Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #60 — Mesnevî 1622-1623. Beyitler: «Sen Kulaksın O Dildir» — Dinleme Edebi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #60 — Mesnevî 1622-1623. Beyitler: «Sen Kulaksın…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış Duâsı ve Geçen Haftadan Devam — 1622-1623. Beyit Hatırlatması

Edeb-i Allâh’a emanet, şeytan-ı rejim, Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftal-ı zikir, falem ennehu. La ilâhe illallah. Hak, Muhammed’e, Resûlullâh, cemiyye-nün biyayı ve mürselin vel hamdülillahi rabbi’l-alemin. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Ağabey. Gündüzünüze hayırlı eylesin. Ağabey. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Ağabey. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışmayı nasip eylesin. Ağabey. Hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Ağabey. Hak yolunda uğraşan, mücadeleden didinen, batına karşı da cihâd eden kullarından eylesin. Ağabey. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i iman edip salih ameller işleyen, hakkı ve sabır tavsiye eden kullarından eylesin.

Çocuk Hakkında

Ağabey. Âmîn. Allâh hepinizden razı olsun inşallah. Ağabey. Geçen haftadan devam ediyoruz inşallah.


1623. Beyit: «Kâmil Olmayan Yeme, Sükût Et» — «Sen Kulaksın, O Dildir» Mecâzı ve An-sıtû Emri

1623. Meyyid. En son yemek yemek ve nükle söylemek, Kamil’e helaldir. Madem ki sen Kamil değilsin, yeme ve sükut et. Burayı konuşmuşuz. Şimdi devam eden Meyyid’den inşallah. Çünkü sen kulaksın. O dildir. O senin cinsinden değil. Allâh kulaklara ansîtu buyurdu. Sen kulaksın, o dil. sen daha henüz Kamil’e, Kemal’e ermedin. Kemal’e ermedin için sen dinleyeceksin. Sen kulak olacaksın. Kemal’e erenler bir meselede, bir meselede, bir sanatta ustalaşanlar. Bir şeyde mesela örnekliyorum. tıbbiye de profesör. Onun yanında talebenin konuşması uygun mu? Değil. O işin bu konudaki ordinevüsü, bu konudaki otoritesi, bu konuda bütün talim ve terbiyeyi bitirmiş. Onun yanında birisi ona ahkam kesmeye kalkarsa, o küstahlık yapmış olur.

O ne yapar? O ne yapar? O ne yapar? O ne yapar? O ne yapar? O küstahlık yapmış olur. O ne yapacak? Dinleyecek. Mesela eski Yunan eğitiminde, talebenin soru sormaya dair hakkı yoktur. Bir talebe soru sormaz. Sadece dinler. Sufilikte de böyledir. Dinler üstadına. Üstadı dersek ki bir soru soracağın, sorusu olan var mı? O zaman sorar. Öbür türlü sormaz hiçbir şey. Sadece dinler. Çünkü sen kulaksın. Kulak olmazsan eğer, sen dil olamazsın. Önce sen kulaklığını yaşayacaksın. dinleyenlerden olacaksın.


Ahkâf 46/29 — Cinlerin Kur’ân Dinleyişi ve Kavimlerine Tebliğçi Olmaları

Âyet-i Kerîme’de Ahkâf 29’da da diyor, Resulüm Kur’ân dinlesinler diye sana cinlerden bir taife yöneltmiştik. Hazır olunca birbirlerine susun demişlerdi. Kur’ânın okuması bitince her biri birer uyarıcı olarak kavimlerine dönmüşlerdi. Bakın, Cenâb-ı Hak cinlilerden örnek veriyor. Diyor ki, Kur’ânı dinlesinler diye sana gönderdik. Sen ne zaman hazır olup Kur’ân-ı Kerim okumaya başladığında, birbirlerine susun diye nasihatte bulundular. Kur’ânı dinlediler. Kur’ânı dinledikten sonra, tekrar kendi kavimlerine döndüler, kendi kavimlerine Kur’ânı tebliğ ettiler.


A’râf 7/204 — «Kur’ân Okunurken Dinleyin ve Susun» Farzı ve Cuma Hutbesinin Emevîler Döneminde Yer Değişmesi

Mesela Kur’ân, yine Araf 204’te de, Kur’ân okunduğu zaman onu dinleyin. Ve susun ki merhamet olmasınız. O yüzden Kur’ân-ı Kerim okunurken dinlemek farzdır. Kur’ân-ı Kerim okunurken dinlemek farz olduğu için yandaki kimseyle dahi konuşulmaz. Ama şimdi bu tabii farzları yerine getirmiyorlar. Bu âdâbı, bu erkânı, bu kurallara uyan yok. herhangi bir yerde birisi Kur’ân-ı Kerim okuyor, bir yerde Kur’ân-ı Kerim okurken o kimse kalkıyor, örnekliyorum. kendince etrafında konuşmaya başlıyor. Kur’ân okunduğu zaman muhakkak ve muhakkak herkes pür dikkat susar, pür dikkat dinler. Hazreti Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri konuşurken, ashab onun sözünü kesmez, pür dikkat onu dinlerdi. Pür dikkat.

Bir Üstad konuşurken herkes pür dikkat onu dinler. Bakın onu dinler. Orada konuşmak, âdâba, erkânı riayet etmemek büyük edepsizliktir. O âdâba uymuyandır, o yeni gelmiştir, hamdır, da pişmemiştir ya da saygısızdır. Bildiğiniz saygısızdır. Dervişin küstahıdır, dervişin saygısızlıdır o. Orada dinlemek çünkü şart, hiçbir şeyle ilgilenmeyecek, sadece dinleyecek. Şimdi cumaları mesela, cuma da hutbe okunuyor. Cuma da hutbe okunurken hutbeyi dinlemek, cumanın içindeki farzlardan birisi. Adam yanındaki emekli maaşının kaç para olduğunu söylüyor. Değil, hutbeyi dinleyecek, bir de namazda oturduğu gibi oturacak hutbeyi dinlerken. Çünkü iki rekatı ya, cumanın namazı, öbür iki rekatı da ne olmuş oluyor?

Hutbe olmuş oluyor. Öbür iki rekatı da hutbe olmuş oluyor. Şimdi aslında Emevviler zamanında bu oldu. Hutbeyle namazın yerini değiştirdiler. Hâlâ da bu Emevviler zamanındaki usule devam ediyor şey, ne o? Diyanet ve hatta İslam dünyası. Emevvilerde çünkü hutbeye çıkan imamlar, Ehlibeyt’in arkasından konuşmaya, Ehlibeyt’i kötülemeye başlayınca, bu sefer insanlar hutbeyi dinlemeden namazı kılıp, namazdan çünkü sonra hutbe, baktılar Ehlibeyt’e laf söylüyorlar, namazı kılan çıktı gitti, hutbeyi dinlememeye başladı. Bu sefer hutbeyle namazın yerini değiştirdiler. Hadis-i şeriflere bakın, cuma ile alakalı hutbe sonradır, önce değildir. Bayram namazında da kılıyorsunuz ya, ne yapıyor? Önce hutbe, yok hutbeyi sonra bırakıyor.

Normalde namazı kılıyor, hutbeye çıkıyor. Hutbeden sonra tekrar mihraba geliyor. o mesele aynı o şekilde cuma kılınması lazım. Hutbe de dinlenecek. O zaman o dinlemezsen, kulak olmazsan dil olamazsın. Kulak olabilmen için, senin dil olabilmen için önce kulak olman gerekir. Deylemi de ne diyor hadîs-i şerifte? Âlimlere uyun. Onlar dünya ve ahiretin ışıklarıdır. Ona uyacaksın, onu dinleyeceksin, ona tabi olacaksın. Onlar dünya ve ahiretin ışığı. Bir mürit için mürşidi, dünya ve ahiretin ışığıdır. Onu dinleyecek, ona tabi olacak.


Beyhakî Hadîsi — «Âlim, Öğrenci, Dinleyici, Seven» Dört Sınıftan Birisi Ol, Yoksa Helak Olursun

Allâh bizi onlardan eylesin. Meşhur ya. Ya âlim ol, ya öğrenci ya dinleyici. Veya bunları seven olun. Yoksa helak olursunuz. Bu da beyhakiden hadîs-i şerîf. Ne olacakmış o kimse? Ya âlim olacakmış, ya öğrenci olacakmış. Ya bunları dinleyen olacakmış, veya bunları seven olacakmış. Dört gruptan birisi olacak. Ya âlim olacaksın. Âlim olabilmen için önce öğrenci olman lazım. Öğrenci olabilmen için önce dinleyici olman lazım. Onu olabilmen için önce onları sevmen lazım. Sevmezsen bunların hiçbirisinde olamazsın. Seversen evet iyi bir dinleyici olursun. Seversen iyi bir öğrenci olursun. Seversen iyi bir âlim olursun. Allâh bizi onlardan eylesin. O yüzden Ümürşid-i Kamil’in huzurunda da susmak, onun huzurunda edepli davranmak, onun huzurunda can kullarıyla sohbeti dinlemek gerekir.

Böyle yapmayanlar yolun ahadaf ve erkanına uymamıştır. Bir konuşmacı var, konuşuluyor. Kur’ân ve sünnet tarihisindeyse konuşmacı, onu dinlemek şart olur.


Mesnevî — Çocuk Önce Süt Emer, Sonra Et Yer: Kundakta Konuşan İsâ Aleyhisselâm ve Müridin Tedrîcî Beslenmesi

Allâh bizi onlardan eylesin. Çocuk önce süt emme kabiliyetinde doğar. Bir müddet susar ve tamamıyla kulak kesilir. Lakırtı söylemeyi öğrenince kadar bir zaman dudağının yumması söz söylememesi gerekir. Kundakta iken konuşan tek şahıs vardır. O da İsa aleyhisselâm’dır. Kundakta konuşan doğar doğmaz. Evet, geri kalan bütün çocuklar ne yapar? Önce susarlar ve çocuk önce ne yapar? Süt emer. Çocuk daha henüz mamaya geçmedi, henüz daha sebzeye geçmedi, henüz daha ekmeye geçmedi, henüz daha ete geçmedi. Başka bir beyette de Hz. Mevlânâ diyor ki, önce o süt emer. Sonra diyor o büyümeye başlayınca artık diyor o ekmek ister. Sonra biraz daha büyümeye başlayınca artık o diyor et yemeği ister, et ister. bir mürid de çocuk gibidir.

Önce ders aldığında süt emer. Sonra dervişliği, benimsediği manevi olarak artık kuvvetlenmeye başlayınca o zaman ekmek yer, o zaman sebze yer, ondan sonra et yer, ondan sonra artık iyice beslenir, artık yemekten içmekten kesilir. Sonra da manevi yemeğe başlar. Artık der ki sütte, ekmekte, ette bir zaman için lazımmışlar. Sonra ne dedi? Sonra bizi besleyen Rabbimdir dedi. Sonra da iş manevi yatırdığında. O yüzden o çocuk da ilk önce ne yapar? Önce dinler her şeyi. Süt emerken dinler her şeyi dinliyor. Kulak kesilir. çocuk dinler, azarlandığını dahi hisseder ya başlar ağlamaya. Dinlemek lazım. Artık o ses tonu normal değil, azarlandığını hisseder, başlar ağlamaya. Halbuki sözü anladı mı anlamadı kelime olarak.

Ama o iyi bir dinleyici, iyi bir kulak. Çocuklar kadar iyi bir dinleyici, iyi bir kulak yoktur. Mimiklerinizi dahi izler sizi. Çocuklar anne babayı anne karnında izlemeye başlar. Anne karnında dinlemeye başlar.


Anne Karnında Terbiye — Stres, Alkol, Uyuşturucu ve «Biz Nûh Değiliz» (Çocukta Kabahat Aramama)

Ben derim ya bazen, çocuk sahibi olacaksın, evet anne karnında senin anneliğin ve babalığın başladı. Anne karnına düştü ve orada ilk çocuk oluştu. İlk önce kalbi başladı atmaya. Kalbi başladığı anda atmaya o seni dinlemeye başladı. O seni dinliyor artık. Şimdi anne baba arasında problem olsun, çocuk o kavga gürültü esnasında anne karnında stres sahibi oldu. Anne karnında stres oldu. Anne stresli bir hamilelik yaşadı, çocuğun üzerine tecelli etti. Stresli bir çocuk oldu. %90. Anne de alkol var, çocuk alkole bağımlı doğuyor. %90. Anne uyuşturucu kullanıyor, çocuk %90 uyuşturucuya eğilimli yetişiyor. Anne de sapkınlıklar var, çocuk da %90 o sapkınlıklar görülüyor. Anne takvâ sahibi, çocuk da takvâ sahibi oluyor büyük bir çoğunlukta.

O zaman anne babalar sadece kendileri için yaşamayacaklar. Madem ki sen evlendin, çocuk sahibi oldun, çocuğunun da ne yapacak? Mehsuliyetini üzerine alacak. Henüz daha anne karnındayken çocuk ne yapacak? Kendini dizayn edecek. Ona göre çocuk yetişecek çünkü. Sen çocuğunun iyi olmasını istiyorsan, anne karnında kendini terbiye et. Sen kendini terbiye etmezsen, çocuğundan terbiye bekleme. Sen sinirsellik yaptın, dövüştün, kavga ettin, bağırıştın, çağırıştın. O çocuk da sinirsel olarak doğdu. Hatta içeriden erkek çocuk ise başladı tespih atmaya içeride. Dışarı çıktığında ortalığı dumanını çıkaracak. Yok kız çocuğu ise hırçın bir çocuk geliyor demektir. Böyle kıracak, dökecek, fatacak. Başka bir yerde arama.

Hep ben derim ya, çocuklarınız da kabahat aramayın. Kendiniz de arayın. Biz Nuh değiliz, böyle çocuğumuzla imtihan olalım. Biz Ahdem değiliz, öyle çocuğumuzla imtihan olalım. Biz Lüt değiliz, eşimizle imtihan olalım. Böyle herkes hemen onlara pay biçer ya, işte Ahdem’in de çocuğu böyle oldu, şunun da çocuğu böyle oldu. Ya biz onlardan değiliz, siz niye kendinizi onlarla eşdeğerde tutuyorsunuz ki? sen Nuh musun kendini onlarla eşdeğerde tutuyorsun? O çocuk senin ne ektiysen onu biçeceksin. Arama başka yerde. Her başına ne geliyorsa kendinde ara. Her başına ne geliyorsa. Yoksa Âyet-i Kerîme’yi inkar etmiş olursun. Âyet-i Kerîme’de diyor ki sizin önünüze sizin yaptıklarınız vardır. Âyet-i Kerîme bu.

Senin önünde senin yaptıkların var. Hiç başka bir şey arama. Denize taş attıysan gümbürtüsü gelecek sana. Taşa atan sensin.


«Her Şey Aksi Sedâdır» — Mesnevî’de Yân-kı Mecâzı ve Bayındır Çocukluğu Nost-aljisi

Bakın, taşa atan sensin. Hazret-i Mevlânâ Mesnevide der ya, her şey aksi sedadır. Biz önceden Bayındır’da böyle dağa çıkardık. Böyle bir vadiye filan girdiğimizde bunu biliyorduk çocukluğumuzda. Bağırırdık biz işte. Ahmet diye sesi kestiğinde ses aksi seda yapardı, yankı yapardı. Ahmet diye tekrar kendi sesini duyarsın. Biz bu normalde kendimiz orada daha henüz yeni yetişirken öyle biz el bebek gül bebek büyümedik. Biz dağdan zeytin getiriyorduk bahçede ekmek için. Bildiğimiz delice zeytinleri, dağdan babamın çok samimi bir arkadaşı vardı. Onun zeytinliği vardı. Oradan delice zeytinleri biz köklerdik. Kocaman kocaman kökleri kütük gibi. Onu vururduk omuzumuza getirirdik bahçeye. Şimdi bakıyorum 14-15 yaşındaki çocuklara lay yaşıyorlar.

Onların da nasipleri böyleymiş. Rızıkları bu. Yapacak bir şey yok. Şimdi bakıyorum benim kendi yaşımdaki çocuklara. Çocuğu 12-13 yaşında, sen gece saat 2’de gidecek bahçede maydanoz sulacak. 12-13 yaşında bir çocuğu gönderebilir misiniz dışarı şimdi? Gönderemezsiniz. Çocuklar bir odadan bir odaya su içmeye gitmiyor şimdi. Mümkün değil. Herkes bütün aileler kendi kral ve kraliçelerini doğurdular, büyütüyorlar. Hepimiz. Bakın hepimiz. Kral ve kraliçelerimizi doğurduk büyütüyoruz şimdi. Şimdi önceden öyle değildi tabii. Herkes bir çile çekerdi. Allâh bizi affetsin. o çocuk önceden ne yapıyor? Kulak kesiliyor, dinliyor. Anne karnında da dinliyor. Büyüyünce de dinliyor. Etrafını da dinliyor. Sonra o normalde çocuk konuşmaya başlıyor.

Eğer normalde etrafı dinlemezse, kendi kendine söylenmeye başlarsa, manasız şeyler çıkar ondan. Eğer hiç kimseyi dinlemesin, hiç kimseyi dinlemesin. O çocuk konuşma özürlü olur. Bazen anneler babalar çocuğumuzun konuşması gecikti. Konuşmadın sen çocuğunla çünkü. Nasıl basbayağı bebekken konuşacaksın, doğduğunda konuşacaksın. Onu da onu konuşacaksın ona. Eğer evde çocuklar yoksa başka, sen onunla anne konuşacak. Genelde hep ilk çocuklarda olur bu. İlk çocuklar böyle şey olur. Etrafında konuşan olmazsa tutuk olur mesela. Ama etrafında çocuk varsa önceden kombin bir hayat vardı. Amcalar, ne bileyim kardeşler, marderler herkes bir yerde yaşıyordu. Çocuklar avluda büyüyorlardı, birbirlerine, birbirleriyle oynuyorlardı.

Harika. Bu ses düzene girmedi herhalde bugün ya. İyi mi? Evet. Çocuklar böyle normalde birbirleriyle oynanlar çabuk konuşurdu. Çabuk hareket ederdi çocuklar. Önceden öyleydi. Ama şimdi öyle değil tabii. normalde anne çalışıyor, baba çalışıyor.


Telefon, Cola Reklâmı, YouTuber Fitnesi ve Çocukların Asosyalleşmesi — Kreş-Tablet Hayatı

Ya çocuk kreşe gidiyor. çocuklar asosyal olmasın diye şimdi herkes kreşe gönderiyor. Veya okul öncesi eğitime gidiyor. Neden? Çocuklar asosyal. Konuşmuyor kimseyle çocuklar. E biz de kafamız rahat etsin. Evet, çocuğun eline ver bir tane telefon veya tablet. Çocuk telefonla, tabletle hayatını geçirsin. Bizim normalde gençliğimizde de yeni doğanlar televizyonla büyüdü. Koy çocuğun önüne televizyonu. Çocuk televizyonun önünde sabahtan akşama kadar televizyon izlesin. Şimdi ver eline telefon. Telefonla aşırı aşırı olsun. Yemek yedirirken dahi çocuklar ne yapıyorlar? Telefon çocuğun elinde. Çocuk telefona bakarken yiyor yemeği. Telefona bakıyor, onunla yiyor. normalde telefon olmazsa çocuk yemek yemiyor.

Şimdi böyle olunca o çocuk da manasız sözler çıkarıyor. Dengesiz hareketler yapıyor. Biz çocuklarımızı düzgün yetiştiremiyoruz. Ve çocukları hem telefonları eline veriyoruz biz hem bir de çocuklar bizden o telefondan izlediği bir şey isteyince onların istemesinden canımız sıkılıyor. Çocuk sabahtan akşama kadar cola reklamını dini seyrediyor sonra cola istiyor. Biz çocuğa diyoruz ki cola içmemesi lazım. Sabahtan akşama kadar çocuk cola reklamını seyretti orada. Sabahtan akşama kadar bütün reklamları bütün her neyse bütün videoları izledi çocuk. Oradaki izlediklerini istiyor. Sen o çocuğa sonra çocuğum örtülmek istemiyor. Örtülmeyecek zaten. Neden? E orada açık kadınları gördü. Onları görünce hayatı öyle algıladı.

Hatta daha ileri gitti. Çocuk diyor ki annesine sen neden örtülüsün? Annesi ayrı bir dünyanın insanı oluyor. Veya çocuk onlara kaptırıyor kendini büyükler de kaptırıyor. Kocamanlar, koca koca kadınlar onlara bakıyor onlar da kaptırıyorlar. Şimdi her şey ucuzladı. Neden? Etkilendiler oradan. Ya bir youtuber gibi konuşacağım diye uğraşan gençler var şimdi düşün. Dinledi kulak oradan. Çocuk hükmünde. Oradan öğrendi onu başka bir yerden değil. O yüzden normalde derviş de aynıdır. Büyük insanlar da aynıdır. Sen dünyayı sevenlerin yanına gidersen ha bire dünya konuşurlar.


Tekstilci Muhabbeti ve Dervişin Arkadaş Seçimi — Kimi Dinlersin, Sen O Olursun

Sen dünyayı dinlersin. Dünyayı seversin başlarsın. Benim neden 20 tane tezgahım var? 40 değil. Ben tekstilcilerden konuşayım. Gittin adama muhabbete. Adam başlar. O gün 20 tane tezgah almış. O sene ne işler yapmış. Ne büyük paralar kazanmış. Çok güzel paralar kazanmış. Seneye 20 tane daha tezgah alacak. O şöyle kafası çalışıyor böyle kafası çalışıyor. Şöyle para kazanıyor tamam bittin sen. Sen yanından çıkıyorsun süklüm püklüm. Ulan biz böyle yapamadık edemedik. Bizim böyle tezgahımız olmadı. Böyle bir makinamız olmadı. Böyle ticaret yapamadık. Bittin ya. Ulan cebinde var 150.000 200.000 300.000 dolar sermaye. Onu görmüyorsun. O çünkü 2 milyar dolar 3 milyar dolar 4 milyar dolardan bahsediyor. 5 milyar dolar 10 milyar dolar.

Sen bakıyorsun cebindekini alan 300.000 dolar var. Ben diyorum senin ne kadar sermayen. Acaba neyimiz var ki bizim. Toplatsak 300 400.000 dolar sermayemiz var diyor. Örneğin eski dönemden aktarıyorum. Adam gözünü 30 40 milyon dolar olana gözünü dikiyor. Ben diyorum oğlum o da yok lan bizde diyorum ben. Böyle bakıyor şimdi. o da yok bizde diyorum ben. Sen ne haline hamdet şükret. Onu görmüyor o. Bakın onu görmüyor. Aynı şey derviş. Derviş de çocukluğunda yeni derviş oldu değil mi? Yeni derviş olan bir kimse böyle üstadına aşık bir dervişle arkadaşlık yaparsa aşk ona bulaşır. Dokunur ona. Ama yok o kadar ileri derecede sevmeyen bir dervişle haşır neşir olursa o da öyle olur. Ya bir üstadımız var tabiiz ona yeter bu kadar tamam bitti yeter o kadar.

Ya bir işin ucundan tutulacak şu bu olacak. O bu kadarına fazlasına gerek yok onun için. Evet dervişler de aynıdır. O da ne yapar? O da dinlediğiyle kulaktır o. O dinlediği gibi yürür. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ama o derviş başka bir derviş var. Olgunlaşmış kemalermiş. Tabiri caizse ona ilmin ledünden damlamaya başlamış. Onunla arkadaş olursa birden olgunlaşır o. Enteresan bir şey. Öbürkü de der. Ulan bu daha dün geldi. Şuna bak buna çavuşluk verdiler yok zakirlik verdiler. Yok buna şöyle davrandılar. Yok o yanındaki onun derviş oturaklı. O ve hatta o kimse direkt üstada bağlandı üstattan aldı alacağını. Onun hali değişti. Bakın onun hali değişti. Yaşadık bunları hep. Birisi vardı Şeyh Efendi’yi dinlerdi.

Öbürkü dinlemezdi. İkisi de zakir. Birisi çok biliyor kendince. Şeyh Efendi anlatır Allâh rahmet eylesin. O onu dinlemez. Ondan sonra öbürkü ne der? Ya ne adama bak ya der. O hal görüyor şunu oluyordu, bunu oluyordu. Bizde bir şey olmuyor. Ya sende olmaz. Neden? Sen dinlemiyorsun. Çok bilmiş gördüğünden dinlemiyorsun. İtaat etmiyorsun. Yap dediğini yapmıyorsun. O yüzden kemal ermiyorsun. Allâh bizi affetsin.


Dinlenilecek Dört Direk — Kur’ân, Sünnet, İmâmlar, Üstâd; Dinlemeyen Dervişin Densiz Eskiliği

O yüzden normalde dinlerse bir kimse dinlerse o zaman çabuk yol alır. O zaman neyi dinleyeceğimizi iyi bilelim. Neyi dinleyeceğiz? İmanı. İki, sünnet-i seni Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini. Üç, alimleri. İmam Azam, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Muhammed’i ne demişler? Dört, üstadını dinleyeceksin. Bu dört ana kaide olacak sende. Dört ana kaide olacak. Sen dini felsefeni, dini tavrını, tarzını dört direğin üzerine kuracaksın. Kur’ân, sünnet, imanların iştahı üstadın. Dinleyecek oldukları bunlar. Bunları dinlersen mükemmel. Yok. Heva hevesini dinlersen veyahut da heva hevesini kendisine yolda şerit et. Hevesini kendisine yoldaş edinenleri dinlersen perişan olursun. Allâh muhâfaza eylesin.

Kulak vermezse çocuk, ti ti diye manasız sözler söyler. Kendisine âlemin dilsizi yapar. Anadansa ırdoğan ise hiç dinlemediği için dilsiz olur. Nasıl dile gelsin? Çünkü söz söylemek için önce dinlemek gerekir. kulak vermezsen, sen dinlemezsen manasız sözler söylersin. Anlamsız sözler söylersin. Konuşulmayacak yerde konuşursun. Konuştuğunda bir işe yaramaz. Bizim Bayındır’ın tabiriyle dangolozluk yaparsın. Çünkü dinlemedin. Nerede ne konuşacağını bilmezsin. Kime nasıl konuşulacağını da bilmezsin. Kime nasıl konuşulacağını bilmediğin için dangoloz olur çıkarsın. Etrafa böyle kendi kendini etrafa güldüreceğim diye uğraşırsın. Etrafa yalakalık yapacağım diye uğraşırsın. Dinlemiyorsun çünkü. Dervişlerden de vardır öyle.

Derviş adabı, erkânı dinlemez. Kendince dervişlerin arasında boş lakırtı yapar. Vay sen şeyhe nasıl itaat edersin. Atla dese atlar mısın uçaktan. atlarız. Yok sana şeyh böyle yap dese yapar mısın. Densiz, terbiyesiz sözler. Hele bir de eskiyse artık o. Densizliği terbiyesizliğe eskiliği densizliğe terbiyesizliğe döndürür kimisi. Söylenmeyecek sözleri söyler. Konuşulmayacak mevzuları konuşur. Üstüne farz olmayana karışır. Neden? Kulak vermiyor çünkü. Dinlemiyor. Bir yolculuğa çıkarsın o eskidir, abidir, zakirdir, çavuştur. Ona böyle hürmet ederler. O etrafa densizlik yapacağım diye uğraşır. Bir de kendisini şeyhi çok sevdiğini söyler. Çok bağlı olduğunu söyler. Senin şeyhinin şeyhi sana Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey mi söyledi de şimdiki söylesin.

Kime söylemiş de sana söylesin. Senin şeyhim dediğin kimsenin şeyhi Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey mi dedi de sana. Sen şimdi böyle konuşuyorsun. Senin şeyhim olarak dediğin, intisap ettiğin kimse sana Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey mi söyledi? Bir şey mi emretti ki sen böyle densiz konuşuyorsun şimdi? Eskiliğin getirmiş olduğu densizlikler, edepsizlikler veya o şeyhi çok yakın ya, o şeyhi çok yakın olduğundan en densiz de o. O şeyhi çok yakın ya, en edepsiz de o. o edebi herkes onlardan öğreneceğine ondan edepsizlik öğrenecek. E seyahate çıkmışsın, oradaki dervişlere sen abilik öğretsene, abilik göstersene. Ne densiz densiz konuşuyorsun, ne edebi aşıyorsun. Ama yok. O böylece kendisini manevi cezaya tabi tutturuyor.

Böylece o onca yılın önce yıldır bir şey almadığını gösteriyor. Dinlemedi çünkü. Dinlemediği için langur lungur konuşuyor. Dinlemediği için densizlik yapıyor. Dinlemediği için terbiyesizlik yapıyor. Dinlemediği için edepsizlik yapıyor. Dinlemiyor çünkü. Bu dervişin en tehlikelisidir. Bakın dervişin en tehlikelisidir. Dinliyormuş gibi görünür, böyle durur önünde. At dersin, atmaz, tut dersin, tutmaz. Sus dersin, susmaz. Yürü dersin, yürümez. Dur dersin, durmaz. Ondan sonra da laf üretir. Etrafında on tane adam var, onlarla götürüyor dergahı. Senle mi götüreceğim? Densiz adam. Nerede ne konuştuğunu bilmiyorsun. Nerede ne söylenmesi gerektiğini bilmiyorsun. Bir dervişe nasıl nasihat edilmesi gerektiğini bilmiyorsun.

Kaç yıllık dervistsin? 20 yıllık dervistsin. 20 yıllık derviş oturduğu zaman, lök gibi oturmalı. Demlenmiş sade kahve gibi olmalı o. 20 yıllık derviş dediğinde sahabe, 23 yıllık sahabelik yaptı. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri 23 yıllık peygamberliği vardı. 23 yıl. En başından Müslüman olan 23 yıl İslâm yaşadı. Hazreti Ebu Bekir efendimiz gibi. 23 yılın sonunda Hazreti Ebu Bekir oldu. 23 yılın sonunda Hazreti Osman oldu, Hazreti Ömer oldu. 23 yılın sonunda Hazreti Ali oldu. Yürüdükleri zaman dünya ahiret arkalarından yürüdü. Bakın dünya ahiret arkalarından yürüdükleri zaman, bakın dünya ahiret arkalarından yürüdü. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, Ali’nin döndüğü yer hak döner dedi.

Ali’nin döndüğü yere hak döner. Ali bir yere döndüyse, bir tarafa döndürdüyse kendini o haktır dedi. Hükmü. Hak o tarafa döner dedi. Ali oldu. 23 yılın sonunda. Yunus 18 yılın sonunda Yunus oldu. 18 yılın sonunda Yunus oldu. Dinledi. Dinledi. Dinleyince 18 yıl sonra Yunus oldu. Dinledi. 23 yıl sonra Ebu Bekir oldu, Ömer oldu, Osman oldu, Ali oldu. Bakıyorsunuz sahabeye birer deha olmuşlar. Dünün bedevisi, Dünün bedevisi 23 yıl sonra deha olmuş. Dünün okuması yazması olmayan 23 yıl sonra, 23 yıl sonra deha olmuş.


Ebû Zer-i Gifârî Kıssası — Çöl Eşkıyasından Ehl-i Kâmile 23 Yıllık Sülûk, Tek Kefen ve İbn-i Mes’ûd’un Cenâzesi Kıldırması

Dünün eşkıyası kim? Beni çok etkiler. Ebû Zerr Gifari. Dünün eşkıyası, Dünün eşkıyası, Hicaz bölgesinde, Hicaz bölgesinde ondan izinsiz, ondan izinsiz bir kervan geçmiyor. Bir kervan geçmiyor ondan izinsiz. Basıyor, çöküyor kervana. Dünün eşkıyası ve Müslüman olur olmaz ilk Mekke’de dini açıktan tebliğ eden Ebû Zerr Gifari’dir. Hazreti Ebu Bekir değil, Hazreti Ömer değil, Hazreti Osman değil. Dikkat edin. Hazreti Peygamberin, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri değil, bir böyle eksiklik olarak, bunu görmeyin. Bodozlamasına gidiyor. siyaset yok, strateji yok, hiçbir şey yok. Çıkıyor, Beytullah’ta müşriklere açıktan dini tebliğ ediyor. Dayada yiyor. Hazreti Hamza kurtarıyor. Diyor, bu kim biliyor musunuz?

Bu diyor. Gifar kabilesinden, vallahi bütün kervanlarınızı soyar sizin. Mal, dünya, insanların putu, ilahı hemen bırakıyorlar. Hemen bırakıyorlar. Hemen. Neden? Hemen bırakıyorlar. Hemen. Neden? Çökecek malların onların. Korkuyorlar. Dünya ellerinden gidecek diye. Durur mu Ebû Zerr Gifari? Yine diyor bekledim diyor, müşriklerin en kalabalık zamanı. Şimdi Araplarda adet Araplar gündüz gayriyle yapıyorlar. Sanki çok çalışmış gibi, on birde bir yatıyorlar, beşte kalkıyorlar. Tabii. Arapların hayatı böyle. Cenâb-ı Hak da onlara bahşetmiş. Yerin altından, yerin üstünden zenginlik vermiş ya. Sen istediğin kadar yırt kendini. Şimdi yeni bir maden bulmuşlar gene. Petrol bitecek, bunların zenginliği bitecek diye bekliyorlar.

Yok bitmeyecek. Yeni bir maden bulmuşlar. Dünya üzerinde o madenden hiçbir yerde yok. Allâh bereketlendiriyor, bahşediyor. Allâh’la kim yarışacak? Petrol bitecek, o maden başlayacak. Gene zengin orası. O yüzden Türkiye’nin muhakkak oralara gitmesi lazım. Üstü topraklarımız ya. Onlar yoksa gidip Amerika’ya yedirecek hedefsizler. O hedefsizler gidiyorlar Amerika’ya yediriyorlar. Ama onlar da bir şey yapmıyorlar. O hedefsizler gidiyorlar Amerika’ya yediriyorlar. Amerika’ya yedirecekler ne? İslam dünyası yesin bari hiç olmazsa. İnşallah. normalde onlar 11’de yatıyorlar, 5’te, 4’te, 5’te kalkıyorlar. Kalktıktan sonra Beytullah’a geliyorlar. Müşrik onlar. Onlar dinsiz değil. Müşrik. Onlar bak bekledim diyor.

Bakın Ebû Zerik, ifariye bakın ya. Çölde eşkıya. İnsanda biraz eşkıyalık olacak. Biraz kafası normalden farklı çalışacak. Onlar zaten düzeni değiştiriyorlar, dünyayı değiştiriyorlar. Biraz Mustafa’lık olacak yani. Onlar zaten düzeni değiştiriyorlar, dünyayı değiştiriyorlar.青 onları başlıyor. Üç tane bir araya geldi mi kıyamet kopuyor zaten. Bosna karışıyor. Ben gidiyorum bir tane var orada. Ben ikinci gidiyorum bir de üçüncü gelse Augustine’ye bir de savaş çıkar herkese. Biz çünkü Sibrenizka şehit annelerinin çiçeği yakamızda, Bosna bayrağı, atkısı boynumuzda, bir Sırp bölgesine öyle giriyoruz. Ha Mustafa abi? Sırplar böyle tersler bakıyor, boşnaklar böyle sevinçle bakıyor, mutlulukla. Diyorlar ki onlar ben öyle hissediyorum.

Bizim yapamadığımızı siz yapıyorsunuz diyorlar. Tabii. Benim geçen gün burada ben sohbete gidiyordum. Yoldan çevirdi grup belli. Böyle boşnak dedi. Şeyi gösteriyor benim, Sibrenizka çiçeğini gösteriyor. Dedim evet. Onlar şimdi boşnakça konuşuyorlar. Dedim mafi boşnakça. Ama dedim Bosna, ben dedim sabah sabah. Bosna ile beraberiz biz dedim. Ondan sonra malum dedim. Ondan sonra Şeyh Kazım dedim ben. Kaçıni, malum dedi hemen onlar. Tanıyorlar. Dedim sabah sabah benim arkadaşım o dedim ben. Nasıl böyle, ne mutlu oldular ama. O böyle benim yakamda Bosna çiçeğini görünce dedim ki ya. onlar böyle büyük bir onurla gururla, büyük bir aşkla, şevkle onlar taşıyacaklarına. Dedim ki şu hale bak ya. Taşıyanı görünce dedim seviniyorlar da kendileri taşımıyorlar.

Aynı bizim bu memleketin insanı da öyle. Biz de yapmamız gerekeni yapmıyoruz ki. İslam dünyasında var bu. Şimdi mevzuyu toparlayalım. o Ebzeri Gifari yürüyor ikinci günde yine tebliğ ediyor. Bakın hiçbir şey bilmiyor daha ama dinledi. Neyi dinledi? Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü. Bunu dinledi sadece arkadaşlar. Dinlediği buydu. Ne oldu Ebzeri Gifari? Bakın çölde eşkıya idi. Sonradan Allâh Resûlü’nün dostu oldu. Sonradan Allâh Resûlü dedi ki garip doğdu. Garip yaşar garip olarak ölür dedi o. Yalnız. Yalnız öldü. Ve bir Allâh dostunun cenazesini kıldırır dedi. İbn-i Mesud talebeleriyle hadîs okuyordu, ilim yapıyordu. Baktılar yolun kenarında tek başına kefenlenmiş birisi.

Başında da bir hizmetkar. Yolun kenarında. Onu öyle demiş. Ben öldüm de beni kefenle yolun kenarına kadar çıkar demiş. Beni kefenle yolun kenarına kadar çıkar. Oraya bırak beni sen demiş. Benim gelirler benim namazımı kıldırırlar demiş. O hizmetkarı da onu kefenlemiş. Yolun kenarına kadar götürmüş. Zayıf. Bir deri bir kemik. Tabiri caizse 50 kilo. 50 kiloyu bile yok. Böyle rüyanızda görseniz eğer o halini gösterirler siz size. Elmacık kemikleri çıkık, avutları çökük. Kemikleri görünüyor tabiri caizse. Öyle Ebû Zerr-i Gifari. Dünün zengini eşkıyası Gifar kabilesinin reisi. Kabileye gidip İslam olduğunda kabileye gidiyor bütün kabile İslam oluyor. Medîne’ye Hazret-i Peygamber’in hicret ettiğini duyunca dayanamıyor.

Kombra gidiyor. Medineliler korkuyorlar müşrikler bize baskına geldiler diye. Öyle kalabalık bir grupla İslam oluyor. Dinledi. 23 yıl Hz. Muhammed Mustafa’yı dinledi. Dinleyince ehli kamil oldu. Mürşid-i Kamil oldu. Allâh dostu velilerden oldu. Ashabım yıldızlar gibidir hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Müjdesine nail oldu. Dinle kardeş dinle. Nefsini dinleme. Heva hevesini dinleme. Şeytanı dinleme. Kulağını şeytana dayayanları dinleme. Kulağını nefsine dayayanları dinleme. Kulağını hevese dayayanları dinleme. Kimi dinle? Kulağını Kur’ân ve Sünnet’e dayayanları dinle. Kimi dinle? İlm-i ledünden konuşanları dinle. Kimi dinle? Hak ve hakikati sana tebliğ eden, nasihat edeni dinle. Nefsine düşenleri değil.

Kur’ân’ın tabiriyle gördün mü heva ve hevesini ilah edineni? Heva ve hevesini ilah edinenlerini dinleme. Allâh muhâfaza eylesin. Çünkü o dinlersen eğer bunları o heva ve hevesini ilah edineni, kemal’e ermemiş olanı, şeytanı dinleyenleri dinlersen manasız sözler söylersin. Onları dinlersen senin lakırtının ipisapa gelmez. Senin sözlerinin bir ölçüsü olmaz. Sen dengesiz konuşursun. Allâh muhâfaza eylesin. Dengeli konuşabilmek için önce dinlemek gerekir.


Yûnus 10/42-44 — Sağır/Kör/Mühürlü Kalb ve «Allâh Zulmetmez, İnsan Kendine Zulmeder»

Düzgün konuşabilmen için önce dinlemen gerekir. Dinlemezsen düzgün de konuşamazsın. Allâh muhâfaza eylesin. Yunus âyet 42. Onlardan bir kısmı seni dinler. Hiç sen sağırlara işittirebilir misin? Hele sağırlıklarının yanında. Bir de akıllarını kullanmazlarsa. Kimisi dinler ama uygulamadığından dolayı sağır hükmündedir. O dinlediğini yerine getirmez. Allâh muhâfaza eylesin. 43. âyet. Onlardan bir kısmı da sana bakıp dururlar. Hiç sen körlere doğru yolu gösterebilir misin? O bakıyor ama manevi kör. O manevi köre, o görmek istemeyene sen doğru yolu gösterebilir misin? Hakikati duymak istemeyen, hakikati dinlemek istemeyene sen hakikati dinletebilir misin? başka bir âyet-i kerimede onlardır. Onlarda göz vardır ama körlerdir, kulak vardır ama duymazlar. işitmezler var ya.

Onun gibi bu âyet-i kerimede. Allâh muhâfaza eylesin. Hele körlüklerin yanında bir de basiretsiz olurlarsa. hem kör, hakikati görmüyor hem de basiretsiz. Hakikati anlamıyor. Basireti yok. Kulağı sağır. Onları dinlemen, onları senin bir şey anlatman mümkün değil. Onlar çünkü kendi kendilerini bataklığa çekmişler. Kendi kendini kulağını sağır etmiş. Kendi kendini gözünü perdelemiş. Gözünü kör etmiş. Ve kendi kendini sonunda ne yapmış? Kalbini mühürlemiş. 44. âyet. Allâh insanlar asla zulmetmez. Fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler. Allâh kimseye kör yaratmaz manevi olarak. Allâh kimseye manevi olarak sağır yaratmaz. Allâh kimseye manevi olarak basiretsiz yaratmaz. Kullar kendi yaptıklarıyla kendilerini sağır, kör ve kalbi çalışmayan mühürlenmiş basiretsiz yaparlar.

Kendi kendine zulmederler. Kendi kendine. Herkes kendi kendine zulmeder. Allâh muhâfaza eylesin. Çünkü Allâh hiç kimseye bu manada zulmetmez. Zulmetmez. Başka bir âyet-i kerîme. Allâh kullarına zulmetmez der. Başka bir âyet-i kerîme de direkt söyler. Allâh kullarına zulmetmez. O zaman o insanlar kendi yaptıklarıyla, kendi işledikleriyle, kendi söyledikleriyle kendi kendilerine zulmetmiş olurlar. Sözün başında dedik ya, kimseye kızma. Senin önünde senin yaptıkların var. Senin önünde senin yaptıkların var. Bazen bana soruyorlar, bunları üzülmüyor musunuz? Hayır diyorum ben. Neden? onlar kendi yaptıklarını yaşıyorlar. Sen ne yaptıysan onu yaşıyorsun. Çocuklarına adaletsiz davranmışsın. Çocuklar senin yüzüne bakmıyor şimdi.

Neden? Adaletsiz davrandın. Çocuğun neden yüzüne bakmadığını sen kendine bak. Kimse bana, biri söyle dedi bana. Dervişlerden, arkadaşlarının hiçbirisi bana selam vermiyor dedi. Kendine bak dedim. Ben öyle deyince durdum. Sen dedim, ona sert konuş. Buna sert konuş. Ona tepeden konuş. Ona bağır çağır. Ona hakaret et. Nereye kadar tövler edecek herkes seni? Akşam ekmeği. Sen ne mi geliyorsun milletin? Ne olacak? Senden uzak duruyor. Neden? Dili in sivri. Neden? Dili nakaret ediyor insanlara. Neden?


Kur’ân’ı «Muhammed Mustafâ Okuyor» Tefekkürüyle Dinleme — Kur’ân-Peygamber Ayrılmazlığı ve Kapanış

Ahlakın düzgün değil. İnsanlara tepeden davranıyor. Ya şöyle dedim. Daha söyleyeyim mi? Söyle dedi. Cimrisin dedim. Dervişlerin dediği manevi hususiyettedir. Bakın bunu hiçbir zaman unutmayın. Dervişlerin bir manevi frekansı vardır. Dervişler tepeden konuşan, tepeden konuşan, kaba konuşan, dangolozluk yapan, diline sahip çıkmayan, olur olmaz insanları krampatan, döken, dervişlerin parasına, malına, varlığına göz diken ve cimri. Dervişler o kimseleri sevmezler. Bu frekansa ayarıdır. Bu frekansa ayarıdır. Kimseye kabahat bulma. Dervişler bizi dinlemiyorlar. Dinlemez kardeş seni. Neden? Sen tepeden konuşuyorsun, sert konuşuyorsun. Sen tevazulu konuşmuyorsun. Ben onların hatalarını söyledim diye benimle konuşmuyorlar.

Değil. Nasihat ederken dahi nasihatçıda olması gereken özellikler var. Sen ince naif söyle. Öyle nasihat et. Öyle değil tabi. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden herkes kendi yaptığında mesul ve kendi yaptığını, kendi işlediğini görür önünde. Allâh muhâfaza eylesin. Her söz, bunu unutmayın hiçbir zaman. Her söz dinleyici için söylenmiştir. Ortada bir söz var ise. Eğer dinlemiyorsa bir kimse sözün kabahati yoktur. O sözü söyleyenin de kabahati yoktur. Dinlemedi kendisi. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sözlerin en güzeli, en hakikati, en ulvisi, en yükseği Kur’ân’dır. Kur’ân da, Kur’ân da yaratılmış olan mahlukatın ahsen-i takvim üzerine en yüksek olan, en yüksek yaratılmış olan insana’dır. Kur’ân Allâh’ın kelamıdır, en yüksek sözdür.

En yüksek söz kime söylenmiştir? Eşref-i mahlukat olarak yaratılan, meleklerden de üstün olan insana söylenmiştir. O zaman birinci derecede dinlenilecek olan söz Kur’ân’dır. Kime oku emri verildi? Allâh Resulüne. O zaman her Kur’ân dinleyen gerçekte Muhammed Mustafa’nın okuduğu Kur’ân’ı dinlemiş olur. Dikkat edin. Çünkü âyet-i kerimeleri ilk okuyan kim? Hz. Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem. O yüzden Kur’ân o manada Hz. Muhammed Mustafa’yı okumuştur. Hafız filancadır, Kur’ân okuyan filancadır. Sen onu öyle düşünme. Sen onu rabot ederken, tefekkür ederken de ki Hz. Muhammed Mustafa okuyor de. O okuyor de. Öyle tefekkür et. Kur’ân’ı öyle dinle. Eğer Kur’ân’ı okuyan Muhammed Mustafa diye, Muhammed Mustafa diye tefekkür eden, öyle edeble, öyle erkân ile, öyle saygılı bir şekilde can kulayı ile dinlersen, manası kalbine gelir.

Anladınız mı? Kur’ân-ı Kerîm okunurken eğer ki okuyan Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem diye, tefekkür eder, öyle rabot eder, büyük bir edep ile, büyük bir saygı ile, can kulayı ile dinlerseniz manası kalbinize gelir. Bu Kur’ân’ın mucizesi, Kur’ân’ın kerametidir. İyi dinleyene kendisini açar. İyi dinleyene, can kulayı ile dinleyene kendisini açar. O mana senin kalbine gelir. Bakın o mana senin kalbine gelir. Kalbinde onun zevki, onun neşesi, onun hazzı, onun lütfu, onun mucizesi yaşanır. Ve kalbini ihata eder, nurlandırır, vasiret gözün açılır. Vasiret gözün açılır. Kur’ân’ı dinlerken öyle dinle. Bir mürşidi dinlerken öyle dinle. Öyle dinle. Kalbine aksın senin. Can kulayı ile dinle.

O çünkü konuşan Kur’ân’dır. Öyle dinle. Hz. Muhammed Mustafa hem konuşan hem tefsir edendir. Kur’ân’dır başlı başına Hz. Muhammed Mustafa. Kur’ân’dır. Kur’ân’la Hz. Muhammed Mustafa’yı ayrıştırmak, ayırmak mümkün değildir. O yüzden bu fakir der ki bütün hadislerine iman ettik, kabul ettik. Hepsi de sahihtir deriz. Sebep o çünkü Kur’ân’ın yaşanmış, Kur’ân’ın şekle şemale bürülmüş halidir. Allâh şefaatin üzerimizden eksik eylemesin. Geceniz hayır olsun. el-Fâtiha.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 1622-1625. Beyitler — «Sen Kulaksın O Dildir»: Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter 1620-1635 beyitler; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/298-305; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 2/455-462; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi 1/400-412; Âbidîn Pâşâ, Mesnevî Şerhi 1/88-95; Rûsûhî İsmâil Efendi Şerhi; Sarı Abdullâh Efendi, Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî; Mehmed Es’ad Dede, Mesnevî Okumaları; Jalâl al-Dîn, transl. Reynold A. Nicholson, The Mathnawi I/1620-1635 (commentary vol. VII/267-275).
  • Ansıtû — «Kur’ân Okunurken Kulak Verin» Farzı: A’râf 7/204 («ve izâ kuri’a’l-Kur’ânu fe’stemi‘û lehu ve ansıtû le‘allekum turhamûn»); Taberî, Câmiu’l-Beyân 9/147-153; Kurtubî 7/355-359; Râzî, Mefâtihu’l-Gayb 15/93-96; İbn Kesîr 2/283; «ansıtû» – dikkat ve sesizlik delili; Hanefî fıkhında hutbe dinleme farziyeti — Kâsânî, Bedâ’iu’s-Sanâ’i’ 1/263; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr 2/160; Şâfi’î mezhebi — Nevevî, el-Mecmûu’ 4/521.
  • Ahkâf 46/29-32 — Cinler Topluluğunun Kur’ân Dinlemesi: «ve iz sarefnâ ileyke neferen mine’l-cinni yestemi‘ûne’l-Kur’ân» — Ahkâf 46/29-32; Cin 72/1-15 (paralel — «in semı’nâ Kur’ânen ‘acebâ»); Taberî 26/30-40; Kurtubî 16/212; İbn Kesîr 4/160; Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 32 (Nahle vadisinde cinlerin din-lemesi); İbn Sa’d, Tabakât 1/229; «ey kavmî ecîbû dâ’iye’llâh» — Ahkâf 46/31 (cin daveti); tasavvufî yorum — Ibn Arabî, Futûhat 2/250 (cin-in mizanı); Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl, fasıl fi’l-Cin.
  • Cuma Hutbesinin Emevîler Döneminde Yer Değişimi — Ehl-i Beyt Aleyhinde Hutbe: Mu’âviye b. Ebî Süfyân döneminde Ehl-i Beyt aleyhinde hutbe — İbn Hacer, el-İsâbe 1/170; Taberî, Târihü’r-Rûsul ve’l-Mülûk 4/188; İbn Kesîr, Bidâye ve’n-Nihâye 8/259-262; Ümer b. Abdülaziz hutbeyi körük-leme uygulamasını kaldırdı — Ebû N’uaym, Hilye 5/257; Hâkim, Müstedrek; «en-nebiyyu kâle kable’s-salâti» (Bayram ve Cuma hutbesinin namazdan sonra olması as-lı) — Buhârî, Cuma 30; Müslim, Cuma 29; İbn Hibbân; tasvirleri — Seyyid Kutub, Me’alim; Ahmed Emîn, Yev-mu’l-İslâm; Ahmet Yaşar Ocak, İslâm’ın Ayak Sesleri.
  • Beyhakî: «Dört Sınıftan Biri Ol» Hadîsi: «el-‘âlim, el-mute‘allim, el-müste-mi‘, el-mühib-bu lehum; ve lâ tekun hâmisâ fe-tehlik» — Beyhakî, Şu’abu’l-İmân 2/289 (no. 1836); Taberânî, el-Mu’-cemu’l-Kebîr 10/221; Deylemî, Müsnedu’l-Firdevs; İbn ‘Ab-di’l-Berr, Câmi’u Beyâni’l-‘İlm ve Fadlihî 1/115; Zümer 39/9 («hel yestevî’llezîne ya’lemûne ve’llezîne lâ ya’lemûn»); «el-‘ulemâ’u veresetü’l-enbiyâ’i» — Ebû Dâvûd, İlm 1; Gazzâlî, İhyâ 1 Kitâbu’l-‘İlm; Osman Nuri Topbaş, İlim-Amel, Seyr-i Sülûk.
  • Çocuğun Tedricî Beslenmesi: Süt, Ekmek, Et — Mesnevî Mecâzı: Mevlânâ, Mesnevî 5. Defter 1650-1700 (müridin tedrîcî gıdalanması); 3. Defter 50-80 (emzirme-süt); Bakara 2/233 («ve’l-vâlidâtu yurdı’ne evlâdehunne havleyni kâmileyn»); Ah-kâf 46/15 («sü-sla-siyye ve fis-âluhû»); «emzirme 2 sene, kesim 30 ay» tefsiri; «kundakta konuşan İsâ aleyhisselâm» — Meryem 19/27-33 («innî ‘abdü’llâhi âtâniye’l-kitâb»); Âl-i İmrân 3/46; Mâide 5/110; Hz. Yahyâ ve Süleymân’ın çocukluk hik-m-etleri — Meryem 19/12, Enbiyâ 21/79; Taberî, Tefsîr; İbn Kesîr, Kısasu’l-Enbiyâ.
  • Anne Karnında Terbiye — Prenatal Tesir: Lokmân 31/14 («hamelethu ümmehû vehnen ‘alâ vehnin»); Ahkâf 46/15; Gazzâlî, İhyâ 3 (Riyâdatu’s-Sıbyân ve Âdâbu’l-Cimâ’); Ömer b. el-Hattâb’ın hamileliğe iş-tirâkı — İbn Ebi’d-Dünyâ, el-İyâl; İslâm prenatal psikoloji — Osman Nuri Topbaş, İslâm’da Âile Terbiyesi 1/35-48; Mehmed Zâhid Kotku, Tasavvufî Ahlâk 4/112 (hamileliğe takvâ); «nûh’un oğlu Kânân» — Hûd 11/42-47 (peygamber çocuğunun küf-rü); «Lût’un eşi» — Tahrîm 66/10; Nûh’un eşi — Tahrîm 66/10.
  • «Her Şey Aksi Sedâdır» — Mevlânâ Mecâzı ve Kur’ânî Temel: «ve mâ useb-beku-m min mu-sîbetin fe-bimâ kes-ebet eydîkum» — Şûrâ 42/30; «il-lez-îne sebbe-rû ‘alâ nefsihim lâ-sebberte ‘aleyhim» — Mesnevî 3/1300 («her bâbdâ karşısında aksi var»); Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh, fasıl fi’l-irâdet-i’l-insân; Ibn Atâullâh, Hikem no. 129 («Kaderlerin sürp-riz-leri sen-in aynandır»); Sarı Abdullâh, Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî; Cl-ement Huart, Les Saints des Derviches Tourneurs; Nurettin Topçu, Ahlâk (ira-den-in aksi kaidesi).
  • Modern Fitne: Telefon, Cola, YouTuber: Ebû Dâvûd, Edeb 142 («men teşebbehe bi kavmin fe-hüve minhum» — «bir kavme benzeyen onlardandır»); A’râf 7/31 («ve lâ tusrifû»); Ömer Nasûhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli (televizyon/medya ikazı); Mahmud Es’ad Coşan, Tasavvuf ve Aile; Necip Fazıl Kıs-akürek, Çöle İnen Nur (modern zama-nın fitne tasviri); Hayreddin Karaman, Günlük Hayatımızda Helaller ve Haramlar; Süleyman Ateş ve Ekrem Sağıroğlu tahlilleri (reklâm istî-lâsı); Muhammed Kutub, Modern Câhiliyye.
  • Arkadaş Seçimi — «Kimi Dinlersen O Olursun»: «el-mer’u ‘alâ dîni halîlihî fe’l-yan-zu-r ahadukum men yuhâlil» — Ebû Dâvûd, Edeb 19; Tirmizî, Zühd 45; Ahmed, Müsned 2/303; Furkân 25/28 («hâl-i falen ve leyteni lem ettehiz fülânen halîlâ»); Zuhrûf 43/67 (kıyam-et gününde şâlar düşmân olur); «miske ve demircinin kö-rüğü» tem-siline — Buhârî, Büyû’ 38; Müslim, Birr 146; Luk-mân 31/15 («ve’ttebi’ sebîle men enâbe ileyye»); Gazzâlî, İhyâ 2 (Âdâbu’s-Sohbet ve’l-Uhuvvet); Üftâde, Dîvân («sohbet-i ehl-i salâh» manzumesi).
  • Dört Direk: Kur’ân, Sünnet, İmâmlar, Üstâd: «hadeseküm fî kitâbı’llâhi ve sünneti rasûlihî» — Mâlik, Muvatta’, Kader 3; Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ekber; Şâfi’î, er-Risâle; İmam Mâlik, el-Muvatta’; Ahmed b. Hanbel, Müsned mukaddimesi; İc-mâ-’-ın delili — İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 13/20; Mü-rşid-üstâdın zarureti — Necm-üddîn Kübrâ, Usûlü’l-Aşere rüknü’l-inâbet; Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’s-sohbet; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/301 (üstad zorunluluğu); Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîru’l-Kulûb.
  • Ebû Zer-i Gifârî Kıssası — Eşkıyadan Zâhide: İbn Hişâm, es-Sîre 1/225 (Ebû Zer’in İslâmı); Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 33; Müslim, Fedâ’ilu’s-Sahâbe 132; Ahmed, Müsned 5/174; ölümünün Rebeze’de olması — Buhârî, Zekât 4; Müslim, Zekât 34 (İbn Mes’ûd’un cenâze kıldırması); Ebû Nu’aym, Hilye 1/156-173; İbn Sa’d, Tabakât 4/219-236; Zehebî, Siyer-i A’lâmi’n-Nubelâ 2/46-79; «ashâbî ke’n-nücûm» — Beyhakî, el-Medhal no. 152; garîb yaşfı ve öldüğü — Muhyiddîn en-Nevevîdî, Teh-zibu’l-Esmâ’; Ömer Faruk Harman, Ebû Zerr (DİA).
  • Yûnus 10/42-44 — Sağır, Kör, Mühürlü Kalb ve «Allâh Zulmetmez»: «ve minhum men yestemi‘ûne ileyke, e-fe-ente tusmi‘u’s-summe… ve minhum men yanzuru ileyke efe-ente teh-dî’l-umye… inne’llâhe lâ yezli-mu’n-nâse şey’en velâkinne’n-nâse enfusehum yezli-mûn» — Yûnus 10/42-44; Taberî 11/146; Kurtubî 8/345; Râzî 17/96; İbn Kesîr 2/440; paralel — Bakara 2/7 («hateme’llâhu ‘alâ kulûbihim»); Rûm 30/59; Münâfikûn 63/3; «Allah zulmetmez» — Bakara 2/57; Âl-i İmrân 3/117, 182; Nisâ 4/40, 49; En’âm 6/131; Yûnus 10/44; Hûd 11/101; Kehf 18/49; Enbiyâ 21/47; Tevbe 9/70.
  • Kur’ân-Peygamber Ayrılmazlığı — «Kur’ân’ı Peygamber Okuyor» Tefekkürü: «ve enzelnâ ileyke’z-zikra li-tubeyyine li’n-nâsi mâ nuzzile ileyhim» — Nahl 16/44; «ve innake letuhdî ilâ sırâtın müs-tekîm» — Şûrâ 42/52; Aişe-i Sıddîka: «Kâne hu-luku-hû’l-Kur’ân» («Ahlâkı Kur’an’dı») — Müslim, Müsâfirîn 139; Ahmed, Müsned 6/91; «mâ nakaltu ev tavahheytu illâ ileyye minhu» — Necm 53/3-4 («vâ-ma yantıku ‘ani’l-hevâ»); Ibn Kayyim, İ’lâmu’l-Muvakkı‘în 2/185; Şâtıbî, el-Muvâfakât 4/234 (Sünnet-Kur’an ayrılmaz); İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/266; İsmail Hâkkı Bursavî, Rûhu’l-Beyân 1. mukaddime.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Nefs, Ruh, Sülûk, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı