzerinde ümitsizlik yok, Allâh’ın üzerinde süzan yok, Allâh’ın üzerinde kalkıp da bir kimsenin eksik düşünmesi yok. Biz tövbe ederiz bir daha işlememek için Cenâb-ı Hak bizim tövbemizi kabul eder. Biz bu konuda Cenâb-ı Hak’ın o vaadini, o vaadi ile beraber o ümidi üzerimizde taşırız. Allâh’ın üzerinde süzan beslemeyiz, demeyiz Allâh bizim günahlarımızı affetmez diye. Demeyiz Allâh bizi affetmez diye. Veyahut da birisinin üzerinde şunu demeyiz, seni Allâh affetmez. Böyle bir şey söylemeyiz. Allâh çünkü affedicidir. Kim tövbe derse Cenâb-ı Hak onun tövbesini kabul eder. Önceki günahlarını siler, onu tertemiz hale getirir. düşünebiliyor musunuz? Sufiler her gün derslerini çekerlerse, sufi dersini çekmiyor.
Bu acı bir şey. telaşı çok o arkadaşın. Öyle olunca dersini çekmiyor. Oysa dersinde her gün 100 sefer Subhanallah ve bi hamdihi Subhanallahil Azim ve bi hamdihi estağfurullahil Azim. Bu dersi var mı? Var. Kim bunu günde 100 sefer söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allâh onu affeder diyor. Ve böyle bir müjde varken, hadîs-i şerifle sabit, bakın böyle bir müjde varken sufi kardeşlerin bir kısmı ne yazık ki günlük virtlerini disiplinli bir şekilde çekmiyor. Çekmeyince bu müjdeden mahrum kalıyor. Bu müjdeden mahrum kalınca ne yazık ki Cenâb-ı Hak da ona lütfetmiyor, ikram etmiyor, ihsan etmiyor. Oysa günlük virdini çekse, günlük virdinde bu tövbe var. Rabbim ona ikram edecek, ihsan edecek, lütfetecek.
Ve bunu çekmediği için de kendi kendine de ümitsizliğe düşüyor. Ve o şeytan, onu tabiri caizse Allâh’ın avucundan alıyor. Neden? Çünkü tövbe etmedi, ümitsizliğe düştü. Kendi kendine ümitsizliğe, karamsarlığı düşürerekten kendi kendini manevi olarak aşağı çekti. Oysa tövbe etmiş olsaydı, Rabbisi onu affedecekti. Tevbe etmiş olsaydı, Allâh onun geçmiş günahlarını da ne yapacaktı? Affedecekti.
Nahl 16/119 ve Hicr 15/49-50 — Merhametin Sonsuzluğu, Azabın Sonluluğu
Nahl, âyet 119. Şüphesiz ki Rabbin bilmeden günah işleyip ardından tövbeden ve kendilerini düzeltenleri bağışlar. Bunlardan sonra Rabbin çok bağışlayan, çok merhamet edenidir. O zaman demek ki bir kimse hataya günaha girdi, hataya günaha girdikten sonra tövbe ederse, Cenâb-ı Hak ne yapıyor? Onları düzeltiyor, onları bağışlıyor, onları yine tabiri caizse sarıp sarmalıyor. Müşfik bir Allâh var. Müşfik bir Allâh. Tevbe edenlerin tövbelerini kabul eden bir Allâh var. Bakın Allâh tövbe edenlerin tövbelerini kabul ediyor. Allâh kendisini zikredeni zikrediyor. bunları insan düşündüğünde bu lütfun, bu ikramın karşısında iki büktüm eğiliyor insan. Yerle yeksan oluyor. Öyle bir Allâh ki sen onu zikredince o da seni zikrediyor.
Öyle bir Allâh ki sen ona tövbe ediyorsun, sen ona tövbe ediyorsun. Cenâb-ı Hak ne yapıyor? Seni bağışlıyor. Öyle bir Allâh ki sen onun vermiş olduğu sana rızıktan sen insanlara tasattuk ediyorsun, o sana daha fazlasını veriyor. Sen tasattuk ediyorsun, o sana daha fazlasını veriyor. Tasattuk ettiğinden daha fazlasını veriyor. Seni lütfa, seni ikrama gark ediyor. Sen kendi kendine malım eksilecek, param eksilecek diye düşünüyorsun. Oysa Cenâb-ı Hak en az bire on veriyor, bire yüz veriyor, bire yedi yüz veriyor. Ama senin şeytan sana cimrilik yaptırıyor, verdirmiyor sana, tasattuk ettirmiyor ve seni fukara gösteriyor. Senin ihtiyacın var diyor. Önce sen kendi ihtiyacını gör, önce şunun ihtiyacını gör, önce bunun ihtiyacını gör.
Veya senin fabrika kurman lazım, şunu yapman lazım, bunu yapman lazım. Senin önüne her şey koyuyor, ya onları yapacaksan, onları yaptıracaksa senin önüne öyle bir ticaret koyar, sen fabrikayı da yaparsın. Senin önüne öyle bir iş koyar, sen harika işler yaparsın. Sen alırsın, millet bir kazanır ondan, sen on kazanırsın. Millet ondan beş kazanır, sen elli kazanırsın. Allâh’la kim yarışacak, kimse yarışamaz Allâh’la. Sen Cenâb-ı Hak’ın bu tip âyet-i kerimelerinin bu sıfatlarını iyi analiz edin. Tevbe edenin, Cenâb-ı Hak bağışlıyor. Onu lütfa, onu ikrama, onu ihsana garip ediyor. Çünkü o diyor, Rabbisini hatırladı. bir kul çıktı, bir kul dedi ki, ya Rabbi beni affeyle. Allâh dedi ki diyor, kulun kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı.
Allâh onu affetti diyor. Kul tekrar günah işledi, tekrar dedi ki, ya Rabbi beni affeyle. Allâh dedi ki diyor, kulun Rabbisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Allâh onu affetti diyor. Kul tekrar günah işledi, ondan sonra tekrar tövbe etti. Allâh yine dedi ki, kulun kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Bakın, tövbe etmek önce Allâh’ı saymak. nasıl saymak? Evet bir Allâh var, ben o Allâh’ın kuluyum. O Muhammed Mustafa’nın ümmetiyim. Evet, ben bir de günah işledim. Bu tevazu bu. Bu kibirlilik değil. Bu Allâh’ın önünde iki büktüm olma eğilme bu. diyorsun ki, ben günah işledim, benim kulum. Sen de benim Rabbimsin, beni affeyle. Bu Allâh’ın çok hoşuna gidiyor. Sen çünkü onun Rabliğini yüceltmiş oluyorsun.
Sen kendi kulluğunla da kendini alçaltmış oluyorsun. Bu Allâh’ın çok hoşuna gidiyor. Ve ne yapıyor? Senin tövbeni kabul ediyor. Ey Peygamber! Hicr âyet 49 ve 50. Kullarıma benim son derece bağışlayıcı ve merhametli olduğumu, azabımın da gerçekten can yıkıcı bir azap olduğunu söyle. Sen, ey Peygamberim, ey Nebi, ey Muhammed, sen kullarıma söyle, ben son derece bağışlayıcı, son derece merhametliyim. bu öyle bir âyet-i kerîme ki, burada son derece dediğinde aslında sonu yok. sizin gidebildiğiniz, gidebileceğiniz yerde son yok. bu sonsuzluk elameti son derece dedi. Sonsuz derece de merhametli, sonsuz derece de bağışlayıcı. Ama bakın, azabıyla alakalı sonsuzluk ibaresi yok. Ama aynı şekilde de Allâh azap edici.
Burada sonsuzluk ibaresi yok. Demek ki Allâh’ın azabının bir sonu var. Ama merhametinin sonu yok, affının sonu yok. Affının sonu yoksa o zaman biz tövbe etmekle mükellefiz. Ama tövbe ederken böyle azap edici bir Allâh’tan, korkumuzdan dolayı değil, Allâh’ın merhametine, lütfuna, ikramına, ihsanına güvenerekten, dayanaraktan bir tövbe.
En’âm 6/54 ve Nefs Mertebeleri — Emmâre, Lev-vâme, Mülhime, Mutmainne, Râziye, Marziyye, Sâfiye
Rabbim inşallah bizi öyle tövbe edenlerden eylesin. En âm 54 ayetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman onlara şöyle de, Selam olsun size. Sizden bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra tövbe edip nefsini ıslah eden kimseye, Rabbiniz merhamet etmeyi üzerine almıştır. Çünkü O çok affeden ve çok merhamet edendir. Bakın bir çıt daha burada üstü. o zaman biz Allâh’ın ayetlerine iman ettik, biz mü’miniz. Biz eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü deyip iman edenlerdeniz. O zaman bu müjde bize diyor ki, selam olsun size. Allâh selam veriyor bize. Selam olsun size. Vuh alâiküm selâm. Allâh’ın selamı bu. Peygamberin üzerinden selam veriyor. Onlara de ki selam olsun size ve sizden bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra tövbe edip, burası önemli, nefsini ıslah eden kimseye. tövbe etti, sonra da nefsini ıslah etti. nefis terbiyesine girdi.
Nefsini terbiye etmek için mücadele ediyor. Tevbe etti, tövbe etmekle kalmadı. Artık o nefis mücadelesi yapıyor. Tasavvuf neydi? Sufilik neydi? Nefsinle mücadele etmekti. Cenâb-ı Hak Âyet-i Kerîme’de diyor ki, tövbe edip nefsini ıslah edene, tövbe edip nefsini terbiye edene. bu işin bir çıt üstü. Tevbe etmekle kalmadı. O kimse nefis terbiyesine girdi. Nefis terbiyesinin yoluna girdi. Nefsini terbiye edecek. Emmele levvame mülhüme mutmine radiye mardiye safiye makamlarında yürüyecek. O kimse nefsini terbiye etmek için özel bir suluk, özel bir yola girecek. O gidecek ne yapacak? Nefsini terbiye etmek için. Nerede bir kendisinde hata kusur var? Bunları gördü, göremediğinde o üstadının önüne diz çekip ama dinleyecek.
Ama dinleyecek ama itaat edecek. Ama o disturları, o eksikliklerini, yanlışlıklarını orada sohbette dinleyerekten ha diyecek ki bu bende de var.
Sohbet Dinleme vs YouTube Gafleti ve Nefsi Islâh Yolu
Diyecek ki bu bende de var. Diyecek ki bu bende de var. Benim bunlardan kurtulmam lazım. Sohbeti geçen cuma ateistine bağlayayım. Can kulayla dinleyecek. Dinlerse zaten itaat edecek. Dinlerse zaten eksikliklerini görecek. Dinlemezse eksikliklerini görecek mi? Hayır, görmeyecek. O kendince kendi nefsini temize çekti çünkü. O kendince kendi nefsini bir şey zannetti. Kendi nefsini bir şey zannettiğinden dinlemedi. Sohbete geldi, dinlemedi. Veyahut da ne bileyim orada sohbet var, onu dinlemedi. Başka şeyler dinledi. Ne ooo o kadar çok şey var ki dinleyecek. Açtığı zaman YouTube’u bir sürü videolar var, bir sürü şeyler var, siyasetçiler var, baldırı çıplaklar var, gayler var. Ondan sonra ne ararsan bütün günahı keberler var.
Eee öbür tarafta da sohbet var. Ya sen şimdi oraya açınca günahı keberlere girmeden olur mu? Bir baksın canım ne yapıyor bu millet ya? Çok lazım sana. sana sohbet lazım değil. Sana millet kim ne yapmış onlar lazım. Hatta sana sohbet lazım değil. Sen bir de siyasetçilere gir, işin içerisine gir. Bir de günaha gir. Tabii sana ne lazım sohbet ya? Ona bağır, buna çağır, buna kız. Bir de gir küfret, hakaret et. Sana o lazım. Değil. Sana ne lazım? Sana sohbet lazım. Sana zikrullâh lazım. Bu dünya geçici. Bu dünyanın geçici olduğunu bilip günahlardan arınman lazım. Yetmedi. Nefsini terbiye etmen lazım. Nefsini ıstah etmen lazım. Dünkü Mustafa Özbağ’la bugünkü Mustafa Özbağ aynı olmaması lazım. Bugün de o nefis meraatleri açısından bir adım, iki adım, üç adım, beş adım, on adım, kaç adım attıysa muhakkak ki nefsini terbiye etmesi, nefsini ıstah etmesi lazım.
Eğer nefsini terbiye etmiyorsa, nefsini ıstah etmiyorsa otaekrar geriye dönüş yapacak. Nasuh tövbesinde kalmayacak. Ümmeti Muhammed’in en büyük sıkıntısı bu. Ümmeti Muhammed’in sıkıntısı nefsini terbiye etmemek. Âlimi, şeyhi, siyasetçisi, bürokratı, sonra dervişi, sufisi, nefsini ıstah etmemek, nefis terbiyesine girmemek. Ümmeti Muhammed’in sıkıntısı bu. Dervişlerin sıkıntısı bu. Sufi kardeşler, sıkıntınız bu.
On Yıllık Günahın Sevaba Çevrilmesi ve Mîzanda Kul-Rab Tebessümü
Nefsini terbiye etme yolunda büyük bir kısmınız sayıklıyor. Yerinde sayıklıyor, yürümüyor. Bir gün, iki gün kendini disiplin ediyor. Üçüncü gün gözü kayıyor, dili kayıyor, kulağı kayıyor, eli kayıyor, kayıyor. Sıkıntı bu. Nefsi terbiye etmek. Tevbe ettin, döndün geri. Nefsini terbiye et. O daha önce düşmüş olduğun sıkıntıya düşme. Daha önce yapmış olduğunu yapma. Daha önce dilinden çıktı, bir daha çıkmasın. Daha önce gözün kaydı, bir daha kaymasın. Tevbe et, bırak. Haramlardan uzak dur. Tövbenin özü o. Sen işledin haram, bir daha geriye dönmedin. Cenâb-ı Hak onu affediyor. Affetmekte kalmıyor. Onu hayra çeviriyor. Bakın affetmekte kalmıyor. Onu hayra çeviriyor. Bir daha geri dönme. Bir daha geri dönüyorsun, bozuyorsun ahdini.
Mührü bozuyorsun. Bozma mührü. Ne yaptın? Bir günah işledin. Eyvallâh. Ya Rabbi tövbe ettim. Ben bir daha bu günahı işlemeyeceğim. Bu sözü verdin mi verdin? Dönme geri. Bu sözünde durursan kaç yıl o günahı işledin? On yıl. On yıl o işlediğin günahı Cenâb-ı Hak sevaba çeviriyor. Hayra çeviriyor. Yapma güzel kardeşim. Etme güzel kardeşim. Tevbe’n de sabit kal ya. Sabit kal. Dersinde sabit kal. Şeyh’inde sabit kal. Tevbe’n de sabit kal. İbadetinde sabit kal. Namazında sabit kal. Orucunda sabit kal. Dönme geri. Geri dönme. İki vakit kılıp üç vakit kılmamazlık etme. Yapma. Üç gün ders çekip beş gün çekmemezlik etme. Tabiri caizse Allâh iki elini birden açmış. Bekliyor. Bizi bekliyor. Tevbe etse de sarsam onu diye.
Zikretse de sarsam onu diye. E biz tövbe ediyoruz. Ondan sonra diyor ki Tiyan’sın biz yine yapacağız yapacağımızı. Yine tövbe ediyoruz. Yine tövbe ediyoruz. Allâh’ın merhameti çok geniş. Biz yine dönüyoruz ondan. kul getirildi diyor mizana. Cenâb-ı Hak kulunun kulağına eğildi. Dedi ki Sen bu sevapları işledin. Allâh bunların hepsini de kabul etti. Kul diyor sevindi tebessüm etti. Böyle bir hoşluk oldu. Sonra Allâh diyor kulunun tekrar kulağına eğildi. Dedi ki diyor sen bu günahları da işledin. Bir hüzünlendi bir sıkıntı oldu. Kulun yüzünden düşen bin parça oldu. Allâh dedi kulunun kulağına tekrar eğildi. Dedi ki bu günahların hepsini Allâh sildi affetti. Kul derin bir nefes aldı. Bir tabiri caizse hoh dedi ya tamam.
Allâh diyor kulunun kulağına tekrar eğildi. Allâh dedi ki Allâh senin günahlarını silmekle kalmadı. Onları sevaba çevirdi. İyi amele çevirdi. Kul öyle sevindi ve dedi ki Ben ne güzel Rabb’mışım sen ne güzel kulmuşsun. Bunu söyleyince diyor. Allâh ona tebessüm etti. Bunu nakleden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hadisi kutsi o zaman o da tebessüm ediyor bunu. Allâh diyor buna tebessüm etti. O da kendisi de tebessüm ediyor. Canım kardeşim benim için bu hadisi kutsi çok önemli. Ümit kapım benim. Benim ümit kapım. Bakın ümit kapım. Biz her zaman günah işleyenlerdeniz. Rabbim cümlemize, Rabbim cümlemize, Rabbim cümlemize, Rabbim cümlemize, Rabbim cümlemize, Rabbim cümlemize, Rabbim cümlemize tevbe nasip eylesin.
Bir de işin bu tarafı var. bir kimse tevbe etmeden dövülüp gitmesi var o kimsenin. Bir kimsenin diline tövbenin dolaşmaması var. Ben bunları da gördüm yaşadım. son nefesinde ben ona böyle telkin ediyorum.
Son Nefeste Kelime-i Şehâdet Unutkanlığı ve Gençlerin Dîni Bilmemesi — Kusûl, Fâtiha, Yasîn
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu de diyorum bana bön bön bakıyor. Demiyor. Diyorum ya söyle, inat etme diyorum. Allâh’ın huzuruna çıkacaksın bak. Kelime-i şehadet getir. Hiç olmazsa lâ ilâhe illallah de. dile daha hafif ya. lâ ilâhe illallah diyemiyor. Bugün bizim toplumumuzda, bugün bizim toplumumuzda Gençlerimizin büyük bir çoğunluğu kelime-i şehadet getiremiyor. Bilmiyor kelime-i şehadet getirmeyi. Bilmiyor. Koca koca insanlar kelime-i şehadet getirmeyi bilmiyor. Koca koca insanlar besmele çekmesini bilmiyor. Koca koca insanlar. Bunlara bakınca siz tabi nur alâ nursunuz. Ama bilmiyor. Fâtiha-i şerifeyi bilmiyor. Bilmiyor. Salavat-ı şerifeyi bilmiyor.
Bilmiyor işte. Gusül abdestini bilmiyor. Telefon açıyor. Mustafa Hoca ile mi görüşüyor? Buyurun. Ben hoca değilim ama buyurun söyleyin. şöyle takırtı oldu, böyle tukurtu oldu, şöyle oldu, böyle oldu. çok basit söylüyorum. Diyor, gusül etmesini biliyor musun? Önce onu soruyorum. Birine dedim, Müslüman mısın? Durdu telefonda. Canım kardeşim Müslüman mısın? sen eşyedü en la ilâhe illallah ve eşyedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü diyenlerden misin? Evet evet ben onu diyenlerdenim diyor. Bunu söyleyemiyor. Telefonda dört sefer, beş sefer, altı sefer sabırla bunu söylesin diye ezberletmeye çalışıyorum. Diyorum ki bunu böyle hadi bir daha söyleyelim, hadi bir daha söyleyelim, hadi bir daha söyleyelim.
Amacım onu zorlamak değil. Dili devrilsin, dili onun bu konuya alışsın diye. Diyorum la ilâhe illallah de, la ilâhe illallah de, la ilâhe illallah de. Bana diyor ki, ben diyor bu cinlilerden kurtulacak mıyım bunları söyleyince? Canım kardeşim önce iman et ya. Önce iman et, ben senin iman etmeni istiyorum. İman edersen diyorum Cenâb-ı Hak seni korumasını alacak, muhafazasını alacak. Seni koruyacak iman edersen, iman etmezsen seni Allâh korumayacak. Seni Allâh muhâfaza etmeyecek. Sen önce bir iman et. İman et. Gerçekten ben, hatta bir gece ben iki saat uğraştım. Birisine kelime-i şehadet getirip kusül abdesti, kusül abdesti aldırıncaya kadar iki saat. Gecenin saat üçü, beş buçuk altıya kadar ben onunla uğraştım.
Kusül abdestini almasını bilmiyor. Cinsel ilişkiden sonra kusülün farz olduğunu bilmiyor. Bilmiyor, kusülü bilmiyor. Evli kusülü bilmiyor. Diyorum cinsel ilişkiye girdikten sonra kusül edilir, bunu bilmiyor musun? Hayır diyor. Kocan da mı bilmiyor? Hayır. Diyorum çocuklarınız var mı? Var. Kusülü bilmiyor. Kimse öğretmemiş kusülü onlara. Çocuklarınıza utanmayın. Kız çocuklarınıza, erkek çocuklarınıza. Kusülü öğretin. Çünkü nelerde lazım, bunu da öğretin. Anneler cahil, babalar cahil. Anneler ruj sürmesini biliyorlar, süslenmesini biliyorlar. En iyi kıyafetleri biliyorlar. Küçük çocuklarına besmeliği öğretmeyi bilmiyorlar. Babalar çocuklarının ayakkabısını, pantolonunu, gömleğini markadan almayı biliyorlar.
Çocuklarını yüzmeye, oraya buraya, lungura lungura gerekli gereksiz her yere göndermesini biliyorlar. Ama çocuklarından dini mübini, İslam’ın temelini öğretmiyorlar. Hepimizde bu hata var. Çocukları kolejlere gönderdik, üniversitelere gönderdik, özel okullara gönderdik, her yere gönderdik. Ama çocuk başında senin biyasini, şerif okumasını bilmiyor. Bilmiyor. Haram-ı helal-ı bilmiyor. Çok iyi para kazanmasını öğrettik herkese. Çok iyi okullarda okumasını sağladık, verdik. Yirmi milyar olmadı, elli milyar olmadı, yüz milyar yıllık okul parası verdik. Verdik bunları. En iyi okullara gönderdik, harika yaptık. Çocuk haram-ı helal-ı bilmiyor. Çocuk dinini bilmiyor. Ondan sonra ya çocuklar bizim elimizden kaydı.
Kaydı, bizden dolayı kaydı. Bizden dolayı kaydı. Biz götürdük onları AVM’lere, biz götürdük onları lokantalara, restoranlara. Biz götürdük o uçuk hayatı onlara, biz öğrettik. Biz ona cami öğretmedik, tekki öğretmedik, şeyh öğretmedik. Biz onlara Kur’ân kursu öğretmedik, Kur’ân-ı Kerîm öğretmedik. Biz onları mutedil yaşamaya öğretmedik, itidarlı yaşamaya öğretmedik. Biz onlara normal bir hayat yaşamasını öğretmedik. Biz onlara uçuk şeyler öğrettik. Ben yapamadım sen yap oğlum. Ben yapamadım sen yap kızım. Ben giyemedim sen giy kızım. Ben giyemedim sen giy oğlum. Biz yiyemedik sen ye. Gani gir kol, ölünceye kadar ye. En marka neredeyse ondan ye. Biz yiyemedik ya. Evet. Ama evlenmiş 30 yaşında.
İşgüz sahibi zengin. Banyoda tıkırtı var, kelime-i şehadet yok. Takunya sesi geliyor diyor banyodan. İyi dedim, bomba sesi gelmedi. Bomba sesi de mi geliyor hocam dedi. Gelir dedim. Gelir. İki saatte kelime-i şehadet öğretiyorum. Bundan mutsuz muyum değilim. Üzülüyorum. Bu nesle üzülüyorum, bu çocuklara üzülüyorum, bu topluma üzülüyorum. Geldiğimiz noktaya üzülüyorum. Getirilen noktaya üzülüyorum. Bir kısmı din düşmanı olmuş zaten. Din düşmanı olması için elinde malzemede çok. Bir kısmı dindarım demiş istismar ediyor, sömürüyor ortalığı. Ve halimiz böyle. Allâh bizi affetsin. Tevbe etmeyi nereden bilecek? İman etmeyi bilmiyor. Tevbe etmeyi nereden bilecek? İman etmeyi bilmiyor. Kelime-i şehadeti bilmiyor.
Gidin evlerinizde çocuklarınızla gerçekten ciddi söylüyorum. Çocuklarınızla bir bakın kelime-i şehadeti getiriyorlar mı? Evet. Çocuklarınızla oturun bir Fatiha-i Şerife okuyabiliyorlar mı? Bir bakın. Bir bakın. Bir bakın. Büyümüş çocuklarınıza bir bakın namaz surelerini biliyorlar mı diye. Ama hepimizin çocuklarının elinde son model telefon var. Hepimizin çocuklarının elinde var. Son model telefonlarda son model internette cirit atıyorlar. Ama 18 yaşına gelmiş, 20 yaşına gelmiş, 15 yaşında. Biyâs-ı şerif ezberinde yok.
Hûd 11/112 — «Sen Emrolunduğun Üzere Dost-doğru Ol» ve «Haddini Bil» Terbiyesi
Kunut duaları ezberinde yok. Vitir namazının kunut duaları ezberinde yok. Namazda okunacak sureler ezberlerinde yok. Kimsenin suçu değil, anne babaların suçu. Anne babaların suçu. Hud Sûresi, âyet 112. Âyet 112. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin beni Hud Sûresi kocattı dediği Hud Sûresi. Hud Sûresi’nin içindeki Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir anda saçına, sakalına aklar düşüren âyet-i kerime. Sen emrolunduğun üzere dost doğru ol. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu âyet-i kerimeyi okuduğunda tabiri caizse kendinden geçiyor. Beni Hud Sûresi kocattı deyip Hud Sûresi’nin içindeki âyet-i kerime. Sen emrolunduğun üzere dost doğru ol.
Seninle birlikte tövbe edenler de. dost doğru ol kim? Hazreti Peygamber ve onunla beraber tövbe edenler. Hz. Muhammed Mustafa’nın ümmeti. Ümmetin içerisinde o Allâh’a tövbe eden kimseler. Haddi tecavüz etmeyin. O zaman haddi aşma. Haddi aşanlardan olma. Haddini bil. Haddini bil. her şeyde demişler ya böyle en büyük erdemlilik haddini bilmek diye. En büyük erdemlilik haddini bilmek demişler. Sufiler bunu çok önemli görmüşler. Demişler haddini bil her şeyde. Haddini bil diyor. Burada diyor hadde tecavüz etmeyin. haddinizi bilin. Haddinizi aşmayın. Haddinizi aşarsanız muhakkak birilerinin hakkına, hukukuna, haddine tecavüz etmiş olursunuz. Birinci derecede Allâh’a. Haddini bil. Allâh’ın sınırlarını aşma.
Haddini bil. Hz. Muhammed Mustafa’nın sınırlarını aşma. Haddini bil. Kur’ân ve sünnetin sınırlarını aşma. Haddini bil. Haddini bil. İnsanların arasında sınırı aşma. Haddini bil. Eşine, çoluğuna, çocuğuna, etrafına karşı haddini bil. Sınırını aşma. Şüphesiz ki Allâh yaptıklarınızı çok iyi görendir. Şüphesiz ki Allâh yaptıklarınızı çok iyi görendir. Allâh muhâfaza eylesin. Yine benim çok böyle müjdeci olarak gördüğüm hadîs-i şeriflerden birkaç tanesini inşallah sizlere nakledip sohbeti bitireceğim. Birincisi şu. İnsanoğlunun her biri hatakardır.
«Hatakârların En Hayırlısı Tövbekârlar» Hadîsi ve «İstediğini Yap, Affettim» Kudsîsi — Kapanış
Yani insanoğlunun hepsi de günah işler, hata yapar, yanlışlık yapar. Ancak hatakârların en hayırlısı töbekâr olanlardır. Hata yapanların en hayırlısı tövbe edenlerdir. Bu hadîs-i şerîf başka ravilerde daha uzun. Tevbe edenler de hiç günah işlememiştir gibidir diyor. devamı. Günahından tam olarak dönüp tövbe eden onu hiç işlememiş gibidir. Tirmizi, İbni Nûhâce, Tabarâni, bunlar hepsi de ne yapmışlar? Bunları nakletmişler. Kıymetli kardeşler, hepimiz hata işleriz, hepimiz günah işleriz. Ama bunların en kıymetlisi ne? Tevbe edenler. Ve tövbe edenler de tövbelerinde sâdık kalırlarsa ne olmuş oluyor? Onlar da Cenâb-ı Hak onları hiç günah işlememiş gibi onları temize çıkarıyor. Rabbim bizi onlardan eylesin.
Ve ondan sonra da az önceki hadîs-i kutsi. Bir kul günah işler ve Allâh’ım benim günahımı bağışla der. Allâh da şöyle buyurur. Kulum günah işledi, kendisini hem affedecek hem de sorununu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Kul dönüp tekrar günah işler ve Allâh’ım beni bağışla der. Allâh da kulun günah işledi, hem affedecek hem de sorununu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi der. Kul tekrar dönüp günah işler ve Rabbim günahımı bağışla der. Allâh da kulun günah işledi, affedecek ya da sorununu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Haydi istediğini yap, ben seni bağışladım buyurur. Buhari ve Müslim. Rabbim inşallah bizi öyle tövbe eden, öyle dua eden, öyle zikreden kullarından eylesin inşallah.
Rabbim cümlemizi affetsin. Rabbim cümlemize merhamet eylesin. Rabbim cümlemizin yar ve yardımcısı olsun. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Bugün özür diledim ama tekrar özür dilemek istiyorum. Hakkınızı helal edin. Dün böyle bir pazardan itibaren bir diş rahatsızlığı yaşadım. Cenâb-ı Hak demek ki benim susmamı istedi. Onun sonunda dün bütün gün hiç konuşamadım. O böyle konuştukça, o ağrıyan dişimin üzerine diş gelince, böyle sanki bütün vücudumun merkezi oraya toplanmış gibi sancılandı. Telefonlara cevap veremedim. Arayanlar oldu, ne bileyim böyle şey yapanlar oldu. Dün böyle bir daha doğrusu dünden bir gün öncesinden itibaren böyle bir 48 saatlik, 50 saatlik bir diş handikabı yaşadık.
Baktık dayanılacak gibi değil. Bizim dişçi, nerede? Cafer. Nerede? Cafer. Cafer’den Allâh razı olsun. Dün telefon açtık ona. Tabii dedim böyle böyle yaşanılacak gibi değil. Hemen dedi ki tedaviye başla şey, ne o? Antidepresan kullan. Antidepresan demişim. Antibiyotik. Ben tabii 21 yıldır bir tane antibiyotik içmedim, 21 yıldır bir tane ağrı kesici içmedim. Herhalde nazar değdi. Ondan sonra pazartesiden beri antibiyotik tedavisi devam ediyor. Ama bugün sohbet edebilir miyim, edemez miyim diye kendimce dünden tereddüdüm vardı. Sabahtan itibaren Cenâb-ı Hak yardım etti hamdolsun. Hızla bir iyileşme oldu. Böyle dedim ki tamam bu Allâh’ın lütfu ikramı böyle hızla dedim konuşabilecek hale geldin. Akşama dedim inşallah sohbet ederiz.
Allâh razı olsun. Cafer de geldi bir baktı etti. Bir gün bir film çektirtirdi bana. Dedi ki iyiye gidiyor inşallah belki de çekmemize gerek kalmayacak dedi. Yarın tedaviye devam edecek tabii inşallah. Yarın da olmasa pazar günü de olsa olur değil mi? İnşallah. Böyle bir yarın anlaşacağız inşallah ama şu anda iyiyim elhamdülillah. Bir sıkıntı yok. En azından konuşabiliyorum böyle rahat bir şekilde. Oraya dişim değiyordu. Sanki beynim yerinden oynuyordu. Allâh razı olsun kendisinden de sebep oldu. Şifayı veren Allâh ama biz bu konuda arayıcı olacağız. Bu konuda ehline miracat edeceğiz. Bu konuda seli baştan önlicez. Seli baştan önlicez. O yüzden Allâh razı olsun biz de bu konuda Cenâb-ı Hak bir dert vermezden önce onun devasını, şifasını önce yaratırmış.
O yüzden şifa aramak bizim vazifemiz. Şifayı verecek olan da Allâh. Allâh’a dua ederiz, yalvarırız, yakarız. İnşallah bizi Cenâb-ı Hak hayırlı şifalar versin. Bütün hastalarımıza hayırlı şifalar versin. Bütün hastalarımıza katından yardım eylesin. Allâh sizlerden de razı olsun. Dua ediyorsunuz böyle. Ben böyle kendimi acındırmak için söylemiyorum. Dervişin duası mühimdir, makbuldür. birbirlerinize günahsız ağızlarla dua ediniz diye. Allâh razı olsun doktorum. Teşekkür ederim. Allâh razı olsun doktorum. Aferin. Birbirlerinize temiz ağızlarla dua ediniz der. O yüzden ben dervişlerin duasını önemserim. Bu benim dervişlik, sufilik anlayışım. bazen filanca kardeşimiz rahatsız olmuş Allâh’ım şifa versin deriz ya.
Dervişlerin duası birisi dua ve bütün dervişlerin duasının Cenâb-ı Hak katından makbul olduğuna inanıyorum. O yüzden derviş kardeşlerimiz hamdolsun. Allâh razı olsun. Rabbim birbirlerimizden dualarımızı eksik eylemesin. Birbirlerine dua edenlerden eylesin. Birbirlerine yardım edenlerden eylesin. Birbirlerine destek olanlardan eylesin. Birbirlerini fiise bilillah sevenlerden eylesin. Allâh sizden razı olsun. Eftali zikir fa’lemennahu. Allâh’ın adıyla illallah. el-Fâtiha. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Nisâ 4/17 — Cehaletle Günah + Âcil Tövbe: «Inneme’t-tevbetu ‘ala’llâhi li’llezîne ya’melûne’s-sû’e bi-cehâletin sümme yetûbûne min karîb» — Nisâ 4/17; Taberî, Tefsîr 5/27-33; Kurtubî 5/89-95; İbn Kesîr 1/522; Râzî 9/224 («cehâletle» tabirinin tefsiri — nisyân, heves, nâdân-lık); Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 2/1294; «min karîb» ve zamân sınırı — Ölüm anına kadar İbn Abbâs, Mü-câhid tefsirleri; Gazzâlî, İhyâ 4 Kitâbu’t-Tevbe; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn 1/210-215; Muhâsibî, er-Ri’âye, bâbu’t-tevbe.
- Tahrîm 66/8 — «Nasûh Tövbesi»: «Yâ eyyuhe’llezîne âmenû tûbû ilâ’llâhi tevbeten nasûhâ» — Tahrîm 66/8; Taberî 28/170-175; Kurtubî 18/197; Fahruddîn er-Râzî 30/50-52; İbn Kesîr 4/425-427; «nasûh» etimolojisi (n-s-h: arıtma, saf kılma, hâlis etme) — Râgıb, Müfredât mad. n-s-h; Ömer b. el-Hattâb ve İbn Mes’ûd tefsirleri — Hâkim, Müstedrek 2/532 («bir daha geriye dönmeme»); Elmalılı 8/5090; Muhammed Yahya el-Kûhîn, Zâdu’l-‘Abd; Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim Tercüme ve Şerhi.
- Âdem’in İlk Tövbesi — Bakara 2/37 ve A’râf 7/23: «Fe-telekka Âdemu min Rabbihî kelimâtin fe-tâbe aleyhi innehu Hüve’t-Tevvâbü’r-Rahîm» — Bakara 2/37; «Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ» — A’râf 7/23; Taberî 1/548-555; Kurtubî 1/322; İbn Kesîr 1/86; Ebû’l-Fidâ’ İbn Kesir, Bidâye ve’n-Nihâye 1/82-90 (Âdem’in 40 yıl ağlaması); Tâhâ 20/122 («sümme’ctebâhû Rabbuhû fe-tâbe ‘aleyh»); Âdem’in sınıfı — Gülş-ehrî, Mantıku’t-Tayr Tercümesi; tevbenin ontolojik kökü — Ibn Arabî, Füsûsu’l-Hikem, bâbu Âdem.
- Acele Tövbe ve Akşam Muhâsebesi — «Ameller Akşam Sunulur»: «Yurfa’u amelu’n-nehâri kable’l-leyli ve amelu’l-leyli kable’n-nehâri» — Müslim, İman 293; Buhârî, Tevhîd 23; Nesâ’î, İman 3; «sâri’û ilâ mağfiretin min Rabbikum» — Âl-i İmrân 3/133; Hadid 57/21; «Acele: hayırda Allah’tan, şerde şeytândan» — Beyhakî, Şu’abu’l-İmân; «Allâhümme ecirnâ mine’n-nâr» — akşam namazından sonra 7 kez — Buhârî, D’avât 119; Ebû Dâvûd, Edeb 97; «acele ediniz ölüyü gömmekte» — Buhârî, Cenâiz 51; Müslim, Cenaiz 56; Ibn Mâce, Cenâiz 45.
- Peygamber’in Günlük 70 İstigfârı ve Allah’ın Sevdiği Sıfatlar: «Vallâhi innî le-estagfirullâhe ve etûbu ileyhi fi’l-yevmi ekseru min seb’îne merreh» — Buhârî, Dev’a-vât 3; Müslim, Zühd 73; Tirmizî, Tefsîr 47; sevilen sıfatlar listesi: «Allah tövbe edenleri sever» — Bakara 2/222; «Allah zikredenleri sever» — Ahzâb 33/35; «Allah cömertleri sever» — Bakara 2/195; «Allah muttakîleri sever» — Âl-i İmrân 3/76; «Allah sabredenleri sever» — Âl-i İmrân 3/146; «Allah mütevek-kileri sever» — Âl-i İmrân 3/159; «Allah muhsinleri sever» — Bakara 2/195, Âl-i İmrân 3/134; Gazzâlî, İhyâ 4 Kitâbu’l-Mahabbeh; Ibn Kayyim, Rav-datu’l-Muhibbîn.
- Subhânallâhi ve bi-hamdihî — Deniz Köpükleri Kadar Günah Affı: «Men kâle subhânallâhi ve bi-hamdihî fi’l-yevmi mi’etu merretin hutta’t-hatâyâhu ve in kânet misle zebedi’l-bahr» — Buhârî, De’avât 65; Müslim, Zühd 75; Tirmizî, De’avât 59; Nesâ’î, Sehv 94; İbn Mâce, Edeb 55; Ahmed, Müsned 2/371; virid kül-türü — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Mecmû’atu’l-Ahzâb; Necmüddîn Kübrâ, Usûlü’l-Aşere; bid-mih-rî İst-igfâr — Buhârî, De’avât 2 (Seyyidu’l-İstigfâr); Şâzelî Ekolü, Hizbu’l-Ber; Ibn Atâ’illâh, Miftâhu’l-Felâh.
- Nahl 16/119 ve Hicr 15/49-50 — Merhametin Sonsuzluğu: «sümme inne Rabbeke li’llezîne ‘amilû’s-sû’e bi-cehâletin sümme tâbû… le-Gafûrun Rahîm» — Nahl 16/119; «Nebbi’ ‘ibâdî ennî ene’l-Gafûru’r-Rahîm ve enne azâbî huve’l-azâbu’l-elîm» — Hicr 15/49-50; Taberî 14/70 ve 14/190; İbn Kesîr 2/603, 2/659; Râzî 20/34, 19/203 («sonsuz rahmet, sınırlı azap» tespiti); Zümer 39/53 («lâ tak-netû min rahmetillâh»); A’râf 7/156 («ve rah-metî vesi-‘at külle şey’in»); İbn Kayyim, el-Cevâbü’l-Kâfî s. 87-95; Ibn Teymiyye, el-Fetâvâ’l-Kübrâ 5/100.
- En’âm 6/54 — Nefsi Islâh Şartı ve Yedi Nefs Mertebesi: «selâmun ‘aleykum ketebe Rabbukum ‘alâ nefsihi’r-rahmete ennehu men ‘amile minkum sû’en bi-cehâletin sümme tâbe min ba’dihi ve asla-ha» — En’âm 6/54; nefs merâtibül: emmâre — Yûsuf 12/53; levvâme — Kıyâme 75/2; mülhime — Şems 91/7-8; mut-mainne — Fecr 89/27; râziye-marziyye — Fecr 89/28; safiye — Fecr 89/29 («ve’dhulî cennetî» tefsiri); Necmüddîn Kübrâ, Fâtihatu’l-Cemâl; Mevlânâ, Mesnevî 1/3138-3158 (nefs merâtibi); Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîru’l-Kulûb, fasıl fî merâtibi’n-nefs; İsmail Hakkı Bursavî, Rûhu’l-Beyân.
- Sohbet Dinleme Âdâbı ve YouTube Gafleti: Zümer 39/17-18 («yestemiune’l-kavle fe-yettebi‘ûne ahsenehu»); Lokman 31/15 («ve’ttebi’ sebîle men enâbe ileyye»); «meclis-i zikir» fazileti — Buhârî, De’avât 66; Müslim, Zühd 84 («Allah’ı zikredenler cemaatine ıttikâ edin»); Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu adâbi’s-sohbeh; Gazzâlî, İhyâ 2 (Adâbu’s-Sohbe ve’l-Uhuvveh); İbn Hacer el-Heytemî, ez-Zevâcir (gaflet medyası ve vakit israfı bâbı); günümüz paralel tahkiki — Nabil Shukla, Digital Distraction and the Soul; Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi.
- Günahın Sevaba Çevrilmesi — Furkân 25/70: «illâ men tâbe ve ‘âmene ve ‘amile ‘amelen sâlihan fe-ulâike yubeddilu’llâhu seyyiâtihim hasenât» — Furkân 25/70; Taberî 19/49; Kurtubî 13/78; Râzî 24/115; İbn Kesîr 3/326; Mîzan ve a-hir-et hesabı kıssası — Müslim, İmân 314 (en sınırlı günâh karta kudsîsi); Buhârî, Rikâk 52; Tirmizî, Sıfatu’l-Cenneh 18 («ben ne güzel Rab-bi-miş-im»); Ibn İbrahim Dârimî, Sünen; Abdurrahmân Sab-bûnî, Safvetü’t-Tefâsîr 2/352; İbn Kayyim, Medâric 1/330 (Furkân 70 tefsiri).
- Son Nefeste Kelime-i Şehâdet — Gençlerin Dîni Bilmemesi: «Lakkinû mevtâkum lâ ilâhe illâ’llâh» — Müslim, Cenâiz 1; Ebû Dâvûd, Cenâiz 20; Tirmizî, Cenâiz 8; Nesâ’î, Cenâiz 4; «men kâne âhiru kelâmihî lâ ilâhe illâ’llâh dehale’l-cenneh» — Ebû Dâvûd, Cenâiz 20; Ahmed, Müsned 5/233; guslün farzı-yyeti — Bakara 2/222, Mâide 5/6, Nisâ 4/43; İbn Mâce, Tahâret 86; «benî-âd-em üzerine emânetın emri» — Tahrîm 66/6 («kû enfusekum ve eh-lîkum nârâ»); çocuk eğitimi — Ibn Ebi’d-Dünyâ, el-İyâl; Gazzâlî, İhyâ 3 (Riyâdatu’s-Sıbyân); Mahmud Es’ad Coşan, Çocuk Terbiyesi Sohbetleri.
- Hûd 11/112 — «Emrolunduğun Üzere Dost-doğru Ol»: «fe’st-e-kim kemâ umirte ve men tâbe me’ake ve lâ tatğav» — Hûd 11/112; «şey-yebetnî Hûd» — «Beni Hûd ve benzerleri kocattı» — Tirmizî, Tefsîr 57; Hâkim, Müstedrek 2/374; Şûrâ 42/15 («kulhu ve’stekim»); Taberî 12/120; Kurtubî 9/107; Râzî 18/65; İbn Kesîr 2/476; Elmalılı 4/2840; «had-di-ni bilmek» — Talak 65/1 («tilke hüdûdullâh»); Bakara 2/229-230; istikâmet köklü incelemesi — Ibn Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn 2/104-120 (menzil-i istikâme).
- Tövbekârların Fazileti — «İstediğini Yap, Affettim» Kudsîsi: «küllu benî-âdeme hattâ’un ve hayru’l-hat-tâîne et-tevvâbûn» — Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâmeh 49; İbn Mâce, Zühd 30; Ahmed, Müsned 3/198; Dâ-rimî, Rikâk 18; Hâkim 4/244; «esn-ebe ‘abdî zenben… ‘amil ma şi’te fe-kad gafertu leke» — Buhârî, Tevhîd 35; Müslim, Tevbe 29; Ibn Hibbân 2/381; «tâibe min ez-zenbi ke men lâ zenbe lehu» — İbn Mâce, Zühd 30; Beyhakî, Şu’abu’l-İmân 5/440; Dervişin duâsı — Buhârî, De’avât 35 («şefâu’n-nasr bi’d-du‘-fehâ»); Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl, bâbu keşfi’d-duâ’.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Ruh, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı